📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Eren Erdem'le Kur'an'daki Din 7. Konu: Kur'an Okuma Metodu.

Şinasi Güneş1:23:39

Transcription

Evet sevgili canlar, değerli arkadaşlar, sevgili Saf Bilinç izleyenleri, hepinize bir saf bilinç programından yine selamlar.

Eee, Şinasi Güneş hocamla birlikte yine sizlerle güzel bir sohbet yapacağız. Hoş geldiniz.

>> Hoş bulduk. Teşekkür ederim her hafta olduğu gibi.

Eee, bu hafta tabii, değerli izleyenler, değerli canlar, bu hafta yeni bir konuyu açıyoruz. Eee, önümüz, geçtiğimiz 4 haftada Kur'an'daki salat kavramını enine boyuna inceledik. Sadece salat değil, kıyam, rüku, secde kavramları, dua kavramı, davet kavramı ve bütün bu incelikli hususları kapsamlı bir şekilde arz ettik. Eee, bu hususlarda tabii geriye dönük olarak YouTube'dan izleme şansınız var. MK TV'nin YouTube kanalının canlı yayın sekmesinde geçmiş bölümlerimizin tümü mevcut. Güneşinasi Güneş'in YouTube kanalında da izleyebilirsiniz. Saf Bilincin kendi YouTube kanalı, oradan da izlenebilir. Bunları ifade etmiş olayım.

Eee, bu hafta itibariyle yeni bir konuya giriyoruz. Konumuzun da adı: Kur'an nasıl anlaşılır? Nasıl okunur? Kur'an'ın anlaşılması mümkün müdür? Kur'an tek başına anlaşılabilir mi? Kur'an'ı anlamak için yardımcı kaynaklara ihtiyaç var mıdır? gibi hususları sohbet edeceğiz, sizlere arz edeceğiz. Ama bir girizgahta bir şey söyleyeyim hocam. Yani bizi izleyen, bu kısmı izleyen izleyicilerimiz Kur'an üzerinden takip ederlerse yararlı olur. Çünkü burada bazı incelikler göstereceğiz. Mesani müteşabih mesani sistem diye Sinasi Güneş'in bu saf bilincin başından beri ifade ettiği hususiyeti, Kur'an'ın beyan ettiği bu hususiyeti size arz edeceğiz.

Ama evvela ben bir şey okumak istiyorum. Bir not okumak istiyorum. Bu notu çok değerli bir abeyim Halil Ay İzmir'den düzenlemiş, yayınlamış. Ben de kendisine teşekkür ederim bana ilettiği için. Bir süre önce bunu bana iletmişti.

Kur'an nasıl bir kitaptır? Kur'an Allah tarafından gönderilen bir kitaptır. Hidayettir, yani doğru yolu kılavuzudur. Hitaptır, büyük bir haberdir. Mübindir, apaçık ve anlaşılırdır. Mahfuzdur, korunmuş bir kitaptır. Mufassaldır, yani detaylıdır. Her türlü şüphe ve çelişkiden uzaktır. Anlaşılsın diye kolaylaştırılmış bir kitaptır. Benzersiz bir kitaptır. Eksiksiz bir kitaptır. Müminler için rahmettir. Allah'ın ipidir. Burhandır, yani apaçık bir delildir. Mev'izedir, yani öğüttür. İnananlar için büşradır, yani müjdedir. Zikirdir, yani hatırlatmadır. En güzel kıssalara sahiptir. En güzel örneklere sahiptir. 23 yılda inzal olan bir kitaptır. Zamanlar ve mekanlar üstüdür. Sınıf, cinsiyet, ırk ve bilgi farkı gözetmeksizin herkese hitap eden bir kitaptır. İslam'ı seçmiş olanlara, yani Müslümanlara sorumluluklar yükleyen bir kitaptır. Allah sevgisinin ne kadar önemli olduğunu anlatan bir kitaptır. Müslümanların ahlakını güzelleştiren bir kitaptır. Aile hayatına önem veren bir kitaptır. Nesirdir, yani uyarıdır. Nezirdir, yani uyarıdır. Furkandır, yani doğrularla yanlışları ayırt edendir. Hak'tır, yani kesin gerçektir. Mizandır, yani ölçüdür. İlimdir, nurdur, yani ışıktır. Beyyinedir, yani ikna edici, açıklayıcıdır. Kerimdir, yani çok cömerttir. Manevi hastalıklara şifadır. Acebendir, yani ilgi çekicidir. Müfessirdir, birbirini açıklayan ayetler içerir. Beladır, yani kusursuzdur. Nimettir, mecittir, yani şeref doludur. Muhkem ve müteşabih ayetler içeren bir kitaptır. Kafirler için bir hasrettir. Zalimlikte ısrar edenlerin ziyanını artırıcı bir kitaptır. Okundukça hayranlık ve merak uyandıran bir kitaptır. Aklını tatmin eden, kalbi de teskin eden bir kitaptır. Örnek peygamber ve salih kullarla şahsiyetimizi inşa eden bir kitaptır. Nasıl doğru dua edileceğini öğreten bir kitaptır. Asıl hayat olan ahiretin önemini vurgulayan bir kitaptır. Vurgu ve tekrarları ile önceliklerimizi belirleyen bir kitaptır. Kıyamet sahnelerini örneklendiren bir kitaptır. Hiçbir ayet-i mensuh, geçersiz olmayan, diğer insanlara diğer kitapları nesheden bir kitaptır. İnsan acizliğini hatırlatan bir kitaptır. Ve son olarak da bilimsel gerçeklere ışık tutan bir kitaptır.

Şimdi bu şeyi okuduktan sonra, bu aslında konumuza bir girizgah olarak, buradan da değerli abeyim, benim manevi babam Halil Ay'a, değerli öğretmenimize, ya benim öğretmenime çok teşekkür ediyorum. Ellerinden öpüyorum. Hak razı olsun diyorum ve size şimdi sözü bırakıyorum bu girizgahtan sonra. Kur'an nasıl bir kitaptır?

>> Ben de Halil abime sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Şimdi yeryüzünde bu niteliklere sahip bir kitap olabilir mi? Veya bu özelliklere sahip olan bir kitabın başka bir kaynağa ihtiyacı olabilir mi? Veya bu özelliklere sahip olan bir kitabın yanına başka bir kitap konabilir mi? Eğer bir kitap anlaşılması için başka kaynaklara ihtiyacı varsa, o zaman ya az önce saydığınız niteliklerde bir yanlış var.

>> Evet.

>> Ya da böyle bir yanlış olmayacağına göre, ki biz buna iman ediyoruz, o zaman bu kitabın başka hiçbir kaynağa ihtiyacı yoktur. Bu kitap Allah'ın kelamıysa, Allah'ın kelamının yanına, yani yaratanın kelamının yanına yaratıkların kelamı konamaz. Dolayısıyla ben şunu söylüyorum: Evrende neyi eksik gördünüz ki? Allah neyi eksik bırakmış veya neyi eksik yapmış ki gördüğü kitapta eksik ve kusur arıyorsunuz?

>> Evet.

>> Dolayısıyla, yani İbrahim'in bir sözü var. Diyor ki: "Siz alemlerin rabbini ne zannediyorsunuz?" Yani alemlerin rabbi hakkındaki zanınız nedir? Siz alemlerin rabbini ne zannediyorsunuz ki onun otoritesinin yanına başka otoriteleri koyabiliyorsunuz?

>> Evet.

>> Dolayısıyla evrende hiçbir yerde eksik yok. Hiçbir yerde kusur yok. Ama iş kitaba sıra gelince eksikler. Kitap eksik oluyor. Kitap yetmiyor. Yetmiyor. Tabii bu kitap kime yetmiyor? Dini kazanç kapısı haline getiren, dinden kendine güç devşiren, insanları sömüren, insanları aldatan ruhban sınıfına veya o ruhban sınıfıyla işbirliği içerisinde olan egemen, o toplumdaki egemen güçlere. Onların işine gelmez.

>> Onlara yetmiyor.

>> Evet. Onlara yetmez. Çünkü Kur'an'daki ayetler onların işine gelmez. Çünkü Kur'an gücün tek merkezde toplanmasını kesinlikle reddeder.

>> Evet.

>> Kur'an ruhban sınıfını reddeder. Ruhban, rehber, kör korkutan demek değil mi?

>> Ahbar, haberden geliyor. Yani gizli bir takım bilgilere malum olduğunu söyleyenler biraz ahbar. Rehber de korkutan, bir otoritesine boyun eğdiren, dini alanda otoriteleşip ona halkı boyun eğdiren kişiler, kurumlar yani değil mi?

>> Evet. Ya bir de bu ruhbanlar ne yaparlar? İnsanları ritüellere boğarlar. Dikkat edin bugün cemaatlere, tarikatlere bakın. İnsanlık yararına hiçbir faaliyetleri yoktur.

>> Hep kendi yararlarına faaliyetleri vardır. Yaptıkları eylemlerin.

>> Kur'an'da hiçbir karşılığı yoktur. Yani baktığınız zaman verdikleri eğitimlerde Kur'an yoktur. Kendi bilgilerinin yazdığı kitapları, hepsinin kendi paralel Kur'an'ları vardır. Onlarla, onlarla insanlara din anlatırlar.

>> Evet.

>> Eee, ayrıca ne yaparlar? İşte hatmeleri vardır, rabıtaları vardır. Bunun gibi birtakım Kur'an'da karşılığı olmayan ritüelleri vardır. Dolayısıyla bu sınıfın neye geliyorum? Gelmek istediğim konu bunlara Kur'an'ın içerisindeki ayetler bu kesimlerin işine gelmez. Dolayısıyla ne yapacaklar? Bunları tahrif edecekler. Ya Kur'an'ı yürürlükten kaldıracaklar.

>> Onu ölüler kitabı yapacaklar. Sakın onu anlayarak okumayın, yanlış anlarsınız, sapıtırsınız, dinden çıkarsınız, çarpılırsınız. Eee, gibi. Şu kadar harfine şu kadar sevap, işte şu kadar hatim, şu kadar sevap. İşte Kur'an'ı ezberleyen hafızların kendi eş dost akrabalarından 70 kişiye şefaat edecek gibi asla asar olmayan verilerle Kur'an'ı hayattan soyutlayarak, hayata kendi uydurdukları dini monte ediyorlar. Ve toplumdaki, toplumlardaki diyelim yani sonuçları da görüyoruz. Yani Kur'an'ın sesinin mezarlıklardan duyulduğu, sosyal hayatta hiçbir hükmünün olmadığı toplumlar ne oluyor? Hep geri kalıyor.

>> Şimdi hocam çok güzel bir yere geldiniz. Şimdi ben bunu hani biraz açalım istiyorum müsaadeniz olursa. Şimdi burada topluma Kur'an ile münasebet kurmasını engelleme adına bazı yalanlar söyleniyor. Bakın bu alenen Allah'a iftira atmak mahiyetinde yalanlardır bunlar. Nedir bu yalanlar? Birincisi: Kur'an'ı sen anlayamazsın. Bu bir. Bunu bir de temellendiriyorlar. Diyorlar ki: Sizin 70 tane ilim bilmeniz lazım. Bu 70 tane ilmin de menşeini anlatırken en azından şöyle söylüyorlar: Diyorlar ki: Kavram bilmeniz lazım. Emsile bineceksin. Bina bile. Eyvallah. Biz Kur'an'ı emsileyle binayla Kur'an'ın harflerini öğreniyoruz. Yani Kur'an'ın içinde yazılan Arapça yazıyı okumak manasıyla ilimde derinleşenler orada derinleşmek. Bunun manasını doğru bir şekilde idrak edip tevilen arz etmek için bunları öğreniyoruz. Eyvallah. Fakat kamuya diyorlar ki: İşte bu Kur'an'ın her sözcüğünün 70.000 tane manası var. Sen onu nasıl yapacağını bilemezsin diyorlar.

Şimdi bizim aslında bugünkü konumuz tam da şu: Kur'an nasıl okunur, nasıl anlaşılır? Gerçekten de bu yalancı, bu sahtekarların dediği gibi her kelimesinin 70.000 manası mı vardır? Yani bugün bir vatandaşımız, bir evinde bizi izleyen, Arapça bilmeyen bir vatandaşımızın Tacül Arus, Mevlit İbn Manzur'un lisanını okuma noktasında noksan olan bir vatandaşımız bu kitabı eline aldığı zaman, bunu çalıştığı zaman bunu öğrenebilir mi? Allah'ın beyanı üzere bu apaçık bir kitap. Ya biz bugün biraz bunu konuşacağız. Bu iftiraya karşı ve bu iftiranın da altına şunu ekleyeyim: Bundan mütevellit diyor. Bunu sadece ve sadece ilimde derinleşenler anlar ve Allah'ın elçisi anlar. Doğru mu? Allah'ın elçisini siz tatbik edin.

>> Onun hayatını uygulayın. Zaten Kur'an'a göre yaşamış olursunuz diyorlar.

Allah'ın elçisine de dünya kadar iftirayı boca edip, o şöyle yaptı, o böyle yaptı diye Kur'an'ın tabiatına, ruhuna %100 aykırı ve fiilleri Allah Resulüne iftira atarak din inşa ediyorlar. Kur'an bu dine şirk dini diyor. Müşriklik diyor. Yani bunlar Allah'a hedeflerine ortak koşmuş. Arzularını ve emellerini Allah'ın dinine ortak koşmuş. Bizim de programımız saf bilinç. Yani halis bilinç, halis akıl. Bir de halis din var. Onun da kaynağı Kur'an.

Şimdi hocam pası atıyorum ben size. Bu konuda bunu çok da iyi anlatacağınızı biliyorum. İzleyicilerimizden de istirham ediyorum. Dikkatli dinlemelerini tavsiye ediyorum. Bu vatandaşımız, bu evindeki vatandaş kitaplığında İbn Mazur yok, müfredat yok, şey yok, Tacularus yok. İşte Zemahşeri'yi bilmez, Razi'yi bilmez. Bilmek zorunda mı? Kur'an'ı anlayabilir mi? Nasıl anlar? Kur'an bize bunu nasıl izah ediyor? Buyurun.

>> Şimdi hocam epeyce açtım. Yani

>> Kur'an'ı Kur'an

>> 90'a atmalık pas oldu yani hocam söyleyeyim. Yani güzel pas oldu.

>> O zaman o zaman şöyle başlayayım ben. Kur'an'ı doğru anlamak için Arapça bilme getirili olsaydı, Araplar doğru anlardı.

>> Araplar doğru anlardı. Nokta. Yani bunu altına şimdi ince at. Çok güzel yani.

>> Evet. Eyvallah.

>> Yani bugün Arap coğrafyası, Arapça konuşan toplulukların durumu

>> Anlamıyor.

>> Ortada.

>> Evet.

>> Yani demek ki bu kitabı anlamak için Arap olmaya gerek yok. Ayrıca ben benlikten Rabbime sığınırım. Benim gibi çok var. Benim bir akademik kariyerim yok. Ben imam hatip mezunuyum. İmam hatip mezunuyum ama ya buyurun hodri meydan. İsmi prof yazan bu işin uzmanları mealler yazmış insanlarla buyurun ot.

>> Çok özür diliyorum buna bir şey söyleyeceğim şimdi bazı yorumlarda Şinasi Güneş imam hatip mezunu ilahiyatçı mı, şu mu, bu mu, böyle şeyler yazıyorlar. Bakın burada o kişilere sesleneceğim.

>> Allah elçisi kitap nedir, iman nedir bilmezdi. Yani ilahiyatçı değildi.

>> Evet.

>> Kitap nedir bilenler ilahiyatçı. Anlatabiliyor muyum? Allah elçisi ilahiyatçı değildi. Allah Resulü. Siz söylenene bakacaksınız. Bu etiket, bu yekürkümiye düzenine biz karşıyız.

>> Bu program yekürkümiye saltanatına karşıdır. Profesörüm deyince hakikati mi söylüyor? Kur'an'dan konuşan insanın söylediğine bakacağız. Kur'an'a bakacağız.

Buyurun hocam. Onu da eleştirmiş olayım. Çünkü onu ben bir necedir söyleyesim vardı. Yani bugün Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mealini kaç kişilik ekip hazırlıyor? Belki 10-15 kişilik bir ekip hazırlıyor. Bu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın meal kariyeri olan insanlar ya. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mealinde ben birçok hata bulurum. Yani hiç ortalama ortaokul seviyesinde bir insana bile Arapça bilmeyen bir insana bile böyle kanıtıyla da ortaya koyarım. Yüzlerce hata bulurum. Dolayısıyla mevzu Kur'an'ı anlama konusunda akademik kariyere ihtiyaç yoktur.

>> Evet.

>> Yani Mekke'nin yani Muhammed Aleyhisselam selam olsun kitap nedir, iman nedir bilmiyordu. Etrafındaki insanların da öyle akademik kariyeri yoktu. Yani

>> Kitap nedir, iman nedir bilmeyen aslında ilahiyatçı olmadığını gösterir. Teolog değil.

>> Evet. Evet.

>> Yani konunun tarihsel köklerine dair bir malumatı yok.

>> Evet.

>> Vahiye muhatap olmuş ve onu içselleştirip beyan etmiş.

>> Ayrıca Kur'an'ın anlaşılmasını, anlaşılması konusunda işte Kur'an'da bir kelimenin 70 tane farklı anlamı var. Kur'an'ı biz anlayamayız diyen insanların aynı tartışmayı hadisler konusunda yaptığını hiç görmedim. Çok güzel yani. En uydurma, saçma sapan, aklın, mantığın ve fıtratın kabul etmeyeceği adına hadis denilen rivayetleri aklamak için 40 takla atıyorlar. Ama net, apaçık olan bir ayetin doğru anlaşılmasını engellemek için de 40 takla atıyorlar. Bu çok tuhaf. Bu insanların ayetlerle zoru var. Diyorum ki: Kur'an'ı anlamak zorsa, hadisleri anlamak niye zor değil? Rabbimiz buyurmuyor mu? "Biz bu kitabı senin lisanınla indirdik ve kolayca anlaşılmasını sağladık." Kur'an'ın lisanıyla Muhammed'in lisanı aynı lisan. Kur'an anlaşılmıyorsa hadis nasıl anlaşılıyor? Hadis anlaşılıyorsa Kur'an nasıl anlaşılmıyor? Bu kendi içlerindeki en büyük tutarsızlıklardan biridir.

>> Çok güzel bir paradoks.

>> Yani onlar ne yaparlar? Allah'ın ayetlerini geçersiz kılmak için cedel yaparlar. Boş sözlere sarılırlar. Kur'an'ın sesini bastırmak için gürültü çıkarırlar. İnsanları Kur'an'dan engellerler. Kendileri de ondan uzak dururlar.

>> Kur'an'ın etrafında bir gürültü kopartırlar. Onunla ilişkiliymiş gibi konuşurlar.

>> Evet.

>> Şimdi tahrif yaptıkları en çok yaptıkları şeylerden biri tahrif. İkincisi Kur'an'ın tek başına yetersiz olduğu adına hadis denilen rivayetlerin kitabı açıkladığını söylüyorlar. Ben diyorum ki: Tamam, Kur'an'ı adına hadis denilen rivayetler açıklıyorsa, bana hadislerle Fatiha suresini açıklayın. Var mı? Yok.

>> Orada tefsire gidiyorlar.

>> Tamam. Ama yani Kur'an'ı hadisler açıklıyorsa Fatiha suresini açıklayan bir hadis kaynaklarında böyle bir metin yok. Yok. E nasıl açıklamış o zaman? Eğer Kur'an'ı hadisler açıklıyorsa, biz evrenin genişlemekte olduğunu niye geçtiğimiz asırda öğrendik? Rüzgarların aşılayıcı olduğunu biz niye geçtiğimiz asırda öğrendik? Evren bir bütünken onun sonradan ayrıldığını biz niye geçtiğimiz asırda öğrendik? Bitkilerin çift yaratıldığını neden biz geçtiğimiz asırlarda asırda öğrendik?

>> Bunların Muhammed Aleyhisselam'ın

>> Suyla şeyin tuzlu suyun karışmaması meselesini.

>> Tamam işte bunları Muhammed Aleyhisselam'ın açıklaması gerekmiyor muydu? Onlara göre.

>> Var mı bunların hiçbiri? Yok. Kur'an'da ayetleri açıklayan rivayet. Ben ona rivayet diyorum arkadaşlar. Bunu böyle anlasın. Ben ona hadis demiyorum. Rivayet diyorum. Hadis benim için Kur'an'dır. Önce onu söyleyeyim. Yani çünkü bugünkü konumuzla da alakalı. Allah "Hadisin en iyisini müteşabih mesani bir kitap olarak indirdi" diyor. Benim için hadis Kur'an'dır. O yüzden ben onların hadis dediklerine ben rivayet diyorum.

>> Bu arada şeyi de belirtelim. İzleyenler bu konuda çok yanlış yönlendiriliyor ve izleyenleri bu şekilde kandırıyorlar. Biz sanki Allah elçisi Muhammed Aleyhisselam bir şeyi söylemiş, onu inkar etmişiz gibi anlatıyorlar. Bu rivayetleri kabul etmeyince diyorlar ki: Bunlar Resulü devre dışı bıraktılar. Onlar bu Allah elçisi. Bunların hadis dediği, sizin demin rivayet dediğiniz Kütüb-i Sitte'de yazılmış olan o sözleri söylemiş mi? Şimdi hocam

>> Bakın bu önemli bir husus çünkü çünkü buradan yükleneceklerini biliyoruz. Yani

>> Ben bir şey soracağım şimdi. Az önce bir şey söyledik. "Siz alemlerin rabbini ne zannediyorsunuz?" diye bir şey sorduk. Bir devletin hakimi devletin anayasasına madde ekleyebilir mi?

>> Ekleyemez.

>> Ekleyemez. Değil mi? Devletin hakimi devletin anayasasına madde ekleyemiyorsa, Allah'ın elçisi Allah'ın yasasına nasıl madde ekleyebiliyor? Allah'ın devlet kadar otoritesi yok mu? Bu soruya cevap versinler. Yani Allah'ın devlet kadar otoritesi yok mu? Yani devletin hakimi devlet adına yasa çıkaramıyor ama Allah'ın elçisi Allah adına yasa çıkarabiliyor. Ya yani diyorum ki ya siz yani siz alemlerin rabbini ne zannediyorsunuz? Yani bu bu soruyu insanların kendine sorması lazım. Ya nasıl bir Rabbe, nasıl bir Allah'a inanıyorum ben ya? Yani Allah'ın dışında bir ilah yoktur demek ne demektir? Yani insanlar ilah, la ilahe illallah slogana döndürmüşler. La ilahe illallah'ı slogana döndürmüşler. Ya la ilahe illallah ne demek? Allah'ın dışında bir referans yoktur demek. Allah'ın dışında referans yoktur. Siz Allah'ın dışında göstereceğiniz her referans sizin ilahınızdır. Ali İmran 79. ayette: "Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve nebilik verdiği bir beşerin, Allah'ın yanı sıra bana da kulluk edin demesi düşünülemez." der.

>> Evet.

>> Ne der o nebi? "Okuyup ders aldığınız kitabı gereği olarak rabbani şahsiyettir. Yönünüz rabbinize olsun. Bana değil. Yönünüz rabbinize olsun. Çünkü Allah'a kulluk Allah'ın kitabına göre yaşamakla olur. Siz rivayetleri din edinirseniz nebiyi kulluk edersiniz. O da kendi uydurduğunuz nebiye kulluk etmiş olursunuz." Ve dikkat edin 80. ayet çok çarpıcıdır: "Size imanınızdan sonra kafir olmanızı mı söyleyecek?"

>> Siz iman ediyorsunuz. Dininiz İslam diyorsunuz. Allah tek ilah diyorsunuz. Ama yanına Allah'ın otoritesinin yanına elçiyi koyduğunuzda imanınızdan sonra kafir oluyorsunuz.

>> Bu işin hiç şakası yoktur.

>> Yani gerçeği örtüyorsunuz.

>> Evet.

Şimdi konumuza yavaş yavaş girelim.

>> Evet.

Şimdi, geleneksel inanca sahip olan arkadaşlarımızı bunun dışında tutuyorum ben. Çünkü onlar kendilerince tutarlılar. Kur'an yetmez diyorlar. Tamam, rivayetler, hadisler, tefsirler, fıkıhlar, bilmem. Onların kendi kaynakları var. İnsanların inançlarına saygı duyuyorum. Ben öyle inanmıyorum. İnanç özgürlüklerine saygı duyuyorum.

>> Zaten Kur'an'da "Leküm diniküm veliyedin." Sizin dininiz size, bizimki bize diyor. Tabii.

Ben şimdi özellikle Kur'an'ı merkeze aldığını iddia edenlere söylüyorum. Şu soruya cevap arasınlar ve etrafımızda o Kur'an'ı merkeze aldığını iddia edenlere şu soruyu sorsunlar. Cevabını verebilecekler mi? Mesela der ki: "Kitabun uhkimet ayatuhu." Ayetleri muhkem kılınmış diyor. Hud suresi 1. Muhkem kılınmak demek dış etkenlere karşı kitabın korunması demek. Bozulmalara karşı, dış etkenlere karşı korunmuş, sağlamlaştırılmış bir kitap der. Hac suresi 52, 53, 54'ü okuduğumuzda şeytanların kattıklarını Allah'ın def ettiğini ve ayetlerini sağlamlaştırdığını söyler. Şimdi ben soruyorum. O bir kelimeye bile, o Kur'an'ı merkeze aldığını iddia edenler de yapıyor bu hatayı da, bir kelime birçok anlama gelir diyenler. Kur'an'dan, açık söyleyeceğim, salattan namazı çıkaranlar. Mesela bugün yapılan haccı veya siyamı kendi yorumlarına göre yorumlayanlar. Kur'an'ı yeterli gördüğünü iddia edip de diyorum ki: Ben bu soruya cevap verebilir misiniz? Allah ayetlerini nasıl sağlamlaştırmış? Şeytanların kattıklarını nasıl def ediyor? Bana bu sorunun cevabını verebilirler mi? Açık söylüyorum. Veremezler. Buyursunlar versinler. Tek bir cevabı var: Kur'an'daki müteşabih mesani. İslam. Tek bir cevabı var: Kur'an.

Şimdi ben soruyorum. Zümer 23. ayet. Bu kitabın müteşabih mesani bir kitap olarak indirildiğini söylüyor mu?

>> Açıkça söylüyor.

>> Açıkça söylüyor. Peki Hicr suresi 87. ayetteki "seba mesani". "Seba" kelimesinin köküne inerseniz, oradaki mevzunun yediği olmadığını, tam kapasiteli donanımlı, içi doldurulmuş ve sağlamlaştırılmış bir mesaneyi ifade ettiğini söylüyor. Orada 7, 7 geçmez orada. Dolayısıyla bu kitap tam donanımlı mesani bir kitap. Peki bu kitabı mesani olarak okuyan kim var? Hanginiz bu kitabı

>> Mesani nedir hocam izleyici için?

>> Ve ikili simetri hocam yani şöyle.

>> Zıtlık, zıtlık ilişkisi mi?

>> Zıtlık ilişkisi de var.

>> Ha.

>> Benzer anlamlı kelimeyi ikiz olarak aynı ayette kullanma da var.

>> Tamam.

>> Veya aynı konudan bahseden iki ayeti birbiriyle detaylandıran ayetler de var. Ama işin en kritik noktası zıtlık.

>> Aslında. Düalite yani bir dualite yani diyalektik bir içerik var. Yani birbirini tamamlayan, zıttıyla anlam bulan bir içerik var. Bu da bir sistemli olarak

>> Kesinlikle sistem. Tesadüf. Kitabın sistemi bu. Doğru mu?

>> Tesadüf kesinlikle değil. Şimdi biz bu kitaba iman ediyor muyuz?

>> Tabii.

>> Ediyoruz. Bu kitap mesani diyor. Mesani sistemle indirilmiş. Bize hep şu eleştiri geliyor ya: "Siz Kur'an'ı merkeze aldığınızı iddia ediyorsunuz. Tek kaynak Kur'an diyorsunuz. Kur'an kendisini açıklar diyorsunuz. Fakat hepiniz ayrı telden çalıyor."

>> Doğru.

>> Tamam mı? Biriniz namaz var diyor, biriniz yok diyor. Biriniz 19 diyor, biriniz öyle diyor, biriniz böyle diyor. Tek merkezde buluşamıyorsunuz. Bu eleştiri yapanlar, dışarıdan bu eleştiri yapanlar haklılar.

>> Haklılar. Haksızlık nerede? Kur'an'ı merkeze aldığını iddia edenlerin tutarsızlığında. Doğru.

>> Tutarsızlığında. Açık söylüyorum. Bu kitabı müteşabih mesani olarak inen bir kitabı mesani olarak siz niye okumuyorsunuz? Eğer bu kitap mesani olarak okunursa herkes aynı noktada buluşur. Yani mesani sistemi ben bir iskelet olarak görüyorum. Bu iskelet bizi direk ana direk. Bu iskelet bizi sağa veya sola sapmamızda, daha doğrusu daha doğru anlaşılsın diye diyorum. Kelimelerin anlamlarını sağa sola çekme konusunda bir tutunacak dal oluyor bize.

>> Harika. Peki şimdi hocam tam mesane sistemle ilgili bence iyi bir girizgah oldu. Yani sistemle ilgili bir ilgi ve merak uyandırdığı kanaatindeyim. Şu demin ifade ettiğiniz şeye bir katkıyla mesani sisteme şey yapayım. Şimdi bazı Kur'an merkezli olduğunu söyleyen çevreler, rivayetler din değildir, dinin kaynağı değildir derken örneğin kadın haklarını anlatırken peygamberin şu eşi şöyleydi, bu eşi böyleydi, bu böyleydi diyerek aslında rivayetlere gidiyorlar. Ben de içimden hep diyorum ki: Ya onu yapma. İçimden diyorum, kendisine söyleyemiyorum. Fırsat bulduğumda söyleyeceğim. Onu yapma. Niye? O rivayete gidersen rivayette kadının aleyhine daha çok fazla şey bulursun. Yani sen lehe olan iki şey bulursun, getir söylersin. Ama aleyhine 2000 söz vardır orada. Hepsi uydurmadır. Allah Resulü bu sözleri söylemedi.

>> Ona iftira ettiler bunları. Çünkü Allah Resulünün ahlakı Kur'an ahlakıdır. Kur'an'la ahlaklandı. Tamam.

Şimdi Kur'an'ı merkeze almak demek, Kur'an dışındaki hiçbir kaynağa tevessül etmemek. Kur'an'ı kendi içinde anlamlandırma, anlamak. Mesani sistemin özelliğini, güzelliğini anlattınız. Şimdi bunu somutlamanızı istiyoruz. Şimdi

>> Yani bunu somut, bizi izleyen vatandaşlar bunu nasıl anlamalı, nasıl tatbik etmeli? Bu nasıl bir yöntemdir? Bunu bir açalım, irdeleyelim.

>> Mesani sistem şöyle. Kur'an'da kelimelerin aynı ayette veya devamındaki pasajda birbirinin kelimeleri birbirinin zıttıyla kullanmasıyla anlaşılabilir bu.

>> Tamam.

>> Yani birçok örnek verebiliriz buna. Örneğin daha önce de işlediğimiz salat konusunu işlediğimizde söyledik. Kıyamet suresi 31-32 diyor ki: "La saddaka ve la salla."

>> Evet.

>> "La saddaka ve la salla." Yani o onaylamadı, salla da yapmadı. Şimdi bir sonraki ayette bu iki kelimenin zıttını verecek bize. Lakin kezzebe

>> Yalanladı.

>> Yalanladı ve tevella sorumluluktan kaçtı, bağ kurmadı, yani sorumluluktan kaçtı.

>> Evet.

>> Dolayısıyla siz eğer bu kitaba iman ediyorsanız, sallaya tevellanın zıttı dışında anlam veremez.

>> Saddakaya da kezzebenin dışında veremezsiniz. İkisi de orada anlamını açmış oldu.

>> Evet. Evet. Evet. Mesela siz kezzebenin ne anlama geldiğinde anlamakta zorlanıyorsunuz. Size hemen mesani sistem imdadınıza yetişiyor. Tamam mı? Diyor ki: Onu zıttıyla kullanarak bu kelimenin özünün ne olduğunu bize izah ediyor.

>> Sadık olmamak.

>> Evet. Yani onaylamamak, tasdik etmemek,

>> Onaylamak.

>> Yalana sarılmak, sadık olmamak, yalana sarılmak. Yani kıyamet 31-32 bu kelimeleri bize mesani sistemde anlamını ne yapıyor? Veriyor. Başka ayetler secdeye örnek verelim. Secde: "Onlar Allah'ın ayetleri okunduğunda harru sücceden diyor, hayranlıkla secde ederler ve onlar büyüklenmezler."

>> Hı.

>> Secde ederler, büyüklenmezler. Melekler secde etti, iblis büyüklendi.

>> Tam zıttı.

>> Aslında oradaki kavramın manasını açıklıyor.

>> Açıklıyor işte.

>> Çok açık. Bunun için herhangi bir şeye ihtiyaç yok.

>> Kesinlikle. Kelimenin anlamı secdeye ne anlam veriyorsanız verin, büyüklenmenin zıttı anlamı vermek zorundasınız. Eğer bu kitaba iman ediyorsanız, bu kitap yani Allah "Hadisin en iyisini müteşabih mesani bir kitap olarak indirdi" ayetine iman ediyorsanız, bu sisteme secde edeceksiniz. Etmiyor musunuz? Büyüklenmiş olursunuz.

>> İblisin yaptığını yaparsınız. Ya kendiniz bilirsiniz ya. Benim için bir problem yok. Kendiniz bilirsiniz.

Yani şeye gelelim, başka örnekler verelim doğru anlaşılsın diye.

>> Daha iyi olur. Oturur.

>> Çok var çünkü bende örnek çok var.

>> Tabii.

>> Mesela Şems suresi 8. "Felhem fücureha ve takvaha" diyor. Fücurunu ve takvasını ona ilham edeni diyor.

>> Evet.

>> Bunu biraz daha açalım arkadaşlar. Sad suresi 38. surenin 28. ayetine gelsinler. "Biz salih salih amel işleyenleri fesatçılarla bir tutar mıyız? Ve takvalıları da facirlerle bir tutar mıyız?"

>> Evet.

>> Ne diyor bak? Salih amelin ne olduğunu mu merak ediyorsun?

>> Evet.

>> Bozguncunun zıttı. Biri bozulan, biri bozuyor.

>> Tabii. Fesat, ifsat, bozmak demek. Yani

>> Bozmak. Salihat ne demek? Bozulanı düzeltmek demek.

>> Düzeltmek. Evet.

>> Yani bozulanı düzeltmek demek. Facir ne demek? Facir din, iman, sınır tanımaz demek. Hakkı Yılmaz hocam bunu çok güzel tarif ediyor. Dinin, din, iman, sınır tanımaz diyor. Gerçekten öyle. Yani ilkesi sınırı yok.

>> Evet.

>> Yani hırsızlık yapma imkanı buldu mu yapan, zina yapma imkanı buldu mu yapan, onu tutan, engelleyen hiçbir şey. Yırtık yani.

>> Yırtık. Evet. Hacir

>> Takva bunun tam tersi. İlkeleri, sınırları olan ve bu ilkelerle, sınırlarla

>> Kendini koruyan,

>> Evet.

>> Korumaya alan neyle?

>> İlkeleri de koruyan.

>> Evet.

>> Evet.

>> Şimdi

>> Aslında takva orada şu olmaz mı hocam? Bir anlamı itibariyle de, Kur'an'ın ana ilkelerini koruyan ve bu sebeple kendini de koruma altına, Allah'ın koruması altına girmiş olan. Tabii.

>> Yani bunun da zıttı facir.

>> Facir, yırtık. Hiçbir kural tanımaz. Hiçbir söz dinlemez. Eline imkan geçtiği zaman

>> Dolandırır, çalar,

>> Yapar.

>> Evet.

>> Zulmeder. Şimdi dolayısıyla Kur'an'da bu sefer ne diyor? "Allah'a karşı takvalı olun" demek zaten Allah'ın koyduğu sınırları taşırmayın demektir. Ve dolayısıyla biz Allah'ın sınırlarına uyduğumuz için hem zaten hem dünyada kendimizi koruruz. Facir olmayan insan kendini korur.

>> Tabii.

>> Hem ahirette de kendimizi korumuş oluruz. Geçen günlerde hatta işledik. Ben özellikle bana din konusunda İhsan Hoca'nın orada sohbet ederken, yani İhsan hocamız selam olsun.

>> İhsaneli Açık. Evet.

>> Evet.

>> İnşa Kültürevi'nde. Bugün de hatta Eray Hacı Osmanoğlu'nun bir sohbeti olacak.

>> İzleyenlerimiz İnşa Kültürevi'ne bugün sohbeti dinlemeye katılabilirler. Çok güzel bir sohbet olacak. Tavsiye ediyoruz biz.

>> İnternetten de bulabilirler. İnşaat Kültürevi'nin internet sayfalarını takip edip arayıp orada bir Orhan Baba var bizim.

>> E, Orhan Babayla konuşursanız sizi misafir etmek için can atar. Orhan abi çok bu işte çok gayretli bir abimizdir.

>> Ona da selam olsun.

>> Eyvallah.

>> Sizin sohbetlerinizde şeyde var. Atıf yapacağınız sohbette YouTube kanalınızda mevcut. Yani merak edenler ona da bakabilirler.

>> Evet.

Şimdi orada konuşurken, insan abinin bir sözü var da ate, var ya bu ona katılıyorum veya katılmıyorum anlamına gelmesin. Önce onu söyleyeyim. Mesela ateistlerden, ateistlerin içerisinde de iyilerle cennete gidebilir konusu tartışılıyorken.

>> Evet.

>> Ben orada şöyle bir soru sordum. Dedim ki: İslam dini nedir? Müslümanlardan başkası cennete gidemez diyenler oldu. Dedim ki: İslam dini nedir? Dediler ki: İşte Allah, İslam'dan başka bir dini kabul etmez. Allah indinde tek din İslam'dır. Peki siz bu ayetleri öyle mi yorumluyorsunuz? Dedim. Evet, tabii öyle yorum. Peki dedim, o zaman Bakara 62, Maide 69, Hac 17 ne diyor? Bana bunu izah edin dedim. Eee, Kur'an'da çelişki var mı? Yok. Eğer Kur'an'da çelişki yoksa bana bunu izah edin.

>> Evet.

>> Şimdi izahını yapamadılar. İşte hocam buraya mesane sistem Hızır Hızır gibi yetişiyor. Şimdi: "Din Allah'a halis kılıncaya ve fitne ortadan kalkıncaya kadar onlarla çarpışın."

>> Evet.

>> Dinin karşısına fitneyi konumlandırdı hocam. Mesani sistem fitne nedir? Sosyal düzenin bozulmasıdır. Toplumu ateşe atan, sıkıntıya sokan durumlardır.

>> O zaman bunun zıttı din ne olur? İnsanları sıkıntıya sokmayan,

>> Evet.

>> Barışı, esenliği sağlayan,

>> Çatışmayı engelleyen

>> Düzendir.

>> Her türlü sıkıntıdan uzaklaştıran, her sıkıntıdan uzaklaştıran düzen, kurallar sistemi. Kur'an.

>> Evet.

>> O zaman İslam dini, İslam dini o zaman ne olur? Az önce tarif ettiğimiz barışı, huzuru, esenliği sağlayan, sıkıntıları, çatışmayı yok eden sosyal düzen olur mesani sistemde. O zaman siz Ali İmran 19'u "Allah indinde tek sosyal düzen barışı sağlayan, barışı tesis eden düzendir" diye okursanız, o zaman bir çelişki kalmaz. "İnsanlığın barışını, huzurunu, esenliğini sağlayan, çatışmayı, huzursuzluğu yok eden bir sosyal düzen dışında hiçbir düzen Allah katında kabul görmeyecektir" diye okursanız Ali İmran 85'i, o zaman ne olur? Hiçbir sıkıntı, hiçbir çelişki kalmaz.

>> Kalmaz. Yani Kur'an'a baktığımız zaman mesela hocam, e yine mesaneden gidiyoruz. Eee, Kur'an Müslim'i de mücrim zıttı olarak konumlandırıyor. "Biz Müslimlerle mücrimleri bir tutar mıyız?" diyor. Tamam mı? Mücrim

>> Sürekli suç işleyip suçta ileri giderek toplumun düzenini bozan demek lazım.

>> Cürümden geliyor.

>> Cürümden geliyor. Müslim ne demek? Müslim bunun zıttı ne olur? Toplumun düzenini sağlayan, barışa hizmet eden, barıştan taraf olan. Yani şimdi insanlar Müslüman diye bir isim çıkarmışlar. Kur'an'da Müslüman geçmez. Müslim geçer.

>> Müslim geçer. Müslim kök nedir? Kök Selemedir.

>> Seleme.

>> Ama Müslim selemenin ismi faili değildir. Eslemenin ismi failidir.

>> Peki esleme ne olur? Şöyle başka bir kelime üzerinden örnek vereyim. Nezele indi. Enzele indirdi.

>> İndirdi.

>> Peki Seleme barışsa, esleme barışı tesis etti. Barıştan yana oldu. Barış için çalıştı. O zaman Müslim ne olur? Barıştan yana olan, barışı tesis eden, çatışmayı, huzursuzluğu ortadan kaldıran olur.

>> Cürüm. Cürümün bütün türlerini ortadan kaldırır.

>> Evet.

>> Evet. Bütün türlerini ortadan kaldırır.

>> Aslında Kur'an'da mücrim geçen ayetlere bakıldığında oradaki e işlerin tamamen ortadan kalkmasını sağlayan kişiye Müslim denir.

>> Müslim.

>> Evet. Yine başka ayetlere, kelimelere gideyim. Mesela mümin. Mümin kelimesi kendisi güvene kavuşmuş ve güveni tesis eden demek.

>> Evet.

>> Kendisi güvene kavuşması iki türlü anlaşılabilir. Bir, kitaba ikna olmuş, bilgiye dayalı olarak ikna olmuş ve güveniyor.

>> Evet.

>> Aynı zamanda kendisi de güvenilir ve güveni tesis ediyor. Bir insan toplum tarafından güven vermiyorsa, insanlar o kişiden dolayı emin değilse, o insanın ne olursa olsun kendini ne diye isimlendirirse isimlendirsin Kur'an'a göre mümin değildir.

>> Evet.

>> Mümin kendisi güvende olan, güvenen ve güveni tesis eden demektir. Müslim gibi aynı, aynı Müslim'le aynı kalıpta. Emene, seleme tabi.

>> Mümin, Müslim aynı kalıp. Dolayısıyla güveni tesis edendir mümin. Duruşu da güven verendir. Bunu müminin zıttını Kur'an münafık olarak

>> Konumlandırıyor. Kafir diye konumlandırmıyor.

>> Kafir başka tabii.

>> He, biz öyle insanlar öyle düşünüyor. Ya mümindir ya kafirdir değil. Müminin zıttı münafıktır. Münafık nedir? Duruşu güven vermeyen.

>> Altına oyan.

>> He.

>> Tarlanın altına oy.

>> Tarlanın altına oy.

>> Orada yer boğa fareleri var. Ona yer boğa faresi diyorlar. Onun oyuklar açarak tarlanın altına oyması.

>> Evet.

>> Şimdi şöyle bir durum da var. Aynı zamanda ben ona bir şey daha ekliyorum. Kendisinin de içi oyulmuş. Omurgası yok.

>> Oyulmuş omurgası. Evet.

>> Omurgası yok. Şey gibi yani rüzgar ne tarafta o tarafa eğilen tipler vardır ya. Yani çıkarı menfaati nereden geliyorsa o tarafa eğilen, belli bir duruşu olmayan, duruşu güven vermeyen demektir.

>> Bir örnek vereceğim. İsmini söylemeyeceğim.

>> Bugün bugünlerde kamuoyunda epeyce meşhur bu Kur'an yeter, Kur'an dışında kaynaklara itibar etmeyen diyen bir zat-ı muhtereme bir gün yazdım. Bir mesaj yazdım telefonuna. Dedim ki: Bu salatın namaz diye tercüme ediyorsun ya, bunun böyle olmadığını sen de biliyorsun dedim.

>> Evet.

>> Bana bir cevap verdi. Abi dedi, onu dedi bir gün kahve içerken konuşalım dedi. Şimdi uygun değil dedi. İşte o da biliyor onun öyle olmadığını. Peki bildiği halde bunu bu şekilde yapan kişi

>> Münafık

>> Ne olmuş olur? Münafık mı olmuş olur?

>> Kanıtlarım. Şimdi Ali İmran 7. ayet. Kur'an kalbinde hastalık olanlar hep münafıklar için kullanır. Kalbinde hastalık olan iki yüzlüler der. Münafıklar der. Şimdi münafıklar ne yapar? Ali İmran 7. ayete göre konuyu kendi tevillerine doğru çekmek için müteşabihlere sarılırlar der. Veya Hac suresi 52, 53, 54. Şu ayetlere bakıldığı zaman elçi bir şeye temenni ettiğinde şeytanlar onun temennisine bir şeyler katar. Allah bunu ne için yapar? Kalbinde hastalık olanlarla gerçek mümin olanları ayırmak için bir fitne yapar.

>> Evet.

>> Aslında bu kavramlar birer fitnedir. Fitne. Bakalım sen bu kitaba güveniyor musun? Bu kitabın içerisindeki sisteme güveniyor musun? Yoksa şeytanların kattıklarının peşinden mi gideceksin? Yani mümin misin, münafık mısın? Bu kitabın içerisinde namazı bulamayıp da, yani en Kur'an'ı merkeze aldığını iddia eden hocalarımız var. Onlardan çok şey öğrendik. Allah onlardan razı olur inşallah. Emler ol. Bizim kimseyle bir sıkıntımız yok. Biz doğru anlaşılsın diye uğraşıyoruz. Yani şeyleri geçtim. Kur'an tek kaynaktır ama Kur'an'a uygun rivayetleri alırız diyenleri de geçiyorum. Bunlara itibar etmeyip de iş salata sıra geldiği zaman tevatüre

>> Gidiyorlar.

>> Gidenlere diyorum. Kur'an'da tevatür diye bir kaynak var mı? Yok. Şimdi Kur'an'da şöyle ifadeler var hocam. Mesela Firavun'un halkı da diyor Musa'ya: "Biz atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

>> Duymadık. Böyle bir tevatürümüz yok.

>> Şimdi bize şunu diyorlar ya: "Sizin gibi konuşan kimse yoktu. 1400 yıldır kimse bilmiyordu da sen mi biliyordun?" diyenler var.

>> Bu bu söylem birebir biz atalarımızdan böyle bir şey duymadıkla aynıdır.

>> Aynıdır.

>> Tamam mı? Bu Muhammed Aleyhisselam'a da söylendi, Musa'ya da söylendi. "Biz atalarımızdan böyle bir şey duymadık." Şimdi öbür taraftan tevatürü Kur'an'a getirip dayatanlara söylüyorum. Kur'an'ı merkeze alıp da hatta rivayetleri de Kur'an'a dayatmayıp da Kur'an'ı kendi iç sistematiğinde okuyup öyle yorumlayan ama iş bazı kavramlara geldiğinde, sıyama geldiğinde, salata geldiğinde tevatüre sarılanlara diyorum. Madem tevatüre sizin için kaynaksa, o zaman sağlam duruş gösterin. O zaman tesbihi ile sayı boncuğu yapın. Tevatür

>> Tabii tevatür öyle.

>> Tevatür öyle. Zikir Allah Allah diye kafa sallamak yapın. Samimiyseniz bugün yapılan hac ritüellerini de kabul edin. Tevatürle gelmiş.

>> Tabii.

>> Köleliği, cariyeliği de kabul edin. O da tevatürlü geliyor. Şimdi son son 100 yılda ortadan kalkıyor. Artık artık çok iş görmediği için artık son yıla kadar bu tevatürle geldi. Kabul edin o zaman. Tevatür tevatür. Eğer siz samimiyseniz, e bunları, bunu söyleyen hocalarımız bugün yapılan haccın Kur'an'a uygun olmadığını zaten söylüyorlar.

>> Sakalı din yapın.

>> Hırkayı iman yapın.

>> Din yapın. Evet.

>> Sarığı efendim ikrarı yapın. Yani dinin kaidesi yapın. Ve daha da çarpıcı hocam kitabın bir kısmında mana arıyorlar. Bir kısmında ise o şey yapıyorlar. Tevatüre gidiyorlar.

>> Tevatüre gidiyorlar.

>> Burada diyorlar bir mana derinliği var. Kitabın dışında kaynak olmamalı. Ha bu da tevatüren var diyorlar. Bu da bak tevatürle gelmiş. Ya şimdi o zaman bu Kur'an'ımızdaki bu onlar kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını kabul etmeme hususiyetine mi denk geliyor?

>> Evet. Kesinlikle.

Şimdi Ali Araf 169'da İsrailoğulları eleştirirken eleştirilirken şöyle der: "Onların hoşuna giden bir şey olduğunda onu gelip alıyorlar. Hoşuna gitmeyen bir şey oldu mu da başka kaynaklara gidiyorlar."

>> O zaman bu is bunu yapanların hepsi İsrailoğlu kapsamına giriyor.

>> İsrail, İsrailoğulları kesinlikle. Ne yapıyorlar? "Ey İsrailoğulları hakikate batıl elbisesi giydirip hakikati gizlemeyin." Tevatür hak mıdır? Ya şunu diyebiliyor musunuz ya? Tevatürül hak'tır diyemiyorsunuz değil mi? Diyemiyorsunuz. O zaman batıldır.

>> Hak değilse batıl.

>> Çünkü Kur'an'la mesani sistemde hakkın zıttı batıldır.

>> Evet.

>> Tamam mı? O zaman tevatür de batıldır. Eğer bu kitap elhaksa, bu kitabın dışındaki batıldır. Ya batıldır derken bu tarihin konusu olabilir, felsefenin konusu olabilir,

>> Coğrafyanın konusu olabilir. Neyin konusu olursa olsun bizi ilgilendirmez. Din konusunda batıldır.

>> Din konusunda batıldır.

>> Tarih konusunda tartışırız. Problem yok. Ama konu tarih yani din değil.

>> Hatta

>> Dolayısıyla şimdi eğer

Biz tebatüre geleceksek ben çok konum olmadığı için çok derine girmeyeceğim ama yüzeysel mutlak kabul görmüş. Birkaç tane %100 kabul görmüş. İki tane veri söyleyeyim. Kur'an'la çelişen mesela geleneğe göre Tebbet suresindeki Ebu Leheb'i Firavun ve Firavun'un karısı, özür dilerim Ebu Leheb peygamber amcası ve onun karısı olarak anlatılır. Kur'an'a göre Ebu Leheb ateşi körükleyendir. Bir semboldür. Bir prototiptir o. Ya prototip derken kötünün prototipidir. Nedir? Ateşi körükleyen yani toplumu kendi çıkarı menfaati için toplumu yakan ve onun imraesi de odun taşıyan.

Odun taşıyan yani onun gücüne medya olabilir. Evet. İşte kanaat önderleri olabilir. Ona destek verin. İş adamları olabilir. Hamalel katap yani. O o onun körüklediği ateşe odun yap. A ateşe odun taşıyor. Karısı falan değil yani.

Şimdi o zaman bir dakika hocam sadede girelim. Yani şimdi siz damardan giriyorsunuz. Evet hocam bir şey söyleyeyim. Ondan sonra sen devam et. Kur'an'a göre buraya firavundur. Açarım isterseniz onu da. Yani firavundur. Şimdi siz söyleyin.

Şimdi o zaman bir dakika. Şimdi bir dakika. Şimdi siz şunu mu diyorsunuz? Yani hani öyle başlar ya. Şunu mu diyorsunuz? Şimdi hocam eğer Ebu Leheb orada bakın bugün bu isimde yaşayan bir zat-ı muhterem ya da işte neyse yok iken mevcut değil iken onun tarihte yaşamış misyonunu tamamlamış ve bugün bu hadisenin bizimle hiçbir ilgisi yok. Bu oldu bitti. Bu ayet orada yaşandı bitti. Buradan bizim bir payımız, bir nasibimiz yok demek bu kitap Esatirin Evvelin, eskilerin masallarıdır demektir. Öyle değil mi? Kesinlikle. Yani kitap zaten Yusuf suresinde de başka yerlerde de bunun bu şekilde yaklaşılmasının yanlış olduğunu söylüyor.

Şimdi o Ebu Leheb ateşin babası. Niye onu öyle çevirmiyorsun? Çünkü bilinçaltında senin tevatür var. Uydurma rivayetler var. Uydurma sahte din var. Sahte din. Allah elçisine iftira edilen sahte dini var. Hammalar Al Hap da onun karısı şey diyor imra ediyor. Hocam ben imrı karısı olarak demiyorum aslında. Onun emrinde onun gücüne güç sağlayan odun taşıyan o ateşi yaktı ya diyelim ben bir ateş yaktım. Yaktım ateşi. Siz o ateşe odun taşıyorsunuz. Nedir? O ateşin yanmaya devam etmesini sağlıyorsunuz.

Şimdi mesane sistemli ayeti hayatımıza getirelim. Tebbet Ebu Lehebin ve tep. Bu ateşi yakanın bir de kudreti varmış. Gücü varmış. Yani bir güç yet. Oradaki el güç demek. Eli kahr oldu. Şimdi etki alanı. Etki alanı. Şimdi bugün birisi çıktı. Tebbetin zıttı da kespir hocam. Kesp. Evet. Birisi çıktı. Birisi çıktı. Bir iftira kampanyası başlattı ya da bir efendime söyleyeyim devletimiz, milletimizin, bayrağımızın aleyhine bir kampanya başlattı birisi. Bir misal olsun diye söylüyorum. Niye? Bizim milletimiz vatanını sevmek bizim şeyimizdir. Yurdumuzu sevmek bizim kitabımızda bize vaaz edilen bir hususiyettir. Yurdumuzun vatan sevgimize karşı bir faaliyet yapılıyor. Bu bir ateş. Buna da birileri sürekli medyadan yahut da işte bilmem nereden çeşitli şeyle odun taşıyorlar. Yani onu büyütüyor, harlıyorlar ve bunun etki gücü artıyor. Şimdi örnek olarak verdim. Bu bu tam bu olur mu? Aynen.

O zaman bu ayet bizim sürekli hayatımıza hitap ediyor değil mi? Yani tarihte yaşandı bitti olmuyor. Sürekli güncel olarak hayatımızda hitap eden bir sureye dönüyor. Tebbet suresi. Yani Kur'an'da hocam Kur'an'da bu arada vatan meselesi bir örnek. Sadece vatan konusunda değil. Vatan bizim değerimiz, özümüz, yurdumuz, hanemiz ama başka konularda da mesela bu ateşi yakıp ona odun taşıyanlar. Evet. Şimdi bu mu evrensel mesajdır yoksa 1400 sene önce yaşamış bir kişi Ebu Leheb olduğunu söyleyen tevatüre kulak vermek mi? Tevatüre göre Ebu Ebu Talip de müşrik olarak ölmüştür. Ama ben diyorum Ebu Talip'e ben selam olsun diyorum. Ebu Talib'i müşrik yapan Abbasilerdir. Geriye dönük tarih yazmışlardı. Ali'nin babası olduğu için. Ali'nin babası ol yani neymiş efendim? Ölüm anında en en rivayet en meşhur rivayet ölüm anında Muhammed Aleyhisselam gitmiş amca yanında da Abbas varmış ki Abbas o zaman Abbas da müşrik. Yani Muhammed'le birlikte Ebu Talip'in yanına gitme şansı yok. Tamam. Ama Abbası Allah'yı pulluyorlar ya. Orada açık veriyor zaten. Kimin ne olduğu açık veriyor. Amca kelime-i şehadet getir de mümin olarak öl de ben sana şefaat edeyim. Şimdi neresinden tutalım bu rivayeti? Bir Abbas Mekke Mekke'ye fethedilince sözüm artık Müslüman olduğu bilmiyorum. Öyle söyleniyor. O zaman Abbas da müşrik. İki, son nefeste imanın geçerisiz olduğunu Kur'an defalarca söylüyor. Defalarca söylüyor. Firavun kısasında da var. Evet. Firavun kıssasında var. Nisa 171'de de var. Öleceğini anlayınca tövbe edenin tövbesi kabul olmaz diye. Bu kadar. Ondan sonra üç peygamberin şefaati yok. Şefaat edemez. Böyle bir şey teklif edemez. Bir de Kasas 56. Sen sevdiğini doğru yolu gösteremezsin. Parantez içinde Ebu Talip Allah dilediğine yol gösterir. Parantez içinde Abbas yazanlar var. Evet. Tamam mı? Dolayısıyla 10 yaşında çocuğunu Muhammed'in yanına veren Ebu Talip diğer diğer oğlunu da yine Muhammed'in o Habeşistan'a hicret edenlerle birlikte gönderen Ebu Talip. Muhammed ölene kadar onu koruyan Ebu Talip şimdi bana bize gelip anlatıyor. Ebu Talip müşrik olarak ya kusura bakmayın ya ben o yalanlara inanmıyorum. Allah Ebu Talib'i nereye koyduysa beni de oraya koysun.

Onun dışında ilk vahyi nerede aldı? Hira mağarasında aldı diyorlar da mesela. Kur'an'a bakıyoruz. Ben Kur'an'da Necim suresinde Sidre-i Münteha'da Cennetül Meva, kiraz ağaçları, bahçe, barınak hiç mağaraya benzemiyor hocam. Yani mağaraya benzemiyor. Hiç mağaraya benzemiyor. Dolayısıyla demek istiyorum ki benim tevatür diye bir kaynağım yok. Hakkı Yılmaz onu Cirane Vadisie şeyde aldı yani açıklık şeyde onu tam şimdi anımsayamadım da o da Hira mağarasında olmadığı yönünde bir şey. Bir de orada bir incelik daha var. Rivayetlere göre yani Allah elçisine iftira edilen uydurmalara göre Cibril geliyor oku diyor. Birinci oku ikinci oku. Okuma bilmem diyor. Yaradan rabbinin adıyla oku diyor. İki tane okuma kaybolmuş. Eğer doğruysa Kur'an'da iki tane oku yok. Yani üç oku var orada rivayette. Üç defa oku diyor ama bir tane ikra var orada. Eğer hani o rivayet doğruysa eğer iki tane oku gitmiş. Evet. Boşa gitmiş yani. Evet. Geçmemiş kitaba. Bu da kendi kendilerinin çelişkisi oluyor. Yani tezatlar Kur'an'a baktığımız zaman Kur'an'da sidre-i münteha diyor en sondaki kiraz ağacı diyor. Cennetül meva işte bahçe barınak. Mescid-i Aksa. Orada bir Mescid-i Aksa soyut olarak da okunabilir, somut olarak da okunabilir. Somut olarak okursak mescit okul demek. Aksa uzaktaki okul demek. Yani şöyle düşünün. Yani Mescid-i Aksa bu Muhammed Aleyhisselam'ın o gece yürüyüşüne çıktığı gece Mescid-i Haram var Mekke'de. Demek ki Mekke'de mescitler var. Yani değil mi? Mescitler var. Bunların namaz kılma mekanı olmadığı açık. Yani bunların bir eğitim eğitim öğretim kurumu olduğu açık. Neyse konumuza konumuza dönecek olursak konuya dönmeden bir detay incelik söyleyeyim. İsra suresindeki yürüyüşün Kudüs'e yapıldığı yönündeki iddiayı da oradaki gerçek adı Beytül Makdis olan Abbasiler döneminde Mescid-i Aksa ismi verilmiş olan bakın yani çok mühim. Oradaki o e mescit e o bina yapıya o atfı yaparak bu uydurmayı tesis ediyorlar. Halbuki o tarihte Kudüs'te Mescid-i Aksa diye bir mescit yok. Adı Beytül Makdis. Öyle değil mi hocam? Evet. Beytül Makdis. Kaynaklarda sabit ama Mekke'de Cirane vadisinde yani şeye uygun bunu ilk defa Türkiye'de onu da referans vermiş olayım belgeleriyle kaynak getirterek Hakkı abi Mescid-i Aksa'nın oradaki bir uzaktaki yani kendisine en uzak olan mescidin hesaplandığında küçük bir mescit olduğu Cirana Vadisie adı da Mescid-i Aksa olduğu yönünde bir tespitini paylaştı. Yazdı, arz etti ve o da literatüre girmiş oldu. Bunu da katkı yapmış olayım. Buyurun siz şey yapın.

Ya dolayısıyla bizim tevatür diye bir kaynağımız yok. Yok yani. Ben adına hadis denilen rivayetler ve tevatür yani Kur'an'ın dışında Kur'an'a katılan şeylerin iyi niyetli veya kötü niyetli hangi durumda olursa olsun ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebebiyet verdiğini de net olarak görüyorum. Kendimde de yaşadım ben bunu. Yani az önce mesela Cibril dediniz. Evet. Kur'an'ı merkeze aldığını iddia eden hocalarımız içerisinde de Cibril'in vahiy meleği olduğunu iddia edenler var. Neden kaynaklanıyor? Çünkü rivayetlere gittiğiniz zaman Cibril vahyi Muhammed'e getiren melek olarak anlatılıyor. Evet. Rivayetlerde bu var. Kur'an'da da bu var. Siz getiriyorsunuz o rivayetleri. Kur'an'da da var diye getiriyorsunuz ve Cibrili'i doğru anlama şansınız kalmıyor. Yani Cibril Kur'an'ın niteliklerinden biridir. Biridir. Mikl de Kur'an'ın niteliklerinden biridir. Yani bu hocalarımızın cin tanımı gelenekten etkilendikleri için yanlış. Melek tanımı gelenekten etkilendikleri için yanlış. Ruh tanımı gelenekten etkilendikleri için yanlış. Ruhul Kudüs, Ruhül emin, şeytan tanımı, şeytan, şeytan tanımı, iblis tanımı, gelenekten etkilendikleri için bu kavramları yanlış anlıyorlar. Kur'an'ı merkeze aldığını iddia ediyorlar. Ama Kur'an'a uygun rivayetlere de itibar ederiz mantığı. Yani Kur'an'a uygun da Allah size böyle bir yetki mi verdi ya? Yani Kur'an sana göre bu Kur'an'a uygun içinden seçip alabilirsin mi dedi. Yani alamaz siz lağım çukurundan oradaki temiz suyu kimse ayıklamaz. Yani ben ayıklamam tabii. Burada tertemiz saf su dururken saf bir suarın kaynağı varken gidip de crufa bulaşmaya gerek yok. Dolayısıyla Allah'ın kelamının kul sözüne ihtiyacı yoktur. Allah'ın otoritesinin yanına konulacak hiçbir otorite yoktur. Yani Muhammed Allah'ın elçisidir. İmanla biz la ilahe illallah dediğimiz zaman siz Muhammedur resulullah demiyorsunuz diyenlere ben de şunu diyorum. Sözünüze sadık kalın. Sözünüze sadık kalın. Yani Muhammedur resulullah mı? Tamam. Muhammed Allah'ın elçisidir. Sadık kalın. Yani Allah'ın ortağı değildir. Yani Allah'ın elçisidir. Elçisidir. Sözlerine sadık kalmıyorlar. Onun elçiliğini biz de kabul ediyoruz. Bizim onun elçiliğiyle bir sıkıntımız yok. Başta acıdır. Yani şimdi mesani sisteme bu konu bu yayına sığmayabilir. Yok uzatırız devam ederiz. Yani gittiği yere kadar gitsin. O yine devam ederiz. Salat gibi dört program yaptık. Bunu da gittiği yere kadar götüreceğiz inşallah. Mesela örnek liseme baktığım zaman çok bende yaklaşık yüzlerce mesani kelime var da bu gereksiz yere çok fazla konuyu işgal etmemesi adına böyle dikkat çekici zıtlıklardan bahsetmek isterim. Mesela Elam 95. ayete bakılırsa mesela Allah'ın intikam alması. Şimdi bazı kelimeler vardır Türkçeye geçerken Arapça kelimeler Arapça kelime karşılığı gibi geçmiyor. Mesela Allah'ın izni kelimesi Arapçada Kur'an'daki Allah'ın izni ifadesiyle bizim Türkçedeki izin kelimesi aynı anlamı karşılamıyor. İntikam kelimesi de aynı. Evet. Tamam mı? İşte Allah onlardan intikam aldı. Allah'ın intikam alması nedir? Affetmesinin zıttıdır. Affetmesinin zıttı. Yani bir suç işlediniz. Allah sizi affetmez de suçunuza karşılık sizi cezalandırması intikamdır. İntikamdır. He ama biz Türkçede farklı anlamda kullanıyoruz. Enam suresi, Maide suresi 95. ayette bu zıt olarak kullanılıyor. Mesela en çok dikkat çeken ayetlerden birini söyleyeyim. Ama Abese suresinin başında Muhammed Aleyhisselam'a bir ama gelir. Ama gelir. Muhammed Aleyhisselam. Hatta geçen gün siz de söyledik ya. Konuş. Evet. Evet. Sohbet etti konuş. He. Yani Muhammed Aleyhisselam ne yapıyor? Kendisinden hiçbir nasihat almayacak, yola gelmeyecek olan kişiyle ilgilenip o amayla ilgilenmiyor. Şimdi o amayı insanlar şöyle düşünüyor. Kör. Görme özürlü. Görme özürlü değil. Değil. Hakikati henüz görememiş. Kur'an amayı basiretin zıttı olarak konuyor. Yani orada öğüt almayan adamın zıttı. Öğüt alan, basiretlenen. Şimdi oraya gelince basiretlenecek. Evet. Öyle bir ama bu yani biyolojik gözü kör olan değil. Kur'an basiretin zıttını ama olarak koyar. Mesela bir tarif edilen ayet hocam mesela bak 44 beyan kelimesi rivayetlere kapı açmak için ne yaparlar? Biz sana bu kitabı indirdik ki işte sana indirileni insanlara açıklayasın. Bak peygamberin açıklama görevi var. Nerede yazıyor? Bak beyan kelimesini ne yapıyorlar? Açıklamak diyorlar. Oysa ki Kur'an'da tafsil var değil mi? Açıklamak. Tafsil detaylandırarak açıklamak. Tasrif var. Evire çevire açıklamak. Temsil var. Misallerle açıklamak. Misal vermek. Kur'an'la eğer açıklamaksa ve Nahıl 44. ayete göre Allah elçiye Kur'an'ı açıklama görevi vermişse Ali İmran 187'ye göre Allah bu görevi bize de vermiş. Biz de açıklayalım Kur'an'ı o zaman. Tabii biz kendilerine kitap verilenlerden şu sözü aldık. Biz kitap verilenler değil miyiz? Evet. Tamam. Allah bize bizden bir söz almış. Neymiş? Bu kitabı beyan edeceksiniz, gizlemeyeceksiniz. Tamam beyan edelim hocam. Beyan etme orada mesane koymuş. Koymuş mesaneyi işte veya gizlemenin zıttıdır. Bir şeyi delilleriyle ortaya koymaktır. Ona bir şey katmak değil. Bir şey katmak değil. Açıklanmış olanı ortaya koymak. Evet. Evet. Ali İmran. Ali İmran 187. ayette bunu Kur'an mesani zıt olarak hatta kitabı apaçık ortaya koymayıp ona yorum katmak onu gizlemek olur zaten. Kesinlikle hakikate batıl katmak. Tabii düşüncenizle gizliyorsunuz onu. Bırakacaksınız onu. Herkes kendi ferasetiyle şey yapacak. Evet. Mesela hocam ecel ebet halidine fiha ebeda diyorlar ya işte oradaki hul kelimesiyle ebet kelimesini karıştırıyorlar. Yani birbirine sanki aynı anlammış gibi veriyorlar. Şimdi mesaniye gittiğimiz zaman öyle bir ayrılıyor ki hocam. Evet. Ecel ne demektir hocam? Süresi sonu belirlenmiş. Belirlenmiş. Süresi belli bir son. Bizim programımız 16 dakika sonra bitecek. Eyvah. O zaman bu konu bu derse sığmaz. He. Yani süresi belirli program. Ya biz izleyen arkadaşlarımıza sistemi izah edelim. Kur'an'da ebedi ki yok ecelden devam edin. Ben bu örnek olsun diye söyledim. Tamam. Kur'an'da ebedi kelimesinin zıttı eceldir. H Yani ecel suresinin sonu belirlenmiş. Ebet suresinin sonu belirlenmemiş. Evet. Yani aslında bir ebedin sonu var. Ebedin sonu var ama sonu belli değil. Belli değil. Sonu süresizliği ifade eden Kur'an'da kelime bakidir. Baki. Yani rabbimiz ne diyor? Onun ve bakidir diyor mesela. Gerisi fanidir. He bizim fani. Şimdi huldün zıttı nedir? Huld halidine. Huld kelimesinin Kur'an'daki zıttı tahvildir. Tahvil. Değişim. Allah'ın sünnetinde tahvil yoktur der. Tahvil yoktur. Yani değişim yoktur. Hult. Ama oradaki tahvil değişim demektir. Yani bir şeyin özünün değişmesi. Evet. Hult değişmemesi. Sabit. Sabit. Araf 175. Onu ayetlerimizde yükseltmek istedik ama o huld olduğu, yere saplandı, kaldı. Kök anlamı yere saplanmış taş demek. Hiçbir zarar görmeyen, yağmurda, fırtınada, selde hiçbir zarar görmeyip o yere saplandığı yerden hiç kımıldamayan taş. O zaman şöyle şu ayeti ben gündeme getireyim. Adem ve buradaki şeceratil hult ne olmuş oluyor? Yani şeytanın Adem'e vesvese vererek bu ağaca yaklaş dediği şeceratül hult ne olmuş oldu? Şimdi hocam bu ayeti anlatırken İblis'in Adem'e verdiği vesvesenin bir diğer vesvesesini de belirtmek gerekiyor. Allah sana bu şecereye yaklaşmayı melik ve huld olmayasın diye yasakladı. Şimdi melik güç sahibi olmak. Huld olmak da nedir? O gücün hiç bozulmaması. bozulmamasıdır. He şecer la yebla. Bela kelimesi de nedir? Bela yıpranmak. Yıpranmaktır. Hiçbir yıpran bir şekilde yıpranmay aslında hult kelimesini açıyor. Evet. Orası tefsir ediyor. Yani anlatabiliyor muyum? Huld yani şeceretül huldi yani mülkün hiçbir şekilde bozulmaması için insan o şecereyi ihlal ediyor ki bugün topluma insanlara baktığınız zaman ne yapıyor? Mülk sahibi olmak için. Ve o mülkün hiçbir zaman bozulmaması yani hayatımı garanti altına aldım diyen kişi mi oluyor bu? Evet. İşte bunun için şecere ihlal ediliyor ve ortalık cehenneme. Tamam cehenneme dönüyor. Ama bunu söyleyeyim. Biz bu konuyu açacağız. Buradan bir bir damla şey yap. Yaratılıştan Adem'den iblisten gireceğiz yani. Adem iblis konusunu açacağız. İzleyenlerimiz müsteri olsunlar. Hepsine öyle bir dokunduk geçtik yani hani Evet. Konumuz o değil ama o hani doğru anlaşılırsa insanlığa muazzam mesajlar veren bir kıssa yani muazzam ya bugün bugün Adem'e yasaklanan o şecereyi bütün insanlık ihlal ediyor ve ne oldu? Bütün insanlık ediyor. Cennet olan dünyadan kendini çıkarıyor. Çıkarıyor. Doğru. Çıkarıyor. Mesela hocam yine örnek vereyim. Fakir, gani. Evet. Gani kimseye ihtiyacı olmayan fakir. Yani gani kendine yeten, fakir kendine yetemeyen. Yetemiyor. Yani mesela Fatır 15'te, Nur 32'de, Muhammed 38'de zıtlıklarıyla birlikte geçiyor. Gaflet kelimesi şuur. Evet. Gaflet, şuur, gaip, şehadet. Alimül gaybi ve şehade. Mesela ayette de böyle ne yapar? birbirinin zıttıyla geçiyor. Hanif, müşrik. Hanif ve müşrik. Hanif müşrikin zıttıdır. Rum suresi 30'da yüzünü hanif olarak dine çevir. Kelimenin kökü de dönek değil mi? Şirkin tümünden dönmek demek. Evet. Tam anlamıyla terk etmek, dönmek demek. Yani bu aslında bize atfedilmiş bir karakteristik. durum yani hanif olun diyor bize. Yani şirki terk edin. Yani Hac zaten bunu çok güzel açıklıyor. Müşrik olmayan ve Allah için hanifler olarak Allah'a ortak koşan kimse gökten düşüp kuşun kapıp götürdüğü veya rüzgarın onu ıssız bir yere sürüklediği kimse gibidir. Burada hanifle müşrik birbirinin zıttı olarak ne yapılıyor? konumlandırılıyor. İşte Kur'an'da işte helal haram gibi, hata sevap gibi, hayır şer gibi, hasenat seyyiat gibi. Mesela salihat fesadın zıdıydı. Hasenat seyyiatın. Yani fesat bozgunculuk yapmak, salihat bozulanı düzeltmek, hasenat iyilik yapmak, seyyiat kötülük yapmak gibi. Hayat, ölüm, hasenat, seyyiat, hak, batıl, huşu, kasvet, kasfet ve huşu. Evet. Yani huşunun kelime kökünde gevşeme, yumuşama var. Hani rabbimiz gökten yağmur yağdırır da toprak huşu duyar. Ya huşu duyar. Evet. Gevşeme, diğer tarafta kasvet, kalbin katılaşması, bunun zıttı huşu, kalbin huşu duyması gibi. Mesela hüsran. Hüsranın zıttı riba yani şişme. Şişme veya fevz, fevzi de konumlandırabiliriz. Yani şeyin zıttı olarak onu da e konumlandırabiliriz. ins cin mesela infakın zıttı kens kens tb 34 onlar ken yaparlar ve infak etmezler diyor dikkatli yani biri biriktirmek biri birikeni dağıtmak birikeni dağıtmak infak itaat ve ikrah ikra ya itaat kelimesini de yanlış anlıyor insanlar itaat bir şeye gönülden baskı olmadan razı olmak demektir ikrah ise zorla razı edilmeye çalışıl Dinin içerisinde zorla kabul ettirmek yok. Yoktur. Yoktur. Mesela fussilette olması lazım. Fusilet 11'de biz yerleri gökleri yarattık. İsteyerek veya istemeyerek gelin dedik. İsteyerek geldiler dediler. Evet. Oradaki isteyerek ve istemeyerek kelimeleri davan ev kerhandır. Evet. Yani birbirini ne yapıyor? Zıttıyla ikram. İkram kerim. Kerem ikramın zıttı küçük düşürmek, küçümsemek. Hani Hac suresi 18'de Allah kimi küçük düşürürse onu kerim yapacak yoktur. Evet. Ben mesela kerimi hocam saygın olarak çeviriyorum. Kur'an-ı Kerim işte saygın. Yani birini ya küçük düşürürsünüz ya da saygın. Mesela siz yetime ikram etmiyorsunuz ayetinde siz yetime yemek ısmarlamıyorsunuz demiyor. Tabii. Siz yetimi saygın konuma getirmiyorsunuz. Ne demek yetimi saygın konuma getirmek? Ne demektir? Yetim bir şeylerden eksiktir. Siz ona bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılayacak konuma, kendine yeten konuma getirdiğinizde onu saygın konuma getirmiş ol. Zaten orada yedirme olsa yekulu der. Kulü şeyini kullanır. Yani e la yekulun yetamen mi der? Yani onu tam şimdi şey yapamadım ama yani orada yedirmiyorsunuz. Eee onu gıdalandırmıyorsunuz der ama orada ikram etmiyorsunuz diyor. İkram etmiyorsunuz yani saygın konuma getirmiyorsunuz. Kerimin zıttı Kur'an'da küçük düşürmektir. Azabun nuhin. Onlara küçük düşürücü bir azap vardır der. Oradaki vehene kökü keremenin zıttıdır. Evet. Vehene küçük düşürmek. Kerim saygın saygın duruma getirmek. Kafir. Şakir. Kur'an'da kafirin zıttı şakirdir. Şükreden. Tabii. Mesela zaten nankör olarak da tercüme ederiz ya. O şükredenle nankörü hep zıtlar. Oradan şey yapıyor. Evet. Şimdi hocam insan suresi 3. Biz ona yolu gösterdik. İster şükreden olur, ister küfreden olur. Bak zıttıyla konumlandırdı. Doğru. Kafirin zıttı Şakir. Şimdi ne alakası var diyelim. Şakirle kafirde nasıl bir zıtlık var? Şakir kendinde olan bir şeyi dışarı taşıran, ineğin süt vermesi. İnekte süt var. O sütü dışarı taşırdı mı şükretmiş oluyor. Tamam mı? Şimdi şakir bilgi var. Bilgi sende duruyorsa sen kafirlik yapıyorsun. Doğru. Tamam mı? Doğru. O bilgiyi dışarı taşıracaksın. Başkasına da göstereceksin. Şakir olur. Sende para var. Maddi güç var. İmkan var. O imkanı başkasından faydalandırmıyorsan sen kafirlik ediyorsun. Evet. Kafirlik edişin. İspatlayayım. Yasin suresi. Size verdiğimiz rızıklardan Allah için infak edin dendiği zaman o kafirler Allah'ın doyuracağını biz mi doyuralım derler. Ne yapıyorlar? Rızık Allah versin. Allah verset. Allah versin diyorlar. İnfak etmiyorlar. Değil mi? Allah ne diyor onlara? Kafir diyor. Tabii. Tamam mı? Yani kafir her türlü kendinde tutan, örten, gizleyendir. Şakir de başkasına paylaşan, gösteren, başkasına paylaşan, başkasını faydalandıran. Hocam buna bir katkı, bir cümle söyleyeyim mi? sizi destekleyen bir şey. Şimdi taşıyor şakir yani şükretme. Oradan geliyor ya. Eee o nimet rabbimiz tarafından size verildi. O nimetin borcunu ödüyorsunuz. Nimetin cinsinden. Yani size bilgi olarak geldiyse o bilgiyi vermek, para olarak geldiyse o nimetin cinsinden Evet. Onu faydalandırmak, faydalanmaya açmak şükür olmuş oluyor. Ve bunu yapmayanlara da kafir diyor. Kafir diyor. Bunu yapmamaya. Ama şu değil değil mi hocam? Akşam sofra kuruldu. 800 çeşit koyuldu sofraya. Yan komşu aç, üst komşu aç. Yedildi, içildi. Affedersin böyle bir tıka basa yani. Sonra da ya Rabbim şükürler olsun verdiğin nimetlere. dedi. Bu şükür mü peki şimdi? Bu oldu mu? Bu şükür. Küfürdür. Küfür. Heh. Tamam. Hakikatin üstünü örttü. Örttü. Örttü. Bu küfürdür. Yani kesinlikle. Evet. Allah'ım olmayana da haber az önce söylediğimiz ayettekiler de aynısını söylüyor. Musa sen git rabbinle savaş. Biz burada oturacağız diyenler de aynısını söylüyor. Allah ve melekleri nebiye salat eder dediği halde Allah'ın mesali okuyanlar da aynısını söylüyor. Evet. Yani bir de üstüne şey yapılır hocam. Şimdi yanlış anlamayın. Hani 4 dakikamız kaldı. Kavramları haftaya devam edelim. Toparlama yapalım diye şey yaptım. Bir de şöyle yaparlar. Tamam. Kafir ve Şakir'de kaldık. Şakir ve kafir. Evet. Orada kaldık. Haftaya devam edeceğiz sevgili izleyenler. 4 dakika kaldı. O yüzden hani bir toplayacağız şimdi. Yalnız bu son kısım o kadar yaşamın içinde ki. Evet. Yani Ramazan ayında lüks iftarlar yapılır. O orada sofra duaları şükürlerle başlanır. Şükürlerle bitirilir. Şimdi o lüks iftar sofrasının yapıldığı otelin tabiri caizse binasının dışında aç ekmek bulamayan insanlar vardır. Orada yapılan laf ile yapılan şükür Kur'an'ımıza göre küfür. Küfür. Kur'an'ımıza göre küfür. Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Yani bu Allah razı olsun çok güzel bir hizmettir bu. Kafir sadece ayetin üstünü örten değil kendinde olan bir nimeti örten de kafirdir. Evet. Evet. Yani net bir şey. Bu bir yeteneği örten de kafir olur mu? Hakkın kendisinde bir niteliği tecelli etmiş kişinin ya bilinçli olarak onu insanlara ondan faydalandırmıyorsa kafirlik etmiş olur. Ana babası tarafından yetenekleri kısıtlanan çocuklar var mesela. O zaman ana babası kafirlik. An baba kafirlik etmiş oluyor değil mi? Bu çocuk doktor olmasın. Ama kız çocuğu okumasın. Zehir gibi matematik var kızda. Mesela malumat sahibi. E Rabb Rab ona bir şey vermiş, nimet vermiş. Onu eda etmesi engelleniyor. Şimdi bu yaşamsal olduğu için siz bunu bununla kapatalım. Ben sözü size bırakıyorum. Eee son 3 dakikamız böyle kapatalım. Kur'an'da kız çocuklarını katletme mevzusunda insanlar öldürme olarak işte firavun erkekleri katlediyordu. İşte kızları bilmem ne yapıyordu. Bu mevzu katele mevzusu bunları öldürmek değildir. Fiziksel öldürme değildir. Değildir. Katele etkisizleştirmektir. zannettim ki bunu maalesef son 203 yıl öncesine kadar bizim toplumumuzda vardı. Yani mesela babalarımız okudu, halalarımız okutulmadı. Teyzelerimiz okutulmadı, annelerimiz okutulmadı. Dayım, benim bir tane dayım var. Çok da severim kendisini. Evet. Ama okudu ama annem okumadı. Ne demektir bu atele yapmak? Bir kız çocuğunu atele yapmak onu erkeğin sahip olduğu haklardan kız çocuğunu mahrum eden her kimse katile yapıyor. Firavunun yaptığını yapmış oluyor. Firavunun yaptığını yapmış oluyor. Tamam mı? Kız çocuğunu eğitimden, öğretimden, sosyal haklardan mahrum eden, hele hele o 1400 sene önceki topluma gittiğimiz zaman Kur'an'ın indiği topluma eşya gibi alıp satan, köleleştiren, cariye yapan zihniyet kız çocuklarını katile yapıyordu. Yani yani katileden kastedilen nedir? Budur. Bugün hem de bunu din adına yaptılar. Din sandıkları şey adına yaptılar hemde bunu. Belli kesimler okumasın canım kızın ne işi var okulda? Yasaktır, uygun değildir, caiz değildir dediler. Hocam yani Talak suresi 4. ayetten daha çocuk yaşta evliliğe kapı aralıyorlar ya. Evet. Oradaki lem edatından henüz görmemiş diyorlar. Tamam mı? Henüz adet görmemiş. Kız çocuğuna evlenme şeyi çıkıyor. Oradaki o zaman lem yelid ve lem yad Allah henüz doğmamıştır. Henüz doğrulmamıştır. Yani henüz yani. Ya dediğim gibi ya cenneti neye çevirdiklerini ben dillendirmek istemiyorum. Evet. Yani kendi hevalarına göre kendi uydurdukları bir din var. Ve dikkat edersek hocam bunların dininde öncüleri, imamları hep erkek. Evet. Hep erkek. Öncüleri imamlar hep erkek olduğu için kadınları eve hapsettikleri için ne oldu? Erkek egemen bir kendi dinlerini icat ettiler. Allah katında hiçbir karşılığı olmayan bir şey icat ettiler. Evet. Burada bitireceğiz ama şimdi ben izleyicinin ağzına bir kaşık bal çalayım. Tam burada hep erkek dediniz ya. Mesane sistemi anlatırken eril dişillilere de gireceğiz. Girelim. Eriliğe dişiliğe de gireceğiz. Yani Arapçadaki o Arap dilinin Kur'an'daki kullanım era, rical Nisa. Evet. Onlara gireceğiz. Rical Nisa, Zeker Unsa'ya da gireceğiz. Bilenler bunun bintat bilenler bunun zevkini bilirler. Yani bunu bilenler, konuyu bilenler ama konuya uzak olan izleyicilerimiz olabilirler. Bu da çok doğal. Biz bu saf bilinç bu program itibariyle Kur'an'ın doğru anlaşılması için nasıl bir okuma yöntemi uygulanması gerektiğini Kur'an'dan Kur'an'dan kendimizden değil doğrudan Kur'an'da bize tavsiye edilen yöntemi arz etmeye çalıştık. Ve burada gördüğünüz gibi ne bir lügat kullandık, ne bir başka kaynağa müracaat ettik, ne bir başka kitaba müracaat ettik. Kur'an'ın Kur'an'la açıklandığı bir sohbet meydana geldi. Bu burada bir ara veriyoruz. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu programın tekrarını YouTube'da bulacaksınız. Dostlarınıza, sevdiklerinize izletmenizi tavsiye ederiz. Haftaya görüşmek üzere. Hocam siz de bir veda. Evet. Ben de haftaya Allah'ın izniyle tekrar görüşmek üzere diyorum. Sevgili izleyenleri Allah'a emanet ediyorum. Eyvallah. Hadi haftaya görüşürüz. E her cumartesi 12'de MK Haber TV'deyiz. E saf bilinci takipte kalın.