Transcription
Allah'ın [Müzik] selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır, şeytanların, tahutların yoludur. Salat derslerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Allah nasip ederse bu dersimizde Salat 21'i işleyeceğiz. Bu dersimizin ana konusu Zekeriya'nın Salatı. Diğer nebilerin salatına da çok kısa değinir, fakat asıl konumuz eee Zekeriya'nın Salatı. Tabii Zekeriya'nın salatından kastımız da Zekeriya'nın mihrapta yaptığı Salat. Nedir bu Zekeriya'nın mihrapta yaptığı Salat? Hani mihrabı bugün camilerin içerisindeki bir bölüm olarak söylüyorlar ya, hatta üzerine de Ali İmran suresi 39 ayeti yazıyorlar. Mihrabın caminin içerisindeki bir bölümle alakası var mı yok mu? Zekeriya'nın eee salatı mihraptan namaz kılmak mı, yoksa başka bir şey mi? Ona bakacağız Allah nasip ederse. Dediğim gibi Zekeriya'nın salatını doğru anlamamız için önce mihrabın ne demek olduğunu bilmemiz gerekir. Mihrap kelimesi harebe kökünden türeyen bir kelimedir. Bildiğimiz savaş demektir. Savaştan yola çıkarak da karargah, kale anlamına gelmektedir. Tabii gelenek camilerin içerisindeki mihraba delil göstermek için "şeytan ve heva ile savaşma yeri" demektedir. Yani camilerin içerisindeki mihraba eee mihrap demesinin delilini buna dayandırıyor. İşte eee şeytan ve heva ile savaşma yeri. Oysa insan şeytan ve heva ile sadece caminin içerisinde mi savaşır? Yani camiden çıktığımız zaman şeytan ve hava, heva ile savaşmayacak mıyız? Yani bizim şeytanla, şeytan ve heva ile savaşmak için caminin içerisine mi girmemiz lazım? Yani bu iddia kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Ki aynı gelenek ne yapmıştır? "Siz namazı inkar ediyorsunuz, günde beş kere Allah'ın huzuruna çıkıyoruz biz" falan. Ben de onlara diyorum ki: "Allah'ın huzuruna çıkıyorsunuz günde beş kez namaz kılarak. Ben 7/24 Allah'ın huzurundayım. Ben ona göre bir hayat yaşıyorum." Yani siz günde beş kez Allah'ın huzuruna çıkıyorsunuz namaz kılarak. Ben 7/24 Allah'ın huzurundayım ve 7/24 Allah'ın huzurunda olduğumun bilinciyle bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Günde beş kez Allah'ın huzuruna namazla çıktığını iddia edenler, dini ibadete, ayine dönüştürenlerdir. Oysa Arapçada "abd" ibadet değil, kulluk demektir. İslam ibadet değil, ubudiyet dinidir. Geleneğin ibadetten anladığı belli vakitlerde yapılan ritüeller. Bizim ibadetten anladığımız ise daima Allah'ın ilkelerine göre bir yaşam tarzı belirlemek ve öyle yaşamak. Bizde ibadet 7/24'tür. Biz belli vakitlerde ibadet etmeyiz. Hayatımızın tamamında ibadet etmeye çalışırız. Yani hayatımızın tamamına Allah'ın ilkelerini yansıtmaya çalışırız. Evet, geleneğin mihraba verdiği anlamın asılsız, zorlama bir anlam olduğunu, doğru anlamın ise kale, karargah olduğunu birazdan okuyacağımız birkaç ayetten göreceksiniz. Sebe 13 ayete bakalım: "Onlar Süleyman için mihraplarda, yani kalelerden, karargahlarda, heykellerden, havuzlar gibi çanaklarda, yerinden kaldırılmaz kazanlardan ne dilerse yaparlardı." Ayetteki mihrabın caminin, camilerin içerisindeki o malum bölümle bir alakası olmadığını anlamak çok zor olmasa gerek. Yine Sad suresi 21 ayete bakalım: "Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi." Evet, Davut aleyhisselamın yanına. Davut aleyhisselam o an mihrapta ve duvarı aşarak mihraba geliyorlar. Yani şimdi bir cami düşünün, siz caminin duvarını aşarak mihraba giremezsiniz. Caminin kapısından girersiniz. Oysa Davut'un mihrabına ne yapıyorlar? Duvarı aşarak giriyorlar. Bu da bize neyi gösteriyor? Davut'un mihrabının kale veya karargah olduğunu bize gösteriyor. Bu iki ayetten anlaşılıyor ki mihrap, karar alınan, istişare yapılan, yönetim merkezi olan, duvarları olan bir karargah. Ki Sebe 22 ayetteki duvar anlamına gelen "sebere" kökü dilimizde kullandığımız "sur" anlamına gelmektedir. Gelelim Zekeriya'nın mihrap ile ilişkilendirildiği ayetlere. Zekeriya'nın mihrap ile ilk ilişkilendirildiği ayet Meryem suresi 11 ayettir. Meryem suresi 11: "Bunun üzerine mihraptan halkının karşısına çıktı, onlara sabah akşam tespih etmelerini vahyetti." Buradaki "vahyetti" kelimesinin anlamı etmek, yani konuşarak değil, işaret diliyle anlatmak anlamındadır. Zekeriya'nın halkının karşısına çıkıp sabah akşam tespih etmelerini işaret etmesi, mihrabın salatın ikame edildiği, eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmanın gerçekleştirildiği bir yapı olduğunu bize göstermektedir. Ya yani mihrabın camilerdeki bir bölüm veya namazla bir ilgisi nedir? Yoktur. Karargah anlamı Ali İmran suresi 37 ayete de ne yapmaktadır oturmaktadır. Ne diyor Ali İmran 37 ayet: "Bunun üzerine Rabbi onu iyi bir şekilde kabul etti ve onu bir bitki gibi yetiştirdi. Onu Zekeriya'nın korumasına verdi." Yani Meryem'i, Meryem'den bahsediyor. Zekeriya ne zaman mihraba gelse onun yanında rızık, yiyecek, giyecek bir şeyler bulurdu. "Ey Meryem, bunlar sana nereden geldi?" derdi. Ona, "Bunlar Allah'tandır" derdi. "Şüphesiz Allah hak edeni hesapsız rızıklandırır." Demek ki mihrapta neler varmış? Yiyecekler, giyecekler, yani rızık, rızık varmış. Yiyecekler, giyecekler varmış. Mihraptanmış bu. Ee camilerin mihrabında ben şu ana kadar hiç yiyecek veya giyecek ne yapmadım? Görmedim. Demek ki Ali İmran 37'deki mihrap, camilerdeki mihrabın bir alakası yok. Yani ayetlerden anladığımız üzere mihrap, içerisine girilen, rızıklar bulunan, Meryem'in de içerisinde yaşadığı bir yer. Yani bir yaşam alanı, bir ev gibi bir yaşam alanı olduğunu ne yapıyoruz? Ali İmran 37'den, Sebe, Sad 22'den, Sebe Suresi 13 ayetten ne yapıyoruz anlıyoruz. Az önce bir hata yapmışım, Sebe 22 demişim, Sad 22 demem gerekiyormuş, onu düzeltelim. Ali İmran suresi 37 ayeti düşünürken aklıma Araf Suresi 31 ayet geldi. Ne diyordu Araf Suresi 31 ayete: "Ey ademoğulları, her mescitte ziynetlerinizi alın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Zira o israf edenleri sevmez." Bu ayete göre mescitlerin de insanların toplanıp yiyip içtiği bir yapı olduğu ve mihrap benzerliği anlaşılıyor. O zaman da şu soru akla geliyor: Yoksa Hristiyanlar mihrabı kiliseye, Müslümanlar mescidi camiye çevirip eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmanın icra edildiği, salat mekanları, mekanlarını tabiri caizse sadece tapınma, yani ayin, belli ritüellerin yapıldığı mekanlara mı [Müzik] döndürdüler? Ben bu soruya kendi adıma evet diyorum. Yani eğitim ve eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmanın icra edildiği mescitleri ne yaptılar? Camiye çevirip sadece içerisinde birtakım ritüellerin yapıldığı, tabiri caizse ayin mekanlarına dönüştürdüler. Eğitim öğretim ve ne yap? Toplumsal dayanışma faaliyetlerini yok ettiler. Açık açık söylüyorum, siz hiç etrafınızda insanların toplanıp eğitim öğretim, istişare yaptığı, yiyip içtiği, toplumsal dayanışmanın gerçekleştirilebildiği bir yer gördünüz mü? Salat'ı tahrif edip ritüel namaza dönüştürenler, mescit kavramını da tahrif ederek ne yaptılar? Camiye dönüştürdüler ve salat'ı örttükleri, namazı da mescidi örttükleri camiyi de istedikleri kalıba sokup istedikleri gibi şekillendirdiler. Din satan şeytan bilinçli bir toplum istemez. Satan şeytanın en büyük düşmanı bilinçli, bilgili insandır. Bize neden diyorlar, "Kur'an'ı anlayarak okumayın" diye? Neden diyorlar, "Din akıl dini değil, nakil dinidir" diye? Size Kur'an'ı anlayarak okumayın diyenler, Kur'an'ı ölülere okutanlar, Kur'an'ı anlamadan Arapçasıyla okuyan, her harfine bilmem ne kadar sevap verenler, işte eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma faaliyetlerinin gerçekleştirildiği mescitleri de ortadan kaldırıp camiye döndürüp camileri de sadece belli ritüellerin yapıldığı mekanlara dönüştürenler, işte iki zihniyet aynı zihniyet. Evet, mihrabı kiliseye, mescitleri camiye döndürdüler ve eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bu mekanları pasifize ettiler. İstedikleri şekle döndürdüler. Salat'ı namaza döndürdüler, mescidi camiye döndürdüler ve ne yaptılar? Eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırıp bilinçsiz bir toplum oluşmasına sebebiyet verdiler ki bu zihniyetin bilgiye, bilince, aklı kullanmaya, düşünmeye, düşünceye, düşünce özgürlüğüne ne kadar düşman olduğunu biliyoruz. Bunun için önce namazı icat ettiler. Sonra "namaz kılmayan öldürülür" deyip zoraki dayattı. Namazı kılacaksın, niye kılacaksın? Kılmak zorundasınız. Çünkü biz bu namazı uydurduk, gelecek nesillere de bu şekilde devam etmesini sağlamak istiyoruz. Namaz kılmayan öldürülür. İşte dinden dönen öldürülür. Senin gibi düşünmeyen müşriktir, öldürülür, kafirdir, öldürülür, münafıklık yaptı, öldürülür, öldürülür de öldürülür. Neyse konumuza dönelim. Gelelim Ali İmran suresi 38 ayete. Orada Zekeriya ne diyor? Zekeriya için orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim bana katından iyi bir evlat bağışla. Kuşkusuz sen duayı işitensin." Bakın Zekeriya dua ediyor. Dikkat edin bu detay önemlidir. Hani o salata dua diyenler sıkıştıkları zaman. Bakın Ali İmran 38'de Zekeriya dua ediyor. Bakın 39'a, 39'a gelelim. "O mihrapta ayakta dikilmiş Salat ederken melekler: 'Şüphesiz Allah seni Yahya ile müjdeliyor. O Allah'tan gelen bir kelimeyi tasdik eden, toplumuna öncülük yapan, kendisine sahip olan, iyilerden bir nebi olacak' diye seslendiler." 38'de Zekeriya dua ediyor, 39'da Salat ediyor. Salat eğer namazsa, kılacaktır. İsa 38'de niye dua ediyor ki? Namazda zaten dua ederdi. Öyle değil mi? Namazın sonunda dua ediyorlar ya. Ee Zekeriya namaz kılacaktır. İsa salattan önce dua etmezdi. Öyle değil mi? Yani buradan anlıyoruz ki Zekeriya'nın salatının namazla bir ilgisi yok. Namazla bir ilgisi olsaydı zaten Zekeriya namazdayken dua ederdi. Salat'tan önce etmezdi. Evet, buradan şunu anlıyoruz. İki sonuç çıkar buradan: Zekeriya'nın salatının namazla ilgisi yok. İki, salatın duayla ilgisi yok. İkisi farklı kavramlar. 38 ayette dua ediyor Zekeriya, 39 ayette Salat ediyor. Bu ayetleri salata dua diyenlerin gözüne sokabilirsiniz. Evet, evet. Bir de üçüncü bir detay var. Nedir o detay? Zekeriya ayakta dikilmiş şekilde Salat ediyor. Yani Salat-ı Zekeriya ayaktayken icra ediyor. Evet, tekrar başından sararak gelene şu soruları soralım. Yani özellikle salata namaz diyenlere şu soruları soralım: Bir, az önce de söyledim, 38 ayette Zekeriya dua etmişti, 39 ayette ise Salat ediyor. Şayet Zekeriya dua edecek idiyse, namazda etseydi ya? Neden namazdan önce dua etti? Siz duayı namazdan sonra etmiyor musunuz? Namaz kılacak olan Zekeriya neden namazdan önce dua etsin? İki, Zekeriya Salatı sadece ayakta dikilmiş yapıyor. Yani eğilip yere kapanmıyor, oturmuyor. Öyleyse bu Salat nasıl namaz oluyor? Eğilmek ve yere kapanmak, oturmak sizin namazınızın farzlarından değil mi? Üç, siz hiç insanların toplanıp istişare ettiği, yiyip içtiği bir mihrap gördünüz mü? Yoksa atalarınız mihrabı da mı tahrif etmiş? Dört, hala yalana sarılmaya, salata namaz demeye devam edecek misiniz? Tabii geleneğin bu sorularımıza cevap vermesini ne yapmıyoruz? Beklemiyoruz. Bu sorduğumuz soruların cevabını izleyen arkadaşlarımız için ne yapıyoruz? Kendimiz tekrar cevabını veriyoruz. Birinci sorunun cevabı şudur: Zekeriya salattan, yani eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma faaliyetinden önce dua ediyor. Halkın huzuruna çıkmadan, eğitim öğretim ve toplumsal dayanışma faaliyetini gerçekleştirmeden önce dua ediyor. Orada ben bir detayı da düşmek istiyorum, konum değil ama değinmek istiyorum. Orada Zekeriya'ya melekler haber getiriyorlar. Yani daha doğrusu oradaki melek kavramı, oradaki melek kavramı "eleke" ulak türeyen melek kavramıdır. Yani bizim doğal güçler dediğimiz anlamında değil, haberci anlamında. "Eleke" yani ulak getiren anlamındadır ki orada Zekeriya'ya haberci ayetleri vahyi getiren değil, vahyin bizzat kendisi. Yani Zekeriya o an Allah'tan ne yapıyor? Vahiy alıyor. Oradaki melek kelimesi, Zekeriya'nın aldığı vahiydir. Zekeriya'ya haber veren vahiy, haberci ayetler anlamındadır. Bu detayı da düşmek istiyorum. İkinci sorunun cevabı: Zekeriya'nın salatının namazla ilgisi yoktur. O mihrapta eğitim öğretim ve dayanışma faaliyetini ne yapmaktadır? İcra etmektedir. Evet, dördüncü sorunun cevabını da siz etrafınıza bakarsanız görürsünüz. Ne yazık ki gelenek yalanda ısrar etmeye, yalana sarılmaya devam etmektedir. Neden? Burada bunu bilinçli olarak devam ettirenler, yani Kur'an'ın özellikle kafir dediği, şeytan dediği bilginler. Yani bu işi bilerek yapanlar. Niye? Çünkü [Müzik] eğer toplum vahiyden haberdar olursa ne yapamayacaklar? Din satamayacak. Evet, aynı zamanda salatın namaz olmadığı ortaya çıkarsa, bu kadar caminin gereksiz [Müzik] olduğu, Kur'an'da cami dahi geçmediği, bu kadar caminin gereksiz olduğu, e bu kadar cami gereksiz olduğu zaman, bu kadar Cami görevlilerinin olduğu, gereksiz olduğu da ortaya çıkacak. E dolayısıyla bu kadar Cami görevlisi, din görevlisi, müftülerin de gereksiz olduğu ortaya çıkacak. Buradaki pastayı düşünebiliyor musunuz? Yani pastayı, devletin bu kurumlara ne kadar bütçe ayırdığını biliyorsunuz değil mi? Nasıl saltanat sürdüklerini, milyonluk, milyonluk makam araçlarıyla gezdiklerini, tatil köyleri yaptıklarını biliyorsunuz değil mi? Ne olacak? Çok büyük bir pasta, altın yumurtlayan tavuk. Artık siz ne derseniz deyin. E bu gidecek. Bir de bunun ikinci boyutu var. "Ne yaparsan yap, namaz kıldığında arınır" diyorlar ya, "Cumaya geldiğinde bütün günahların affolur" diyorlar ya, "Cennetin anahtarı namazdır, namaz dinin direğidir, namazın tam olursa cennete, tam olmazsa cehenneme" diyorlar ya. Şayet salatın namaz olmadığı gerçeği ortaya çıkarsa, kendilerini cennete götürecek en önemli argüman çöp olacak. Zaten ahlak tamamı için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın, büyük bir çoğunluğu için söylüyorum. Zaten ahlak yok, adalet yok, ehliyet yok, liyakat yok, merhamet yok, sosyal sorumluluk yok. Bakın namaz yüzünden din camilere hapsedilmiş durumda. Vahiy mezarlıkları okunuyor. Sosyal hayatta din yok. Sosyal hayatta her türlü ahlaksızlık var. Her türlü ahlaksızlığı yapanlar ne yapıyorlar? İşte camide namaz kılarak aranacaklar. İnanmadı, kandil gecelerinde, olmadı Ramazan ayında, olmadı hacda, o da olmadı ahirette, kendi ağızlarıyla söylüyorum, peygamberin şefaatiyle kurtulacaklarına inanıyorlar ya. Evet, işte böyle beleş dinleri var. O yüzden birinci grup rant elde etmesini, rant gitmesini istemez. Elindeki rantın gitmesini istemez. E aynı grup toplumun bilinçlenmesini istemez. Bu yüzden eğitime, öğretime, özellikle vahiy eğitim ve öğretimine nedir? Düşmandır. İkinci grup, yani din sınıfı değil de toplum da ne yapmaktadır? Namazla kurtulacağına inanan cahiller topluluğu. Elinden namazı alırsanız, onu cennete götürecek fazla bir argüman kalmayacağı için salatın namaz olmadığını gerçeğini bilmek istemez, bunu kabul etmez. Birinci grup rant için, aynı zamanda bilinçli bir toplum oluşmasını istemediği için. İkinci grupta kendini cennete götürecek olan en önemli argümanı da kaybetmemek için ne yapmaktadır? Salatın namaz olmadığı gerçeğini kabullenmemek, kabullenmek istememektedir. Kimisi bilinçli olarak, kimisi de bilinçsiz olarak. Dördüncü soruyu sormuştuk ya, hala aklınızı kullanmayacak mısınız? Bu yalanı dillendirmeye devam edecek misiniz? Bunlar edeceklerdir. Yani fakat onlar devam edecek, biz de doğruyu, gerçeği anlatmaya devam edeceğiz. Ne demiştik? Hristiyanlar, Yahudiler dini camilere, havralar, e dini kiliselere, havralara hapsettiler. Müslümanlar ne yaptılar? Sözde Müslümanlar, daha doğrusu Müslümanlar demeyeceğim, Sünniler ve Şiiler diyeceğim. Onlar da ne yaptılar? Dini camilere hapsettiler. Oysa Zekeriya'nın mihrabı, İbrahim'in Beyti. İbrahim suresi 37 ayeti okuyalım: "İbrahim'e selam ederek: Rabbimiz, gerçekten ben neslimden bir kısmını sahipsiz, ekine elverişli olmayan bir vadiye, Beyt-i Haram'ın yanına yerleştirdim. Rabbimiz, salatı ikame etsinler. İnsanlardan bir kısmının gönlünü onlara yönelt ve onları kimi ürünlerle rızıklandır. Umulur ki onlar şükrederler." Evet, İbrahim'in Beyti, İbrahim'in Mescid-i Haram'ı, Zekeriya'nın mihrabı, Musa ve Harun'un kıblesi. Yunus Suresi 87 ayet: "Musa ve kardeşine biz vahyettik: 'Halkın için Mısır'da evler hazırlayın, evlerinizi kıble yapın ve salatı ikame edin. Müminleri müjdele.' Selam olsun Musa ve Harun'a." Muhammed'in Mescidi. Evet, Cin Suresi 18: "Mescitler Allah içindir. O halde Allah'ın yanı sıra başka kimseye çağrıda bulunmayın." Buradaki çağrıyı genel olarak dua diye anlıyoruz. Halbuki buradaki çağrının duayla değil, davetle alakası var. Yani Cin Suresi 18'de mescitler Allah içindir, o halde Allah'ın yanı sıra başka kimseye dua etmeyin demiyor. Mescitlerde davetinizi sadece Allah'a yapın diyor. Sadece Allah'a davet. Yani mescitlerin de sadece Kur'an merkezli eğitim öğretim yapın diyor. Mescitlerin cemaatine tarikatını, mezhebini davet etmeyin. Mescitlerin minimum ilmi al, kitaplarını, risaleleri, mektubatı, mesnevileri, minah varı, ruhul furkanları değil, Kur'an'ı anlatın diyor. Cin Suresi 18 ayet. Cin Suresi 18 ayetteki dua, çağrı demektir. Yani Fussilet Suresi 33 ayetteki çağrı, Yusuf Suresi 108 ayetteki çağrı, Kasas Suresi 87, 88 ayetteki çağrı. Yani Allah'a davetten bahsediyor. Cin Suresi 18, Allah'a çağırmaktan bahsediyor, dua etmekten değil. Evet, İbrahim'in Beyti, Musa, Musa ve Harun'un kıblesi, Muhammed'in Mescidi. İşte bu mekanların hepsi [Müzik] musallalık. Evet, bu arada gelenek Musayı da ne yaptı? Ölülerin yatırıldığı yer haline dönüştürdü. Musalla, aklımızla alay ediyorlar biliyor musun? Biliyor musunuz? Geçmişte bizimle çok güzel alay etmişler. Bakın mihrabı caminin içerisindeki bir bölüm yaptılar dedik ya. Mescidi de cami yaptılar. Cami Kur'an'da geçmez, mescit geçer. Ama mescit okul demek. Okul onların işlerine gelmiyor. Onlar tapınak işlerine geliyor. Onların insanların uyuşturulduktan sonra ne yaptılar? İşte mihrabı cami içerisindeki bir bölüm. Bir de musalla. Bakın nasıl dalga geçiyorlar. Musallalık yer değil mi? Musalla taşı. Peki Kur'an'a göre musalla nedir? Ölülerin diriltildiği yerdir. Bakın tam tersi. Aradaki tek fark şu: [Müzik] musallalık, toplulukların tabiri caizse uykuda olan, uyuyan toplulukların uyandırıldığı, yani manevi olarak ölülerin diriltildiğine ar. Gelenek ne yaptı? Musallaya da ölülerin yatırıldığı yer yaptı. Aklımızla alay edercesine. Evet, yalnızca kitaba güvenen, kitaba temiz akılla yaklaşan, hadis, sünnet, siyer, nüzul sebepleri, tevatür gibi putları Kur'an'a, gerçeği gören temiz akıl sahipleri, Kur'an'ı Kur'an'la anlamaya çalışan, Kur'an'a doğru yaklaşan, Kur'an'ın "bak gör" dediği yerden bakıp görenler bu hatayı, bu tahrifi, bu yanlışları fark edecek ve salata da hak ettiği anlamı, mihraba da, kıyama da, rükuya da, secdeye de, kıbleye de, tesbihe de, zikre de, şükre de hak ettiği anlamı ne yapacaktır? Verecektir. Onlara selam olsun diyorum. Hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Bir sonraki Salat dersimizde görüşmek üzere, hoşça kalın.