📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Sık Sorulan Sorulara Cevaplar

EGEMEN ARMAN49:29

Transcription

Esler arkadaşlar,

Bugün şöyle bir potb gibi olacak, bir kokteyl gibi olacak. En çok sorduğunuz sorulara cevap vermeye çalışacağım. Bu sorular 35 civarında, yani en çok olanları seçmeye çalıştım ki bazı şeyleri tam yerine oturtun.

Bundan önce, gene ilk defa izleyenler için bir açıklamamız yapalım, klasik açıklamamız: Biz ateist değiliz, biz deist değiliz, biz agnostik değiliz, biz dindar Müslüman da değiliz. Biz Allah'a inanmayız ama Yaradana inanırız.

Hocam, ikisi aynı değil mi? Hayır, ikisi tamamıyla farklı. Zaten en büyük sır da bütün olay da burada yatmakta. Dinlerde geçen sorulara geçiyorum şimdi.

Dinlerde geçen bu yaratım, Allah, işte Adem'in yaratılması, Havva'nın yaratılması vesaire. Anakiler Allah mı? Şimdi bir de anakiler çıktı ya, en çok sorduğunuz sorular içerisinde.

Eğer şöyle bakacak olursanız, gerçekten de anakiler veya işte Enki, çünkü o yaptı bu işi. Enki neredeyse, neredeyse demeyelim, tam anlamıyla Allah pozisyonunda. Zaten Sümer metinleri 5000 yıllık, belki daha fazla ama 5000 yıllık olduğu söyleniyor. Bu dinler ise en fazla işte 2000 yıllık, 2500 yıllık tek tanrı dininden bahsediyoruz.

Ayetlerde bahsedilen şeylerin aynısını tabletlerde görmemiz zaten her şeyi değiştirdi. Ki bu tabletlerin %1'i açıklandı, gerisi açıklanmadı. O %1'i de manipülasyonlara tabii ki uğruyor. Onu yapan da kim? Tabii ki gene karanlık güçler.

Diğer tabletlerin saklanmasını da onlar istiyor. Çünkü o zaman kurdukları sistem, din sistemi, uluslar, kavimler, milliyetçilik, siyaset sistemi tamamen çökeceği için açıklamak istemiyorlar.

Peki, neden o tabletler bu kadar saklanıyor? Hem bizi kontrol etmek istiyorsa neden bu kadar saklanıyor? Çünkü bu tabletlerde, aynı dinlerde olduğu gibi, bir Enki'nin yazdırdıkları var, bir Enki'nin yazdıkları var, bir de daha sonra Marduk'un yazdıkları var. Karmakarışık, hepsi birbiriyle çelişiyor. Tıpkı dinlerdeki kitaplardaki olaylar gibi.

Enki'ciler çok fazla dedik. Enki, işte insanlığı yaratan bir baba gibi görünmeye başladı. Nin, kursakta anne gibi görünmeye başladı. Bunun sebebi de şu: Dinlerle olan bağlantısı anlatıyordu.

Şimdi, Enki işte dünya toprağından, kilden bir varlık yarattı, kendi DNA'sını da katarak ve bunu Nin Hurs rahmine koyarak orada yeni bir insan türü, yeni bir mes tür yarattı.

Peki, bu dinlerde nasıl geçiyor? Rab ya da Allah, topraktan, kilden bir balçıktan şekil verdi ve bir insanı yarattı. Şekil olarak sonra buna ruh üfledi ve insan böyle oluştu. Ve bütün meleklerin de secde etmesini emretti.

Bakın, aynı şeyi tabletler bu şekilde anlatıyor. Gene kil var, gene onlara bir can vermek var. Aynısı. O zaman Enki Allah oluyor.

Nuh olayı da çok net bir şekilde bütün dinlerde, hatta din demeyelim de, çok daha gerilerde bazı kavimlerde de bu Nuh tufanı hep anlatılıyor. Dinde nasıl anlatılıyor? İşte Allah, Nuh'a gemi yapmayı öğretti ve tüm canlılardan birer çift almasını emretti.

Peki, tabletler ne diyor? Enki, oğluna gemi planı verdi ve tüm canlılardan, hatta kendisi oraya koydu zaten tohumları. Tohumlar dediğimiz aslında DNA. Bu türler bunları yanına almasını ve bunları muhafaza etmesini söyledi şeklinde yazıyor.

Aynı şeyi anlatıyor. Bakın, o zaman gene Allah Enki olmuş oluyor dine göre.

Tabiat göre bakarsanız, gerçek de bu zaten. Tabii ki bu Enki denen varlık veya anakiler çok isimde, birçok şekilde dünya sahnesinde bulunmaktan önce Yahve olarak, sonra Yehova olarak, sonra Allah olarak. Çünkü "el" takısı kimin takısıdır? Enlil'in takısıdır.

El şeyini kullanan zaten Enlil. Bu şekilde dinlere nüfuz ettiler ve dinleri kurdular. Amaç neydi? Dünyayı bir karantina içerisine alıp, bir hapishane şekline döndürüp, bir ağıl gibi, bir ahır gibi, bir çitlerle çevirip, bizleri bir hayvan şeklinde, beslenecek varlıklar olarak yarattılar ve kolonize ettiler bizi.

Çünkü insan çok güçlüydü ve bu gücünden dolayı da kontrol edilmeliydi. DNA'ların parçalanması da bu yüzden gerçekleştirildi. Ruhları bastırmak için, yani bu gücünü siyaset sistemi ve uluslar, kavimler sistemi e getirildi.

Hatta Kur'an'da ne diyor buna? "Biz daha iyi anlaşasınız, birbirinizi tanıyasınız diye sizleri kavimlere ayırdık." Neden ayırıyorsun? Sen kavimlere zaten millet birbirini tanıyordu. Amaç tanısınlar diye değil, tam tersine birbirlerini tanımasınlar diye yapıldı.

Bu yüzden dinler kuruldu. Çünkü kendilerine göre bu hayvanların uyanmaması gerekiyordu. Hani maymunlar "Cehennem" filmde de görürsünüz, izleyenler varsa, orada da maymunların uyanmaması gerekiyordu. Ama bir tanesi uyandı, bütün insanlığı tehdit etmeye başladı.

İşte böyle olmasını istemedikleri için de din sistemi kuruldu. İnsanlık, bilim adamlarının dediği gibi 200.000 yıldır falan filan değildir. Hatta 10.000 yıldır normal hayatı geçirdi falan söyle. Bunların hepsi yalandır.

Bunları daha önce anlattık. İnsanlık neredeyse 11 milyon yıldır bu dünyada vardır. Başka yerlerde zaten vardı, hala var tabii. Onlar çok daha farklı. Bizim bize çok benziyorlar ama boy olarak ve tabii gelişmişlik olarak çok çok ileriden.

İşte ruhlarımız hatırlamasın diye dinleri kurarak bizleri güttü. Kan ritüelleriyle, kurban ritüelleriyle kendileri beslendi ve hala da kaostan ve kandan beslenmeye devam ediyorlar. İbadetlerden, dualardan beslenmeye devam ediyorlar.

Ve kişisel olarak sizin hayatınızda da korkularınızdan, suçluluk duygularınızdan, tiksintilerinizden, takıntılarınızdan, pişmanlıklarınızdan, kızgınlığınızdan, öfkenizden ve yanlış cinsel hayattan hala besleniyorlar. Çünkü onlar bu şekilde hayatta kalabiliyorlar.

Dinler bunun için kuruldu. Günah, haram, yasak. Milletler ve kavimler bunun için kuruldu. Sürekli yasaklar ve kurallar manzumesi altında sizleri bir kovan halinde yöneltmek için.

Tabii ki bunun hep iyi tarafı gösterildi. İşte şuna uymazsanız böyle olur, şöyle olur. İşte cezalar, yargı sistemi. Tabii benim güvenmediğim sistemler, gazetecilik sistemine güvenmem, yargı sistemine güvenmem. Çünkü hepsi aslında ne yapması gerekiyor? Tarafsız olması gerekiyor.

Ama asla tarafsız. Bunları göremezsiniz. Her birinin bir planı vardır. Hiç zenginlerin dost doğru hapse girdiğini görmezsiniz. Onlar sanki suç işlemiyor, onlar çok masumlar. Hep böyle orta seviye, alt seviye vatandaşlar hapse girerler.

Çünkü bütün ordu sistemi, polis sistemi ve yargı sistemi aslında zenginleri korumak için, hükümet elitlerin korumak için var edilmiştir. Onlara bir şey olmasın diye var edilmiştir. Bildiğiniz gibi ne yapıyorlar? İşte milletvekillerine dokunulmazlık falan filan var. Her türlü naneyi yiyebilirler.

Yani neden böyle oluyor? İşte onlar özel. Yasama, yürütme, yargı erki ayrıdır, asla ayrı falan değildir. Bunlar hepsi masaldır, hepsi iç içedir. Demokrasi bir aldatmacadır, doğru değildir.

Çünkü sizin önünüze birisi konur. Siz o ideolojik zihninizde kimin olduğu çok önemli değil, gidersiniz ona paşa paşa oyunuzu verirsiniz. Seçtiğiniz insanın ya da klonun ne olduğunu asla bilemezsiniz ve paşa paşa gidersiniz, seçersiniz.

Özgü Aden, biz seçtik olur. Çünkü onun için sistem din, siyaset ve kavimlerin ya da milletlerin birbirine düşman olması üzerine kurulmuştur. İşte bizim topraklarda zaten savaş hiçbir zaman eksik olmamıştır.

Özellikle bu Mezopotamya, Anadolu coğrafyası tamamıyla insanların kontrolü altında olmuştur. Kırmızıdır zaten renk olarak ve hilal de vardır, bazen yıldız olarak da kullanılır. Bizde ikisi de var, Türk bayrağında.

Sistem bu şekilde. Savaş, işgal etme, fethetme ve bunların hepsini Allah için yapma adı altında o masumlara, o kadınlara, o çocuklara zulmetme yetkisini almış oluyor bu toprağın insanları.

Peki, Haçlılar bundan beri mi? Hayır, onlar da aynı şekilde. Onların dinleri de aynı şekilde devam ediyor. Herkes fethetme ve bunu Allah adına yaptığını söylüyor. Hani hepimizin Tanrısı birdi. Çünkü İslam'da nedir? Biz Hristiyanlığı da, işte Museviliği de kabul ediyoruz, değil mi?

Ama neden bu kadar birbirimize düşmanız? Hiç sorulmuyor. Bunu düşman eden kim? Hepimizin Tanrısı tekse, Allah'ın müslümanca adı neden bu şekilde? Üç dine mensup kişiler birbirini boğazlama yolunda. Çünkü hepsi bir kontrol amacıyla kuruldu ve kaos çıksın istendiği için kuruldu.

Bırakın ayrı ayrı dinleri, kendi din içerisinde Hristiyanlarda 100 binden fazla tarikat var. Yahudileri bilmiyorum. Bizde ise Vahabiler, Sünniler, işte Hanefiler, Şialar, herkes birbirine düşman. Aynı dinin içerisinde.

Onu da geçtim, Matruşka açılıyor gittikçe. Aynı zamanda aynı dinin içerisinde, aynı ülkedeki tarikatlar da birbirine düşman. Benim içinde bulunduğum o tarikat zamanlarında, ben çok iyi biliyorum bu işleri. Biz de hep onlarla böyle anlatma, onlara işte Allah'ın güzelliklerini anlatma derdindeydi.

Hep ayetlerden bahsederdim. Risaleler veya mürşitlerin dediklerini tekrar eden pap anlardı sadece. O zaman da hep anlatmışız, biz o zaman da mücadele etmişiz ama insanları o Kur'an ayetinde birleşme olayını dahi yapamamış.

Yani hala o şey hizip devam etmekte. Nurcular vardı, işte Menzilciler vardı, işte Süleymancılar var, Varoğlu var. Herkes birbirine düşmandır. Hatta kız alışveriş dahi olmaz, birbirine çok zordur. Çok anormal şartlar olması lazım.

Ve oralarda mürşidin ayetten daha güçlüdür. Bakın, resmen aslında şirk içerisinde olduklarının farkında bile değiller ki bunlar hep şirkten kaçın falan diyorlar ya. Mürşitlerin yap dediğini yapmak zorundalar, yapma dediğini yapmamak durumundalar.

Çünkü o tarikattan atılmak demek, o kişinin hayatının bitmesi demek. Ve resmen şirk içerisinde olduklarının farkında bile değiller. Onlar da bize diyorlar, "Siz şirk." Hayır, bizim tek yaradan inancımız var. O asla ibadet veya işte bir şey kesin kurban, kesin şunu yapın, bunu yapın gibi asla emir vermez.

Böyle işlerler, asla uğraşmaz. Onun tek bir isteği var. Hep tekrar ettiğiniz şey, evrensel yasa, Yaradanın yasası. Kendine zarar verme, hiçbir canlıya zarar verme, asla özgür iradeye girme. Onun tek dediği bu.

Bunları yapan insan ruhsal olarak gelişmiş olur, yükselir, yükselir, yükselir. Sonsuza kadar süren bir yolculuk içerisinde girer. Yaradanın istediği budur. Diğer ise sürekli korkutma, sürekli "dediğimi yapmazsanız şu olur, bu olur." Aynı şekilde mürşitler de aynı. "Benim dediğimi yapmazsanız şu olur, bu olur." Hep korku ve tehdit vardır dinlerde.

Buradan anlayın ki korkunun olduğu yerde sevgi yoktur. Sevginin olmadığı yerde de hiçbir zaman ruhsal gelişim, zihinsel gelişim asla olamaz. Hayatınız sürekli kaos, kısır döngüler ve hayal kırıklığıyla geçer. Hastalıklarla geçer, parasızlıkla geçer. Hep hayatınız sürekli aşağı doğru iner.

Çünkü yaşlandıkça hayatınız daha da kötüleşmeye başlar. Ki yaşlanmayı durdurmak da mümkündür, onu da söyleyelim. İşte bizi görüyorsunuz, her şey zihinde biter. Zihindeki olayı, yani o kotları işte yaşlandıkça hücreler ölür. Bilim adamlarının verdiği şey, bunları asla kabul etmediğiniz zaman hiçbir şey olmaz.

Hatta tam tersine çalışır sistem. Tansiyon, şeker, kanserler vesaire vesaire. Ne varsa hepsi zihinden daha önce, kader anlaşmalarıyla size dikte edilen ve bunu kabul ettiğiniz için size verilen olaylardır.

Bu zihindeki kancaları bulup onları kaldırdığınızda o hastalık da veya o parasız ortadan kalkmış olur. Artık bu Anakin olayını çok net anladığınızı düşünüyorum. Bunlar meles tür yarattılar.

Sadece yarattılar kelimesi belki şey olabilir ama yarattı diyelim, hadi oluşturdular aslında. Çünkü yaratmak tamamen bambaşka bir sistem, yaradan sistemi zaten bu. O çünkü olmayan bir şeyi yaratır, yoktan var edendir. Ama bu değildir, tabii bu yaradandır.

Bu sistem bu şekilde kuruldu. Amaç insanları kontrol etmek içindi. Ama artık dünyadaki üstleri, özellikle su, okyanuslar, altın çok fazlaydı. Bunların çoğu çökertildi. Dünyadaki çukurlar da çökertildi. Bir tek DARPA kaldı.

Amerika'da DARPA, zaten girdiğiniz zaman görürsünüz. Aynı zamanda harp teknolojisinde bunlar yaparlar. Orada büyük bir kuantum bilgisayarı var. Bu negatifler elinde olan. O şekilde dünyayı yönetmeye devam ediyorlar. Çünkü daha da arttırmak zorunda kaldılar gücü. Izgaralar çökmeye başlıyor.

Ve insanların uyanışı başladı. Bu yüzden de daha fazla bir kitlesel harp yoluyla kitlesel ölümlere yol açmaya çalışıyorlar. İşte deprem gibi, sel felaketleri gibi, orman yangınları gibi. Hiçbirisi kendiliğinden çıkmamıştır. Bu yangınlar, bunları daha önce anlattık, hepsi bunlar tarafından yapılmıştır.

Artık son kozlarını oynamaktan ama daha biz yeni başlıyoruz. Bunlar sona geldiler ama biz daha yeni başlıyoruz. Yani biz bitti demeden bitmeyecek. Onların sonu gelmek üzere.

Tabii soruları devam ediyoruz. Sorularınıza, yani burada işte ışın geldiğinde şu anda biz o ışın gelmeden önce ölürsek ne olacak sorusu da çok soruluyor. Hatta çocuklarımız ne olacak diye soruluyor.

Şimdi, 4 boyuta girmiş vaziyette. Bu 2012'den itibaren bu oldu. 2021'de daha fazla bir geçiş oldu. Tabii bu astral 4 negatif boyuttan bahsetmiyoruz, normal seviyeden bahsediyoruz. 4 boyut, siz 4'te başlıyorsunuz. Sorguluyorsunuz, soruyorsunuz.

Hayır, ya bunların hepsi saçma hikaye, masal diyorsunuz. Tamam, 4'te kalıyorsunuz. Es sistemde devam ediyorsunuz ama içiniz tam rahat değil. Ama çok üstüne düşmek istemiyorsunuz, dünyayla daha çok uğraşıyorsunuz.

Sorgulayıp araştıran 4.1, 2, 3, 4 yükselmeye başlıyor. Çünkü birçok şeyi fark etmeye başlıyor. 4.5'a geldiğinizde zaten DNA'nın çoğu da 5 DNA'nın bir kısmı aktif olmuş oluyor. Aktif olduğu için de siz o anda henüz ışın gelmeden, o "the Event" dediğimiz büyük olay gelmeden ölürseniz, bu beden otomatik olarak ruhunuz bu sisteme takılmıyor ve direkt gerçek aleme ya da geldiği boyuta geri dönmüş oluyor.

Onu da söyleyeyim. Çocuklar meselesi, önce bir kendinizi kurtarın. Hayır hocam, önce ben değil, çocuklar diyorsanız zaten orada bir sıkıntı var. Bunu düşündüren bir varlık zihninizde.

Peki, çocuklar düşünmeyecek. Tabii ki düşüneceksiniz, onu demiyoruz ama siz güçlü olursanız, siz kancal eran kurtulursanız çocuğunuzu kurtarabilirsiniz. Çocuğunuzu düşünmek güzel bir şey ama bunu takı haline getirmek çok farklı bir şey.

Çocuklarınıza çocuk diye bakmayın, yaşı 3, 5, 15 neyse, onların içindeki ruh. Eğer gelişmiş bir ruhsa, o ışın gelmeden önce siz öldünüz, işte onlar ne olacak diyor. Onlar da zaten bu kötü bir olay, kötü bir durum olacaksa zaten onlar da bu dünyayı terk edecek sizinle beraber.

Terk edecek. Zaten onun için buna takılmana gerek yok. Yapmanız gerekeni yapın. Siz çünkü anneler için söylüyorum, daha çok bunu göbek bağınızda çocuğu etkilediğinin için, hamilelikten itibaren siz güçlendiğinizde, sizin ruhsal eterik üzerinizde enerjiniz de düzeleceği için çocuklarınızı zaten kurtuluşa ererler.

Tabii sizin de annenizden gelen göbek bağına gelen bir takım duygusal RNA aktarımları var. Onları da zaten bu zihinsel gelişim çalışmalarına zaten hallediyoruz. Amacımız da zaten bu. Önce siz kurtulacaksınız, sonra çocuğunuzu kurtaracaksınız.

Belki çocuğunuz aslında sizi kurtarıyordu, onu da bilemezsiniz. Çünkü bir görevle gelmiş olabilir, o enerjisiyle sizin bu yolda olmanızı sağlamış olabilir. Asla bilemezsiniz.

Onun için öncelikle düşünmeniz gereken şey, bunu bencillik olarak algılamayın. Uçaklarda da biliyorsunuz böyledir. Önce oksijen maskesini kendinize, sonra çocuğunuza takın demelerinin sebebi de odur. Çünkü siz bilinç olarak sağlam olursanız ancak o zaman faydalı olabilirsiniz.

Onu da söylemiş olalım. Çok sık sorulduğu için. Tabii anneler şefkatle çocukların hep düşündüğü için, kaç yaşında olursa olsun çocuğu fark etmiyor. Yani böyle bir telaşa girmeyin, böyle bir takıntıya girmeyin.

Siz kurtulun, onlar zaten kurtulacaktır. Onu da söylemiş olalım. Tabii biz spontane çekiyoruz videoları. Sadece bugün işte biz sorular kafamızda oluşturduk, onları anlatmaya çalışıyoruz. Tek seferde çektiğimiz için de bazı istenmeyen dil sürçmeleri vesaire olabilir. Bunları da hoş karşılayın.

Çalışma prensibi biliyorsunuz zaten. Bazıları diyor işte, "Hocam, falanca yayın yap, işte onu seyret." Ben niye seyredeyim onu? Yani o profesyonel çalışıyordur, o farklı çalışıyordur, onun yolculuğu farklı. Benim yolculuğum farklı. O iyiyse, onu seyretmeye devam et.

Yani benim kimseyle bir rekabetin ya da yarışmam söz konusu değil. Benim ondan alacağım bir şey de yok zaten. Ben almam gerekeni alıyorum. İşte sorulardan bir tanesi de bu.

Yani Anak anlattık, bir ışın geldiğinde ne olacak, çocuklarımız ne olacak, anlattık. Dinleri, kitapları aslında anlattık. Peygamberler de anlattık. Peygamberler tabii bu anayak soyundan geldiği için hepsinde birer çift vardır ya da anten görevi gören bir olay vardır.

İşte Nabu geldiğinde, işte bunu Cebrail diyoruz. Biz Nabu, aslında bu Nabur, bu işte Nebi de oradan gelmektedir zaten. Bu iş o şekilde aktarılmaktadır. Çünkü o bir insanın o anlatılanları aklında tutması mümkün değildir.

İşte peygamber, İnşirah suresinde göğsünü yaradıkları yerleştirilmesi ve söylenenleri aktarması söz konusu olur. Aynı şekilde Musa'nın da boynuz şeklinde olması, bu yüzdendir. Hep bunlar aynı soyun devamı olur.

Çünkü DNA eşleşmesi ancak o kişilerle olabilir, başkasına gelmiyor. Çünkü hiç Fransız, Türk peygamber duymadınız hayatınızda. DNA uyması lazım. Aynı bizim telefonlarda yüz tanıma, göz tanıma sistemimiz gibi düşünebilirsiniz.

O yüzden onlar, onların gördükleri. Bakın, onlar yalan söylemiyorlar. Deistlerden farklarımız anlatıyor. Onlar yalan söylemiyorlar, gerçekten bunları görüyorlar. Gerçekten bu kelimeleri de duyuyorlar ve anlatıyorlar.

Onları da anlatalım. Yani onlar sahtekar, yalancı falan değildir. Gördüğünü söylüyorlar ama çünkü gerçek Yaradanı bilmiyorlar. Bilme şansları da yok. Çünkü tamamen o soyun devamı oldukları için gördüklerine, yani o uzay gemileriyle gelen ya da ışıklar içerisinde verilen varlığı gördükleri için onu tanrının elçisi, Allah'ın elçisi olarak görmeleri gayet doğal.

Miraç hadisesinde zaten çok farklı şeyler var. Bakın, araştırın. Miraçta şu soru çok sorulmuştur: Peygamber Allah'ı gördü mü? Bakın, bunun cevabını bile net göremezsiniz. Üç tane ayrı fikir vardır.

Hatta Hazreti Ayşe çok kızmıştır. İşte Miraç, peygamber Allah'ı gördü diyenlere, "Öyle bir şey olur mu? Hiç kimse bu dünyada yaşayan, hiç kimse onu gör ayetini bilmiyor musunuz?" deyip, hatta çok kızmıştır.

Bir kısmı kalp gözüyle görmüştür demiştir, bir kısmı baş gözüyle görmüştür demiştir. Herkes bunda bile mutabık değil. O bile bakın saçma sapan. Ayetlerin sürekli gelme şekilleri de anlattık daha önce.

Hep genelde etkili olan isim hep Hazreti Ömer'dir. Ben hep Hazret diyorum. Hazret çünkü sayın demektir. O insanları hiçbir zaman biz aşağılamayız. Çünkü onlar bir emek sarf etmişlerdir. Çünkü onlar bir dava için uğraşmışlardır.

Doğru yanlış meselesini değilim. Onlar gördükleri, inandıkları şeyi yapmışlardır. O yüzden onları biz niçin küçümseyelim ki? Çoğu ayet dediğimiz gibi Hazreti Ömer vasıtasıyla insanlara inmiştir.

Bu çok böyle cevval, böyle şöyle şiddetli bir adamdır. Biraz daha cinsel anlamda çok yüksek olarak kendisini sahnede çok görüyoruz. İşte bu Ramazan aylarında ilişki kurma olayı yoktu peygamber zamanında. Yani böyle bir insanlar çekiniyordu.

Yanlış mı yapıyoruz falan diye. Hazreti Ömer bir gün dayanamadı, eşiyle zorla ilişki kurmak istedi. Eşi, "Yasak olur mu? Mübarek gecede sen ne yapıyorsun?" falan filan. O hiç dinlemedi tabii. Çünkü öyle Müslümanların öyle bir yapısı da vardır.

Zorla da olsa yapıyor. Sonra ertesi gün tabii olay, şeyi aks ettiriliyor hanımın tarafından. O zaman pat bir ayet iniyor. "Oruç gecelerinde birleşmenin, cinsel ilişki, hiçbir problem yoktur." Gene Ömer'in istediği oluyor.

Gene Ömer'in en çok bilinen şeylerinden bir tanesi de işte eşiyle birlikte olma şeyinde, yanlışlıkla yasak olan arka girişten yapınca ve bunu yasak olduğunu, bunun günah olduğunu bildiği için bu konu gene peygambere aktarılıyor. Hemen gene peygamber Ömer'i hep savunur zaten. Hemen bir ayet iniyor. "Kadınlarınız tarlanızdır, istediğiniz gibi sürün." O konuda öyle hall olmuş oluyor.

Bakın, ayetler değişmiş midir? Değişmemiştir. Kur'an, bunlar hiç kimse bilemeyecek bunları. Çünkü orijinal Kur'an, peygamber vahiyler alırken yazılmadı. Zaten hep kemiklere, oraya buraya yazılan bir şey oldu.

İlk ayet, ilk sure nedir diye sorun, bakın araştırın. Bunun daha net cevabını göremezsiniz. Kimisi mütes diyor, kimisi Alak diyor. Hepsi karmakarışıktır. Yani bunlar bile bir kayda alınmamış.

Nasıl bir Allah'a? Bu nasıl bir güse? Bunları bir Mısırlılar kadar olamamış bir taşı yazmış adamlar, binlerce yıldır duruyor ama 520'de bu yazılamıyor. Ya olacak iş mi bu? Ondan sonra yani peygamberin ölümünden ki ölümü de çok acayiptir. 3 gün cesedi orada çürüyor, herkes halife olma derdinde.

Orada işte ölümünden 10 sene sonra, yani 633'ler de falan. Hazreti Ömer, millette bulunan oradan buradan işte kemikleri, yazıları, papirüsleri neyse işte artık onu hep toparlayıp bir şey yapmaya çalışıyorlar.

Hatta bu eksik falan diyor. Yok diyor, işte biz bunu birebir yazdık değil falan diyor. Çünkü o hafız olanların çoğu da savaşlarda ölmüş. Tam da net bir şey de yok. Çünkü herkesin hafızası aynı değil. Zaten mutlaka bir yanılma payı olacaktır.

O öldükten sonra yani toplanıyor bunlar ama çok şey de değil. Yani böyle bir karmakarışık her şey. Daha sonra Emeviler iktidara ele geçirdiğinde ne yapılıyor? Bütün bu kitaplar tekrar elden geçirilip düzeltmeler yapıyor.

Emeviler, Hazreti Ali'nin ölümünden sonra 633-635 yıllarında, neyse onun tam tarihini bilmiyorum, o civarlarda Emeviler de kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için bazı şeyler çok oynamalar da yapıyor. Zaten yeni kitap çıktığı zaman herkes bunun hafızasında değil tabii.

Zaten iki nesil geçti mi artık o doğru kabul edilir. Sistem bu şekildedir. İncil de bu şekilde. Yani milattan sonra 350 yıllarında falan İznik Konseyi ile kabul edildi. Mesela o da daha fazla İslam'a göre daha fazla geriden geliyor. O hiç değişmiyor.

Mesela o da değişmemiş. Müslümanlığın da belki 700 yıllarından itibaren hiç değişmemiş. Ama aslında Hazreti Muhammed yaşarken bile ayetlerin değiştiğini görüyoruz. Çok garip değil mi?

İşte anlattık. Necim 13 orada işte paganlar, puta tapanlara hitap ediyor. "Lat, Uzza ve Menat, işte onlar diyor, çok yüce varlıklardır, onların şefaati vardır." Şeklinde bir konuşma yapınca Mekke'den Medine'den kaçan paganlar bunları duyuyor.

Ya demek ki peygamber bizim inancımızı kabul et deyip geri geliyorlar. Hatta Altay bu devam ediyor, 6 ay kalıyor bu ayet. Bunu araştır, bulursunuz. Lat, Uzza hadisesi yazdığınız zaman bulursunuz zaten.

Yani biz bir şeyi işkembeden atmıyoruz. Hatta biz tarikat derken bunu sormuştuk da tam net cevap alamamıştı. Bir bunda alamamıştı, bir de şeyde alamamıştı. Kader konusunda neyse, onlar çok derin konular.

6 ay sonra bu ya işte Hac Suresi indirilip, "Hiçbir peygamber yoktur ki şeytan onu vesvese olmasın vermiş olmasın." Şekli bir ayet vererek bu ayeti şeytanın vesvesesiyle böyle söylediği iddia ediliyor.

Evet, diyor burada peygamberi yanılttılar, doğrusu budur deyip Necim 13'ü değiştiriyorlar. Bakın, her şey saçma sapan. Dediğim ya, gerçek Kur'an var mıdır, yok mudur, onlar bilemeyiz. Çünkü eskiden biz orada yoktuk, bilemeyeceğimiz şeyler için de konuşmanın bir anlamı yok.

Ama kesinlikle tam olmadığı söyleniyor. İşte 6666 ayet dediğimiz olayda, belki de öyledir. Ha, öyleyse tamamen şeytanın rakamına isabet etmiş olur. Demek ki yaklaşık 200-300 tanesi henüz piyasada bilinmeyen bir durum var demektir.

Bu da biz hem Hristiyanlar, Museviler peygamberlerini kabul ediyoruz. E onlara inenleri de kabul ediyoruz ama diyoruz ki, onlar değişmiştir. Nereden biliyorsun değiştiğini? Nereden biliyorsun senin kitabın değişmediğini? Nereden biliyorsun bunun kanıtı var mı senin elinde? Yok.

Sadece orada bir ayet var. "Bu kitap bizim korumamız altına, bir harf değiştirilemez." Zaten o kitap onu söyleyecek. Tabii o kanıt olamaz ki. O ayet, onun için böyle çok sorular da geliyor. Bu bayağı 78 defa soruldu bu soru.

Yani WhatsApp yorumlarda vesaire, bunu da bir anlatmış olalım. Bu ışın olayını anlatmış olduk. En çok da karşılaştığımız sorulardan bir tanesi de bu cin taifesi ve büyü, muska, musallatlar vesaire olayları.

Biz cinci, büyücü asla değiliz. Çünkü en çok canı yananlardan bir tanesi de ben ve benim ailemdir bu konuda. Çünkü çok uğraşıldığını ama gördük ki benim onlardan hastam olduğu zaman, yani müşterim veya danışanım olduğu zaman biz işin iç yüzünü daha iyi anlamış, görmüş olduk.

Bir anlaşma yaptıklarını falan görmüş olduk. İşte size muska, büyüğü yapılır. İşte üstünüzde bir cinler var. Karşı taraf cinci zaten. Cinler var, onlar bir anlaşma yaparlar. 23 ay bu insanı rahat bırak ki bu şeyleri yapabilsin, para alabilirim diye yaparlar bunu.

2'ü ay, siz bir rahat bırakırlar. Siz o işte hocanın verdikleri iyi geldi dersiniz. Sistem içerisinde kalmaya devam edersiniz. İşte şunları oku, şunları oku, şunları öyle sürekli gece yarılar falan okumaya devam edersiniz. Bir sürü şey yapılacak şeyler vardır.

Ritüelleri vardır. Bu işinde onları yaparsınız. Ve sürekli enerji harcarsınız. Ne oluyor? Tekrar her şey başa döner. Bunlardan kurtuluş tek bir şekilde olabilir, o da frekansınızı yükseltmek. Başka bir yolu yok. Çünkü bunlar yüksek frekanstan rahatsız olurlar. O bedende duramaz.

Çünkü beslenemez, beslenemeyecek. Ölmek istemeyeceğini göre de oradan ayrılırlar. Zihinsel kotlardan ve kancal kurtulmadan bunların musallatından ya da büyülerinin etkisinden kurtulmanız çok zor.

Bunlar en çok neyi etkiliyor? Evliliğinizi etkiliyor, cinsel hayatınızı etkiliyor, parasal konuları etkiliyor. Hasta olarak inanılmaz şeyleri yaşıyorsunuz. Vücut çöküyor, hayatınız çöküyor. Hep kısır döngüleri yaşıyorsunuz.

Hani her şey tabii büyü değildir, onu da söyleyelim. Yani hemen bir şey ol, hemen büyü yapılmıştır. Hayır, bu da değil ama ağırlık olarak büyüde çok yapılıyor. Bakın, Müslüman toplumda yapılıyor. Bunlar hani büyü yasak, güya.

Ya en çok büyü yapan da bu Müslüman dediğimiz kişiler. Evet, maalesef işte o kendin bir gerekçesi var tabii. İşte o bana şunu yaptı, ben de onu işte gösterim ya da işte şu kişi benim olmalı, onu ben elde etmeliyim ya da çok para kazanmalıyım. Bunun için işte ritüeller, büyü, muska işlerine girerler. Güç elde etmek için yaparlar bunu.

Hepsinin bir gerekçesi vardır. İşte ben zengin olayım da iyi bir hayat yaşayayım da işte bu zenginliği yardım olarak kullanırım. Bakın, hep bir şey vardır. Hep bir paket sunarlar zaten size ve siz de o güzel gerekçeyle bu işin içine girersiniz.

Ve dışarıdan birisi yapmaz bunu, hep en yakınlarınız yapar. Uzakta da aramayın bunları. Çok o Müslüman gördüğünüz, namaz kılan, ağzı dualı dediğiniz insanların çok yaptığını görürsünüz. O da garip. İşte dinin nasıl bir şey olduğunu anlayın.

Çünkü biz anladık ne olduğunu. Bunlardan kurtuluş ancak kancan kurtuluşla mümkündür. Hayattan keyif almanızla mümkündür. Zihinsel kontrolü elinize aldığınızda ruhunuz yükselir. Ruhunuz yükseldiğinde de frekans yükselir. Ruhunuzun etkisi çok büyüktür, enerjisi çok fazladır.

Bu varlıklar zaten otomatik olarak kaçarlar. Olayın özü tamamıyla zihniniz, düşünceniz. Zihniniz ve düşünceniz vasıtasıyla bu amip varlıklar sizleri kontrol etmektedir. Bunlar da arkon ve luciferyan dediğimiz varlıklar. Geçen sefer anlattığımız gibi, bunlar çok küçük varlıklar da olabiliyor.

Elektron mikroskobuyla görülen bazı şeyler var. Ben gördüm bir tanesi, işte anlatmıştım. Bir böyle cenine benzer, alt tarafı deniz atı gibi yuvarlak bir kıvrım söz konusudur. Bunlar tabii şekil değişiyor, daha da büyük olabiliyorlar.

Zihinlerdeki bu şekilde kendi düşüncelerini size kabul ettirirler. Siz de işte korku, işte şundan korkuyorum, bundan korkuyorum, işte böyle değil mi, şöyle değil mi dediğiniz şey sizden değildir. Çok basit. Asla kabul etmiyorum dediğinizde bu otomatik olarak gidecektir.

Zaten bunu artık uygulamaya başlayanlar biliyor. Ne kadar basit olduğunu. Önemli olan sizin keyif almanızdır. Tabii ki şunu kastetmiyoruz, başkalarına zarar vererek olan bir keyiften bahsetmiyoruz. Özgür iradeye girmeniz bahs etmiyoruz.

Keyifli bir hayat sürdüğünüzde korkulara izin vermediğiniz müddetçe hayatınız mükemmel olmasa bile mükemmel yakın şahane bir hayat söz konusu olur. Çünkü düşünce her şeyi yaratır. Bolluğu da yaratır, sağlığı da yaratır, gençliği de yaratır, neşeyi, keyfi de yaratır. Cinsel gücünüz de mükemmel hale getirir, ilişkilerinizi de mükemmel hale getirir.

Çünkü düşünce her şeydir. Onlar bunu bildiği için işte kendi lehlerine olacak olan şeyleri bize yarattılar. Şu korku, bu korku. İşte kehanetler. Bir dostumuz atmıştı, "Hocam işte 48 saat içinde büyük bir elektromanyetik güç dalga gelecekmiş." Her şey ne oldu? Üstten bir hafta geçti, bir şeyin geldiği falan yok.

Sürekli bunu vererek depremler, felaketler, sizin buna katkı vererek yaratmanızı istiyorlar. İşte diğer bir soruda burada açılım yapıyoruz. "Hocam, neler olacak?" Kötü anlamda olacakları söylemek istemiyoruz. Çünkü onların ekmeğine yağ sürmek istemiyoruz.

Bizi ve sizleri kullanmalarını istemiyoruz. Bizi ne kadar insan izliyorsa, evet, Egemen hocam bunları, bunları söyledin. Demek bunları olacak dediğiniz anda o olmaması gereken kötülük olmaya başlar. Ne gerek var? Niye biz buna alet olalım?

Ha olacak şeyler, olma ihtimali olan şeyler var. Elektrik kesintisi gibi, işte ekonomik kriz gibi. E bundan da bir sebep var. İzin verilmesi. Çünkü bu sistemin yıkılması lazım. Bu sistemin yıkılmasını pozitif güçler de istiyor.

Çünkü bu karabüyü, Babil para sisteminin bitmesi gerekiyor. Bu yüzden de eskilerin yıkılması gerekecek. Geçen tabii videolarda yanlış anlaşıldı. Yani bir ay içerisinde falan dediğimiz şey, o ekonomik kriz başladığında bir ay içerisindeydi. O biraz yanlış anlaşılmış, onu da düzeltmiş olalım.

Pozitif güçler, bir ay içerisinde, yani o olay ekonomik kriz olduğundan itibaren bir ay içerisinde yeni kuantum bilinç ve ruh seviyesiyle insanlara belli bir para, 100.000 dolar civarında bir şey düşünülüyor. Onun altın karşılığı. Tabii bu şey değil, yani havadan üretilen bir para değil. Altın karşılığı için enflasyon, deflasyon gibi şeylerde olmamış olacak.

Onu da söyleyelim. Elektrik kesintisi, evet, bunun süresi de işte savaş orada devam ediyor. Ne kadar olacağı? Güzel şeyler olacak. Ağırlık güzel şeyler olacak. Çünkü güzel şeyler olmaması için zaten bu kehanetleri sürekli veriyorlar size. Olmasın diye veriyorlar.

Onları bir daha izlemeyin. Çünkü farkında olmayarak bilinçaltınıza o korkuyu yerleştiriyor ve sizi hemen bir şeyler stoklama, hemen bir şeyi telaşı. Hatta paranız yoksa mahvolduk falan gibi şeylere giriyorsunuz. Asla bunlara girmeyin.

Yaradan sisteminde kim varsa her zaman korunacaktır. Bunu asla unutmayın. Yaradan sistemi dediğimiz şey aslında ruhumuzdur. Yaradan direkt müdahalede bulunmaz. Onun öyle bir davranış biçimi söz konusu değil. O zaten bize gerekli olan silahları vermiş vaziyette.

Düşüncemiz de yaratabiliyor. Ruhumuzla her şeyi elde etme şansını zaten vermiş bize. Biz sadece bunları unuttuk, hatırlamaya çalışacağız. Onun için de düşüncelerinizi kontrol etmeniz gerekiyor.

Biz de zaten hem zihinsel gelişimde hem ruhsal gelişimde sizleri bu konularda yardımcı oluyoruz. Tabii o ruhsal olaydan para da almadığımızı biliyorsunuz zaten. Yani günde 10 tane falan yapıyoruz. Çok güzel şeyler yaşıyorsunuz. Yaşayanlar görüyoruz.

Bunların çoğu açılımlar hep daha sonra olmaya başlayacak. Mesela ruhunuzun çok güçlü olduğunuzu bilmeniz ve zihninizin yaratım gücünün çok fazla olduğunu bilmeniz, insan olarak gücünüzün çok fazla olduğunu bilmeniz gerekiyor.

Sadece bunun için o kancalar kurtulacaksınız. Bu kadar basit. Sorular genelde ağırlık hep bu konulardadır. İşte büyüler, cinler. Tabii cinler hep işte üst varlık, sürüngenlerin, grilerin vesairelerin hep kontrol altındadır.

Kimeralar yok edildi. En üst seviyedeki negatif varlık olarak söylüyorum. Onun üstünde lurker var. Zaten lurkin bir kısmı şu anda yok edilmek üzere. Bir kısmı halledildi ama daha büyük bir kısmı kuantum animali alt an olarak devam ediyor. Ay henüz kurtulamadı.

Çünkü ayı direkt müdahale etme şansları şu anda yok. Çünkü orada çok büyük bir frekans sistemi yüklenmiş vaziyette. Dünyayı da sürekli bu şekilde yönetiyorlar. Negatif düşünce özellik dolunayda tam full frekans sistemi yüklenmiş oluyor zaten.

Ayın p olduğunu söylemiştik, o videomuz zaten mevcut. Ayı niçin hemen kurtaramıyor? Çünkü dünya ızgarası üzerinde ve çok leyh hatların üzerinde inanılmaz topet dedikleri bombalar mevcut. Nükleer bombaların 100 katı, 1'in katı gücünde tehdit ediyorlar.

Yani siz buraya gelirseniz, "Biz bombaları patlatır, dünyayı yok ederiz." tehdidi olduğu için şu anda müdahale edilmiyor ama edilecek. Onların silah sistemlerinin yok edilmesi çalışması devam ediyor. Yani saldırı yapmadan uzaktan kilitleme içerisindeler.

Dünyada direniş kuvvetleri mevcut. İnsanlardan oluşan, onlar da işte bu Ukrayna'daki, İsrail'deki veya dünyanın başka yerlerindeki çocukları yeraltındaki sürüngenlerin işkencelerden kurtarmak için çok büyük operasyonlar da yapıyorlar. Onları da söyleyelim. Yani dünya sahipsiz değil.

Son viraja geliyoruz artık. Buradan çıkmak kolay. Bu dünya sizin acı çekmeniz için kurulan bir yer olarak olmuş olsa dahi burası muhteşem bir yer. Bu muhteşemliği yaşamanız için de biraz gayret göstermeniz gerekiyor.

Düşüncelerinize, kelimelerinize, davranışlarınıza dikkat etmeniz gerekiyor. En güzel şekilde yaşamak sizin hakkınız. Şimdiye kadar siz bu kader diye sustunuz. "Benim gücüm yetmiyor ki." diye sustunuz.

Biz kadınız, gücümüz ne kadar? Yeter ki diye sustunuz. Hep bastırdılar. En çok gücü olanlar, hep söylüyoruz, kadınlardır. Bu dünyayı kurtaracaksa kadınlar kurtaracak. Ama işte maalesef o konuda da kadınlarımız biraz zayıf kalabiliyor.

Ama şu güzel, benim YouTube kanalımda eskiden hep erkekler çok, %70 falan vardı. Şimdi o dengelendi. Hatta belki kadınlar da öne geçmiş de olabilir. Bu da güzel. Bunu karşılıyoruz. Tek bir yaş grubu vardı. Şimdi artık bütün yaş gruplarında izleniyoruz. O da güzel bir gelişim.

Yani biz elimizden geleni yapıyoruz. Telefon numaramızı oraya laf olsun diye koymadık. Instagram olsun, YouTube olsun, sürekli ulaşmanız için. Sürekli o soru zaten bir kanca şekli. Soru işte o sorulardan kurtulmanız için yaptık.

Çünkü biz sorduk, cevap alamamıştık. Aynısını ben yapmayacağım dedim. Ben elimden geldiğince herkese cevap vereceğim dedim. Çünkü amacımız bu, kancal kurtarmak.

Onun için de hep varız, hep sizin yanınızdayız. Tabii ki bizi rahatsız edenler var. Özellikle bu dindar kesim ediyor. İşte şöyle değil mi, böyle değil mi? Tabii ki onları biz dini onlardan iyi bildiğimiz için veriyoruz. Onlar kayboluyor. Zaten onlar yoruyor bizi daha çok ama çok yormaz.

İzin vermiyoruz. Diğer türlü asla sizlerden yorulmayız. Asla yaptığımız işten şikayet etmeyiz. Çünkü sizin için varız. Anlatıyoruz, anlatıyoruz, anlatıyoruz. Anlatmaya devam edeceğiz. Tabii belli bir yere kadar.

Ondan sonra da biraz daha kendi yolculuğumuza yalnız başımıza devam etmemiz gerekecek. O güne kadar da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Belli başlı sorulara cevap vermeye çalıştım. Yaradan, Allah kavramını anlattık.

Yaratıcı, en çok tabii şu da var: Yaradan buna niye izin vermiş ki? Olayı söz konusu. Tabii bu ruhsal çalış yaptığımız kişiler bunu artık daha iyi anladılar.

Buraya girmek için can attık hepimiz. Çünkü burası evrende olmayacak şekilde muhteşem bir müze şeklinde, muhteşem bir panari şeklinde, muhteşem bir fuar şeklinde kuruldu. Tüm bütün ırkların burada bir benzeri, bir kütüphane şeklinde kuruldu.

Burası her şeyin olduğu muhteşem bir yer. Çölün olduğu, denizin olduğu, ağaçların olduğu, her türü hayvanın olduğu muhteşem bir yer. Ve bu güzellikleri yaşamak istediler. Çünkü acı kavramını bilmiyordu. Ruhlar hep sevgi ve ışık oldukları için acıyı deneyimlemek için geldiler.

Hem acıyı hem sevgiyi, hepsini beraber neşeyi, keyfi beraber yaşayıp anlayıp gelişip çıkmak için geldiler. Ve buraya gelmek için can attılar. Hepimiz can attık. Yani enkarnasyon olanlar için söylüyorum, hepimiz can attık.

Biz sadece burada unuttuk gerçek gücümüzü. E biraz düşünseydik aslında hatırlardı ve yapmamız gerekeni yapardık ama izin vermediler diyelim. Artık ama sonuçta biz de sorumluyuz. Yani tek o varlıklar sorumlu değil, biz de sorumluyuz.

Sorumluluğumuzu alıp, yetişkin gibi sorunumuzu alacağız. Ne olduysa oldu artık geçmişte. Bundan sonrasına bakacağız. Neden buradayım? Allah kahretsin, bakın Allah kahretsin, neden buradayım? Lan çıkın buradan.

E nasıl mutlu, gelişmiş, bilmiş bir varlık olarak çıkabilirim? Geçin işte, biz de bu çözümleri zaten hep veriyoruz. Destekte oluyoruz. Muhtemelen muhteşem bir şeyler yaşanacak, olaylar yaşanacak.

Bunun farkına varın ve bu muhteşem eğlencenin keyfini çıkartın. Çünkü bütün ruhlar, bütün kainattaki varlıklar bu filmin son bölümünü merakla bekliyorlar. Acaba dünya ne olacak? Kurtulacak mı? Yoksa hesap kapanacak mı? İnsanlık tekrar mı yok edilecek? Bunu merakla bekliyorlar.

Ama biz biliyoruz ki ışık kazanacaktır. Çünkü karanlıkta bir mum daha yaksanız, bir çakmak daha yaksanız, bir sigaranın ışığı bile bunları yok etmeye, karanlığı yok etmeye yeter. O kadar güçlüsünüz. Işık her zaman güçlüdür.

Tabii bu ışık işçileri hikayesini biliyorsunuz, asla sevmiyoruz. Sadece bir metafor olarak veriyoruz. Bunu ışık bilgi demektir. Bilgilendikçe karanlık dağılacaktır. Frekansı yükseldikçe varlıklar sizden kaçacaktır. Bilgiler ruh akmaya başlayacaktır.

Sorulardan bir tanesi bu. Siz kanal mısınız? Nereden geliyor bu bilgiler? Kanıtlarını ne? Kanıtım, müzik geldiğinin kanıtı yok. Gerçekten bunun doğru olduğuna dair bir kanıt yok. Hiçbir şeyin kanıtı yok. Peygamberin iyi olduğuna dair kanıtı var mı? Olmadığına dair 1000 tane şey sayarım ben size.

Cinsel olayları sayarım, Ayşe'yi sayarım, Zeynep'i sayarım. Saydık bunları. 6 yaşında söz deneniyor, 10 yaşında evleniyor. 9-10 yaşında evleniyor. Tabii cinsel birliktelik yaşamıyor. İşte karıştıran yerlerden bir tanesi bu. Yaşamıyor.

Blue çağının girmesi bekleniyor. 14-15 yaşında da beraber oluyor. Aralarında 40 yaşta fark var. Bunları bir düşünün. Yani ahlak kısmından, peygamberin şekline ilgili de çok şeyler vardır. Bakın onlara. Hatta bunun tersini söyleyen de çok şey var ama onlar hiçbir zaman yayılmaz.

Saçlarının hafif kızıl olduğu, çünkü genelde bu kızıl an kilerden çok gelir. Lil kaynaklanan kızıl olduğu, yüzünün de kızılımsı olduğu. Mesela M yüzünün kızılı olduğu vardır. Hafif yüzü pembedir falan, tombul ve pembedir derler. Çok yakışıklı, çok böyle güzel bir varlık da değil, onu söyleyelim.

Orta boylu, toplu, yüzü kırmızı, çok terleyen birisi olarak tarif ediliyor. Onu da söyleyelim. Hani o çok güzeldi falan filan. Resmim var, heykelim var. Nerede gördün onun çok güzel olduğunu? Çünkü hep böyle abartma vardır.

Zaten bizi ilgilendirmiyor. Onlar görevini yaptılar. Onlar bizim için varlar. Yani bizim anlamamız için varlar. Kötü varlıklar dahi bizim için çalıştıklarının farkında değiller. Biz tabii peygamberler şunu kötü demiyoruz. Asla öyle bir şey demiyoruz.

Onlar yapması gerekeni yaptılar. Biz de yapmamız gerekeni yapacağız. Karanlık elinden geleni yapacak, aydınlıkla elinden geleni yapacak. Bu kadar basit bir satranç oyunu. Bu birisi kazanacak ve kazanan biliyoruz ki açık net ışık olacak, aydınlık olacak, yaradan olacak. Çünkü her şeyin sahibi odur.

Esenlikler, görüşmek üzere.