Transcription
[Müzik] Herkese merhaba arkadaşlar. Umarım iyisinizdir. Uzun zamandır beklediğiniz AGS tekrar kampımız şu an itibariyle sizlerle. AGS yeni bir süreç ama artık pek çok şeyde oturmuş durumda. O yüzden de genel tekrarda sınavdan önce şöyle bilgilerimizi tazelemek için bakalım neler konuşacağız.
İlk olarak arkadaşlar konuşacağımız şey eğitimin psikolojik temelleri. Yani biz aslında burada Sabri hocayla yaptığımız şeyde biliyorsunuz o ekonomik temeller, toplumsal temellerden bahsetti size. Ben de size burada psikolojik temellerde gelişim ve öğrenme ve bunların Türkiye yüzyılı marif modeli ile olan ilişkisi dahilinde konuşuyor olacağız. Sonra sonrasında yine çok önemli bir yer olan Türk milli eğitim sistemini ve genel yapısını konuşuyor olacağız.
Şimdi soru beklediğimiz yerlere de şöyle bir bakacak olursak eee açıkçası psikolojik temellerden bir maksimum iki tane soru bekliyoruz. Türk Milli Eğitim sisteminin temellerine baktığımızda 3 ya da 4 tane soru bekliyoruz. Devamında 3. bölümde Türkiye yüzyılı Maarif modelini tekrar edeceğiz. Ve marif modelden de beklediğimiz soru sayısı arkadaşlar 6-8 arasında ki en çok yeri aslında marif modelde kaplıyor. Ve sonrasında arkadaşlar eğitim ve öğretimde etik kısmını konuşuyor olacağız. İki tane soru bekliyoruz. Hani taş çatlasa ki o taş çatlar mı bilmiyorum ama maksimumda 3 tane soruyla da burayı tamamlamış olacağız. O yüzden de ben bu tekrarı çok önemsiyorum. Bu zamana kadar elinizden geleni yaptınız. Gerçekten de eee çok uğraştınız, çok emek verdiniz. sürecin kendi içinde bir sürü meşakkati vardı zaten. O yüzden de artık yüzlük yüzlük kuyruğuna geldik ve son bir cila atalım istedim. Ve toplamda eee ortalamada 12 tane soru benim anlatacağım kısım.
Arkadaşlar eskiden eskiden diyorum çok da eskiden değildi. Gelişim öğrenme olduğu zamanlar, KPSS olduğu zamanlar hep şey derdim işte gelişimden 10 soru geliyor. Hedefimiz kaç? 10da 10. İşte öğrenmeden 12 tane soru geliyor. Hedefimiz kaç? 12'de 12. Ve şu an e AGS'de de hedefiniz arkadaşlar 12 soru artı Sabri'yi de katarsak 12 soru toplamda 24 soru ve bizim sizden hedefimiz 24. Diyeceksiniz ki hocam bu biraz ağır olmadı mı? Vallahi olmadı. Çünkü hedefinizi ne kadar yüksek tutarsanız ona yakın bir şeyler gelir. Yani 24 dersin 23 olur, 23 dersin 21 olur gibi. O yüzden de hedeflerimizi her zaman yüksek tutuyoruz arkadaşlar. AGS bu sene ilk defa olacak. Eee, hepimiz 13 Temmuz'da o gün geldiğinde soruları göreceğiz, kapsamı göreceğiz, nelerin dahil edildiğini ya da dahil edilmediğini göreceğiz. ve her şey çok daha net bir şekilde karşımıza çıkacak diyoruz.
Evet, şimdi dilerseniz tekrar kampımıza başlayalım. Bakalım neler var. Eee, buralarda ben önemli olan yerlerde buradan soru çıkar ya da nasıl soru çıkar şeklinde hem sorular çözüyor olacağız birlikte hem de konu tekrarımızı yapıyor olacağız. Dilerseniz başlayalım. Hadi bakalım.
Şimdi gençler, evet, şimdi ilk kısımda biz Türk Milli Eğitim sistemi, eğitimin psikolojik Temelleri, Türkiye yüzyılı Maarif Modeli ve etikle eee derledik, topladık. Ama ilk olarak başlayacağımız şey kurba. Yani hocam bu nedir diye sorabilirsiniz haklı olarak. Buna da hak veriyorum tabii ki. Eee, bunu anlatmamın sebebi aslında tam da KPSS'ydi eskiden. Şu an AGS oldu. Ama bu süreci çok iyi anlatan bir hikaye olduğu için bir kurbağa hikayesi var arkadaşlar. Kurbağalar yarış yapıyorlar ve yarışta bir tepeye tırmanmak var. En hızlı ve en aslında yorulmadan, bıkmadan, usanmadan tırmanan kurbağa da kazanmış oluyorum. Tabii yol çok uzun ve çok yorucu bir yol. Haliyle de bu yarışmaya katılan kurbağaların pek çoğu eleniyorlar. Kimisi düşüyor, kimisi bırakıyor, kimisi artık istemiyor. Motivasyonu kalmıyor. Tanıdık gelmiştir size. Ancak bir tane kurbağa her şeye rağmen devam ediyor ve insanlar ona şöyle bağırıyorlar. İzleyenler, başaramayacaksın, yapamayacaksın. Gitme, çıkma, bırak artık falan diye. Ama kurbağa hiçbir şey duymuyor ve yukarıya doğru tırmanmaya devam ediyor. Hakikaten en sonunda Kurbağa zirveye çıkıyor ve hedefine ulaşıyor. Sonra kurbağa soruyorlar. Diyorlar ki, "Nasıl başardın?" Kurbağadan cevap yok. Bir daha soruyorlar. Nasıl başardın? Sonra bir şey fark ediyorlar. Kurbağa sağırmış. Bizim de sizlerle bu süreç yönetirken benim de hep gördüğüm bir şey. Yani dışarıdan gelen o kadar çok olumsuz şey var ki yani olumsuz telkinler, antimotivasyonlar bunlar arkadaşlar sizi bu süreçte yoran ve sizin o hedefe ulaşmanızı engelleyen şeyler. Ama biz bunlara kulağımızı tıkadığımızda, bunları duymadığımızda ve kendimizi, zihnimizi, kalbimizi iyi olan şeylere açtığımızda inanın her şey çok daha farklı oluyor. Bir yerde okumuştum. Şöyle diyordu: "Kafanda negatif düşüncelerle pozitif bir yere varamazsın." Müthiş bir laf gerçekten. Yani kafanda 1000 tane olumsuzlukla sen olumlu bir şeye varamazsın. Mümkün değil. Yani o yüzden de önce yapmamız gereken şey kendimizi sadeleştirmek. Yani biz kendimiz önce şu e ruhumuzu bir arındıracağız arkadaşlar. Hayatın tabii ki tek hedefi bu değil, değil mi? Yani hayatta bir sürü hedefleriniz var. Ne bileyim bir aileniz var, hayatınız var, çocuklarınız var, şu var, bu var. E dolayısıyla da bu hayatın bir parçası. Ama bu hayatın bir parçası sizin bütün bir hayatınızı eee ipotek altına almamalı ve bu sizin pozitifliğinizi, bu sizin hayata karşı oist, iyimser tavrınızı değiştirmemeli. Bunu çok önemsiyorum. Yani bir sınava çalışırken ve başlamadan önce ilk yapmamız gereken şey aslında o yarışı kazanan kurbağa gibi bir şeyleri duymamaktır. Çünkü eee yakınlarınız, arkadaşlarınız hatta bazen en yakınlarınız, aileniz etrafınızdan, eteğinizden çekiştirecekler. Diyecekler ki bakın mesela ya çok zor ya hani uğraşmaya değmez. Ya da işte şunu söyleyecekler. Ya zaten adımlar da çok fazla değil. Bunların hepsi negatif birer cümle. Çünkü biz şunu biliyoruz ki eninde sonunda birileri başarıyor. Eninde sonunda birileri o dağın tepesine çıkıp o bayrağı oradan alıyor. Peki bu güç sende var mı? İşte önemli olan soru bu. Sizden istediğim lütfen bu kadar yüzlük yüzlük kuyruğuna geldik. Son deme bırakmayın. Bu tekrar kampını izleyin ve hakikaten yorumlarınızı da merak ediyorum. Yani bu kurbağa gibi hissettiğiniz zamanlar oldu mu? Hepimizin oldu değil mi? Yani neler yaşadınız, nasıl oldu? Bunları gerçekten merakla okuyacağım. Eee ama biz kazanan kurbağa olacağız. Hatta bazen şeyi görüyorum. Atanan arkadaşlar falan da böyle yorumlar yazıyorlar. Çok hoşuma gidiyor. İnşallah bizim bütün temennimiz, bütün duamız, bütün isteğimiz sizlerin eee öğrencilerinizle kavuşması. Yani bu tabloyu görmek gerçekten bizim için eee müthiş bir ödül, müthiş bir motivasyon kaynağı. Peki kurbağa hikayesinden sonra biz kendi hikayemize dönelim. İnşallah Milli Eğitim Bakanlığı'nın çatısı altında öğrencilerinizle kavuştuğunuz günler gelsin. Amin diyelim saatine gelir ve az önce de söyledim bunları konuşacağız.
Şimdi gençler ilk olarak başlayacağımız yer eğitimin psikolojik temelleri. Bu biliyorsunuz bizim mesleki olarak da logomuz. Yani psikolojinin eee çok daha Antik Yunan'dan beri kullanılan logosu olarak da karşımıza geliyor. Çünkü neden bunu koydum? Eee birazdan psikolojinin eee derinliklerinde dolaşıyor olacağız. Tabii ki eğitimin psikolojik temelleri dediğimizde ilk aklımıza gelen şey gelişim psikolojisi. Eee, şimdi burada yeri gelmişken bir şeyden de bahsetmek istiyorum arkadaşlar. AGSD yani böyle eskiden olduğu gibi hani gelişim psikolojisini hatırlayın, öğrenme psikolojisini hatırlayın. Mesela sadece öğrenme dersinde 70 tane videom vardı benim sadece öğrenmede ama şu an baktığınızda süreç çok daha daraldı. Düşünsenize yani sadece gelişimden 10 soru gelirken bütün bir AGS'de benim anlatacağım bakın nerede o? Sadece şu kısım toplamı 12 soru. E Sabri'nin de anlatacakları 12 soru toplamda 24 soru. Yani alan daraldı. Eee düşünebiliyor musunuz? Sizi tutup da bütün bir şeyde eee 12 soru içerisinde sadece gelişim sorar mı? Sormaz. Enerjinizi doğru yönetin. Bütün bir gelişim psikolojisi, bütün bir öğrenme ihtiyacınız değil şu an için. O yüzden de biz de gereken yerlere, doğru yerlere odaklanacağız.
Şimdi öncelikle şuradan kalemimi de halledeyim. Ben halletmişiz zaten arkadaşlar. Soru gelebilecek yerlerden bir tanesi psikolojide ekoller. Yapısalcılık, strüktürolizm, William Wund ve Techener. Onun öğrencisi olan Teitchener'ın kurduğu bir ekoldür. Aslında bu ekolün bir özelliği var. O da şu: "Yapısalcılık sıtraktan gelir. Yapı, zihnin öğleri yani psikolojideki ilk ekoldür kendisi. Yani psikoloji bu eee ekolle birlikte artık doğmuştur. Ne zaman dolmuştur? 1879. Birazdan soru üzerinden de göstereceğim. Nasıl soru çıkar kısmında daha net göreceksiniz. Yani genelde bize ya kuramcıları verir ya birkaç böyle çok bilindik, çok bariz mesela davranışçılık işte uyarıcı tepki der, gözlenebilen davranış der. E dolayısıyla da oralardan soru gelecektir. Ama yapısalcılık çok da soru beklediğimiz bir ekol. Yine de bilin diye söylüyorum. Zihnin öğlerini incelerler ve zihin nedir sorusunu sorarlar. İşlevselcilik. Şöyle söyleyeyim. Yapısalcı kuramlar Almanya'da ortaya çıktı. Yapısalcı kuram daha doğrusu ama işlevselci kuram Amerika'da ortaya çıktı. Adı üzerinde işlev yani bir şey fayda sağlamalı diye. Dolayısıyla da bunlar da zihnin öğlerine değil zihnin ne işe yaradığını söylerse bana soruda cevabımız işlevselciliktir. William James çok önemli bir psikologtur ve John Daway o da yine çok önemli bir psikologtur kendisi. Onlardan bahsediyoruz. Temsilcisi. Olgunlaşma Kuramı Arnold Gesel 1920. Arnold Gessel'de aklınıza gelmesi gereken şey her şeyi belirleyen tek bir faktör vardır. Kalıtım. Bu kadar. Bu kadar. Okul öncesinde genelde çıkar. Davranışçılık. Evet. Yani bu kuramlar içerisinde en fazla soru beklediğimiz kuram davranışçı kuramdır. Hem öğrenme kısmında hem de gelişim boyutunda çıkabilir. Peki davranışçı kuram bize ne diyor? Eee 1930'lu yıllarda Watson, Gatrey, Turnkes işte daha sonrasında Sickner ve daha öncesinde Paulo bize şunu söylediler. Dediler ki insan zihnine bakmanın bir anlamı yoktur. Peki neye bakalım? Biz sadece gözlenebilen ve ölçülebilen davranışlara odaklanmalıyız diye düşündüler. Dolayısıyla da davranışçılığı kurdular. Ve davranışçılık bize neyi anlatır? Uyarıcı tepki ilişkisi. Her şey somut, nesnel, objektif. Dolayısıyla da göremediğimiz ya da doğuştan getirdiğimiz insan zihni, insan ruhu bunlara bakmak diyorlar çok da anlamlı değildir. O yüzden de buradan da soru gelebilir. Tabii psikanalitik kuramlar bir de bunları detaylarını içerikte de konuşacağız. Sigmund Freud'un ortaya koyduğu bir e kuramdır. Eğer soruda size bilinç dışı kavramından bahsederse ve 0-6 yaştan anlayın ki Freud'dan bahsediyordur. Freud'u da birazdan konuşacağız. Sonrasında modern psikanalitik kuramlar var. İşte Erikson var, Adler var, Yung var. Ha gerçi yazmışım oraya zaten. E bunlar buradan soru gelmeyecektir. Belki PDR ÖABT'de olabilir. Gestalt Wtimer, Kofka, Köhler. Bunlar bilişselci. Mesela davranışçılık UT'yi savunuyorken bu adamlar, bilişselciler diyorlar ki hayır uyarıcı organizma tepki ön plandadır diye düşünüyorlar. O yüzden de bu adamlara göre insan zihni her zaman bütünü algılar. Yani ben size baktığımda önce bütün yüzünüzü görürüm. Sonra atıyorum işte eee yüzünüzdeki bir beni fark edebilirim. Neden? Çünkü insanlar genelden özele doğru bir düşünme ve algı ortaya koyarlar. Soruda eğer bütünlükten ya da algıdan bahsediyorsa genelde Gestalt kuramını düşünmemiz gerekir. Ama dediğim gibi yani burası soru gelme ihtimali biraz daha düşük bir yer. İnsancıl kuram dediğimizde Abraham Maslov ve Carl Roger insancıl kuramın özü ne? İnsan biriciktir, insan özneldir. Eee, insan değerlidir anlayışını savunan bir mantığa sahipler. Bilişsel kuramcılara geldiğimizde tanıdık isimler var. Piaj var, işte Bruner var, Vigowski var. Birazdan bahsedeceğiz onlardan. Yani burayı bir genel çerçeve olarak düşünün. Aynı Gestalt'lar gibi bunlar da diyorlar ki uyarıcı tepki diye bir şey yoktur. Uyarıcıyla tepkinin arasında organizmanın kendi düşünme süreçleri vardır. Yani buradan şöyle bir mantık çıkartabiliriz. Ben bir soru sorduğumda ve bu dersi herkese aynı şekilde anlattığım halde kimisi doğru cevabı veriyor, kimisi yanlış cevabı veriyor. Neden? Çünkü orada insanların algı ve düşünme süreçleri vardır dememiz gerekiyor. Şimdi bilişsel kuramların hepsinde yani hem Gestalt'ta hem bilişsel kuram, kognitif kuramda davranışçılığın tam tersine organizma öğrenme sürecinde aktiftir. Ancak davranışçılıkta organizma tamamıyla çevreye tabidir ve pasiftir dememiz gerekiyor. Ekolojik sistemler kuramı Yuri Bronfen Brenderler'in kuramı. Biliyorsunuz merkezde kişinin kendisi var, öğrencinin kendisi var. Ve Bronfenler şunu savunuyor aslında. Eee, bu bütün sistemlerin içinde bir birey vardır ve bu birey ailesinden, okulundan, çevresinden, kültürden, her şeyden ve her şeyden etkilenir. Ve bu etki yakından uzağa doğru gider. En yakın çevre, yüz yüze ilişkiler mikrosistemdir. İşte okul, aile ilişkileri, komşular arkadaşlar mezosistem. Bunun bir tık dışında işte iş hayatı, ne bileyim toplumsal süreçler değil mi? Yani uygulamalar, politikalar, egzosistem, makrosistem, kültür, değerler. Onun da ötesinde kronosistem var. Çağın ruhu. Mesela şöyle söyleyeyim. Eee, biz şu an dünyaya gelen çocuklara dijital çocuklar diyoruz. Neden? Kronosistem. Çünkü doğdukları çağ tarihsel zaman zaten böyle. Dolayısıyla da eee bundan bahsediyoruz. Eee etolojik kuram, biyolojik kuram, nörobiyolojik kuram soru olarak gelmez. Sadece ismen söyleyeceğim. Etolojik kuram insanlarda ve hayvanlarda özellikle hayvanlarda iç güdü kavramını inceler. Biyolojik kuram Adolf Mayer'in kuramı hormonlar üzerinde çalışır. Nörobiyolojik kuram Donald Olwing HP. Bu da arkadaşlar daha çok eee düşünme sistemleri üzerine çalışmalar ortaya koyar. Yani şunu demek istiyorum. Bana burada şurada hatta şöyle bir silelim isterseniz. İşin özeti ÖSYM bana burada illaki bir şeyi soracaksa neyi sorar? Davranışçılığı sorar. Psikanalitetik kuramı sorar ve hümanizm bir listeli sorar. Diğerleri çok da soru olarak karşımıza gelmeyecektir arkadaşlar. Bizim için önemli olanlar da bunlar.
Şimdi bir soru var. Ben çok yakından şöyle göremiyorum. Şöyle geleyim. Her birey yaşamdaki varlığını anlamlandırma çabası güder. Bu süreç kişinin kendi üzerine düşünmesini, kendi üzerine sorgulama yapmasını gerektirir. Bireyin hayatı anlamlandırma süreci bu nedenle sancılıdır. Kendi konfor alanından çıkmayan, sancı çekmeyen bir kişi yaşamdaki yerini anlayabilir mi? Yukarıdaki paragrafta yer alan düşünceler hangi psikoloji ekolü ile ilişkilendirilebilir? Şimdi bakın bu birazcık daha tabii şey de var işin içinde. E Sabri hocanın anlattığı kısım da var ama şöyle psikanalitik olsaydı bilinç dışı demesi gerekirdi. Demiş mi? Dememiş. Gitti. Davranışçılık deseydi uyarıcı tepki demesi gerekirdi ya da sadece gözlenebilen davranışlar demesi gerekirdi. Demiş mi? Gitti. Dememiş. Etolojik kuram iç güdülerle alakalı demiş mi? Dememiş. Gitti. Bilişsel kuram uyarıcı organizma tepki demesi gerekirdi. Demiş mi? Dememiş. Düşünmeden bahsetmiş mi? Bahsetmemiş. Bellekten bahsetmiş mi? Bahsetmemiş. Gitti. Dolayısıyla varoluşçuluk. Varoluşçuluğu Sabri hocanız da anlattı ama ben de şöyle küçük bir hatırlatma yapayım. Hayatın anlamı üzerine daha çok yorum yapan bir felsefi akımdır. Sonrasında psikoterapi kuramı olarak da işte Victor Frankel ve Rol May ile birlikte karşımıza çıkmıştır. Benim çok sevdiğim eee alanlardan bir tanesi. Yani yaşamın anlamı üzerine derin düşünen insanların da kendini çok yakın hissettiği bir ekol diyebiliriz. Eee belki de ondan aldım herhalde bunu da yani cevabımız Bursa arkadaşlar. Dolayısıyla da burada eee farkındaysanız varoluşçuluktan bahsetmedik ama soru kendi kendine çıktı. Yani sınavda dikkatli okuyun ve sakin kalın. Önemli olan bu diyoruz. Cevap Bursa.
Şimdi ben buradan soru bekliyorum arkadaşlar. Buradan mutlaka soru soracaklar. Çünkü gelişim ya da psikolojik temel dedikleri şey aslında gelişim ve öğrenmenin temel kavramları ve çok önemli kuramları olabilir. Yoksa bütün bir gelişim psikolojisini eğer çalıştıysanız bu biraz zaman israfı onu da söyleyeyim. Yani zamanı kullanamamak ya da iyi bildiğim yerde kalmaya çalışmak. Yani hani ya ben buraları biliyorum şimdi diğer yerler daha yeni yani. Hayır öyle bir şey yok. Uzun uzun buraları anlatmanın ve buraları çalışmanın bir mantığı da yok.
Şimdi temel kavramlar dediğimizde biz şöyle diyoruz. Eee, her gelişim bir değişimdir. Ancak her değişim bir gelişim değildir. Ne demek istiyorum? Biz gelişim psikolojisinde şunu biliyoruz ki bir şeyin gelişim olabilmesi için bir kazanım olması gerekir ve olumlu olması gerekir. Ay şunu şöyle sileyim. H ama değişim dediğimiz şey olumlu da olabilir, olumsuz da olabilir. Yani şundan bahsediyorum. Çocuğun konuşmayı öğrenmesi bir gelişimdir, bir kazanımdır. Ama çocuğun küfür etmeyi öğrenmesi değişimdir ve yani bu gelişim olarak karşımıza çıkmaz diyoruz. Böyle bir örnek olabilir. Büyüme kavramı soru olarak karşımıza çıkma ihtimali çok çok çok yüksek bir kavram. Büyüme dediğimde ben neyi anlıyorum? Boyumun artması, kilomun artması, hacim olarak artmak ve beyin çapının genişlemesi. Yani benim anlamam gereken şey fiziksel artış. Yani niceliksel artış. Ondan bahsediyorum. Yani ÖSYM'nin böyle bir soru sorma ihtimali çok yüksek arkadaşlar. Büyüme kavramından gelir. Peki nasıl gelir? Ben işte eee çocuğuma bir tişört aldım. 3 ay sonra tişört çocuğa dar geldi. E ne oldu? Büyüdü. Kilo aldı işte boyu uzadı falan filan. Ya da ayakkabı aldım. Ayakkabı olmamaya başladı. Ne oldu? Büyüdü. Peki büyüme tamamıyla böyle niteliksel bir şey midir? Hayır. Niciksel bir şeydir. Fiziksel artış anlamına gelir. Bunu da unutmayın. Bu cepte olgunlaşma kesin soru beklediğim kavramlardan bir tanesi. Olgunlaşma şudur. Organizmanın bir işi yapabilecek düzeye gelmesidir. Organizmanın bir işi bakın yapmasıdır demiyorum. Yapabilecek düzeye gelmesi. Yani eee bir çocuğun yazı yazabilecek bir psikomotor olgunluğa erişmesi. Mesela şöyle bir soru gelmişti yıllar önce KPSS'de. Kızın bir tanesi ne kadar uğraşsa da böyle hamur oyun hamurlarından küçük küçük şekiller yapamıyor. Neden yapamıyor? Parmak kasları yeterince olgunlaşmadığı için. Dolayısıyla da olgunlaşma fizyolojik olabilir. Mesela ne demek bu? Eee, dünyaya gelen bebeklerin kalp atım hızları çok hızlıdır. 2 yaşına doğru normal seviyeye gelir. Ne deriz? Olgunlaşma oldu. Mesela kalbin gelişmesi, organların gelişmesi. Bununla alakalı Paj'in söylediği zihinsel olgunlaşma var. Yani çocuk özelden özele akıl yürütme yaparken bir pardon eee özelden özele akıl yürütme yaparken diğer taraftan da birazcık ilerlediğinde süreç ne yapıyor? Tüme varımsal akıl yürütmeye doğru geçiyor. Bu zihinsel bir olgunlaşmadır. Ve son olarak da arkadaşlar psikomotor yani hareket kabiliyetinin gelişmesi anlamına gelir. Az önce söylediğim şey. O yüzden de bu gelir. Bir de olgunlaşma ile alakalı şöyle bir şey söyleriz. Olgunlaşma çevreden, eee, öğrenmeden, deneyimden nispeten bağımsızdır. Ne demek istiyoruz arkadaşlar? Olgunlaşma doğuştan gelir. Yani olgunlaşma genetik donanımın kendini vakti saati geldiğinde açması anlamına gelir. Ya ben ne yaparsam yapayım hani amuda da kalksam 3 aylıkken konuşamam. Mümkün değil yani. En yakın tarih 8 ay falan duyuyoruz işte o da çok zorlarsak. O yüzden de her şeyin bir zamanı vardır. O yüzden olgunlaşma çevreden, öğrenmeden nispeten bağımsızdır. Ama şunu da söylemem gerekir. Çevre ve öğrenme olgunlaşmayı hiç etkilemez demiyoruz. Ne diyoruz? Çevre ve öğrenme olgunlaşmanın hızını etkiler. Yani erken ya da geç olmasını etkiler. Ne demek bu? Eğer bir çocuğa harfleri öğretirsek, sayıları öğretirsek bu çocuk daha erken bu işlemleri yapmaya başlayabilir. Hiç öğretmez, hiç öğretmezsek o zaman öğrenmeye bililir. Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi eee bu ormanda büyütülen tarzan misali bir çocuk vardı. Mesela çocuğun olgunlaşması var. Yani dil aygıtı var, konuşma yeteneği var. Ama çocuk konuşamıyor çünkü dili bilmiyor. Yani yaşantı bizim doğuştan getirdiğimiz potansiyeli ortaya koymamızı sağlar. O yüzden olgunlaşma nispeten çevreden öğrenmeden bağımsızdır ve genetik olarak karşımıza çıkar. Hazır bulunuşluk ilgi, istek, önğrenmedir. Mesela şu an bu tekrar kampını izliyor olmak olmanız sizin hazır bulunuşluğunuzu gösteren bir şeydir. Eee, ne diyoruz? İşte ilgi var, istek var, önme var, motivasyon var gibi gibi. Ama bu daha çok yaşantılarla alakalı ve sonrasında yaşantı ve öğrenmelerle gelişimsel süreci konuşuyoruz. Bu tarafa geldiğimizde yani gelişimin temel kavramları bunlardı ama gelişimin bir de etkileyen faktörleri var. Bunlardan bir tanesi kalıtım. Yani ne demek kalıtım? Doğuştan gelen potansiyel. Arkadaşlar kalıtım her şey değildir. Hiçbir şey de değildir diyemeyiz. Biraz felsefik konuştum farkındayım ama yani şöyle söyleyeyim. Kalıtım dediğimiz şey bizim doğuştan gelen yeteneklerimiz. Bu yeteneklerin marif modelinde de anlatıldığı gibi eğilimler kısmı var ya eğilim nedir? İşte istekli olmak, hazır olmak gibi bunlarla ortaya çıkar. O yüzden kalıtım her şey değildir. Çevre dediğimizde de biz şunu biliyoruz. Doğum öncesi faktörler yani plasentadaki yaşantımız işte annenin yaşadıkları doğum esnasında olanlar ve doğum sonrasında içine doğduğumuz koşullar bizi etkiler mi? Etkiler. Ama benim burada soru beklediğim iki tane kavram var. Bir tanesi kritik dönem, bir tanesi tarihsel zaman. Eee, kritik dönem az önce olgunlaşmadan bahsettim. Kritik dönem olgunlaşmayla alakalı bir kavramdır ve soru olarak da çıkar. Çünkü KPSS varken KPSS tarihinde en çok sorulan kavramlara bakmıştım. Onlardan bir tanesi olgunlaşmaydı. Diğeri de kritik dönem kavramıydı. Çıkma ihtimali çok yüksek. Şimdi kritik dönem şu anlama geliyor. Eee, sabit zamanlarda yani atıyorum 12-18 ayda dil gelişimi çok iyi ortaya çıkar. Ya 12-18 ay o zaman dil gelişiminde kritik dönemdir. Sabit zamanlarda gelişmesi beklenen bir özelliğin çevresel koşullarla çok güzel ortaya çıkması ya da hasara uğramasıdır. O zaman söylediklerimizi örneğe oturttuğumuzda 12-18 aylar dil gelişiminde kritik dönemlerdir. Bu dönemde çocuk dil anlamında desteklenirse çok daha güzel konuşur ama desteklenmezse eee hayatı boyunca konuşma problemi yaşayabilir. O yüzden arkadaşlar kritik dönem genelde şöyle geliyor soru olarak. Yani eee hasarlı tarafı soruyorlar. Şöyle düşünün. Ortaya çıkması gereken bir şey çevresel koşullar nedeniyle ortaya çıkamıyor. Hikaye bu. Mesela basımlama dediğimiz iz bırakma diye bir davranış var. Mesela ördeklerde falan da var. Ördekler dünyaya geldiklerinde hareketli olan şeylere ilk 15 dakikada bağlanıyorlar. Bağlanma süreçleri öyle. E dolayısıyla da burada bir bağlanma, o kritik dönemde bağlanma gerçekleşmezse sonradan sıkıntı yaşıyorlar. Ya da insan yavrusuna baktığımızda doğduktan sonra ilk bir yıllık dönemde özellikle 8 ay ve 12 ay ya da işte 16 ay arasındaki süreç bağlanma için yani duygusal bir güvenli bağlanma ortaya koymak için kritik dönemdir. Eğer bu dönemde çocuk güvenli bağlanma ortaya koyamazsa bu bir sıkıntı anlamına gelebilir. O yüzden de kritik dönem kavramı bunu anlatıyor. Tarihsel zaman ise içinde bulunduğumuz çağın koşulları. Zeitgeist çok sevdiğim bir laftır. Eee, Alman filozof Hegel'in kullandığı bir isimdir. Zeitgeist ne demek? Çağın ruhu demektir. Çağın ruhu yani. O yüzden de eee çağın ruhu dediğimiz şey az önce söyledim. Şu anki koşullar işte ne bileyim bilgisayarların çok ön planda olması, yapay zeka işte chat GPT, MPT, ıvır zıvır bilmem ne bunların çok bizi etkilemesi ve şekillendirmesi yani hayatımızdaki önemli e büyük olaylar, makro olaylar. Mesela işte savaşlar değil mi? Göçler, depremler işte ne bileyim ya da dijital devrimler. Bunların hepsi bizi etkiler. Kohort etkisi bölük etkisi anlamına geliyor. Yani herhangi bir olayın mesela dijital devrim yaşandı dünyada. Yani bana göre yaşandı. Çok ve çok keskin bir devrim oldu. Yani artık biz eee dijital çağın da insanlarıyız ama dijital devrim atıyorum 50 yaşındaki insanları daha az etkiledi ama işte 10 yaşındaki 20 yaşındaki insanların hayatında daha belirgin bir etki yaratmış oldu. E baktığınızda teknolojiyi onlar daha iyi kullanıyorlar. 50 yaşındaki insanlar o kadar da iyi kullanamıyorlar gibi gibi. Dolayısıyla da bu da bir bölük etkisi olacaktır. Buradan soru bekliyorum arkadaşlar. Kritik dönem, tarihsel zaman, büyüme, olgunlaşma, hazır bulunuşluk kavramları. Yeni doğan bebekler yaşamlarının özellikle ilk yılında genel sağlık kontrolleri ve aşı takvimi gereği sıklıkla doktora götürülür. Doktorlar kontrole getirilen bebeklerin her zaman ilk iş olarak boy ve kilolarını ölçer. Buna göre doktorlar gelişimin aşağıdaki temel kavramlarından hangisine yönelik bilgi edinmektedir? Tabii ki büyüme ama olgunlaşma olması için ne gerekiyordu? Vücudun değil mi? O kendisinden beklenen genetik donanımı ortaya koyması gerekiyordu. Genetikle alakalı hazır bulunuşluk istek, kritik dönem dediği az önce sabit zamanlar ve öğrenme kalıcı izli davranış değişikliği. Bakın şurada gördüğünüz her bir kavramın sınavda çıkma ihtimali var. Bu kavramları iyi bilin arkadaşlar. Anlaştık. Güzel.
Evet. Gelişimin ilkeleri var. Yani şimdi eğitim psikolojik temellerinden toplamda iki tane soru gibi beklediğim hadi 3 tane olsun eee beklediğimiz için tabii ilkelerden de soru gelme ihtimali olabilir. Şimdi ilkeler gelişimde kalıtım ve çevre ortak etkileşime sahiptir. Evet bazı özelliklerimiz özellikle de insan türünün birbirine benzeyen tarafları kalıtımdan gelir. Farklılıklarımız çevreden ve öğrenmeden gelir. Bundan bahsediyoruz. Gelişimin bir bütün olması, bütün gelişim alanlarının birbirini etkilemesi. Yani zeki bir çocuğun aynı zamanda işte ahlaki olarak da soyut ya da soyut düşünmeyi de çok iyi yapabilmesi buna örnek olabilir. Gelişimin sürekli ve aşamalı olması dönemlerin birbirini etkilemesidir. Yani çocukluk döneminin ergenliği etkilemesi, ergenliğin yetişkinliği etkilemesi gibi. Gelişimde kritik dönemler vardırı. Az önce zaten konuştuk. Gelişimin nöbetleşi olması. Şimdi insan gelişiminde arkadaşlar üç tane hızlı dönem var. Bu doğum öncesi, bebeklik ve ergenlik. Yani hayatımızda en hızlı büyüdüğümüz zamanlar bunlar. Ama burada da şöyle bir şey yok. Yani bazen gelişim hızı durmuyor da yavaşlıyor. Yani bebeklik döneminde hızı artıyor ama başka şeyler azalıyor. Ya da mesela bilişsel gelişim artarken işte ne bileyim eee sosyal gelişim birazcık daha azalıyor gibi. Eee nöbetleştirik bize bunu anlatır. Baştan ayağa içten dışa o doğru olması önce kafa, ondan sonra kollar ve bacaklar güçlenir. Olgunlaşma böyle olur. Genelden özele doğru olması önce kaba motor kaslar, sonra ince motor kaslar gelişir. Bireysel farklılıklar hepimizde zaten vardır ve eee gelişim dönemlerinde gelişimin hızı değişiklik gösterir. Bu Evet. Bir de şunu söyleyecektim. İçten dışa doğru olmak. Yani önce işte atıyorum kalp gelişir, sonra beyin gelişir, sonra onların üzerini örten iskelet yapı, sonra insan derisi falan filan böyle bir gelişim vardır. İlkelerden de soru gelebilir. Kendisine bakım veren kişiyle olumlu bir ilişki kuran bebeklerin zihinsel beceri ve problem çözme yeteneklerinde artış olduğu gözlenmiştir. Bu durum gelişimin hangi ilkesine uygundur? Sürekli olması için dönemlerden bahsediyor olması gerekirdi. Bu gitti. Bireysel farklılıklar aynı yaş grubundaki insanlarda ortaya çıkan farklılıklardan bahsetmesi gerekiyordu. Eee Denizli'de gelişimde kalıtım ve çevre ortaktır. Yani böyle bir vurgu soruda yok. Baştan ayağa, içten dışa, genelden özele gelişimde yönelimler olduğunu bize gösterir. Ancak sorumuzun doğru cevabı gelişim alanlarının birbirini etkilemesi olduğu için gelişim bir bütündür.
Evet, şimdi bilişsel kognitif gelişimle devam edelim arkadaşlar. Burada üç kişiden bahsediyor olacağız. Piaj, Bruner ve Migowski'nin kuramları. Ama dediğim gibi bu Piaj zaten 1980 yılında hayatını kaybetti. Eee dünyadaki en önemli çocuk psikologlarından bir tanesi. Bilişsel psikolog aynı zamanda müthiş şeyler yaptı ve biz yıllarca Piaj'dan daha fazla Piaj'yı konuştuk. Eee sizlerle paylaştık, anlattık. Ama şöyle söyleyeyim. Piaj'nin kuramında bilmeniz gereken en temel şey zihinsel olgunlaşma kavramıdır. Piaj der ki insan zihni olgunlaşmaya dayalı olarak artar ve Piaj bunu da şöyle kanıtlar. Çünkü der bütün hikaye zihinsel olgunlaşmadır. Zihinsel olgunlaşmaya bağlı olarak dönemler ortaya çıkar. Nedir? Duyusal motor dönem, işlem öncesi, somut işlemler ve soyut işlemler. Şimdi bakın, normalde bunlar çok uzun. Bu arada klimayı açabilir miyiz? Burası sıcak oldu. Eee, şöyle söyleyeyim. Şimdi buradaki dönemler her birinin ayrım noktası yaş aralığı olgunlaşmaya bağlı olarak belirlenmiştir. Duyusal motor dönem 0-2 yaştır ve bebeklik dönemini kapsar. İşlem öncesi 2-6 yaş. Çocukluk ilk çocukluk dönemi. Somut işlemler 6-12 yaştır ve soyut işlemler 12-18 yaşı kapsayan durumlardır. Normalde bunların her birinin içerisinde birçok özellik var ama ÖSYM bu kadar detaya girmeyecektir. Ben gene de kitapta girmiştim. Hatta genel videolarda da girdim. Oralarda da biraz bahsettim. Hatta bazı arkadaşlar, "Hocam işte bunlara niye girdik? Bu kimisi dedi bunlara da girelim kimisi girmedi. Eee, yani o soruları videoların altına herhalde paylaştınız arkadaşlar. Orada sizler istediğiniz için oralardan bahsettik. Yoksa kapsam bu kadar ya Piaj'ya girince insan çıkamaz zaten yani. O yüzden de ÖSYM bu kadar bu kadar bu kadar şey yapmıyor. Piaj'de bilmeniz gereken şey zihinsel olgunlaşma ve dönemler. Bu kadar. 4 yaşındaki çocuklar ile 9 yaşındaki çocukların cevaplarının farklı olmasının sebebi Piaj'ye göre aşağıdakilerden hangisiyle açıklanır? Yani ben soru soruyorum. Eee, işte diyorum ki deniz mavi midir? 4 yaşındaki çocuk başka bir şey söylerken 9 yaşındaki çocuk daha gerçek bir şeyden bahsediyorsa bunun sebebi neyle alakalıdır? Olgunlaşmayla alakalıdır diyoruz. Böyle bir soru gelebilir. Vigowski eee gördüğünüz gibi 1934 yılında hayatını kaybediyor. Eee Piaj ile aynı yıl doğmuşlar. Piaj maşallah amma yaşamış ama Vigowski'de bir o kadar garibim yaşayamamış. 36 yaş herhalde şu an hesaplayamadım ama vefat ediyor. Eee, kendisi arkadaşlar Rus bir psikolog ve çok başarılı bir insan. Piaj ile tam taban tabana zıtlar. Yani Piaj diyor ki her şeyin temeli olgunlaşmadır ama Vigowski sosyal etkileşim olduğunu söylüyor. Yani Vigowski'ye göre işte işbirlikli çalışmalar, akran öğretim bunların hepsi esas olan şey. Çünkü insan doğduğu andan itibaren sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla da her şeyi sosyal yapıyla öğrenir diye düşünüyor. Şimdi ben bu tabloda hem Piaj'yı hem Vigowski'yi size özetlemek istiyorum. Şöyle ki şimdi Piaj ve Vigowski var. Dil ve düşünce ilişkileri var. Piaj ne diyordu? Her şeyi belirleyen şey zihinsel olgunlaşmadır. Bu durumda insanların dilini, konuşmasına dil kazanmayı etkileyen şey nedir? Tabii ki Piaj'ya göre düşünce dili belirler. Yani kişi ne kadar zekiyse, zihinsel olgunlaşması ne kadar yüksekse dili kullanma becerisi o kadar yüksektir. Vigowski ne diyor? Hayır. Dil düşünceyi belirler. Yani ne kadar çok kelime varsa o kadar çok da diyor eee biz konuşabiliriz ve düşünebiliriz diye düşünüyor. Hatta Wittgenstein diye bir adam var. Şöyle diyor. Neyse yazmayayım şuraya. Eee, Wittgenstein'in lafı, "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır." Yani bu birazcık daha Vigowski'ye giden bir mantık. Dolayısıyla da yani burada düşünce dili belirler. Burada dil düşünceyi belirler. Konuşma olarak baktığınızda Piaj'de Vigowski'de 0-6 yaş boyunca insanların monolog yani kendi kendini tekrar eden konuşmalar yaptığını söylüyor. 6 yaşından sonra Piaj sosyal konuşma, toplumsallaşmış dili kazandığımızı söylüyor. Ancak Ancak Vigowski'ye göre eee daha doğduğumuz anda sosyal bir konuşma var. Sonra bir monolog yani kendi kendini tekrar ediyor. Piaj gibi düşünüyor ama 6 yaşından sonra konuşma içe dönüyor. Yani sessiz düşünme. O zaman aradaki fark ne? 6 yaşından sonra Piaj'ya göre sosyal dil kullanıyoruz. Ligowski'ye göre içsel konuşmayı yapıyoruz. Evreler Piaj'de olgunlaşmayla ve az miktarda da fiziksel deneyimle. Ama ama Vigowski sosyal sosyal deneyim nerede? Heh. Sosyal deneyimle kazanılır. Piaj'de öğrenme tamamıyle bireysel ve psikolojik bir süreçtir. Vigowski'de öğrenme kubaşıktır, işbirliklidir. Eğitim anlayışlarına baktığınızda çocuğun bilişsel becerilerine odaklanır ve burada çocuğun sosyal ve kültürel olarak yani sosyalizasyonuna dikkat eder. Vigowski öğretmen rolü. Öğretmen rehberdir, kolaylaştırıcıdır. Yine Vigowski'de de öğretmen hem rehberdir hem de kolaylaştırıcıdır. Ve Vigowski bir de bir şey daha ekler Piaj'ya göre. Akranlar ve yetişkinlerin yardımıyla öğrenme yaptığımızı da söyler diyoruz. Bu da Bruner Piaj'nin öğrencisi. 2016 yılında hayatını kaybetti. Soru olarak gelmeyecektir ama söyleyeyim. Üç tane dönem var. Eylemsel dönem Piaj'nin duyusal motor dönemine karşılık gelir. Dünyayı hareketlerle algılarız. İmgesel dönem işlem öncesi dönemine karşılık gelir. Hayaller mantık dışı akıl yürütme ön plandadır. Sembolik dönem matematiksel mantıksal zekadır. Piaj'de somut ve soyut işlemlere karşılık gelir diyoruz. Böylece bilişsel gelişimden bahsetmiş olduk.
Şimdi kişilik gelişimi ile devam ediyoruz. Herkese merhaba arkadaşlar. Kişilik gelişimi ile devam ediyoruz. Dediğim gibi eğitimin psikolojik temelleri aslına bakarsanız belli başlı kuramlar ve kavramlar üzerine yoğunlaşmış durumda. Canımız ciğerimiz Freud'u anmadan hiçbir dersimiz biliyorsunuz tamamlanmaz. O yüzden de sevgili Freud'un eee kuramıyla devam edeceğiz. Zaten sınavda da çıkarsa daha çok Freud'ile alakalı kısımlar çıkar. Peki ne çıkar? Buradan soru çıkar dediğimiz noktalara dikkat edin. Bakın buralara. Şimdi Freud'un biliyorsunuz kuramında bilinç, bilinç öncesi bilinç dışı var. Freud bize ne anlatıyor? Diyor ki, "Bak kardeşim" diyor, "İnsan kişiliği bir buz dağı gibidir. Suyun üzerinde kalan kısım bilinci oluşturur. Burası bilinç öncesidir. Burası da bilinç dışıdır." Yani aslında Freud'u farklı kılan şey şudur. İlk defa birisi bizim davranışlarımızı belirleyen temel faktörün bilinç dışından geldiğini söylemiştir. Freud'un topografik anlayışının yanında bir de yapısal anlayışı var. İd, ego. Süper ego. Yani id haz odaklı tarafımız. Doğuştan geliyor. Ego 2 yaşında ortaya çıkıyor. Süper ego 3-6 yaş arasında gelişim gösteriyor. Ego denge kuran tarafımız. Süper ego ise bizim ideal tarafımız. Yani aslında id şımarık tarafımız. İster haz odaklı. Ego denge kurar. Süper ego ise ne yapar? Bize olması gerekeni hatırlatır. Bu yaptığın doğru değil diyen tarafımız süper egodan kaynaklanır. Buradan da soru gelebilir. Freud'a göre daima haz ilkesine göre çalışan, ilkel dürtüleri barındıran ve gerçekle ilişkisi olmayan, bireyin içsel dürtüleriyle ilişkili ihtiyaçlarını karşılayan kişilik yapısı aşağıdakilerden hangisidir? Çok net bir şekilde ne diyoruz? İd diyoruz arkadaşlar. Evet. Bir de Freud'un dönemleri var. Oral dönem, anal, fallik dönem. Oral dönemde id'in haz bölgesi ağız ve çevresidir. Anal dönemde anüs ve çevresi ve tuvalet eğitimi önemlidir. Fallik dönemde genital organlardır. Latent dönem sosyalleştiğimiz bir dönemdir. Genital dönemde de artık kişilik yapılanmamız iyice yerleşmiş olur. Buradan nasıl soru gelebilir? Mesela işte çocuğun çok fazla anne sütü almasından bahsederse oral dönem, tuvalet eğitimi derse analik dönem, ödipal çatışma derse fallik dönem. Latent eee daha çok okula başladığımız dönem ve örtülü dönemdir. Freud ne der? Önemli olan burasıdır. Yani 0-6 yaş. Bu dönemler içinde en önemlisi de fallik dönemdir. Fallik dönemin özelliği de nedir? Çocuklar hem cinsiyetlerini fark eder, hem cinsel farklılıklarını anlar, hem de ne yaparlar? Birazcık daha artık burada ödipal çatışma ortaya çıkar. Yani kız çocuğu babaya, erkek çocuğu anneye hayran olur. Eee, sürecin sonunda erkek çocuk babayla özdeşim kurar, kız çocuk anneyle özdeşim kurar ve bu sıkıntı çözülür, saplantı olmaz. Çözülemezse işte bu Twitter'da falan görüyorum. Adam dans ediyor işte kendi düğünü annesiyle dans ediyor falan böyle saatlerce falan. Ya bu ödipal çatışmadır. Hani daha ne olabilir ki? O yüzden de bunlar sağlıksız durumlardır. Eee vallahi Twitter'da sağ olsun ya da sosyal medyada bunları bol bol görüyoruz arkadaşlar. Buradan da soru gelebilir. Bir bebeğin sütten erken kesilmesi bebek için bir engellenme anlamına gelir. Psikoseksüel kuram düşünüldüğünde bu bebeğin hangi döneme ilişkin fiksasyon yani fiksasyon ne demek? Saplantı demek. Geliştirmesi olasıdır. Ne olacaktır? Oral dönem olacaktır diyoruz.
Ve Erikson. Pardon Erikson arkadaşlar e Freud'un takipçilerinden bir tanesi. Aslına bakarsanız kendisi ressamdı ama psikanalize ilgi duyduğu ve sonrasında da çok önemli bir kuram ortaya koydu. Psikososyal gelişim kuramı. Erikson'ın ortaya koyduğu bu kuram gerçekten çok önemli. Eğer soruda temel güvene karşı güvensizlik derse burada anlamamız gereken şey ne olacaktır? Hayata ve insanlara güven duymak değil mi? Özerklik, bağımsızlık kazanmak, girişimcilik, insanlarla birlikte hareket etmek ve organize etmek. Başarı aslında akademik okul başarısından bahsediyoruz burada. Kimlik kazanma kendine has bir kimlik oluşturmaktır. Yakınlığa karşı yalnızlıkta ne ortaya çıkar? Kişi ya gerçekten eee insanlarla ilişkiler, sağlıklı ilişkiler kurar ya da izole olur. Üretkenliğin adı üzerinde bol bol bir şeyler üretmesi gereken dönemdir. Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk da hayatı olduğu gibi kabul etmektir. Pişman olmamaktır. Keşke dememektir diyoruz ve devam ediyoruz.
Birazcık da ahlak gelişiminden bahsedeyim. Burada iki tane adam gelir. Soru gelirse. Biri Piaj, biri Kolberg. Arkadaşlar Piaj'de iki tane dönem var. Ahlak öncesi, e heteronom ahlak, otonom yani özerk ahlak. 0-6 yaşta ahlaki bir gelişim yoktur Piaj'ye göre. Çünkü burada baktığınızda niyetler çok da dikkate alınmaz. Yani hasarın büyüklüğü ve sonuca bakılır. Ne demek istiyorum? Bir çocuk e bilerek bir tane bardak kırsın mesela ama kardeşi 10 tane bardağı bilmeden kırsın. Kim daha çok bardak kırdıysa o hatalı olur. Buraya geldiğimizde 6-10 yaşta çocuklar kurallara sıkı sıkıya bağlıdır ama hala niyetler dikkate alınır. Yani hala sonuca göre karar verir. Mesela çocuk hastadır, sınava gidememiştir ve öbür çocuklar der ki öğretmenim işte Ahmet sınava girmedi ya ona sıfır verin. Neden? Kuralların dışındaki her şey aslında hata olarak kabul edilir. Piaj'de 10 yaşından sonra niyetler dikkate alınır. Yani şu ve şu dönemde niyetler dikkate alınmaz. Sonuca bakılır. Ama otonom ahlakta niyetler dikkate alınır. Zaten ergenlik dönemi kendine ait bir ahlak geliştirir. Daha çok soru gelecek kişi Kolberg'tir.
Arkadaşlar. Kberg'te yaşları yazdım ama yaşın bir anlamı yok. Gelenek öncesi dönem, geleneksel dönem bir de gelenek sonrası dönem vardır. Burada itaat ceza evresi. Bir örnek üzerinden anlatayım. Mesela eee pandemi döneminde maske takmak. Şimdi maske takmak bir kuraldı biliyorsunuz. İta cezada olan bir insan şunu yapar. Ceza almayacaksa maske takmaz. Ama ceza alacaksa maske takar. Saf çıkarcı ceza alsa da almasa da işine gelirse maske takar. İyi çocuk başkaları maske takıyor, kurallara uyuyor desin diye grubun içinde uyum sağlamak adına maske takar. Kanun ve düzen aşaması maske takmak kuralsa kesinlikle takar. Sosyal sözleşmede toplumsal olarak bir konsensus olur. Yani herkesin ortak kararıysa evet maske takalım. Evrensel ahlakta ise Covid olan bir insan başka bir insana bu hastalığı bulaştırmamak adına ne yapar? Maske takmak. Eee, maske takmayı önemser. Çünkü burada evrensel ahlakta evrensel değerler ön plandadır ve her bir insan yaşamı değerlidir diyoruz. Evet. Kolberg'in kuramında 3 dönem ve 6 evre bulunur. Aşağıda bu evrelerden birinin özellikleri anlatılmaktadır. Birey bu evrede kanun ile vicdanı arasında kaldığında vicdanını seçer ve vicdanına uygun davranışta bulunur. Vicdan yani aslında evrensel ilkeler. Bu durum hangi ahlak evresi ile alakalıdır? Kanun düzeninde vicdan değil kanun vardır. İta cezada ceza ön plandadır. Yani ceza almak ya da almamak ön plandadır. Sosyal sözleşmede toplumsal uzlaşım ön plandadır. İyi çocukta başkaları ön plandadır. Evrensel ahlakta ise vicdan ön plandadır.
Evet. Şimdi buraya buraya kadarki kısmı bitirdik. Şimdi eğitimin psikolojik temellerinde öğrenme psikolojisi boyutuna geçiyoruz arkadaşlar. Şimdi eee önemli olan yerlerden bir tanesi burası. Bize şöyle bir soru gelebilir. Aşağıdaki davranışlardan hangisi öğrenmedir ya da değildir şeklinde sorabilir. Şimdi biz davranış dediğimizde neyi anlıyoruz? Davranış her şeydir. Aklımıza gelen her şeydir. Uyumak, konuşmak, düşünmek, hissetmek falan filan bilmem ne. Şimdi öğrenme ürünü olan davranışlar yaşantıya dayalıdır ve süreklidir, kalıcıdır ve davranışta değişim yaratır. Ama öğrenme ürünü olmayan davranışlar kalıcı değildir ve geçicidir ve aynı zamanda davranışta değişim yaratmaz ve doğuştan gelir. Şimdi bu açıdan baktığımızda öğrenme ürünü olan davranışlar istendik ve istenmedik olarak ayrılır. İstendik davranışlar kasıtlı olanlar bir de rastlantısal olanlar. İstenmedik davranış nedir? Kötü kültürel koşullar ve eğitimin hatalı tarafı. Yani bir çocuğa çarpım tablosunu öğretmek de öğrenmedir. Ya da bir çocuğun akran zorbalığını zorbalığı yapması da bir öğrenmedir diyoruz. Peki öğrenme ürünü olmayan büyümeyi anlattım size. Olgunlaşmayı da anlattım. Bunlar öğrenme değildir. Refleksler doğuştan gelir. Otomatik tepkilerdir. Öğrenme değildir. İç güdüler doğuştan gelir. Hayvanlara özgüdür. Öğrenme değildir. Geçici olan davranışlar bir değişim yaratmadıkları için öğrenme değildir. Buradan soru gelir. O yüzden de buraya dikkat edin arkadaşlar. Şöyle bir örnek koydum. Yani soru gelirse nasıl gelir? Böyle gelir. Aşağıdakilerden hangisi öğrenilmiş davranışlardan birine örnektir? Bahar mevsiminde leyleklerin göç etmesi iç güdü. Burnuna toz kaçan bir kişinin aksması. Refleks. Karanlıkta göz bebeklerinin büyümesi. Homeostatis. Soğuk havada yürüyüş yapan bir kişinin titremesi. Homeostat ya da refleks. Ama ödül almak için sahneye çıkan bir oyuncunun heyecandan titremesi arkadaşlar bu ne olacaktır? Bir öğrenmedir. Heyecandan titremek. Bu aslında otonom sinir sisteminin desteklediği bir şeydir. Ancak durduk yere mesela soğuktan titremek dediğimizde bu öğrenme değil dedik. Ama ödül almak için sahneye çıkıyorsa ve bu yüzden heyecandan titriyorsa bu yaşantıya dayalı olduğu için öğrenmedir. Öğrenmeyi etkileyen faktörler var. Türe özgü hazır oluşluk, olgunlaşma. Birazcık bunlardan bahsedelim. Genetik donanımı ifade eder. Olgunlaşmayı konuştuk. Genel uyarılmışlık hali eee öğrenmeye hazır olmayı ifade eder. Yani çok uykunuz varsa öğrenme yapamazsınız gibi. Kaygı, anksiyete, belirsizlikler değil mi? Yani gelecek kaygısı özellikle dikkat, odaklanma, güdülenme, motivasyon, hazır bulunuşluk, önğrenmeler, temel kabuller gibi marif modelinde yaş, zeka, transfer, aktarımdır. Ketvurmada bir bilgilerin birbirini bozması ve unutturması anlamına gelir. Şimdi bunlar benimle alakalı faktörler. Yani öğrenen bir insanın yaşayacağı süreçler olarak karşımıza geliyor. Ama bir de öğretenden ve yöntemden kaynaklanan faktörler var. Konunun yapısı, zaman, öğrenci aktivitesi, geri bildirim, küçük adımlar gibi. Bir de öğrenme malzemesi mesela işte başlıkları daha kolay görüyoruz. Ya da mesela bu bir algısal ayırt etme gibi. Kavramsal gruplandırma. Bu mesela bir kavramsal gruplandırmadır. Anlamsal çağrışım aslında zihnimizdeki şemalarla yeni öğrendiklerimiz arasında ilişki, benzerlik kurmaktır. Onları birbirine eklemektir. Ve telaffuz edilebilirlikte söyleyebildiğimiz, telaffuz ettiğimiz şeyleri daha kolay öğreniyoruz. Eee, evet bu buralardan soru gelebilir. Bir de kuramlar var. Onları da şöyle bir özetleyelim. davranışçlı kuramlar var. Bilişsel ağırlıklı davranışlı kuramlar var arkadaşlar. Bu tabloda özetleyeceğim hepsini. Bunlardan bir tanesi Paov'un klasik koşullanması. Klasik koşullanma soruda şöyle gelir. Aşağıdakilerden hangisi hangisi klasik koşullanma yoluyla oluşmuş bir davranıştır? Klasik koşullanma o zaman nedir? organizmanın daha önceden tepki vermediği uyarıcılara tepki verme sürecidir. Watson ve Gatrin'in bitişiklik anlayışı uyarıcılar yan yana geldiğinde bir koşullanma meydana gelir. Turnike'ın bağlaşımcılığı deneme, yanılma, öğrenmeden bahseder. Edimsel koşullanma ödül ve cezaya dayalı olarak öğrenmeyi sağlamaktır diyoruz. Buraya geldiğimizde Tolman'ın işaret öğrenme kuramı yani amaçlı davranışçılık. Sosyal öğrenme kuramı model alma ya da gözlem yoluyla öğrenmektir. Biz bunları çok detaylı bir şekilde anlattık. Şu an şöyle bir hatırlayın istiyorum sadece. Eee, burada arkadaşlar özellikle soru çıkabilecek kuramlar, davranışçı kuramlar ve banduradır. Sosyal öğrenme kuramı. Bandura bize şunu söyler. İnsanlar gözlem yaparak öğrenme sağlarlar. Yani başkalarını izleyerek yaptığımız öğrenmelerdir. Taklit ve model alma buna girer. Bilişsel öğrenme kuramlarından da geçt kuramı var. algıdan bahseder. Ama bizim için daha da önemli olan bilgiyi işleme kuramı. Burada da bellek ve bilişsel süreçler var. Birazdan konuşacağız. Buradan soru gelmez. Yani bizim psikolojik temellerden. Mlow ve Roger'dan soru gelebilir. Orada da ihtiyaçlar hiyerarşisi çıkar. Evet burada da anlattım zaten. Yani az önceki şeyleri tekrar etmeyeceğim ama klasik koşullanmada şartlı refleksler var. Bitişiklik kuramları uyarıcıyla uyarıcıların yan yana gelmesi var. Bağlaşımcılık, deneme, yanılma, edimsel koşullanmada ödül ceza var. Mekanik davranışçılıkta mekanik öğrenme var. Soru olarak gelmez. Evet. Burada bilişsel davranışçı kuramlarda sosyal öğrenme kuramlarına dikkat edeceksiniz. Yani Bandura'nın burada çıkma ihtimali en yüksek olan kişi. Çünkü neden? Türkiye yüzyılın marif modelinde sosyal duygusal öğrenme becerileri de ön plandadır. Yani başkalarıyla olan etkileşimimiz bizim öğrenme süreçlerimizi etkiler. Dolayısıyla bandura soru olarak gelecek yerlerden biridir. Covid-19 salgını nedeniyle bu virüse yakalanmaktan endişe duyma. Şimdi endişe dersek bu duyuşsaldır ve klasik koşullanmadır. Haberlerde Covid-19'a yakalanmış insanları gördükten sonra maske ve mesafe kurallarına uymak ise başkalarına bakarak bir şey yapıyorsam model almaktır. Yani bu durumda Ceyhan'dır diyoruz. Yani bakın soru gelirse böyle gelecek. Yani çok da sizi zorlayacak bir nokta yok burada. Yeter ki dikkatli okuyun.
Evet. Bilişsel kuramlarda geçt kuramı arkadaşlar Kofka, Köhler, Wtimer ve Kurt Levinden bahsettik. Ama bakın artık soru sayısı daraldı ve azaldı. Dolayısıyla bu kadar geniş geniş sormayacak. Burada özellikle Maarif modelinde bilgiyi işleme kuramına çok fazla atıf var. Peki bilgi işleme kuramı nedir? Bilgi nasıl alınır, nasıl işlenir, nasıl depolanır, nasıl geri çağrılır? bunlarla alakalı bir durumdan bahsediyorsa cevabımız bilgiyi işleme kuramıdır. Burada davranışçı kuramlarla bilişsel kuramlar farklarını anlattık ama şöyle bir özetleyelim. Organizma pasif dedik, organizma aktif. UT dedik, uyarıcı organizma tepki. Çevre ön planda hem kalıtım hem çevre ön planda. Organizma doğuştan hiçbir şey getirmez. tabula rasadır. Organizma doğuştan bir şeyler getirir. Bu da davranışçı kuramın öncüsü John Brothers Watson'dır. Onu da söylemek isterim. Evet. Öğrenme performansla aynı şeydir. Davranışçılıkta ne demek bu? Baktığımda gördüğüm şeydir. Öğrenme. Yani çocuğa soru sordum. cevaplayamadıysa otur sıfır. Bu davranışçıdır. Ama marif modeli bakın. sürece değer verir. O yüzden marif modeli davranışçı değil, bilişseldir. Yapılandırmacıdır. O yüzden de arkadaşlar bilginin kendisi öğrenilir. Öğrenme ile performans aynı şey değildir. Aslında şurada gördüğünüz her şey Türkiye yüzyılı marif modelini de içine alan bir yapıya sahiptir diyoruz. Ve bilgi işleme kuramında iki tane de temel konu var. Bellekler var, bilişsel süreçler var. Belkler duyusal kayıt belleği, bilgiyi aldığımız bellek. kısa süreli bellek bilgiyi işlediğimiz, eyleme döktüğümüz, eee, aktardığımız, uzun süreli belleğe gönderdiğimiz ve tekrar geri çağırdığımız bellektir. Dolayısıyla da kısa süreli bellek aslında en çalışkan bellektir ama kapasitesi dar. Uzun süreli bellek ise sonsuz bir arşiv olarak düşünebilirsiniz. O yüzden de şöyle oluyor. İnsan zihninin kapısı. Uyarıcılar buraya geliyor. Kısa süreli bellek insan zihninin çalışma tezgahı. Burada işlem yapılıyor ve burada da saklanıyor. Şimdi kısa süreli bellek bilgiyi alan alıyor. Bilgiyi tepkiye dönüştürüyor. Bilgiyi burada işliyor. Sonra buraya atıyor. Sonra buradan geri çağırıyor. Bakın bunların hepsini işleyen yapı kısa süreli bellektir. Duyusal kayıt kapasitesi sınırsız, saklama süresi çok kısadır. Kısa süreli belleğin kapasitesi ve saklama süresi sınırlıdır. Uzun süreli bellek her iki konuda da sınırsızdır. Peki bir şey soracağım. ÖSYM bana dese ki hangi bellekte kesinlikle unutma vardır? Arkadaşlar bu sorunun cevabını söylemek için şu bilgiye, şu mantığa sahip olmak gerekir. Her zaman söylüyorum. Ezber yapmayın, mantığını anlayın. Eğer bir belleğin saklama süresi sınırlı ise o bellekte kesinlikle unutma vardır. Peki hangilerinin saklama süresi sınırlı? Duyusal kayıt ve tabii ki kısa süreli belleğin saklama süresi sınırlı. Bu iki tane bellekte kesinlikle unutma vardır gibi gibi. Bir şey daha ekleyelim. Kodlamanın yani bilginin işlendiği bellek hangisi diye sorarsa da kısa süreli bellektir. Bunlar da bilişsel süreçler. Bilginin duyusal kayıttan alınması için işte dikkat ve seçici algı gerekiyor. Gerekiyor. Algıda seçicilik. Bilginin kısa süreli bellekte tutulması için tekrar edilmesi gerekiyor ve gruplandırılması gerekiyor. Bilginin kalıcı hale getirilmesi için öğrencinin aktif olması gerekiyor. Kodlama yapması gerekiyor, eklemleme yapması gerekiyor. Gerekiyorsa da bellek destekleyen ipuçlarını kullanması gerekiyor ve bilgenin tekrar geri çağrılması için hatırlama ve tanıma süreçlerinin devreye girmesi gerekiyor. AGS gibi, YKS gibi sınavlar tanıma, hatırlama odaklı sınavlardır. Yani biz klasik sınavlar daha farklıdır ama çoktan seçmeli sınavlarda ne yaparsın? Soruya bakarsın ve hatırlarsın. Dolayısıyla da bunu da unutmayalım diyoruz. Bilgi işleme sürecinde eski bilgilerle yeni bilgilerin ilişkilendirilmesi temeline dayanan kodlama biçimi aşağıdakilerden hangisidir? Eski ve yeni bilgileri arkadaşlar ilişkilendirmek. Etkinlik öğrencinin aktivitesi. Yerleştirme dediğimiz şey zihne değil mi? Logi yani bellek destekleyen ipuçları. Zincirleme bellek destekleyen ipuçları. Örgütleme bilgiyi düzenlemedir. Eklemleme uçuca eklemek bilgiyi ilişkilendirmek. Eski ve yeni bilginin ilişkilendirilmesini sağlamaktır diyoruz.
Evet. Böylece eğitimin psikolojik temellerini tamamlamış olduk. Şimdi ise Türk Milli Eğitim sisteminin genel yapısı ve temellerine bakacağız. Ancak burada eee Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkelerini ben anlatmayacağım. Çünkü Erdal hocanız çok da güzel anlattı. Dolayısıyla da orada iki tane iş yapmayalım diye paylaştık. Bunu da söylemek istiyorum. Biz burada Türk Milli Eğitim sisteminin genel yapısını konuşuyor olacağız. Evet. Atatürk'ün çok sevdiğim bir cümlesi. Zaman zaman da üzerine düşündüğüm cümlelerden bir tanesi. Zafer zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyebilenindir. Tabii ki bu süreç biraz sancılı oluyor arkadaşlar. Yani bu kadar eee evet ben başardım diyorum ve başaracağım diyorum ve başardım. Evet. Bu aslında kendimize yaptığımız telkinin önemini anlatıyor. Hani videoların başında söyledim ya kendinizle de pozitif olun. Bu çok değerli bir şey. Yani negatifte kalırsanız şuraya gelmek birazcık daha zor. Ben Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatından çok ilham almışımdır. Çünkü bu kadar zorluğun içerisinde yani bir şeyler yapabilmek, bir şeyi inşa edebilmek gerçekten çok kıymetli. O yüzden de kim bilir ne zorluklar yaşandı. Hani biz şimdi kendi süreçlerimize bakıp hemen pes etmemeliyiz. Pes ettiğiniz zaman da bu sözü hatırlayabilirsiniz. Neler konuşacağız? Türk Milli Eğitim sisteminin bakın tarihsel süreçleri. Burayı dediğim gibi Erdal hocanız anlatıyor ve Türk Milli Eğitiminin yapısıyla tamamlamış olacağız. Cumhuriyet öncesi dönemden biraz bahsedelim. Biz biliyorsunuz AGS'de örgün eğitim, yaygın eğitim çok böyle baskın ve kesin soru gelecek yerlerden bir tanesi. Şimdi çok kısa bir Osmanlı'ya bakalım. Osmanlı'da örgün eğitim kurumları nelerdi? Yaygın eğitim kurumları nelerdi? Bakın örgün eğitim kurumları saray okulları, sıbyan mektepleri ve medreseler olarak karşımıza geliyor. Ama bir de Osmanlı İmparatorluğu'nda yaygın eğitim kurumları var. Yani camiler, tekkeler, zabiyeler, sahaflar, kıraathaneler. Şimdi hep böyle düşünmüşümdür. Kıraat Arapçada okumak demektir. Şimdi dolayısıyla da eee Bursalıyım ben biliyorsunuz. Bursa'da hep şey vardı. Çok fazla böyle kahve diyoruz. Hani kahvehane derler ya ama hepsinde önceden kıraathane yazardı ve ben anlamazdım yani nasıl olabilir ya? Kıraathane diyor. Okuma evi ama kimsenin bir şey okuduğu yok. Pişfrik oynuyor. Nasıl oluyor bu falan. Yani demek ki geçmişte çok daha anlamlı bir eee kullanımı ve işlevi vardı diye düşünüyorum. Evet. Burada örgün eğitim kurumları, yaygın eğitim kurumları soru olarak karşımıza gelebilir. Bir de Osmanlı İmparatorluğu'nda azınlık okulları ve yabancı okullar meselesi var. Şimdi bazen düşünüyorum. Allah'ım diyorum ya. Kim derdi ki ben tarih anlatacağım? Yani sevgili Ramazan Yetkin'in kulakları çınlasın. Yani kim onun eline su dökebilir ki? Yani ama gerçekten ondan da ilham alarak biraz böyle tarihsel süreçlere dokunma ihtiyacı hissediyorum. Çünkü neden? Gerçekten de eğitimi anlayabilmek için, Türk Milli Eğitim sistemini anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerekiyor. Çünkü aslında bugün de Türkiye Cumhuriyeti'nde konuştuğumuz işte eee anayasada yer alan ya da eğitim yönetmeliklerinde yer alan pek çok şey ta ki Osmanlı'dan geliyor. Birazdan konuşacağız zaten. Bunlardan bir tanesi azınlık okulları, ekliyet mektepleri olarak da karşımıza geliyor. Eee, benim hacı annem şey derdi. Kızın kızdığı insan mukallet gibi buradan geliyor. Ekliyet, Arapça kökenli bir kelime. Şimdi Osmanlı Devleti'nde eğitim kurumlarının açılması süreçlerinde azınlıklara da eee Müslümanlara verilen bazı haklar tanınmış oldu ve bunların sayısı gerçekten çok fazlaydı. Sonra da yabancı okullar kısmı birazcık sıkıntılı. Çünkü eee Osmanlı'da kapitülasyon yani Fransızlara verilen kapitülasyonlar sonrasında yabancı okullar, Avrupalı devletler eee Osmanlı'da açma gibi bir girişimde bulundular. Bunların sayısı da çok fazlaydı. Bu da onlardan bir tanesi. Şimdi arkadaşlar tabii biz buradan bir soru çıkar çünkü burası hassas bir nokta. Yani dönüp de tekrar geçmişte ne olduğu konuşmayacağız. Bugünkü yönetmelik ne söylüyor ona bakacağız. Şimdi yabancı okullar yabancılar tarafından açılmış özel okullardır. Bir kere bu cepte azınlık okulları da işte Ermeniler, Rumlar, azınlıklar tarafından kurulan okullardır diyoruz. Şimdi Osmanlı'da bunlarla alakalı Maf Umumiye Nizamnamesine kadar herhangi bir şey yapılmadı ve açıkçası bütün bu haklardan bu yabancı okullar ve azınlık okulları yararlandı. Ama sonra Türkiye Cumhuriyeti'nde şöyle bir madde geldi. Eee, hatta şurada söyleyeyim. Evet. Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin devam ettiği okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim özel okulları vardır. Ancak bak azınlık okullarında böyle ancak milletlerarası özel öğretim kurumları çerçevesinde yabancı okullar söz konusu olduğunda bu sadece yabancı uyruklu öğrencilerin devam ettiği okullardır ve Türk öğrenciler için ya da Türk vatandaşları için bu okullar açılamaz. Bu aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin yapısını koruyan bir madde olarak karşımıza gelir. O zaman yani özetle böyle bir soru gelirse bizim bu maddeden anlayacağımız şey şudur. Milletlerarası okullar açılabilir Türkiye Cumhuriyeti'nde. Ancak Türk öğrenciler için bu okullar açılamaz. Anlaştık mı? Lütfen bu bilgiyi unutmayınız. Osmanlı Devleti'nde 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesine kadar yabancı okullarla ilgili düzenleme yapılmamış. Lozan anlaşması ile birlikte gayrimüslim ve yabancı okullara tanınan ayrıcalıklar tamamen kaldırılmış. Bu okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi olmaları sağlanmıştır. Buna göre yabancı okullar ve azınlık okulları ile ilgili hangisi söylenemez diyoruz. Yabancı okullar başlangıçta dini yönü ağır basan bir eğitim veren okullar olduğu için kiliselere bağlı kurumlar halinde teşkilatlanmışlardır. Doğrudur. Eee İstanbul'un fethinden Tanzimat devrine kadar eğitim hizmetleri Osmanlı'da olduğu gibi diğer din mensuplarında da kendi dinlerine mensup varlıklı ve cemaatine hizmet etme duygusuna sahip kişilere bırakılmıştır. Doğru. 1865 Gümrük Nizamnamesi ve 1869'da neşredilen Marif-i Umumiye Nizamnamesi ile yabancı okullar kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Doğru. Azınlık okulları ve yabancı okullara tanınan imtiyazlar cumhuriyet döneminde de devam etmemiştir. Yabancı devletler Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde milletlerarası okul açabilir. Ancak Türk öğrencileri için bu okullar açılamaz. Bu da doğrudur. Bakın cevabımız Denizli. Bu söylenemez diyoruz. Soru gelirse de böyle gelir.
Ve biraz Osmanlı'ya bakacağız dedik. Marifi-i Umumiye Nizamnamesi aslında Türk Milli Eğitim sisteminde ilk eğitim bakanlığı olarak da karşımıza geliyor. Burası Maarif Nezareti. İlk Maarif Bakanı Abdurrahman Paşa. Abdurrahman Sami Paşa. İlk eğitim müsteşarı da Hayrullah Efendi. Her ikisinin de döneminin çok ötesinde işler yaptığını zaten biliyoruz. Kurtuluş Savaşı özel bir dönem. İki tane Maarif Bakanlığı var. Bunlardan bir tanesi Ankara'da Türkiye eee Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti marif eee nezareti ya da vekaleti. Bir de Osmanlı'da var. Eee İstanbul'da var. Osmanlı Maarif Vekaleti olarak sonrasında tabii ki cumhuriyette bunlar tevhid-i tedrisatla birleşecekler. Osmanlı döneminde arkadaşlar biraz reformlardan bahsedelim. Eee hep söylediğim bir şey var. Tarih bir bellektir. Yani bizim kültürel belleğimizdir aynı zamanda. Ve tabii ki eee Osmanlı'da biziz. Türkiye Cumhuriyeti de biziz. Hep bunu söylüyorum. Ve Osmanlı döneminde çok önemli şeyler de yapıldı. Yani askeri alanda yenileşme hareketleriyle başladı. Mesela şöyle bir soru karşınıza gelebilir. Eee, neden Türkiye Cumhuriyeti'nde de ya da Osmanlı döneminde de dikkat ettiyseniz askerler müthiş eğitimliler? Yani zaten Mustafa Kemal Atatürk'ten işte ne bileyim İsmet İnönü'den eee değil mi? Yani onun arkadaşlarından tahmin edersiniz. Müthiş adamlar birden çok dil konuşuyorlar. Acayip kültürlüler, bilmem ne, bilmem ne ve çok donanımlı insanlar. Neden? Çünkü Osmanlı Devleti'nde yenileşme ve ıslahat hareketleri eğitimde ilk olarak orduda başlamıştır. Yani ilk olarak burası düzenlendi. Sonra Tanzimat dönemi var, Meşrutiyet dönemi var. Bunlardan da biraz bahsedeceğiz. Eee, Tanzimat'tan ziyade en çok yapılan ve şu anda bizi etkileyen ve şu anda aslında yaptığımız, uyguladığımız sistemlerin pek çoğu ik meşrutiyet dönemi kararlarıyla çok benzer. eee ikci meşrutiyetin ilanıyla birlikte bazı reformlar yapıldı. Bunlardan bir tanesi eğitim sisteminin millileştirilmesiydi. Yani biz biraz eee o dönemde meşrutiyet döneminde halkların ayaklanmasıyla birlikte çok Osmanlı'nın canını yakan hadiseler oldu. Dolayısıyla da eğitim sisteminin daha milli bir yani devlet bilinciyle ortaya çıkması konuşuldu. Geleneksel ve modern okulların birleştirilmesi ilk defa meşrutiyette konuşuldu. Eğitimin laik bir yapıya kavuşturulması ilk defa meşrutiyette konuşuldu. İlk eğitim kurumlarının ilkokulların ülke genelinde yaygınlaşması çok önemli bir konuydu. Meşrutiyette konuştu. İlkokulların zorunlu ve ücretsiz olması yine bu dönemde konuşuldu. Latin harflerinin kabulü için çok fazla çalışma yapıldı. Bu cumhuriyet döneminde ortaya çıktı. Ama ilk defa burada yapılmak istendi. Kız öğrencilerin daha fazla okuması, memur olması burada konuşuldu ve gerçekleştirildi. Ve üniversitelerin Darül Fünun'un yeniden can bulması yine bu dönemde en çok öne çıkan ıslahatlardı. Buradan yine soru bekliyoruz. Eğitim hayatımızda Emrullah Efendi var. Tu diyeyim. Yani Arapça okunuşu öyle. Tuma ağacı nazariyesi. Şimdi ne oluyor? Normalde biz ne diyoruz? İşte çocuklarımızı iyi yetiştirelim falan filan. Emrullah Efendi şundan bahsediyor aslında. Diyor ki ıslahat yani e reform. Şimdi üniversiteler var. Hatta şunu şöyle göstereyim. Eee şöyle bir piramit yapalım. Üniversiteler, liseler, ortaokullar, ilköğretim, okul öncesi. Şimdi biz ne diyor? Çocuklarımızı işte böyle böyle yetiştirelim. Hayır. O diyor ki Emrullah Efendi, "Önce yukarıdan başlayalım, ıslahatlara aşağıya doğru inelim. Ne kadar çok yukarıyı desteklersek aşağısı da o kadar desteklenir diyorlar. Ama buna karşı çıkan bir isim var. Emrullah Bey'in karşısında duran Satı Bey. Satı El Husri. ki kinder gardenleri örnek alan çocuk bahçesi ismiyle okullar açan okul öncesinde çokça konuştuğumuz Satı Bey'den bahsediyorum. Satı Bey bunun karşısında kiraz ağacı teorisini ortaya koyuyor. Emrullah Efendi, "ıslahatlar tepeden aşağıya inmeli derken Satı Bey aşağıdan yukarıya doğru çıkmalı anlayışını savunuyor. Sınavda soru olarak karşınıza gelir. Meşrutiyet dönemi marif nazırlarından Emrullah Efendi eğitimin merkezden çevreye yayılması gerektiğini savunan Tuğba ağacı teorisini ortaya atmıştır. Bu teoriye göre eğitim reformları önce en üst düzeyde yani üniversitelerde yapılmalı ve burada yetişen bireyler alt seviyedeki eğitim kurumlarına nitelikli öğretmen kazandırmalıdır. Bu teoriye dayanarak hangisi söylenemez? Eğitim reformlarının yüksek öğretimden başlaması gerektiğini vurgular. Doğru. Eğitimde nitelikli öğretmen yetiştirmek temel önceliklerdendir. Doğru. İlköğretimdeki öğrenci sayısının arttırılması reformun merkezi nedir? Bakalım. Eğitimin kademeli olarak gelişmesi gerektiği üniversiteler öğretmen yetiştirme açısından temel kurumlardır. Doğru. Burada tabii ki ilköğretim değil üniversiteye önem verecektir. Emrullah Efendi şöyle bir özetleyecek olursak ikinci meşrutiyetin önemli olayları kızlar için ilk defa inas darül fünunu açılmıştır. Darül Fünonunu bakın inas darül fünonu açılmıştır kızlar için. İlk resmi anaokulu açılmıştır. Öğretmenler ilk defa mesleki örgütler kurmuşlardır. Bakın ikinci meşrutiyetten bahsediyorum. eğitime önem verilmiştir. Bilime önem verilmiştir. İlk kez renkli haritalar yayınlanmıştır. Savaşlar maalesef bu reformları budamıştır. Yani defalarca kız muallim mektepleri açılmış ve kapanmıştır. Ve tabii iyi bir şey kadınlar memur olarak ilk defa meşrutiyet döneminde çalışmaya başlamıştır. İkinci meşrutiyet döneminde Osmanlı Devleti eğitim alanında bazı önemli reformlara imza atmıştır. Laiklik ilkesi ve Latin harflerinin kabulü gibi reform çalışmaları bu dönemde hızlandırılmıştır. Bu reformların gerçekleştirilme nedenleri arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz? Batılı ülkelerle eğitim alanında rekabet edebilme isteği. Osmanlı toplumunda bireysel hak ve özgürlükleri arttırma hedefi. Farklı etnik kökenlerden gelen bireyler arasında ortak bir Osmanlı kimliği oluşturma çabası. Osmanlı eğitim sisteminde toplumsal değerlerinin ortadan kaldırılması, sanayi ve teknolojik gelişmelere uyum sağlama zorunluluğu. Şimdi şöyle düşünün. Laiklik ilkesi ve Latin harflerinin kabulü aslında Osmanlı Devleti'nin diğer devletlerle ve içinde bulunan birden fazla o dokuya, mozaiye aslında eee sahip çıkm sahip çıkmak adına yapılmış uygulamalardı. O yüzden de Osmanlı Devleti'nde laiklik ve latin harflerinin kabulü öne çıktı ve bu tabii ki Osmanlı'yı toplumsal değerlerinden soyutlamak asla değildir diyoruz.
Ve Cumhuriyet dönemi arkadaşlar Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile birlikte bazı önemli gelişmeler oldu. Bunların tabii ki sınavda da çıkmasını beklediğimiz uygulamalardan bir tanesi eğitim ve öğretim birliği anlamına gelen Tevhid-i Tedrisat Yasası 1924 yılında ortaya çıktı. Böylece şeriye ve efkaf nezaretleri lap edildi. Yani eğitim ve öğretimde birlik sağlandı. Medreseler Maarif vekaletine devredildi. Eğitim ve öğretim sistemi tek bir merkezden yapıldı. Tüm yetki Milli Eğitim Eğitim Bakanlığı'na devredilmiştir diyoruz. önemli bir gelişmedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 3 Mart 1924'te Tevhidi Tedrisat Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. Buna göre Tevhid-i Tedrisat Kanunu hangi amaçla çıkartılmıştır? Eğitimde dinin etkisini arttırmak. Eğitimde birliği sağlamak. Eğitimde yabancı dil öğretimini yaygınlaştırmak. köy okullarını kapatmak, öğretmen maaşlarını arttırmak tabii ki eğitim öğretimde birliği sağlamaktır. Arkadaşlar şöyle söyleyeyim. Eee, tevhid-i tedrisat yasasına baktığınızda şimdi öncesinde Osmanlı'da ikili bir sistem var. Yani iki koldan eğitilen insan, nesil yetişiyor. Halbuki, eee, Maarif modelinde de böyle. Yani biz tek bir yapıda, tek bir eee kanaldan aslında yetiştirmeyi daha önemsiyor modeller. Dolayısıyla burada da eğitimde birliği sağlamak ön plana çıkmıştır diyoruz. Zaten burada söylemişim. Tanzimat'tan bu yana gelen ikili sistemi ortadan kaldırarak tek bir millet bilincinin oluşması amaçlanmıştır. Burada Cumhuriyet döneminde eğitimin her kademesinde önemli reformlar yapılırken halkın da eğitilmesi okuryazarlığın arttırılması konusuna büyük hassasiyet gösterilmiştir. Buna göre Cumhuriyet döneminde okuma yazma oranını arttırmak amacıyla hangisi gerçekleştirilmiştir? Latin alfabesinin kabulü, Maarif Kongresi, Tevhidi-i Tedrisat, Millet Mektepleri, Program Geliştirme Çalışmaları, videolarda izlediniz zaten daha öncesinde. Tabii ki millet mektepleri, bizzat Atatürk köy köy gezerek millet mekteplerinde ders anlatıyor. O yüzden de bu halkın okuma yazmasını arttırmak içindir. Cumhuriyet döneminde çok önemli insanlardan biri de Johnway. Ya tabii burada şey Atatürk'ün vizyonu da çok enteresan. Yani John Dwayy gibi bir psikoloğu davet ediyor. Yani gel burada bir bak diyor. Hakikaten müthiş yetenekli bir adam. Zaten biz hala onu konuşuyoruz kitaplarımızda da. Eee ve John Devey geliyor. Köy enstitülerinin açılmasına öncülük eden kişidir. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında öne çıkan ve soru olarak gelmesi beklenen yerler neler? Türk harf Devrimi, TDK'nın kurulması, program geliştirme çalışmaları ve köy enstitüleri 1940'larda açıldı, 50'lerde kapandı. Bir eee arkadaşımız şey yazmış. Hocam işte 54'te kapanmış işte 50'lerde dedik yani arkadaşlar. Biz AGS'de tarih sormayacak bize. Olayın daha çok mantığını, olayın daha çok sürecinde neler olduğunu, ne katkılar sağladığı ya da neler olduğuyla alakalı bir eee soru gelecek. Dolayısıyla da rakamlara ya da eee tarihlere çok takılmayın. Evet. Yani genel kültür, genel yetenekteki tarih kısmı başka bir şey ama buradaki tarihten bahsederken köy enstitülerinin tarihine değil, orada ne olduğuna bakıyoruz. ya da eee Türk Dil Kurumunun kurulması. Evet 1932 yılında kurulduğunu bilmek müthiş bir şey ama bilmeseniz de olur. Yani kendinizi de hırpalamayın. Ondan bahsediyorum. Hasan Ali Yücel köy enstitülerinin kurucularından biri olarak eğitimde büyük reformlar yapmıştır. Eğitimde sanat, bilim ve felsefenin önemli olduğunu savunmuş. çağdaş ve üretken bireyler yetiştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Hasan Ali Yücel'in eğitim reformları ile hedeflenen temel kazanımı aşağıdakilerden hangisidir? Ezberci eğitim sistemini güçlendirmek değil tabii ki. Köy çocuklarını eğitime kazandırmak ve öğretmen yetiştirmek. Eğitimi yalnızca büyük şehirlerle sınırlamak. Tek tip bir eğitim sistemi uygulamak. Sadece yükseköğretim reformlarına odaklanmak. Tabii ki doğru cevap köy çocuklarını eğitmek ve öğretmen yetiştirmektir. Gerçekten de bu noktada bayağı da güzel şeyler yapmışlardır. Şöyle bir özetleyecek olursak neler oldu? Tevhidi tedrisat oldu ve zorunlu eğitimle ilgili çalışmalar yapıldı. Zorunlu eğitim ilkeleri 1927 yılında arkadaşlar artık ilköğretim Türkiye Cumhuriyeti'nde zorunlu hale getirildi. Köy enstitüleri yapıldı. 1997 yılında 8 yıllık kesintisiz eğitim yapıldı ve 2012 senesinde 4 + 4 + 4 sistemi geldi. Şu an onu kullanıyoruz. Evet, Türkiye yüzyılı marif modeli bambaşka bir derya. Dolayısıyla da orayı çok konuşacağız ama eee dediğim gibi şu anki sistemde artık bizim de uyguladığımız model Türkiye yüzyılı marif modeli. Eee başlı başına anlatacağım için buraya girmiyorum şu an.
Evet şimdi Osmanlı'dan bahsettik. Türkiye Cumhuriyeti'nde de bugünün eğitim, milli eğitim yapısından bahsedecek olursak örgün ve yaygın eğitim kurumlarına bakmamız gerekiyor. Türkiye'de örgün eğitim kurumları dediğimizde okul öncesi ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretimi alıyoruz. Yaygın eğitim, halk eğitim kursları, meslek edindirme kursları falan filan bunlar işin içine giriyorlar diyebiliriz. Aşağıdakilerden hangisi Türk Milli Eğitim sisteminin hukuki temelini oluşturan düzenlemelerden biri? değildir. Bakalım. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu sınavda da soracaklar. Dolayısıyla da bu var. 82 anayasasında yer alan eğitimle ilgili hükümler var. Tevhidi Tedrisat Kanunu var. 1921 anayasasında yer alan eğitimle ilgili düzenlemeler var ama 2023 eğitim vizyon belgesi yok. Hani bu belki maarif modelle ilişkilendirilebilir ama şu an için hukuki temel hani Erdal Hoca'ın anlattığı kısımdan bahsediyorum. Mevzuatla ilgili değil. Şimdi gençler eee bu tablolar mevzuat. Yani bu birebir şu bunları tek tek okumaya kalkmayın. birazdan önemli yerleri özetleyeceğim size ama ben bunları göstermek istedim size. Çünkü bunlar mevzuatın kendisi. Dolayısıyla da okul öncesiyile başlayacağız. Yükseköğretimi de tamamlayacağız. Okul öncesinin amaçları, neden olduğu, falanı filanı. Ama ben biraz soru üzerinden gitmek istiyorum ve önemli kısımları da size ayrıca göstermek istiyorum. Şimdi Türk Milli Eğitim sisteminde okul öncesi eğitim ilköğretim çağına gelmemiş çocukları kapsayan isteğe bağlı bir eğitim düzeyidir. Bu eğitimin temel amaçları arasında çocukların bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini desteklemek, iyi alışkanlıklar kazandırmak, ilköğretimi hazırlamak ve dil gelişimlerini sağlamak yer almaktadır. Buna göre hangisi okul öncesi eğitimin amaçlarından sayılamaz? Bakın nasıl soru çıkar dediğim yerler gerçekten soru çıkabilecek yerler. Ben bu soruyu bekliyorum. Net bekliyorum. Çocuklara çocukların temel alışkanlıklar kazanmasını desteklemek. Hadi bakalım. Çocukların işte beden, zihin, duygu gelişmesini ve iyi alışkanlıklar kazanmasını sağlamak var. İlköğretime hazırlamak var. Şartları elverişsiz çevrelerden gelen çocuklar için ortak bir yetiştirme ortamı var. Çocukların Türkçeyi doğru ve güzel konuşmalarını sağlamak var. Dolayısıyla da ama çocuklara akademik sınavları hazırlamak okul öncesi eğitimin amaçlarından değildir. Cevabımız Bursa'dır. Tabii burayı da böyle Çin yazısı gibi burayı da şey yapacağız. İlk ör tabii şurada amaçlara bakın. Aynen bu bunu soracaklar. Şu amaçlarda bunu soracaklar. birazdan daha eee ferah bir şekilde göstereceğim size. Merak etmeyin. Kaygınızı kontrol edin. Yani ben mesela bana yazıyorsunuz Instagram'dan falan. Çok diyorum ki evet çok kaygılı. Yani relaks, sakin, her şey kontrol altında. İlk öğretim, bireyin toplum içinde iyi bir vatandaş olması, temel bilgi ve becerileri kazanması ve üst öğrenime hazırlanması için zorunlu bir eğitim sürecidir. Doğru. İlköğretimin son yılında öğrencilerin mesleki yönlendirme ve eğitim süreçleri hakkında bilgilendirilmesi amacıyla rehberlik hizmetleri sunulmaktadır. Doğru. Buna göre ilköğretimin temel amaçları arasında hangisi yer almaz? Buradan da soru gelir. Bireyi toplumda sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak yetiştirmek vardır yani değil mi? Öğrencileri ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirerek bir üst öğrenime kazandırmak. Bireyin milli ahlak anlayışına uygun şekilde yetişmesini sağlamak. Öğrencileri doğrudan meslek sahibi yaparak çalışma hayatını hazırlamak. Öğrencilere ortaöğretimde devam edebilecekleri okullar hakkında rehberlik sunmak tabii ki doğru ama Denizli eee uymayan seçenektir. Yani cevabımız Denizli. Bu da sizi ürkütmesin. Bunlar önemli. Yani biz şöyle söyleyeyim buradan soracaklar, buradan alacaklar soruları. Eee, ama birazcık daha birazdan daha net göreceksiniz. Başka bir soru. Buradan da soru gelir. Orta öğretim bireylerin genel kültür edinmesini, toplum sorunlarına duyarlı olmasını, yükseköğretime veya meslek hayatına hazırlanmasını amaçlayan 4 yıllık zorunlu bir eğitim sürecidir. Doğru mu? Doğru. Öğrencilerin ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda çeşitli programlara yönlendirilmesi esastır. Okey. Buna göre orta öğretimin temel amaçları arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez? Öğrencilere temel bir genel kültür kazandırmak var mıdır bakalım. Evet vallahi var değil mi? Öğrencileri yeteneklerine uygun şekilde yönlendirerek meslek veya yükseköğretimi hazırlamak var mı? Var. Şey gibi o. Ne duruyorsun? Helva yapsana gibi oldu ama. Toplumsal sorunlara duyarlılık kazandırarak bireyin sosyal sorumluluk bilincini arttırmak. E bunlar ergen artık var. Bütün öğrencileri aynı eğitim programına dahil etmek ve standart eğitim vermek olabilir mi? Hayır. Yok ya. Zaten Maarif modelinin yapısında böyle bir şey yok. Maarif modeli ne diyor? Çoklu zeka, değil mi? Yapılandırmacı anlayış, farklılaştırma, destekleme, zenginleştirme. Bunlar marif modelinde yok mu? Var. Dolayısıyla da oralara geleceğiz. Öğrencilerin istekleri ve toplum ihtiyaçları arasında denge kurarak eğitim planlaması yapmak var. Cevabımız Denizli'dir. Yükseköğretim. Evet, Türk Milli Eğitim sisteminin genel yapısı budur arkadaşlar. Şimdi okul öncesindeki o yönetmeliği size şöyle bir özetleyeyim. Kafanız rahat etsin. Okul öncesinde kimleri alıyoruz? Anaokullarına 3668 aylık çocuklar, eee, ana sınıflarında da 5768 aylık çocukları alıyoruz. Okey. Buradan soru gelir. Okul öncesi eğitimin amaçlarından da az önce de söyledim kesin soru gelir. Hangi kurumun nereye bağlı olduğunu bilin. Yani anaokulu, ana sınıfları, uygulama ana sınıfları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlıdır. Bunları videolarda anlattım. Kreşler, gündüz bakım evleri, oyun ve emekleme odası, oyun etkinlik, uyku odası, işte oyun dinlenme odası, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlıdır diyoruz. İlköğretim, bakın zorunlu ilköğretim çağı Türkiye Cumhuriyeti'nde 6-14 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın Eylül ayı sonunda başlar ve 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda tamamlanır. Amaçlarından bahsettik. Her Türk çocuğunun iyi bir vatandaş olması, işte beceri kazanması, yeteneklerini ortaya koyması. Burada bir püf noktası var. Buraya dikkat edin. Şimdi, eee, ilköğretimde arkadaşlar çocukları okula kayıt yaptırırken Eylül ayı sonuyla sonu itibariyle 69. ayını dolduran çocukların kaydı yapılmaktadır. Doğru. Ayrıca 66, 67, 68 aylık çocukların da verisinin yazılı isteğiyle bulunanlar 1. sınıfa kaydoluyor. Ben böyleydim. Mesela ben eee 6 yaşında yoktum kayıt yaptırdığımızda ilkokula. Ama çocuğun gelişim seviyesinde bir gecikme varsa, herhangi bir gelişimsel olarak bir gerilik söz konusuysa 72 aylıktan sonra ise hekim raporuyla kayıt yaptırabilir. Ya size derlerse ki 72 aylık çocuk kayıt yaptıramaz. Hayır. Hekim raporuyla kayıt yaptırabilir. Eee, evet. Orta öğretimin amaçları, yükseköğretimin amaçları işte Atatürk ilkeleri, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli ahlaki yapısına bağlı. İşte bunların hepsini ortaya koyduğumuzda amaçları soru gelebilir. Peki Türkiye'de hangi yükseköğretim şekilleri uygulanıyor deseler örgün öğretim, açık öğretim, ekstern eğitim ve yaygın eğitim karşımıza geliyor. Peki Türkiye'de hangi kurumlar yükseköğretim olarak değerlendiriliyor? Üniversiteler, fakülteler, enstitüler, yüksekokullar, konservatuvarlar, meslek yüksekokulları, uygulama ve araştırma merkezleri. Yükseköğretimin temel amacı öğrencileri bilim politikasına uygun şekilde yetiştirmek, bilimsel ve teknik araştırmalar yapmak, toplumsal kalkınmayı desteklemek ve bilim verilerini kamuoyuyla paylaşmaktır. Buna göre hangisi yükseköğretimin amaçları arasında yer almaz? Öğrencileri toplumun insan gücü ihtiyacına uygun şekilde yetiştirmek. Doğru. Bilimsel araştırmalarla ülkenin kalkınmasına katkı sağlamak doğru. Kültürel ve teknik gelişmeleri desteklemek doğru. Üniversite mezunlarının yalnızca kamuda istihdam edilmesini sağlamak yanlış. Resmi olarak talep edilen bilimsel araştırmaları yapmak doğru. Cevabımız Denizli. Böyle bir soru da gelir. Burası da teşkilatlanma. Aşağıdakilerden hangisi 2024 yılı itibariyle Türk Milli Eğitim sisteminde merkezi teşkilat birimleri arasında yer almaz? Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü. Bakın burada Avrupa Birliği dış ilişkiler var. din öğretimi, hayat boyu öğretim, bilgi, işlem, mesleki, teknik var da var ama Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlıdır diyoruz. Böylece Türk Milli Eğitim sisteminin genel yapısını da tamamlamış olduk. Odaklanmanız gereken yerler özellikle okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimin amaçları, özellikleri, o püf noktalarını kaçırmayın. deriz arkadaşlar.
Ve şimdi Türkiye yüzyılı Maarif modeliyle o kafanızdaki bütün soru işaretlerinin akıp gittiği, böyle müthiş oturduğu ve sınavdan önce çok da ihtiyacınız olan bir kısma geldik. Hadi bakalım şimdi devam ediyoruz Maarif modeliyle. Evet arkadaşlar Türkiye yüzyılı Maarif modeliyile devam ediyoruz. Dediğim gibi kafanızdaki kavramlar işte özellikler bunların hepsinin oturacağı bir e tekrar olarak da düşünebilirsiniz. Şimdi Marif modeli yayınlandı ve Maarif modelinin aslında temel felsefesini bana sorsa buradan da soru gelebilir. Köklerden geleceğe. Yani bir tarafta milli ve manevi değerler, diğer tarafta teknoloji, bilim, bunların gelişmeleri. Bunlar bir sentez olmuştur. Bu çiçek niye böyle durmuştur diye de düşünmemek elde değil. Yapacak bir şey yok. Canlı yayında oluyor böyle şeyler. Şimdi peki Türkiye yüzyılı marif modelinin önemli noktaları nelerdir? Yani sınavda soru olarak neler gelir? Bütüncül eğitim anlayışı yani akademik değil sadece sosyal, duygusal, benlik, erdem, değer, eylem. Bunların hepsi fiziksel gelişim hepsinin bir arada olduğu bir anlayışa sahiptir. Disiplinler üstü yaklaşım vardır. Yani eee dersler arasında bağ kurmak çok önem kazanır. Konuşacağız zaten. Değer temelli eğitim vardır. Adalet, merhamet, işte ne bileyim vicdan, sorumluluk bunlar ön plandadır. Eylem ve etkiye odaklılık vardır. Sadece bilgi değil, bilginin hayata entegre edilmesi söz konusudur. Kültürel zeminde öğrencilerin medeniyetle, geçmişle bağ kurmaları önemsenir. Yeni beceri alanları, okur yaazarlık türleri, dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı, sistem düşüncesi ki sistem düşüncesi de her şeyi bir arada bütünselleştirmeyi amaçlayan yapıdır. Dolayısıyla Türkiye yüzyılı marif modelinde soru tipleri gelse şöyle gelir. Atıyorum nokta nokta durum Türkiye yüzyılı marif modelinin hangi özelliğine örnektir? Ya da aşağıdakilerden hangisi modelin dayandığı felsefi yaklaşımlardan biridir? Ya da öğretmenin davranışı hangi ilkeyle örtüşmektedir? Ya da bu yaklaşım modelin hangi boyutuna örnek oluşturur? Soru formatları ben bekliyorum sınavda. Şimdi Türkiye yüzyılı marif modelinde bu grafikte gördüğünüz bileşenlerin hepsini tek tek konuşuyor olacağız. Yani öğrenci profili, öğretim programlarının temel yaklaşımı, erdemdeğer eylem çerçevesi, beceriler çerçevesi. Tüm bunlar bütüncül eğitim yaklaşımının öyeleri olarak karşımıza geliyor. Klasik olarak Türkiye yüzyılı marif modelinde biz bunların detaylarına gireceğimiz için tek şu an bunlara girmiyorum ama bütün aslında hikaye bu kadar. Gerçekten bu kadar. Ne kadar kolay olduğunu da göreceksiniz zaten. Şimdi önce temel kavramlarla başlayalım. Bu kavramları bir anlayalım. Yani ne demek bu değer kavramı? Aslında belli alanlara baktığımız şey yetkinlik dediğimiz şey donanım. Belli alanda belli özelliklere sahip olabilmek. Değer dediğimiz şey hayata anlam kattığımız ilkeler değil mi? Özellikler. Ahlaki ya da erdem yapıları. Erdem dediğimiz şey kişiliğin iyi tarafları ve güçlü tarafları olarak tanımlanıyor. Marif modelinde bu kavramları bilin soru çıkar.
Eğilim dediğimiz şey, insanların aslında ilgi ve istek çerçeveleri doğrultusunda bunları nasıl kullandığı ile ilgili örüntüleri okuryazarlık, bireyin sistemleri anlama ile alakalı becerisi olarak karşımıza geliyor.
Temel kabuller nedir? Aslında ön öğrenmeler, ön değerlendirme, yani özellikle de temel kabullerde ön değerlendirme ön plana çıkar. Neden? Bir insanın ön öğrenmelerini anlamak için bir değerlendirme yapmanız gerekir. Biz buna psikolojide eee ön test, son test diyoruz. Yani önce bakıyoruz kaygısı var mı yok mu? Sonra, atıyorum, bir eğitim, psiko eğitim verdikten sonra kaygısı ne düzeye gelmiş gibi bir örnek düşünebilirsiniz.
Köprü kurmak, bilgi ve beceriler arasında etkileşimi sağlamaktır. İlişki kurmaktır. Bütüncül eğitim zaten temel şey. Farklılaştırma uygulamaları var. Eee, farklılaştırma nedir biliyor musunuz? Bütün öğrencilerin öğrenmesini sağlamayı amaçlar. Bunun içerisinde zenginleştirme de, destekleme de buna girer. Zenginleştirme daha çok akranlarına göre daha ileri düzeyde giden çocuklar, destekleme ise akranlarına göre daha geriden gelen çocuklar içindir. Öğretmen yansıtmaları da mikro öğretim dediğimiz öğretmenin kendini değerlendirme süreçlerini kapsar.
Evet. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bileşenleri dediğimizde öğretim programlarının temel yaklaşımı var. Öğrenci profili var. Beceriler çerçevesi ve erdem, değer, eylem çerçevesi. Tek tek bunları konuşuyor olacağız.
Şimdi ilk olarak öğretim programlarının temel yaklaşımına gidelim. Maarif modelinin dayandığı en temel süreç arkadaşlar, aslında milli ve manevi değerlerimiz. Yani medeniyeti inşa eden unsurlar. Adalet, hikmet, vicdan, erdem, ahlak, sorumluluk gibi manevi değerler ön planda. Dolayısıyla da Türk Milli Eğitim sisteminde hani Maarif modelinin PDF'inde de anlatılan kalbi selim, aklı selim, zevki selim insanlar yetiştirmek temel amaçtır. Bir okul müdürü kurul toplantısında öğretmenlere, "Öğrencilerimizi temiz vicdanlı, bozulmamış yüreği ve sağduyulu duygulara sahip olarak yetiştirmeliyiz," der. Buna göre okul müdürü, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde geçen hangi temel kavramın önemini vurgulamıştır? Ahlaki selim, kalbi selim, nefsi selim, aklı selim, zevki selim. Bunları biraz çoğalttık tabii ki. Tabii ki ne olacaktır? Kalbi selim, yani iyi kalpli, merhametli insanlar yetiştirmektir diyoruz. Buradan soru gelir. Türk Milli Eğitim sistemi Maarif Modeli nasıl insanlar yetiştirmek istiyor? Türk Milli Eğitim sistemini tüm ideolojilerin, her şeyin üzerinde tutmak, milli bir şahsiyet oluşmasını sağlamak, milli bilinci oluşturmak, ahlaklı, erdemli, vatanı için, kendisi için, milleti için iyi insanlar olmak. Eleştirel düşünen, problem çözen, sorumluluk alan, idealleri olan insanlar yetiştirmektir diyoruz. Buradan soru gelir.
Evet. Bir de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde yasalarla güvence altına alınan bir eğitim hakkı var. Bu hak temelli ve gelişim temelli bir model olduğunu da ortaya koymaktadır diyoruz. Ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin arkadaşlar merkezinde insan vardır. Ve insan sadece tek bir yönüyle değil, bütün yönleriyle, yani zihinsel, duygusal, fiziksel, sosyal, işte psikolojik, her anlamda, manevi olarak bir insan modelinden bahsediyoruz. Ve tabii ki bütüncül bir eğitim anlayışı var ve az önce de söylediğim gibi hak temelli bir gelişim anlayışı var. Buradan da soru gelir. Onu da söyleyeyim.
Evet. Yine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde bilme ve sorumluluk kavramları anahtar kavramlar. Peki ne demek istiyor bilme? Bilginin kendisine yönelme, bilgiye ulaşma, bilgiyi edinme süreçleri. Sorumluluk, kişinin yaptığı eylemlerin sorumluluğunu üstlenebilme becerisi anlamına geliyor diyebiliriz. Ve tabii ki olmazsa olmaz değerler ön planda.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde soru beklediğim yerlerden bir tanesi Türkçenin kullanımı ile alakalı. Türkçemizin öğretimi, geliştirilmesi çok önemli ki eee alan becerilerinde de bundan çok fazla bahsediyor. Türkçeyi anlama, anlatma ve ifade etme, Türkçeyi güzel ve doğru kullanma becerisi de önemli kriterlerimizden bir tanesi.
Peki Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde eee disipliner yaklaşım türleri var. Buradan soru gelecek, onu söyleyeyim. Yani Maarif Modeli'nde çok disiplinli, disiplinler arası ve disiplinler ötesi dediğimiz bir yaklaşım var. Şimdi tek tek bunlara bakacak olursak, çok disiplinli yaklaşım, diğer ismiyle multidisipliner yaklaşımdır ve birden fazla aslında farklı disiplinlerin işte fen, dijital kurgu, çoklu ortam, grafik, ses, tasarım bunların birlikte hareket ederek bir sonuca ulaşması anlamına gelir. Genelde Finlandiya okul programı buna örnek olarak gösteriliyor. Zaten burada bir örnek dedim. Öğrencilerin çevre bilinci kazanması için ortak yürütülecek bir proje yapılabilir. Arkadaşlar, bir soruyla daha da iyi göreceğiz birazdan.
Disiplinler arası, farklı disiplinleri birbirleriyle ilişkilendirmek. Bakın, multidisipliner yani şunda farklı disiplinlerin birbirinden ayrı çalışması var. Ama burada, yani disiplinler arasında, disiplinler iç içe birlikte çalışıyorlar. Herhangi bir konuya burada çoklu zeka ön planda. Mesela eee işte geri dönüşüm, atık problemi ile alakalı fen bir şey söylüyor. Teknoloji, matematik, hayat bilgisi bir arada bir çalışma ortaya koyuyorlarsa bu disiplinler arası.
Bir de disiplinler ötesi yaklaşım var. Transdisipliner yaklaşım var. Trans zaten aşkın demek baktığınızda ve transdisipliner daha vizyoner bir yaklaşım ortaya koymaktır. Yani bir proje yapmak, bu projeyi bütün halka entegre etmek, dünyaya bir katkı sunmak gibi transdisipliner, yani toplumsal olarak da fayda sağlayacak bir proje ortaya koymaktır. Mesela işte transdisipliner yaklaşımda ne yaptık? Fen alanında bir program oldu. Fen eğitimi uzmanları, Milli Eğitim Bakanlığı girdi. Üniversiteler girdi. STK'lar girdi. Şu oldu, bu oldu. Herkesin, vatana, millete hayırlı bir iş ortaya çıktı.
Soru üzerinden gidelim. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde eğitim süreçlerini zenginleştirmek üzere disiplin, disiplinler arası niteliğinin yanında disiplinler üstü ve disiplinler ötesi yaklaşımlardan da yararlanılır. Buna göre farklı disiplinlerin birbirinden ayrı bir şekilde çalışmasıyla ortak bir sonuca ulaşması ne olacaktır arkadaşlar? Multidisipliner yaklaşımdır. Değil mi? Farklı disiplinleri birbiriyle ilişkilendirmek, disiplinlerin gerçek bir sentezini kullanarak farklı disiplinlerden bilgi ve yöntemleri bütünleştirmektir. Bu yaklaşım yalnızca karmaşık sistem durumlarında kullanılır. O zaman bu da disiplinler arası yaklaşımdır. Gerçek yaşamla ilişkili bir soruna yönelik farklı disiplinlerin bütünleştirilmesi ve toplumsal fayda sağlaması. Bu da disiplinler ötesi yaklaşımdır diyoruz. Cevabımız Ceyhan'dır.
Bir öğretmen öğrencilerle birlikte çevre kirliliği temalı bir öğrenme birimi planlamaktadır. Öğrenciler fen bilimleri dersinde atıkların doğaya etkisini inceler. Matematik dersinde atık miktarları ile ilgili veri analizi yapar. Görsel sanatlar dersinde geri dönüştürülebilir malzemelerle ürün tasarlar. Türkçe dersinde bu süreci anlatan yazılar kaleme alırlar. Yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşu da öğrencilerin projelerini desteklerse bu transdisipliner olacaktır. Cevap Ceyhan'dır.
Şimdi öğretim programları peki hangi özelliklere sahiptir? Yenilenebilir, güncellenebilir, sadeleşilebilir, esnetilebilir, milli ve manevi değerlerle bütünleştirilir. Buradan da soru gelebilir. Yani Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ndeki öğretim programlarının özellikleri olarak da karşınıza soru çıkabilir ve tabii ki öğretim programlarının genel amaçları Erdal hocanızın anlattığı kısım, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu amaç ve ilkeleriyle de örtüşür, niteliktir. Ben sadece bu kadarını söyleyeceğim.
Evet. Bakalım peki öğrenci profili nedir? Yani yetkin ve erdemli insan işin özeti gibi duruyor zaten. Peki bunları birazcık daha açalım. Şimdi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin bütün hikayesi yetkin ve erdemli insan yetiştirmektir. O yüzden yetkinlik, beceriye sahip olmak belli bir alanda; erdem de ruhsal olgunluk, kişiliğin iyi taraflarını, güçlü taraflarını ortaya çıkartmaktır. Dolayısıyla da hem yetkin hem erdemli olmak bütüncül anlayışla da uyumludur dememiz gerekiyor. Ama bizim soru, kesin soru gelecek yerlerden bir tanesi öğrenci profilinin temelleri. Yani ontolojik bütünlük, epistemolojik bütünlük, zamansal bütünlük, aksiyolojik olgunluk ne demek? Biraz bunlardan bahsedelim.
Ontolojik bütünlük dediğimizde onto varlık demek. Onto yani ruh ve bedenin bütün olması anlamına geliyor. Biz öğrencileri sadece zihinsel olarak, bilişsel olarak eğitmiyoruz. Aynı zamanda ruhsal ve duygusal olarak da onların yetişmelerini ve donanım kazanmalarını istiyoruz. Dolayısıyla da hem fiziksel yapı hem ruhsal yapının toplamı ontolojik yapıyı ortaya koyuyor. Peki buna örneğimiz ne olur? Nasıl soru gelir? Bir öğrenci sabahları beden eğitimi dersinde spor yapar. Öğlen ya da öğleden sonra matematik dersinde işlem yapar. İşte projeyi destekler, bilmem ne yapar, sosyal sorumluluk projelerine katılır gibi bir şey. Bakın, insan varlığının pek çok alanı hem zihinsel hem duygusal hem ruhsal olarak destekleniyorsa bu ontolojik bütünlükle alakalıdır.
Epistemolojik bütünlük, episteme bilgi demektir. Episteme, bilgi felsefesi de oradan geliyor. Öğrencinin çok yönlü düşünmesini, bilgiye ulaşmasını, bilgiye erişmesini, bilgiyi kullanmasını amaçlayan bir bütünlük yapısıdır, profil yapısıdır. Mesela Mimar Sinan'ın eserlerine baktığımızda hem matematik hem de sanatın birleşimi olarak ele alınabilir. Peki Mimar Sinan bunları nasıl yaptı? Nasıl düşündü? Neler ortaya koydu? Bilimsel düşünmenin de yollarını öğrenmektir diyoruz.
Zamansal bütünlük. Bizler eee hani annem çok şey bir laf söyler. "Ağaç kavuğunda doğmadık," diye. Evet. Biz ağaç kavuğunda doğmadık arkadaşlar. Bir medeniyete, bir geçmişe sahibiz. Bir kültürün içinde doğuyoruz. Dolayısıyla da zamansal bütünlük önemli. Yani zamansal bütünlüğü tarihsel bellek olarak da düşünebilirsiniz. Bu anlamda adalet kavramını anlatırken ta Orhun kitabelerinden işte Türk Osmanlı'daki kadı sistemine, cumhuriyetteki hukuki temellere kadar böyle bir zaman, hani tarihsel bir yapıda ele almak zamansal bütünlüktür. Soru gelir.
Aksiyolojik olgunluk ise etik ve estetiğin birleşmesi anlamına gelir. Yani biz çocuklara eğitim verirken aynı zamanda onların ahlaklı düşünmesini, onların değer bilincine sahip olmasını da isteriz. Buna örneğimiz ne olur? Bu arada aksiyolojik olgunluk erdem, değer, eylem çerçevesi ile ilişkili. Mesela sosyal medyayı kullanma etiği diye bir şey olmalı. Yani orası çok hunharca insanların gerçekten eee çoğu zaman suistimal ettiği bir yere dönüşüyor. Ama biz çocuklara anlatırken neyi nasıl kullanması gerektiği ve ahlaki nasıl kullanması gerektiğini anlatabiliyor olmalıyız. Ya da gerçek olmayan haberlerin yayılmasını önlemek de bir aksiyolojik olgunluktur diyoruz. Buradan kesin soru gelecek.
Bir öğrenci sabahları beden eğitimi dersinde spor yapar. Öğlen matematik dersiyle zihinsel gelişimini destekler. Gün sonunda ise sosyal sorumluluk projelerine katılır. Ontolojik bütünlükle alakalı bir durumdur diyoruz. Evet. Yetkin ve erdemli insanın özelliklerini tek tek saymayacağız ama Maarif Modeli'nde aynen böyle merhametli, sağlıklı, sorgulayan, üretken, vatansever insan modeli olarak karşımıza geliyor.
Evet. Şimdi birazcık da Maarif Modeli'nin teknik özelliklerine bakalım. Hani işte kavramsal beceri ne demek, temel kabul ne demek, farklılaştırma ne demek, sosyal duygusal öğrenme becerisi ne demek? Birazcık da buralardan bahsedeceğiz. Biz tabii ki biliyoruz ki unutmamamız gereken bir yer. Maarif Modeli bütüncül bir eğitim anlayışına sahiptir. Bütüncüllüğün içerisinde farklı gelişim alanlarının desteklenmesi, işin ahlaki erdem boyutu, işin milli manevi değer boyutu da vardır diyebilmemiz gerekiyor.
Şimdi dediğim gibi artık Maarif Modeli'nin teknik boyutlarına, teknik derinliklerine doğru iniyoruz. İlk olarak konuşacağımız şey program tasarım bileşenleridir. Program tasarım bileşenlerine bakın arkadaşlar. Bu tam bir özettir. İster bunu çekin fotoğrafını, isterseniz bütün bu tekrarı yaptıktan sonra oturup şöyle bir özet yapın. Mesela okul temelli planlama neyi sağlar? Esneklik sağlar. Yani okulun yerel ihtiyaçlarına göre hareket etmeyi sağlar Maarif Modeli'nde. Ya da farklılaştırma neyi sağlar? Zenginleştirme, destekleme ve bütün öğrencilerin öğrenmesini sağlama. Ve dikkatinizi çekiyor mu? Bakın burada ne var? Türkçemiz var. Ay pardon. Şuradan kalemimizi şey yapalım. Bakın burada Türkçemizden bahsediyor. Size bunu anlatıyorum. Buradan soru gelir. Yani Türkçe o kadar önemli ki bu noktada. O yüzden de Maarif Modeli'nin merkezinde yer alıyor. Bütüncül eğitim, Türkçemiz, bireyin öğrenci profili ve tabii ki program tasarım bileşenleri bunlardan ibaret. Buradan kesin soru gelecek. Kesin soru gelecek. Anlaştık mı? Biz bunların şimdi tek tek detaylarına, parçalarına bakacağız. Teknik olarak ne anlama geliyor, nasıl soru çıkar kısmına şimdi bakıyor olacağız. Bu eee şey tabloda yine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nden az birazdan bunların detaylarını da konuşacağız. Kavramsal beceriler, eğilimler, sosyal duygusal beceriler, fiziksel beceriler. Bu beceriler çerçevesi ile alakalı bir yapı. Kesin soru gelecek buradan. Kesin soru gelecek. Çok dikkatle dinleyin.
Şimdi öğrenme, öğretme yaşantıları bileşenlerine baktığımızda temel kabuller, burayı da yine detaylarına ineceğiz. Şu an genel bir fragman gösteriyorum size. Temel, temel kabuller, ön öğrenmeler, ön bilgiler, ön değerlendirme, temel kabulle alakalı. Köprü kurma, mevcut bilgi ile diğer bilgi arasında ilişki kurma, eklemleme yapmaktır. Öğrenme öğretme uygulamaları öğrenci merkezlidir. Farklılaştırma uygulamaları da her öğrencinin ilgi, istek, yetenek ihtiyacına göre hareket etmektir diyoruz. Bunları konuşacağız.
Peki madem genel fragmanı verdik, artık detaylara girelim. İlk konuşacağımız yer beceriler çerçevesi. Şu kafanızdaki şu kavramsal beceriler, alan becerisi, sosyal duygusal öğrenme becerileri. Bunları bir oturtalım mı artık? Yani sınava hazır girelim. Beceriler çerçevesi bu şekilde arkadaşlar. Okuryazarlık becerileri, fiziksel beceriler, sosyal duygusal öğrenme becerileri, alan becerileri, kavramsal beceriler, eğilimler olmak üzere altı başlıkta topluyoruz. Hepsini konuşacağız.
Şimdi kavramsal beceriler dediğimiz ve kendi içinde temel beceriler, bütünleşik beceriler ve üst düzey düşünme becerileri olarak da ayrılan yapıyı konuşalım. Bu aslında hem temel beceriler hem de soyut fikirlerle oluşan bütünleşik beceriler ve aynı zamanda üst düzey düşünme becerilerinin toplamından meydana gelen yapılardır diyoruz. Kavramsal becerilerde üç tane yapı var. İç içe, bunlar hepsi birbiriyle ilişkili. Mesela temel beceri nedir? Ya temel beceriden benim anladığım saymak, dizmek, okumak, yazmak gibi gerçekten basit değil mi? Yani temel anlamda hemen hemen herkesin yapabileceği eylemleri ifade eder. Bütünleşik beceriler ise soyut fikirleri ya da soyut fikirlerle ilgili becerileri kapsar. Mesela çelişki giderme, sınıflandırma, bilgi toplama, yansıtma, muhakeme, değerlendirme gibi özellikleri kapsar. Üst düzey düşünme ise bütünleşik, yani şu şu bütünleşik becerilerden en az ikisini kapsayan düşünme biçimleri olarak karşımıza gelir. İşte karar verme gibi, muhakeme gibi mesela. Dolayısıyla da karar verme, problem çözme, eleştirel düşünme becerisi üst düzey düşünme olarak karşımıza gelir Maarif Modeli'nde.
Şimdi burası önemli. Böyle bir soru çıkar. Temel beceri, öğrencinin konuyla ilgili en temel eylemlerini ifade eder. Matematikte dört işlem yapmak. Bir metni okumak, anlamak. Bütünleşik beceriler, öğrenilen temel bilgileri birbiriyle ilişkilendirip daha kapsamlı bir şeye dönüştürmektir. Matematikte öğrendiği dört işlemi günlük hayata entegre etmektir. Üst düzey düşünme, analiz, sentez, eleştirel düşünmeyi kapsar. Bir bilimsel araştırma yapmak, veri analizi yapmak, bunu metne dönüştürmek, proje geliştirmek anlamına gelir. Soru gelirse de böyle gelecek.
Küresel ısınma konusunu işleyen bir öğretmen derste küresel ısınmanın tanımı ve temel nedenlerini öğrenmek, küresel ısınmanın etkilerini farklı disiplinlerle ilişkilendirmek, küresel ısınmayı nasıl durdurabiliriz gibi problem çözme gerektiren sorulara yanıt üretmek ve alternatif enerji kaynakları üzerine proje geliştirmeye odaklanıyorsa birinci öncül temel beceridir. İkinci öncül bütünleşik beceridir. Üçüncü öncül üst düzey beceri anlamına gelir. Cevabımız Ceyhan'dır.
Fiziksel beceriler de önemli. Yani çocukların hareket yeteneği değil mi? Bunu da korumaktan bahsediyor. O yüzden de fiziksel beceriler aslında bütüncül eğitim anlayışının bir parçası olarak da karşımıza gelir ve bunlar birbiriyle ilişkilidir.
Evet buradan kesin soru gelecek. Net %1500 soru gelecek. Eğilimler 3 tane eğilim var. Benlik, sosyal ve entelektüel eğilimler. Kesin soru gelecek. İçime doğanı söyleyeyim. Sosyal eğilimler ya da benlikten gelecek. Peki benlik eğilimleri nedir? Bağımsızlık, merak, azim ve kararlılık, öz yeterlilik, özgüven. Kendine güven. Dolayısıyla da bunlar mesela size bir örnek soru koyacak. Öğrencinin kendi öğrenme tarzını fark etmesi, zorluklarla baş etme yollarını geliştirmesi, kendi duygularını ve düşüncelerini fark ederek ifade etmesi, hangileri benlik eğilimleri ile alakalıdır? Hepsi arkadaşlar. Yani kendi öğrenme tarzını fark etmesi, zorluklarla baş etme becerisi, kendi duygularını fark etmesi. Bunlar kişinin kendi benlik nedir? Benim kendi benliğimdir. Kendi öz yapımdır. Benimle alakalıdır. Dolayısıyla cevabımız 1, 2, 3'tür.
Sosyal eğilimler nedir? Sosyal dediğimizde başkalarıyla birlikte takım çalışması, işbirliğine yatkın durumlardır. Sorumluluk, empati, girişkenlik, oyunseverlik ve güven kavramlarından bahsediyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde hedeflenen becerilerin kazandırılması ve geliştirilmesi sürecinde eğilimlerin tetikleyici bir rol üstlendiği düşünülmektedir. Bu kapsamda eğilimler sosyal, benlik ve entelektüel olmak üzere üç temel başlıkta ele alınmaktadır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi sosyal eğilimler başlığındadır? Şimdi bakın, merak, bağımsızlık, azim değil mi? Bunlar hep benlik becerisi. Yani merak, uzmanlaşma, odaklanma, azim ve kar. Uzmanlaşma entelektüel eğilim ama girişkenlik sosyaldir. Cevabımız Bursa'dır. Yani şunları bilmeniz gerekiyor.
Entelektüel eğilimler, uzmanlaşma, odaklanma, yaratıcılık, gerçeğe yarama, yani daha çok bilişsel eee eğilimler olarak da düşünebilirsiniz.
Geldik alan becerilerine. Alan becerisi, herhangi bir alana özgü kavramsal altyapı, tanımlar, kurallar, ilkeler değil mi? Bunların hepsini süreç bileşenlerini kapsayan yapılardır diyoruz. Türkçenin alan becerileri, anlama, anlatma; matematik alan beceri, işte muhakeme, veri, çalışma falan filan. Bunları tek tek bilmenize gerek yok ama k özellikle de soru çıkarsa mesela matematikle fen birbirinden ayırt etmeniz gerekiyor. Fen bilimleri, sosyal bilimler tek bakacağız. Bir de sonradan yine eklenen sanat, beden eğitimi, spor ve bilişim. Evet. Din öğretimi, yabancı dilde evet eklendi. Mesela Türkçe alan becerisi. Yani arkadaşlar burada genel sorular çıkabilir. Onu söyleyeyim size. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde Türkçe alan becerileri tüm beceri alanlarının, okuryazarlıkların, eğitimlerin, değerlerin temel bileşeni olarak görülmektedir. Bunu da aklınızdan çıkartmayın. Buradan soru gelir. Matematik alan becerileri işte matematiksel temsil, problem çözme gibi gib gibi. Fen bilimleri, kişinin hayattaki karşılaştığı problemleri, fizik, kimya, biyoloji mesela değil mi? Yani fizikle ilgili işte bir becerisini ortaya koyabilmesi. Bunlar fen bilimleri alan becerisi içine giriyor. Bilimsel veriye dayalı tahmin, hipotezi oluşturma, deneyler yapma, bilimsel çıkarım yapma gibi gib gibi. Sosyal bilimler, yerli ve yabancı literatüre bakma, araştırma yapma değil mi? Girişimcilik, coğrafi olarak değerlendirme, mekansal bilgiyi ortaya koyma gibi yapılar.
Peki şimdi eee burayı hallettik. Kavramsal becerileri koyduk mu cebe? Neydi bunlar? Temel beceriler, bütünleşik beceriler, üst düzey düşünme becerileri değil mi? Ondan sonrasında alan becerilerinden bahsettik, değil mi? Eğilimlerden bahsettik. Buralardan soru gelecek.
Şimdi öğrenme çıktılarına gelelim arkadaşlar. Öğrenme çıktıları demek bir Maarif Modeli'nde bir dersin hedefleri anlamına gelir. Yani şöyle bakacak olursak öğrenme çıktıları aslında biz pek çok kavramsal eee bileşeni, beceriyi birleştirerek ya da alan becerisiyle birleştirerek bir hedef ortaya koyarız. Yani biz ne kazandırmak istiyoruz bu insanlara? Şimdi öğrenme çıktıları merkezinde karmaşık ve soyut fikirler var ve içerik çerçevesi ilgili dersle alakalı bilgi kümelerini temsil ediyor. Bunları anlatacağım birazdan. Kavramsal beceriler karmaşık ve soyut fikirleri eyleme dönüştürme sürecinde ortaya çıkıyor. Alan becerileri her dersin kendine özgü becerilerini anlatıyor. Tüm bunlar öğrenme çıktılarıyla da bütünleşik olarak karşımıza geliyor. Buradan soru gelebilir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bizde eee nasıl bir yankı bulmalı? Öğrenme çıktıları ne için? Ya ben bunu ne için yapıyorum? Neden yapıyorum? İçerik çerçevesi ne bilsin öğrenci? Öğrenci neyi bilmesini istiyorum? Öğrenme öğretme yaşantıları nasıl olsun? Hangi yöntemlerle olsun? Öğrenme kanıtları da ne kadar öğrendi? Nasıl? Yani nasıl derken şuradaki nasıl gibi, yani ne kadar öğrendi? Ortaya çıkan sonuç ne? Bunlar da öğrenme kanıtları, ölçme değerlendirme kısmına giriyor.
Evet öğrenme çıktılarından bahsettik. Öğrencinin eee burada öğrenme çıktıları sadece bilişsel değil arkadaşlar. Çünkü Maarif Modeli sosyal ve benlik becerisine de önem verdiği için sadece akademik skorlara bakmıyor. Süreç odaklıdır. Bunu da asla ve asla ve asla unutmayın. Maarif Modeli süreç odaklıdır. Öğrenme çıktılarını bir anlayalım. Amaç odaklıdır öğrenme çıktıları, öğrencinin ne öğrenmesi gerektiğini somutlaştırır kardeşim. Bilişsel, duyuşsal, psikomotor alanları kapsar, bütüncüldür. Değerlendirilebilir, öğrenme kanıtlarıyla değil mi? Ortaya konulabilir, ölçülebilir. Süreçle ilişkilidir. Sadece sonuca bakmayız. Sürecin kendisi de bizim için değerlidir.
5. sınıf öğrencileri fen bilimleri dersinde basit elektrik devreleri ile ilgili bir deney yapmıştır. Öğretmen deney sırasında öğrencilerin ampulün neden yanmadığını tartışmalarını ve çözüm üretmelerini istemiştir. Bu süreç aşağıdaki öğrenme çıktılarından hangisine en çok destekler? Öğrenciler grup içi görev dağılımı yaparak birlikte çalışır. Öğrenciler bilimsel süreç becerilerini geliştirir. Öğrenciler enerji türlerini ayırt eder. Öğrenciler gözlem ve çıkarım yaparak hipotez geliştirir. Öğrenciler doğal afetlerle ilgili bilgi. Doğru cevabımız Denizli'dir. Öğrencinin gözlem ve çıkarım yaparak hipotez, yani neden yanmıyor bu ampul dediğimizde bir hipotez ortaya koymamız gerekir. Doğru cevap Denizli'dir. Böyle bir soru gelebilir.
Şimdi biz şurada bakın öğrenme çıktılarını konuştuk. Bir de içerik çerçevesi diye bir kavram var Maarif Modeli'nde. İçerik çerçevesinin özü şudur. Öğrenci ne bilmeli? Yani ben bu dersi anlatıyorum. Öğrenci ne bilmeli? İçerik çerçevesiyle becerilerin toplamı bize öğrenme çıktılarını verir. Bunu da unutmayın. Ve içerik çerçevesi, genellemeler, herhangi bir disiplinin ilkeleri, kavramları, kuralları, anahtar kelimeleri, sembolleri gibi süreçleri bize anlatır.
Bir soru üzerinden gidelim. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde içerik çerçevesi aşağıdaki hangi işleviyle tanımlanır? Bakalım. Öğrencilerin eğilimlerini bireysel farklılıklarla ilişkilendirme süreci, öğrenme ortamında kullanılan materyal ve araçların çeşitlendirilmesi, öğrenme alanında ne öğretileceğini, nasıl yapılandırılacağını belirlemek. Öğrenme çıktılarının öğrenci değerlendirmesine etkisi. Öğrencilerin sosyal etkinlik planlamalarını içermesi tabii ki cevabımız ne öğretilecek dediğimiz bir noktadır. İçerik çerçevesi Ceyhan'dır. Buradan soru bekliyorum ben. Çok çok kılçık, çok detay bir yer ama bakalım.
Öğretim programlarında içerik hem yataydır hem dikeydir. Ne demek istiyorum? Yatay boyut farklı konular arasındaki ilişkiyi ifade eder. Yani orada bir disiplinler arası, mesela matematikte grafik okuma, fen bilimlerinde de veri analizi yapma, disiplinlerin birlikte çalışması. Dikey boyut ise herhangi bir konunun farklı sınıflarda farklı şekillerde ele alınması. Mesela 4. sınıfta çevre kirliliği, 6. sınıfta çocuk daha bir zihinsel olarak da gelişiyor, kişilik olarak da değişiyor, sürdürülebilir çevre politikalarını anlatma. Yani sen bu politikaları 4. sınıftaki çocuğa anlatamayabilirsin ama 6. sınıftaki çocuk seni anlar. Ne verelim diyorduk ya içerik çerçevesinde? İşte bundan bahsediyorum. Buradan soru gelir. Öğretim programlarında oluşturulan bilgi kümeleri soru olarak karşımıza gelir arkadaşlar. Spesifik bir konudur ama içime doğuyor. Öyle söyleyeyim.
Şimdi bütüncül yapının bir işlevselliği var ve bu işlevselliği de anlamlandırmak için kullandığımız bilgi kümeleri var. Üniteye göre, temaya göre değişebiliyor. Öğretim programlarında oluşturulan bilgi kümeleri disipline özgü, disiplinler arası, epistemik ve işlemseldir. Şimdi size bir tablo hazırladım. Bu tablo üzerinden bir bakalım. Evet, baktık. Bilgi kümelerimiz bunlar. Disipline özgü, bakın adı üzerinde herhangi bir disiplinin kendine özgü özellikleri. Mesela öğrencilerin dünyayı bir disiplinle alakalı öğrencilerin dünyayı anlamasını sağlayan genellemeler. Genellemeler. Evet. Genellemeler. İlke yani olabiliyor böyle şeyler. Bakıyoruz. Genelleme, ilke, anahtar kavramlar, semboller falanlar filanlar. Mesela buraya bir örnek koydum. Dedim ki matematikte cebirsel denklem yaparken çözüm matematiğin yöntemlerini ve çözüm kurallarını kullanmaktır. Disipline özgü bilgi, diğer bilgi türlerinin öğrenilmesi için bir zemin, bir altyapı sunmaktadır diyoruz. Böylece öğrenciler bilgiyi farklı disiplinlerle ilişkilendirirler. Yani sen matematiğin temel kavramlarına sahip olduğunda başka alanlarla da ilişkilendirme yapabilirsin.
Disiplinler arası dediğimizde ise bir disiplinin konu ve kavramlarını farklı disiplinlerle ilişkilendirmektir. Yani aslında entegre ediyorsun. Yani Türkçedeki kavramlarla işte atıyorum matematikteki kavramları bir şekilde entegre etmektir. Örnek olarak Türkçe dersinde çevre ile ilgili metin yazarken fen bilgisinin kavramlarını kullanmak. Yani biz bir şeyi anlatırken mesela ben psikolojiden bahsederken sadece psikolojinin kavramlarını kullanmıyorum değil mi? Yeri geliyor matematikten de örnek veriyorum, yeri geliyor başka bir şeyle de ilişkilendiriyoruz. Bundan bahsediyoruz.
Epistemik, yine ya episteme kelimesini duyduğunuzda aklınıza bilgi, bilgiye ulaşma, bilgiyi öğrenme gelsin. Şimdi epistemik bilgide alanda uzmanlar nasıl çalışıyorlar? Bilgiye nasıl ulaşıyorlar? Yani bu bilgi nasıl daha genişletilebilir gibi özellikler var. Bilim insanlarının neden kontrollü deneyler yaptığına dair bir tartışma yapıyorsak bu epistemik bilgi kümesidir.
İşlemsel ise nasıl yapıldığını anlamak üzere kuruludur. İşlemsel yapı, suyun kaynama noktasını ölçmek için deney basamaklarını aşamaları uygulamaktır diyoruz. O zaman disipline özgü de ne yapıyoruz? O disiplinin anahtar kavramlarını kullanmak. Disiplinler arası farklı disiplinleri ilişkilendirmek. Epistemik bilgiye ulaşmak, bilginin yöntemlerine bakmak, işlemselde aşamaları uygulamaya dökmektir diyoruz. Evet.
Bitti mi? Bitmedi. Öyle hemen bırakmayız. Yani bir de soru çözeceğiz. Tam otursun. Bir öğretmen öğrencilerden aşağıdaki problemi çözmelerini ister. Bir su deposu her gün aynı miktarda suyla dolmaktadır. 4 gün sonunda 20 litre, 6 gün sonunda 30 litre olmuştur. 10 gün sonunda kaç litre su olur? Öğrenciler önce tablo çizip günlük artışı hesaplar. Sonra formülle çözüm yapar. Ardından öğretmen bu çözüm stratejisi neden genellenebilir sorusunu sorar. Buna göre bu etkinlik hangi bilgi kümelerini içermektedir? Şimdi bakın öğretmen ne yapmış? Sakın ona matematik gibi çözmeyin bunu. Yani onu da söyleyeyim. Eee yani bir su deposu 4 günde doluyorsa 5 hiç bunları orada değil. Bizim konumuz o değil. Şimdi bir kere şöyle söyleyeyim. Burada disipline özgü bilgiler var mı? Evet. Matematiğin kavramları, temelleri var mı? Var. O zaman disipline özgü bilgi var. İşlemsel bilgi var mı? Evet. Aşamaları uygulamak da var. Epistemik bilgi var mı? Çocuklar bu bilgiye ulaşmanın yollarını da araştırıyorlar, strateji yapıyorlar. O zaman cevabımız Ceyhan'dır. Gördüğünüz gibi kolay, net.
Evet, programlararası bileşenlere geldik. Buradan kesin soru gelecek. %1500 soru gelecek arkadaşlar. Net soru gelecek. Yani o kadar söylüyorum daha ne diyeyim? Gerçekten gelecek. Çok önemli bir yer. Çünkü programlararası bileşenler üç tane. 1. Sosyal duygusal öğrenme becerileri. 2. Erdem değer eylem çerçevesi. 3. Okuryazarlık becerileri. Aklınızda tutması zor mu? Değil. Değil mi? Mesela bazen merak ediyorum hem yorumlarınıza falan böyle hani çok vakit bulamayabiliyorum ama bakmaya çalışıyorum mesela. Yani yazabilirsiniz. Bunlar gerçekten aklınızda daha iyi nasıl kalır? Yani zor kavramlar değil. Çok fazla kavram var ama inanın zor değil. Bence burada en iyi yollardan bir tanesi doğru kavram haritalarını yapmak ve doğru yerden çalışmak. Doğru insanlarla çalışmak. O zaman sıkıntı yaşamazsınız.
Şimdi programlararası bileşenlerden birincisi sosyal duygusal öğrenme becerileri. Ne işe yarar? Öğrencilerin empati kurma, öz farkındalık geliştirme, ilişki kurma, sorumluluk alma, karar alma becerisi. Ben burada en çok neyi o zaman ortaya çıkartırım? Duygusal zeka, iletişim, değil mi? Bireysel farklılıklar, farkındalıklar. Bunlar ön plandadır diyoruz. Bunların detaylarına gireceğim.
Erdem değer eylem çerçevesi, değer temelli düşünmektir. Dolayısıyla da ahlaki gelişimle, ahlaki modelle de entegre olarak karşımıza gelir. Sadece bilişsel hayat, bilişsel süreç değil, bizim aynı zamanda ahlaki boyutumuz da genişletme amacı taşır.
Sistem düşüncesi ve okuryazarlık becerileri, öğrencilerin bütüncül bakış açısı kazanabilmesi için yapmaları gereken şeydir. Yani karmaşık sistemleri anlamak. Disiplinler arası bağlantı kurmak sistem düşüncesinin anlamıdır zaten yani baktığınızda. Dolayısıyla da eee şimdi bugün artık okuryazarlık becerileri, işte finans okuryazarlığı, dijital okuryazarlık gibi kavramları çok fazla konuşuyoruz. Bu da Maarif Modeli'nin eee en önemli bileşenlerinden bir tanesi.
Evet. Programlararası bileşenler arkadaşlar baktığınızda öğretim programlarının tamamlayıcısıdır. Aslında bunlar bir nevi bizim örtük hedeflerimiz anlamına da gelebilir. O zaman ilk olarak sosyal duygusal öğrenme becerileriyle başlayalım. Burada geçmişte bir öğrenen insan vardı. Çocuğun matematiğin nasıl? Matematiğim çok iyi. Aferin. Çok zeki çocuk. Müthiş. Ama ne oldu? Bugün artık biz buralarda değiliz. Bugün diyoruz ki bu çocuğun yetenekleri neler? Bu çocuk iletişim zekası mı iyi? Bu çocuğun insanlarla ilişkileri nasıl? Resim yapabiliyor mu? Müzik yeteneği var mı? Kabiliyeti ne? Zaten Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde kabiliyetler çok ön planda. O yüzden de sadece bilişsel değil duygusal yönden de gelişen insan olarak sosyal duygusal öğrenme becerilerini konumlandırıyoruz. Buradan soru gelir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde öğrenme çok ön planda. Yani öğrenme dediğimiz şey ne? Yaşantıya dayalı izler değil mi? Davranış değişiklikleri. Sosyal duygusal öğrenme becerileri içerisinde de öğrenme kavramı var. Peki Maarif Modeli öğrenmeye nasıl bakıyor? Öğrencinin aktif katılımı önemli. Bir kere aktif katılım şart ve etkinlikler öğrenci merkezli olacak. Farklı öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan farklılaştırılmış eğitim, zenginleştirme, destekleme olacak. Derin öğrenmeyi sağlamak için anlamlı öğrenme olacak. Öğrencilerin bilgi ve becerilerini yapılandırması, değerlerle birlikte paralel ilerlemesi, öğrenmenin temel ilkeleri.
Evet, bir püf noktamız var. Sosyal duygusal öğrenme becerileri arkadaşlar dinamik bir yapıya sahiptir. Yani dolayısıyla Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde zamanın koşullarına hani zist dedim ya çağın ruhuna da uygun bir şekilde dönüştürülebilir bir özelliğe sahiptir.
Şimdi sosyal duygusal beceriler kendi içerisinde benlik becerileri, sosyal yaşam becerileri, ortak birleşik beceriler olarak da üç başlıkta ele alınıyor. Diyorsunuz ki hocam bu ne ya? Dallanıp budaklanıyor. Vallahi ben yapmadım yani. Böyle yapacak bir şey yok. Bunları bilmemiz gerekiyor. Sosyal, duygusal öğrenme becerileri de kendi içinde ayrılıyor. Benlik becerileri, kendini tanıma, kendini düzenleme, öz düzenleme, kendini uyarlama; sosyal yaşam becerileri, iletişim, işbirliği, sosyal farkındalık; ortak birleşik beceriler, uyum, esneklik, sorumluluk, karar alma, birlikte diğer insanlarla birlikte yaptığımız davranışlar, beceriler.
6. sınıf öğrencisi Defne, arkadaşlarıyla proje sunumu hazırlarken kendi duygularını fark eder. Grubun görüşlerini dinler. Bir arkadaşının stres yaşadığını hisseder ve onu desteklemeye çalışır. Süreç boyunca karşılaştıkları sorunlara birlikte çözüm ararlar. Bu durumda Defne'nin gelişim gösterdiği programlar arası bileşen hangisidir? Çok net sosyal duygusal öğrenme becerisidir diyoruz. Ceyhan. Kesin soru gelecek.
Erdem değer eylem çerçevesi. Hatta çatı değerlerden soru çıkmasını bekliyorum. İçime öyle geliyor yani öyle söyleyeyim. Hani bu zamana kadarki birikimler de biraz öyle söylüyor. Değer kavramını biliyoruz. Yani hani hayatın içerisinde daha çok böyle soyut manevi taraflarımız ve tabii ki erdem, değer, eylem çerçevesinde değerler çok ön planda. Evet. Peki değerler ne işe yarıyor ve Maarif Modeli'nde niye bu kadar ön planda? Çünkü değerler bizim birbirimizle, toplumla, kendi ruhsal yapımıza bütünleşmemizi sağlayan özelliklerdir ve kişiliğin güçlü yanları erdem olarak tanımlanır. O yüzden de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde medeniyetin, milli ve manevi değerlerin ön plana çıkartılması söz konusudur. Burada aslında işin özeti budur. Yani eylemlerden değerlere, değerlerden erdemli insana, erdemli insandan huzurlu aile topluma, huzurlu aile toplumdan yaşanılabilir bir çevre ve dünyaya ulaşmak. Bütün bütün hikayemiz bu. Ve çatı değerler, saygı, sorumluluk, adalet. En önemli çatı değerlerimiz bunlar. Üç tanedir. Buradan soru çıkar arkadaşlar. Tüm bu anlattıklarımızı erdem değer eylem çerçevesini de bu tabloyla özetleyebiliyoruz zaten.
Peki soruyla da destekleyelim. Nasıl soru çıkar? Bir Türkçe öğretmeni öğrencilere adalet kavramı üzerine kısa hikayeler yazdırır. Hikayelerde sadece olay örgüsü değil, karakterlerin aldığı kararların değer temelli olup olmadığı da değerlendirme kriteridir. Bu etkinlik Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin hangi bileşeni ile doğrudan ilişkilidir? Erdem değer eylem çerçevesidir. Cevabımız Bursa'dır.
Evet. Şu çok merak ettiğiniz bu ne ya dediğiniz sistem düşüncesi ve okuryazarlık becerileri. Buradan da soru kesin gelecek. Şimdi sistem düşüncesi arkadaşlar bir şeyin sadece neden, nasıl öyle olduğunu değil, diğerleriyle bağlantılı halde aslında düşünmemiz gerektiğini söyler. Yani bir şey tek başına izole durmaz. Diğerleriyle ilişki halindedir ve sistem de zaten ilişkili olan yapılar anlamına gelir. Mesela bir afiş tasarlığı yerine toplumsal mesaj taşıyan bir görsel dili, kitle etkisi ve kültürel algıyla birleştirme sürecini kurgulamak. Yani biz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde sadece işte öğretmenim ödev yaptım al değil. Bu ödev ne işe yarıyor? Kimlere fayda sağlıyor? Nasıl bir anlam taşıyor? İlerisi için insanlara ilham veriyor mu? Tüm bunları hani daha böyle karmaşık sistemleri devreye sokarak uygulamak için sistem düşüncesini kullanmamız gerekiyor.
Bir öğrenci grubu şehirdeki trafik sorunu üzerine araştırma yapar. Araştırmada ulaşım araçlarının sayısı, nüfus artışı, yol altyapısı, hava kirliliği ve toplu taşıma tercihleri gibi verileri birlikte inceler. Daha sonra bu verileri analiz ederek çözüm önerileri geliştirirler. Bu etkinlik aşağıdakilerden hangisiyle en çok ilişkilidir? Tabii ki sistem düşüncesi. Bu Maarif Modeli'nden aldığımız yani hepsini Maarif Modeli'nden aldım da yani bir püf noktası sistem okuryazarlığı ile geliştirilmek istenen sistem düşüncesi dört temel durumun anlaşılmasını, eylem ve davranışa dönüştürülmesini amaçlar. Bu durumlar şöyledir. Sistemin farkında olmak, sistemi oluşturan parçaları bilmek, sistemi oluşturan parçalar arasındaki ilişkileri bilmek, sistemin amacının ve işlevinin anlaşılması. Yani sistemden kastettiğimiz bu karmaşık iç içe olan yapılardan bahsediyoruz.
Evet. Bir de sistem düşüncesini daha iyi anlamak için okuryazarlığın yani şöyle düşünün, madem bu kadar karmaşık bir sistem var, her şeyi de eee o karmaşık yapıların her birine özgü bir okuryazarlık olması gerekiyor. Yani bir şey hem finansla alakalı hem sanatla alakalı hem dijitalle alakalı. O zaman benim finans okuryazarlığımın olması gerekiyor. İşte sanatla ilgili okuryazarlığımın olması gerekiyor. Dijital okuryazarlığımın olması gerekiyor. Bahsettiği şey bu aslında. Okuryazarlık becerileri Maarif Modeli'nde de örtük hedeflerden bir tanesi olarak karşımıza geliyor.
Okuryazarlık becerileri arkadaşlar üç düzeyde ve eylemsellikle son buluyor. Şimdi birinci düzeyde eee okuryazarlık türü birinci düzeyde temel bilgi, terim, kavram, olguları tanımlama, anlama, farkında olma. İkinci düzey. Bunlar yanlış olmuş. Şu, bu 1, bu 2, bu da 3. Öğrencilerin kavram ve olgularla alakalı bütüncül ilişkiyi fark etme ve işlevsellik aşaması. Üçüncü düzeyde eylemsellik. Yani bu anladığımız şeyleri eyleme dökmekten bahsediyoruz. Evet. Burada mesela farkındalık, bilgi okuryazarlığı, bilgi ihtiyacını fark etme. Bu ilk basamak birinci düzey farkındalık. İkinci düzey işlevsellik. Üçüncü düzey eylemsellik. Bilgiye ihtiyacını fark etti. Bilgiyi topladı. Eleştirel düşündü. Yani burada mesela dijital okuryazarlık, sosyal medyada bir şey okudun. Ya bu acaba yani bir farkındalık var. Sonra araştırmalar yaptın daha çok. En sona eylemsellik, yani eleştirel bakabilirsin. Bu bence doğru değil diyebilirsin. O yüzden de bunlar eylemsellikle açıklanan durumlardır. Hepsine tek girmeyeceğim.
Disiplinler arası ilişkiler ve beceriler arası ilişkiler de sistem düşüncesinde yer alan yapılar. Mesela işte disiplinler arası dediğimizde birden fazla disiplini bir arada ele almak zaten sistem düşüncesi içinde olan bir şey. Beceriler arası ilişkilerde burada genelde dinamik bir süreç var. Yani birden fazla beceriyi bir arada kullanmak. Örnek verelim. Küresel ısınma temasının Türkçe, fen ve sosyal bilgiler derslerinde eş zamanlı işlenmesi. Bu disiplinler arası ilişkilerdir. Sistem düşüncesinde grup çalışması sırasında iletişim, problem çözme, yaratıcılık, işbirliği gibi farklı becerilerin bir arada kullanılması da beceriler arası ilişkilerdir diyoruz. Böylece burayı da sistem düşüncesinde tamamlamış olduk.
Şimdi önemli bir yere geldik. Öğrenme kanıtları, ölçme ve değerlendirme. Eee tabii ki yani ölçme ve değerlendirme kısmına baktığımızda öğrenme kanıtları çok önemli bir yer teşkil ediyor. Yani artık ölçme mekanizmaları da eskisi gibi değil. Yani mesela dönem ödevi diye bir şey vardı. O çok değişti. Performans ödevine döndü. Bir şeyler bir şeyler oldu falan. Yani insanların anlamlı öğrenmeler yapması ve bunların gerçekten insanlarda kalıcı olması önemli. Öğrenme kanıtları bize artık ne öğrendiğini gösteriyor. Öğrenme kanıtları sadece ne biliyor değil. Öğrenci bu bilgiyi nasıl uyguladı, nasıl gösterdi, nasıl ortaya koydu sorusuna verilen bir yanıttır. O yüzden de klasik sınav artık çok ön planda değil. Gözlenebilen, değerlendirilebilen, geliştirilmeye açık olan, çok boyutlu olan, sistemik olan yapılar. Öğrenme kanıtlarında ön planda diyoruz.
Öğrenme kanıtları öğrenmenin görünen yüzüdür. Evet. Yani ortaya çıkan somut veridir. Yani öğrendi mi öğrenmedi mi? Yani buna bakarız. Bilgi, beceri, tutum bütünlüğünün dışa yansımasıdır. Doğru. Süreç ve sonucun birlikte değerlendirilmesidir. Gözlemlenebilir, değerlendirilebilir, özgün ürünlerdir. Her öğrencinin farklı bir yolla kendini ifade etmesi ön plandadır. Performansa ve katılıma dayalı aktif bir öğrenme süreci vardır ve öğretim programındaki çıktılarla doğrudan ilişkilidir dememiz gerekiyor. Yani hedeflerle uyumludur. Burayı önemsiyorum. Soru gelebilir.
Peki biz Maarif Modeli'nde öğrenme kanıtlarını ortaya koymak için ne kullanacağız? Vallahi bana diyor ki bak buradan soru gelebilir. Portfolyolar, projeler, performans ödevleri, sunumlar, kontrol listeleri, görüşme formları, ölçek hazırlama, mezun anketleri, akran grup değerlendirmeleri. Bakın burada da ne var? Sadece bilişsel taraf yok. Sosyal, duygusal benlik becerisi de var. Erdem değer eylem var. Hepsi bütüncül, hepsi bir arada.
Evet. Öğrenme kanıtlarında arkadaşlar raporlama yapıyoruz. Yani raporlamayı önemsiyoruz. Çünkü bunlar aslında nasıl geliştirelim, sistemi daha iyi hale nasıl getirelimi de bize anlatan durumlar. Tabii ki çocukların, öğrencilerin eee iyi tarafları, kötü tarafları, güçlü tarafları, zayıf tarafları daha adil bir raporlamaya ihtiyaç duyuyor diyebiliriz. Raporlama sadece sonuç odaklı değerlendirmeleri raporlamak yerine öğrencilerin nasıl gelişebilecekleri sorusuna yanıt verir. Mesela ben bakıyorum yeğenlerimin karnelerine. Orada ne diyor? İyi, geliştirilebilir, işte başarılı falan filan. Yani şu an tam hatırlamıyorum ama bir karneyi düşünün. Aramızda çalışan arkadaşlar var okullarda. Onlar daha iyi bilir. Orada geliştirilmeli dedikleri bir nokta var mesela. Yani bu bu önemli bir şey. Eskiden böyle bir şey yoktu. Zayıf, orta, kötü mesela ya da çok yüksek. Beş pek iyi. Hani ben o beş pek iyi nesilden gelen bir yapım var ama burada sadece o değil. Mesela işte çocuk yaramaz. E çocuk yaramazsa acaba ne oluyor orada? Değil mi? Ben tualp'i hatırlıyorum mesela. Tualp okula çok erken başlayan, çok erken okuyan, işlem.
yapan bir çocuktu ve eee derste ödevlerini hemen, yani öğretmenin verdiği ödevleri hemen yapıp kitap okuyordu ve öğretmen ona kitap okuduğu için kızdı. Ve Tuvalp bu sefer kitabını alıp ya böyle sıranın altında okuyordu ya da bunu biliyorum.
Çünkü neden? Bakın, bu çocuklar eğer e çocukta farklı bir şey varsa ya da işte ne bileyim çocuğun farklı bir yeteneği, özelliği varsa bunları korumak gerektiğinden bahsediyor. Ya çocuklara harcamayalım diyor. İşin özeti, ya doğru değerlendirelim.
Tabii bu değerlendirmeleri yaparken eee Türkiye geneli değerlendirmelerde öne çıkıyor ve öğrencilerin yıllara göre gelişimini izlemek bazen sıkıntı oluyor. Buradan soru gelebilir. Yani ben olsam sorardım. Peki öğrencileri yıllara göre izleme zorluğunu Maarif modelinde nasıl aşıyoruz? Norm referanslı raporlamaya göre aşıyoruz arkadaşlar. Norm referanslı raporlama sistemiyle bir raporlama ortaya koyduğunuzda öğrencinin hem ülke çapında hem diğer öğrenciler eee içindeki yeri, hem öğrencinin kişisel olarak yıllara göre performansı ve eğitimin eee diğer paydaşlarıyla da objektif olarak değerlendirilmesini ortaya koyuyor. Bu çok daha doğru bir değerlendirme sistemi eee yapmamızı sağlıyor.
Peki öğrenme sürecinin çok etkin bir şekilde, yani öğrenme çıktılarının etkin olabilmesi için öğrenme çıktılarının net bir şekilde tanımlanması şart. Birden fazla öğrenme kanıtına ihtiyaç var. Yani işte portfolyo, ölçekler, anketler, akran değerlendirmesi falan filan. Mesela kimdir bu? Ya da sosyometri gibi zümredeki öğretmenler, yöneticiler ve diğer paydaşlarla öğrenme kanıtlarının paylaşılması, geri bildirim alınması önemli ve bu kanıtların sistematik bir planda yapılması önemlidir diyoruz. Evet, buradan da öğrenme çıktılarını da tamamlamış olduk.
Şimdi eee öğrenme öğretme yaşantılarıyla devam ediyoruz arkadaşlar. Öğrenme öğretme yaşantıları bize neyi sağlıyordu? Ne diyorduk biz? E nasıl öğreteceğiz? Nasıl yapacağız yani bu işi? Burada da bazı felsefi, bazı kuramsal yapılar var. Bunları konuşacağız. Türkiye Yüzyılı Maarif modelinin öğretim programı yaklaşımını konuşacağız aslında.
Şimdi burada bir kere şunu bilmeniz lazım. Türkiye Yüzyılı Maarif modeli çok dinamik bir anlayışa sahip. Yani değişen koşullar, şartlar, bütüncül anlayış, bunlar işte bilgi, beceri, eğilim ve değerler, hepsini kapsayan bütüncül bir anlayışla hareket ediyoruz. Öğretme, öğrenme yaşantılarında.
Bir soru üzerinden gidelim. Bir öğretmen öğrencilerine orman yangınları ve sosyal sorumluluk teması çerçevesinde proje ödevi vermiştir. Öğrenciler bu süreçte fen bilimleri dersinde yangının ekosistem üzerindeki etkilerini araştırmış, görsel sanatlar dersinde afiş tasarlamış, Türkçe dersinde kamuoyu bilgilendirme metni yazmışlardır. Öğretmen uygulaması Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde aşağıdakilerden hangisine doğrudan örnek oluşturur? Disipline özgü bilgi kazandırma gibi durmuyor. Daha fazlası ezber bilgiye dayalı. Pek öyle değil. Bilgi, beceri, eğilim ve değerleri birleştiren öğrenme yaşantıları. Bakalım. Değer aktarımında sadece bilişsel değil, tek boyutlu değil. Doğru cevap Ceyhan'dır. Çünkü öğrenme, öğretme yaşantıları bilgi, beceri, eğilim, değer, yani birden fazla alanın bütünleştirilmesiyle oluşan öğretme, öğrenme yaşantıları vardır. Buradan da soru gelir. Demedi demeyin. Yani ben söylüyorum.
Evet. Öğretim programlarının temel yapısına baktığımızda aktif bir süreç olduğunu görüyoruz arkadaşlar. Yani burada aktif öğrenme destekleniyor. Öğrencinin katılımı sürece çok önemli. Yani hani çünkü süreci değerlendiriyoruz. Hani bir çocuğun illaki o deneyi başarıyla yapması gerekmiyor ya da matematikten yüz almasına gerek yok. Neleri başarabildiğine de bakmak gerekiyor ya da neleri başarabileceğine de bakmak gerekiyor.
Öğrenme sürecinin temel ilkeleri. Buradan soru gelir. Bakın anlattıklarımın özeti. Aktif katılım, derin öğrenme, bütüncül gelişim. Araştırma, sorgulama, esnek ve zenginleştirilmiş öğrenme. Bunlar bunları kesin bilin. Buradan soru gelir.
Evet. Bakın burada da hani dedim ya öğrenme, öğretme yaşantılarının temel mantığı nedir? Nasıl öğretelim? Ne yapalım şimdi de? Yani neyi kullanalım? Yani e bana söylüyor. Öğretim yöntem teknikleri, tartışma, soru cevap, benzetim, eğitsel oyun, gezi, gözlem, bilmem ne hepsi var. Örgütsel düzenleyiciler, kavram haritaları, işte anlam çözümleme tabloları, ne bileyim diyagramlar falan filan. Öğrenme materyalleri, dijital teknik, bilmem ne, öğrenme yaklaşımları, dijital öyküleme, karma öğretim gibi teknoloji temelli yaklaşımlar ön plana çıkıyor. Eee, anlamlı bir öğrenme sağlamak için. Ve buradan da kesin soru bekliyoruz arkadaşlar. Öğrenme yaklaşımları temelde 5 tane Maarif modelinde: yaşantı temelli, bağlam temelli, proje temelli ve iş sorgulamaya dayalı ve işbirlikli. Bunları da unutmayın. Buradan soru gelir.
Şöyle bir özetleyecek olursak ve örneklendirecek olursak: Yaşantı temelli yani amacım ne? Doğrudan öğrencilerin hayatıyla ilişkilendirmektir. O yüzden de burada öğrenci bilgi ve beceriyi kendi deneyimleriyle içselleştirir. Mesela fen dersinde ısı iletimini farklı maddelerle deney yaparak öğrenmek buna giren bir durumdur diyoruz. Ve bağlam temelli öğrenme yaşantısal bağlamla temalarla ilişkilendirmektir. Bilgiyi gerçek hayat problemlerine aslında uygulamaktır. Matematikte oran konusunu alışveriş hesapları üzerinden yapmak. Bu eskiden de yapılan bir şeydi. Mesela eee ve bazı insanlar gerçekten yetenekli oluyorlar. Mesela hiç okumamış ama matematiği öğretirken şey dediklerini hatırlıyorum. İşte şimdi bakkala gideceksin. Bakkaldan şeker alacaksın. En güzel şeylerden biri hayatla değil mi? Yani yaşantısal olarak bağlama uygul, bağlama uyarlamaktır. Proje temel yani burada kişisel yaşantıları, kişisel deneyimleri bağlamda eee gerçek hayatla ilişkilendirme. Proje temelli de burada genelde planlama var, strateji var, üretim var, sunum var. Yani su tasarrufu temalı okul kampanyası tasarlayıp bunu uygulamak buna giriyor. Sorgulamaya dayalı öğrencinin soru sorması, eleştirel düşünmesi, işte ne bileyim eee sorgulayıcı bir yapıya sahip olması. Mesela tarih dersinde bir savaşın nedenleri üzerine kaynak tarayıp farklı görüşleri analiz etmek mesela buna girebilir. İşbirlikli öğrenme öğrencilerin birlikte çalışmasını kapsar. Sosyal duygusal öğrenme becerilerini destekler. Grup halinde bilimsel bir deney tasarlayıp raporlamak buna girebilir. Buradan kesin soru gelecek arkadaşlar. Lütfen dikkat ediniz.
Bir öğretmen öğrencilerine yoğunluk konusunu öğretmek amacıyla farklı maddeleri tahta, taş, metal, sünger, su dolu kaplara atmalarını, gözlem yapmalarını ve sonuçlarını kendi kelimeleriyle yazmalarını istemiştir. Bu öğretmenin tercih ettiği öğrenme yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir? Bakın, her öğrenci kendi bireysel çalışması olduğu için yaşantı temelli öğrenmedir dememiz gerekiyor.
Evet, şimdi buraya kadarki kısmı şöyle bir durun, içselleştirin. Bakın her şey daha net görünüyor şu an ve artık az bir şey kaldı. Temel kabullere de giriyoruz. Ondan sonra da eee etikle devam ediyor olacağız. Hadi bakalım temel kabullere başlayalım.
Evet, temel kabuller arkadaşlar çok kolay. Bu temel kabullerden sonra işte köprü kurma, farklılaştırma falan bunları konuşacağız. Temel kabuller aslında ön öğrenmeler demektir. Yani adı üzerine zaten. Ve biz bu temel kabullere ulaşmak için ön değerlendirme de mutlaka yaparız. O yüzden de her öğrenme sürecinin temelinde öğrencinin nelere sahip olduğunu bilmek gerekir. Yani bu önemli bir şeydir. Ve işte öğretim programlarında öğrenciler hani ünitenin, temanın kendi yapısında nelere sahip olacaksa ilk önce ön öğrenmelerine bakmamız çok kıymetlidir diyoruz. Temel kabuller bir disiplinde yer alan kavramlar, ilkeler, genellemeler ya da kuramlar şeklinde olabilir. Mesela matematik dersinde bir üniteye başlamadan önce öğrencilerin dört işlemle ilgili temel kavramlara hakim olması beklenir. Doğal. Bu temel kabuller öğrencinin yeni bilgileri daha kolay anlamasını ve kalıcı hale getirmesini sağlar. E hep böyle değil mi zaten? Yani temel kabul dediğimizde öğrenciler bir şeyi öğrenirken altypi'de neler var? Eğer o altyapı doluysa daha kolay öğrenir. Öğrenme hızı artar diyebiliriz. Ön değerlendirme temel kabullerin aslında eee daha iyi anlamak açısından önemli. Öğrencinin ihtiyaçlarını belirlemek adına da ön değerlendirmeyi mutlaka yapıyoruz.
Köprü kurma aslında mevcut bilgilerle, mevcut şemalarla yeni bilgilerin ilişkilendirilmesidir. Biz buna bilgiyi işleme kuramında eklemleme dedik. Çok etkili bir sistemdir. Yani şundan bahsediyorum aslında. Eee, öğrencinin zihninde şemalar var. Bu şemalarla yeni gelen bilgilerin ilişkilendirilmesi, bağ bağlantılandırılması çok daha kalıcı bir öğrenme sağlar. Buradan soru çıkar. Köprü kurmanın öğrenme sürecinde öğrencilerin ön öğrenmesi ile yeni bilgi arasında bilişsel bir köprü, bilişsel bir bağlantı kurulur. Eee, bağlantı nedir? İşte günlük hayatla disiplinler arası gerçekleşebilir. Anlamlı öğrenme ve kavram transferi ön plana çıkar ve strateji genelde benzetmeler, hikayeler, öyküler. Yani ben bir şey anlatıyorum işte mesela Maarif modelini anlatırken atıyorum ne yaptım? İşte psikolojiden örnek verdim. Eski örnek ya da AGS ile ilgili bir şeyi söylerken KPSS'den örnek vermek, bağlantılandırmak önemli bir şeydir diyoruz.
Aşağıdakilerden hangisi Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde yer alan köprü kurma kavramının amaçlarından biri değildir? Öğrencinin ön öğrenmeleriyle yeni bilgiyi ilişkilendirmesi. Evet. Günlük yaşamla öğrenilenleri bağdaştırması. Evet. Öğrencinin duyuşsal özelliklerini değerlendirmesi. Evet. Kavramların zihinsel haritalarla desteklenmesi kesinlikle evet. Ama ön bilgilerin yapılandırılmadan pasif olarak aktarılması bizim için köprü kurmanın amaçlarından biri değildir diyoruz.
Ve öğrenme öğretme uygulamalarına bakalım arkadaşlar. Biz biliyoruz ki Maarif modeli öğrenci merkezli bir yaklaşımdır. Yani öğrencinin ilgi, istek, ihtiyaçları ön plandadır. Burada öğretim sürecinin bileşenleri var. Öğrenciler aktif katılımcılardır. Değil mi? Öğretmenler rehberdir. Kurgulayan ve tasarım yapan insanlardır. Öğrenme süreci geçmiş yaşantılarla bağlantı kurulan aktif anlamlı bir yapıdadır. Öğrenme öğretme süreçlerinde pek çok farklı düşünme yapısı eee desteklenir. Öğretim teknolojileri kullanılır ve öğrenme ortamları da çok zengindir.
Maarif modelinde öğrenme ortamlarının genel çerçevesine baktığımızda fiziksel ortamlar ve sanal ortamlar var. Şimdi burada bütüncül öğrenme ortamları var. Yani biliyorsunuz pandemiden sonra çok değişti dünya. O sanal eğitim öğretim ortamları çok arttı. Maarif modelinde de geleneksel fiziksel öğrenme ortamları var. Yani sınıflardan bahsediyoruz. Çevrim içi öğrenme ortamları, sosyal öğrenme ortamları, açık alanlar, sınıf dışındaki etkinlikler ve sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik tabanlı öğrenme ortamları Maarif modelinde var. Buradan da soru çıkar diyoruz. Geleneksel ortamlar, sınıflar, işte kütüphaneler ki kütüphaneler sizin çok fazla çalıştığınız yerler. Çevrim içi öğrenme ortamları, sanal sınıflar, eğitim portalları, eğitim uygulamaları gibi. Sosyal öğrenme ortamları genellikle böyle kulüpler, organizasyonlar ya da işte eee öğrencilerin bir araya geldiği ortak bir şeyde bir araya geldiği ortamlar. Robotik kulübü gibi olabilir. Açık alanlar, doğal çevre ya da sportif mekanlar, kültürel ortamlar, müzeler, şunlar bunlar. Sanal gerçeklik çok enteresan bir sistem ama çok da faydalı gerçekten. Yani çok etkin bir şekilde kullanılabilir diye düşünüyorum. O yüzden de arttırılmış gerçeklikle de öğretim süreçlerini yönetebiliyoruz.
Benim soru beklediğim yerlerden biri yine farklılaştırma. Farklılaştırma Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına yönelik ve onların eee her öğrencinin öğrenmesini öğrenmesine katkı sağlamak amacıyla oluşturulan özel bir uygulamadır. Farklılaştırma uygulaması. Ve farklılaştırma uygulamasının temelinde herkese eşit haklar sunabilmek vardır. Yani sonuçta herkesin öğrenmesini destekler. Ve şu şeyi seviyorum. Öğrenciye özgü çoklu yollar anlamına gelir. Yani her mesela şu anda bu videoyu dinliyorsun ama kimisi yazıyor, kimisi resim işte resimle anlıyor, kimisi sadece dinliyor, kimisi ne bileyim eee başka türlü yöntemler kullanıyor ama her yiğidin yoğurt yiyişi başka. Dolayısıyla da farklılaştırma her öğrencinin eşit koşulları sağlamak adına öğrenebilmesini destekleyen uygulamalar olarak karşımıza geliyor. Farklılaştırma hem bireyselleştirilmiştir hem de esnek bir yapıya sahiptir.
Bayram öğretmen 5. sınıf Türkçe dersinde öğrencilerden bir hikayeyi farklı yollarla yeniden oluşturmalarını ister. Bu doğrultuda bazı öğrenciler hikayeyi çizgi roman olarak resimler. Bazı öğrenciler hikayeyi şiire dönüştürür. Bazıları ise hikayeyi sahneye uyarlayıp canlandırır. Bayram öğretmenin yaptığı uygulama aşağıdaki kavramlardan hangisine en iyi örnektir? Yapılandırmacı yaklaşım değil, değer aktarımı değil, işbirlikli öğrenme değil, bireysel rehberlik değil. Ne olacaktır? Farklılaştırılmış öğretim. Herkesin kendi tarzında çoklu yollarla öğrenmesi farklılaştırmadır diyoruz.
Şimdi farklılaştırmada ne var? İleri dü burası buradan soru gelir bu arada önemli. İleri düzeyde öğrenen öğrenciler için zenginleştirme uygulaması yaparız. Daha yavaş öğrenen çocuk çocuklar için, öğrenciler için aslında destekleme yaparız. Duyusal ya da öğrenme güçlüğü olanlarda da yine destekleme olabilir. Yetenekli ve üstün zekalı çocuklar için zenginleştirme, derinleştirme yaparız. İlgi alanı farklı olan öğrenciler için de yine çoklu yolları tercih ederiz. Yani farklılaştırmayı birden fazla şekilde yapmak mümkündür diyoruz. Farklılaştırılmış öğretimin özellikleri sınavda soru olarak karşımıza gelebilir. Esneklik, maksimum fayda, ihtiyaca yönelik olma, kapsayıcı olma ve bireysel olma gibi temel kriterlere de sahibiz diyoruz. Farklılaştırılmış öğretim ilkelerini toparlayacak olursak esneklik, bireysel farklılıklara saygı, değişime açık olma, bireysel ve grup beklentilerinde denge kurma, bu da önemli. Her öğrencinin kendi hızında öğrenmesi sürekli geliştirici, biçimlendirici olmasıdır diyoruz. Ve en önemli şey esnekliktir. Farklılaştırma uygulamasının Maarif modelinde en önemli kriterlerinden bir tanesi esnek bir uygulama olmasıdır.
Farklılaştırılmış öğretimin boyutlarında içerik, süreç ve ürün var. İçerikteki mantık ne? Ne öğreniliyor? Yani öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyine göre öğrenciye, öğrencinin profiline uygun özelleştirilmiş ders içerikleri sunuyoruz. Mesela bir tarih dersinde ileri düzey okuma becerisi olan öğrenciler daha detaylı makaleler incelerken temel düzeydeki öğrenciler görsel ve sesli kaynaklara yönlendirilebilir. İkincisi süreç nasıl öğreniyor? Farklı öğrenme stilleri ve farklı öğrenme hızları var. Görsel öğrenen öğrenciler için videolar, az önce söylediğim şey, işitsel öğrenenler için podcastler ya da sesli anlatımlar. Kinestetik öğrenenler için daha hareket temelli öğrenmeler ve ürün nasıl yansıtılıyor? Öğrenciler öğrendiklerini farklı şekillerde ortaya koyabilir. Kimisi poster, kimisi sunum, kimisi bir makale yazar ya da dijital bir proje ortaya koyabilir. Bakın bu da farklılaştırmanın boyutları.
Zenginleştirme bir farklılaştırma uygulaması olarak karşımıza geliyor. İleri düzeyde hazır bulunuşluk gösteren öğrencilere uyguladığımız bir uygulama modelidir. Zenginleştirme uygulaması. Üstün zekalı olanlar, yetenekli olanlar, motivasyonu yüksek olanlar, öğrenme isteği güçlü olanlar ve hızlı öğrenen çocuklar için zenginleştirmeyi yapıyoruz. Zenginleştirmenin boyutlarında içeriği zenginleştirebiliriz. Yani daha derin, daha böyle e boyutlu bir şey ortaya koyabiliriz çocuklara. Süreci zenginleştirebiliriz. İşte problem çözme, üst düzey düşünmeler gibi. Ürünün kendisini zenginleştirebiliriz. İşte öğrencilerden özgün, yaratıcı proje oluşturmasını beklemek ve çevresel zenginleştirme. Birden fazla alanda kütüphane, yazılım, işte yapay zeka gibi kaynakların kullanılmasını teşvik edebiliriz. Evet.
Zenginleştirmeden bahsettik. Bir öğretmen 6. sınıf sosyal bilgiler dersinde demokrasi ve haklar temasını işlerken tüm sınıfla birlikte temel kavramlar üzerinde durur. Ancak konuyu çabuk kavrayan bazı öğrenciler aşağıdaki görevleri ve bazı öğrencilere aşağıdaki görevleri verir. Demokrasi tarihi ile ilgili araştırma yapma, farklı ülkelerdeki demokrasi uygulamalarını karşılaştırma, hak ihlali örneklerini tespit edip çözüm önerileri sunma. Bu öğretmenin uygulaması aşağıdakilerden hangisine örnektir? Hızlı öğrenen çocuklar için ne yaptı? Zenginleştirme yaptı diyoruz. Cevap Ceyhan'dır.
Destekleme ise birazcık daha geriden gelen çocukları diğer çocuklara yetiştirmek için kullandığımız bir farklılaştırma uygulamasıdır diyoruz. Burada farklılaştırılmış öğretim bir boyutu olduğunu söylüyoruz. Bilgiyi anlamlandırırken, kendine uyarlarken birazcık daha belki özel yönteme ihtiyaç duyan, daha yavaş öğrenen, daha yavaş ilerleyen öğrenciler bunlar. Dolayısıyla da burada genelde öğrencinin performansına uygun bir strateji, bir yöntem, bir yaklaşım benimseyerek öğrencilerin öğrenmesini destekliyoruz.
Bir sınıf öğretmeni 4. sınıfta matematik dersi işlenirken aşağıdaki gözlemleri yapar. Bir grup öğrenci konuyu ilk anlatımda kavrayamaz ve sık sık tekrar ister. Bazı öğrenciler yazılı yönergeleri anlamakta zorlanır. Somut materyallere ihtiyaç duyar. Öğrencilerden biri etkinlik sonunda diğerlerinden daha geç bitirir. Ancak ilgi göstermeye devam eder. Öğretmen aşağıdakilerden hangisini yaparsa Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde destekleme ilkesine uygun davranmış olur. Bu öğrencileri hızlı öğrenen akranlarıyla eşleştirip sorumluluk vermesi. Bu biraz eee belki çocukları olumsuz etkileyebilir. Süreyi sabit tutup geride kalanlara ek ödev vermesi. Öğrencileri yeteneklerine göre sınıflara ayırması. Bu da çok etik değil. Sınıfça yeniden değerlendirme sınavı yapması, konuyu farklılaştırılmış içerik ve yöntemlerle tekrar etmesi. Cevabımız tabii ki budur. Bakın böyle sorular gelecek karşınıza.
Evet. Destekleme ve zenginleştirmede bireysel farklılıkları, öğrencilerin durumlarını, halihazırdaki durumlarını ve ihtiyaçlarını merkeze alıyoruz. Adil ve eşit olmak zorundayız. Evet. Zenginleştirme ile destekleme arasındaki farkları merak edersiniz diye düşünüyorum. Bir kere zenginleştirme akranlarına göre daha ileride olan ya da ileri düzeyde öğrenen çocukları ya da öğrencileri kapsar. Destekleme ise daha fazla öğrenmeye daha fazla öğrenme zamanına ihtiyaç duyan çocukları kapsar. Zenginleştirmede öğrenmeyi derinleştirmek ve üst düzeye taşımak önemlidir. Desteklemede ise öğrencinin ihtiyacına binaen bir eee yani ihtiyacını desteklemek, karşılamak gerekir. Odak noktası zenginleştirmede öğrenciye ileri düzey etkinlikler sunarız. Desteklemede ise eee içerik, süreçle ilgili farklı öğrenme ortamlarında uygulamalar yaptırabiliriz. Yani gördüğünüz gibi bir taraf daha hızlı öğrenen, bir taraf da daha geriden gelen ya da yavaş öğrenen çocukları kapsar. Buradan da soru gelir.
Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında farklı öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına göre tasarlanmış eğitim uygulamaları yer almaktadır. 1. Fen bilimlerinde sınıf düzeyinin üstünde performans gösteren öğrencilerin kendi araştırma projelerini geliştirerek sınıfta sunmaları. 2. Okuma güçlüğü yaşayan bir öğrencinin aynı metni anlamaya yönelik olarak farklı sunumlarla resimli sesli bölümlenmiş yeniden çalışması. Yukarıdaki durumlar sırasıyla Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde yer alan hangi kavramlara karşılık gelmektedir? Birincisi zenginleştirme, ikincisi desteklemedir diyoruz. Cevabımız Adana.
Evet burayı da hallettik. Şimdi geldik okul temelli planlama. Arkadaşlar Maarif modeli okulların yerel ihtiyaçlarına yönelik olarak özel çalışmalar yapabilir. Yani okulda zümre öğretmenler kurulu tarafından işte araştırma, gözlem, sosyal etkinlikler, yerel çalışmalar, projeler neler olacak gibi çalışmaları ortaya koyduğumuz, daha lokalize ettiğimiz bir süreçten bahsediyoruz. Burada aşağıdaki uygulamalardan hangisi Türkiye Yüzyılı Maarif modelinin okul temelli planlama anlayışına örnektir? Tüm okullarda aynı gün aynı sınavın merkezi olarak uygulanması mı? Hayır. Bu zaten genel. Öğretmenlerin ilçe zümresinde belirlenen etkinlikleri aynen uygulaması mı? Hayır. Öğrencilerin bireysel farklılıklarına göre içeriklerin okulca yeniden planlanması mı bu? Evet. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yıllık program kitapçığını doğrudan uygulamak mı? Kazanımların sadece ders kitaplarıyla sınırlı tutulması mı? Dediğim gibi okul temelli uygulamalar okulun ihtiyaçlarına göre yapılır. Dolayısıyla cevap Ceyhan'dır.
Program dışı etkinlikler var. Yani burada eee eğitim okulun dışına taşıyor anlamına geliyor. Dolayısıyla da burada paydaşlar, katılımcılar da önemli. Sosyal sorumluluk programları yine destekleniyor. Burada özellikle çocukların sosyal girişimcilikle eee tanışması yine çok önemli. Mesela çevre koruma alanında düzenlenen bir ağaç dikme değil mi? Yani eylemi çocuklara sorumluluk bilinci kazandırabilir, yardımlaşmayı, doğayı korumayı kazandırabilir diyoruz.
Hayat boyu öğrenme yine Maarif modelinde çok önemsenen konulardan bir tanesi. Öğrenme sadece okulla değil gördüğümüz gibi okulun dışına da taşıyor ama aynı zamanda eee genel öğrenme süresinin de dışına taşabiliyor. Yani yaşamın her evresinde öğrenme devam eder. Bahsettiğimiz şey bu. O yüzden sürekli eğitim merkezlerinde de bunu görebiliyoruz. Hayat boyu öğrenme işte ne bileyim kişiyi iş hayatında da desteklemek, aile hayatında da desteklemek, sosyal hayatında desteklemek anlamı taşıyabiliyor. Evet. Bir öğrenci okuldayken katıldığı müzik kulübü etkinliklerini mezun olduktan sonra da sürdürüp yerel topluluklarda konserler vermeye devam edebilir. Bu da yine bir hayat boyu öğrenmeye girer.
Yine soru beklediğim bir yer. Öğretmen yansımaları. Bizim mikroöğretim dediğimiz şey yani sizin mesleki olarak güçlü taraflarınız, iyi taraflarınız ya da geliştirilmesi gereken taraflarınızla alakalı yapılan bir değerlendirme sürecidir. Maarif modelinde de çok önemseniyor. Özellikle öğretmenin öğretim süreci sonrasında kendi uygulamalarını aslında eee bir şekilde değerlendirmesi anlamına geliyor. Peki amaç ne? Daha iyisini yapmak. Yani eee ben burada daha iyisini yapabilirim. Çünkü biz öğretmenler kendimizi sürekli geliştirme gibi bir eee ihtiyaç da duyuyoruz. Çok sevdiğim sözlerden bir tanesi yani her zaman öğrenen olmak. Yani öğreten birazcık daha böyle şeydir. Hani otoriter bir şeydir. Yani ben biliyorum falan ama öğrenen bir model olarak bir şeyleri aktarabilmek bence çok önemli ve kıymetli diye düşünüyorum. O yüzden de burada öğretmenin yaptığı uygulamalar ne işe yaradı? Nasıl oldu, neler kattı, ne fayda sağladı gibi süreçleri ortaya koyuyoruz. En önemli katkısı sizlerin mesleki gelişimidir dememiz gerekiyor. Evet. Öğretmen ve öğretimin gelişimini desteklemek. Bu bizim için önemli bir nokta.
Evet. Genelde öğrenme öğretme süreçleri hani sınıfta gibi düşünülüyor ama sınıfın dışına da taşıyor. O yüzden de bakın burada şurası önemli. Öğretmen yansımaları için görüşme formları, öz değerlendirme formları, anekdot kayıtları, günlükler, münazaralar, zümre ve şube öğretmenler kurulu gibi farklı farklı veri kaynakları da bu değerlendirmede kullanılabilir. İşte paydaşlardan geri bildirim alma, yansıtma sürecinde farklı yöntemleri kullanma işe yarayıcı olacaktır. Evet.
Öğretmen yansımalarından sonra artık şurası şunlar Maarif modelinin bir özeti arkadaşlar. Bunlara zaten Maarif'in kendi sayfasında da var. Eee, dolayısıyla da Türkiye Yüzyılı Maarif modelini nerelerden soru geleceğini, nasıl soru geleceğini konuştuk. sizlere faydalı olsun inşallah. Duamız, temennimiz budur. Ve son olarak da etik de anlatıp artık sizi sınava yolcu ediyor olacağız. Hadi bakalım etikte neler diyor.
Şimdi bakın, eğitim ve öğretimde etik dediğimiz alan bu arada sınavda işte kaç tane gelir? İki tane kesin gelir ama 3 tane gelir mi bilemem. O yüzden de eee burası iki soruluk bir yer olarak düşünebilirsiniz. O yüzden ilk konuşacağımız yer etik ve etiğin temel kavramları olacaktır diyoruz. Evet, etik dediğimiz konu çok önemli bir konu arkadaşlar. Üzerine saatlerce ve saatlerce konuşulabilir ama biz şu an AGS formatında konuşuyoruz. Ama tabii şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Etik dediğimizde aklımıza ilk gelen Asoslu Aristoteles. Y Aristoteles'in orada bir okulu da var biliyorsunuz. ve etikle alakalı tartışmalar neredeyse 3.000 yıla ya da işte Antik Yunan'dan bu yana gelen bir tartışma olarak da karşımıza çıkıyor. Çünkü hayatın içinde doğru ya da yanlışlarla alakalı hep bir düşünme eee gerçekleştiriyoruz ya da sorgulama yapıyoruz. Bu da etiğin alanına giren bir durumdur diyebiliriz. Peki etik hangi sorulara yanıt arar? Bunlara bakalım. Ne yapılacak? Ne yapılmayacak? Ne isenecek? Ne istenmeyecek? neye sahip olunacak gibi aslında neyin ahlaki, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bize öğretir. Ahlak ise daha çok toplumun ihtiyaçları çerçevesinde şekillenen kurallar bütünü olarak karşımıza gelir ve aslında ahlaki yapı birazcık daha subjektiftir diyebiliriz. O yüzden de eee etik dediğimiz şey çok evrenseldir. Yani e etik çerçeveler mesela çok nettir ama ahlaki yapı ya da ahlaki değerler toplumdan topluma değişim gösterebilir. O yüzden de burada eee farklılıklara odaklanmak gerekiyor. Yani etik daha genel geçerdir, daha evrenseldir ama ahlak daha topluma özgü bir yapı ortaya çıkartabilir. Bunu aynı şekilde insanlar bazında da düşünebilirsiniz. Yani etik bir şey benim için de etiktir. Senin için de etiktir ya da değildir. Ama bir şey mesela kişi diyor ki işte bu bu benim ahlaki yapıma uygun değil ya da bu benim ahlaki yapıma evet uygun olabilir gibi ifadeler ahlaki durumların göreceli olduğunun da göstergesi anlamına geliyor. Evet.
Yasa ile etik arasında da farklar var. Yasalar, kanun ve daha çok çerçevelenmiş böyle yaptırımlarla çerçevelenmiş yapılar. Ama etik temelde bir felsefi düşünme sistemi. Etik karar verme var. Birbiriyle çelişen durumlar söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Etik eğitimi insanları etik açıdan geliştirmeyi hedefler. Etik sapma bireyin etik olmayan bir durumu tercih etmesi anlamına gelir. Etik ihlali bu. Evrensel ilkelerin, kuralların çiğnenmesi anlamına gelir. İşte hani insan hakları falan filan diyoruz ya. Etik farkındalık aslında kişinin herhangi bir durumla alakalı etik karar verme sürecinde kendiyle ilgili öz farkındalığını anlatır. Etik sorumlulukta etik değerleri tanıma ve bunlara uygun davranmak anlamına gelir. Değerler var aslında hepimizin kendi değerleri var. İşte milli değerler var, manevi değerler var, ne bileyim sosyal değerler var. Çok fazla değer var ama temelde dürüstlük, adalet, saygı gibi, eee, erdem gibi değerlerimiz de söz konusu ve iyi insanların refahını arttıran, herkese fayda sağlayan yapılardan bahsediyoruz iyi olarak da. Ve Erdem e kişiliğin güçlü taraflarını bize gösterir ki Türkiye Yüzyılı Maarif modelinde çok vurgulanan bir kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır diyoruz. Sorumluluk ise bireyin kendi eylemlerinin sonuçlarını üstlenebilme gücü anlamına gelir. Yine etik açıdan önemli bir kavramdır. Vicdan eee bilişsel değil duyuşsal olarak kişinin herhangi bir durum karşısında daha sezgisel ve daha eee soyut bir yerden karar vermesi anlamına gelir. Hani vicdanım mesela el vermedi gibi bir ifade buradan kaynaklanıyor.
Etik kod soru olarak karşımıza çıkabilir. Esasen şeyi gösteriyor. Yani herhangi bir kurumda, herhangi bir mesleki örgütlenmedeki etik kurallar anlamına geliyor. Bu kurallar gerçekten eee çok net, keskin ve o mesleğin yapılması için ya da o mesleğin eee nasıl icra edileceğine dair bize fikir veren bir durumdur. Öğretmenliğin etik kodları gibi gibi kurumların belirlediği ve misyonları doğrultusunda uygulamaya koyduğu etik kararları ve eylemleri yönlendiren kurallar bütünü hangi kavramla açıklanır? Tabii ki ne olacaktır? Etik kod tur anlamına geliyor cevap Adana. Evet. Değerler bireylerin kişisel yaşamını daha çok yönlendirir ama etik kodlar genelde kurumsal bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır diyoruz.
Etik ikilem var. Buradan soru çıkabilir yani örnek üzerinden. Eee şöyle söyleyeyim. İnsanlar zaman zaman özellikle de mesela öğretmenlerde de bu çok fazla yaşanıyor. Öğrencilerle alakalı belli konularda çelişkiye ya da o konuyla alakalı ne yapacağına karar verememe gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Yani etik değerler ya da etik ilkeler arasında bir çatışma söz konusu olabiliyor. Şimdi özellikle öğretmenlerde iki tane ikilem var. Not verme ikilemi. Disiplin ve öğrencinin geleceği ikilemi. Not verme ikileminde şöyle bir şey var. Eee, öğrenci akademik olarak başarısız ama bir yıl boyunca çok çaba sarf etmiş bir öğrenci. Şimdi eğer geçerse öğretmen adil olmayacak. Eğer geçmezse öğrencinin bütün çabası, motivasyonu yok sayılmış olacak. E burada ne yapacağız gibi bir ikilem ya da eee öğretmen disiplin cezası alan eee ve bu şekilde öğrencinin geleceğini de etkileyecek bir ceza ortaya koyan bir durumda ne yapmalı? Eğer cezayı uygularsa çocuğun geleceği ile alakalı sıkıntı yaşanabilir. Uygulamazsa aslında gene çocuğun geleceği ile alakalı sıkıntı olur. Hem okul kurallarına uymaz hem de çocuğu ödüllendirmiş olur diyebiliriz.
Etik gerekçelendirmeden soru gelir arkadaşlar. İnsanlar bazen kuralları çiğnerken Freud'un söylediği rasyonalize etme yani bahane bulma mekanizmasını kullanıyorlar. Mesela, eee, adam etik olmayan bir şey yapıyor ve etiksallaştırma, etik gerekçelendirme dediğimiz durum yaş yaşanıyor. Eğer gerekliyse etiktir. Yani, eee, o etiği ihlal etmen önemli değil. Gerekliyse etiktir. Sahte gereklilikler üretebilir. Y aslında şundan şundan dolayı yaptım ben bunu diyebilir. Bu işin bir parçası ya öğretmenliğin bir parçası mı? Ben ne yapabilirim diyebilir. Sonuçta herkesin yararına diyebilir. Yani minareyi çalan kılıfını hazırlar kısmı burası. Buradan da soru karşımıza gelebilir. Eee etik davranışın toplumsal temelini oluşturan bazı faktörler var. Bunlardan bir tanesi kültür, etik kavramlar, değerler, normlar, kurallar bütünü etiğin içeriğini oluşturur. Şimdi buradan soru gelecektir. Etikle ilgili felsefi akımlar. Egoizm, bencillik, hedonizm, hazcılık, nihilizm, hiççilik, agapizm, agape aşk demektir. Sevgi etiği, entüsyonizm, sezgicilik. Utilitarizm, faydacılık. Fatalizm, kadercilik. Libertaryanizm, özgürlük. Temalı akımlardır. Peki nasıl soru çıkar bakalım. Öncül 1de hiçbir şey bilinemez. Hiçbir şeyin var olmadığını savunur. Bu nihilizm. Öncül her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlendiğini ve kimsenin bu yazgıyı değiştiremeyeceğini söyler. Fatalizm. Öncül herkesin kendi çıkarını takip etmesi gerektiğini ve kimsenin bir başkasına fayda sağlama zorunluluğunun bulunmadığını söyler. Egoizm. Dolayısıyla arkadaşlar ne olacaktır? Eee, nihilizm, fatalizm, egoizm, Denizli doğru cevaptır diyoruz.
Etik kuramlar. Buradan da yine soru bekliyoruz. Teleolojik yani sonuç kuramlar, deolojik kuramlar, sezgilere dayalı etik ve kazoistik ya da örnek olaya dayalı etik. Şimdi bunu bir tablo üzerinden gösterelim. Eee, teleolojik etik yani sonuç etik davranışın ahlaki değerinin sonuca göre belirlendiğini savunur. Jeremy Bentan ve John Startm tarafından savunulur. Öğretmenin en fazla öğrenciye fayda sağlayacak yöntemi benimsemesi gibi. Deontolojik etik yani görev etiği Kant'ın etiği olarak da bilinir. Eee, davranış kurala ve göreve uygunluk üzerinden değerlendirilir. Öğretmenlerin doğruluk ilkesinden taviz vermemesi, öğrenciler arasında eşit olmasıdır. Sezgisel etik ahlaki doğruların vicdanen kavrandığını söyler. Öğretmenin sezgisel olarak bir öğrencinin ihtiyacı olduğunu fark edip ona destek olması gibi. Kazistik etik ise daha çok soyut ilkelerin somut örnek olaylarla ilişkilendirilmesi anlamına gelir. Mesela öğretmenin öğrenci disiplin olayında örnek durumları dikkate alarak karar vermesinden bahsediyoruz.
Şimdi bir şey daha var. Teleolojik ve deontolojik kuramlar kendi içinde ikiye ayrılıyorlar. Y soru gelebilir. Teleolojik kuram bireyci yaklaşım ve yararcı yaklaşım olarak ikiye ayrılıyor. Bireyci yaklaşım diyor ki doğru davranış bireyin kendisine en çok fayda sağlayan yaklaşımdır. Bu oldukça bireysel çıkarları ön plana alan bir yaklaşım. Yararcı yaklaşımda doğru davranış en fazla kişiye yarar sağlar diyor. Dolayısıyla çoğunluğun yararı ön plandadır. Deontolojik yani kural temelli yaklaşım ise iki başlıkta. Ahlak ve haklar yaklaşımı, adaletçi yaklaşım. Şimdi ahlak ve haklar yaklaşımı her bireyin temel hakları olduğunu savunuyor. Adaletçi yaklaşım ise eşitlik, tarafsızlık, adalet gibi kavramlar üzerinden kendini konumlandırıyor diyebiliriz.
Aşağıdaki durumlardan hangisi deolojik etik anlayışa anlayışa uygun bir öğretmen davranışına örnektir? Sınıfta en çok öğrenciyi memnun edecek etkinliği tercih etmesi. Yoksul bir öğrenciye sınavda tolerans göstermesi. Öğrenciye kötü davranan bir arkadaşını sezgisel olarak uyarıp araya girmesi. Tüm öğrencileri kurallar karşısında eşit tutması. Ayrıcalık tanımaması. Sorun çıkaran bir öğrenciye önceki olayları göz önünde bulundurarak ceza vermesi tabii ki kural temelli olduğu için Denizli doğru cevaptır.
Evet. Biraz da öğretmenlik meslek etiğinden eee gidelim. Tabii bu özellikle de öğretmenlik mesleğini yaparken gerçekten etik bir yerde durmak önemli. Vallah ben biraz şeyi eleştiriyorum mesela. Etik bulmuyorum. Neyi? eee böyle öğrencileri sosyal medyada reklam eden, kendini reklam eden bir öğretmen kuşağı da var. Ya tabii ki sosyal medya kullanılsın ama arkadaşlar orada çocukların yüzleri görünüyor. Kişinin yaptığı işle ortaya koyduğu profil pek örtüşmüyor. Bilmiyorum siz neler düşünüyorsunuz yazabilirsiniz ama bana biraz garip geliyor diyebilirim yani. Çünkü öğretmenlik meslek etiği diye de bir şey var ve AGS bunu soruyor. Evet.
Meslek etiği her mesleğin kendi içindeki eee genel kabul gören kurallar ya da ilkeler olarak karşımıza geliyor. Meslek etiği ile ilgili üç tane yaklaşım var. Etik kod yaklaşımı, ikilemli yaklaşım, standart yaklaşım. Etik kod yazılı ilkelere dayanıyor. Yani burada özellikle kurallara uymak, kuralları ihlal etmemek ön planda. İkilemli yaklaşımda etik ikil karar verme süreçlerinde belirleniyor. Yani etik ikilemler karşısındaki karar verme sürecindeki seçeneklere bakılıyor. Standart yaklaşımda da evrensel kabul kabul görmüş ilkeler, etik değerler ön plana çıkıyor diyebiliriz. Mesela etik kod yaklaşımına örnek bir hastane çalışanları için hasta haklarını ve gizliliğini koruma konusunda bir etik kod belirler. Bu kod çalışanların hasta bilgilerini üçüncü taraflarla paylaşmasını yasaklar ve gizlilik ihlalinde disiplin cezasını devreye sokar. İklemli yaklaşım öğrencinin yararıyla velinin isteği arasında kalmak ve standart yaklaşım yasalara göre yasalar ne gerektiriyorsa onu yapmaktır diyoruz.
Bir öğretmen öğrencisinin notlarının düşmesinin ardında psikolojik bir sorun olduğunu fark eder. Bu durumu okul rehberlik servisine bildirir. Ancak öğrenci bu bilgiyi ailesiyle paylaşmak istemediğini belirtir. Öğretmen öğrencinin iyiliğini düşünerek ailesini bilgilendirmek ile öğrencinin gizlilik hakkına saygı göstermek arasında kalır. Sonunda öğrencinin talebine saygı göstererek durumu ailesiyle paylaşmaz. Bu öğretmenin yaklaşımı hangisiyle en iyi açıklanır? Tabii ki ne olacaktır? İkilemli yaklaşım olacaktır. Gördüğünüz gibi kolay.
Evet. Etik ilkelerin geliştirilmesinde temel eee aldığımız ilkeler var. Hakkaniyet, insan hakları, faydacılık ve bireysellik. Bunların hepsini merkeze almış bir durumdur. Gelelim etik sistemlere. Amaçlanan sonuç etiği var. Sosyal sözleşme etiği var. Kural etiği var. Kişisel etik var ve sosyal yaşam etiği var. Bunları da bir tabloda konuşacak olursak şimdi etik sistemlerden bir tanesi amaçlanan sonuç etiğidir. Kuram demiyorum. Bakın bu etik sistem bunlar. Mesela kaza ile bir evin yanmasına neden olan kişi kasıtlı olarak bir otomobili yakandan daha suçlu görülür. Çünkü burada eylemin sonuçlarına bakılır. Toplumsal sözleşmede bireyler toplumun ortam ortak yaşam kuralları üzerinde bir uzlaşım, bir konsensüs ortaya koyarak toplumsal sözleşmeye denelir. Mesela tüm öğrencilere eşit davranma ya da ortak bir karar birliğine göre işte hareket etme gibi. Kural etiğinde evrensel ya da mesleki kuralların dışına çıkılmaz. Kişisel etikte ise burada Martin Buber çok önemli. İçimizden gelen ses yani vicdanın önemli olduğunu söyler. Sosyal yaşam etiğinde de birlikte yaşamak için gereken bir sistem olduğunu söylerler. Eee etik sistemlerden soru gelmeyebilir ama bunu bilmekte fayda var.
Gelelim eğitim ve öğretimde etik. Yani öğretmenlik mesleğinde sorumluluklarımız var. Ve biz öğretmenlik mesleğindeki etik boyutları dört temelde topluyoruz. Öğrencilerle ilişkiler, meslektaşlarla ilişkiler, eğitim mesleğine ilişkin etik ilkeler ve velilerle ilişkilerde etik ilkeleri ortaya koyuyoruz. Bunları tek tek açıklamayacağım arkadaşlar ama ne olduğunu bilin. Öğrencilerle ilişkide sevgi, saygı önemli. İyi örnek olmak, anlayışlı ve hoşgörülü olmak, adil olmak ve eşit olmak. Şimdi burada bir parantez açacağım. Adil ve eşit olmakta da bazı eee detaylar var. Adalet nedir? İnsanların değil mi? Yani hak edenin hak ettiği muameleyi görebilmesi anlamına gelir. Adalet. Eşitlik dediğimiz şey de baktığımızda aslında herkesi aynı şekilde davranabilmektir. Şimdi adaletin dağıtımcı adalet, süreç adaleti, etkileşimsel adalet ve düzeltici adalet olmak üzere boyutları var. Şimdi dağıtımcı adalette bilgi, not, sorumluluk gibi unsurların öğrenciler arasında hakkaniyetli davranması gerekir. Süreç adaletinde ise not, ödev, ilginin hangi kriterlere göre dağıtıldığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Etkileşimsel adalette öğrenci ve velilerle ayrımcılık içermeyen tutarlı ve ikna edici bir iletişim vardır. Düzeltici adalet ise hatalı kararların düzeltilmesi gerekirse özür ve telafi mekanizmalarını devreye sokan bir yapı vardır. Bu kadar detay sorarlar mı zannetmiyorum ama bilmekte fayda var. Eşitlik ise bazen aynı davranarak eşitlik, bazen de farklı davranarak eşitlik ortaya koyarız. Mesela bütün insanlara aynı hakları ve koşulları sunmak. İşte sınavda bütün öğrencilere aynı süreyi vermek gibi. Farklı davranarak ise farklı mesela özel ihtiyaçları olan öğrencilere daha farklı ek süre tanımak. Bu da farklı davranarak eşitlik anlamına gelir. Adalet herkese kendi hakkı olanı vermektir. Adalet etkileşimde bulunduğumuz kişiler arasında kazanımların dağıtılması ya da dağıtım kararlarının alınmasına yönelik olarak geliştirilen kurallar ve bu kuralların dayandığı toplumsal normlarla alakalıdır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi öğretmenlerin dikkat etmesi gereken adalet türlerinden biri değildir? Dağıtımcı adalet var. Etkileşimsel var, süreç var, düzeltici var ama sosyal adalet burada yok. Evet.
Biraz yorulduk, değil mi? Vallah sabahtan beri anlatıyoruz, anlatıyoruz, anlatıyoruz arkadaşlar. Gerçekten ben de biraz yorulmuş olabilirim. Evet ama devam edeceğiz. Şimdi öğrencinin gelişimini gözetmek, öğrenciye ait bilgileri saklamak, mahremiyet, menfi psikolojik durumları yansıtmamak, bunların hepsi öğretmenlerin uyması gereken şeyler ve zarar vermekten yani kötü muameleden kaçınmak gerekiyor. Nedir? Akademik zarar verebilir öğretmen. Yanlış bilgi sunabilir. Gerçi artık chat GPT var. Yanlış bilgi sunamaz kimse. Duygusal zarar, aşağılayıcı, incitici sözler, bedensel zarar ya da sosyal zarar. Öğrenciyi dışlama, uzaklaştırma gibi şeyler olabilir diyoruz. Tarafsızlık, güven. Burada da güven kendi içinde ikiye ayrılıyor. Kişiliğe dayalı güven yani öğretmenin tutarlı adil olması. Bir de kurumsal güven. Eee, aslında burada eğitim sisteminin liyakatli olmasından bahsediyoruz. Ve sorumluluk, mahremiyet, gizlilik, mesleğe yaraşırlık, ehliyet, liyakat, özen ve öğretmen andı. Bunu şöyle içinizde bir şöyle bir tekrarlayın. Eee, yani eminim ileride siz de bu andı böyle öğrencilerinizle kavuşurken söyleyeceksiniz inşallah. Evet, dolayısıyla öğrencilerle olan şey bu kadar.
Şimdi gelelim eğitim mesleğine ilişkin etik ilkeler var. Bir kere mesleki yeterlilik şart. Sağlıklı ve güvenli eğitim ortamı sağlama, mesai ve ders saatlerine uyma, hediye alma. Buradan soru gelir arkadaşlar. Hediye alma dediğimiz şey aslında eee hassas bir konu. Kafada karıştıran bir konu ve soru gelir buradan. Yasak olanlar: çıkar ilişkisi, burs, bağış, kombine bilet, hediye çeki, vade kullanma, taşınır taşınmaz mal, borç, kredi, hizmetten yararlanma, eee, ya da hizmetten yararlananların vereceği her türlü hediye. Bunlar yasak ama kuruma katkısı olan demirbaş ve bağışlar olabilir. Kitap, dergi, makale, kaset, CD, halka açık yarışmalardan kazanılanlar, tanıtım amaçlı rozet ya da işte daha küçük şeyler. Bunlarda bir sıkıntı yok. Yani aslında hikaye şu. Sizin öğretmenlik yapabilmenizi etkilememeli. Yani sen şimdi karşı taraf sana gelip de şöyle pahalı bir saat aldığında eee böyle bir durumda bu senin yaklaşımını, bakış açını, mesleki duruşunu etkili etkiler ki etkilediği için bunu almamalısın diyor. Yani ama bir kitap seni ne kadar değiştirebilir? Ha kitapta çok bir sorun yok. İçi çek mesela. Bu seni çok etkilemez ama yasak olanlara özellikle dikkat etmek gerekiyor.
Selim öğretmenine teşekkür etmek için kendi yaptığı resmi hediye eder. Günlerde doğum günü olan öğretmenine maddi değeri yüksek bir saat hediye eder. Güzin bahçede düştüğü için kendisine yardım eden öğretmenine çok değerli bir kalem hediye eder. Buna göre yukarıda yer alan öncüllerden hangilerinin etik kriterlere uygun olması nedeniyle öğretmen tarafından kabul edilmesinde sakınca yoktur? Vallah Selim
Kendi yaptığı resmi hediye ettiği için bunda sıkıntı yoktur. Ama Gülnare'de sıkıntı vardır. Güzin'de de vardır. Şimdi arkadaşlar, pahalı bir kalem dediğiniz, yani 50.000 liraya da kalem var. Yani dolayısıyla da hani basit bir kalem ya da günlük bir kalem olması belki sıkıntı değil ama çok pahalı bir kalemden bahsediyorsak bu sıkıntıdır. Dolayısıyla 2 ve 3'tür diyoruz. Evet. Kişisel menfaat sağlama, özel ders verme, bağış ve yardım talebinde bulunma. Bunlar da önemli.
Eğitimcilerle, yani meslektaşlarınızla ilişkilerde uygulamanız gereken etik ilkeler var. Yani herkesi saygı duymak, hoşgörüde bulunmak, insanları yargılamamak, yani ya da işte ne bileyim insanlara böyle ön yargılı olmamak gibi süreçlerde ırk, dil, renk, cinsiyet, siyasi görüş, aile statüsünde ayrımcılık yapamaz. Evet.
Velilerle ilişkilerde var. Yani tabii ki eğitimciler sadece öğrencilerle muhatap olmuyorlar. Velilerle de oluyorlar. Burada da sınır korumak, adaletli olmak, adil davranmak gerçekten çok önemli diyoruz.
Bir de okul yönetimi var. Yani diyeceksiniz ki hocam öğretmenlikte de var da var. E var da var. Yani okul yönetimiyle de sizin eee uymanız gereken ya da okul yönetiminin sizden beklediği etik ilkeler var. Bir kere kaliteli eğitim, öğretim hizmeti alması önemli ya da işte kurum kaynaklarını doğru kullanması yine öğretmenlerden beklenen şeyler. Yöneticilerle iyi olmak, verimli olmak, eee, herkese eşit, eee, adil davranabilmek. Okul yönetiminde etik değerler, ben buradan soru bekliyorum ve etik liderlik kısmı var.
Şöyle ki, şimdi etik liderlik nedir? Aslına bakarsanız bir kurumun eee ilkelerini, prensiplerini doğru kullanmak ve doğru uygulamak anlamına gelir. O yüzden de etik liderlik boyutunda dört tane boyut boyut var. İletişimsel etik. Yani bu insanlar sağlıklı iletişim kurarlar. İklimsel etik, pozitif bir okul iklimi oluşturabilir. Etikliği derler. Davranışsal etik, dürüsttür ve adildir ve karar vermede etik, doğru ve yanlış arasında doğru karar veren insanlardır dememiz gerekiyor.
Peki etik liderlik türleri nedir? Buradan soru gelir arkadaşlar, onu söyleyeyim. Bir tanesi hizmete yönelik liderlik. Bir tanesi otantik liderlik, bir tanesi ilke merkezli. Şimdi hizmete yönelik liderlikte inanılmaz bir hizmet etme isteği vardır. Yani herkese böyle yardımcı olma, hadi şunu yapalım, hani işte ya buraya da deniz getireceğim gibi. O yüzden de hizmet etmekten keyif alırlar. Eee, okul müdürü genelde burada öğretmenleri de önceliklendiren bir sistem kurabilir. Otantik liderler yöntemlerle değil, daha çok kendi tarzı, kişilik, eee, kendi özgün yapısıyla aslında liderliği yönetirler. Sezgisel ve sıra dışı yöntemleri vardır. Eee, bir öğretmenin yeni bir öğrenme modelini mesela sınıfta denemesi, risk alması gibi. Ama öğretmenlikte burada etik boyutlarda en etkili olan ilke merkezli liderlik. Yani aslında her durumda ve her koşulda ilkelerin arkasında duran, bunları savunan insanlardan bahsediyoruz. Dolayısıyla da müdür, müdürün baskı görse bile sınavlarda adaletsizliğe müsama göstermemesi ve kurallara uygun davranması ilke merkezli liderliktir. Çünkü burada esas olan ilkelerin kendisidir.
Bir soruya bakalım. Bir okul müdürü hiçbir veri şikayeti olmasa bile öğretmenlerin sınav sorularında adil davranmadığını fark eder. Durumu düzeltmek için yazılı bir sınav yönergesi hazırlatarak herkese uygulama zorunluluğu getirir. Bu liderin yaklaşımı aşağıdaki liderlik türlerinden hangisine en çok uygundur? Tabii ki tahmin edersiniz ki ilke merkezli liderliktir. Neden? Çünkü her durumda, her koşulda doğru olan neyse, kural neyse onun arkasında, o ilkelerin arkasında durur diyebiliriz.
Evet, etik türlerine bakalım. Metaetik, analitik yaklaşım, normatif etik, uygulamalı etik. Yani metaetik, burada etik türleri var. Genelde etiklerin, etik ilkelerin doğasını inceler. Ahlak bilgisinin ne olduğunu, iyi nedir, kötü nedir gibi kavramsal analiz ortaya koyar. Normatif, normatif etikler doğru ile yanlışı birbirinden farklı kılan aslında somut eylemlere odaklanır. Bunlar üzerine çalışır. Eylemlere rehberlik sağlamayı amaçlar. Ne yapmalı, nasıl bir insan olmalı, nasıl yaşamalı gibi sorulara yanıt arayan bir etik türdür. Uygulamalı etik ise genelde etik tartışmalar için somut ve uygulamaya dönen soyut kavramların da daha çok böyle eee uygulanması yoluyla somutlaştırılmasını amaçlayan bir yapı ortaya koyar. Mesela betimleyici, yani betimleyiciden kastettiğimiz uygulamalı insan ne yapmalı değil, ne yapıyor? Normatif, ortak değer ve düzenleyici ilkeler belirlemek önemli. Metaik ise etik göreli midir? İnsan hep kendi çıkarları için mi davranır? Etik üzerine bir düşünme ortaya koyar diyoruz.
Evet gençler, böylece tekrarı tamamlamış olduk. Gerçekten hepinize başarılar diliyorum. Eee, şunu da söyleyeyim. Sabri hocanızın babası rahatsızlandı. O yüzden o çekemeyecek ama inşallah bu anlattığımız kısımlar da size fayda sağlar. Sınavda yaptığınız bütün işaretlediğiniz soruların doğru olmasını temenni ederim.
Şöyle bir seneyi değerlendirelim istiyorum. Gerçekten çok yorulduk. Hepimiz çok emek verdik. Eee, ben baktığımda gerçekten KPSS'de hani düşünün oturmuş bir sistem vardı. Gelecek olan sorular belliydi. Şu an biz ilk defa bu sınavı yaşayacağız hep beraber ve nereden soracaklar, nasıl soracaklar? Bununla alakalı bir belirsizlik var. Ama biz elimizden geldiğince bu çerçeveyi netleştirmeye çalıştık sizin adınıza.
Bir de zor bir sene olmasının sebebi şuydu. Mesela biraz sağlık problemleri vardı. Ben bir ameliyat geçirdim ve eee, böyle çok dikişler daha tam oturmadan videolar çektim. Böyle gerçekten zordu bunlar fiziki zorluklar ve bir taraftan da hep size yıllardır olduğu gibi maksimum faydayı sağlamak istiyoruz. Yani hani daha fazla ne yapabiliriz? Daha fazla ne yapsak daha iyi olur gibi. O yüzden de elimizden geleni yapmaya çalıştık. Sürçili lisan ettiysek affola arkadaşlar. Hakkınızı helal edin. Benden yana helal olsun. Eee, inşallah çok başarılı bir sınav geçirirsiniz. İnşallah her şey harika olur ve iyi haberlerinizi lütfen bana da yazın. Eee, ben hakikaten merak ediyorum çünkü e çok da önemsiyorum. Böyle atanmış arkadaşlarla karşılaşıyoruz ya da atanmayı bekleyen arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Eee, sizin söyledikleriniz çok kıymetli. Biz burada yıllardır olduğu gibi sınavın ismi istediği şekilde olabilir, değişebilir. Hiç önemli değil. KPSS, AGS her zaman sizin yanınızdayız. Bunu da söylemek isterim. Hepinize canı gönülden başarılar diliyorum. Kalbim, dualarım, iyi temennilerim sizlerle. Görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın. Allah'a emanet olun. İnşallah çok başarılı olacağınız bir AGS sınavı olur ve iyi haberlerinizi lütfen iletin. Sevgiler, selamlar.
[Müzik]