Transcription
Eee, sevgili Simge hanımcığım, gerçekten, eee, bunları ben de sık sık medyadan takip ediyorum ve bunları gördüğüm zaman içim kan ağlıyor. Eee, şimdi gerçekten artık günümüzde biz şunu biliyoruz. Yediğimiz yiyecekler hücrelerimiz tarafından işleniyor ve bu bizim hayatta durabilme becerimizi oluşturuyor.
Bir noktada, eee, ben eee, asistanlığımda hatırlıyorum. Eee, hastanelerin yanında yavru hastaneler yoktu. Yani bundan yaklaşık 25-30 yıl öncesinden bahsediyorum. Şu anda neredeyse her hastanenin yanında bir yavru onkoloji hastanesi var. Büyük büyük böyle eee özel hastaneler ve yanında onların yavrusu onkoloji hastaneleri. Bu bir ortopedi hastanesi değil. Bir çocuk hastanesi değil. Araştırma bölümü değil ama onkoloji hastanesi. Ve ne yazık ki bu tür yiyecekler sadece yiyecekler değil aslında günlük yaşamda kullandığımız bu kimyasal ürünler evde dezenfeksiyon için kullandığımız çamaşır makinesine attığımız tozlardan tutun bulaşıkları yıkadığımız deterjanları kadar birçok temizlik maddesinin içerisinde de bu kostik dediğimiz maddeler var. E bunları hem temizleyip solunumla alıyoruz. İşte çamaşır makinesine kıyafetlerimizi atıyoruz, yumuşatıcılar koyuyoruz. Onları bedenimize, hücrelerimize değiyor. E bir taraftan da böyle kontrolsüz tarım uygulamaları sonrasında eee pestisitler bulaşmış yiyeceklerle ve kimyasal yiyeceklerle karşılaşıyoruz. Gerçekten hani insanın moralinin bozulmaması eee çok zor oluyor bu durumlarda.
E bir taraftan da karşımızda ciddi bir gıda endüstrisi var. Endüstriyel beslenme var. Ve burada da eee raf ömrünü uzatacak yiyeceklerin yani katkı maddelerinin yiyeceklerin içine eklenmesiyle birlikte eee yiyecek olmayan, insanları doyuran ama beslemeyen eee hatta zehirleyen eee yiyeceklerle insanlar karşı karşıya. Bunlar neler sizce Ayça Hanım? Sizin de mesela danışanlarınıza yasak demeyelim ama yemesen iyi olur. Bunları hayatından çıkar dedikleriniz neler? Çünkü sizin gerçekten çok dramatik biçimde zayıflattığınız bireyler var. Yani 50 kilo, 60 kilo neredeyse bünyesinden bir beden çıkararak eee zayıflayan ve bunu koruyan danışanlarınız var. Size göre hayatımızdan, mutfağımızdan atmamız gerekenler hangileri?
E şimdi burada özellikle yüksek fruktoz mısır şurubu, nişasta bazı şeker içeren hiçbir yiyecek ve içeceği lütfen ne çocuklarınıza yedirin içirin ne kendiniz yanınızdan bile geçmeyin diyoruz. Eee yüksek fruktozlu mısır şurubu endüstriyel şeker aslında ve bu kimyasal olarak da şekerden çok farklı bir yapıya sahip. Eee kan şekerini çok hızlı yükseltiyor ve karaciğer hücrelerinde direkt toksik etkisi var. Bugün sirozun en büyük nedeni artık ne yazık ki karaciğer yağlanmaları. Karaciğer yağlanmasının en büyük nedeni de yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren yiyeceklerin insanlar tarafından kullanılması. Meşrubatlar, gazlı içecekler, limonatalar, bu soğuk çaylar, e şekerli şuruplu içilen hazır kahveler mesela, pastaneden aldığınız e tatlılar ya da bu paketli ürünler şeklinde satılan bisküviler, çikolatalar. Bunların birçoğunun içerisinde eee temel tatlandırıcı olarak kullanılan bu nişasta bazlı şeker. Bununla birlikte koruyucu maddeler içeriyor. Bunlar hani E diye bir madde görüyorsunuzdur. Eee paketli ürünlerin üzerinde. Eee mesela 5'ten fazla aldığınız ürünün üzerinde 5'ten fazla içerik maddesi yazıyorsa bilin ki bu ultra işlenmiş bir gıda ve bu sizin karaciğerinizi zehirleyecek bir gıda. Yani bunu satın almamanız gerekiyor. Eee en önemli tavsiyem bu. Yüksek fruktozu mısır şurubu içeren yiyecek ve içeceklere karşı çok dikkatli olmak gerekiyor. Bir de tabii trans yağı dediğimiz endüstriyel yağlar. Eee bunlar da işte bitkisel eee yağların aslında hidrojenize edilerek eee daha ucuz maliyetlerle eee üretilmesi sonucunda oluyor. Ya da bu patates kızartmaları yapılıyor ya dışarıda yediğimiz kızartmalar işte mücverler bunlar. Aynı yağda defalarca kızarılıyor ve burada da yağ artık biyolojik özelliğini kaybediyor ve farklı bir forma geçiyor. Ve bunlar direkt hücrelerde bozucu etki yapıyor. Hele hele çocuklarda büyüme gelişme çağındaki çocuklarda hormon bozucu etkiler yapıyor. İşte çocuklarda daha küçük yaşlarda erken ergenlik görüyoruz. Boy kısalıkları görüyoruz. İleri derecede obeziteler görüyoruz. Eee, yani gerçekten bunların çok farkında olmamız gerekiyor.
Geçenlerde bir anne gördüm. Çocuğu okula götürüyor. Bizim, e, orada da bir tane okulun yanında pastane var. E, şimdi baktım hızlıca pastaneye girdi. Çocuğa oradan bir tane açma aldı. Yanına da bir hazır meyve suyu aldı. Beslenme paketinin koyduğu şey bu çocuğun. Şimdi o açmanın içerisindeki yağ muhtemelen bu dediğin garçı hanımcığım. Yani bunu beyaz yakalılar da hep söyler ya. O açmalar, poğaçalar reflünün garantisi. Hele yanında bir de meyve suyu varsa kaçınılmaz. Evet. Bir de tabii bunun ikisinin birlikte yenmesi. Hem nişasta bazlı şeker alıyorsunuz hem içine bir trans yağ asiti koyuyorsunuz. Eee, bir de tabii bununla birlikte bu çocuk bunu direkt yediğinde vücuda ciddi bir şeker bombardımanı oluyor. Lif yok, vitamin yok, mineral yok ve protein yok. Evet. Yani o şekeri atabilmek için yerinde duramıyor. Kendini kontrol edemiyor. Bu sefer hiperaktif diye çocuk doktor doktor dolaşmaya başlıyor. Halbuki bu çocuğa evde güzel bir yumurtalı, peynirli, eee, tam buğday ekmeğinden yapılmış bir kahvaltı verilse, çocuk okula giderken onları koyacağına anne bir tane muz koysun. Mesela soyması oldukça kolaydır. Yanına biraz yağlı tohum, ceviz, badem gibi bir şey koysa, küçük süt, yoğurt ya da ayran koysa, bu çocuk beslenecek ve vücuda hem proteini, karbonhidratı, hem yağı, hem vitamini, hem minerali, hem lifi girecek. Kendini de, beynini de ve hücrelerini de kontrol edebilecek ve daha sağlıklı bir eee günü geçecek o çocuğun. Ama siz güne başlarken e hızlıca yenilen bu poğaçalar, açmalar, meyve suları, hazır e kahveler, bunlar birer gıda değil. Bunlar belki sizi o anlık doyurabilir ama kan şekerinizi çok hızlı yükseltip akabinde aniden düşürdüğü için de gün içinde inanılmaz yeme ataklarına sizi eee sürükler ve sürekli yedikçe yiyesiniz gelir. Eee dediğim gibi yani yediğiniz yiyeceğin içeriğini bilmek çok önemli. Yemek başka, ne zaman neden yediğinizi bilmek çok önemli. Yemek başka, beslenmek başka anladığım kadarıyla.
Ayçe Hanım, şimdi o yeme ataklarıyla özellikle eee çalışan kişilerin, beyaz yakalıların o akşamüstü gelen şeker krizlerini soracağım ama az önce ekrandaki yazı bence çok önemliydi. Karaciğer yağlanmasıyla nasıl mücadele edilir? Çünkü bakıyorsunuz kişinin fazla kilosu yok ama diyor ki karaciğer yağlanmam var. Ve birçok kişi de aslında savunmasında diyor ki ya aslında yağlı bir şey de yemiyorum ama şu karaciğer yağlanmasını bir türlü engelleyemiyorum. Karaciğer yağlanması neden olur? Nasıl engellenir?
Şimdi karaciğer yağlanması bir iç hastalıkları uzmanı olarak da eee benim en çok üzerinde durduğum konulardan bir tanesi. Karaciğer bizim vücudumuzun aslında en temel organlarından biri. Yani kalbimiz çok önemli. İkinci en önemli organımız da karaciğerimiz. Karaciğer biterse hayatta bitiyor aslında bir noktada. Ve bugün günümüzde karaciğer sirozunun en büyük nedeni karaciğer yağlanmaları. Ve bunlar dediğiniz gibi sadece şişman yani kendini kontrol edemeyecek derecede obez olan insanlarda değil eee zayıf insanlarda da karaciğer yağlanmaları görülebiliyor. Bunun da en büyük nedeni aslında yanlış yaşam tarzları. Şimdi bazı insanları görüyorsunuz. Kilosu çok normal. Eee, herhangi bir sorunu yok gibi görünüyor ama bir şekilde bir dahiliye muayenesine geliyor. Mesela biz bu insanları tartıyoruz, ölçüyoruz, biçiyoruz, muayene ediyoruz. Bir bakıyoruz ki iç organ yağlanması var. Yani görünüş zayıf ama iç organ yağlanması hastanın fazla. Vücut yağ oranı vücudunun %35-40'ını kaplamış. Ama bir şekilde hasta görünüşünü zayıf tutmayı başarabiliyor. Burada işte biz buna metabolik obezite diyoruz. Bu metabolik obezitenin de en büyük nedeni hareketsizlik ve daha çok hani masa başında çalışan insanlarda eee beyni çalışan bedeni oturan insanlarda oluyor ve bu insanlarda genellikle çok beyinsel çalıştıkları için beslenmek için kendilerine çok vakit ayıramıyorlar. Eee dışarıdan hazır yiyecek söyleme oranları yüksek çıkıyor. Belki çok uzun süre aç kalıyorlar. Sonra bir oturuyorlar. Bir oturuşta eee hazır yiyecekleri tercih ettikleri için her ne kadar kilo kontrolünü yapabilseler de hareketsizlikle de birleşince karaciğer hücreleri ne yazık ki yağlanmaya başlıyor. Bu da dört evreden oluşuyor. Hani ne yapalım da bu hale gelmesin? Bir kere hareketli bir yaşam hepimiz için elzem. Bunu sadece zayıflamak için değil, eee, bedenimize sağlık kazandırmak için, iyi hissetmek için aslında hareket etmemiz gerekiyor. Ve bugün bilim bize şunu söylüyor. Günde 5 km bir insanın yürümesi, bakın 5 km o insanı kanserden bile koruyor ve kanser teşhisi koyulmuşsa eğer hastalığın iyileşmesini sağlıyor. Verilen ilaçların vücut tarafından daha iyi etki göstermesini sağlıyor. Eee, o nedenle hareketli bir yaşamı benimsemek zorundayız. Tabii burada şu da karşımıza çıkıyor Simge Hanımcığım. Çok kilo problemi olan hastalar 150 kilo hasta diyelim. Bu nasıl 5 km yürüyecek? Tabii bir anda bunun yürümesini beklemiyoruz. Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor bize. Bir insanın bir defada 5 kilometre yürümesi ile 5 defada 1 kilometre yürümesinin aslında aşağı yukarı bedene sağlık kazanımı yine aynı şekilde oluyor diyebiliriz. Güzel. Yani burada kişinin gün içinde hareketli olması, oturduğu yerden kalkması hani karınca gibi bir hayat benimseyin diyoruz. Mümkünse her gün bir saat açık havada yürüyüş yapmak gerçekten bedenin en büyük ilacı. Kesinlikle. Bence depresyon tedavisinde bile artık doktorlar yürüyüş yazmaya başladı ya çok doğru bir karar. Çünkü hareket ettikçe hormonlarınız da eşlik ediyor. Serotonin, oksitosin, mutluluk hormonları vesaire hareket ettikçe çalışıyor.
Peki Ayçe Hanım bu yeme ataklarıyla baş etmenin formülü nedir? Belki iştah kesen bir bize eee içinde şeker dalgalanmalarını engelleyecek unsurlar olan bir su tarifi verirsiniz veya bir detoks suyu önerirsiniz. Ama birçok kişi akşamüstü 4 civarı böyle bir tatlı krizi yaşıyor. Ben bir tatlı yiyeyim ya. Benim şekerim düştü. Bu herhalde ofis hayatında en sık kurulan cümlelerden biridir. Şekerim düştü. Ne oluyor o esnada bize? Gerçekten şekerimiz mi düşüyor? Aslında yaşadığımız şey bir başka şey mi? Ve şekerli bir şey yediğimiz zaman aslında doğru bir şey mi yapıyoruz, yanlış bir şey mi yapıyoruz?
Yanlış bir şey yapıyorsunuz diyelim Simge Hanımcığım. Şimdi siz eğer bu sorunu yaşıyorsanız hemen dönüp bakın öğlen ne yediniz. Öğlen yediğiniz yemekle öğleden sonraki yaşadığınız şeker düşmesi birbiriyle çok koreledir. Tabii öğlen yediğinizi tetikleyen de aslında sabah yediğinizdir. Sabah ne kadar kaliteli bir kalori eee kaliteli kaloriler alırsanız, ne kadar dengeli bir kahvaltı yaparak güne başlarsanız o günkü şeker dalgalanmalarınız o kadar aslında normal olur. Şimdi sabah kahvaltısı öğleden sonraki açlık krizinin aslında bir numaralı dengeleyicisidir diyebiliriz. Ve burada çok önemli bir bilgi. Sabah kahvaltıda tatlı bir şey asla yemeyin. Reçel, bal, hazır çikolatalar. Sabah kahvaltısına yemeyin. Çünkü sabah vücudunuza giren basit şeker kan şekerinizi çok hızlı yükseltir. O anda kendinizi iyi hissedersiniz ama akabinde bu çok hızlı düşer ve öğlen yemeğine daha kurt gibi acıkmış girersiniz. Sabah protein olarak yumurtayı mutlaka koymanızı tavsiye ederiz. Eee, yumurta en iyi protein kaynaklarından biridir ve yapılan araştırmalar şunu da gösteriyor. Güne haşlanmış bir adet yumurta yiyerek başlayanların gün içerisinde %30 daha az enerji ihtiyacı oluyor. Yani kendini daha iyi kontrol edebiliyor. Haşlanmış bir yumurta günlük kahvaltınızda mutlaka olmasını tavsiye ederim. Ve mutlaka yanına lor peyniri ya da çökelek peyniri ya da az yağlı bir beyaz peynir koyun. 2-3 tane iyi tohum, yağlı tohum mesela ceviz koyun beslenmek için 3 adet veya 4-5 zeytin olarak da e bunu tercih edebilirsiniz. Mesela sabahları yeşillik yemek folik asit ve vitamin açısından çok önemli. Eee yazın özellikle kışın domates, salatalık, biber gibi yaz sebzelerini koymayın sofranıza. Çünkü onlar daha çok serada yetiştirilen ürünler. Mümkün olduğu kadar marul, maydanoz, roka, tere, nane gibi yeşilliklerden bol bir kahvaltınız olsun ve tam buğday ekmeği. Çay içiyorsanız çok önemli bir püf noktası. Ekmek yiyelim mi? Püf noktasını unutmayalım lütfen. Çünkü bazı ekmek yiyen meslektaşlarınız da diyet eee diyetten, mutfağınızdan atın ekmeği hatta glüteni diyor ve yani müthiş bir pazar oluştu. O ürünler hiç de ucuz değiller bu arada. Glütensiz ekmekler, kurabiyeler, ne ararsanız var yani. Ne oldu da biz bu kadar glütene düşman olduk?
Simge hanımcığım bunu ben de anlayamıyorum. Çünkü biz bilimi konuşmak zorundayız. Biz oturup hani siz kendi hayatınızda bunu uyguluyor olabilirsiniz ama biz bir bilgiyi verirken eee hani veren kişi bunu hangi bilgiye dayanarak veriyor? Hangi guideline'a dayanarak veriyor, hangi araştırmaya dayanarak veriyor? Bunu söylemek eee önemli. Şimdi bu glüten bir çeşit eee reyting unsuru oldu diye düşünüyorum ben bizim ülkemizde. Eee gluten buğdayın aslında bir çeşit proteinidir ve eee bu proteine karşı bazı insanların alerjisi olabilir. Biz buna çölyak hastalığı diyoruz. Ya da bazı hastalarda buna karşı bir hassasiyet olabilir. Bunlardaki temel klinik bulgu şişmanlamak değildir aslında. Eee, hazımsızlık, gaz, ishal ya da kabızlık şikayetleriyle birbirini tetikleyen mide bağırsak sistemi şikayetleridir. Zaten çölyak hastalarında büyüme geri yani bu çocukluktan itibaren başlar. Büyüme gelişme gerilikleri olabilir, kan pıhtılaşma bozuklukları olabilir. O ayrı bir grup hastalıktır aslında. Şimdi siz çıkıp topluma glüten yemeyin dediğinizde ve insanları glütenden uzaklaştırdığınızda ne oluyor? Bununla ilgili yapılmış çok büyük kapsamlı bir araştırma var. Yaklaşık 250 milyon insanın 25 yıl takip edildiği bir araştırma ve bu araştırmanın sonucunda şu çıkıyor. Glüten fakir beslenenlerin glütenli beslenenlere göre kalp damar hastalıklarına yakalanma ve ölme riski %20 daha fazla çıkıyor 25 yılın sonunda. Şimdi bu neden böyle oluyor diye bakıldığında da insanlara glüten gibi temel besin maddesini kestiğinizde insanlar bunu ikame etmek için daha yağlı ürünleri seçmeye başlıyorlar. Daha fazla ceviz, fındık, badem yemeye başlıyorlar. Tamam bunlar iyi yağlar ama siz bunu günde 8-10 tane yiyeceksiniz. 30-40 tane yerseniz bu da bir kalori bombası yapıyor vücuda ve bu da damar sertliğine neden olabiliyor. Yani hani burada siz bir besin grubu tamamen çıkardığınızda doymak için ne yapacaksınız? Farklı şeylere yöneleceksiniz. Bu da besin çeşitliliğinizi azaltıyor aslında. Bulgur yemiyorsunuz, ne bileyim çiğköfte yemiyorsunuz. Birçok şeyi hayatınızdan çıkarıyorsunuz. En basitinde ezogelin çorbası bile içemiyorsunuz ki bizim mutfağımızın olmazsa olmazları arasında mesela çorbalar.
Son bir dakikanın içindeyiz. Püf noktası diyordunuz. Ben araya girdim. He ha. Burada yani teşhis edilmiş bir gluten hassasiyeti ya da çölyak hastalığı teşhisiniz yoksa rahatlıkla glutende her şeyi yiyebilirsiniz. Bunun için lütfen ekstra para harcamayın. Şimdi püf noktasını söylüyorum. Yediğiniz yiyeceklerin üzerine limon sıkacaksınız. Mesela sabah çayınızın içine sıktığınız limon, öğlen salatanızın üzerine koyduğunuz limon ve basit karbonhidratları vücudunuzda azalttığınızda nedir bunlar? Beyaz ekmek, pirinç, patates gibi yiyecekler yerine kompleks tahılları seçtiğinizde kuru baklagil, bulgur gibi bunlar sizin öğleden sonraki olan bu tatlı ataklarınızın daha az olmasına neden olur. Diyelim ki böyle bir atağınız geldi. Burada da tatlı yerine lütfen bir sütlü kahve, yanına da kuru meyve, kuru badem gibi eee yağlı tohum seçebilirsiniz. Canınız tatlı istediğinde direkt tatlıya giderseniz işte o zaman kilo artışı olabilir. Ama bir sütlü kahve insana iyi gelir diyelim. Kesinlikle çok tok tutuyor. Kahvenin yerine de hiçbir şey tutamıyor. Ayrıca çok teşekkür ediyorum sevgili doktor Ayça Kaya. Sizi stüdyoda ağırlayacaktık ama bu da güzel oldu. Çok teşekkür ederim. Her zaman yanınızdayım. Bizi ülkemin güzel insanlarına iyi hafta sonları diliyorum. Harikasınız. Çok teşekkür ediyorum. Çok sevgiler gönderiyorum ben de size.