Transcription
Yaşamda beni ayakta tutan iki şey var. Sana arkadaşlık edebilecek, yoldaşlığı, yoldaşlık edebilecek, entelektüel zekası, esprisi olan tatlı böyle bir insan, eee, olabilir diye düşünmeye başlıyorsun. Ama belki de noame yeni yüzler, yeni insanlar tanımak, görmek istiyorlar. Yüzünüzde kasanızın altına bir enjeksiyon yapıyor. O biraz yüzü böyle hafif toparlıyor, kaldırıyor. Fake hesap falan var mı? Yok. Fake hesap yok. Hesap yok herhalde 20'ye sarılırım canım benim sen neler göreceksin yavrum diye. Bütün bunları yaparken kim zorlanmıyor yani? Öyle bir şey yok. Dolayısıyla yürü derdim.
Merhabalar. Bu hafta konuğumuz Zuhal Olcay. Hoş geldiniz.
Hoş buldum. Teşekkür ederim.
Ya buraya bizi kırmayıp geldiğiniz için öncelikle çok teşekkür ediyorum.
Estağfurullah. Ben bir ismi ağırlamak benim için çok büyük bir şeref, onur. Ve o yüzden çok mutluyum.
Sağ olun. Çok naziksiniz. Teşekkür. Uzun zaman sonra başa bir araya geldik. En son toplu röportaj yapmıştık. Eee oyun için. Donot için.
Şimdi bir aradayız.
Şimdi bir aradayız. Teşekkür ederim.
Ben hemen sormaya başlayayım mı?
Lütfen.
Ya Zo Hanım'ın bu zamansız kalmanın sırrı nedir? Şimdi bunu şey açısından soruyorum. Biz ilk albümünüzden bu zamana sizin şarkılarınızı hala büyük bir keyifle dinliyoruz. Çok büyük yönetmenlerle çalıştınız. Filmlerinizi keyifle izliyoruz.
Hı hı.
Tiyatro sahnesinde iş yapıyorsunuz doluyor, taşıyor. Dizi yapıyorsunuz izleniyor. Şarkılar seviliyor. Şimdi mesela böyle bakıyoruz. İnsanlar bir ayda, ik ayda yok oluyorlar çıkıp veya 3 yılda. Gerçekten bu zamansızlığın eee o devamlılığın sırrı nedir sizce?
Eskilerden geliyor olmamız yani daha geçmiş yıllardan. Şöyle bir baktığınızda nereden baksanız 30-40 yıldır bu camianın içindeyiz. Onun getirdiği bir seyirci tanınırlığı, bilinirliği var. Onun dışında sanıyorum ben hiç ara vermedim. Hı hı. İşime hiçbir şekilde yani dur şöyle bir bir ik yılda çekileyim bir kenara oturayım birazcık kafamı dinleyeyim ya da biraz gezeyim dinleneyim demedim. Sürekliliği hep sağladım. Çünkü bundan zevk alıyorum. Bundan hoşlanıyorum. Böyle olması beni mutlu ediyor ve işimi çok seviyorum. Belki bunun da tesiri vardır. Bu süreklilik beni mutlu ediyor, oyalıyor. Yaşamı daha tatlı, daha, e, katlanılır, daha, eee, sevilir bir hale getiriyor. Hepsi bir araya geldiğinde de süreklilik sağlanmış oluyor sanıyorum.
Peki mesela hiç ara vermedim dediniz. Şimdi günümüzün bir tabiri var ya tükenmişlik sendromu. Hani 2ü yılda bunu yaşayanlar olabiliyor sanat, camiasında doğru. Bunca zaman hiç tükendiğinizi hissettiğiniz olmadı mı?
Zaman zaman oluyor.
Tabii ki oluyor. İnsan aşırı yoruluyor. Hayatın, çalışma koşullarının, yaşam koşullarının, her şeyin insanı bazen bunalttığı dönemler oluyor. Ama inanır mısınız? Ben bütün bunların üstesinden de ancak çalışarak gelebiliyorum.
Hı hı.
Benim, ilacım, benim yakıtım, benim antidepresanım sanki çalışmak gibi. Hı hı. Tuhaf bir şey. Evet. Yani beni yoran şey beni aynı zamanda dinlendiriyor. Beni biriktiriyor, şarj ediyor. Onun için tam tersi çalışmadığım, boş kaldığım zaman daha kötü hissediyorum kendimi. Tabii ki ufak aralar vermek, ara ara dinlenmek şüphesiz gerekli. Ben de o dönemlerde küçük seyahatler yapmayı, yolculuklar yapmayı, yeni yerler görmeyi çok seviyorum. Yani yaşamda beni ayakta tutan iki şey var. Çalışmak ve gezmek.
Ve seyahat etmek.
Güzel.
Gezmek için çalışmak lazım. Çalışmak için de gezmek lazım.
Şimdi mesela sizi tanıyınca insan böyle bir araya gelince çok hoş bir sohbetiniz var. Çok güleryüzüsünüz ve çok sıcak kanlı bir kadınsınız. Ama dışarıdan böyle bakıldığında da hep şöyle yorumları okuduğumda kötü bir yerden değil ama iyi bir yerden hep insanlar şey demişler. Zual olacak kulluğu.
Evet.
Eee hani işte zal olacağı mesafesi.
Evet.
Falan bir yandan gerçekten hani o mesafeli bu algıyla hayat boyu mücadele etmeniz gerekti mi? Bu algı sizin bilerek yarattığınız bir mesafe miydi yoksa duruşunuzdan ve hani gerçekten o duvarlı bir kadın mısınızdır yoksa böyle mi algılandı veya neden böyle algılandı sizce?
Ya gerçekten duvarları olan biri olduğumu düşünmüyorum ama tabii herkes kadar benim de kendimi korumak kollamak için ördüğüm birtım sınırlar, koyduğum birtım sınırlar vardır ki bu da olması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü insan sonuçta hepimiz, korkuları olan, kendini sakınmak zorunda hisseden, çekinceleri olan, çekingenlikleri olan incinmekten korkan yapılar hepimizde var. Dolayısıyla bunların karşılığında kendinizde birtım savunma mekanizmaları geliştirmiş olabilir. İnsan geliştirmiş olabilirsiniz.
E ben gençken genç yaşlarımda biraz daha çekingendim. Biraz daha nasıl diyeyim? Hiçbir zaman çok korkak olmadım ama çekingen ve içe dönük bir yapım vardı. Şimdi o biraz daha kırıldı artık yaşla birlikte.
E sonuçta insanız ve hepimizin aşağı yukarı zaafları var ve hepimiz birtım şeylerden çekiniyoruz. Korkuyoruz, üzülüyoruz, kırılıyoruz. Bunları bildiğiniz zaman empati duygunuzla birlikte bunlar da gelişiyor. Empati duygunuz da gelişiyor tabii bu şeyleri öğrendikçe. O zaman biraz daha rahatlıyorsunuz herhalde. Belki gençliğimde biraz daha fazla kendimi kapalı tutmuş olabilirim. Bilemiyorum.
Peki siz aslında 1980'de ilk defa televizyonda Sönmüş Ocak dizisiyle.
Evet.
Görünüyorsunuz.
Evet. Ve 46 sene 46 sene boyunca bir mesleği yapmak çok zor olsa gerek. Çok.
Şimdi bir geçmiş muhasebesi yaptığınızda şöyle baktığımızda sizce en yanlış anlaşıldığınız şey ne oldu bu 46 sene içinde?
Oo bilmediğim yerden geldi soru ya. Gerçekten en yanlış anlaşıldığım ay bilmiyorum. Yemin ederim şu an hiçbir şey gelmiyor aklıma. Ne olabilir bilmiyorum.
Belki de o kulluk meselesi bile olabilir hani.
Evet. Belki o olabilir. Evet. Ya tam tersi. Evet. Doğru. Teşekkür ederim yardımınız için.
Eee çünkü cool yani cool tam Türkçeleştirirsek nasıl olur? Mesafeli. Soğuk.
Mesafeli biraz daha soğuk. Snop yine yabancı bir k.
Yani. Evet. Ama yani inanın öyle biri olduğumu hiç düşünmüyorum. Şu olabilir. Yapımın yani Zuhal olarak daha da gençlikte daha da fazlaydı. Bu kırılgan bir yapım var. Ben çok güçlü görünen ama aynı zamanda kırılgan da bir insan.
Öyle misinizdir?
Tabii.
Aslında siz hep daha böyle şey gibi görünüyorsunuz.
Hayır, hayır, hayır. Onun için çok sert ve uzak, mesafeli duran insanların her zaman daha kırılgan insanlar oldukları düşüncesini kafamızın bir kenarında hep bulunduralım.
Böyle çok havalı, çok şey, çok uzak, çok mesafeli, çok soğuk duran insanların aslında kendilerini korumak için oluşturdukları bir kalkan.
Hı hı.
Da olabiliyor bu. Bende mesela öyleydi. Bunu itiraf ediyorum. Evet. Mesela yanlış anlaşıldığım bir şey bu olmalı bence.
Peki geçmişe takılır mısınız? Şöyle işte şimdi baktığınızda ya bu film kariyeri veya müzik kariyeri boyunca işte ilkilerim şunlardı, keşkelerim şunlardı, keşke hayatta şöyle yapsaydım, bunu şu adımı şurada atsaydım dediğiniz şeyler olur mu yoksa?
Olur tabii.
Hiç şey misinizdir? Geçmişe dönüp bakmayanlardan mısınızdır?
Ben çok bakarım yani.
Hesaplaşır mısınız?
E tabii ki. Yani ben şeyi hiç anlamıyorum. Mesela insanlar hiç pişman olduğunuz bir şey yok.
Bunu çok söylüyorlar röportajlarda da yok diyorlar.
Yok diyor ya ne kadar yani ben buna inanmıyorum şahsen. Yani benim için böyle bir şey söz konusu değil. Pişman olduğum şeyler var.
En büyük pişmanlığınız neydi ya? Bunu deyince bunun geleceği belliydi.
Belliydi. Bunun geleceği, bunun geleceği belliydi. Tamam. Eee, bir cevap vereceğim ama çok açmadan çok, eee, biraz daha kapalı üst geçeceğim. Eee, hak verirsiniz. Birtım şeyleri özel hayatımla ilgili yapma konusunda biraz daha erken davranmayı isterdim.
Hı hı.
Vakit kaybettiğim şeyler oldu.
Hı hı.
Ha bu vakit kaybından kastım şu yani 3 yıl gibi, 4 yıl gibi e bir zaman ki insan hayatında o süreç yani önemli bir zaman. Hele ki yetişkinlik dönemindeyseniz, olgunluk dönemindeyseniz o 3-4 yıl önemli bir süreçtir. Eee, öyle eee
Oralarda daha hızlı adım atmak.
Kesinlikle kesinlikle. Onun dışında ufak tefek küçük pişmanlıklarım da var tabii. Yani niye olmasın yani.
Peki insanın elini kolunu bağlayan ne oluyor? Adım atmıyor.
Elini kolunu bağlayan yine korkuları.
Hı hı.
Çekinceleri, belki yalnızlığı, belki o anda yanında yeterince güçlü birinin olmaması, o gücü içinde hissedememesi, ama tabii bütün bunların hepsini korkmak başlığı altında toplayabiliriz.
Evet. Şimdi mesela söylediğiniz şey şöyle, korkmak diyorsunuz ya mesela bunu kadınlar adına soruyorum. Bir insan şimdi Zuhal Olcaya olunca sanki hiçbir şeyden korkmaz.
Bir kadın gibi geliyor ya sonuçta. Şimdi şeyiniz var işte bir şöhretiniz var. Ününüz var. Kendinize ait bir maddi gücünüz var. Ve işte hani sonuçta dışarıdan biz baktığımızda Zual olacaksan neden korkabilirsin ki? Zaten bu kadın bunu böyle yapıyorsa hani şey aslında Zuhal de olsan yine de o korkular ve şeyler bir kadın olarak yaşanıyor mu?
Yaşanmaz mı? Tabii yaşanıyor. Ne demek yani? Ben hiçbir şeyden korkmam. Böyle bir şey olamaz ki. Aptal mısın o zaman sen? Yani ne demek ben hiçbir şeyden korkmam? Yani o zaman duygun yok ya da ne bileyim yeterince derin ya da ince düşünmüyorsun ya da insanları kırmaktan kor yani bir sürü neden şundan bundan bundan diye örnek verebilirim. Tabii ki korkular var. Olmaz olur mu?
Ama önemli olan o korkularla baş edebilme gücü. İşte o önemli. Korkusu olmayan insan yok ama baş edebilme gücünü kendi içinde yaratmak önemli. Yani kendimi en çok takdir ettiğim şeylerden biri korkularımın üzerine gitmektir.
Hiçbir zaman halının altına bir şey süpürmem.
Hı hı.
Hiçbir zaman görmezden gelmem. Gelmemeye çalışırım. Buna çok gayret ediyorum. Hı.
Hı.
Yani şöyle gözümün ucuyla görüp dehşete düştüğüm bir şeyi, "Ay tamam görmedim de" deyip bu tarafa yürümem.
Üzerine giderim. Korktuğum şeylerin nedenini araştırırım. Neden korkuyorum? Neden çekiniyorum? Ne yapabilirim?
Bununla baş etmek için nasıl bir şey yapabilirim? Bazı korkular da bizi korur. Onların da ayırdında olmak lazım. Onların da farkında olarak yaşamak lazım.
Doğru. Peki şimdi tabii biraz önce dedik ya biraz geçmişe böyle döndüğümüzde kariyer olarak.
Hı hı.
Çok ciddi bir film kariyeri var, müzik kariyeri var, sahne kariyeri var. Bunlar da şimdi günümüzde de tabii biliyorsunuz işte meu hareketi. Kadınlar çok ses çıkardılar. Tüm dünyada yaşadıkları fiziksel, psikolojik şeyleri anlattılar. Siz hiç bunlara maruz kaldınız mı? belki de o yaşlarda fark etmediğiniz ama şimdi geri dönüp bakınca hani ya bu da aslında bir mobingmiş, bu da aslında bir psikolojik baskıymış veya fiziğinizle ilgili bir isim vermeden yapımcının, yönetmenin hani şimdiki oyuncuların çok bahsettiği şeyler işte kilo vermelisin, göğsünü yaptırmalısın, dudağını yaptırmalısın. Hani belki insan o anda içindeyken bunları hissetmiyor olabilir.
Çok pozitif bakıyor olabilir. Maruz kaldığınız şeyler oldu mu böyle? Şanslıyım. Maruz kalmadım ya da kaldım. Çok gençtim farkında değildim ama yani bir taciz e ya da mobing'e bilmiyorum uğradığımı hiç düşünmüyorum yani. Hatırlamıyorum. Şanslı bir kariyer yönetimiydi. Bir de tabii şöyle bir şey var. Ben konservatori bitirdikten sonra devlet tiyatrolarına direkt girdim. O zamanlar öyleydi. Direkt Devlet Tiyatroları sana göreve başlıyordunuz. Dolayısıyla Devlet Tiyatrosunun o çatısı altında olmanın verdiği bir korunurluluk içinde çok rahatlıkla profesyonel yaşamıma başladım.
Eee ondan sonra karşıma çıkan işlerde de yine şans diyeceğim. O kadar güzel ve önemli yönetmenlerle sinemaya girdim ki işte Ömer Kavur, Halit Refi, Okan Uysal Erer. Yani o kadar şimdi sayamayacağım isimlerini, o kadar değerli ve önemli yönetmenlerle çalıştım. Pek böyle bir şeylere maruz kalmadım. Ama dediğiniz gibi günümüzde bunun çok örnekleri yaşanıyor ve eee, oyuncular Sendikası olarak biraz konudan konuya atlıyor gibi oldum ama yok. Oradaki çalışmalarımız içinde bu mobing ve taciz olaylarıyla ilgili o kadar büyük, o kadar dehşet verici şeyler duyuyoruz ve bize geliyor ki bunlarla ilgili de biz tabii sendika olarak elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.
Peki 46 yıl boyunca şöhret olmak çok iddialı bir şey bence.
Evet.
Yani.
Evet. Yani sanırım öyle. Evet. Öncesini bir kere sevdiniz mi siz şöhret olmayı, tanınmayı? Eee hani o pırıltılı hayat hoşunuza gitti mi yoksa mesela kimisi çok or hoşlanmadım der.
Y ben benim ben hoşlanmadım filan demem. Tam tersi benim bir yerde isimle Zohal Hanım hoş geldiniz dediklerinde ya da bir şeyler beni tanıdıklarında adımla hitap ettiklerinde çok çok mutlu oluyorum. Ben bundan hiç gocunmuyorum. Tam tersine çok seviyorum. Çok hoşuma gidiyor. Tanmazdan önceki Türkiye'de ne yapıyordum, ne ediyordum on ayrıca ben şöhretli bir insan olabilirim ama hiç şöhretli bir insan gibi de yaşamam. Beni İstanbul'da herhangi bir yerde tek başıma yemek yerken, alışveriş yaparken, dolaşırken, otururken, e bir sahilde etrafa bakın ya da çok sıradan bir kafede ya da bir salaş bir yerde çay içerken görebilirsiniz. Öyle dolaşırken insanların içinde dolaşırken çok işaret edilecek aa bak denecek bir aura yaymıyorum ben. Saklı gizli gayet güzel hayatımı yaşıyorum. Öyle bir derdim yok.
E siz ne kadar aşk kadınısınız?
Aşk.
Çünkü öyle şarkılarınız var ki bir sürü insan o şarkılarla aşık oldu. Ayrıldı, barıştı. Evlenme tekliflerine eşlik etkılarımızla onlara eşlik etmek.
Hani o şarkıları söyleyen kadın ne kadar aşkla ilişkisi nasıldır?
Ya hep ben şuna hayıflanmıyorum tabii de. Şimdi sizin şu şarkınızla ne güzel bir aşk yaşadım ya da çok ayrılırken çok acı çektim. Çok işte o şarkıyla ağladım diyorlar ama hiç kimse sizin şu tiyatro oyununuzla. Çok aşık oldum. Şu filminizle çok bilmem ne demiyor.
E enteresan bir şey yani. Onun için aslında şarkı söylüyor olmaktan da ayrıca mutluyum. Çünkü bu duyguyu çok kıskanırdım ben yani. Ne güzel ya. Bizim burada canımız çıkıyor sahnelerde aylarca aynı oyunu 150 kere 200 kere oynuyoruz. Bütün kalbini, yüreğini, beynini, terini koyuyorsun ortaya. Tiyatro çok zor bir şey çünkü. Kolay bir iş değil. Ama kimse gelip sana, "Ah, sizin şu Martyundaki Nina rolüyle ben bir aşık oldum." demiyor mesela.
Bunu ben çok içerlerdim. Şimdi çok mutluyum. İyi ki şarkıcılıkla yapmışım ve yapıyorum. Eee, aşk tabii ki çok güzel bir şey ama aşk belli bir süre sonra etkisini yitirdiğinde kaçınılmaz olarak yerini sevgiye, dostluğa, yoldaşlığa bırakıyorsa güzel.
Hı hı.
Ama tersi olabiliyor bazen. Bıkkınlığa, e ilgisizliğe, kayıtsızlığa, bazen nefrete bırakabiliyor. Neyse yerini nereye bırakırsa bıraksın sürdüğü sürece artık o 3 yıl mı, 5 yıl mı neyse bilmiyorum böyle bilimsel bir takım süreler biçiyorlar aşka. Çok da ciddiye almıyorum ama evet belli bir gerçekliği de var herhalde. Eee, yerini nereye bırakırsa bıraksın sonuçta olumlu ya da olumsuz aşk yaşandığı sürece çok güzel bir duygu. Yani onu yaşamamak büyük bir yoksunluk olur bence.
Şimdilerde aşık mısınız?
Hayır değilim.
Değil misiniz?
Hayır değilim.
Sizi peki sizi nasıl biri tavlar? Bunu şu açıdan soruyorum. Şimdi bir kere çok güzelsiniz.
Ay çok teşekkür ederim. Yani çok yani şimdi Zuhal Ololcay'ı tavlamak nasıl olabilir? Yani bu kadın tiyatroda sahnede hani artık hani şeyin zirvesine gelmiş yani.
Sizi çok entel bir beyin mi tavlar? Sizi güldürmesi mi gerekir yoksa gerçekten şöyle hani şey mi diyeceksiniz ya dürüst olayım ben artık kaslı birazcık vücudu olsun mu diyorsunuz. Hani harbiden nedir?
Samimiyetle söylemek gerekirse.
Kaslı diyormuşsunuz. Ben burada kaslı biri olsun diyorum. Çok.
Vallahi bir kere belli bir saatten sonra, belli bir zamandan sonra bu aşk meşk işleri çok fazla ilgisini çekmemeye başlıyor insanın. Onu bir kere itiraf edeyim. Daha çok sana arkadaşlık edebilecek, yoldaşlık, yoldaşlık edebilecek, e entelektüel zekası, esprisi olan tatlı böyle bir insan olabilir diye düşünmeye başlıyorsun. Ama bu konularda hiç büyük konuşmamak lazım. Bunun ne olacağı belli olmaz. Aşk öyle ısmarlama gelecek bir şey değil.
Ama şu kadarını söyleyeyim. Sanıyorum, yalnız olmaktan, maalesef, maalesef çok memnunum.
Güzel.
Peki bu konu aşka gelmişken eski aşklarla ilgili bir tek soru soracağım. Sizin geçen sezonlarda Haluk Bilginer'le bir oyununuz oldu. Eski eşiniz.
Bu sezonda Selçuk Yöntemle oyn.
Evet. Şansa bakar mısınız?
Şimdi şimdi tiyatro yapıp iki büyük oyun çok ses getiriyor ve ikisi de eski eşinizle.
Evet. Ya insan mesela eski eşiyle oynarken bir tereddüt eder mi? Hani ben tekrar şimdi bu adamla karşılaşacağım falan. Yoksa hani o güzel dostluklar kuruldu ve öyle mi devam etti de bu oyunlar?
Ya inanır mısınız? Yani herhangi bir oyun arkadaşıyla oynuyor gibisiniz. Hiçbir şeyi fark etmiyor. Sadece bir şekilde ruhunuz, bedeniniz, her şeyiniz o insanı tanıyor, biliyor ve yakın hissediyor kendini.
Bu yani normalde bir rol arkadaşınızla diyelim işte 32 ay prova yaptınız, sonra işte 2 yıl oynadınız. O kıvamı anca geliyorsunuz. Hani o alışverişi ve bu insanları daha önceden çok iyi bildiğiniz, tanıdığınız için daha çabuk bir de ikisiyle de ben bir de üstelik okuldan arkadaşım yani konservatuvardan arkadaşım. Yani düşünsenize 76 yılında mezun olmuşum. 71 yılında girmişim konservatuvara. 71 ve 2026. Lütfen hesaplar mısınız? Ben artık matematiğim yetmiyor.
Y bunca zamandır tanıdığınız iki insan ne olacak ki? Arkadaşınız, dostunuz, çocukluk arkadaşlarınız her şeyden önce.
Evet, doğru diyorsunuz.
Peki siz son dönemde oyunculuk sektöründe en rahatsız eden şey ne? Var mı öyle bir şey?
Eee,
Ekranlara baktığınızda.
Çok şey var. Çok şey var yani. Eee, yaratıcılık konusunda biz ekranları söylüyorsunuz, değil mi? Televizyonu mu söylüyorsunuz? Televizyon hani daha ağırlıklı şu anda gündemimizde.
Eee, şimdi burada ister istemez tabii biraz sendikacı olarak, sendika başkanı olarak birkaç bir şey söylemek gereği hissediyorum. Şöyle ki, eee, çalışma koşulları, iş güvencesi, eee, sigortalı olma meseleleri, eee, tacizler, eee, dediğim gibi iş güvencesi, çalışırkenki, eee, güvence, güven meselesi. Bütün bunlar o kadar çözüm bekleyen ve acil çözüm bekleyen sorunlar ki eee bu işin çalışanlar tarafı bir de işin sanatsal tarafı yapılan işlerdeki televizyona yapılan işlerdeki yaratıcılık meselesi, konular meselesi einin bir tekrara ve çok e aynılaştığını görüyorum. Tekrarlandığını görüyorum. Daha yaratıcı, daha iyi, daha güzel işler yapılmasını umut ediyorum. Hı hı.
Çok özet olarak böyle söyle.
Peki bir de son dönemde son birkaç yıldır özellikle oyuncuların böyle dert yandıkları şey işte Instagram ve sosyal medyada takipçi sayısına göre seçilen başroller.
Evet. Evet. Ücret eşitsizliği, ücretler.
Bunlar gerçekten var mı Zuhal Hanım? Hani siz de en duyumları siz de duyduğunuz şeyler oluyor mu?
Yani bunları biz de duyuyoruz. Bize de geliyor bu şikayetler.
Ve gerçekten iyi bir takipçisi, çok takipçili bir insan. Çok izletir veya iyi bir oyuncu mudur yani?
Hayır. Hayır. Tabii ki değil. Tabii ki değil. Yani e çok takipçisi olmakla iyi bir oyuncu olmak arasında inanılmaz hiç hiç alakası yok yani. Artı takipçisi çok olup da dizileri ikiü bölümde kalkan bir sürü isim de gördük. Artık yapımcılar da bunun farkında. Yani bunun takipçiyle, takipçi sayısıyla dizilerin başarısının orantılı doğru orantılı olmadığını artık herkes görüyor. Öyle bir şey yok. eee tam tersine artık insanlar dizilerde daha inandırıcı olması için belki de noame yeni yüzler, yeni insanlar tanımak, görmek istiyorlar. Bu aynı zamanda iş eşitliği, fırsat eşitliği anlamında da çok doğru bir şey olur. Yani bir sürü genç oyuncu var, bir sürü yeni yüzler var. Neden onlara aynı fırsatlar tanınmıyor? Mutlaka tanınması lazım. Onlara da olanak tanınması lazım. Alanlar açılması lazım.
Peki bu oyuncuların estetik sevdasına siz ne diyorsunuz? Şöyle ki tabii ki belli bir yaştan sonra.
Tabii.
Bu çok hani şey olabilir, dokunuşlar olabilir ama hani bu benim görüşüm. Şimdi böyle baktığınızda işte siz o sektöre girdiğiniz yıllarda her kadın birbirinden farklıydı. Eee hani hepiniz böyle bambaşka karakterlerdeydiniz. Şimdi baktığımızda sanki o 20'lerindeki suratların hepsi birbirinin aynısı gibi çok zor ayırt ediliyor.
Çok çok. Evet. Maalesef.
Hani bunca sene deneyimli bir isim olarak baktığınızda hani o gençlere ne söylemek istersiniz? Yani doğru adımlar mı atılıyor yoksa?
Hayır tabii ki çok genç yaşta çok çok genç yaşlardı. 20'li yaşlarında estetiğe merak sarmaları ve bunu gerçekleştirmeleri çok yazık oluyor. Yapmamaları lazım. Çünkü daha 20'li yaşlarda, 30'lu yaşlarda yüzünüz anca oturuyor zaten. Bunu abartmanın bunu bu kadar çok gündeme getirmenin hiçbir anlamı yok elbette. Ama estetik meselesini ne yapanların bundan çok utanç duyması yani belli bir yaştan sonra ne de yaptırmayanların ben estetik yaptırmıyorum diyenlerin bundan çok fazla bir övünç kaynağı çıkarmalarını da anlayamıyorum. Gerektiği yerde, gerektiği zaman, belli bir yaştan sonra ufak dokunuşlar insanın kendini daha hissetmesi için yapılabilir tabii. Ama çok genç yaşta yapılan estetikler ve birbirine çok benzeyen yüzler tabii ki meslek hayatlarında onların ilerlemesini ya da özgün işler yapmasını da ciddi engelleyen, kısıtlayan şeyler olarak görüyorum.
Veya olacaktır değil mi? Mesela belki 10 sene sonra da.
Tabii.
Çok olgun göründüğü için anne rolü gelmeye baş.
Artık ister istemez tabii tabii tabii. Yani zaten çok belli oluyor ekran öyle bir şey ki büyük yapılan büyük müdahaleleri çok çabuk gösteriyor maalesef.
Peki siz nasıl bu kadar güzelsiniz? Hani gerçekten böyle fıstık gibi derler ya siz öylesiniz ya. Böyle böyle dondurulmuş gibisiniz. Ben sizi Donky Shot'ta izlediğimde de vow dedim. Yani hani aslında değil biliyor musun yani? Ne yapıyorsunuz yani? Bir de mimik falan da yapıyorsunuz yani lafınızı böldüm ya. Estetik doktoru mu çok iyi gidiyorsunuz yoksa?
Estetik doktorum çok iyi. Evet.
Yoksa hani gerçekten bu doğallık genetik hani sürekli kremler mi bu şeyi nasıl sağlıyorsunuz? Çok iyi görüyorsunuz.
Ya. Şimdi çok güzel şeyler var. Bir kere ben çok şimdi o kadar güzel şeyler çıktı ki yüzünüzde kasanızın altına bir enjeksiyon yapıyor. O biraz yüzü böyle hafif toparlıyor, kaldırıyor. Eee böyle minik minik dokunuşlar. Senede bir kere bazen 6 ayda bir kere. Botokstan çok hoşlanmıyorum çünkü gerçekten ifadeyi bu çok fazla. Eee zaten snoba çıkmış adım. Bir de onu yaptırınca iyiceim böyle snob olmasın. O tip şeylerle kendimi iyi tutmaya çalışıyorum. Ama tabii şunu hemen söyleyeyim. Ben çok düzenli yaşayan biriyim.
Hı hı.
Bu çok önemli. Yani yediğiniz, içtiğiniz ve uykunuz. Bunlar bu üç şey benim için hayati önem taşıyor. Bunları yapmadığım zaman ben çok çabuk etkileniyorum. Bir tarafı zayıf bünyemi çünkü. Yani mesela iki gün uykusuz kalayım ben perişan oluyorum yani gerçekten bitiyorum. Ya da bir hafta işte hastayım mesela bir haftadır filan biraz böyle rahatsızım. Çöküyorum. Onun için alkol kullanmam fazla. Çok yani sosyal içeciğim ara ara. Onun dışında çok düzenli yaşıp spor yapıyorum. İşte budur.
Ne güzel. Peki gelelim şarkıya.
Gel buluta bakalım.
Eee sözü ve müziği Hüsna Arıkan'a. Aranjes Gürol Ağırbaş'a.
Ait yeni şarkınız.
Evet. Gel buluta bakalım ne anlatıyor?
Gel buluta bakalım. Aslında benim ben söylediğime göre şarkıyı artık benim diyeyim. Gençliğime 18'li yaşlarındaki ya da 20'li yaşlarındaki o küçük kızla konuşmam.
Hı hı.
Onunla dertleşmem. Onunla haspal etmem. Birlikte buluta bakalım. Geçmişe bakalım. Hı hı.
Göğe bakalım. Düşünelim, konuşalım, dertleşelim.
Gü, peki neden bu şarkıyı seçtiniz? Yani eminim size bir sürü şarkı geliyordur. Eee, bir şarkı tekli çıkartacağınız zaman mesela bu şarkıda sizi vuran ve bunu söylemeliyim dedirten ne oldu?
Hüsne Arkan bu şarkıyı bana yolladı bundan yaklaşık 3-4 yıl önce. Bunu dedi. Senin söylemeni çok isterim. Böyle içinden geldi ve bana yolladı ve şarkıyı dinlediğim anda vuruldum. Fakat anca araya tiyatro girdi, şu girdi, bu girdi. Bugüne nasip oldu. Şarkıyı çok sevdim. Şarkının meselesini çok sevdim. Dilini çok sevdim. ve Hüsne Arkan benim çok sevdiğim bir müzisyen. Çok güzel bir beste. O kadar severek söyledim ki ve tabii çok teşekkür ediyorum. Gürol inanılmaz güzel bir Gürol Arbaş düzenleme yaptı. Güzel bir ekip çalışması oldu ve güzel de bir klip çektik. Hem de Dubai'de.
Güzel.
Benim için çok özel bir, klipti o. İnşallah seyircilerimiz de sevecek. Bazı filmleriniz, oynadığınız filmler hepsi tabii değerlidir ama bazıları böyle başka bir tat bırakır ya sizin ruhunuzda.
Bu klipte öyle bir filmde oynamışım gibi. Çok sevdiğim bir filmde, çok etkisinde kaldığım bir filmdeki bir rolüm gibi, bir an gibi o çekimleri yaptığımız süre bende kaldı.
Hep de kalacak.
Güzel. Peki şarkının sözlerinde diyorsunuz ki, "Kim bilir kimler kırdı seni? Bilirim anlatmazsın hiç kendine. Gel otur güzel yaşım 20. Gel buluta bakalım."
Evet.
Kimler kırdı size?
O hiç kırılmamak mümkün değil. Eee kim bilir çok insan kırmıştır. Ben de çok insanı kırmışımdır mutlaka. Yani olmuştur. Olmaması mümkün değil.
E kırgınlıklarımız olsun. Onlar bizi büyüten, bizi geliştiren şeyler olacak tabii ki.
Peki şimdi konu müzikten açılmışken şey de sorayım. Sizin şarkılarınız işte Sürey.
Evet.
Sen bana fazla iyisin. Hatta bundan 23 ay önce bir gece kulübüne gittim. Çaldı yani falan ve herkes dans ediyor.
Evet.
Şimdi o kadar mesela güzel ve kalıcı şarkılar yapmışsınız ki şimdiki bestelere baktığımızda hani o sirkülasyon içinde mesela 3 ay çok hit olan bir şeye 4 ay sözlerini bile hatırlamıyoruz.
Evet. Öyle yani zamanın getirdiği bir şey bu.
Neden böyle? Yani o sizin yaptığınız işlerin oradaki şeyi neydi?
Çünkü zaman değişti. Şimdi o o şarkıları belki bugün yapsak yapsaydık yani o gün değil de bugün çıksa o şarkılar bugün de belki öyle gümbürteye gidecekti. Çünkü zaman çok hızlı artık iletişim yani elinize telefonu alıyorsunuz ve dün çıkmış bir dünyanın herhangi bir yerinde daha yeni çıkmış bir şarkıyı dinliyorsunuz ve her şey çok hızlı ilerliyor, çok hızlı tüketiliyor. Savaşlar başlıyor, bitiyor. Yeni bir şey başlıyor. Hiçbir şey gündemde kalamıyor artık. Yani zamanın hızı ve zamanın ruhu bence çok hızlı tüketiyor her şeyi.
Peki klibi Dubai'de çekmişsiniz. Tam o bombalara savaş dönemine denk geldi mi?
Hayır hayır ondan çok 23 ay önceydi. 2 2 bu5 3 ay önceydi. Eee çok e güzelce bir mevsimdi. Ocak ayıydı sanıyorum. Yok.
A tabii orada herhalde ama tam sıcak oluyor değil mi?
Tabii çok sıcaktı. Çok Dubai hep sıcak zaten ama o aylar çok güzel. Dozunda bir sıcaktı. Aşırı değildi. Çok sevdim Dubai'yi. Çok mutlu oldum orada klibi çalışmaktan.
Peki ne kadar sosyal medya insanısınız?
Çok iyi.
Fotoğraf koymak, story atmak.
Eee, işle ilgili işle ilgili şeyleri koyuyorum daha çok.
Story iş gibi kullanıyorsunuz.
Evet. İş sadece işlerle ilgili.
Şey var mı? Fake hesap falan var mı?
Yok. Fake hesap yok. Fake hesap yok.
Hani şöyle bir bakayım. Gizli gizli.
Yok. Yok. Ben şeyde bile yokum. Eee, de yokum mesela.
He. Peki oralardan hiç DM'ler falan geliyor mu?
Yok.
Sosın Instagram.
DM'ye de kapalıyım ben şeyde. Instagram'da. Evet.
Kapalı olsa ama size de ulaşmak çok zor ya.
Gerçekten.
Hayır. Mesela şimdi aşktan konuşmuşken şimdi bir adam sizi çok beğendi. Adam size nasıl ulaşacak? Yani orası kapalı, burası kapalı.
İşte zekayı kullanacak, kafayı kullanacak. E bir şekilde ulaşacak. Zaten birisi DM'den ulaşıyorsa ya biraz bilmiyorum. Neyse ben yorum yapmayayım şimdi.
Yok o işler olmaz. Evet.
Biraz zor.
Peki gece böyle yastığa başınızı koyduğunuzda kendinize fısıldadığınız en dürüst cümle nedir?
Yani tek bir cümle değildir ama şöyle bir günün muhasebesini yaparım. İyi bugün fena değildi. İyi geçti ya da bugün çok kötüydüm. Oyun ya da işte genel halim, ruh halim. Hadi uyuyayım da yarına iyi bir güne uyanayım filan. Herhalde öyle şeyler düşünüyorum. Eee ama en sonunda daha ben yatakta çok kitap okurum.
Hı hı.
Eee kitapla birlikte düşüncelerimin o eee yani cümleler arasında böyle gezilmesini çok seviyorum yani genellikle.
Ama tabii kitap okurken de ister istemez eee düşünce akışı oluyor kendiniz şeyiniz. Ama sonuç olarak ben huzurlu bir insanım.
Hı hı.
Huzurum yerinde çok şükür. Eee dolayısıyla genellikle başımı yastığa koyduğumda, kitabımı elime aldığımda genellikle huzurla uyurum.
Peki bir odadan girdiniz. İçeride 20'lerindeki, 30'larındaki, 40'larındaki Zuhal var.
Hı.
İlk hangisine sarılırsınız? 20 30 40 herhalde 20'ye sarılırım canım benim. Sen a neler göreceksin yavrum diye. Gel sana bir sıkı sıkı sarılayım çocuğum.
Peki o yaşlardaki zali görseniz şey der miydiniz? Kızım kaç buradan hiç girme bu işlere mi derdiniz yoksa?
Yürü derdim. Yürü derdim herhalde. Çünkü ben eee herkesin hayatı çok kolay değil. Kimin hayatı kolay? Allah aşkına. Yani kolay değil ki yaşamak, var olmak, bu dünyada nefes almak, ayakta durmak kimin için kolay? E onun için kendimi yine de şanslılardan addediyorum. Amaçlarıma bir şekilde ulaşıyorum, yapabiliyorum. Sevdiğim bir şey yapabiliyorum. Yaptım. O yolda başarılar elde ettim. Sağlığım iyi vesaire vesaire bir sürü böyle güzel olumlu şeyler. Ama onun dışında bütün bunları yaparken kim zorlanmıyor? Yani öyle bir şey yok. Dolayısıyla yürü derdim. Devam et.
Çok teşekkür ediyorum.
Ben çok teşekkür ederim. Sizinle sohbet etmek çok güzeldi. Sizinle de öyle. Eee sizi burada ağırlamak da çok keyifliydi. Sağ olun. Var olun. Çok teşekür.
Yeni şarkıyı da herkes dinlesin mutlaka.
Evet. Lütfen şarkımı çok çok seviyorum. Çok güveniyorum.
Ben normalde söylemenizi rica edecektim ama bugün rahatsızsınız.
Evet.
Kırmadınız. Yine de sizin elektriğiniz sayesinde böyle bak canlı başlı konuştum.
Çok sağ olun. O zaman herkese iyi hafta sonları diliyoruz.
Hafta sonları.
Bay bay.