📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

İDARİ YARGI - Ünite 4 Konu Anlatımı 1

Açıköğretim Sistemi - Anadolu Üniversitesi13:25

Transcription

Kural olarak idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenir. Ancak bazı hallerde idari işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargıda çözümlendiği görülür. Bunun nedeni, yasal düzenleme eksikliği ya da yasada yer alan düzenlemenin yoruma açık olmasıdır. Bunun üzerine idari yargının görev alanını belirlemeye yönelik kamu gücü, kamu hizmeti ve karma ölçütler gibi ölçütler geliştirilir. sorularına cevap bulabileceksiniz.

İdari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların, idari yargı mercilerinde çözümlenmesi, mutlak şekilde uygulanan bir kural değildir. Bazı idari işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adli yargıda çözümlenebilmektedir. İdarenin işlem ve eylemlerinden doğan hangi davaların adli yargıda hangilerinin idari yargıda görüleceği bazen yasalarla açıkça belirlenmiştir. Ancak bazı hallerde yasal düzenleme eksikliği veya yasa kuralının yoruma açık olması sebebiyle, idari-adli yargı ayırımının kesin ve net sınırları çizilememektedir. Bu durumda, uyuşmazlığın hangi yargı düzeninde çözümleneceği sorunu, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne götürülmekte ve dava süreci uzamaktadır. İşte bu nedenlerle, hangi uyuşmazlıkların idari yargı düzeninde çözümleneceği sorusuna cevap aranmaya başlanır. Kamu gücü ve kamu hizmeti ölçütleriyle idari yargının görev alanı belirlenmeye çalışılır.

İdare, tek yanlı, egemenliğin bir parçası olarak emretme gücü yani kamu kudreti kullanmaktadır. İlgililere bu tek yanlı iradesini gerektiğinde zorla kabul ettirmek yetkisine sahiptir. Kamu gücü kullanılarak yapılan işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, idari yargı mercilerinde çözümlenecektir.

İdarenin kamu hizmeti görmek için yaptığı işlem ve eylemler, idare hukukunun alanına girmektedir. Ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yeri de idari yargıdır. Ancak günümüzde idarenin üstlendiği hizmetlerin artması ve çeşitlenmesi, kamu hizmeti ölçütünü yetersiz kılmıştır. Ayrıca birçok kamu hizmeti, özel hukuk hükümlerine göre yürütülmeye başlanmıştır.

Demek ki idarenin kamu hizmetlerini yürütürken özel hukuku aşan, üstün yetkiler kullandığı işlem ve eylemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi kabul edilmiştir. Ancak uygulamada bu ölçüte rağmen yargı düzenleri arasında görev uyuşmazlığı çıkmaktadır. Dolayısıyla, görev sorunu, mahkemelerin farklı yorumlayabilecekleri ölçütler yerine açık yasa hükümleriyle çözümlenmelidir. İşte bu konuda da Anayasa Mahkemesinin kararları doğrultusunda şöyle bir tespit yapılabilmektedir.

İdare işlevinin içeriğini, idare etmek, ihtiyaçların belirlenmesi ve giderilmesi veya kişi, mal ve değerlerin korunmasına yönelik sürekli olarak yapılması gereken kamu hizmetlerini görme oluşturur. Bu doğrultuda, idare işlevinin geniş kapsamını da dikkate alarak şöyle bir tanım oluşturulabilir. Buna göre;

Fiili yol olarak nitelenen eylemler, idarenin açıkça hukuka aykırı bir kararının uygulanması ya da hukuka uygun kararın hukuk dışına çıkılarak yerine getirilmesi durumunda söz konusudur. Kavramı şöyle tanımlayalım.

Hukuka aykırılık, yapılan eylemin idarilik niteliğini kaybettirecek boyutta olmalıdır. Bir başka söyleyişle, yok hükmünde veya açık ve ağır hukuka aykırılık taşıyan bir işlemin uygulanması; herhangi bir hukuki işleme dayanılmaksızın bir hak veya hürriyete tecavüz edilmesi durumunda idari faaliyetten söz edilemez. Çünkü idarenin hukuk dışına çıkma yetkisi bulunmamaktadır.

Uygulamada mülkiyet hakkına hukuki gerekçe olmaksızın el konması, gözaltına alınanlara işkence yapılması, sık rastlanan fiili yol örneklerindendir. Bireylerin hak ve hürriyetlerine yapılan tecavüzün, haksız müdahalenin kamu hizmetinin ifası sırasında ve kamu görevlilerince yapılmış olması, işlemi ve eylemi idari kabul etmeyi gerektirmemektedir.

Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, tüm idari işlemlerin yargı denetimine tabi olmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak, devletin nitelikleri arasında hukuk devleti olmak da sayıldığı halde, bazı işlemler yargı denetimi dışında tutulmuştur. Dolayısıyla;

Anayasa’nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Ancak, bu hükmün hemen altında Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı belirtilmektedir. Ancak 12.09.2010 tarihinde kabul edilen Anayasa değişikliğiyle Yüksek Askeri Şura’nın bazı kararlarına karşı yargı yoluna gitmek mümkün hale gelmiştir. Buna göre;

Anayasa’nın 159. maddesine göre ise Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

İdarenin hangi durumlarda nasıl davranacağının hukuk kurallarıyla belirlenmiş olması halinde yargıç, idari işlemin hukuka uygun olup olmadığına, mevcut düzenlemeye bakarak karar verir. Ancak, işlemin sebebinin veya yapılacak işlemin açıkça belirtilmeyerek, idarenin tercihine bırakılması da mümkündür.

İdarenin işlem ve eylemlerinin açıkça düzenlenmesi, günlük yaşamdaki her ihtimalin öngörülmesi, esasen mümkün değildir. Bu sebeple, takdir yetkisi tanınması zorunludur. İdare, kamu yararını gerçekleştirmekle görevli olduğuna göre, hukuk kurallarının kamu yararı doğrultusunda uygulanması için boşluklar bırakılması normaldir. Ancak, sorun bu yetkinin kullanımında ortaya çıkmaktadır.

İdare, takdir yetkisi kullanarak yaptığı işlemin yargısal denetiminde, kendisini ve işlemini güvence içinde hissedememekte, yargının müdahale sınırını belirleyememektedir. Bu durumda şu sorunun sorulması gerekmektedir: Kanunların idareye takdir yetkisi tanıdığı durumlarda, idari yargı hâkimi, denetimden kaçınmalı mıdır?

Demek ki idarenin takdir yetkisi kullanarak yaptığı bir işlemin de yargı denetimine tabi olması gerekir. Kişi hak ve hürriyetlerinin korunması bakımından bunun gerekli olduğu söylenmelidir. Takdir yetkisinin sınırı çizilirken, yargı kurumunun saygınlığı korunmalı, yargısal denetimin gerekliliği tartışma konusu haline getirilmemelidir. Yargı kararlarının istikrarlı olması ve doyurucu gerekçelere dayanması bu konuda önem taşımaktadır. Yerindelik denetimi konusuna gelince…

Yerindelik, takdir yetkisinin denetiminde kullanılan hizmet gerekleri ve kamu yararı ölçütlerine uygun bir işlemin, isabetli veya yararlı olup olmadığına hâkim tarafından karar verilmesidir. Hâkim böyle bir değerlendirme yaptığında, idareye tanınan yetkiyi kullandığı için, yargı denetiminin dışına çıkmış olmaktadır. Çünkü idari yargı hâkimine verilen yetki, idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını belirleme yetkisidir. İdarenin yerine geçerek bir işlemin, isabetli, yararlı olup olmadığına karar veren hâkim, Anayasayla kendisine verilen yetkiyi aşarak, idare içinde bir üst amir konumuna gelmiş olmaktadır. Bu sebeple hâkim, anayasal yetki sınırlarına dikkat ederek karar vermelidir.

Örneğin bir göreve atanabilmek için gerekli şartları taşıyan birden fazla aday bulunduğunda idarenin yaptığı seçimin denetlenmesi yerindelik denetimidir. Böyle bir denetim, yürütme yani idare görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini engelleyeceği için, yasaklanmıştır.

Programa idarenin yargının görev alanı ve bu alanda kullanılan ölçütleri sıralayarak başladık. Ardından idari işlev tanımına yer verdik. Yargı denetimi ve idari yargının görev alanı dışında bırakılan işlemlerle programı sürdürdük. İdarenin Takdir Yetkisinin Denetimi ve Yerindelik Yasağı konularındaki açıklamalarla programı tamamladık. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi İdari Yargı ders kitabının 4. ünitesinde yer almaktadır.