Transcription
Değerli arkadaşlarım, hepinize merhabalar. Milli Mücadele Muharebeler Dönemi'ne hoş geldiniz. Yine kameramanımız Murat kardeşimle beraber İsviçre çakımız Nazım'la devam ediyor. Ne yapıyorsun Nazım? Ne var?
Nasıl gidiyor? Allah kolaylık versin. Vallahi çok nöbetin var bu aralar. Hasta çok desene. Bir de eskiden Emarı biz eee şeyde gündüz vakitleri çekerdik ya. Şimdi gece de var.
Gece 4'e, gece 4'te falan çekiliyor millet gece ama biraz daha tabii sakin oluyor. Kolay değil ya oğlum. Milletin her an bir şey olabilir yani gece gündüz yani. O iyi oluyor en azından yani. Ama dediğimiz gibi zor bir meslek. Sağlıkçılık, sağlık hizmetiyle uğraşan tüm arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz. Kolay değil. İnsan sağlığı yani her şekilde yani alandan götürenden, ambulans şoföründen, paramedikten tutun da zaten şu an atanmaya çalışan tüm arkadaşlar aslında özel sektörde çalışıp sağlıkçı arkadaşlarımız e orayı bir görüyorlar. Yani stajken görüyorlar, farklı şekillerde görüyorlar. Şu an çalışıp da beni dinleyen arkadaşlar var. Kolay gelsin hepinize diyoruz. Kolay bir şey değil. Meslek değil, sağlıkçılık.
Tabii Kurtuluş Savaşı muharebeler. Şimdi eee sizler de biliyorsunuz ki en son t biraz geriden başlayarak geliyorum. Mondros'tan sonra ülkemiz yavaş yavaş işgal edilmeye başlandı ve özellikle 1919'un sonuna kadar gelindiğinde bayağı bir işgal edilen bölgemiz var. Yaklaşık olarak 26 ilden bahsediyoruz günümüz şartlarında ve bu 26 tane ilimizin işgal edilmesiyle beraber devamında da Sevr Barış Anlaşması diye bir anlaşma bize dayatılmış. Türk milleti tabii bunu kabul etmedi. Ne kadar imzalansa da bakın burayı öğrenci kaçırıyor. Buraya dikkat arkadaşlar. Sevr Barış Anlaşması hukuken geçersizdir. Doğru. Ama bu bizim bugünkü yorumumuz. Niye? Osmanlı Mebusan Meclisi'nin onayından geçmediği için. Peki niye başarıya ulaşmadı? Çünkü biz milli mücadeleyi kazandığımız için. Eğer kazanamasaydık biz bugün Sevr'i anlatabilecek miydik acaba? İşte onu bilmiyoruz. Bilmediğimiz bilindik şeyler üzerine konuşuyoruz. Şimdi şunu anlatmaya çalışıyorum. Elin adamı diyor ki kardeşim bana ne diyor? Senin Osmanlı Mebusan Meclisi'nin kapatılmasından, kapalı olmasından sen sonuçta geldin Fransa'ya üç tane adamını yolladın ve Osmanlı Devleti adına bunu imzaladın. Artık bu imzaladığın Sevr Barış Anlaşması'na uyacaksın. Tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi bu anlaşmayı katiyen hemen reddetti. İyi idam cezası çıkarttı kimler için? Özellikle anlaşmaya onay verenler ve imzalayanlar için. Şimdi buraya kadar tamam.
Şimdi neyi anlatmaya çalışıyorsun? Şimdi size bir harita çizeceğim. Haritada aslında daha evvelden çizdiğim haritanın aynısını çizeceğim ama milli mücadeleye bir bakış açınız olması lazım. Kimlerle, nerede, kimle mücadele ediyoruz? Şimdi kırmızıyı elime aldım. Hatırlayın şu bölge Trakya'dan doğru mu kardeşim? Aşağıya kadar kimlerle mücadele ediyoruz? Demek ki batıda ve güneybatıda ve Trakya'da Yunan ile mücadele ediyoruz. Peki Muğla'dan Konya'ya kadar olan kısımda Mersin de dahil olmak üzere bir dönem sonra tekrardan şac özellikle Antalya kısmı kimler var burada? İtalya var. Doğru mu? Adamlar Konya, Kulu'ya kadar gelmişler. Şimdi buraya bakalım. Dikkat işte en kritik yer bura. Burası önce İngiltere sonra kim? He bu çıkan bir sınav sorusunu biliyor musunuz mu? 2016 sınıf öğretmenliği. Öğretmenlik alan bilgisi. Anadolu'nun güneyini Mondros'tan sonra ilk hangi devlet işgal etti? Hangi devletmiş? Ama kendi aralarında bir e ortak yol buldular. Saç pikotu canlandırabilmek amacıyla İngilizler işgal ettikleri bölgeleri kime devretti? Güneyde Fransa. Zaten ondan sonra olaylar başlıyor. Bakın değerli arkadaşlar, evet İngiliz yönetiminde de işgal var ama bir Fransa kadar değil. Neden? Çünkü İngiltere, Fransa özellikle İngiltere bölgeden çekilip Fransa'ya verince Fransızlar burada hangileriyle ortaklaşa hareket edip bize saldırıyorlar? Ermenilerle. Demek ki aşağı güneyde Fransız ve Ermenilerle mücadele ediyoruz.
Geldik bu tarafa. Şimdi burada 3 tane bölge yazacağım size. Bunlardan bir tanesi Artvin. Doğru mu lazım? Şu bölgede ne var? Ardağan var. Şu bölgeye indim. Kars var. Şu bölgede de ne var? Iğdır var. Şöyle bir öylesine bir çizelim anlamanız için. Şimdi bölgenin devamında yani şu tarafında devletler kurulmuş. Şurayı şöyle bir çizeyim hocam. Hangi devletler kurulmuş? Şöyle. Devletler var. Bu devletlere baktığımız zaman üçe ayıralım. Doğru mu lazım? Şu bölgede Gürcüler diyelim. Hani şu bölgede de işte şu bölgenin tamamına da Ermeniler diyelim. He şimdi hocam e hocam Ermenistan 1990'da kuruldu. Herkesin aklına bu veya Azerbaycan 19. Hayır arkadaşlar Bolşevik ihtilalinden sonra üç devlet o Bolşeviklikten yani o durumdan yararlanıyor. Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan diye üç devlet kuruluyor. Hatta kurulan Azerbaycan devletinde resmi olarak ilk tanıyan devlet Osmanlı Devleti oldu. Tamam. O zaman buralarda biz kimlerle mücadele edeceğiz ağırlıkta? Gürcülerle öyle çok bir silahlı çatışmamız yok. Ama bizi en çok zorlayan Sevr Barış Anlaşması imzalandıktan sonra harekete geçen güya Sevr'le biliyorsunuz ki 6 tane il bunlara verildi ya güya o illeri almak için harekete geçiyor. Kim geçiyor? Ermeniler. Peki Ermeniler harekete geçerse mantıken burada hangi cephe açılmış olacak kardeşim bizim açımıza? Doğu cephesi. Burada 15 kol ordu vardı. Doğru mu? Hatırla. Kim vardı bu 15. Kol ordunun başında? Kazım Karabekir var. Çok güzel. Demek ki bizim buradaki mücadelelerimiz Ermenilerle ve Gürcülerle de biraz tehdit yoluyla veya biraz basıp posof hareket falan da yaptık ama Gürcüler daha sonra vermeyi kabul etti. Nereyi bize vermeyi kabul edecekler? Dikkat şu bölge yani doğru mu? Artvin ile neyi? Ardağan'ı vermeyi kabul etmek zorunda kalacaklar. Yoksa biz hareket yapacağımızı ve alacağımızı ilan ediyoruz. Ama asıl bölge Kars. Erzurum'un oltu. Iğdır. Iğdır'daki kulp yani günümüzdeki Tuzluca. Bakın Sarıkamış. Bu bölgeler kimler tarafından işgal altında? Ermeniler tarafından işgal ediliyor. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi bölgedeki 15. Kolorduyu Doğu Komutanlığı adına çeviriyor. Başındaki Kazım Karabekir'e de Ermenilerin elindeki Kars'ı alma görevini veriyor. Dikkat. Biz şimdi ne yapacağız? Doğudan Erzurum'dan hareket eden ordumuz Kars'ı alacak, Sarıkamışı alacak, Oltuyu alacak, Iğdır Tuzluca yani eski kulpu alacak. Şimdi derdimiz bu ve Doğu Bayazıt'ı. İşte o yüzden bu bölgede de ilk açılan cephemiz yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bağlı düzenli ordunun ki bu ordu biliyorsun Osmanlı Devlet'ten kalan bir düzenli ordu. Başındaki Kazım Karabekir var. Burada başlayacak. Evet savaşlar her yerde var ama bir düzenli ordunun harekatı Ermeniler üzerine olacaktır. Kazım Baba topladı adamlarını. Hem de ne adamlar öyle böyle değil. Çünkü Ermeniye karşı da ister istemez yaşanan olaylardan dolayı bölgede gönüllü toplamak daha kolay. Bakın bir daha söyleyeyim. Bölgede hem düzenli ordu var, düzenli orduya da gönüllü katılmak isteyen de çok kişi var. Çünkü adamlar gittikleri her yerde bizi öldürdüklerinden dolayı ister istemez herkes bu savaşın içinde yer alıp belki de öç alma duygusuyla hareket edecek. Ve bizler Ermenilerin işgal ettikleri yerleri tek alacağız. Ama asıl yer Kars'ı almamızdır. İşte Seratşehridir Kars. Biliyorsunuz şimdi şu bölgenin kaderi hiç değişmez. Şu bölgenin de kaderi hiç değişmez. Neden biliyor musunuz? Mu? Buradan gelenler hep bu tarafa, buradan gelenler de hep Trakya'ya. Yani o yüzden bu tür bölgeler, Kars, Iğdır, Artvin gibi bölgeler sürekli işgal edilmiştir. Bazen Rus yönetiminde, bazen bizim yönetimimizde. Peki en son durumu anlatayım. Normalde Kars, Ardağan ve Batum'da bir halk oylamasıyla 3 Liva dediğimiz üç sancak bize geçmişti. Elviyeyi Selase. Ama fırsattan yararlanan Gürcüler Artvin'i almış, Ardahan'ı almış. Bunlar da Kars işgal ediyor ve ileride 6 tane ilde almak için harekete geçtiler. Kazım Baba aldı Mustafa Kemal'den emri. İleri harekat başladı. Hani derler ya döve döve yeniyorsun yani dura dura dövüyorsun. Öyle arkadaşlar Ermeni'yi ileri itiyoruz. Örneğin Kars' aldık mesela. Kars'ın alınması şu anlamda çok önemli. Birçok top, tüfek, batarya atıyorum bugünkü şartlarda obüs, tank ya o kadar önemli silahları ele geçiriyoruz ki bu silahlar bu arada Rusya'nın silahlarıdır. Rusya zamanında Ermenilere vermişti hatırlayın. Çarlık zamanında onları alıyoruz. Hatta eee Kars'ın alınmasını müjdeleyen Kazım Karabekir müjdesinde şunu diyor. İstiklal Savaşı'na 10 yıl yetecek malzeme topladım diyor. Bak bir daha söylüyorum. İstiklal Savaşı'na 10 yıl yetecek malzeme topladım diyor. Nerede? İşte burada Kars'ın alınmasıyla. Çünkü bırakıp kaçtılar. Peki bunlar nereye gidiyor? Bunlar o zamanlar Ermenistan'ın başkenti Erivan değildir. Gümrü'dür. Ve bizler ileri harekata da gidiyoruz. Çünkü bizim dediklerimizi Ermeniler kabul etmiyor. Kazım Baba bize nasıl Mondros'ta dayatılıp imzalatıldı ya aynı şartlarda kendisi yapıyor. İmzalayın diyor. İmzalamasan harekat devam ediyor. Harekat üç kere devam etmiştir. Böyle en son Gümrü'yü de alınca adamlar baktı ki Ermenistan diye bir şey kalmayacak. Oturdular masaya. Biraz da Rusya'nın isteği, biraz da bizimkilerin özellikle doğudaki birliklerimizin batıya kaydırılması veya doğudaki elde edilen kazanımların batıda Yunan'a karşı kullanılmasından dolayı Mustafa Kemal Kazım Karabekir'le yapmış oldukları görüşmede Gümrü'den daha fazla ileri gidilmesini istememiştir. Neden? Hem Misak-ı Milli'nin dışında olan bir yerde hem de ileri tarafa doğru gidersen aran iyi olduğu Bolşevik Rusya'yla da aran bozulabilir. Şimdi öyle kritik bir yer ki zamanında Ermenilere en çok destek veren Ruslardır. Evet Rusya'da bir yönetim değişmiştir ama Rus gene aynı Rus'tur. Yani yönetimsel değişme mantalite açısından değişmezse Rus gene Ermeni destek verebilir. Allah'tan Allah'tan böyle bir şey olmadı. Lerin taraftarları da 1921 tarafında kazanınca işi, iç savaşı kazandı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de ileriki zamanlarda kurulacak. Ama nasıl kurulacak? Önce biz Ermenilerle masaya oturduk. 23 Aralık 1920'de Gümrü diye bir anlaşma yaptık. Şimdi bu anlaşma şu: Bir Kars, Iğdır, Kulp'u verdiğimiz Tuzluca, Oltu ve Doğu Beyazıt TBMM'ye bırakılacak. Bu bir kazanç. İki işte Çıldır Gölü aramızdaki Aras Nehri aramıza sınır olacak. Dikkat anlaşmadan sadece 6 gün önce de bakın iyi dikkat dinleyin. Ermeniler dünyaya bir açıklama yapacaklar. Sevr'deki imzalarını geri aldıklarını açıklayacaklar. Ne demek biliyor musun? Hani Sevr'de 6 tane istiyorlardı ya. Bundan vazgeçtiklerini açıklayacaklar. Neden? Ama biliyor musun? Çünkü biz bu doğu harekatında diyelim ki 15 şehit vermişiz. Bak kocaman bir harekat. Topu do belki de 15 şehit verdik ama Ermenilerin iki bakanını, Genelkurmay Başkanını, 1100 tane erini hepsini öldürdük arkadaşlar. O yüzden o adamların savunma mekanizmalarını kırdık. O yüzden Gümrü'yü böyle Kazım Karabekir hazırlamıştır. Ermeniye dikte ettirmiştir. Tamam. O yüzden Gümrü Anlaşması tarihimize çok önemli anlaşmalardan biridir. Çünkü ne yazıyor? Türkiye devleti ifadesi var. Şimdiye kadar sen hiç duydun mu bir anlaşmada? Daha doğrusu anlaşma duydun mu bizim başka ülkelerle yap? Yok. İlk defa bir anlaşma yapıyorsun. Hangi devlette? Ermenistan'da. Mantıken bizi tanıyan ilk devlet masaya oturduğumuzdan dolayı Ermenistan olmaz mı? O zaman TBMM'nin varlığını veya Türkiye devletinin varlığını ilk kez uluslararası alanda tanıyan ilk devlet Ermenistan'dır. Hatta size bir şey başka bir şey söyleyeyim. Biz de onlarla masaya durak ilk defa da biz tanımış olduk. Onları da kimse tanımıyor. Düşün yani. Birçok kazanım elde ettik ve o kazanımların hepsini Kazım Karabekir batıya müjdelemiştir. Kendisi bir telgraf çekiyor. Batıya diyor bu kadar top, bu kadar batarya, bu kadar bilmem bu kadar tüfek aldım. Hepsini diyor hediye olarak gönderiyorum diyor. Mustafa Kemal Kars Kalesi'nin zaptını ne demişti? Kars Kalesi'nin zaptı çok zordur. Sen böyle bir iş yaparak çok büyük bir iş başardın diyerek telgraf göndermişti. Geçen senenin sınav sorusu. O yüzden bizim Gümrü kazanımlarımız önemlidir. O yüzden Gümrü yani şu sütun her zaman sınavda gelir kardeşim. Zaten bu tahtada bir soru var. Bu bir soru birinizden birine gelecek kesin. Yani doğu ve güney cephesinden tek soru. Batı cephesinden zaten %100 sorunuz var. Ama dört sınavdan birine kesinlikle burası gelecek. Sadece bak üstü bu kadar. Yani öyle çok şey demeyin. Bir de şu çünkü Batı cephesi ile alakalı zaten kesinlikle sorunuz kesin.
Şimdi o zaman şunu öğrendik. Bir Gümrü'yü TBMM adına imzalayan Kazım Karabekir'dir. 2. Kazım Karabekir'e bu başarılarından dolayı Şark Fatihi unvanı verilmiştir. 3. Bizi tanıyan ilk uluslararası devlet Ermenistan'dır. O zamanlar çık devlettir. 4. Türkiye devleti ifadesi ilk defa ne zaman e ortaya çıkmış? İlk defa bu anlaşmayla. 5. Sevr'deki imzasını ilk geri alan adam. Adam diyorum. Pardon özür dilerim. Devlet kimmiş? Ermenistan'dır. Yani bunların hepsini söylediğimiz zaman ne kadar ilklerin sorulduğu bir sınav olduğu için o yüzden bizim için de önem arz ediyor. Bunu da böyle söyleyeyim değerli arkadaşlar. Tabii eee bizim bu Kars'a karşı Kars'ın alınması işte ne bileyim diğer yerlerin alınması Gürcüleri çok tedirgin ediyor. Bu arada Gürcistan da çok ilginç bir ülke. Bolşevikler vardı ya bir de onların karşıları var. >> Evet. Onlar ele geçiliyor Gürcistan'ı. Güristan'ı onları ele geçirince şimdi bir tarafta Türkiye bir tarafta da Bolşevik Rusya ulan diyor bari Türkiye'nin dediğini yapalım çünkü Türkiye tehdit etti. Ne dedi? Acilen Artvin ile Ardahan'ı boşaltıyorsunuz. Boşalttınız. Boşalttınız dedi. 21 Şubat 1920'de boşaltmak zorunda kaldılar. 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova anlaşması da tescil edildi. O yüzden biz Ardağan'la Artvin'i de savaşmadan geri aldık. Bir pos hareketi şöyle ufak bir salladık. Ondan sonra zaten Gürcü kaçtı. Çünkü Gürcistan iki düşmanı olur. Eğer bizde de savaş şey yaparsa ne olur? Biz de düşmanız. E yukarıda da ne var? E Rusya, Bolşevik. E bunlar ne? Menşevik. E arada ne yaparız biz bunları? Tost. E adam onu bir daha der mi Türkiye ile ben savaşayım. O yüzden Gürcistan'la aramızdaki muhabbet budur değerli arkadaşlarım. Bunu da unutmayalım.
Ne oldu? >> Güzel bir al >> güzel ama öyle yani şimdi mantıken öyle. Şimdi burayı anladık mı? Bir kere genel haritada kimin nereye işgal ettiğini bilelim. Hatta haritaya devam edelim. Şu bölge İstanbul bölgesi İtilaf devletlerinin biliyorsunuz ki tamamen işgali altında. Boğazlar yine aynı şekilde doğru mu? İtilaf işgalinde. Ara ara yerler var. Örnek Zonguldak bölgesi Fransızların özellikle himayesinde o bölgede kömür yataklarını ele geçirebilmek için çok mücadele edecekler. Orada birçok mücadele de var. Çünkü gemi kaçırıyoruz. bilmem ne yapıyoruz. Sürekli Fransızların başına bela olacak. Zonguldak halkı. Tabii tabii. Ereğli, Akçakoca hepsi burada başlarına bela olacak. Fransa terk edip gidecekler yani. Ama şurayı anladık mı? Bütün meseleyi. Peki bir de şu bölge var. Samsun, Trabzon. Burada Pontuslular var. Hatırlayın. Ama biz Amasya'da merkez ordusunu kurduğumuzdan dolayı merkez ordumuz da sürekli olarak bu bölgeye ne yapmaktadır? Akınlar yapmakta. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordularına bakalım. Bir merkez ordusu var. Neresidir harekat yeri? Amasya. Amaç ne? Pontus devletiin kurumasını engellemek. Burada özellikle Giresun'da Topal Osman Ağa'dan da büyük destek aldıklarını söyleyelim. Doğuda Kazım Karabekir var. Cephemizden bir tanesidir. Artı burada Doğu komutanlığımız var. Burada ise hatırlayın Sivas Kongresi ile cepheye bir adam atanmıştı. Ali Fuat Cebesoy atanmıştı. Ali Fuat Cebesoy. Batıya daha sonra işleyeceğiz. Ancak şurada bir savaş yok. ya İtalyanlarla direkt olarak yani çok aşırı derecede bir birbirimize girmedik. Sebebi de şu. Eee İtalyanlar Yunan'a karşı olduklarından dolayı daha doğusu kendilerine Senjan de Marian'la anlaşmasına göre İzmir ve çevresi verilmesine rağmen kendisine Paris Barış Konferansı'nda bu bölgeler kendinden alınıp Yunan'a verilince artık onlar da Yunan'ın düşmanı. Yunan'ın düşmanı. E ben de Yunan'ın düşmanıyım. O zaman ikimiz ne oluyoruz? Dost oluyoruz. Olduk mu iki bikolata erkeği. Şimdi yapacak bir şey yok. Doğru mu kardeşim? Onda gaz var. Bende yağ var. Birleştik. Ama burada çok büyük bir ama işgal işgaldir kardeşim. Bak ben bunu her zaman söylüyorum. Kim ister bir İtalya'nın orada postalına ayak basmasını? Muğla'da, Fethiye'de, Antalya'da. Ama bize faydası olacak. Niye? Mesela Antalya limanından yararlandıracak İtalyanlar bize. Şunlara göre bunların işgali çok yumuşak. Keşke hiç olmasa o ayrı konu. Ama biz de bundan yararlanmayabilik. İtalya ile aramızı hiçbir zaman kötü tutmadık. Çünkü İtalya gizliden gizliye Yunan'ın yenilmesini istemişler. Ha onların da temel amacı çok bizim kazanmamız değil. Hani iki taraf birbirini yesin, iki taraf da güçsüz düşsün. Ben gireyim demiştir de o da olmayacaktır. Sizler de biliyorsunuz. Cephelerimiz bunlar. Kimlerle savaştığımızı görüyorsunuz. Hele aşağı güneyi, güney cephesini anlatacağım. Şimdi şu doğuyu bir anlatalım. Anlattık. Bir yazalım bakalım. Lazım. Hadi başlayalım bakalım. Doğu Cephesi. Evet. Kimlerle savaş anlamda mücadele edildi? Ermeniler ile mücadele edilmiştir. Evet. Teke tek kalınca ne kadar da güzel oluyor değil mi Nazım? >> Arkada Rusya olmayınca mesela bunlar hemen Rusya'ya başvurdu. Hemen başvurdular. Ama Rusya ne dedi? Şimdi Türkiye ile de arası çok iyi ya. Biz dedi anca sana arabulucu oluruz. Amerika'ya başvurdular. Hani şu Doğu Anadolu bölgesinde bir manda devlet kurun bizim üzerimizden diyor da Amerika'da yok dedi. O yüzden tek tek kalınca ne kadar güzel oluyor dünya. >> Tabii tabii. Bir gelelim bakalım karşılı bak Kazım'ın ordusu gelince nasıl da kaçıyordunuz. Kaçış görüntüleriniz var. Ben görüyorum izliyorum. Tabii sildiriyorsunuz onları YouTube'dan da e çok kere izledik. Gümrü harekatındaki video alınan kayıtları gördük. Gümrü'yü kendiniz boşalttınız bize. Gümrü'yü boşalt dedik. Yazım Karaby. Korkunuzdan boşalttınız. Çünkü Kazım Karabek'in ordusu çok donanımlı. Yani Müslümanın askeri güçleri açısından hem düzenli bir ordu kaldı hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi buraya takviye yaptı. Kazım Baba'nın da zaten üstün yetenekleri. O bölge kafamız rahat. Çünkü doğuda ne kazanırsan bir sınırı çiziyorsun. İki savaşı bitiriyorsun. Üç buradaki malzemeyi batıya gönderiyorsun. Bütün mesele bu. Devam. >> Bu cephede TBM'ye bağlı. >> Bu cephede TBMM'ye bağlı. Evet. >> Düzenli bir ordu ol. düzenli bir ordu olan ordu olan 15. Kolordu savaşmıştır. Arkadaşlar bu ordunun ismini biraz önce gördüğünüz üzere ne olmuş? Doğu komutanlığına çevirmiş. Evet. Notumuzu yazalım lazım. Bu cephede Kazım Karabekir' >> bu cephede Kazım Karabekir'e başarılarından dolayı Karabekir'e başarılarından dolayı Şark Fatihi verilmiştir. Şark Fatih unvanı verilmiştir. Bunu da söyleyeyim. Şimdi şu Gümrü anlaşmasına bir gelelim lazım. Başla bakalım >> efendim. >> Sarıkamış. Karsız >> Kağızmanı >> Iğdır >> Türk hükümetine bırakılacak bırakılacak. Tuzluca da var ha. Devam. >> Çıldır ve Aras Çıldırgölü ve Aras Nehri. Evet. Ne olacakmış? >> Aramızda sınır olacak. sınır olacak. Devam. >> Ermeniler Sevr'deki isteklerinden yani imzasından isteklerinden vazgeçecek >> ve Misak-ı Milli'yi tanıyacaklar. Evet. Lazım. Tehcirle >> tehcir kanunuyla göç ettirilen Ermeniler >> suça karışmamışsa ne olacakmış? Geri dönecekler. Geri dönecekler. Zaten biz bunu bir Dünya Savaşı'nın sonunda da çıkartmıştık. Geri dönüş kanalaması. Evet. Gümrü'nün önemi birlik >> Doğu cephesindeki birliklerin bir kısmı >> batıya kaydırılmıştır ya da batı cephesine kaydırılmıştır. Evet Nazım. >> Evet. >> Uluslararası alanda imzaladığı ilk antlaşmadır. Devam. İşte bu çok soruluyor. Son zamanlarda üç defa sınav sorusu olmuş dört sınavda birden. O yüzden buna dikkat edelim. KPSS de bir kere geldi. Neydi? Türkiye adı ilk defa bir antlaşma metninde yer almıştır. Bir antlaşma metninde yer almıştır. Peki bir şey söyleyeceğim. Tarih kaç kardeşim? Hayır hayır. Tarih kaç Gümrü'nün? E hani 23'te kuruluyduk biz. Ha Türkiye Devleti 23'te kuruldu diyenler. E nasıl kurulmuş? Bak Türkiye devletiin adı ilk defa 1920'de bir anlaşma metninde geçiyor. Anlaştık mı? Cumhuriyetin rejimsel anlamda o gün kurulmadığını anlay zaten mikrofon tutuyorsun. Herkes karıştırıyor. 23 Nisan 1919 diyen duyarsın. 29 Ekim 1919 diyeni duyarsın. Doğru mu? Hala çok karışır. Karışabilir. Ama işin özünü bilmek lazım. TBMM açıldı. Türkiye devleti kuruldu. Anlaştık. Güzel. Peki notumuzu yazalım lazım. >> Türkiye'de resmi anl Türkiye'yi resmi anlamda tanıyan ilk devlet Ermenistan olmuştur. Ermenistan olmuştur. Şimdi burada bir şey anlatacağım. Dikkat. Biz Ermenilerle yapmış oluruz. Gümrü anlaşmasından sadece 48 saat sonra. Fazla değil. Ha tabii. Ne oldu? Hangi diğer kamera? Nereye anlayamadım. Yo ona bakmıyor. Ben sana bakıyordum esnad. Ulan herkes karış. Murat'la karışmaya başladı. Murat ben kameraya doğru ders anlatan bir öğretmen miyim kardeşim? Yani genel manada illa oraya bakacağım diye bir şey yok. Yani sen diğer hocalarla karıştırıyorsun herhalde gene beni. Yok öyle bir şey yok kardeşim. >> Bana özel anlat. >> Sana da özel anlatmıyorum. Gene öğrenci anlatıyorum ya. Kamera zaten yüksekte kalıyor. Bir de karışmayın oğlum. Şurada savaş anlatıyoruz. Niye karışıyorsunuz her şeye? Murat şimdi Murat Sivas kurtuldu ya. O yüzden hiç sıkıntısı yok. O diğer yerlerin ne olmuş? Hiç önemi yok değil mi? Lan arkadaşlar Gümrü ile alakalı şunu söyleyeyim. Şimdi bizlerin bu tür bir anlaşma yapması dünya kamuoyunda da Fransız kamuoyunda da her yerde çok büyük etki yaratmıştır. Bu bir. İki ama Gümrü Anlaşması 48 saat yürürlükte kalmıştır. Ne demek o? 48 saat sonra Bolşevikler eee Ermenistan'ı işgal edecekler. Azerbaycan'ı da işgal edecekler. Gürcistan da. E ne olacak o zaman hocam? Üçünde de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hani klasik SSCB yazılan o devlet kurulacak. O yüzden bu anlaşmadan sonra Evet. Burayı alanlar yani şu bölgeyi alanları bir yazalım. Ermenistan'ı kim aldı şimdi? Evet. Şimdi bu devletin adı ne? Lazım. SSCB. Doğru mu? Peki şurada kim var arkadaşlar? Gene kim var? Yine aynı SSCB var. Azerbaycan'da da SSCB var. Şimdi hepinize soru ya. Bizim Sovyet usulü aramız iyi değil mi kardeşim? Bize maddi silah veriyor, para gönderiyor, ruble gönderiyor. Aramız şahane. O yüzden doğuda Ruslarla ilgili bir problem olması mümkün mü artık? Değil. O yüzden biz bu sınırdaki sınırı çizmesek de tam olarak diyoruz ki en azından burada savaş olmayacak. Bunun garantisini iki tarafta veriyor. O yüzden de ne oluyor? Buradaki birliklerimizi nereye kaydırıyoruz? Hemen batıya kaydırıyor. Bizim için önemlisi bu. Ancak bir kere daha söyleyeyim. Gümrü çok uzun süre yürürlükte kalan bir anlaşma. Ama o zaman bizim artık bu saatten sonra doğuda sınırlarımızı şekillendirirken hangi devletle masaya oturacağız? Sovyet usulü. Önce hatırlayın neyi yaptık? Hemen yok oldu ama Gümrü. Bak bundan sonrakileri mantıken hangi devlette yapacağız? Nazım >> hangi devlette Murat? YouTube'dakiler artık senin doğu sınırını şekillendiren devlet tabii ki Sovyet usulü. Onunla da iki tane anlaşma yapıyorsun. Moskova Kars. Mantıklı kurum bak. Mantık. Ezbere gerek yok. Mantık. Kars'tan sonra bir anlaşma yazdın mı? Yazdın mı başkan? Yazmadım. O zaman mantıken doğu sınırını şekillendiren anlaşmalar şunlardır diye başlık attığıma göre en son anlaşma doğu sınırında mantıken en son şekillendiren anlaşmadır. O zaman doğu sınırımız kesin şeklini hangi anlaşmayla aldı? Kars. Anlaşıldı mı mesele? Güzel. Tamamdır. Doğu cephesindeki durumumuz bu. Kazım Karabekir'in telgrafını unutmayacağız. Biz Sevr eee şeyine ne derler ona? eee aldığımız tüm malzemeler, esirler, şunlar bunlar 10 yıl boyunca bize yeter demiştir ve Mustafa Kemal Kars'ın zaptından dolayı tebrik etmiştir. Artı tabii ki çok önemli lafları var. Şimdi o lafı yazmamız lazım. Bu sadece sınavı bir günlük düşünmeyin ki hayatınıza birçok sınava giriyorsunuz. Sadece KPSS veya YKS değil veya ileride göre yükselme işte adliye hakimlik, savcılık, kaymakamlık. İleriki zamanlarda da bu laf size soru olarak gelebilir. Bu söz tabii ki sınavda çıktı. Bunun aynısını bir başka sınavda da görme ihtimaliniz var. Hadi bakalım Nazım. Ounu bir yaz bakalım. Yazdır bir zaten. >> Baştan sona kadar. >> Baştan sona kadar. Evet. Çünkü önemli. Biraz zor olacak biliyorum ama senin için. >> Ermeni heyetiyle >> söyle. Ermeni heyetiyle >> Ermeni heyetiyle >> Gümrü anlaşmasıyla >> Gümrü anlaşmasını >> görüşmeye baş >> Gümrü Antlaşmasını görüşmeye başlad arkadaşlar görüşmeler uzun sürdü görüşmeye başladık evet >> 27 Kasımda her günlerde >> 27 Kasım'da bak daha imzalanmasına kaç gün var? 56 gün var 27 Kasım'da. Evet. >> Hı hı. Sevr imzalarını >> Sevr'deki imzalarını Evet. >> imzalarını geri aldırdık. Evet. >> Bugünü >> bugünü >> bu uğursuz anlaşmanın >> bu uğursuz anlaşmanın >> yırtıldığı gün olarak kutladık. >> Antlaşmanın yırtıldığı gün olarak kutladık. Dikkat. Yırtıldığı gün olarak kutladık. Evet. Bu olayı Ankara'ya müjdeleyin. >> Bu olayı Ankara'ya müjdeledim. Ankara'ya müjdeledim. Aralık >> 23 Aralık gecesi. Evet. >> Gümrü Antlaşmasıı imzaladık. Gümrü Antlaşmasını imzaladık. Evet. >> Antlaşma şartı olarak. >> Antlaşma şartı olarak. Bak şartlarımız var. Neler almışız? Hadi söyle bakalım. Ankara'nın istediği gibi. >> Ankara'nın istediği gibi. Ankara'nın istediği gibi. Evet. >> Tüfek >> 2000 tüfek. Evet. >> 3 batarya. >> 3 batarya. >> 12 dağ topu. >> 12 dağ topu. >> 40 makineli tüfek. Makinel. >> Makinalı tüfek. Evet. Tüfeği Ermenilerden aldık. >> Tüfeği Ermenilerden aldık. Evet. >> Doğu cephesinin >> Doğu cephesinin >> ilk armağanı olarak >> ilk armağanı olarak dikkat. Evet. >> ulaşmak üzere >> Batı cephesine ulaştırılmak üzere >> üzere yola çıkardık. Var mı >> yola çıkardık? Evet. Bunu söyleyen kişi sizler de biliyorsunuz ki Şark Fatihi'miz Kazım Karabekir'dir. Değerli arkadaşlar çok önemli bir laf. Bu laf çıktı. Şimdi normalde diyorsunuz ki çıkan bir daha bir bu sınavlar için beklemeyin ki hayatını. Bu arada AGS'de yepyeni bir sınav mantığıyla düşünün. Orada da gelebilir. Fark eden bir şey yok. EKPS'de gel her yerde gelir. Çok önemli bir laf.
Şimdi gelelim bizler için çok dramatik sahnelerin yaşandığı Güney Cephesi. Yani şimdi ben hayatımda Güney Cephesi ile ilgili araştırmalar yaparken bir halkın, bir milletin var olma mücadelesinin en yoğun şekilde yaşandığı ki sizler de biliyorsunuz 1918 Mondros'tan sonra inanılmaz bir direniş başlayacaktır arkadaşlarım bölgede. Şunu şöyle bir çekeyim. Murat sen bir daha kamerayı şöyle al. Bir daha şunu tam ortalayayım. Olur mu? Şu bu tarafta kalsın. Şimdi şöyle bir şey söylemek lazım değerli arkadaşlar. Aramızda şu an bizi Gaziantep'ten, Şanlıurfa'dan, Kilis'ten, Osmaniye'den, efendim Adana'dan ve Kahramanmaraş'tan dinleyen yüzlerce binlerce öğrencimiz var. Tabii ki bunlar mantıken küçük yaşlarda şehirlerden, dedelerden, ninelerden veya okullardaki müsamerelerden ve kurtuluş günlerinden dolayı olaylara aşikar. Evet. Ama Türkiye'nin yarısından çoğu bu olayları az çok biliyor. Çoğu da bilmiyor. Bilen de hem az biliyor hem de yanlış biliyor. Mesela Adana'daki olayı Urfa'da zannediyor. Urfa'dakini Maraş'ta zannediyor gibi. Şimdi onları toparlayarak geleceğiz. Ancak güney cephesi ile ilgili şunu söyleyeyim. Bir bu cephede bir düzenli birliğimiz yok ki bizim. Bu cephede müdafaa hukuk dernekleri, halkın oluşturduğu milis güçler yani hepimizin genel adıyla Kuvay-i Milliye savaşmıştır. Evet. Bu bölgede Pozantı diye bir kongre yaparak Mustafa Kemal bölgenin kurtuluşu için önemli kişileri il il bazında göndermiştir. Bunda bir sıkıntı yok. Mesela Adana'ya Sinan Tekelioğlu gitmiştir ama mesela yüzbaşı Osman gitmiştir. Gel demiştir şeye Ali Sahib'e. Ali Sahibi Urfa'ya göndermiştir. Bakın bunlar var ama burada direkt olarak TBMM'ye bağlı bir düzenli ordu yok. Nedenini söyleyeyim. İşgal ilk olarak bize Hatay üzerinden başladığından dolayı zamanla bu işgaller dikkat edin şurada Hatay bölgesinden başlıyor. Mersin, Adana işte Kilis, Osmaniye, Maraş, Antep üzerind şu bölgede zaten adamlar bu bölgeyi yukarıdan aşağıdan her yerden ne yapmışlardır? Kuşatmışlardır. Yani sen nasıl bölgede zaten bir birlik kuracaksın? Senin düzenli ordu kurabilmen için o bölgenin bir kere işgal edilmemiş olması lazım. Birinci şart bu. O yüzden buranın halkı kaderiyle başa kalmıştır. O yüzden bu mücadele çok kutsal bir mücadeledir. Bugün ben Gaziantep'e de gitsem, Şanlıurfa'ya da gitsem her gittiğim zaman ya müzesine uğrarım. Çünkü o hissiyat her sene bende gene aynı şekilde devam eder. Çünkü kolay kazanılmıyor arkadaşlar. Okunmadığı için, bilinmediği için böyle mücadeleler zanned böyle yapıldı bitti zannediliyor. Şimdi tek tek işleyerek geleceğim. Adana bir önce onu Adana'yla başlayalım. Bölge klasik Fransızların işgali altında. Tabii Adana'da biliyorsunuz Adana Müdafaa Hukuk Cemiyeti kuruluyor. Doğru mu lazım? Ama ismini daha sonra ne olarak değiştirecek? Kilikyalılar. Adana Müdafaa Türk Cemiyeti veya Kilikyalılar Derneği İstanbul'da kurulmasına rağmen amacı Çukurova bölgesini özellikle Adana ve çevresini Fransız işgalinden kurtarmak. Çünkü Fransızlar bölgede Ermenilerle birlikte. İşte en büyük sıkıntı bu. Ermeniler Ermeni kıyafeti giymiyor ki gene Fransız askerlerinin Fransız kıyafetini giyiyor. O yüzden yapanın Ermeni olduğundan eminiz. Ama buna çanak tutan Fransa. Bak bunu bilin. Adana hiç anlatılmıyor. Bu Adana'dan ne o? Evet. Antep Maraş Urfa'yı biliyoruz artık. Neden? Unvan aldığı için de biliyoruz. Antep'e Gazi Maraş'a Kahraman Urfa'ya da şanlı verilince öğrencimizin bugün dikkatini çekiyorlar ve bunu araştırmaya yapabilir küçük yaşlarda. Ancak Adana kesinlikle bir unvana sahip olması gereken bir şehir. Bazı unvanlarımız hala yetersiz. Bunlardan bir tanesi verilmeyenlerden söylüyorum. Mesela Osmanlı Devleti zamanında verdi. Gazi unvanını Kars'a vermiştir ama Kars hala o unvanı almamıştır. Yani Osmanlı'dan kalan unvanlar işte nişan Berat ilk ileride yasaklanacağından dolayı o bölgeden alıyor. TBMM'nin vermiş olması lazım. Bugün Antep'e Gazi unvanı, Maraş'a, Kahraman ve Urfa'ya Şanlı'yı Türkiye Büyük Millet Meclisi vermiş. Daha evvelden olanlar Osmanlı Devleti zamanında kaldığı için kaldırılmıştır. Ama bu doğru mu diye sor. Hayır. Mesela Kars'a verilen gazilik. Gazilik geri verilmesi lazım. Kars'a Adana'ya da unvan verilmesi lazım. Mesela bir cesur Adana olabilir. O hocam vallahi bizim otobüs firmasını söyledim lan. Ondan dolayı demiyorum ama gerçekten öyle. Büyük bir cesaret örneğidir Adanalılar. Çünkü Ermeniler her gittiği yerlerde fırınlarda işkenceler yaptılar. Bizim millete Adana'da Fransızlar o kadar zor ilerlediler ki Karahisarı Müftü Mehmet Efendi büyük adam bir din alimidir. O bölgenin ileri gelenlerindendir ki Mustafa Kemal de şeyi yolladı. Ratip Efendiyi yolladı. Yani Sinan Tekelioğlu'nu o eee Tekelioğlu Sinan kod adıyla orada çalışmıştır. Çünkü hep kod atlarıyla gitmişlerdir. Tekelioğlu Sinan değil Trablus Kapsal Mustafa Kemal'le beraber düşün ta oradan tanışıklıkları var. Kadro oluyor da nasıl oluyor? Adama oradan güvenmiş. Mustafa Kemal Adana'ya göndermiş. Sinan Tekelioğlu. Lan adam kendi ismini değiştirdi be. Normalde isim değiştirme. Kod adı gerçek adı oldu. Soyadı da Tekelioğlu oldu. Kara İhsalı Müftü Mehmetle müthiş mücadeleler yaptı. Baktı ki Fransızlar bir türlü Adana'da istediklerini elde edemiyorlar. Adamlar sürekli cihada çağırıyor Adana'da gidiğin adamları. Bunun üzerine çok trajik bir olay maalesef yaşanacak Adana'da. Değerli arkadaşlar Adana'da 1 Temmuz sıcağında Fransızlar makinalı tüfeklerin başına geçecek. Adana halkını taramaya başlayacaklar. Bakın taramaya. Peki bu taramadan insanlar nereye doğru kaçmak zorunda? Bulundukları en güvenli yerlere. Adana'dan Pozantı'ya doğru kaçış başlıyor. Herkes Adanalılar o yolları bilirler veya o bölgeden geçenler mi? Şimdi çevre yolu yapıldı. Size düz gibi geliyor. Şimdi biz yollardan geçince yollar düz olunca zannediyoruz ki herkes alakası yok. Adana Pozantı'nın arasında Tekir diye bir bölge var. Şu an benim oradan dinleyenler var. Bu bölge şu an Adanalıların özellikle yayla olarak kullandıkları yerlerdir. Hiçbir şey boşuna değildir. Adana'nın sıcağına düşünün Temmuz sıcağında bu olay yaşanıyor. İnsanlar Tekir bölgesine doğru kaçıyorlar. Yani Pozantı tarafına doğru. Bu alçaklar uçakları kaldırdılar. Kaçan halka bomba yağdırdılar. Tarihimizde biz bu Adana'nın yaşadığı olaya kaç kaç olay deriz. Çünkü herkes haberi olmayanları dağlara doğru kaçırdıklarından dolayı hani deriz ya kaç kaç bir anda bugün bir şey olsa lazım. İlk cümlemiz ne olur? Kaç kaç olur değil mi? Kaç kaç olayı yaşanmıştır Adana'da. O bölge şu an hala Adana'nın en yukarı tepelerinde Pozantı'da hala yaylı olarak kullanılır. Adana bunu yaşamıştır. Ermeniler fırınlarda insanlarımızı yakmıştır. Adana ama işte bu Tekelioğlu, Sinan gibi, yüzbaşı Osmanlar gibi, Karahisarlı Müftü Mehmet Efendi gibi insanlar Adana'da büyük mücadele vermişlerdi. Bakın şöyle söyleyeyim. Adana'nın merkezi Pozantı'ya taşımıştı. Çünkü Adana'da adam kalmadı. Merkez Pozantı'ya taşındığı için bakın Mustafa Kemal Pozantı'da kongre yapabilir ve bu Pozantı kongresi o kadar önemli artı burada ileriki zamanlarda Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Ankara savaşı şey Ankara Anlaşması olacak. Burayı anlamayanlar için şöyle söyleyeyim. Biz burada ne de olsa Fransa'yla mücadele etsek de bu bölgede Yunan'a vurduğumuz her darbe buradaki halkın da direnişi Fransızları da etkiliyor. Fransız kamuoyunda Pierloti gibi, Claudio Ferrer gibi de çok adam var. Ve Türkiye lehine dönüyor. Türkiye lehine dönüyor artık iş. O yüzden, o yüzden bölgeden Yunan'a karşı kazansak da İngilizler bölgeden ve Fransızlar ve İtalyanlar, özellikle İtalyanlar çekildikçe gidecek. Sonra Fransa ile İngiltere'den Fransa ayrılacak ve İngiltere politikasında yalnız kalacak. Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Ankara anlaşması imzalı. Ancak ondan önce çok kritik bir olay var. Verdün diye bir savaş duydunuz mu? Verdün. Bizim Çanakkale'miz neyse Dünya Savaşı'nda Fransızların da Verdün aynı şekildedir. 250.000'in üzerinde hatta daha fazla onlar orada Almanlara karşı yaptıkları mücadelede Almanları durdurmuşlardır. O yüzden Verdün kahramanları diye bir bölük, bir takım oluşmuştur. Bu takımın başına da Binbaşı Mesil diye bir adam var. Adam Mersin'e Antalya böl şey Adana bölgesi Mersin tarafına doğru geçecek ama bir ara oraya doğru giremiyor. Çünkü Kuvay Milli ve çeteler inanılmaz derecede yolları kapatmışlar. Bir çıkış yolu arıyor. Yayla çukur eski ismi Panzur Çukurudur. O bölgede iki kişiye rastlıyorlar. Bir tanesi Kumcu Veli, diğeri de Hatice Hatun diye bir kadın. Bunlara diyorlar ki size biz bir ücret verelim çünkü öldürüldü. Onu da öldürecek. Geri bulamayacak. Hani şimdi bazıları diyor ki Allah onları niye öldürmedin? E ücreti kabul ediyor Hatice Hatun. Onlar da onları öldürebilir şeyiyle. Ama Hatice Hatun'la Kumcu Veli ne yapıyor? Bölgede özellikle değerli arkadaşlar Kuvay-i Milliye'nin olduğu yerler var. Bu yerler geçitlerde özellikle Gülek Geçidi'ni ve Gülek Boğazı'na bağlayan bazı geçitler var. O bölgelerde konuşlandırılıyor. Aslında bir anda 44 kişi olmadı. Şu dağda 10 kişi var. Bu tepede 5 kişi var. O tepede 10 kişi var. Toplandı. 44 Kuvay-i Milliyci oldu. Sayıyı bir daha söylüyorum. 44. Elmalı Boğazı'na getirdi Hatice. Haber verdirdi bir şekilde. Dediler ki Fransız birliği ben ki bunlar Verdün kahramanları diye ünvanmış. Bizdeki özel harekat gibi düşünebilirsiniz. O kadar ünlü bir birlik. Yaklaşık sayıları 1000'e yakın ve başına binbaşı Mesin var. Bunlar da ağır ağır hani ne de olsa yolu gösterdi ya bizim kılavuzatle kumcu eli. Zannediyorlar ki bunlar normal bir yerden gidecekler. Elmalı Boğazı'nın içine bir sokuldular. Bu esnada yukarıdan iki kayanın altına doğru hem kaya fırlatarak hem de sürekli sürekli yer değiştirerek 44 değil 4400 kişinin olduğunu farz ettirdiler. Çünkü yukarıdan bir kaya yağıyor bir de ateş yağıyor. Böylelikle yaylım ateşi alındılar. O esnada zaten 1502 tane Fransız askeri öldü. Binbaşı Mesil zaten bir kayanın arkasına saklandı. En sona teslim olup ellerini kaldırdı. Böylelikle biz Fransa'ya öyle bir darbe vurduk ki bu Verdün kahramanlarını kepaze ettik. Kaç kişiyle? 44 kişiyle. Tarihimizde biz bu baskının adına Karboğazı Baskını deriz. Karboğazı. O Hatice'ye de yıllar sonra o kılavuzluk yaptığından dolayı Kılavuz Hatice ismini vermişsiniz. İşte Adana'da Pozantı'yla bu Karboğazı ve Elmalı dediğimiz yerlerdeki bu olaylardan sonra bugün gidip Karboğazı'na heykeli vardı Kılavuz Hatice'nin. Aynısı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gene şey Türkiye Anıtkabir'de yine tasviri vardır heykelle. Adana'da bu olay özellikle yaşanması Sakarya Meydan Muharebesi'nin arkasına bizim kazanmamızla beraber neyi şey yaptırıyor? Fransa ile masaya oturup Ankara Anlaşması imzalanmasını ve Fransa'nın bölgeden tamamen çekilmesini sağlıyor. Ya 44 Kuvayi Milliyeci'nin Kılavuz Hatice ile beraber Kumcu Veli ile yaptığı bu müthiş harekata bakın. Anlık anlık 5 orada 10 orada hepsini toplayıp aynı yere getirtir. Birliği oraya sok. İki dar sarp geçidinin arasından oradan yaylım ateşiyle. Bu müthiş bir zafer. Tarihe Verdün kahramanları olarak geçen askerlerin esir düştüğünü Fransa'da duyulunca ne olmuştur sizce? Bir düşünün bakayım. Hah, infial oldu. Ne dediler? Şimdi rakamlar size az geliyor değil mi? 700 tane çok donanımlı bir Fransız askerinin bugün Türkiye Cumhuriyeti tarafından esir alındığını düşünün. Dünya karışır arkadaşlar. Hem kişi bakımından fazla 700 asker. Bir de o zamanın 700 askeri. Birlik ne kadar ya? Şöyle anlatayım arkadaşlar. Adamlar İtalyanlar 17 kişiyle Kuşadası'nı işgal etmişler. Kaç kişi kardeşim? >> 17. 17. Şimdi biz o zaman da çok ilginç geliyor bazı şeyler. 200 kişiyle işgal var. 200 200 La şimdi 200 kişi şuradan gelse oğlum bizim Sincan'a geçemez ki.
Lan, hani deseler ki Sincan'a paraşüt deli, bizim zaten paraşüt havada vururlar da indin aşağıya. Nasıl geçeceksin? Nasıl canım? Ankara'ya doğru nasıl geleceksin? Vay, kardeşlerim var orada benim, kapaçı kardeşlerim. Adam her gün sabahtan Counter oynuyor. Sende çok savaş hilesi biliyor adam. Sen nasıl geçeceksin Sincan'dan da Ankara'ya geleceksin? Seni havada vururlar daha inmeden.
O yüzden o günlerin şartlarını şöyle algılayın: 200 kişilerle, 17 kişilerle işgalinin sebebi ne biliyor musun? Zihinde bitiyor, zihinde. Çünkü ne düşünüyorsun biliyor musun? "Ben 17'yi öldürürsem 1700 gelirler. 1700'ü öldürürsem 17.000 gelirler." Kafada bu var. Çünkü kafada bir kişinin bağımsızlığa inancı yoksa o zaman iş çok kötü. 17 de olur, 7 de olur.
Ha, mesela Mustafa Kemal gibi, Kazım Karabekir gibi, Fevzi Çakmak gibi inançlı kişiler neye inancı var? Bağımsızlığın kazanacağına inançları var. O inançlar onları dik tutmuştu zaten.
Bakın, buradaki müthiş mücadele Adana'da bir zaferin, bir Ankara Anlaşması'nın yapılmasını sağlamıştır. Karboğazı Baskını elbet bir gün sınavda gelecek. Elbet Karboğazı geldi, farklı sınavlarda geldi. Kılavuz Hatice geldi ama KPSS ve AGS'de daha gelmedi. Asıl genel kültürün altında sorulacak sorular maalesef ki siyasi anlaşmaların ötesine geçmeyen soru tipleri. Allah'tan soru tipleri tekrar şimdi değişiyor, adam akıllı. Bu genel kültür soruları artacak. Kadın kahramanlarımız mesela daha fazla sorulacak. Bunlar olacak. Zamanla her şey değişiyor, soru sistemi de değişiyor. Boş yere çıkartmadım ben o KPS yazan soru bankası. O boş yere değil, onu çözen anlıyor.
Şimdi ben ne demek istedim? Adana'yı anladın mı kardeşim? Adana, biz bunun kitabında yazacağız. Adana, özellikle kaçkaç olayını bilmeyenler... O bölgede Fransızların yaptığı zulümler Adana, Kozan'da, Kadirli'de neler yaptı bunlar? Neler yaptılar ya? Bu kaçan kaçanlar var ya, kaçanları köprülerde vurdular, attılar Seyhan Nehri'ne. Seyhan Nehri kıpkırmızı oldu.
Bugün Antep, Maraş, Urfa çok işlendiği için Güney Cephesi Adana es geçiliyor. Geçmeyin abi, Adana'yız! Adana'nın büyük mücadelesi var. Birincisi bu.
Gelelim Maraş'a. Şimdi tek tek ele alıyoruz burada, il il alıyoruz. Maraş yine klasik. Önce kimin tarafından işgal edildi lazım? İngilizler. Sonra peki İngilizler zamanında Maraş'ta acaba çok fazla bir mukavemet var mıydı? İngilizler bölgeyi Fransa'ya terk edeceklerini bildikleri için o bölgenin halkıyla iyi geçirmişler. Yani direkt olarak Maraş'ta şu da oldu diyemiyorum ama sonuçta bir işgal var.
İngilizler Fransa'ya verince şeyi, ne derler ona? Ha, bölgeyi... Maraşlılar isyan etti, "Vermeyin!" diye. İşgalin olacağı belli. "Bari de siz kalın bunlar!" Çünkü İngiliz'in işgalini gördüler. İngilizler Maraş'ta yumuşak işgal ama Fransızlar bölgedeki özellikle Zeytun, Haçin gibi bölgeler, hani o bölgenin tamamını topladığınız zaman bir Ermeni nüfus var, bunları çok iyi kullanacaklar.
Bir de şunu unutmayın: Fransızlar gelir gelmez iki şey yapmışlardır. Bir, herkese 48 saat süre verip elindeki Müslüman ve Türk olacak, yani Müslümanların elinden silahları toplanması emri vermiştir. Bu emre uymayanları idam etmiştir. Bakın, çok önemli şeylerdir. 48 saat içinde evindeki silahları, evindeki hepsi ne yapacakmış ya?
Size bir olayı anlatayım mı? Fransızlar Adana'ya girdiklerinde de aynı bunu yaptılar. İki gün boyunca, 48 saat, kim getirdi? Getirdi. Adana'nın o zaman belediye başkanı vardı, onun da oğlu var. Oğlu da silahı vermedi, vermemiş yani. Fransızlar eve girdi, silahı buldular. Belediye başkanının oğlunu soydular, çırılçıplak bir ağaca bağladılar. Saatlerce işkence ettiler kırbaçla. Çocuk artık dayanamadı acıya da bayıldı. Öldü zannedip bıraktılar.
O zaman ilk yaptıkları neymiş bu Fransızların? Ermenilerle beraber önce işgali kolaylaştırmak ve kendisine direniş olmaması için lazım. YouTube'dakiler silahlar alıyorlar. İlk başta mantığım.
İki, sokağa çıkma yasakları inanılmaz zor. Alışveriş yapamıyorsun, dükkanın var gidemiyorsun. O zamanlar düşünün, buzdolabı yok, o yok, bu yok. Bozulabilecek malzeme ve tüketilebilecek malzemelerin kısıtlı olduğu zamanlar. Meyveler, sebzeler bir anda bozuluveriyor. Bunları yapıyorlar bilerek. Amaçları ne? O kapalı dükkanlara kendileri gidecek, bütün malzemeleri Ermeniler alacak. Dertleri bu.
Tarihimizin en önemli olaylarından bir tanesidir Maraş olayları. Hepimizin bildiği, üniversitenin adında Sütçü İmam olarak konulduğu, hepimizin bildiği, gelir gelmez, ya daha geldiklerinin ertesi günü, ha YouTube'dakiler öyle çok uzak bir zaman değil, gelir gelmez hepimizin bildiği hikaye: Uzunoluk'tan çıkan kadınların peçelerini ve çarşaflarını asılmak suretiyle çıkartmak istediler. "Burası Müslüman Türklerinin yaşadığı yerler değil. Burası artık Fransızların!" diyerek, "Fransa'da böyle peçeyle çarşafla gezilmez!" diyerek asıldılar.
Bunu gören Çakmakçı Sait başta olmak üzere, hepimizin bildiği, sütçülük de yapan, bazı kaynaklar isminin Ali olsa da bazı kaynaklar adının da İmam olduğunu söylerler, Sütçü İmam tabancasını çekti, vurdu. Böylelikle Maraş'ta ilk kan döküldü. Bundan sonra Maraş'ta hiçbir zaman olaylar durmayacak, yani inanılmaz bir mücadele başlayacak Maraş'ta. İnanılmaz! Her yerinde bu arada.
Niye? Çünkü bu adamların gelme sebepleri zaten Ermeniler vasıtasıyla olay çıkartmak, silahlarını Maraş halkından toplayıp Maraş'ı komple topluca öldürmek, açlığa mahkum etmek. Bunu Antep'te maalesef başardılar. Ama Maraş'ta inanılmaz bir mücadele başladı. Maraşlı Aslan Bey... Mustafa Kemal onu yıllar sonra gördü, "Lan, Aslan Bey sen misin? Senin gibi, yani ismi değil cismen de aslanmışsın!" dedi. Öyle bir mücadele verdi. Kılıç Aliler geldi, Ali Sahipler geldi. Ara ara Antep'le Maraş birbirine çok yakın oldukları için sürekli bir yardımlaşma komutanlar arasında olduğu için bir oradalar, bir buradalar.
Maraş'ta Bitlis defterdarının eşi, kimse bilmiyor ki adını... Kadın mazgal yapıyor başkan. Mazgalın içinden Ermeni avlıyor, Fransız avlıyor. Kadın, kadın, sen de aynı. Maraş'ta kadınlar inanılmaz çalışmışlar zaten. Nerede çalışmadılar? Her yerde çalıştılar. Maraş'ta bunlar olmuştur.
Yine Maraş'ta tabii ki bir bayrak olayı var ki tarihimizin, herkesin dinlemesi, herkesin bunu artık öğrenmesi lazım. Yani bir bayrağa saygının ne demek olduğunu Maraşlılar bize gerçekten bu yapılanla göstermiştir. Hemen de anlatalım.
Yüzbaşı Andre diye bir adam var. Bölgenin komutanı olduğu için Maraş'a geliyor. Tabii Maraş'ta Ermeniler çok olduğu için hemen Fransız generalinin adına bir yemek ziyafeti veriyorlar kendi konağında. Bu konağında veren adam da Hırlakyan diye bir adam. Z isminde de hayır yok, Hırlakyan diye bir adam. Tabii baloya Hırlakyan'ın torunu da gelmiş, ismi de Helena. Böyle torunu var, tombalak var, herkes var.
Tabii bu olaylar başlamasının sebebi olan olay da şu oluyor: Balo devam ederken işte dans müziği çalıyor. Bu bizim Yüzbaşı Andre, bu Helena'yı dansa kaldırmak istiyor. Bizim Helena vardı ya, biraz torun. Helena ne derse beğenirsin? "Ben seninle dans edemem." Niye, Yüzbaşı, niye? Çünkü hani bir hoca, Fransız generalin ya da Fransız subayın hani dans teklifini reddedecek değil. Bak kadındaki zekaya bak! "E," diyor, "burası," diyor, "ne Fransız memleketi ne Ermeni memleketi. Bak, kalesinde," diyor, "Türk bayrağı dalgalanıyor. Ne zaman o bayrağı indirirsin, ben o zaman seninle dans ederim."
Bak, bak! Bunun üzerine bu geri zekalı da, Fransız, sırf o kızla dans edeceğim diye olayları nasıl fişeklediğini anlatıyorum. Fransızlar hemen ellerine emir veriyor, kaleye gidiyorlar, kaledeki bayrağı indiriyorlar. Şimdi bunlar gece oluyor. Sabah kalkılıyor. Maraşlılar biliyorsunuz, sabah ilk kalktıkları zaman öyle hemen kaleye bakarlar. Kaleye bir bakıyor ki kalede bayrak yok, Nazım! Kalede Fransız bayrağı var, Osmanlı bayrağı, Türk bayrağı indirilmiş.
Bunun üzerine hemen onu görenler bir beyanname hazırlıyorlar. Ve bu beyanname o gün cuma gününe denk geldiği için Ulu Cami'nin imamı Rıdvan Hoca'ya veriliyor. Rıdvan Hoca inceliyor, inceliyor beyannameyi. Çünkü "Alemi İslam'a Beyanname" diye geçer. "Ana," diyor, "doğru söylüyorlar," diyor. "Yani burada bayraksız olan bir yerde, Fransız bayrağının bir yer olduğu yerde, hür olmayan bir memlekette cuma namazı farz değildir," diyor ve kıldırmıyor. "Ne zaman toplanırız, Maraşlılar olarak o kaleye gideriz, o bayrağı indiririz, o zaman orada kılarız."
Bunun üzerine hop, herkes kaleye doğru yürüyor. Engel olamadı Fransızlar. Kaledeki Fransız bayrağı atıldı, hemen tekrar Türk bayrağı çekildi ve o cuma namazı da o kalede kılındı. O cemaat, o cami namazını, şey, cumayı Rıdvan Hoca eşliğinde orada kalede kıldı.
Kaleye doğru çıkıyorsun, ne yazıyor orada? Söyleyin bakalım. Maraş'ta kaleye doğru çıktığında ne yazıyor? Nazım, Murat, hiç gitmediniz mi Maraş'a? He, Maraş'ın ünlü, Maraş'tan ünlü bir sözü var, Nazım: "Maraş düşmana mezar olmadan..." Hadi bakayım söyle! Vay anam vay, vay anam vay! Maraş'taki olaylardaki en önemlilerinden bir tanesi bayrak olayıdır. Bunu bileceğiz.
Ama burada şunu da söyleyeyim. Tabii arada, bu Yüzbaşı Andre'nin yapmış olduğu bu davranışlar muhabbetinden sonra General Cuatro diye bir adam geliyor. Bu da çok ilginç. General Cuatro bölgede incelemeler yapıyor. Yani çünkü bayrak olayı çok büyük kriz yarattı, inanılmaz öfke Fransa'ya karşı arttı.
General Cuatro yolda gidiyor. Yolda bölgeden ilerleyen General Aşıklıoğlu Hüseyin'le karşılaşıyorlar. Aşıklıoğlu Hüseyin'e dönüyor, ne diyor biliyor musun? "Ya," diyor, "bir şey söyleyeceğim," diyor. "Sen," diyor, "şu bez parçası için mi," diyor, "bu kadar şey, bu kadar gürültü çıkartıyorsun?" Bez parçası dediği de bizim bayrağımız. "Şu bez parçası için mi," diyor, "bu kadar gürültü çıkarıyorsunuz?" diyor. "Sen," diyor, "iki gün sonra ben burayı ateşe verdiğimde sen çoluk çocuğunu," diyor, "hiç düşünmüyor musun?" dedi.
Aşıklıoğlu Hüseyin de dönüyor, generale diyor ki: "Senin o bez parçası dediğin şey bizim için en önemli şeylerden biri. O Maraş halkı sabah kalkar, çoluk çocuk demeden ilk nereye bakar? Kaleye. Kaledeki o bayrağı görür. O bayrağı gördükten sonra emin olur."
General Cuatro ile Aşıklıoğlu Hüseyin arasındaki geçen konuşma Maraş tarihi kayıtlarındadır. Çünkü bir bayrağı bez parçası olarak görenlerle, o bayrağın üzerindeki kanı şehit kanı olarak gören... Çok ilginç değil mi? Bir değeri insanoğlu veriyor. Düşünebiliyor musunuz? Halbuki bizim şu an salladığımız bayraklar, gittiğimiz zaman, mesela olsun, herhangi bir 23 Nisan, 29... Çok ek aslında, matbaada basıldığında kutuda yerde duruyor, bak, değil mi? Kutuda yerde. Sen eline alınca değerli. Değeri veren sensin. O bayrakla sonuçta bir plastik sopası olan, doğru mu, bir bez parçası. Evet, mantıken değerlendiren kim? Sensin, sen. Ona sen değer veriyorsun. Çünkü sen o kırmızıyı öyle görmüyorsun, o ayı, yıldızı öyle görmüyorsun, hilali. Ona değer veren sensin.
Fransızların veya farklı ülkelerdeki bayraklara bakın, bakayım bir. Bakın, üç renkli, dört renkli, doğru mu kardeşim? Çizgi çizgi. Amerikan bayrağı da dahil olmak üzere. Ama seninkinin bir anlamı var. Ta 1389'da Kosova'da düşen, şehit kanlarına düşen ay ve yıldızın bir araya gelmesi. Sen bunun değerini biliyorsun. O yüzden General Cuatro ile Aşıklıoğlu Hüseyin'in atışması budur. Ona "bez parçası" diyor. "Ne bez parçası," diyor ya? "O bizim için, biz ona ölürüz," diyor ya. "Ondan mı korkacağım senin? Benim tehdidinden mi korkacağım?"
Maraş'taki Sütçü İmam, General Cuatro, Yüzbaşı Andre ve Rıdvan Hoca, Ulu Cami'nin imamları, her zaman size şu sınavda şu şekilde de gelebilir: Nazım öğretmen derse girdi. Dersinde Rıdvan Hoca, Sütçü İmam gibi kelimeler kullanıyorsa, biraz daha basitleştirebilir, hangi bölgenin işgaliyle alakalı bir anlatım yapıyordur? Cevap: Maraş. Tamam. Bunları da böyle bilelim.
Gelelim... Ha, diyorlardı Maraşlılar: "Maraş bize mezar olmadan, düşmana zarar olmaz." Evet. Bu, Maraş Kalesi'ne devasa şekilde yazar, Nazım. Maraş'a gidip sadece dondurma yediğin için oraları bilmiyorsun tabii. Allah bir daha o depremi falan hiçbir memleketimizin hiçbir yerine vermesin. Maraş bu.
Gelelim Urfa'yla Osmaniye'ye. Antep'i sona bırakacağım. Önce Osmaniye'den başlayayım. Osmaniye, Kilis... O zamanlar şimdi iki tane il gözükse de o bölgeler o zamanlarda farklı illere bağlı. Ama Osmaniye'de de yine Fransızların inanılmaz derecede zorbalıkları, Ermenilerle yapmış oldukları katliamlar var. Kilis'te de var. Hatta Kilis'lilerle dalga geçiyor şerefsizler.
Bir de Fransızlar Kilis'i işgal ediyor. Kilis'te halkı topluyorlar, ne diyorlar biliyor musun? "Şimdi siz diyeceksiniz ki bizi niye işgal ettiniz?" Halk da soruyor: "Bizi niye işgal ettin? Durup dururken biz kendi halimizde yaşıyorduk." "Yenilmiş insanlar," diyor, "sarhoş gibidir. Sarhoş bunlar yenildiklerini anlatamadıkları için yanındaki çeşitli etnik sınıfları da yönetmeyi beceremez." Yani ne demek istiyor? "Siz yenilginin acısını gidersiniz şimdi buradaki gayrimüslimlerden, Ermenilerden çıkarırsınız. O yüzden geldik," diyor. İşgal bir de kılıf bulmuş. E tabii, minareyi çalan kılıfını da hazırlar. Doğru söylüyor. Kilis'i işgal etme sebepleri buymuş. Ne diyor Fransız? "Ben bölgedeki Ermeni'yi koruyorum."
Osmaniye'de de bunu yaptılar. Bir kadın, Osmaniye'de, Fransız birine saldırı halinde bir anda duraksayan askere, kendi askerimize... Asker tabii karşıdan kurşun gelince ister istemez sürünme pozisyonunu aldı. Sürünme pozisyonundayken de biliyorsunuz çok hareket edilmez, olduğu yerde kalırsın. Mustafa Kemal Çanakkale'de tabur yatarken, şey, kendi bölüğünü yatarken o da yatırttırdı. Sürüldü çünkü süründükçe de hareket ettiği için vücut o bölgede hareket sesini duyup vuruyorlar. Böyle kaldı ama ne ileri gidebiliyoruz ya. Hep ateş attı. Dedi ki Rahmiye: "Lan, böyle," dedi, "durulur mu?" dedi ya. "Ben kadın halimle," dedi, "ileri atılıyorum da siz erkek halinizle utanmıyorsunuz mu?" dedi. Kendisi kalktı hücuma. Tabii ki Fransızlar ateş edince şehit düştü. O kadar hızlı hareket ediyordu ki daha evvelki yapılan şeylerde de kadına "Tayyar" ismi konuldu. Yani lakabı oldu: Uçan, Uçan Rahmiye, Tayyar Rahmiye. Osmaniye için değerli arkadaşlar, çok önemli bir kadındır. Milli Mücadele döneminde bu şekildeki sözleriyle ünlenmiştir Osmaniye.
Gelelim Urfa'ya. Milli Aşireti var biliyorsunuz, onlar da büyük mücadele edecek. Urfa'da özellikle aşiretler toplanıp Fransızlara karşı büyük mücadele içine girecekler. Tabii Urfa'nın, sizler de biliyorsunuz ki, tarihi birçok yeri var. İşte Balıklı Göl'den tutun da değerli arkadaşlar, işte Hz. İbrahim mağaraları var, bilmem ne var. O kadar önemli bir kent tabii, işgale uğraması inanılmaz tepkiyle karşılanıyor.
Ve orada "12'ler" diye bir grup kuruluyor. 12'ler. Tamam. Önce şöyle düşünün: 12 tane kişi bir araya geliyor. 12 tane farklı mahallenin muhtarı gibi düşünün. Hepsi bir araya geliyor. Tarihe "12'ler" diye geçer. Bugün 12'lerle alakalı biliyorsun Urfa'da da mahalle de var, işte şey de var bu arada, heykel de var, heykel de var. Ve 12'ler burada grubu organize ettikten sonra Müdafaa-i Hukuk açısından bu bölgede Fransa'ya karşı başlıyor savaşlar.
Hele bir de bölgeye Ali Saip Bey geliyor ya... Urfa'daki mücadeleler de işte adına yakışır şekilde şanlı bir mücadele haline dönüşüyor. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, sizler de biliyorsunuz ki, 1973'te "Şanlı" unvanı kendilerine veriliyor. 1973... 84'te ya, 84'te "Şanlı" unvanı veriliyor. 73'te Maraş'a "Kahraman" verildi, 73.
Şimdi Urfa'da özellikle Ali Saip Bey'in yapmış olduğu mücadelelerden dolayı Mustafa Kemal, Soyadı Kanunu'nda ona Urfa savaşçısının kısaltılması anlamında "Ur Savaş" soy ismini vermiştir. Bir daha söylüyorum: Urfa savaşçısının kısaltmasının adı neymiş? Ur Savaş. Evet. Urfa'da Fransızlara karşı müthiş bir mücadeleden sonra bölgeden Fransa'yı temizlemiştir Urfalılar. Onlar da büyük mücadele verdiler.
Ama mücadele deyince, özellikle sadece Milli Mücadele'nin tüfek ile değil de hani bir şehir açlıkla nasıl imtihan edilir dedirten yer Antep'tir, bazı. Şimdi insan bugün Antep'e gidiyor arkadaşlar. Bizler de gidiyoruz. Ayın 11'inde de program var. 11 Aralık'ta Şahinbey Belediyesi tarafından işte Kültür Kongre Merkezi'nde bir konferansımız var, Bayram Hocayla beraber gideceğiz.
Şimdi Antep'i gezerken, şimdi tarih bilmenin de bazen sıkıntısını çekiyorum. Şimdi diyeceksiniz: "Hocam, niye sıkıntı? Memleket kurtulmuş." Kurtulmuş ama mesela onu gezerken acıyı derinden hissediyorsun ya, işte Özdemir Bey gibi bir adamın muhteşem mücadelesini, açlıkla mücadele eden bir şehrin inanılmaz mücadelesi...
Şimdi bakıyorum Antep'e. Antep biliyorsunuz ki Türkiye'nin en önemli gastronomi şehirlerinden biri. Düşünebiliyor musunuz? Açlıkla mücadele eden bir şehirden gastronominin en iyi olduğu şehir. Şaka gibi!
İngilizler Antep'i işgal ettiğinde Fransa'nın yaptığı taktiği onlar da yaptı önce. Antep halkından silahları evlerinden topladılar, baskınlar yaptılar. Döndüler, Antep daha sonra sizler de biliyorsunuz ki Fransızlara verildi. Ancak Fransızlara verilmeden önce İngilizler bu bölgede bir şey daha yaptı: 15 gün sokağa çıkma yasağı ilan etti. 15 gün! Düşünebiliyor musun ya? Dükkanında malı olan bozuldu. Evinde yiyeceği olan, stoğu olan bitti, bitti, bitti. Stoğu olan bitti. Bir de bölge İngilizlerden Fransızlara verildi. Asıl mücadeleler zaten Fransa'ya verilir verilmez başladı.
Yine iki tane Fransız askeri, her zaman klasik gibi... Yoldan geçerken annesiyle beraber yürürken annesine saldıran Fransız askerlerine karşı annesini koruyan Kamil adındaki çocuk Fransızların süngüleriyle şehit edildi. Müthiş bir cenaze töreni yapıldı Gaziantep'te. İşte babası çağrıldı, özür dilendi. Kan parası verilmek istendi Ökkeş'e. Ökkeş kabul eder mi ya? Tabii ki kabul etmedi. Antep'teki mücadeleler Şehit Kamil'le başlamıştır, asıl mücadeleler.
Bölgede iki tane adam gibi adam var, üç tane adam. Biri Üsteğmen Mehmet Sait, hepimizin bildiği adıyla kim? Lakabı ne? Şahin Bey. İkincisi Molla Karayılan, yani Molla Mehmet Karayılan. Karayılan. Üçüncüsü Özdemir Bey, hepinizin bildiği, adına ağıtlar yakılan, adına türküler, maniler beslenen adam.
Şahin Bey kendisine Kilis-Antep yolunun güvenliği verilmiş. Orada o bölgeden Antep'i Fransa'ya sokmayacak zaten. Ne diyor? "Benim cesedimi çiğnemeden Fransız askerleri nereye giremez? Antep'e giremez!" O kadar mücadele etti. Hatta yan taraflarda Dokurcum diye bir değirmen var. Bu değirmende de tabii ki askerlere biraz da iaşe lazım olduğu için bölgede hem haberleşmeyi yapan 14 tane çocuk... O 14 çocuk sırayla peş peşe peş peşe şey veriyorlardı, hani oradaki savaşçılara iaşe sağlıyorlardı. Elmalı Köprüsü'nde şehit edildi.
Şahin Bey şehit edildikten sonra bölgede arama tarama yaparlarken Dokurcum Değirmeni'ndeki 14 tane çocuğa rastladılar. Önce sorgu yapıp hepsini işkenceyle öldürdüler. Bugün belediye oraya anıtını yaptı, en doğrusunu yapıyor. Bunlar unutulursa unutuluyor. Heykele çok karşı çıkan aranızda arkadaşlar var, doğrudur. Belki hassasiyetleriniz olabilir, ona da hak veriyorum. Ama şunu bilin ki bazı şeylerde tasvir edilmeden ve o bölgeyi gezdiğiniz zaman görmeden de olmuyor arkadaşlar. Tabii ki Türkiye'de heykel açısından rezalet, şu anlamda yapımsal anlamda çok kötü heykeller çıksa da, heykelin özellikle şehit edilen 14 tane çocuğu, gidin bir görelim bakalım heykeli, sanki canlıymış gibi hissediyorsun. Antep'te müzelerde göreceksiniz.
Çünkü mücadele öyle bir hal almaya başlayacak ki Karayılan da aynı şekilde inanılmaz mücadele verecek, inanılmaz! Her yerinde bu arada. Niye? Çünkü bu adamların gelme sebepleri zaten Ermeniler vasıtasıyla olay çıkartmak, silahlarını Maraş halkından toplayıp Maraş'ı komple topluca öldürmek, açlığa mahkum etmek. Bunu Antep'te maalesef başardılar. Ama Maraş'ta inanılmaz bir mücadele başladı.
Antep'te yedi tane cephe açıldı ya! Musullu'dan Çınarca'ya, Mağarabaşı'ndan Şeyreküstü'ye. Şimdi benim ne demek istediğimi Antepliler çok iyi biliyor. Antep muhasara altında arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz? Antep'te 8.000 bina yıkılmıştır. 8.000! 8.000! Dinledin mi? 80.000'lik, 100.000'lik nüfus 20.000'e düşmüştür. 20.000'in içinde de 6.317 şehit verilmiştir. Bak, düşünebiliyor musunuz? 6.317 şehit!
Artık komutanlar dahi açlıktan, değerli arkadaşlar, çünkü inanılmaz muhasara var. Bir türlü içeriye ne girmiyor? Giremiyor. Fransızlar orayı tuttuğundan dolayı içeriye iaşe sokulamıyor. Selahattin Adil diye bir adam var, sürekli sürekli deniyor ama bir türlü olmuyor. Fransızlarla yapılan mücadelelerde hep Fransızlar Türkleri Antep'ten geriye doğru püskürtüyor, Antep'ten geriye doğru. Böylelikle iaşe gelmedi ki. Hani uçağımız olsa, hani günün şartlarında ne yapıyorlar hatırlayın? Uçaktan yukarıya bir şeyler düzenleniyor, işte Gazze'de gördünüz, yukarıdan atılıyor. O bile yapılamadı. Yok işte, olmayınca kadere terk edildi artık. Selahattin Adil bile vazgeçti. Anteplilere dedi ki: "Sizin şehri teslim etmekten başka çareniz kalmadı." Adam artık bunu söylemek zorunda kaldı, komutan, düşünebiliyor musun?
Özdemir Bey, yani Özdemir Bey'e ne diyorlar? Fransızlar: "Gel," diyorlar, "Antep bizim, Fransa'nın mandası olacak." Özdemir Bey dedi ki: "Mandanın nesini dahi kabul etmiyoruz!" O kadar dirençli adamlar ya! Ya düşünebiliyor musunuz? Antep'ten kimse dışarı çıkamıyor, Antep'e kimse giremiyor. Güvercinlerle haberleşilmiştir. Güvercin yok mu? Güvercin! Ya düşünün ya, telgrafı kullanamıyorsun. Güvercinlerle beleş. Tabii ki bunlar halkı özellikle açlıkla direnmesin diye. Çünkü aç olan bir insanın silah tutma becerisi, düşünebiliyor musun arkadaşlar, ne kadar azalır? Dediler ki: "Biz bunları açlıkla mücadele edelim."
Fransızlar her gün sokağa çıkma yasağı var mı? Zaten sokağa çıktığında öldürüyorlar mı? Bir ara çok kısa bir izin verdiler, çok kısa böyle. Tabii çok kısa, akşam dediler ki 4'ten 9'a kadar izin var. 5 saniye. Halk sokağa çıkıyor arkadaşlar. Hani ölmüş hayvanlar olur ya, ölmüş. Kaç gün olunca öldüğü de belirsiz yani. 3 gün olabilir, 5 gün olabilir. Çünkü ateşlerde hani Fransa oradan topu yolluyor, topu yollayınca binayı yıkıyor. Binanın altında hayvan kalıyor, ahırlar. Çünkü bizim biliyorsunuz Anadolu'da genellikle şeyleri, köy evlerinin altları ahır. Hayvanların kaç gün olduğunun, kaç gün önce öldüğünün ne önemi var orada? Kadınlar birbirlerini, şey, etleri parçalıyorlardı, ölmüş cesetlerin, leşlerin yani. Yok. Yok arkadaşlar, yok.
Arpanın, arpayı şimdi ekmek yapılacak. E mecbur yetmiyor yani o yapılan şey kimseyi doyurmaya yetmiyor. Doyurmaya değil, tadımlığa yetmiyor. Gittiler, hepimizin bildiği zerdali diye bir şey vardı. Zerdali kayısının türüdür arkadaşlar. Genelde Anadolu'da eskiden kayısı denilmez, benim anneannem falan da hala "zerdal" der, zerdali. Ancak bunların cinsleri var. Bunların bir tanesini kırarsın, çekirdeğine acı çıkar. Bir tanesini kırarsın, tatlı çıkar. O acıdan bile günümüzde, günümüzde 5'ten fazla yenilmesi yasaktır diyoruz. Çünkü onun içindeki bir madde maalesef bağırsakla çözüldüğü zaman siyanür etkisi yaratır ve siyanür etkisiyle beraber de ne oluyordu arkadaşlar? Zehirlenme. Zehirlenmeyle beraber maalesef kaçınılmaz ölüm.
Antep'in kadınları mecbur kaldı. Tabii onlardan önce kırdılar, kırdılar, kırdılar. Toz haline getirip arpaya karıştırdılar. Ekmek yapıyorlar. Ekmeği yiyen ilk gün, sadece ilk gün 50 kişi öldü. Peki bir şey söyleyeceğim: Öldüler. Oradaki insanlar şehit oldu. Peki mecburiyet devam edince ne oldu bu? Bu sefer çok katmadılar da biraz daha az kattılar. Gene yemeye devam etti. Çünkü açlık o kadar kötü bir şey ki arkadaşlar, yani Allah kimseye vermesin. Bakın, Ramazan'da oruç tutuyorsunuz. Hepimiz bir iftar gelene kadar şöyle ezan okunana kadar gözümüz çatladığı günler oluyor, alışana kadar. Açlığa nasıl alışacaksın?
50 gram pekmez veriliyordu şeylere, komutanlara. Komutanlar baş ağrılarından artık açlık orada kadar, o kadar baş ağrısı yapıyor ki ve sinir yapıyor. Biliyorsunuz ki stres yapıyor. İnanılmaz 3 günler, 4 günler... Ya Özdemir Bey dedi ki: "Bakın Selahattin Adil Bey'e sürekli haber yollayın. Bak," diyor, "Selahattin, artık son demindeyiz. Yani açlığın son demindeyiz. Sana," diyor, "belki de attığımız son mesajdır. Yani sana bu güvercinle yolladığım son selamım olabilir." Yok diyor. Antep'in muhasara altındaki, oradan buraya, buradan oraya bir türlü bu haberleşme zaten imkanlar çok kısıtlı. Bazen güvercinler geri gelmeye de biliyor.
İki tane çocuk vardı. Hemen Özdemir Bey verdi onlara iki tane posta. Dediler ki: "Şu şu aradan dereden geçin. O aradan dereden geçerken Fransızlara yakalanmayın. Hemen Kilis'e gidin veya şeye Maraş'a bunu ulaştırın," dedi. Yavrucağız. İki tane çocuk Fransızlar tabii yakaladı. Mektubu açtılar. Çocuklara dediler ki, filmlerde görürsünüz hani böyle yakaladıkları insanlara hani bir çayıra getirirler de "Koşun!" derler, hani koşun çünkü koştuktan sonra arkadan ateş edecekler. O iki tane çocuğa koşturdular, taramalı tüfeklerle ateş ettiler. "Lan, bunlar ne? Oyun oynuyor!" Yani bir tane çocuğumuz zaten orada şehit oldu. Diğeri de diz kapağından aldığı darbeden dolayı diz kapağının altını kesmek zorunda. Oyun oynadılar, iki tane çocuk. Antep'te çocuk olayı çok, çok.
Fransızlar bölgeye hakim olduktan sonra bu mecbur teslim olmak zorunda kaldık 8 Şubat'ta. Mecburiyetten yani artık yok. Halka hemen un dağıttılar, mum dağıttılar. Dünyada da gazetecileri çağırdılar. "Bakın, biz geldik, bakın medeniyet getirdik. Bakın, geldik hemen un dağıttık millet ölmesin diye." Oturacak bina kalmamış lan! 8.000 tane bile mağara savaşları var Antep'te. Niye mağarada herkes yok? Ev mi kaldı? En güvenilir yer kayanın altı kaldı. 80.000 gülle atılmışsa 80.000 gülle ne demek? Düşünün ya! Hemen un da attılar biliyor musun? "Haberlere çıkalım. Hani Le Figaro'da, Le Temps'te falan böyle yazalım: Fransızlar Antep'te hemen yiyecek dağıtımına başladı," diye.
Fransızlar bölgeye hakim olduktan sonra da bu zulümler artarak devam etti. Halkı da şirin gözükecekler. Gittiler. Tam da bayram zamanına falan denk geliyor. Bir tane zaten okulda en fazla bir okul kalmış, o da yarım yamalak. O okulda da bizim çocuklar eğitim görüyor, hepsi bir arada artık yani, 200-300 kişi. Şirin gözükecek ya. Fransızlar şekerleri ellerine aldılar. Şekerleri şeye, ne derler ona? Şeye gittiler, okula. Okula, okula gittiler. Okulda şeker dağıtacaklar. "Bizim çocuklar kabul eder mi lan senden bir şey?" O Antep'in gururlu çocukları kabul... Bak atana bak, atana! Senin o "çocuk" dediğin ya, o bizim şu an atamız. O şekerleri kabul etmediler.
Fransız yüzbaşı düşündü, dedi ki: "Ulan, o kadar gazeteci çağırdık, şimdi nasıl olacak?" Hepsinin şey, doladım içine para koydu. Para, para koydu ve o paralarla gönderdi. Yine o çocukları kabul etmedi. "Ya öyle mi?" dedi. Bindi arabaya. Üstü açık arabaları bilirsiniz, o işgal arabalarını. O şekerleri çocukların üstüne attı. Hani düşün, bir avlu gibi bir yer, hani çocukların gittiği okul bahçesi. Hepsini şekerleri çocukların üzerinden attılar. Hani "Gör, atıyoruz, bakın onlara yardım," diye. O çocukların hepsi, o gururlu çocuklar şekerleri böyle aldı da aldı, ezdi, ezdi. Açlığın hüküm sürdüğü yerdeki gurura dikkat edin lütfen. Hepsini ezdi çocuklar ve onların verdiği şekeri yemedi.
Bugün, bugün Antep dediğimiz yerde baklavanın en iyisi orada. Doğru mu kardeşim? Bugün kurunun en iyisi orada. Kimse demiyor: "Lan, bu kuru dediğimiz şey Antep'le Maraş'ta niye bu kadar yani? Niye patlıcan kurusu yapılıyor? Niye efendim, şeyin, ne derler ona, kabak kurusu, biber kurusu bu kadar ünlü? Niye acaba biberlerin hepsi toz şeklinde?" Siz düşündünüz mü? Niye bu bölgelerde çok yoğun? Niye bu bölgelerde günümüzde yapılan evlerde kiler mantığı daha fazla?
Senin geninde açlık var. Açlık... Bugün Antepli arkadaşlara, bazen şimdi oraya bölgeye gidiyorsun ya kardeşim. Anteplilerin bir lafı vardır: "6 gün çalışırız, bir gün yeriz," diye. Çünkü çok doğru. Zamanında o gene işlenmiş olan açlık ve kıtlık var ya, şu an geriye doğru gidiliyor da bilmem. O psikoloji işleniyor arkadaşlar ve çocuğa da sirayet ediyor. Ona da anlatılanlardan sonra sirayet ediyor. Bir tane bir şey atamazlar, Antepliler atamazlar. Bizim ailelerimiz, dedelerimiz atıyor muydu kardeşim? Hep "lazım olur" diye kömürlüğe koy, hep "lazım olur" diye bodruma koy. Batıda bodrumdur bunun ismi, doğuda kilerdir. Bugün doğuya gidiyorum, bizim arkadaşların evlerine Güneydoğu'da hep kiler var. Hep "Ne var la?" diyorum başkan, şimdi hani mantıken yani herkes ne demesi? "Oğlum, üç tane zeytinyağı var evde, niye dördüncüsü var?" demem. Anteplilere demem. Çünkü o gen oradan geldi.
O açlıkla mücadele eden halka bugün Rabb'im mükafat verdi. Farkında mısın? Her şeyin en iyisi bugün nerede? Bak, Antep'te. Gidiyorsun şehre, her yerde bir şey var, Antep'e özgü şeyler. Kimse demiyorlar: "Bu Antepliler niye her şeyi kurutuyor? Patlıcanın sapını kurutuyorsunuz, niye?" diyen var mı? Şimdi sen patlıcanın sapını, yenge, bak sen de evlisin, ben hiç kuruttuğunu gördün mü kardeşim batıda? He, kesersin, atarsın hatta. Doğru mu? Orada patlıcanın sapı bile kurutulur, hepsi toz haline getirilir. Çünkü Antep bunu yaşadı, o açlıkla o mücadeleyi yaşadı. Lan, kedi köpek kalmadı Antep'te! Anlatayım. Ben çok şey de anlatmıyorum bilerek, hani hem burada karşıdaki insanların midesi bulanmasın diye hem de Antepli arkadaşları daha fazla üzmeyeyim diye. Ama bu bölgenin insanı her şeyin en iyisine layık. Çünkü müthiş mücadele, silahsızlık, bölgedeki Ermeni tehdidi, bir de bölgede üzerine uygulanan açlık imtihanı inanılmaz. O yüzden Adana, Maraş, Antep, Urfa, Osmaniye, Kilis, Mersin müthiş. Bu bölgedeki Türkler, Kürtler, Yörükler bir araya gelmişler ve bu bölgede inanılmaz mücadeleler vermişlerdir. Allah hepsinden razı olsun.
Her zaman söylüyorum: Bugün Antep'e gidin. Antep'te Milli Mücadele müzeleri var, gezin. Panorama Müzesi var, gezin bakayım bir. Bir tane müzede göreceksiniz, canlandırma yapılıyor. O zerdali çekirdeğini öğüten kadınları göreceksiniz. Böyle onlar sürekli bir şekilde mekanizmayla hani çalışıyor. Göreceksiniz hep mağaraların altında insanlar. Acaba neden? Biz bugün o gün atalarımızın yiyemediklerini yiyoruz bugün. Keşke onlar da yeseydi. Keşke bugün mezarlarından kalksa gelseler, Antep halkı şu an onların önünde eğilir, ikramın en iyisini yaparlar. Doğru mu kardeşim? Çünkü atalar bu toprakları bağışladı bize. O yüzden bölge halkı gerçekten takdire şayandır. Buradaki her ile bir unvan kesinlikle verilmelidir. Benim her zaman görüşüm bu şekildedir, onu da size söyleyeyim.
Tabii bu cephe, özellikle bu Karboğazı'nın Adana'daki baskınından sonraki süreçte, bizim ve Yunan'a karşı Sakarya'yı kazanmamızla beraber Fransızlar bölgede tutanamayacaklarını anladılar. Fransız kamuoyu da Türklerin lehine, bizlerin lehine çok fazla yayın yapmaya başlayacak. Dünya kamuoyunda Fransa'ya karşı müthiş bir önyargı başlayacak. Bunun üzerine Fransa'yla Sakarya Meydan Muharebesi'nin hemen ardından Ankara diye bir anlaşma yapacağız. Ve bu Ankara Anlaşması'yla da o bölgeden ne olacak? Nazım, şeyler gidecek. Fransızlar gidecek ama giderken birçok şehir paramparça, paramparça.
Evet, bir yazalım bakalım kardeşim. Güney Cephesi başlıyorsun. Düzenli yoktur. Devamı var mı? Kuvayı... Sadece Kuvay-i Milliye savaşmıştır. Kuvay-i Milliye savaşmıştır. Özellikle Kuvay-i Milliyecilerden bir tanesini anlatayım: Yirikli Fatma. Bilir misin? Yirikli Fatma'yı. O da çok erkekler, kadınlar tarafından savaş meydanlarında özellikle öne çıkan çok kadın kahramanımız, anlatacağım zamanı geleceğiz ama bunlardan bir tanesi Antep'teki Yirikli Fatma'dır. O da öyledir. Yani cephede gördüler onu. "Ne işin var senin kadın halinle?" falan dediler. "Oğlum," dedi, "senin canından, yani benim canım seninkinden daha mı şirin?" dedi. Yani "kadasını aldım" derler. Hani orada, yani orada savaşanlardan bir tanesi de mesela Antep'te Yirikli'dir. Senem Ayşe Maraş'tadır. Yine Bitlis Defterdarının eşi diye geçip de Fransız askerleri ve Ermeni askerlerini öldüren kadınlar. Bunlar da çok etkili.
Devam. Bu cephede bir sa... Bu cephede bilgiyi sağlama. Evet. Pozantı Kongresi düzenlendi. Pozantı Kongresi düzenlendi. Pozantı Kongresi düzenlendi. Evet. Fransız Ermeni'ye karşı... Fransız ve Ermenilere karşı savaşılmıştır. Karşı savaşılmıştır.
Evet. Burada Adana'da kimler var? Hangi olaylar var? Kısaca yazalım. Başla kardeşim. Tufan Bey. Tufan Bey. Evet. Karaisalı Müftüsü Mehmet Efendi. Evet. Devam. Zaten yok, bu adam, o adam zaten şey... Ya Sinan Tekelioğlu. Evet ama burada yaşananı bilmemiz lazım. Neydi? Karboğazı Baskını. Karboğazı Baskını'nı yapan, yani yaptırtan Kılavuz Hatice ve Kumcu Veli'dir. Tamam. Burada kaç Kuvay-i Milliyeci vardı? 44 Kuvay-i Milliyeci'nin zaferi.
Evet. Maraş, Nazım. Sütçü İmam. Devam. Rıdvan Hoca. Senem Ayşe. Aslan Bey ve Çakmakçı Sait vardı.
Evet. Antep. Şehit Kamil, o çocuk. Evet. Şahin Bey, Üsteğmen Sait yani. Kılıç Ali. Evet. Karayılan, Karayılan, yani Molla Mehmet. Başka bir tane de şey ekleyelim, Yirikli Fatma ekleyelim değil mi? Evet. Antep'te ama bir kişi daha var asıl yazmamız gereken: Özdemir Bey.
Evet, devam edelim. Urfa'sı... Yüzbaşı Ali Saip Bey. Dikkat, Ali Saip Bey'e verilen soy isim Ur Savaş'tır ve 12'ler grubu. 12'ler grubu ve Milli Aşireti büyük mücadeleler vermiştir.
Osmaniye'de kim vardı? Tayyar Rahmiye var. Bir sınavda geldi, her zaman gelir. Tayyar ne demektir? Uçan anlamında kullanılan bir kadın kahramanımızdır. Evet. Bir şeyi değiştirelim. Evet. Nazım, nota devam. Urfa savunmasında etkili olan, Urfa savunmasında etkili olan ve 12'ler olarak adlandırılan Urfa'nın önde gelen 12 vatanseverinden oluşan bu hareketin lideri Hacı Mustafa. Nazım, sesli. Mustafa Kemaloğlu. Bir daha söyle. Hacı Mustafa Süda, Hacı Kamiloğlu. Var mı başka yazacağım? Var mı?
Tamam, devam ediyoruz arkadaşlarım. Biliyorsunuz, başarılardan dolayı unvanlar verildi. Onları da şöyle söyleyeyim: 1921, 1973 ve 1984 yıllarında unvanlar veriliyor. İlk unvan alan Antep'tir. Hangi unvanı aldı? Gazi unvanı alırken, 73'te Maraş'a Kahraman unvanı veriliyor ve 1984'te Urfa'ya ise Şanlı unvanları veriliyor. Burada bir şeye dikkat edeceğiz. Bunun sıralaması soruldu ama burada şu var arkadaşlar: A, M ve U zaten baktığınız zaman kronolojik. Hadi boş verin orayı. Günümüz ismine bakalım. G, K, Ş bir alfabetik sıralama olduğu için çok rahatlıkla alfabetik sıralamadan yaparsınız değerli arkadaşlar.
Evet. Notumuz ne? Yok. O gelir de şöyle yazalım. Antep'le alakalı bir "Uyan Şahin" ağıtı. Doğru mu? Bak bunlar ağıtlar var. "Uyan Şahin, uyan, uyanmaz mısın? Bak Antep ne olur? Fransız oldu şart." Evet. Tabii. Başka mesela burada bilmemiz gereken Maraş neydi? "Mezar olmadan," değil mi? "Gülzar olmaz" lafı. Mesela bunlar lafları bilelim. Başka ne var? Var. Ha, o da var. Onu da söyleyeyim. Zerdali çekirdeği. Biliyorsunuz, zerdali çekirdeği o çok büyük acılara yol açtığından dolayı orada çok güzel bir zamanla da ileriki zamanlarda bir şairimiz güzel bir laf, güzel bir şiir yazdı: "Zerdali çekirdeğinden ekmek. Ne mermi vardı ne de tüfek. 6317 şehit. Herif, avrat, uşak, devşek. Antep değil, Gaziantep demek gerek." Bu şiir girişler beni çok etkiler. Hem 6317 şehidin vurgulaması var hem Antep'e. Antep bazen işte öğrenci arkadaşlara ne diyor? "Antepliyim," diyor. Hayır, "Antepliyim" deme. Gazianteplisiniz. "Maraşlıyım" deme, Kahramanmaraşlısınız siz.
Benim mesela Ankara'nın ilçesine "Kahraman" verildi. Yanlış kardeşim. Bazı şeyler tarihte, tarihte kalmalı. Kahraman unvanı bir şehrimize verilmiş. Şerefli unvanı Koçhisar'a verilmiş. Doğru mu? Kahraman verme, cesur ver. Bak, kimsede yok mesela. Kahraman sadece nerede olmalıydı? Sadece Maraş'a özgü olmalıydı. Bu doğru değil. Kazan'a "Kahraman" unvanı verilmesi doğru değil kardeşim. Kazan'a "Cesur" unvanı. Ama tarihten bir haber olunca bu unvan Maraşlı milletvekilleri siz çıkıp da demiyor musunuz: "Olur mu ya öyle şey? Bu unvan sadece bize aittir. Kazan'a niye veriyoruz kardeşim?" Tabii ki Kazan'ın yaptığını ben küçümsediğim anlamında söylemiyorum ama bir araş. O yüzden Kazan'a da "Cesur" verelim. Mesela yaptıkları çok cesur davranışlar var esnada. Onu verelim, başka bir şey verelim. Ama şu Gazi, Şanlı ve Kahraman unvanlarımızı başka il veya ilçe kullanmasın kardeşim. Bu mücadeleyi beraber mi verdik? Beraber mi yaptık? Açlığı beraber mi yaptık? Yok. Unvan vermek kolay. Mesele ona layık olmak.
Şimdi devam ediyoruz. Nereden? İstiklal Madalyası alan yöre ve şehirlerimize geleceğiz. 5 dakika müsaademiz var. Devam ediyoruz.
Şimdi İstiklal Madalyası'na bir de layık görülen şehirlerimiz var. Yani bunlar İstiklal Madalyası aldı. Hatta bana göre hala İstiklal Madalyası verilebilecek şehirler var, onu da size söyleyeyim. Ama burada tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki milletvekillerinin biraz çaba göstermesi lazım. Hatta bize göre İstiklal Madalyası alan kulüpler de olmalı. Hala bu görüşteyim. Futbol kulüplerinden veya o dönemdeki atıyorum önemli yelken kulüplerinden, bunlar da olabilir. Çünkü hala burada bir eksiklik var, onu da size söyleyeyim.
İstiklal Madalyası'nı ilk alan bir ilçemiz olacak: Kastamonu'nun İnebolu ilçesi. Denizin dibinde. Oradan gelen bütün yardımları, Sovyet'ten gelen yardımları İç Anadolu'yla Ankara'ya ulaştıran ilk yerin başlangıcıdır. İnebolu'dan Kastamonu'ya, Kastamonu'dan Çankırı'ya, Çankırı'dan ki Ilgaz arada var, Ilgaz işte Çankırı, oradan Kalecik, Ankara üzerinden İstiklal Yolu diye geçer bu ki birazdan şurada görüyorsunuz, bunun haritasını da çizeceğim.
Önce şu İstiklal Madalyası alanlara sırayla bakalım. Birincisi şuradan bir yapalım. Nazım, söyle. İnebolu diyoruz. İnebolu nereye bağlı ama onu bilelim: Kastamonu'ya bağlı. İkincisi, ikinci alan şehrimiz değerli arkadaşlarım Maraş'tır. 1925'te almıştı. Bu arada Maraş bir il olduğu için bu soruyu sordular ama nasıl sordular? 1925 diye. Bu 21, bu 25. Devam. Üçüncüsü Antep almıştır değerli arkadaşlarım. Ve en sonuncusu da kim almıştır? Urfa. En son İstiklal Madalyası alan şehrimiz olacaktır.
Şimdi bu dönemin önemli kadın kahramanları var. Bazı zaten dönem içinde bahsediyorum. Önce tek tek bir yazalım. Kara Fatma. Tek tek bir yazalım. Kılavuz Hatice. Biraz önce anlatmıştım, Karboğazı Baskını'nı yapan, yaptıran kadın. Evet. Tayyar Rahmiye. Biliyorsunuz ki Osmaniye'de çok ünlendi. Bu arada dikkat, sınavda bir türlü aklınıza gelmiyor: Osmaniye Rahmiye. Buradan bulabilirsiniz. Devam. Tarsuslu Kara Fatma. Mustafa Kemal Tarsus'a gittiğinde bu kadınla, kadın tabii Mustafa Kemal Paşa'yı görünce hemen ayağına yapıştı. Hani "Paşam, sen bizi kurtardın!" falan. Mustafa Kemal da sordu, dedi ki: "Hani bu kadın kim?"
Hani falan dediler. Efendim, böyle böyle Tarsus Fatma. O zamanlarda Kara Fatma bir lakap. Gözü karalıktan veriliyor arkadaşlar. Yani giydiği çarşafın renginden dolayı verilmiyor. Bunu bilin. Buradaki gözü karalıktan veriliyor. Mustafa Kemal, önünüz var ya, Anadolu Türk kadınına söyledi. "Türk kadını yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlarda alınmaya, yüceltilmeye şeydir" dedi ya. Hani layıktır. İşte o sözü burada söyledi. Tarsus'ta Kara Fatma'ya söyledi.
Senem Ayşe, bir kere daha söyleyelim. Maraş'ın kurtuluşunda etkili.
Halim Çavuş. Aslında Halim değil. Ne kardeşim? Halime. E, hocam niye Halim diyoruz? Halim erkek. Halime kadın. Hatice erkek kuş. Hatice dişi kuş gibi. E, taksi gelince ne oluyor kardeşim? Yani kadın. Arapçada. E, şimdi Halime normalde de e kardeşim, kafayı kazıtmış. Erkek gibi girmiş orduya. Tıraş oluyor. Her şeyi yapıyor. Aynı erkek. Tabii şeydeyken Mustafa Kemal tanıdı. Sordu, soruşturdu. "Niye böyle bir şey yaptın?" dedi. Dedi ki: "Yani eğer kadın olduğumu bilseler, belki de almayacaklardı beni." İşte böyle bir kadındır. Halime Çavuş, üstünden şeyi de çıkartmamıştır. O parkası vardı, askeri kıyafeti. Hiç ölene kadar çıkartmamıştır. Allah rahmet eylesin. Çok büyük karakterler gerçekten Türk kadını açısından.
Söyle kardeşim. Naki Hanım.
Nakiye Hanım, Nakiye Elgün. Bu Nakiye Hanımlar, özellikle Sultanahmet mitingleri başta olmak üzere arkadaşlar, bu mitinglerde konuşma yapan insanları burada özellikle düşmana karşı Kuvay-i Milliye ruhunu aşılayan kadınlardan biridir. Nakiye Hanım.
Binbaşı Ayşe.
Binbaşı Ayşe. Bakın nereye kadar yükselmiş. Binbaşılığa. Bu arada burada rütbeler şey olarak verilmiyor arkadaşlar. Şimdi askeri de mantıken bir yeri bitirdikten sonra subaylıktan başlar. Öyle değil. Bu dönemde verilen rütbeler genellikle bir anda, bir anda, bir anda veriliyor ki hani orada bir örnek teşkil etsin diye. Onbaşı çoktur mesela. Mesela onbaşı Halide. Doğru mu? Mesela şey de üsteğmendi. Kara Fatma, Fatma Seher Erden üsteğmendi. İzmit'in kurtuluşunda çok büyüktür. Çok büyük öneme sahiptir. Fatma Seher Erden, Sivas Kongresi'ne gelip Mustafa Kemal'den görüşmek istiyor. Tabii Sivas Kongresi, biliyorsun sıkıntılar. Her an bir ajan gelip öldürebilir. Bir de çarşaf vardı üstünde falan. Mustafa Kemal bir ara görüşmek istemedi. Sonra kadın olduğunu duyunca, "Tamam, çağırın gelsin" dedi. Dedi ki: "Bir konuştu ki Kara Fatma'yla. 'Sen dedi, gerçekten gözü kara' dedi." O esnada. Ondan sonra Kara Fatma unvanı ortaya çıktı. Kara Fatma bir unvandır o zaman. O yüzden mesela Bolu'da kadın da adı ne oluyor? İsterse Ayşe olsun ismi, Kara Fatma oluyor. O bir unvan. O gözü karalıktan dolayı. Mustafa Kemal ilk Fatma Seher Erden'e verdi. Çok büyük bir kadın yani. Birinci İnönü, Büyük Taarruz'a esir düştü. Yunan kampından kaçtı. İnanılmaz. Üsteğmen neyi yükseltirdi? Fatma Seher Erden çok büyük bir zaten işi de subaydı zaten.
Derş Bey.
Gördes neredir? Gördes kardeşim, bilir misin? Gördes nerenin ilçesi, bilmez misin?
Bir bulayım Gördes'i. Maki. Evet.
Onbaşı Halide.
Onbaşı Halide dediğimiz Halide Edip Adıvar. Bir dönem mandacılığı savunmuştur ama sonraki zamanlarda çevrildi. Evet.
Devam et.
Şerife Bacı.
Şerife Bacı. Evet. Şimdi Şerife Bacı ile ilgili bir konuşayım. Kastamonu'da, biliyorsunuz Kastamonu'nun soğuk olmadığını bilmeyen yol aramızda. Kağanı sizler de biliyorsunuz. Bizim tek vasıtamız neydi? Adam akıllı. O yolları açacak, o karları, buzları açacak, tepeleri açacak. O İstiklal Yolu'ndan gidecek olan kağnılar var. Ve Şerife Bacı, ufak doğmuş çocuğunu da üzerine biliyorsunuz ki hani battaniyeyi seriyorlar. Hatta bazı kadınlar battaniye bile sermeden maalesef o soğukta, tipi de çocukları şehit oluyor ki üzerlerine o işte yapılan malzemeye kar, yesin, su gelmesin, bozulmasın diye. Yani düşünebiliyor musun? Mühimmat bozulmasın diye. Tabii Şerife Bacı da bir ara arkada kalıyor. Tam Kastamonu kışlası. Şu an o önde onun parkı var ama içine heykel yapılmadığı için insanlar anlamıyor. O eski kışların olduğu yere geliyor. Şimdi Şerife Bacı'nın bir heykeli var ama Kastamonu ora yeri değil. Yeri Kastamonu Kışlası'nın olduğu yer. Oraya geldiği an değerli arkadaşlar, donarak şehit olmuştur, haberiniz olsun. Çocuğu da ağlama sesinden bulunuyor. Üzerine yattığı için o sıcaklıkla kurtulmuştur. Değerli arkadaşlar, çok önemli bir karakter Şerife Bacı. Kastamonu'ya gidin, zaten her yerde görürsünüz. Şerife Bacı Caddesi, Şerife Bacı Yurdu, Şerife Bacı Ormanı, her yerde Şerife Bacı'nın ismini görmemiz lazım zaten. Görmemiz de lazım. Böyle kadınlarımız gerçekten çok önemli.
Gördes Manisa.
Manisa Gördes'i. Evet. Güzel. Evet. Bunlar tamam mı? Kadınlarımız burada büyük fedakarlıklar ki bilmediğimiz, etmediğimiz nice daha kadınlar var. tane notumuz var. Başlıyoruz.
Adana'da.
Adana'da.
Temmuz 10 Temmuz 1920'de. Evet.
Fransızların.
Fransızların Adana merkezi. Evet.
Her taraf ateş altına almak.
Adana merkezi ateş altına alması sebebiyle binlerce Adanalı.
Binlerce Adanalı. Evet.
Binlerce Adanalının Toroslara doğru çekilmesine.
Toroslara doğru çekilmesine tarihte. Evet.
Tarihte kaç kaç olay adı verilmiştir?
Kaçkaç olayı adı verilmiştir. Şimdi bizler bu özellikle dört şehri yazacağız. Bunlardan bir tanesi de Adana. Adana, Urfa, Antep, Maraş, İzmir'le başlıyoruz mahşer kitabıyla. Her bir kitap bir seri, farklı bir isim olacak ve oraya özgü olacak. Adana'da yazılacak. En son İstanbul'da yazılacak. Çünkü İstanbul'u kimse bilmiyor işgalde neler oldu. Hiç o taraf bağlantı yok. Hep bu taraf anlatıldığı için hiç o tarafta olan işgalinden dünyadan haberimiz yok. Yani orada da bir ton işkence var ama hele orada resmi işkence var. Kendinden üstüne selam verme zorunluluğu var. Gurur kırıcı o kadar var. Adam Beyoğlu'ndan Fatih gibi girmeleri var. Taksim'de orada burada Beyoğlu'na her işgallerini kutluyorlar. Bir de her sene neler var İstanbul'da? İstanbul hakkında çok zor tut ya. Evet.
Bu birincisi.
İki.
31 Ekim 1919.
31 Ekim 1919'da. Evet.
Maraş uzun oluk hamamında.
Maraş'ta uzun oluk hamamında.
Çıkan kadınlar çıkan kadınlarımıza.
Fransız.
Ve Ermenilerin. Evet.
Kötü muamelede bulunmasından dolayı.
Kötü muamelede bulunmasından dolayı kurtarmak isteyen.
Kadınları kurtarmak isteyen.
İsteyen Çakmakçı Sait. Evet.
Fransız askerleri tarafından.
Fransız askerleri tarafından şehit edildi. Olayı tabii gören kimdi? İmamdı. Evet. Sütçü İmam.
Bunun üzerine Sütçü İmam.
Bu askerlerden birini.
Sütçü İmam bu askerlerden birini.
Öldürüp diğerini yaraladı.
Öldürüp diğerini yaraladı. Diğerini yaraladı. Peki bir şey söyleyeceğim. Sütçü İmam bu olaydan sonra kaçtı biliyorsunuz hemen. Doğru mu? Sonra ne oldu bu Sütçü İmam'a? Sütçü İmam ne oldu? Yani hep duyuyoruz, duyuyoruz. Bunun sonu yok gibi. Sütçü İmam'a ne oldu? Bu da sizin artık sorunuz olsun değerli arkadaşlar.
3. not.
28 Kasım'da.
28 Kasım 1919'da. Evet.
Maraş Cuma.
Maraş'ta cuma sabahı.
Türk bayrağını göremez.
Cuma sabahı kalede.
Türk.
Türk bayrağını göremeyen. Dur dikkat. Bayrağını göremeyen. Evet.
Avukat. Avukat Mehmet Ali Kısakürek. Evet. İslam kitap.
Alim-i İslam'a. İslam alemine yani hitap.
Beyannamesini.
Beyannamesi kaleme alıp. Evet.
Maraş Ulu Cami gelen cemaate.
Maraş Ulu Cami gelen cemaate. Evet.
Cami yoluna.
Caminin yoluna.
Ve cami imamı Rıdvan Hoca'ya.
Rıdvan Hoca'ya vermiştir. Evet.
Rıdvan Hoca da bakın cuma namazını kıldırmıyor. Rıdvan Hoca da. Evet.
Müslümanlar bir beldede.
Müslüman bir beldede.
Bir b.
Had öyle olsun. Buları koyalım da çok çoğunluk olalım. Müslümanlar bir beldedir. Evet.
Cuma namazı kılmak için.
Cuma namazı kılmak için. Evet.
O beldenin hür olması gerekir.
O beldenin hür olması gerekir. Evet.
Eğer beldeye hürriyet yoksa.
O beldede hürriyet yoksa orada sancaklanmıyorsa.
Orada İslam sancağı dalgalanmıyorsa. Dalgalanmıyorsa namaz kılmak caiz değildir demiştir.
Caiz değildir demiştir. Tarihte biz bu olaya ne isim veriyoruz? Tarihte bu olaya Bayrak Olayı denilmiştir. Zaten bir gün öncesindeki olayı da anlattım. Helena Andre'nin dans muhabbeti Bayrak Olayı adı verildi. Evet.
Var mı notumuz? Başka uz var orada.
Bu cephe Sakarya.
Bu cephe Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması'yla kapanmıştır. Ankara Antlaşması'yla kapanmıştır. Bunu zaten yeri gelince söyleyeceğim. Peki Kurtuluş Günlerini bilir misin? Antep, Maraş, Urfa'nın Maraş zaten ilçesi 12 Şubat. Yani başta zaten o var. 12 Nisan'da da Urfa var. Zaten Maraş'la Urfa şeyden önce biliyorsun TBMM'den önce kurtulmuştur. Antep daha sonra kurtulmuş. M varken kurtulmuş zaten. 1921'de Antep kurtuluyor.
Geldik Batı Cephesi'ne. Yani Yunanlıların yapmış olduğu zulümlerin kat ve kat artarak başlatacağı o İzmir'in işgaliyle beraber her yerde zulümlerin gitgide arttığı, evlerin, barkların, hayvanların yakıldığı, Bilecik'te, Söğüt'te, hele Kara Mürsel'de çok şey anlatılmıyor da çok bölgemizde inanılmaz katliamlara maruz kaldık. Tabii bunların hepsi Batı Cephesi'nde. Bunlara karşı koymak için sizler de biliyorsunuz ki milis güçler dediğimiz Kuvay-i Milliye olsun. Ancak Kuvay-i Milliye'nin halktan para alması, ihtiyaçlarını halktan karşı vermeyenleri kendi usullerince cezalandırması. Duruyorsun askeri niteliklerden yoksun. Vatansever kişiler ama bir askeri eğitimleri yok. Artı bazıları zamanla topladığı askerlerle beraber resmen çete gibi davranıyor. Kuvay-i Milliye'ci gibi değil. Bir ara çete lafını yasakladık zaten dediğimiz oydu. Ve tabii zamanla bu Kuvay-i Milliye'nin Yunan'ı yurttan atacak bir kapasitesinin olmadığı anlaşılınca bunun üzerine ne yapılmıştır değerli arkadaşlar? Sizler de biliyorsunuz ki Kuvay-i Milliye'nin kaldırılması. Ancak öyle bir anda olmuyor. Kuvay-i Milliye'yi kaldırılmasının en önemli sebeplerinden biri ney biliyor musunuz? Gediz Taarruzu. Gediz'de Yunanlılara karşı Çerkez Etem'in gönderdiğimiz Ali Fuat Cebesoy'da biraz kandırmasıyla o bölgede Gediz Taarruzu'nu başlatması. Genelkurmay istemedi bunu ama onlar başlattı. Hatta ilk birkaç gün başarı bile sağlandı. Hatta Mustafa Kemal Ali Fuat Cebesoy'a tebrik telgrafı yolladı. Ama ilerleyen günlerde çok şehit verdik ve Gediz'i Yunanlılardan alamadık. Gediz'i Yunanlılardan alamadık. Bir de üzerine Ali Fuat Cebesoy bölgeye yani Ankara'ya geldiğinde üzerine Kuvay-i Milliye kıyafetiyle geldi. Lan zaten biz düzenli ordu olsun diye canımız çıkıyor. Bir de bizimkine Kuvay-i Milliye kıyafeti kendi giydirdiler. Dediler ki: "Mustafa Kemal, parkan çok güzelmiş. Bu soğuğa çok dayanır. Hadi bakayım sen bir Moskova'ya büyükelçi ol" dedi. Ve Ali Fuat Cebesoy'u hani sınıf arkadaşım var ya Moskova'ya büyükelçi olarak yolladı. Batı Cephesi de ikiye böldü. Kuzey ve Güney. Yani kuzey ve güney olursa ne olur? Kuzey tarafı dediğimiz Eskişehir tarafına İsmet İnönü. Güney tarafına ise Çerkez Etem'in hiç istemedi. Nefret etti. Hatta Refet de ondan nefret ediyor. Tabii ki bu karşılıklıdır. Birini çok şeye nefret ederken diğerini çok sevdiğini ben görmedim. Asker Refet Bele getirilmiştir. Anlaşıldı mı? Böylelikle bizler önce ne yaptık? Zaten Kuvay-i Milliye ihtiyaçlarını Milli Savunma'dan karşılamaya başladık. Döndük seferberlik ilan ettik. Döndük değerli arkadaşlar. Gelişarun başarısından sonra Kuvay-i Milliye tamamen kaldı. Düzenli orduya geçme kararı aldık. Batı Cephesi'ni ikiye böldük. İleriki yıllarda subay yetiştireceğiz. O olacak, bu olacak. Demek istediğim ne? Kuvay-i Milliye'nin kaldırma nedenlerini bilmeniz lazım.
Başla.
Düzensiz ve disiplinsiz olması. Evet.
Ve ihtiyaçları nereden karşılıyor?
Haktan karşılaması. Halktan karşı. Devam.
Halkı kendi usullerince yargılaması.
Halkı kendi usullerince yargılaması. Evet.
Yunan'ı yurttan atacak gücünün olmaması.
Yunan'ı yurttan atacak gücünün olmaması. Evet.
Gediz taarruzunda başarısız olması.
Gediz taarruzunda başarısız olması. Yediz taarruzunda başarısız olması. Evet.
Bunlar neymiş? Etkili oluyor. Peki düzenli orduya nasıl geçtik? Önce ne yapmışız?
16 Mayıs 1920'de.
16 Mayıs 1920'de. Evet.
Kuvay-i Milliye giderleri.
Kuvay-i Milliye'nin giderleri. Evet.
Savunma.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından karşılanmaya başlandı. Önce bunu yaptık. Halktan karşılamasınlar diye. Devam.
1.
1 Temmuz. Evet.
Subay yetiştirme merkezleri açıldı.
Devam lazım.
Seferberlik ilan edilerek.
Evet.
Seferberlik ilan edilerek askere alma işlemleri başlatılmıştır.
İşlemleri başlatıldı. Batı Cephesi dikkat ikiye ayrıldı. Ben hemen çizeyim bunu. İkiye ayrıldı. Değerli arkadaşlar, Batı Cephesi şöyle düşünün. Şöyle. Burası kuzey tarafı. Bu taraf güney tarafı. Kuzey tarafında İsmet İnönü yer alacak. Güney tarafında ise Refet Bele yer alacak. Bu arada kalem alayım hemen. Refet Bele yer alacak. Ver. Evet. Y sarzu bakın tarihe 24 Ekim 12 Kasım. Tamam. Burada bu şeyi harekatı bir Yunanlılara karşı yapılıp kaybedilmiştir. Evet. Yunan'a karşı yapan komutanımızın adı kim? Ali Fuat Cebesoy. Aslında kendi bile istemedi ama onu kim kandırdı? Çerkez Etem. Zaten Çerkez Etem bu olaydan sonra zaten suçlu ilan edilecek. O da zaten Yunan tarafına geçecek. Bu bir burası. Tamam mı kardeşim? 2. Ali Fuat Cebesoy bu olaydan sonra Batı Cephesi Komutanlığı'ndan alınarak alınarak Moskova'ya büyükelçi olarak gönderilmiştir. Moskova'ya büyükelçi olarak gönderilmiştir. Büyükelçi olarak gönderilmiştir arkadaşlar. Zaten bu çıkan iki defa sınav sorusudur. Moskova'ya gönderiliyor. İleriki yıllarda mantıken Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması'nda kimin etkisini görüyoruz hep? Ali Fuat Cebesoy'un etkisini görüyoruz.
Şimdi tarihimizde bir yollar. Peşteyi alayım ben mavi şeyi. Tarihimizde bir yol var. Şimdi bu yol bizim için o kadar önemli ki lütfen Kastamonu, Çankırı taraflarına giden her arkadaş şöyle dağlara bir baksın. İstiklal Yolu yazar. O dağlardan sonra İstanbul'un başlangıç yerleri vardır. Kağnılarla ya düşünebilir miyim? Türkiye'de kağnı mühendisliği diye bir ya da kağnı taburu diye bir tabur oluşturmuş ya. Kağnı, kağnı yani bir askeri grup oluşmuş yani. Çünkü o kağnılar olmasa mümkün değil. Mümkün değil. O silahı, mühimmatı İnebolu'dan içeriye kim taşıyacak? Bir de o karda kışlar. Ya Ilgaz'ı geçmek kolay mı? Ilgaz'a köprü yapılmadan önce geçilebiliyor muydu? Allah'ın dağı dolan dolan dolan dolan. Buzun üstünde git. Çok çok kötüydü. Şimdi oraya Allah'tan bir köprü açıldı da aşağıdan gazetelerek gidiyorsun. Bir de eski şartları düşün. Araba bu değil. Öküzler çekiyor, mandalar çekiyor. E onlar da ölüyor yolda.
Tabii canım ya. İnebolu'dan Ankara'ya 4,5 ayda geliyor. Askeri sevkiyata bakalım. 4,5 ay bazen oluyor. 4,5 ay bulmuş. Tam çok zor. O yüzden İstiklal Yolu'nu bilelim. Bakın buraya. İstiklal Yolu'nun başlangıcı burasıdır. Kastamonu'nun hangi ilçesi? Denizdeki ilçesi. Yani İnebolu. İnebolu'dan malzeme nereye getirilir? Kastamonu'ya getirilir. Lazım. E sen biliyorsun oğlum. Tam tamam da öğrenci biliyor musun? Lazım. Kurban olduğum. Peki Kastamonu'dan aldım. Nereye getiriyorum? Hangi dağı geçmem lazım? Ilgaz. Anadolu'nun sen yüce bir dağısın. Doğru mu? Ilgaz'dan ilerledim. Nereye geleceğim? Ankara'nın Ankara'ya gelmeyeceğim önce. Çankırı'ya geleceğim. Çankırı'dan sonra nereye geleceğim? Kalecik'e geleceğim. Kalecik'ten sonra nereye geleceğim? Ankara'ya geleceğim. Bu yolun adı İstiklal Yolu'dur. Tamam. Ve bu İstiklal Yolu üç defa sınav sorusu olur. Soru şu: Çok basit. Aşağıdaki şehirlerden hangisi İstiklal Yolu güzergahında bulunmaz? Var mı Eskişehir? Var mı Konya? Yozgat'ım nerede? Çorum'um ne oldu? Yok kardeşim yok. O yüzden genelde İç Anadolu bölgesi bir şehir verecekler. O yüzden Çankırı, Çorum, Yozgat, Konya, Eskişehir, Bolu da olabilir. Var mı Bolu kardeşlerin memleket? Yok. Sizler anca yatıyor. Görüyorum. İstiklal Yolu bu yoldur. Var mı sıkıntısı olan? Var mı kardeşim? Yok. O yüzden şunları bir bilelim mi başkan? İnebolu, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı, Kalecik, Ankara. Ancak genellikle şey Kalecik'i saymazlar. Hani Ankara'ya artık varıldığından dolayı. İnebolu, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı, Ankara'yı bile çünkü son durak olduğu için bu hattı bilelim. İstiklal Yolu bize. Savaşı kazandıran bu yol olacak.
Bir notumuz var. En son şeyimiz. Söyle kardeşim.
Yok, kısaca yaz. Milli mücadele boyunca.
Milli mücadele boyunca. Evet.
Doğu cephesinden ve.
Doğu cephesinden ve.
Ve İstanbul'dan.
Kaçırılan silahların.
Kaçırılan silahların. Evet.
Kaçırılan silahların.
Anadolu'ya sevkiyatında.
İstiklal yolu kullanılmıştır.
Kullanılmıştır. Şerif Abacı'yı söyledik. Evet. Olayımız bu. Önce Doğu Cephesi, ardından Güney Cephesi. Dikkat Batıya daha yeni girdik. Batının savaşları var tabii. Birinci İnönü, İkinci İnönü. Eskişehir Kütahya değil mi? Sakarya, Büyük Taarruz. Yani Batı Cephesi tek işleneceği için orası da iki video olacak. O yüzden şimdi şunu bir al kardeşim. Şu siyah kalemle şeyi. Ben bir genel tekrara başlayayım. Evet. Var mı sıkıntımız? Gene tahta full. Maşallah. Doğru mu Nazım?
O zaman öğrenci diyor ki: "Niye uzun oluyor?" La oğlum, bunları ben slayttan anlatsam var ya, her biri bir saatlik video olur. Daha fazla olmaz ki. Ama yaz üzerine tekrar yap. Bir de bunun en son videosuna 27 adet de soru çöz. Normal yani artık ki o kadar seri anlatmama rağmen gene anca bu saat çıkıyor. İlber Hoca falan gibi konuşsam bunlar her biri konferans. Doğru mu kardeşim? Evet geldik buraya. Önce olayı anladık. Hangi cephede neler var? Şu olayı anladık. Artvin ve Ardağan'ın Gürcülerin elinde olduğunu ama bizim tehdidimizle onlardan alındığını. Kars üzerine sefer yapıldığını. Seferi yapan Kazım Karabekir'e Şark Fatihi unvanı verdiğini. Kars'ın alınmasıyla beraber özellikle gümrüğe yol açıldı. Ancak ne demişti? "Bizim aldığımız silahlar kaç yıl yeter?" dedi Kazım Karabekir. Evet. İstiklal Savaşımıza 10 yıl yeter dedi. Demek ki ne kadar büyük malzeme. Nereden anlıyorum? Tabii ki zaten buradaki o önemli lafından. Doğu Cephesi'ndekinin ilk armağını olarak biz Batı Cephesi'ne gönderdik diyor. Alınan hediyeler neler? Orada yazıyor zaten. Geldik buraya. Burada değerli arkadaşlar, özellikle her zaman sınav sorusu olur. Gümrü Barış Anlaşması. Neden? Bir, çünkü bu anlaşmanın en önemli özelliği bir, Türkiye devleti ifadesi ilk defa geçiyor. İki, bizi ilk defa bir devlet tanıyor. Hangi devlet? Ermenistan tanıyor. Değil mi? Resmi anlamda ilk tanıyan devlet Ermenistan olmuştur. Üç, buranın en önemli özelliği burada artık iki gün sonra anlaşmayı Ruslar bozdu. Daha sonra Ruslar bu bölgeyi işgal ettiği için artık muhatabım kim? Ruslar. Ruslarla savaşım var mı? Benim aram iyi mi? Aram çok iyi. Aram çok zaten adam bana yardım ediyor bana. O yüzden bunlarla bir savaş artık yapmayacağım. Ama ileride artık Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'da artık muhataplığım yok. Muhataplığım Rusya. O yüzden ileriki yıllarda Gümrü gidince ileride ne yaptım? Moskova, en son ne yaptım? Kars. O zaman doğu sınırını şekillendiren en son anlaşma ne? Kars. Şimdi niye işlemiyoruz? Çünkü ta Sakarya Meydan Muharebesi'nin arkasına geliyor. O yüzden Moskova 1. İnönü'den sonra, Kars Sakarya'dan sonra işlenecek. Sadece biz şekillendiren anlaşmaları yazdık. Güneyde hangi kongre vardı Mustafa Kemal'in Feyz Çakmak'la katıldığı Milli Mücadele'nin son kongresi Bozantı. Burada özellikle Adana'da değil mi? Gülek Boğazı'nın yakınlarındaki Karboğazı baskını kılavuz Aice ile Kumcu Veli'nin o aklını çalıştırmasıyla 44 Kuvay-i Milliye'nin neredeyse 150-200 Fransız askerini öldürüp 700'ünü esir alması ki Verdun kahramanları diye ünlenen çok özel bir birliği ele geçirmesiyle olmuştur. Çok önemli. Adana'da, Maraş'ta, Antep'te, Urfa'da ve Osmaniye'de önemli kişiler var. Dikkat! Son zamanlarda Osmaniye'li bence bir ÖSYM yazarı var. Osmaniye lan ne zaman görsem sınavda Tayyar Rahmiye çıkıyor. O yüzden sınavda aklına gelmezse bile lütfen dikkat etmeye. Peki sonu iye ile biten bir ilimiz var mı?
Hadi var mı? Gerçekten ilimiz var mı? Osmaniye'den hariç akla geliyor mu? İlimiz yok değil mi? Eliniz.
Türkiye'de benden korkuyordum. Allah'tan onu dem. Evet. Osmaniye Rahmiye. Aklınıza buradan gelecek. 1, 2. Adana'da Karahisarlı Müftü Mehmet Efendi ve Tekelioğlu Sinan. Bunlar Adana'da. Maraş'ta hepimizin bildiği Sütçü İmam, Rıdvan Hoca. Bayrak olayından sonra camide namazı kıldırmadı. Senem Ayşe, Bitlis Defterdarının eşi ve Arslan Bey'in özellikle Maraş'ta çok büyük etkisi var. Antep'te Şehit Kamil, 12 veya 14 yaşlarındaki bir çocuktur. Annesine sarkıntılık yapan Fransız askerlerini taş attığı için sürgün edilmiştir. Bu ilk olaylardan biridir. Çünkü bundan sonra olaylar başlayacak. Şahin Beyimiz tabii ki inanılmaz mücadele verecek. İnanılmaz Elmalı Köprüsü'nde şehit olacak. Yine Kılıç Ali buraya gelecek. Karayılan çok önemli. Kara unvanlarıdır bu arada. O da mesela çok zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen yapmıştı başkan. Onu da söyleyeyim. Karayılan Fatma'yı biliyoruz. Ne demişti? "Gadasını aldım." Ne diyordu?
He benim kanım seninkinden daha hamşin demişti Fatma. Antep'te Özdemir Bey inanılmazdır. Onu bilelim. Yani Antep için. Urfa'da Ali Sahip, Ali Sahip'e Mustafa Kemal Urfa savaşçısının kısaltması adında Uğur Savaş soy ismini vermiştir. 12'ler grubu değil mi? Urfa için inanılmaz teşkilatlanmışlardır. Bunu da söyleyelim. Bunları söyledikten sonra geldim. Şu 12'ler grubuna dikkat diyorum. Tamam. Başarılarından dolayı burada neye bakacaksın lazım? G, K, Ş. Doğru mu kardeşim? Baş harfleri alfabetik sıralamadır. Evet. Geldim buraya. Geldim buraya. Ha şu ağıtları bilelim ama ya. Uyan Şahin Uyan veya Şahin Bey le tüm ağıtlar Antep'le alakalıdır. Doğru mu? Maraş düşmana mezar olmadan gül olmaz. Tam lafı bir söylesene bir daha ya. Maraş düşmana mezar olmadan değil. Maraş bize mezar olmadan mı? Düşmana tam bir laf söyle. Haftası senin yüzün tu. Zerdali Zerdali çekirdeğinin ekmek diye başladığımız o şey zerdali çekirdek zehirlenen insan. Evet.
Mara bize mezar ol.
Evet yani öyle olması lazım. Düşmana değil de bize mezar olmadı.
Kısaltaralım.
Sen. Çok kısaltıyorsun. Lazım bize mezar olmadan. Evet.
Düşmana güz.
Düşmana güz. Evet.
Gül.
Yani. Evet. Güzem Gül Bahçesi İstiklal Madalyası sorusu geldi. İlk alan bir ilçedir İnebolu. Sınavda gelen ise ilk şehir olarak verdikleri için Maraştı. Haberiniz olsun. Milli Mücadelede Kara Fatma dediğimiz Fatma Seher Erden'dir. Dikkat çok önemli bir kadın. Milli mücadelede birinci İnönü, ikinci İnönü, İzmit'in kurtuluşu ve Büyük Taarruz'a katıldı. Büyük Taarruz'a esir düştü. Üsteğmen olmuştur. Kılavuz Ataboğazı baskını. Tayyar Rahmiye Osmaniye. Doğru mu? Senem Ayşe Maraş. Tarsus. Kara Fatma. Halime Çavuş erkek gibiydi de hatırla. Naki Hanım özellikle mitinglerde var. Binbaşı Ayşe öyle gördü. Makbule Hanım hep Yunanlılara karşı. Onbaşı Halide Edip Adıvar. Şerife Bacı nerede? Kastamonu'da. Dikkat! Irk Fatma'nın Antep'te olduğunu biliyoruz. Burada Adana'da yaşanan Toroslara doğru kaçma olayına biz Kaçkaç Olayı adı veriyoruz. Maraş'ta olayların başlamasında Sütçü İmam'a ne oldu? Bak her zaman söylüyorum. Sütçü İmam nerede? Olaydan sonra kaçtı. Ama nerede tekrar ortaya çıktıkta nasıl vefat etti? Tamam. Bak herkes onu biliyor. Sonunu bilen yok. Peki geldik buraya. Buradaki Bayrak Olayı Rıdvan Hoca değil mi? Rıdvan Hoca ne dedi burada? Dedi ki: "O beldede namaz kılmak için o beldenin Müslüman ve hür olması lazım. Bayrağımız bile yok dedi. O yüzden bayrak indi dedi." Fransız bayrağı. Ardına da cuma namazı orada kıldırmadı. Kuvay-i Milliye'nin kaldırılmasının nedenlerini bilelim. İki, eee, Gediz Taarruzu. Bakın değerli arkadaşlar, Gediz Taarruzu bizim Batı'da hücumsal anlamda hücum ettiğimiz ama geriye doğru çekildiğimiz özellikle Ali Fuat Cebesoy'un Çerkez Etem'in de biraz şeyine kanıp birlikte saldırması. Başlarda biraz galibiyet gelse de sonu iyi olmadı. Zaten çok kısıtlı olan imkanlarımızla maalesef bu savaşta birazını kaybetmiş olduk. Bir de Ali Fuat Cebesoy'un Kuvay-i Milliye kıyafetiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün karşısına çıkması Mustafa Kemal'i sinirlendirdi. Ne demişti? "Senin bu parkan Moskova sokaklarında da seni rahatça gezdirir" dedi ve nereye yolladığını Moskova'ya büyükelçi olarak yollamıştır Ali Fuat Cebesoy'u. Halbuki kendisi biliyorsunuz ki Sivas Kongresi Batı Cephesi Kuvay-i Milliye Komutanlığı'na atandı. İstiklal Yolu'nu bilmek zorundayız. Evet. Say bakayım şu İstiklal Yolu'nu kardeşim. Gözlerini kapatma ağzım. Hadi sizler de başla.
İstiklal Yolu.
İnebolu.
Kastamonu.
Kastamonu.
Ilgaz.
Ilgaz.
Çankırı.
Çankırı.
Kalecik.
Kalecik.
Ankara.
Ankara.
Bu yol İstiklal Yolu'dur. Her zaman ne sınavda geliyor özellikle? Aşağıdakilerden hangisi İstiklal Yolu'nun güzergahında olan şehirlerden biri değil? Bu arada bir şey söyleyeceğim. Bu sorunun genellikle cevabı ya Konya olabilir. Doğru mu? Ya Bolu'dur ya Eskişehir'dir. Mantıken değil mi? Zaten sınavda neyi verdi? Eskişehir'i verdi. Başka nere olabilir mesela? Nan ol?
Çanakkale olmaz ya.
Olmak savaşmak.
Yok. Eski İç Anadolu'dan biri verir.
Kırşehir.
Kırşehir olabilir. Çok güzel mantıken. Evet.
Başka nere verebilir?
Kayseri verebilir. Bak güzel mantığı çalıştırıyorsun. Evet.
Çorum verebilir.
Doğru mu? Yozgat verebilir. Sivas verebilir. Doğru mu? Evet. Bunlara dikkat yani bunlardan. Ama sen ben burayı bildikten sonra hattı bilirsem zaten olayı çözerim. Var mı sıkıntısı olan? Geldim şöyle ortaladım. Evet. Elinizdeki KPSG soru bankası da zaten Doğu ve Güney Cepheleri ayrı. Hemen alıp çözüyorsunuz. Bu sorular yani buradakilerin anlattığım ne kadar hikaye varsa onlarla ilgili sorusu da var. Özellikle Aşıklıoğlu Hüseyin'le General Cuatro arasındaki o bez parçası muhabbetini yani bizim bayrağımıza bu adamların böyle bir lafı. Demek ki kendi bayraklarına verdikleri önem de bu kadar. Ne diyorsun?
Çünkü ben bazen şu görüyorum bu Amerikan filmlerinde falan yani affedersiniz ama yani adam Amerikan bayrağını affedersiniz iç çamaşır yapan var görüyorsunuzdur. Hiç umursamıyorlar. Tuvalet kağıdı yapan var affedersiniz kendi bayraklarına. Çünkü bayrak onlar için bir şey ifade. O yüzden dikkat edin. Amerikan hükümetlerinin Amerika'nın bütün filmlerinde kesinlikle o bayrak gösterir. Hadi geldim. Herhangi istersen uzay filmi çek. Hiçbir önemi yok. Çünkü Amerika diye bir millet olmadığı için böyle bir millet çabası içine girdikleri için milleti millet yapanlardan bir tanesi bayraktır. O yüzden o bayrağa sahip çıkılmasını istediklerinden dolayı Amerika'nın bütün filmlerini ne hangi film istiyorsan açın izleyin. Amerikan bayrağı kesinlikle vardır. Bak film uzayda çevriliyor. Gene Amerikan bayrağı var. Doğru mu?
Aya çıkan Neil Armstrong.
E yani anlatabildim mi? Aslında bayrak onlar için önemli olduğu için değil, önemli hale getirmek için yaptıklarıdır. Bizde bayrağın ne kadar önemli olduğunu işte General Cuatro, Aşıklıoğlu Hüseyin zaten anlayabiliyoruz. Tabii ki.
Bir de tam geleneği var.
Ne?
Tam geleneği var ya.
Tabii canım geliyor.
Ya. Biz bu çok önemlidir tabii ki. Yani herkesin de saygı duymasını bekliyor. Bazen böyle miting alanlarında görüyoruz. Terk edip gidiyor. Üstüne oturan var. Ya kardeşim tamam şimdi baktığın zaman. E ama o zaman da senin General Cuatro'dan ne farkın var? Vallahi ben ufak bir kağıt bile olsa kesinlikle cebime koyar götürürüm arkadaşlar. Şimdi bu şey değil. Bu şovizm değil veya bu hani ne bileyim bir ırkçılık falan filan değil kardeşim. Bak değerlerimiz var. Bu değerlerden bir tanesinin üzerine gidiyorlar. Onu bir 20 sene içinde yok ediyorlar. Sonra bir tane başka değere geliyor. Onu da bir 20 sene sonra yok ediyorlar. 20 20 20 değer kalmadı kardeşim. O zaman seni beni bir arada tutacak. Kalacak Allah'ın seversin. O yüzden bayraktır, Osmanlı'dır, Cumhuriyet dönemidir. Tarihimizin her alanı bizim için çok kıymetli ve değerlidir. Bizler Aşıklıoğlu Hüseyin olalım. General Cuatro gibi Fransızların kendilerine bez parçası dedikleri bizimkini de öyle gördükleri için böyle bir laf ediyorlar. Doğru mu kardeşim? O yüzden bunları etmeyelim. Batıya gidiyoruz. Yunan'la savaşmaya.