Transcription
Allah Türkçe biliyorsa ibadetleri neden Arapça yapmak zorundayım?
Konuya başlamadan önce bir tane kelime var, Abdullah. Bu kelimeyi çok iyi bilmemiz lazım. Şeair diye bir kelime var. Şeair demek; sembol demek abi. Ne demek abi Şeair? Sembol demek. Bak şimdi! Sembolün ciddi bir özelliği var. Mesela Ali abi, Apple'ın sembolünü düşün. Bir tane ısırılmış elma. Öyle değil mi? Bir gün gitsen desen ki: Ya abi! Ha elma ısırmışsın ha armut! Şunu değiştir, armut yap desen, olur mu? Olmaz. Bak, milyar dolar versen yine olmaz. Neden? Çünkü o ısırılmış elmanın içinde yüklü ne kadar anlam ve mana var. Doğru mu abi? İnsan onunla, onlar onunla. Bilgisayarlarını satabiliyorlar, doğru mu? Telefonlarını satabiliyorlar. Avrupa'da telefonlarının yeni bir nesili çıktığında abi, Apple'ın, insanlar ilk alabilmek için sıraya giriyor. Bunu neyle yapıyor, Seydi abi? Bir sembolle yani şeair dediğimiz sembol ile yapıyor. Ya da abi, BMW'yi düşünelim. Gitsek desek ki: ha böyle pervane yapmışsın ha şöyle pervane yapmışsın. Ne farkı var desek, asla milyar dolar versen değiştiremezsin. Neden? Çünkü o basit gibi görünen sembole binlerce mana yüklenmiş, milyonlarca araba üretilmiş, başka motor teknolojileri üretilmiş ve bunun üzerinden devamlı ve sürekli kazanılan bir para devamınlı devam eden bir sanayi mevcut. Doğru mu? Demek ki bizim sembol dediğimiz olay, basit bir olay mı Fatih? Basit bir olay değil. Aynen öyle de şeair-i islamiye denen, içine inanılmaz manalar yüklenen İslam'ın sembolleri vardır. Namazın 5 vakit oluşu gibi, ezanın Arapça oluşu gibi. Şeair ne demek, Fatih abi? Bir daha alayım. Sembol. Sembol basit bir şey mi, kardeşim? Değil. Neden? İçine çok fazla mana yüklenmiştir. Eğer sembol basit bir şey olsaydı, bir bayrak uğruna Çanakkale'yi kurtuluşu yapmazdık zaten. Demek ki bir bayrak dediğin olayın içinde akıl almaz derecede manalar yüklü ki bir sembol bu kadar kıymetli olabiliyor. Doğru mu abi? Ve konuya giriyorum. Ben soruyu tekrar sorayım. Umut, soru neydi? Allah Türkçe biliyor, ibadetleri neden Arapça yapıyoruz? Şeair-i islamiye, şeair ne demek? Sembol demek. İslam'ın sembolünü söyler misin? İki tane örnek: Namaz, ezanın Arapça olması. Oturuyor değil mi? Problem yok. Şeair-i islamiyeyi bozmaya teşebbüs edenlerin, ne yapmaya Fatih abi? Bozmaya. Bak çok ilginç! Türkçe namaz kıldıranlar gelecek aklınıza. Türkçe ezan okunan dönemler gelecek aklınıza. Bozmaya teşebbüs edenlerin senetleri ve hüccetleri yani gösterdiği bir delil var abi; yine her fena şeylerde olduğu gibi ecnebilerin körü körüne taklitçilik yüzünden ileri geliyor ve şöyle diyorlar: Londra'da iman eder. Başrolümüzde bir insan var abi. Bu insan nerede iman ediyor Fatih? Londra'da iman eden bir mü'min. Londra'da iman eden ve ecnebilerden imana gelenler memleketlerinde ezan ve kamet gibi çok şeyleri kendi insanlarında tercüme ediyorlar. Bu bilgi doğrudur, değil mi Fatih? Orada hangi dili kullanıyorsa ezanı, kameti kendi diliyle kullanabiliyor, doğru mu? Biz kullanabiliyor muyuz Türkçe? Kullanamıyoruz. Zaten sorun burada. Değil mi, Seydi abi? Allah Türkçe biliyor, ben Arapça okumak zorundayım. O kendi dilinde İngilizce okuyabiliyor. Anlaşılıyor, değil mi soru? Bak çok ilginç! Alem-i İslam onlara karşı susuyor, itiraz etmiyor. Demek bir cevaz-ı şerri var ki, onlara karşı sükut ediyorlar. Konuyu baştan alıyorum. Halis, soruyu söyler misin? Biz neden ibadetleri Allah Türkçe biliyorsa, Arapça yapıyoruz? Peki Londra'da yaşayan bir insan, kendi diliyle yapsa kabul müdür? Kabuldür. Onda problem yok. Bizde problem var mı? Bizde problem var. İşte bazı aklı almazlar bunu kullanarak Turgay abi ne yapıyor, biliyor musun? Ya canım siz de namazınızı Türkçe kılın! Ya ne olacak anlamadığım şeyi mi getireyim? Siz de kametinizin Türkçe getirin, diyor. Siz de ezanınızı Türkçe okuyun diye yıllarca dayatıldı bu millete, yıllarca. Olayında ne çıkıyor? Batının verilen ruhsatları çıkıyor. Olaya bak! İki tane kavramı iyi bileceğiz. Ecnebi diyarına lisan-ı şeriatta dar-ı harp denilir. Londra'ya ne deniyor, Turgay abi? Dar-ı harp. Dar-ı harp'te çok şeylere cevaz verilebilirken, bizim yaşadığımız diyar-ı İslam'da buna cevaz yoktur. Konuyu bir daha alalım. Soru neydi Fatih abi? Allah Türkçe biliyor, ben niye ibadeti Arapça yapmak zorundayım? Londra'daki biri kendi dili ile yapabilir mi, Fatih abi? Çünkü orası dar-ı harp. Peki biz kendi dilimizle yapabilir miyiz? Arapça mı yapmak zorundayız? Sebebi, burası neydi? Dar'ul İslam. Diyar-ı İslam'dı. Doğru mu abi? Şimdi dar-ı harp'te bir insan yaşasa, alimler buna cevaz veriyor. İçtihad vermişler. Cuma namazını bile kılmamak ruhsatları veren alim var. Anladın mı abi? Biz de üç kere üst üste Cuma'yı kaçırdığında ruhun problem yaşıyor. Şimdi bu fark neden diyor yani. E sen de Türkçe yapsaydın problem olmaz mıydı, diyor. Ve konu devam ediyor. Bu arada ders çok ağır bir ders olacak. Hakkınızı helal edin. An'ane-i İslamiye yani İslam'ın ritüelleri. Ne gibi? Oruç gibi, zekat gibi, namaz gibi. Doğru mu Gökhan? An'ane-i İslamiye ve İslami tarih ve umum şeairi İslamiye. Ne demekti? İslami semboller. Ve umum erkan-ı İslamiyet'e ait muhaberatı ehl-i İslam, o kelimat-ı mukaddesenin, bizim Arapça söylediğimiz kelimelerin, mücmel meallerini geçici olarak mütemadiyen ehli imana telkin ediyorlar. Hatta şu memleketin camisi ve medresesi, başka makberistanın mezar taşları dahi. Bunlar hep bizim sembol mü abi? Peki her gördüğümüzde bir cami görünce, İslam'ı hatırlıyor muyuz? Ben hatırlıyorum. Bir mezar taşı gördüğümüzde 'Her nefis ölümü tadacaktır' hatırlıyoruz değil mi abi? Peki Londra'dakinin bu şansı var mı? Yok. Çok güzel. Bak! Mezar taşları dahi birer telkin edici birer muallim hükmündedir ki, o mukaddes manaları ehli imana irşad ediyor. Bak abi! Baştan alayım. Biz bir mezar taşı gördüğümüzde İslam'ı hatırlayabiliyoruz. Sebebi? Burası Diyar-ı İslam. Doğru mu, Aşık? Biz yolda gittiğimizde farklı bir dayı görmek ihtimalimiz çok yüksek. Birden camiden çıkan takkeli abilerimizi, sarıklı cübbeli gençler, gelin bir koku süreyim diye. Bizim görme ihtimalimiz çok yüksek. Yani biz diyar-ı İslam'da yaşadığımızdan dolayı Allah'ı hatırlatacak çok fazla şeair mevcuttur bizde. Ama Londra, dar-ı harp miydi, Londra? Londra dar-ı harp olduğundan onlarda Furkan, böyle bir şey yaşama ihtimali mevcut değil. Bu da onlarla bizim aramızdaki ciddi büyük bir farkı oluşturuyor. Bu işin en üzücü kısmı nedir? Ecdadımızın o mezar taşını okuyacak dili, bizden almalarıdır. Doğru, değil mi? Okuyabiliyor musunuz? Fatih Sultan'ın, Abdülhamid'in mektubunu okuyabiliyor musunuz? Üzücü değil mi? Ecdanın mektubunu sana beyanlarını, bir güvercin kanadında yetiştirdiği o haberleri okuyamamak üzücü değil mi Sinan abi? Ah be abim! Hem de nasıl üzücü biliyor musun? Belki şu okunan cümleler bile zor anlaşılıyor. Halbuki bu cümleler tam Kur'an'ı tasvir edebilen kelimelerle donatılmış cümleler. Devam ediyorum. Ama çok ağır gelecek, lütfen kalplerinizi hazırlayın. Bir itirazı olan Risale-i Nur'u açıp, Bediüzzaman'a buyursun. Çünkü olaylar çok ağırlaşacak. Acaba kendine müslüman diyen bir adam, diyor musun? Diyor musun, Gökhan? Soruyorum abi. Bugün beraber ders işleyelim. Öz kardeşiz abi. Müsade edin sorayım. Diyor musun, birader? Elhamdülillah. Elhamdülillah diyorsun. Diyor musun müslüman? Çok güzel. Bir çaba var yani. Diyor musun, müslüman? Diyoruz. Acaba kendine müslüman diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için bir günde 50 kelime frengi, Batı, lügatından taalluk ettiği halde. Bir adam müslümanım diyor ve Batı'nın lügatından çok fazla talûmu var. Yes ne demek? Evet demek. Car ne demek? Araba demek. Pencil ne demek? Kalem demek. Doğru mu? Türkçe biliyorsun değil mi? Demek ki biz Batı'nın lisanına nasılız? Çok ciddi hakimiz. Daha başka kelime saysak, onlar da çıkacak. Acaba kendine müslüman diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için, bir İngilizce ya, bir günde 50 kelime frengi lügatından taallüm ettiği halde, 50 senede ve her günde 50 defa tekrar ettiği, 3-4 milyon tekrar ediyor, 60 yaşına kadar. Sübhanallah! Kardeşim! İsim neydi? Turan. Turan'ım Sübhanallah ne demek? Pencil'i biliyorsun ama değil mi! Problemi görüyor musun abiciğim? Acı değil mi? Çok güzel. Allah razı olsun. Acı değil mi? Batı'nın kelimelerini bildik mi? Bildik. Bak Turgay abi! Köşeden soruyorsam soruyor, de ki: Mehmet adam sıkıştırıyorsun, yapma. 60 yaşına kadar yaşayan bir adamın günde 30 küsür defa söylerse, 3 milyon 613 bin 500 defa söylediği bir kelimeyi sordum. Ayıp mı? Ayıp bir şey mi soruyorum abi? Elhamdülillah ne demek? Değil, yanlış. Çok güzel. Buyur abi! Ne kadar hamd ve sena varsa bütün hepsi bana değil, Allah'a aittir. Çağ'da okuyorsun, özel üniversite İngilizcen daha iyi, değil mi? Bak bir problem var, görüyor musun? Bu problemden rahatsız olmuyorsan, kalbinde problem var ama. Acaba kendine müslüman diyen bir adam, dünyanın bir menfaati için bir günde 50 kelime frengi lügatından taallüm ettiği halde, 50 senede ve her günde 50 defa tekrar ettiği, Sübhanallah ve Elhamdülillah ve La ilahe illallah ve Allah-u Ekber gibi mukaddes kelimeleri öğrenmezse, 50 defa hayvandan daha aşağı düşmez mi? Abi, bak bir problem var. Kelimeler ağır. Neden alınmıyoruz üstümüze. Böyle hayvanlar için, özür diliyorum, cümle bana ait değil Sinan abi. Bir itirazımız varsa, buyrun Bediüzzaman Hazretlerinin kitaplarına itirazınızı sunun. Ben nakliyeciyim abi ama ben kelimeleri üstüme alıyorum. Böyle hayvanlar için, ağır, bu kelimat-ı mukaddese tercüme ve tahrip edilmez. Hani diyorlar ya: Ay Türkçe olsun, ne olacak! Böyle hayvanlar için bu tercüme edilemez, diyor. Ve tehcir edilmezler. Onların tehcir ve tahir yani bozma arzusunda olanlar, bütün mezar taşlarını hak etmek yani kazmak, oymak, bu aşağılamaya karşı titreyen mezaristan'daki ehl-i kubuhun aleyhlerine döndürmek demektir. Şimdi bak abi! Çok önemli bir konuya gireceğim. Furkan hazır mısın? Şimdi bak, Furkan! Kelime dediğinin iki farklı varyasyonu var. Birinde kelimede lafız mana denilir. Yani bir karşılığı vardır. Mesela sefine, gemi demektir. Furkan anladın mı? Bunu istediğin kadar kaz başka bir karşılığı yok. Daha biri der ki, lakaytlık ne demek? O kadar. Buna ne deniliyor, Ömer? Lafız mana deniyor. Ne deniyor Furkan buna? Kaç tane karşılığı var. Bir tane. Furkancığım! Bir de terminolojik diye bir hadise var. Ders alınmadan Türkçe karşılığı imkansız demek. Mesela Rububiyetin Türkçesi terbiye edici demek. Halbuki benim saçımın uzayıp, saçımın uzamaması Rububiyettir. Benim beden elbisem buyken, kirpinin beden elbiseleri ve savunma mekanizmalarının o şekilde olması Rububiyettir. Benim midem böyle sindirirken bir solucanın, tırtılın, ceylanın midesinin farklı şekilde sindirmesi Rububiyettir. Furkan, ben sana saatlerce Rububiyeti anlatabilirken, nasıl bir kelimeye sığdırayım bunu? Buna terminolojik deniyor. Ben matematik öğretmeniyim Furkan. Sen de matematik aldın herhalde. Ben desem ki, fonksiyonun Türkçesini söyle. Dönüşüm demek. Sen de fonksiyonu hiç bilmeyen birisin. Versem bir tane problem çözebilir misin? Çözememe sebebin, fonksiyon kelimesi terminolojik ve ders alınmaya muhtaç bir kelimedir. Arapçada altmış bin kelimenin Türkçe karşılığı yok. Sen ne Türkçesinden bahsediyorsun! Ve bu kelimelerin içinde kaçının terminolojik olduğunu düşünün. Yani ne demek abi? Ders alınmadan mana, maksat ve gaye etrafında idrak edemeyeceğin kelimeler demek. Sefine gibi bir karşılığı değil, binler parametreye tatbik edilmiş kelimeler demek. Abiler! Şimdi sürekli akli ispatlar yaptık. Doğru mu? Dedik ki: Aklen bu uygundur, bu uygundur, bu uygundur. Bak şimdi! Akla hiç ihtiyaç yok. Ruhunuzun Arapça bildiğini ispatlayın. Lütfen gözlerinizi kapayın. Allah sizden razı olması için gözlerinizi kapayın ve şu cümleleri tefekkür edin. Bakalım bu cümleleri Türkçe dinleseniz, ruhunuz böyle zelzeleye gelebilir mi? Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. (1) Yâsîn. (2) Ve'l Kur'ân-i'l hakîm. (3) İnnâke lemine'l mürselîn. (4) Alâ sırâtın müstakîm. (5) Tenzîle'l azîzirrahîm. (6) Li tünzira kavmen mâ ünzira âbâühüm fehüm gâfiIûn. (7) Lekad hakka'l kavlü alâ ekserihim fehüm lâ yü'minûn. (8) İnnâ cealna fî a'nâkihim agIâlen fehiye ile'l ezkâni fehüm mukmehûn. (9) Ve cealna min beyni eydîhim sedden ve min haIfihim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yubsirûn. (10) Ve sevâün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn. (11) İnnemâ tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmâne bi'l ğayb fe beşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm. (12) İnnâ nahnu nuhyi'l mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve küIIe şey'in ahsaynâhü fî imâmin mübîn. Açar mısın ışıkları? Az önceki ispatlara bile gerek var mıydı acaba? Hangi çevrilmiş kelime şu Kelamullah'ın yerini tutup, karşılığını verebilir? Eğer o gönüller taşlaşmamışsa. Son cümle okuyacağım. Risale-i Nur'da yazan son cümleyi. Bu ders bizim için neden önemlidir? Arabi aslanı terk etmek, bu okuduklarımızı dinlediklerimizi terk ediyorsun, kendi diline uydurmaya çalışıyorsun. Eğer diyar-ı İslam'san. Dini terk ettirmektir. Şeair yani sembol niye önemli görüyor musun? Bunu terk etmek, dini terk etmek oluyor. Ben kardeşime bir soru daha sorayım, bitireyim. Sizin etrafınızda Şaban, Şaban diye bu espri yapanlar var ya; hangi mukaddes kelimelerle espri yapıyorlar? Bir gencin namaz kıldığını görünce hacı mı oldun, hocamı oldun diye densiz densiz konuşanlar hangi kelimelerle alay ediyor? Ya da şöyle sorayım: Kime külhanbeylik ediyor? Ya da şunu diyeyim: Neye zar attığının farkında mısın? Allah rızası için El-Fatiha.