Transcription
Merhaba. Onlar TV'de "Suçluyu Gördüm" serisi yeniden başladı. Biliyorsunuz "Suçluyu Gördüm" serisinde size gerçek suç hikayelerini anlatıyoruz ve bu bölümde size 24 yıl süren bir cinayeti anlatacağım. Göz göre göre işlenmiş Gülden Kömürcü cinayetini anlatacağım ama en baştan başlayacağım. Yani 24 yıl öncesine giderek başlayacağım.
Gülden Kömürcü, Ağrı Doğu Beyazıt'ta Ortadek köyünde dünyaya geldi. Ve Ortadek köyünde kalabalık bir ailenin içinde küçük bir detaydı sadece. Bakın ve 14 yaşına geldiğinde, sadece 14 yaşındaki bir çocukken evlendirilmesine karar verildi. Zaten doğduğunda evleneceği kişi belliydi. Amca oğullarının oğlu olan Mehmet Cemil Kömürcü ile evlendirilecekti. Gülden Kömürcü henüz 14 yaşındayken Mehmet Cemil Kömürcü 28 yaşındaydı. Gülden'i okuldan aldılar, üstünden önlüğünü çıkarttılar ve ona bir gelinlik giydirdiler. Aslında bir oyuncak bebeğe benziyordu. O gelinlikle süslenmiş bir oyuncak bebek gibi amcaoğullarının evine götürüldü ve orada Mehmet Cemil'in artık kocası olduğu söylendi.
14 yaşındayken girdiği o evde, ağrı temizleyen, hayvanlara bakan, sürekli yemek yapan, temizlik yapan bir hizmetçiydi aslında. Zaten kaderi kendi evinde de farklı değildi. Ama bir anlamıyla o yabancı evde, o Mehmet Cemil'in evinde şiddetle başlamıştı. Daha 14 yaşındayken şiddetle başlamıştı ve bunun artarak devam edeceğini o ilk gelin olduğu gün bile fark etmişti. Bir şekilde evlilik devam etti. Mecburdu zaten. Mecburdu. Resmi nikah kıyılmamıştı. İmam nikahı yeterli bulunmuştu. Zaten evlendiremezlerdi. 14 yaşında bir çocukla evlenilmesi yasaktı. Ama ne kontrol eden vardı, ne okuldan birileri bildirimde bulundu, ne de şikayetçi ortaya çıktı. Ama orada bir çocuğun çocukluğu çalınıyordu.
15 yaşına geldiğinde oğlu Emrullah'ı dünyaya getirdi. Emrullah henüz 6 aylıkken Cemil tarafından öyle şiddetli dövüldü ki kan revan içindeydi. Kendini evin dışına atarak zor kurtardı. Kanlar içinde annesinin ve babasının evine sığındı. Ama sadece birkaç dakika sonra Cemil tekrar kapıya dayandı ve oğlunu da onu da ailesini de öldüreceğini haykırdı. Ailesi de korku içindeydi. Zaten orada kurulan hep kurulan bir cümleydi. Hep şöyle söylüyorlardı: "Aileler arasında çatışma çıkar. Aileler arasında savaş çıkar. Baban ölür, abilerin ölür." Hep bu söyleniyordu. Mecburen o yaralı haliyle çocuk gelin bebeğinin yanına döndü ve Emrullah'ın yanında o şiddete katlanmaya devam etti. Hatta ikinci çocuğuna hamile kaldığında bir kız çocuğuydu. Yine çok fazla dövülmüştü. Ve o kız çocuğu da doğduktan iki ay sonra beşikte hayatını kaybetti. Hep söylüyordu. Hep de hayatı boyunca onu anlatmaya devam etti. O çocuğunun daha henüz isim veremediği 2 aylık kız bebeğinin kocasının dayakları nedeniyle hayatını kaybettiğini söylemişti. Ama bununla da bitmedi. Tekrar hamile kaldı ve tekrar gördüğü şiddet nedeniyle bir çocuk daha düşürdü.
18 yaşına geldiğinde ise Hiranur dünyaya geldi. Hiranur onun hayatı boyunca aslında yoldaşı, arkadaşı olacaktı. Hiranur'un o büyütme sürecinde kendi de hayatta tutunuyordu. Bir anlamıyla Emrullah'tan sonra artık bir kızı vardı ve o kabusa rağmen o erkek egemen toplumun üzerinde yoğunlaşan şiddetine karşı çocuklarına sarılarak direnme yolunu seçmişti ve hayat o şiddet altında devam etti. Tekrar düşük yaptı. Tekrar çocuk doğurdu ve sonunda yıllar sonra beş çocuğu olan, çok genç yaşta beş çocuğu olan bir anneydi. Ve bu süreçte o dengenin artık değişmeyeceğini, gideceği bir evi olmadığını kabullenmiş gibiydi. Kendi çocukları da onun gördüğü işkenceye tanıklık ederek büyüyorlardı ve bir süre sonra onu bir anlamıyla rahatlatacak bir haber geldi.
Çünkü kocası Mehmet Cemil... kocası derken bile içim el vermiyor. Yani kocası demeyelim ona. Mehmet Cemil köyde hayvancılık yapıyordu, çiftçilik yapıyordu ama akrabaları vardı. Fransa'da akrabaları vardı ve 30 yıldır Fransa'da olan bir akrabası haber göndermişti. Cemil Fransa'ya gelsin. Burada ona iş bulduk. Ve önce kaçak olarak Paris'te binalarda, inşaatlarda sıvacı olarak çalışmaya başladı. O sıvacı olarak orada çalışıyordu ve köye para gönderiyordu. Kendi ailesine para gönderiyordu. Ama bundan çok daha önemlisi Gülden artık dayak yemiyordu. Şiddet görmüyordu ve çocuklarıyla bir an olsun nefes alabilmişti. Sadece ara ara gelen Cemil'den korkusuyla yıllar geçti.
Ama bir süre sonra ailesi de Cemil de onları Fransa'ya çağırdı ve yaptıkları başvuru sonucunda vize de çıktı. Bir izin aldılar ve 2021 yılında beş çocuğu ile birlikte Gülden Fransa'ya, Paris'e göç etti. Fransa'ya gittiklerinde artık bir anlamıyla Cemil'in biraz olsun ısılanmış olabileceğini düşünüyorlardı. Belki de Cemil onları rahat bırakırdı. Belki de artık o Fransa'da gerçeği görmüş ve o Doğu Beyazıt'ın, o coğrafyanın o acımasızlığı orada sona erer diye umut ediyorlardı. Hiranur'un da umudu buydu. Daha 11 yaşında bir kız çocuğuydu. Hiranur annesinin artık dövülmeyeceğini umut ediyordu ama hiç öyle olmadı. Çünkü bir anlamıyla Gülden daha çok gençti. Kocasıyla arasında 14 yaş vardı ve kendisine bakıyordu. Bir hayatı sarılmaya çalışıyordu hala. Ama bu kocanın şiddetini daha da büyütüyordu. Kıskançlık krizlerine girmeye başlamıştı. Ve o kıskançlık krizleri nedeniyle kısa süre içerisinde hiç evden çıkamasalar, eve haps olsalar bile o şiddet artarak devam etti.
Bu sırada yıllar geçmişti ve Emrullah evlendi. Yani en büyük çocukları oğulları yine Fransa'da yaşayan bir akrabalarıyla evlendi. Aslında altlı üstlü aynı binada oturuyorlardı. Bir gün Gülden ve Hiranur evdeyken ve diğer çocuklar evdeyken çığlıklar gelmeye başladı. Hemen alt kattan Hiranur'un yengesi ve Gülden'in gelini yardım çığlıkları atıyordu. Üstelik 7 aylık hamileydi. Emrullah'ın onu dövdüğünü anladılar. Zaten daha önce de benzer olaylar yaşamıştı. Gülden kendi acısıyla gelinin acısını birleştirdi ve artık dayanamadı. Kapıya dayandılar ve kapıyı tekmeleyerek, yumruklayarak o kızı, o genç kızı, hamile kadını kurtarmaya çalıştılar. Kapı açıldığında Emrullah annesinin de üstüne yürümüştü. Ama Emrullah'a karşı annesi haykırdı: "Sen gördün dedi. Babanın bana yaşattıklarını gördün. Benim yaşadıklarımı biliyorsun. Benim yaşadığım işkenceyi biliyorsun ama kendi karına bunu yapabiliyorsun diye haykırdı." Ve onu çekip kenara savurdu oğlunu. Tam bu sırada içeri Cemil girdi ve Cemil tekrar Gülden'e, Hiranur'u acımasız bir şekilde darp etti. İkisi de yaralanmıştı ama Gülden artık baygın haldeydi. Hareketsizdi. Onu sürükleyerek bir odaya götürdü. Arkasından Hiranur'u o odaya attı ve üstlerine kapıyı kilitledi Cemil. Ve orada onları ölüme terk etti adeta. Yani Gülden kanlar içindeydi. Hareketsizdi ve başında Hiranur yaralı bir şekilde bekliyordu. Saatler geçti. O kapı açılmadı. Ama bir süre sonra o kapıya sessizce fısıldayarak Gülden'in gelini, Hiranur'un yengesi ve Emrullah'ın eşi olan kız yaklaştı. O da yaralıydı ve oradan Hiranur'a seslendi. Hiranur'a dolapta, çekmecede kırık bir telefon olduğunu, o telefonla polisi aramasını söyledi. Hiranur kendisine söylenenleri yaptı. Telefonu buldu ve hemen polisi aradı. Fransız polisi eve geldiğinde kapılar kilitliydi ve açmıyorlardı. Bir camı kırarak, odanın penceresini kırarak içeri girdiler ve Hiranur'la Gülden'i kurtardılar. Yaralı bir şekilde kanlar içinde ambulansa binip götürdüler.
Cemil kaçmıştı. Bir süre sonra Cemil de yakalandı ve cezaevine girdi. O cezaevindeyken ifade veren Gülden, çocukluğunu, gençliğini, hayatını mahveden adamdan şikayetçi olduğunu, bu adamın kendisini öldüreceğini söyledi ve Cemil tutuklanarak cezaevine konuldu. Ama orada kalması da uzun sürmemişti. Evlerine döndüklerinde sürekli baskı vardı. Köyden sürekli insanlar arıyor ve "Sen adamı hapse attırdın, onu oradan çıkartacaksın. Şikayetini geri çekeceksin" diyorlardı. Hatta şunu söylüyorlardı: "Cemil cezaevinden çıkınca seni öldürecek. Buradaki ailen de tehlike altında. Aileler arasında savaş çıkmak üzere. Onu oradan çıkart. Şikayetini geri al." Bu baskılara dayanamadı Gülden ve şikayetini geri çekti. Ama mahkeme 3 ay uzaklaştırma kararı vermişti. 3 ay boyunca Gülden'e ve Gülden'in yaşadığı eve yaklaşamazdı Mehmet Cemil. Ama o kuralı da tanımadı. Hatta birkaç kere arabayı Gülden'in üzerine sürdü. Ama bir yandan da duygu sömürüsü yapıyordu. Telefonla sürekli onları arıyor, Doğu Beyazıt'taki akrabalarını arıyor ve "Beni eve almıyor. Ben açlıktan ölmek üzereyim. Sokaklarda yaşıyorum. Kıyafetim yok. Çalışamıyorum" diyor. Gülden bir kez daha pes etti ve uzaklaştırma kararı halen devam ederken onu eve aldı. Bu sefer yeminler etmişti. Bu sefer sürekli yeminler ediyordu Cemil. Hiçbirine şiddet uygulamayacağını söylüyordu. Artık kıskanç krizlerine girmeyeceğini söylüyordu. Ama bu sözlerini yine çok uzun tutmayacaktı tabii ki. Tekrar şiddet başladı ve tekrar sinir krizleri geçirdi. Tekrar o sinir krizlerinin sonucunda evde duvarlara kanların savrulduğu korkunç olaylar yaşandı.
Bir seferinde Hiranur evin bodrum katına indiğinde babasının bir köşede bir şeyler yaptığını gördü. Sonra tekrar gittikten sonra oraya geldiğinde orada kendisinin, yani Hiranur'un, aynı zamanda annesinin Gülden'in yakılmış kıyafetlerini buldu. Annesinin fotoğrafı da vardı. Yakılmış bir fotoğrafı vardı ve Arapça yazılar doluydu. Masanın üstünde babasının telefonunu gizlice incelediğinde babasının Doğu Beyazıt'taki imamlarla konuştuğunu ve karısını delirtmek için büyüler yaptığına dair kayıtları, mesajları buldu. Büyüye inanan bir adamdı ve bunlar da dehşete düştü. Artık bir kabusun içindeydiler tamamen. Yani Hiranur'un bütün hayatı zaten annesinin babası tarafından öldürülmesinin korkusuyla geçmişti. Bu azapla yaşıyordu ve annesine bundan kurtulması gerektiğini anlatıyordu. Annesine bir şekilde bir çıkış bulmaları gerektiğini söylüyordu. Tam tersine Emrullah ise aynı babası gibi bir adam olmuştu. Kendi eşine sürekli şiddet uyguluyor, annesine de saldırıyordu.
Bütün bunlardan sonra Gülden Kömürcü, oğlunun bir sözlerinden, oğluyla ettiği bir kavgadan sonra daha fazla dayanamayacağını hissetti ve Doğu Beyazıt'a gitmek için ailesiyle bir yalan bir plan yaptı ve Doğu Beyazıt'a gitti. Doğu Beyazıt'a gittiğinde hemen bir avukat buldu kendisini ve avukata yaşadıklarını anlattı. Fransa'dan yanında darp raporlarını da getirmişti. Fransa'da nasıl dövüldüğünü, işkence gördüğüne dair hastane raporları elindeydi. Kocasının ona tehdit mesajlarını da mahkemeye, daha doğrusu savcılığa sundu ve boşanma davasını açtılar. Boşanma davasını açtıktan sonra artık daha fazla üstüne saldıracaklarını biliyordu. Cemil'in de peşini bırakmayacağını biliyordu ama artık yapabilecek hiçbir şey yoktu. Çocuklarına diyordu: "Ben sizin için bugüne kadar dayandım ama artık bu adam beni öldürecek. Bunu yapmak zorundayım." diyordu. Başka bir şansının, başka bir seçeneğinin olmadığını anlatıyordu.
Doğu Beyazıt'ta kendi ailesinin evine sığınmıştı tekrar ama tekrar oranın kuralları devreye girdi. Cemil'le bağlantılı imamlar her gün eve geliyor, onun bir günahkar olduğunu, boşanamayacağını, töreye aykırı olduğunu anlatıyorlardı. Aynı zamanda Cemil'in akrabaları da sürekli kapıdaydı. Tehditler ediyorlar ve o tehditlerin yanı sıra şunu söylüyorlardı: "Eğer onun boşanmasına izin verirsek yarın bizim de borçlanmamız, bizim kadınlarımızın da bizi terk etmesinin yolu açılır. Bize mahkum olmadıklarını anlarlar. Buna izin verilmez" diyorlardı. Hatta kadınlar da bunu savunuyordu. Böyle bir karanlığın içindeydi ve çocuklarıyla, ailesiyle tehdit devam etti. Bir kez daha Fransa'ya dönmek zorunda kaldı ve tekrar çocuklarının yanına sığındı.
Fransa'da yine bir süre sessiz, huzurlu günler geldi. Yani bir anlamıyla boşanma davasından haberi olan Cemil kendini gizlemiş, acındırmaya başlamıştı kendini. Kendisini bırakmaması için yalvarıyordu. Birkaç dakika sonra değişiyor, saldırmaya başlıyordu. Ama yine bu saldırılardan bir tanesinde: "Devlet seni elimden alabilir ama topraktan alamaz. Seni öldüreceğim. Seni öldüreceğim, kendimi de öldüreceğim. Veya sen mezara gideceksin, ben hapishaneye gideceğim." sürekli bu tehditler. Bu tehditler altında yaşadı. Ama bir gün artık gelen telefon her şeyi değiştirecekti. Çünkü boşanma davasına karşı Cemil de bir avukat tutmuştu ve Cemil onu arayan avukatı dinlerken öfkeli bir şekilde Gülden'e bakıyordu. Çünkü avukat şunu söylemişti: "Mahkemeye bütün raporları sunmuşlar. Bu mahkeme sizi Eylül ayında boşayacak." Çıldırdı Cemil. Çıldırdı. Yine tehditler savurdu. Yine onu evden sokağa attı. Bir yandan değdirmiş bir şekilde vurmaya devam ediyordu ve bu sefer geri çekildiğinde "Nereye gidiyorsan git" dedi. Hiranur'a göre annesinin hep yanındaydı. Bunlara hep tanıklık etmişti ve hatta annesine destek olduğu için Doğu Beyazıt'ta bile saldırıya uğramıştı. Hiranur annesinin aklına bu boşanma fikrini onun soktuğunu Cemil söylüyordu ve aynı zamanda Doğu Beyazıt'taki Cemil'in akrabaları da ona saldırıyorlardı. "Anneni sen bu yollara sokuyorsun diye." Birlikte gitmeye karar verdiler. Yani Gülden Hiranur'u aldı yanına. Diğer küçük çocuklarını aldı. Fatma Nur'u aldı. Cem'i aldı, Zeynep'i aldı ve Türkiye'ye doğru yola çıktılar. Sabiha Gökçen Havalimanı'na uçaktan indiler. Tekrar aktarmayla bir gün sonra Van'a gideceklerdi. Oradan da Doğu Beyazıt'a geçeceklerdi. Ama bu yolculuk sırasında telefonları çaldı. Sabiha Gökçen Havalimanı'nda telefon çaldı ve telefonda kendi babası vardı. Gülden'in kendi babası vardı. Gülden'in babası kendisini arayan kardeşinden bahsediyordu. Cemil'in kardeşinden. Cemil'in kardeşi onu aramıştı ve demişti ki: "Cemil benden silah istedi. Neler oluyor? Tabanca istedi. Buraya gelecek. Neler oluyor? Eğer bir şey varsa söyleyin. Tedbir alın" diye Gülden'in babasını aramıştı. Gülden bu kendisine anlatılınca panikledi, endişelendi. Hiranur'a da anlattı. Hiranur hatta bu annesine dedi ki: "Anne gel Paris'e dönmeyelim. Doğu Beyazıt'a da girmeyeyim. İstanbul'da iş bulurum, çalışırım." Çünkü Fransa'da çalışmaya başlamıştı. "Ve sana bakarım. Bize bakarım ben burada" dedi. Ama Gülden kararlıydı. "Sadece 3 ay kaldı" dedi. "Sadece 3 ay kaldı. Yani mayıs ayındaydılar havalimanına indiklerinde. 3-4 ay sonra zaten ondan boşanacağım ve artık bu bitecek. Bizi korkutmak için bunu yapıyor. Vazgeçirmek için bunu yapıyor" dedi. Ve yola devam ettiler.
19 Mayıs günü Doğu Beyazıt'a geldiklerinde gerçekten çok tedirgindiler. Bir yanıyla köye gitmeye çalışıyorlar ama bir yandan Doğu Beyazıt'ta bir evleri var. Fransa'da, Paris'te çalıştıkları sürede Doğu Beyazıt'ta bir sitenin içinden bir daire almışlardı. O eve girdiler. Çocuklarını da o eve yerleştirdi Gülden. Ama dediğim gibi çok tedirgindi. Cemil'in gelmesinden korkuyordu. Tam eve girdikleri sırada Hiranur'un telefonu çaldı. Hiranur telefonu açtı. Babasıydı Cemil'di. Cemil onlara nerede olduklarını sordu. Doğu Beyazıt'a geldiklerini söylediler. Cemil sinsi planını hazırlamıştı. "Ben Almanya'dayım. Çalışmak için Almanya'da bir işe gittim" dedi. Hatta bu bir nefes almışlardı. Rahat bir nefes almışlardı. Hiranur annesine bunu söylediğinde "Oh demek ki burada değil. Peşimize takılmadı" demişti. Oysa karşı sokakta onlar eve girerken uzaktan gri bir arabanın içinde izliyordu. Onların eve girişini izliyordu. Planı işliyordu. Hiranur, kardeşleri ve Gülden eve girdiklerinde bir gün hazırlıkla geçirdiler. Ertesi gün 20 Mayıs 2026 günü alışveriş için, evin hazırlıklarını yapmak için çarşıya doğru Hiranur'la birlikte Gülden çıktı. Çarşıya geldiklerinde alışveriş, evin eksiklerini yaptılar. İnternet bağlantısı için bir GSM operatörüne girdiler. Tam oradan çıktıkları sırada telefonu tekrar çaldı. Hiranur yine telefonda Cemil vardı ve Cemil "Doğu Beyazıt'a geldi bu sefer. Eve evde beni bekleyin bir saat sonra evde olacağım" demişti. Paniğe kapıldılar. Onun eve gelmesi, evde cinayet işlemesi, cinayete hazırlandığı kuşkusu vardı. Hiranur "Anne eve gitmeyelim" dedim. Gülden ise "Hayır evimize gidelim kapıyı açmayacağız kesinlikle" diye ona karşılık verdi veya "Gelecekse konuşacağız" dedi. Ama sokakta artık tedirgin yürüyorlardı. Tam evin önüne inen bir yokuşun üzerindeydiler. Elleri poşetlerle doluydu. Eve doğru yürüdüler. Hatta tam yokuşun başındayken annesi Hiranur'a: "Etrafına bak, Cemil buralarda mı?" diye sordu. Baktı hiçbir şey göremedi. Sadece beyaz bir araba duruyordu ileride. "Hayır anne burada değil" dedi. Aşağı doğru yürüdüler. Eve sadece 10 metre kalmıştı. Sitenin girişine 10 metre kalmıştı. Birden ara sokaktan gri araba hızlı bir şekilde son gaz çıktı. Önlerini kesti ve arabanın direksiyonundaki Cemil'di. Annesi "Evvah bu Cemil!" diye bağırdı. Cemil arabadan iner inmez belindeki silahını çekti ve Gülden'e doğru doğrulttu. Hiçbir şey söylemiyordu. Sadece gözlerini kısmıştı ve nişan almıştı. Hiranur annesiyle babasının arasına girdi. Namluya kendi göğsünü uzattı ve dedi ki: "Hayır baba yapma. Yalvarırım baba yapma!" diye bağırdı. Ama onun sağından solundan bir anlamıyla Gülden'i namlunun ucuna getirmeye ve tetiğe basmaya hazırlanıyordu katil koca. Ve bunu yaptığında Gülden kızına kurşun isabet etmesi korkusuyla onu itti. Kızını itti ama kurşun Hiranur'u sıyırarak isabet etmedi. Bu sırada Gülden tekrar çantasını savurdu ve Cemil'in suratına attı çantasına. Tekrar silaha doğrulttu Cemil ama bu sefer silah tutukluluk yaptı. Silah ateş almadı. Bunun üzerine çocuğunun da tehlikede olduğunu gören Gülden yokuşun üstüne doğru ondan uzağa doğru kaçmaya çalıştı. Bu sırada peşinden koşuyordu katil ve sürekli silahın tekrar namlusuna mermiyi vermeye çalışıyor, sıradan tutukluluğu gidermeye çalışıyordu. Onun arkasından da Hiranur koşuyor. "Baba yapma yalvarırım yapma" diye bağırıyordu. Böyle 100 metre, 120 metre kadar koştular. Hiranur'un tam arkasındayken babasının tekrar namluyu uzattığını, doğrulttuğunu ve silahın patlama sesini duyuyordu. Omzundan, sırtından omzundan vuruldu Gülden yere kapaklandı. Babası tekrar yaklaştığında hala bağırıyordu. Hiranur hala bağırıyordu. "Yapma, yapma" diyordu ama hemen sırtına bir el daha ateş etti katil. Ve sonra başına bir el daha ateş etti. Her şeye Hiranur gözlerinin önünde olmuştu ve koşarak uzaklaşmaya başladı katil. Hiranur o anları anlatırken şöyle diyor: "Hep annemi öldürdüğünde kendisini de öldüreceğini söylerdi. Ve ben o an kendi kafasına da silahı doğrultup ateş edeceğini düşünmüştüm. Bir süre koştu. Sonra döndü bana baktı. Silahı kafasına doğrultmasını bekledim ama onu yapmadı. Bazen annemi öldüreceğini söylediğinde 'Sen mezara, ben hapishaneye gideceğim' derdi. Silahı bırakıp dizlerinin üzerine çöküp teslim olmasını bekledim. Onu da yapmadı." Aynen böyle söylüyor Hiranur. Ve kaçıp gitti. "Ve ben de arkasından korkak diye bağırdım" diyor. Evet. Hiranur o çığlıkların içerisinde polise çağrılması için, polis insanların araması için, babasına, annesini öldürmemesi için attığı çığlıkların içerisinde korkak diye de bağırıyordu. Annesinin üzerine, yerde yatan annesinin üzerine kapaklandı. Elbiseleriyle annesinin yaralarına tampon yapmaya çalıştı. Onu ses vermesi için çünkü hareketsizdi. Sesi yoktu. Bilinci kapalıydı. Bir ses vermesi için sarstı ama yüzünü çevirdiğinde aslında başından da vurulduğunu gördü ve çığlıkları Doğu Beyazıt'ta yankılandı.
Cemil kaçmıştı. Cemil kaçmıştı ve kayıplara karışmıştı. Çok enteresan burası. Gerçekten çok enteresan. Çünkü polis kısa sürede geldi. Ambulans. 15 dakika beklediler. Ama polis gelmişti ve Hiranur'a ne olduğunu soruyordu. Hiranur da babasının katil olduğunu, annesini vurduğunu ve kaçtığı yönü gösterdi. Ama hala "Sen kimsin?" diye ona soruyorlardı. Katilin peşinden koşmadıklarını anlattı Hiranur. İddiası böyle. Oysa daha sonra cep telefonu sinyallerine ve güvenlik kamera kayıtlarına bakıldığında katilin o ara sokaklarda gezdiği, üzerindeki kıyafetleri attığı, sonra pasaportunu attığı, sonra geri dönüp kıyafetlerini, pasaportunu aldığı bile görüldü. Yani o sokaklarda arasaydılar onu yakalayacaklardı. Katili yakalayacaklardı ama kayıplara karıştı. Hastaneye kaldırılan Gülden hayatını kaybetmişti. Hiranur ise ölümün kıyısından dönmüştü. Annesinin can verdiği sırada Hiranur babasının kendisini de öldürmek isteyeceğini, kendisini de canına kastedeceğini söylüyordu. Polisin Cemil'i ve Hiranur haklı olarak o katilin nasıl herkesin içinde kaçıp izini kaybettirdiğini anlatmaya çalıştı. Daha sonraki tespitlerde katilin köylüsü olan bir kişi tarafından saklandığı anlaşıldı. O köylüsünün, esnaf bir köylüsü onun oto garajına gitmişti ve demişti ki: "Karımı öldürdün beni sakla." Ve onu saklamıştı. Gerçekten kaldı. "Namus meselesi" demişlerdi. "Töre" demişlerdi. Ve onu bir yerde sakladı hava kararıncaya kadar. Hava karardıktan sonra kendi aracıyla oradan çıkarttı. Ö.İ. isimli akrabası, köylüsü ve onu başka bir eve götürdü. O evde de bir süre saklandıktan sonra polis baskınlarında bulamadı, bulunamadı ve tamamen izini kaybettirdi.
Şimdi Hiranur bu cinayetin failinin yakalanmamasına haklı olarak öfke kusuyor ki "Nasıl bulunmaz? Nasıl onu yakalayamazsınız?" Ö.İ. hiç tutuklanmadı zaten. Onu hiç cezaevinde falan yatırmadılar. Suçluyu saklamıştı sadece. Onlar için "Sadece bilmiyordum. Cinayet işlediğini bilmiyordum" dedi. Ama tanıklar vardı. "Karımı öldürdün beni sakla" dediğine dair tanıklar vardı. Bazıları İran'dan, İran'a sınır, İran'a yakın bir bölge, İran sınırından kaçtığını ve Fransa'ya gittiğini iddia ediyor. Ama hala Türkiye'de olma ihtimali de var. Ve Hiranur kendini güvende hissetmiyor. En küçük kardeşi 9 yaşındaki Fatma Nur'la birlikte Hiranur burada Türkiye'de ve Hiranur'un oturum izni var ama kardeşi Fatma Nur'un oturum izni olmadığı için onu Fransa'ya götürmeye çalışıyor. Çünkü Türkiye'de Doğu Beyazıt'ta kendini asla güvende hissetmiyor. Bu sırada iki aile arasında, Gülden'in ailesiyle Cemil'in ailesi arasında da çeşitli çatışmalar, tartışmalar yaşanıyor.
Ama bir kadın göz göre göre 24 yıl boyunca işkence görerek, 24 yıl boyunca eziyet edilerek böyle öldürüldü. Bu benim için 24 yıl süren bir cinayet. Çünkü hiçbir önlemi alamadı. Toplum sürekli öldüreceğini bilmesine rağmen onu katilinin yanına gönderdi. Gülden'i katilinin yanına gönderen bir düzendi bu. Hiranur annesinin güçlü bir kadın olduğunu anlatıyor. Annesini özlemle anıyor. Bu korkunç sistemin içinde göz göre katledildiğini söylüyor. Annesi için adalet aramaktan vazgeçmeyeceğine haykırıyor. Çünkü o annesi sayesinde okutuldu. Çünkü o çarkın içinden çıktığını düşünüyor. O çarktan, o erkek egemen dünyadan o töreden kurtulduğunu düşünüyor.
Bazı iddialara göre polisin ve savcılığın şüphesi bunun bir töre cinayeti aynı zamanda olabileceği, bir aile meclisi kararıyla mı öldürüldü Gülden sorusunun peşinden giriliyor. Çünkü Gülden'in katili olan Cemil silahı kendi kardeşinden almıştı ve kendi kardeşinin verdiği arabayla o cinayet yerine gitmişti. Hatta bir iddiaya göre aynı kardeş cinayet işlendikten hemen sonra taksiyle oraya gelmiş ve ölüp ölmediğini, Gülden'in ölüp ölmediğini kontrol etmişti. Bir aile meclisi kararı var mıydı? Bu sorunun aydınlatılması gerekiyor. Gerçekten bu sorunun aydınlatılması gerekiyor. Hiran ise adalet mücadelesine sonuna kadar devam edeceğini, bu karanlık düzende savaşacağını ilan ediyor. "Annemin öldürüleceğini herkes biliyordu. Katil babam yakalanmadı ve beni de öldürebilir. Çünkü hep beni suçluyordu. Anneme bir tuzak kurduklarını düşünüyorum. Onun buraya gelmesini sağlayıp burada öldürdüler. Annemi savunduğum için beni defalarca dövdüler. İftira attılar. Anneme işkence yaparken beni de susturmaya çalıştılar. Ama ben asla vazgeçmedim annemin davasından. Sanmasınlar ki annemin vefatından sonra da vazgeçeceğim. Annemin öldürülmesinde kimlerin parmağı varsa hepsinin cezalandırılması için mücadele edeceğim." Kadın örgütleri ile birlikte yürüyüşler düzenledi ve şimdi annesi için adalet arıyor.