📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

İHVAN-I MÜSLİMİN: İHYA'DAN İFLASA İSLÂMCI İDEOLOJİNİN ÇÖKÜŞÜ #hasanelbenna #ihvan #islam #mısır

Prof. Dr. İsrafil BALCI1:05:56

Transcription

Dostlar merhabalar. Hepinize esenlikler diliyorum. Bugün sizlere Hasan El Benna ve onun kurmuş olduğu Müslüman Kardeşler teşkilatından bahsedeceğim. Bu konuyla ilgili birtakım ilginç detaylar var. Onları sizlerle paylaşacağım.

Hatırlarsanız bundan önce Cemaleddin Afgan'ı ve Muhammed Abduh'la ilgili birtakım açıklamalar yapmıştım veya bunlarla ilgili videoları dikkatlerinize sunmuştum. Aslında bu halkanın bir devamı daha vardır. Reşit Rıza ama onu daha sonradan sizlere tanıtacağım.

Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abdull'la başlayan Mısır'da bir tecdit hareketinden bahsedilir. Bu tecdit hareketi daha sonradan Reşit- Rıza ile devam etmiş ve Hasan el Benna ile beraber de İhvan-ı Müslimin diye bilinen, bizdeki adıyla da Müslüman Kardeşler olarak anılan teşkilatın ortaya çıkmasına kadar gelişen süreci beraberinde getirmiştir. Bu anlamda Hasan Elbenna her ne kadar teşkilatın kurucusu olarak bilinirse de aslında bir anlamda kendisinden önceki oluşumu eee sistemli bir hale getiren figür olarak da nitelendirilebilir. Nitekim de zaten Reşit Rıza'dan bir hayli etkilenecektir. Ama netice itibariyle eee Mısır'daki Müslüman Kardeşler Teşkilatının kurucusu olarak bilinir. İsmi çokça rastlanır veya anılır. Hatta idealize edilir. Eee, adeta bir sembol isim gibi sunulur. Biraz bundan bahsetmek gerekiyor. Kendisi eee, böyle tecdit hareketinin önderi gibi düşünülür ve aynı zamanda bir İslam alimi gibi de yorumlanır. Oysa İslam alimi değildir. Eee, tıpkı Seyit Kutup gibi öğretmen okulunu bitirmiştir. Mısırlı fikir ve mücadele adamı olarak nitelendirmek belki daha yerinde olur. Ama Benna'nın kurmuş olduğu Müslüman Kardeşler teşkilatı fikirleri, mücadelesi, idealleri ve aynı zamanda genç yaşta onun öldürülmesi gibi eee hususlardan hareketle ismi sembol hale getirilmiş. Aynı zamanda da ülkemizde de siyasal İslamcıların adeta idolü haline gelmiş bir isimdir. Veya Müslüman Kardeşler bu şekilde anılır. Dolayısıyla da aslında ülkemizdeki siyasal İslamcı hareketin bir anlamda beslendiği temel kaynaklardan birisi bu Müslüman Kardeşler Cemiyetidir veya Teşkilatıdır. Buradan birtakım ithal fikirler ülkemize de taşınmış ve siyasal İslamcıların adeta hayallerini süslemiştir.

Bu anlamda Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abdull'la beraber başlayan bir tecdit hareketinden bahsedilir. Ama sözüm ona tecdit. Aslında tecdit denen olay netice itibariyle çağı İslam'a taşımak bağlamında özetlenebilecek bir hikayedir. Yani asrın idrakine İslam'ı söyletmekten ziyade ki bu da kendi başına tartışılabilecek bir konudur. Tam aksine çağı İslam'a götürmek anlamında bir tecditten bahsedilir. Bu yönüyle sözüm ona dedim ama her ne olursa olsun hala bugün Türkiye'deki İslamcı mahallenin hayallerini süsleyen bir eee yapı, bir oluşum olarak da bilinir. İşte Mısır'da başlayan bu süreç eee Türkiye'deki siyasal İslam'a da bir anlamda önemli oranda esin kaynağı olmuştur. Nedir buradaki temel husus? İşte bu tecdit hareketi ile birlikte Müslümanların geri kalması İslam'dan kopmayla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla de Müslümanlar tekrar İslam'ın aslına dönerlerse şahlanacaklar gibi hayal aleminde gezen bir anlayış. Ve böylece güya hilafet de diriltilecek ve hilafet çatısı altında Müslümanlar yeniden birlik bütünlük sağlayacaklar. Dikkat ederseniz bugün de hala bu hayallerle avunan yığınla İslamcı mahalle vardır. Bunlar hala o rüyadan uyanmış değillerdir. Dolayısıyla da bu yönüyle baktığınız zaman Türkiye'deki İslamcıların neyi özlediklerini, neyin hayalini kurduklarını, ne kadar boş ve eee hayal aleminde gezdiklerini de ortaya koymuş olacağız. Bu anlamda video zannediyorum dikkatinizi çekecektir. Aynı zamanda bu video daha önce ele aldığım Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abdullah ilgili videoların bir devamı niteliğindedir ve bu yönüyle de dikkate değer bulunur diye tahmin ediyorum. Zira bugün belki biraz sönmüş gibi gözükse de hala İslamcı mahallenin beslendiği en önemli damardır. Hala bu hayal devam etmektedir.

Hasan El Benna 1906 tarihinde Mısır'ın Buhayre vilayetinde doğmuş ve aynı zamanda dindar bir aileye yetişmiş birisidir. Babası bir köy imamıdır. Eee, kısmen böyle yarım medrese hocası diye nitelendirilebilecek bir isimdir. İlk İslami terbiyeyi babasından alacaktır. Ama oldukça ilginç bir figür. Oldukça ilginç bir şahsiyettir. Son derece aksiyon bir adamdır. Nitekim de daha ortaokul sıralarında mücadeleci hayatı başlayacaktır. Zaten bu Müslüman Kardeşler cemiyetini kurduğu zaman henüz daha 22 yaşında bir delikanlıdır. Düşünün bugün 22 yaşındaki delikanlılar aklı bir karış yukarıda gezerken bu delikanlı yani o dönem için söylüyorum büyük idealler peşinde koşan birisidir. Ömrü fazla değildir aslında. Nitekim de 1949 yılında 43 yaşlarındayken devlet tarafından suikasta öldürülecek bir isimdir. Dolayısıyla da eee kısa ama oldukça da çalkantılı aynı zamanda renkli ve mücadeleci bir hayatı vardır. Bu yönüyle gerçekten de dikkate değer bir isimdir.

Eee, dediğimiz gibi babasından ilk İslami terbiyeyi aldıktan sonra medreseye gidecek. Medrese eğitimi alacak ve aynı zamanda eee Kur'an ezberlemeye başlayacak ama bunun devamını getirmeyecektir. Yani dini terbiyesi bu kadardır veya dini bilgisi bu çerçevededir. O yüzden de böyle bir Seyit Kutup gibi İslam alimi zannedilir ki Seyit Kutup'u da tanıttım sizlere. Dikkat ederseniz İslam alimi değildir. Aynı şekilde Hasan Elben Benna da İslam alimi değildir. Ama İslam adına böyle bir hareket başlatıyor ve sembol isim haline geliyor. Arap edebiyatı okumuş. Sonra da elmedresetül idadiye başlamış. Ancak bu okullar kapatılıp dönüştürülünce bu sefer eğitimini tamamlamak için Kahire'ye gidecek ve 1927 yılında Darül Ulum'a kaydolacaktır. Onun hikayesi aslında bu safahattan sonra başlayacaktır. Zira eee Kahire'ye gittiği zaman tabii bu dönem dikkat ederseniz işte Dünya Savaşı yılları aynı zamanda ve büyük oranda İslam dünyası iflas etmiş konumda. Mısır'da eee İngiliz mandası var. Kahire'deki hayatı gördüğü zaman bundan çok fazlasıyla etkilenecek ve bu safahattan sonra yavaş yavaş zihninde birtakım idealler belirlemeye başlayacaktır. Bu okul bir anlamda yani Darul Ulum öğretmen okulu statüsünde eee bir okuldur. Burayı bitirecek. Henüz daha ortaokul yıllarındayken ama az önce de söylediğim gibi siyasi mücadeleye başlayacak veya İslamcı mücadele demek belki daha doğrudur. Bu dönemlerde yani ortaokuldayken Şazeliye tarikatının bir kolu olan El-Hasefiye'ye katılmış ve tarikatın şeyhi Şeyh Abdülvehab El-Hasefiye'ye intisap etmiştir. Yani böyle bir şey damarı da vardır. Tarikatçı damarı. Zaten aileden gelen bir damardır bu aynı zamanda. Bunların içine bir ailede yetişmiştir.

Benna öğrencilik yıllarında oldukça aktiftir ve aynı zamanda yerinde duramayan bir özelliğe sahiptir. Zaten bu dönemlerden beri liderlik özelliği taşıyan bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Burası son derece önemlidir. Henüz ortaokul sıralarındayken arkadaşlarını Onlara dini muhtevalı konuşmalar yapar. Bakınız daha bu tarihler bazı alimlerle temasa geçip onlara konferanslar verdirir. Kendisi de birçok konuşmalar yapmış ve daha bu dönemden beri akranlarından ayrılan birisidir. Üniversiteyi bitirince Süveyş kanalına yakın bölgedeki İsmailiye şehrine atanıyor ve burada öğretmenliğe başlıyor. Fakat eee Kahire'de bulunduğu dönemde yaşadığı tecrübeyle beraber aynı zamanda bu ideallerini burada da sürdürüyor. Çünkü Kahire'de eee yabancı etkisi var. İnsanların dinden uzaklaştıklarını, gençlerin İslam'dan koptuklarını görüyor. Eee, İngiliz, eee, mandası altındaki yönetim ve bu anlamda seküler hayatla ilgili birtakım bariz farklılıkları tecrübe ediyor. Bunu kendisine dert ediyor. Bu anlamda işte öğretmen olarak atandıktan sonra da konferanslar veriyor. Camilerde ateşli vaazlarıyla dikkat çekmeye başlıyor. Kahvehaneleri dolaşıyor. Gidip halkı bilinçlendirmeye çalışıyor ve onlara vaazlar veriyor. Daha yeni yetme bir öğrenci dikkat ederseniz kendi anlayışına göre İslam'ı anlatıp davet çabalarını sürdürmeye başlıyor. Bu çocuk daha 22 yaşlarında dikkat edin belki biraz daha da küçük. Bu safahatta samimiyeti, azmi, sadakati, davasına olan bağlılığı, etkili hitabeti ve aynı zamanda eee müthiş bir konuşma yeteneğiyle kitleleri kolay bir şekilde etkiliyor ve çok sayıda insanı etrafında toplamayı başarıyor. Çünkü eee o Dünya Savaşı'nın getirdiği sıkıntılar, İngiliz mandasının getirdiği sorunlar, Osmanlı Devleti dağılmış, Müslümanlar başı boş kalmışlar. Bunun getirdiği çaresizlik ve ekonomik zorluklar nedeniyle bir o kadar daha Müslümanlar umutsuzluğa itilmiştir. Konuşmalarında eee aynı zamanda bunlara vurgu yapıyor. Bunun yanında dini, ahlaki ve sosyal sorunlara eğiliyor. Müslümanların geri kalmışlığının sebebinden bahsediyor ve Müslümanlar İslam'dan koptukları için geri kalmıştır. Müslümanları nasıl ayağa kaldırabiliriz diye bunun mücadelesini veriyor. İslam'ı aynı zamanda dini hayatı eğer biz ihya edersek tekrar Müslümanlar ayağa kalkarlar gibi birtakım iddiaları dile getiriyor ve bu anlamda da İslam'ın özüne dönülmesini hayal ediyor. Hatta bunu Müslümanların kurtuluşunun da en önemli reçetesi olarak görüyor vesaire. Yani temeldeki vaazları bu muhtevadadır.

Onun ortaya çıktığı dönemde dediğimiz gibi Mısır'da İngiliz mandası vardı. Halkta bu anlamda ciddi bir umutsuzluk belirlemişti ve seküler hayatın ayak sesleri fazlasıyla hissediliyordu. Batı etkisi ister istemez gözüküyordu ve bu anlamda birtakım dinden sapmalar da vardı. İşte o dönemde ateizmin yayıldığını düşünüyor. Buna yönelik birtakım önlemlerin alınmasını eee kendisine dert ediniyor. Eee ve bu anlamda da dini anlatmak için bir davet faaliyeti başlayarak ortaya çıkıyor. Bu faaliyetleriyle beraber dinin özüne dönülmesi onun temel gayelerinden birisidir. Şayet Müslümanlar dinin aslına ve özüne dönülürse, dönerlerse Müslümanların yeniden şahlanacağını düşünüyor veya çöküşten kurtulabileceklerine inanıyor. Bu anlamda batı karşısındaki yenilgiden de Müslümanların bu sayede kurtulabilecekleri gibi bir düşünceyi eee geniş kitlelere yaymaya başlıyor. Yavaş yavaş da dediğimiz gibi etrafında bir çekirdek kadro oluşuyor. Gelindiği zaman Hasan El Benna çok yakın çevresi olan veya samimi dostlarıyla bir araya geliyor. Artık bir oluşum olmuşlar. Bunu eee bir eee böyle sistemli hale getirmeyi planlıyorlar ve 22 yaşlarındayken İslam davası için yaşamak ve ölmek eee sloganıyla yola çıkıyorlar. Bu anlamda işte İsmailiye şehrinde cemiyetül ihvanil müslimin hareketini başlatıyor arkadaşları. Bir araya geldikleri zaman tamam biz bir oluşum içerisinde yer alacağız ama biz neyiz? Yani bir tarikat ismi yok. Herhangi bir siyasal oluşum yok. Biz neyiz? Biz neyiz? İşte biz Müslüman kardeşleriz. İşte böylece Müslüman Kardeşler cemiyeti yani İhvan-ı Müslim'in hareketi ortaya çıkıyor ve çıkıyor ve temelleri 1928'lerde 22 yaşındaki bir delikanlıyla atılıyor. Dikkat edilirse oldukça genç yaştadır ve bu yaştaki bir delikanlının böylesine bir mücadele ateşini yakması ve kitleleri peşinden sürüklemesi son derece önemlidir. Ve aynı zamanda bu delikanlı din merkezli bir çözümü reçete olarak sunmaktadır. Böyle bir idealin peşinde koşmaktadır.

Hasan El Benna İslam'ı adres gösteriyor. Ancak din anlayışına bakılırsa zihnindeki din algısı tamamen katı selefi çizgiden öteye geçmeyen bir din anlayışıdır. Burası son derece ilginçtir. Zaten Mısır'daki bu tecdit hareketine baktığınız zaman bütün paralar dönüp dolaşıp İslam'ın aslına dönme ve İslam'ı ihya etme. Bu anlamda İslam'ın söylemini çağa taşımak yerine ki demin de dedim bu bile tartışmaya son derece açıktır. Bunlar tam aksine bu çağı İslam'a götürme derdindeler. Yani İslam'ı bu çağa getirme değil. Mesela Mehmet Akif'te asrın idrakine İslam'ı söyletmek varken bunlar da tam tersine. Dolayısıyla da bu anlamda Hasan Elbenna, Cemaleddin Afgani ve Abdullah'tan çok daha katıdır. Biraz eee Reşit Rıza'ya benzer ama Reşit Rıza'dan bir yönüyle de ayrılır. Çünkü Reşit Rıza Arap milliyetçisidir. Hasan El Benna Arap milliyetçisi değildir. Ona göre şayet Müslümanlar İslam'ın özüne dönerlerse bütün olumsuzlukların üzerinden veya üstesinden gelebilir, ilerleyebilirler.

Müslüman Kardeşler Cemiyeti başlangıçta bu sloganla yola çıkıyor ama aynı zamanda sadece din anlatma faaliyeti yürüten bir teşkilat değildir. Davet faaliyetlerinin yanında aynı zamanda eğitim öğretim faaliyetleri de yürütüyor. Bunun yanında eee bir yandan siyasi diğer yandan da kültürel, iktisadi ve sportif faaliyetler eee değişik aktivitelerle halka açılan bir özellik taşımaktadır. Nitekim de dini vaazların yanında siyasi, ilmi, sportif, kültürel, sosyal alanlarda da faaliyet göstermişlerdir. Mesela kız ve erkek çocukların eğitimi için okullar açmışlar. Onlara iş imkanları sunmaya çalışmışlar. Bu gibi sosyal projeler geliştirerek halkta da ciddi bir karşılık bulmuşlardır. Nitekim de kısa sürede halk tarafından benimsenen geniş kitlelere yayılan bir hareket özelliği taşımıştır.

1932 yılına gelindiği zaman Hasan Elbenna Ikvan-ı Müslim'in teşkilatı giderek büyüdüğü için merkezini Kahire'ye taşıyacaktır ve bundan sonra faaliyetlerini burada yürütecektir. Aynı zamanda farklı şehirlerde de şubeler açacaktır. Her geçen gün hızla büyüyen bir teşkilattır. Nitekim de totalde 20 yıllık serüvenine bakarsanız, e, bu süre içerisinde Mısır'da 2.000'den fazla şube açmıştır. Dolayısıyla da oldukça eee, yaygın halk arasına yayılan bir özelliğe sahiptir. Hasan Elbenna faaliyetlerini sürdürürken bir yandan da öğretmenliğini de devam ettirmektedir. Teşkilat mensupları da onun idealleri doğrultusunda camilerde veya dernek merkezlerinde halka vaazlar vermekte ve aynı zamanda halkı bilinçlendirmektedirler.

Şunu da hatırlatalım ki İhvan-ı Müslim'in hareketi Hasan El Ben Benna ile birlikte başlamış olsa da aslında az önce de zaten söyledim fikri altyapısı Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşit Rızalara'a kadar dayanan bir geçmişe sahiptir. Ve bu damar özellikle de radikal eğilimleriyle Reşit Rıza ile devam etmiştir. Yani Abduh ve Efgani'den Reşit Rıza biraz daha radikal eğilimleri olan, aynı zamanda da Arap milliyetçiliğiyle de ön plana çıkan birisidir. Nitekim de halifelik kaldırıldığı için yani Osmanlı yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuş bu dönemde bir halife etrafından Müslümanların birleşebileceğini düşünüyor. Bu düşünce zaten Efkan-ı Abduh eee ve aynı zamanda Hasan elna'da da vardır. Ama Reşit Rıza mutlaka bir Arap halifenin olmasını düşünüyor. Bu yönüyle daha radikaldir. Diğerlerine e göre Hasan Elbenna da bundan fazlasıyla etkilenecektir. Hasan Elbenna aslında onların başlatmış olduğu hareketi daha örgütlü, daha sistemli bir yapıya büründürmüştür diyebiliriz. Dolayısıyla da Afgani, Abduh ve Reşit Rıza gibi otoriteler İslam aleminin içinde bulunduğu durumun problemlerini tespit ediyorlar. Kendilerine göre birtakım çözüm önerileri belirliyorlar ve bu anlamda Mısır'da bir ıslah ve ihya hareketini başlatıyorlar veya bu hareketin fitilini yakıyorlar. Ama baktığımız zaman bunların zihnindeki çözüm klasik İslam anlayışıdır ve aynı zamanda hilafetçi, ümmetçi bir yapıdır. İşte bu yapıyı biz ihya edersek Müslümanlar yine bir araya gelebilirler şeklinde bir düşünce benimsemişlerdir. Her ne kadar Benn olmasa bile diğerlerinde daha çok Arap merkezli özellikle de Reşit Rıza'da bir hilafet anlayışı vardır. Ki bu anlamda Hasan El Benna da eee mutlaka halifenin Araplardan olmasını düşünmüyor ama Osmanlı dağıldığı için Müslümanların eyaletlere bölünüp Mekke merkezli bir hilafeti eee ihya etmelerini düşünüyor. Bizdeki bu hilafetperest Arapperest çizginin de aslında beslendiği damar ta buralara kadar dayanmaktadır. Müntesiplerini de bu gaye etrafında bir araya getirmiştir Hasan El Benna. Dolayısıyla da Efgan'den başlayan bu çizgi Hasan El Benna ile birlikte örgütlü bir yapıya dönüşmüştür diyebiliriz.

E 20. yüzyılın sonlarına doğru e Müslümanlar batı karşısında gerçekten de ciddi bir mağlubiyet almışlar. Birtakım dinden de sapmaların olduğu ortaya çıkınca manda yönetimi ile beraber işte dini ihya etme ve bu anlamda din kulpuyla Müslümanların tekrar bir araya geleceği ve talihsizliklerini yenebilecekleri ya da talihsizliklerini tersine çevirebilecekleri anlayışı kurtuluş reçetesi olarak sunulmuş. Müsliminde görünürde bir ıslah hareketi olarak nitelendirilir. Ancak ıslah mıdır değil midir? Veya geçmişe dönme midir? İhya mıdır? Burası tartışmalı. Ama bana sorarsanız ıslahla veya ihyayla hiçbir alakası yok. Sadece katı selefi İslam anlayışını ihya edip din merkezli çözümü, hilafet merkezli çözümü ve aynı zamanda ümmetçi bir yapıyı hayal etmekten öteye gitmeyen bir anlayıştır. Bu yönüyle baktığınız zaman aslında İhvani-ı Müslim'in hareketi ölü doğmuş bir harekettir. Zira bunun çözüm olmayacağı son derece açık ve nettir.

Dikkat edilirse milli mücadele başladığı dönemde Mehmet Akif de milli mücadeleye katılmıştır. Mustafa Kemal'le ortak hareket etmiştir. Milli mücadelenin manevi öğretmenidir, manevi mimarıdır. Ama aynı zamanda da hala zihninde tam da bu anlayış vardır. Zaten biliyorsunuz Mehmet Akif Mısır'da uzun süre kalacaktır. İşte Cemaleddin Afgan'ı, Abduh, Reşit Rıza bu damardan beslenmiştir büyük oranda. E onun da zihninde böyle bir reçete vardır. İşte Mustafa Kemal'i ayıran en temel özellik budur. Realisttir. Çağının gerçeklerini bilir. İslam reçetesinin, hilafet reçetesinin, ümmet reçetesinin çözüm olmayacağını görmüştür. Muhtemelen burada da özellikle eee bu Suriye cephesinde bulunması ona ciddi tecrübeler de katmıştır. Netice itibariyle Araplarla yol yürünemeyeceğini çok net bir şekilde görmüş ki burada sınırı çizmiştir. Bu son derece önemlidir. Zaten onun büyüklüğü de buradadır. Oysa bunlar bir mücadele başlatıyorlar ama geçmişi ihya ve idealize ederek bunu reçete olarak sunuyorlar. Hani eskilerin deyimiyle eee geçmişe rağbet olsaydı BİT pazarına nur yağardı. Sizin çözüm olarak gördüğünüz İslam eee geriye doğru gidin. Acaba Müslümanların hangi problemini çözmüş veya Müslümanların tarihinde nasıl bir iz bırakmış diye baktığınız zaman ortada bir örneklik yoktur. Ama gerek bu damar gerekse Hasan elbenna efendim işte dört halife dönemini örnek gösteriyorlar. Ama o dört halife dönemine baktığınız zaman hadi ilk iki halifede yine sorunlar da olmakla beraber yani kısmen kabul edilebilir tarafları var. Ama siz 3 4 halifenin Allah aşkına neresini Müslümanların geri kalmışlığına veya Müslümanların birliğine çözüm eee reçetesi olarak sunacaksınız ve bunu adres göstereceksiniz. Dolayısıyla da son derece katı bir anlayışın izinden giden bir hareket olarak nitelendirilebilir.

Diğer yandan Hasan-ı Elbenna ilahiyat bitirmiş, doktora yapmış eee klasik bir eee Ezher şeyhi değildir. Tıpkı Seyit Kutup gibi ki zaten Hasan El Benna'dan sonra bu hareketin en önemli mimarı veya lideri, mimar demeyelim de lideri Seyit Kutup'tur. Onun gibi bir öğretmendir. Eee, o ilkokul öğretmeniydi. Bu da Arapça öğretmenliği yapmıştır. Dolayısıyla da klasik bir Arap alimi veya ezher şeyhi değildir. Daha çok bu yönüyle aktivist ve fikir adamı olarak nitelendirilebilir. Ama fikir adamlığına baktığınız zaman da eee çözüm olarak sunduğu reçete az önce söylediğim gibi klasik ve dogmatik İslam anlayışıdır. Ama bütün bunlarla beraber 22 yaşlarındaki bir delikanlının eee daha bu dönemden itibaren din merkezli bir çözümü adres göstermesi ve bu anlamda mücadeleye girişmesi gerçekten de dikkate değerdir. Bu yönüyle onun mücadelesi alkışlanabilir ama eee dediğimiz gibi aslında ölü doğmuş bir anlayıştır. Yani bir hayalin peşine giden eee topluluk olarak nitelendirmek mümkündür. Ki zaten de zaman Mısır'daki idareyle birlikte hareket edecek ama çoğu kez de Mısır'daki idareden ayrılacak. Yani Mısır'daki devlet aklı da bu reçeteyi hiçbir zaman çözüm olarak görmeyecektir. Bu nedenle de özellikle 1950'lere doğru tamamen yollar ayrılacaktır.

Hasan El Benna dediğimiz gibi bir dini lider veya bir şeyh klasik Arap alimi olmasa da onu farklı kılan birtakım özellikleri vardır. İşte burada etkili eee hitabet gücü bu son derece eee halkı etkilemiştir. Bunun yanında ateşli vaazlar veriyor. Eee davasına son derece bağlı ve aynı zamanda oldukça samimidir. Bir de bitmek bilmeyen bir enerjiye sahiptir. Hayallerinin peşinde ölümüne koşan bir insan. Zaten o yakın çevresiyle de ölümüne, İslam davası uğruna anlaşan veya akitleşen bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Zihninde bir eee İslam eee ideali vardır. O İslam idealini ihya edip bununla Müslümanların makus talihinin tersine döneceğine inanıyor. Yani eee özeti budur. Bu işin onun sembol isim haline gelmesinde bu genç yaştaki mücadeleci ruhu aynı zamanda da 1949'lara gelindiği zaman rejim tarafından suikastle öldürülmesi idol haline getirilmiştir. Zaten şehit olarak nitelendiriliyor. Dolayısıyla da bu gibi özellikleri onu bir kat daha sembol isim haline getirmiştir.

Hasan El Benna'ya göre İslam'ın hükümleri ve öğretileri hem bu dünya hayatını hem de ahiret hayatını düzenlemektedir. Keza İslam hem inanç, hem ibadet, hem din hem de devlettir. Kitap ve sünnete ayrı bir önem verir. Bunun yanında İslam'ı sahabenin, tabiinin ve selef-i salihinin anladığı şekilde anlamayı adres gösterir, reçete gösterir. Bu yönüyle bakıldığı zaman İslam'ı asra taşımayı değil de asrı İslam'a taşımayı, İslam'ın ilkelerine taşımayı veya buna göre düzenlemeyi hedeflemiştir. O yüzden de Mehmet Akif bu damardan beslenmesine rağmen onlardan ayrılır. Daha mantıklı bir çizgidedir. Ha dediğimiz gibi Mehmet Akif'in çözümü de aslında çözüm değildir. Zaten bu yüzden Mustafa Kemal'le yolları ayrılıyor. Çünkü Atatürk bunun bir çözüm olmayacağını görmüş. İşte Osmanlı ortada netice itibariyle Araplarla zaten bir araya gelinemeyeceği ortada. Eee, bir de tabii Osmanlı'ın eee, yıkıldığı dönem bu safahatta yeni bir çözüm eee, sunuluyor veya düşünülüyor. Arayış içerisindeler. Daha Arap devletleri kurulmamış. Böyle bir safahatta eee güya Mısır'daki tecdit hareketiyle az önce söylediğim reçeteyi de adres göstererek bir faaliyet başlatılıyor. Ama neticede bunun sonuç vermeyeceği ortada. İşte Hasan El Bbenna da İslam'ı bu çağa taşımak yerine tam aksine çağı İslam'ın ilkelerine göre düzenlemekten yana olan eee bir figür veya bir lider bu yönüyle ıslahçı olarak nitelense de aslında baktığınız zaman klasik selefi, sünnici hatta biraz da sufici anlayışı benimseyen bir önder, bir lider olarak konumlandırmak veya değerlendirmek daha doğrudur.

Onun ortaya çıktığı döneme bakıyorsunuz. Bu tip romantik yorumların peşinde koşmasının da getirdiği birtakım eee sebepler vardır. Nedir bu sebepler? İşte az önce de söyledim. İngiliz mandası. E sömürgeciliğin getirdiği sorunlar vardır. Bunun yanında sosyal ve ekonomik problemler hat safhaya çıkmıştır. Müslümanlar zaten iflasın eşiğine gelmişlerdir. Osmanlı yıkıldığı zaman bir tane bağımsız eee Müslüman devlet yoktur. Böylesine umutların, hayallerin tükenildiği, tüketildiği bir dönemde eee Müslümanlar adeta çaresiz gibidir ve bir o kadar da fakirleşmişlerdir. Osmanlı'nın dağılmasından sonra da Müslümanlar arasında zaten birlik kalmamıştır. İlmi ve kültürel yönden dibe vurmuş Müslümanlar. Ekonomik olarak zaten çökmüşler ve sefalet içerisindeler. Siyasal olarak da müthiş bir çöküş vardır ve eee yenilgi aynı zamanda milleti veya insanları umutsuzluğa sevk etmiştir. Mevcut tablodaki bu çaresizlik Mısır'da yeni bir arayış veya uyanışın eee ateşini fitillemiş veya böyle bir eee arayış başlamış. İşte Afgani ve Abdull'la beraber başlayan bu anlayış tabii öncesi de var bunun. Yani ille de Dünya Savaşı'nın sonunda çıkmadı da yani Dünya Savaşı ve bu Safahat'taki e süreç Osmanlı'yı düşünün artık eee kendi başının çaresine kalmış bir Osmanlı var. Dolayısıyla da eee böyle bir dönemde bir yenileme fikri ortaya doğuyor ve az önce söylediğim otoriteler de genelde din merkezli bir reçeteyi çözüm olarak görüyorlar. Eee bu anlamda Hasan-ı Elben Benna da onlardan etkileniyor ve onların başlatmış olduğu anlayışı bir şekilde devam ettiriyor. Ortaya çıktığı zaman hedeflerini iki temel üzerine oturtuyor. Nedir bu? Birincisi tabii o dönemin en temel eee sorunu bu müstevlileri veya emperyalistleri eee Müslüman beldelerinden kovmak. En öncelikli olan budur. Ondan sonra bağımsız bir devlet oluşturmak ve bu devleti İslam ilkelerine göre dizayn etmek. Yani temel hareket noktası budur. Dolayısıyla de öncelikli olarak e işte emperyalistler, müstevliler veya İngiliz mandası işte Mısır'dan kovulacak. Diğeri İslam beldelerindeki yabancılar uzaklaştırılacak. Ondan sonra Mısır'da İslam ilkelerine göre bir devlet kurulacak ve bu devlet de aynı zamanda genişleyecek merkezi Mekke olmak üzere bir hilafet yapısı ümmeti yapıyla ortaya çıkacak. Bu yönüyle bakınca Hasan el Benna aslında antiemperyalist birisidir. Emperyalizm karşısında İslamcı ideolojiyi benimsemiştir. Bunu eee adres görüyor veya reçete görüyor. Dolayısıyla da bir taraftan emperyalist, bir taraftan ihyacı gibi ama baktığın zaman katı selefi anlayışı çözüm olarak görüyor. Yani emperyalizmin karşısına İslamcılığı çözüm olarak görüyor. İşte bu yönüyle baktığınız zaman Mustafa Kemal'in farkı burada ortaya çıkıyor. Çünkü Mustafa Kemal ne İslamcılığın, ne ümmetçiliğin, ne hilafetin çözüm olmadığını görüyor. O yüzden de yepyeni bir hikaye yazmanın eee peşine gidiyor. Bu anlamda son derece de eee akılcı ve realist aynı zamanda dünyayı tanıyan, sistemi tanıyan, hayaller peşinde gezmeyen bir lider, bir figür olarak ortaya çıkıyor. O yüzden de zaten ölümsüzdür. Bakınız bunların e fikirleri ait oldukları dönemlerde veya yaşadıkları dönemlerde peşlerinden kitleleri sürükledi ama hiçbir sonuç getirmedi. Mustafa Kemal her ne kadar mezarda ise fikirleri hala yaşamakta. İşte liderlik zaten burada. Öldükten sonra da yaşayabiliyor musunuz? Eee işte bu bu yönüyle Mustafa Kemal'in ne kadar farklı olduğunu, ne kadar vizyonu geniş bir lider olduğunu görürsünüz. Onu farklı kılan temel özelliklerden birisi de zaten budur. E bunlar da samimi bir şekilde yola çıkmışlar ama hayalperestler. Mustafa Kemal böyle değildir. Mustafa Kemal böyle bir zihindeki halkla yola çıkıyor. Onun farkı bir de bu. Bu yönüyle zaten eğer bir kıyaslama yapacak olsam zaten kıyası kabil değildir. Dolayısıyla da bunlar güya bir yönde ihya ve eee tecdit hareketi başlatıyorlar. Islah hareketi başlatıyorlar. Ama çözüme baktığınız zaman selefi çizgideki İslam anlayışını adres gösteriyorlar. Tamam emperyalizme karşısınız. Alternatifi bu. İşte Mustafa Kemal de emperyalizme karşı ama alternatifi ne görebiliyor musunuz? Halkın egemenliğine dayalı ve demokrasinin temellerini yeşertecek olan cumhuriyet bunu benimsiyor ve tamamen eee dini referanslardan uzak çağın gereklerine göre insanlığın bulduğu çözümü adres olarak görüyor. Halka dayalı bir idare. O yüzden farklıdır.

Dikkat edilirse Hasan El Ben Benna'nın da devam ettirdiği veya Cemaleddin Efgan'den beri devam ede gelen bu damar Mehmet Akif'te de vardır. Zaten bu nedenle de Mustafa Kemal'le yollarının ayrıldığını söyledim. Daha sonradan kendisi Mısır'a dönecektir. Her neyse. Sonuçta Benna bir yandan İslam ülkelerinin bağımsızlığını hedeflerken bir yandan da iç politikaya yönelik olarak idarenin ıslahını düşünüyor. Ama idarenin ıslahı dediği İslam ilkelerine göre, İslami ilkelere göre bir idare. Peki İslami ilkelere göre bir idare dediğiniz zaman bu nasıl şekillenecek? Bu konuda reçeteniz nedir veya referansınız nedir? İşte dört halife dönemi. Oysa dört halife döneminin sahabeye bile yar olmadığı ortada. Hasan elenna eee hem toplum hem de devleti ıslah etmek için yola çıkıyor. Reçetesi budur. Hedefe ulaşmak için eee bireylerden başlayacaksınız, aileden başlayacaksınız. Devlete gideceksiniz. Oradan da topluma açılacaksınız. Aile, devlet ve toplumun tüm katmanlarına yayılan bir ıslah modelini benimsiyor. Müslüman Kardeşler Teşkilatı konferanslar veriyor, hutbeler veriyor, dersler okutuyor, bazı merasimler düzenliyor ve bu yolla ideolojisini yaymaya çalışıyor. Etkinlikler düzenliyor, kamplar düzenliyor. Günlük, haftalık hatta aylık risaleler, dergiler ya da gazeteler çıkarıyor. Ve bu şekilde yoğun bir program vardır ki zaten 1930'dan itibaren sürekli her yıl bu tarz etkinlikleri düzenliyorlar ve giderek halka yayılıyor. Çok güzel. Ama eee sonuç getirecek mi? Getirmeyecektir. Eee, netice itibariyle Benna bu yolla Müslümanların yeniden şahlanacağını düşünüyor ve örnek bir neslin yetişeceğine inanıyor. Onun ıslah ve ihyacı anlayışı bu temeller üzerine oturmaktadır ve böylece toplumun bütün katmanlarıyla beraber Müslümanlar kalkınacaklar gibi bir anlayışa sahiptir. Bu yönüyle bir aktivisttir. Ama eee sunduğu reçete ise son derece hayali bir reçeteden öteye geçmeyen bir muhtevaya sahiptir. Neyi düşünüyor? Mesela kişi önce kendi nefsini ıslah edecek. Sonra İslam esaslarına dayalı bir aile kuracak. Ondan sonra da emri bil maruf nehi anil münker ilkesi uyarınca eee davası uğruna hareket edecek. Toplumu ıslah etmek için çaba sarf edecek. Keza İslam topraklarında emperyalistlerin veya emperyalist güçlerin temizlenmesi için mücadele edecek. Nihai noktada da bu hedeflere ulaşıldıktan sonra İslam hakim kılınırsa ümmetin birliği sağlanacak ve Müslümanlar da zilletten kurtulacak. Oysa İslam'ı reçete olarak sunmakla sonuca varılamayacağını görmek gerekiyor. Fakat hala budur onların çözümü. Dikkat edilirse bugün de hala aynı idealler doğrultusunda ümmetin birliği ve Müslümanların ihyası aynı zamanda hilafet çatısı altında Müslümanların bir araya geleceği anlayışı vardı. Nitekim de Türkiye'de de bu Gazze ile ilgili güya duyar kasılıyor. Eee ümmet çatısı altında Müslümanlar bir araya gelecek gibi hala bu hayalperestlikler peşinde geziyorlar. Oysa Müslümanların bir araya gelmesi hayalden de öte bir şey. Yani tam bir ütopya. Yani bunun olma şansı e %0 yani %1 bile değildir. İşte sahabeye yar olmamıştır. Ama hala bu anlayış bugün bile bizim ülkemizde egemendir. Sebebi de buralara kadar dayanır.

Hasan El Bennna'ya göre İslam'ın hakim kılmak ve bu gayeye ulaşmak için gerekirse ihvan mensubu birisi yani onun öğretisine göre cihat etmeyi de göze almalı. Bakınız burada iş değişiyor ve cihat başlıyor. İşte sisteme karşı cihat. Bu efendim küfür düzeni, bu tahut düzeni, İslam'ın aslına dönmek lazım, İslam kaideleriyle yönetilmek lazım hikayelerinin, masallarının, heyulalarının arka planında bu vardı. O nedenle de darul har, darul islam kavramları üretilmiştir. Bunlar Kur'ani kavram değil ama klasik fıkhın benimsediği kavramdır. Dolayısıyla da İslami kaidelerin olmadığı eee bir yönetim vasatı aslında bu anlayışa göre darul harbidir. Hatta bu nedenle Türkiye'de de eee birtakım damar vardır. Hala Türkiye topraklarını darul harp görürler. Darul harp topraklarında eee Müslümanların çıkarına olan her türlü kusura bakmayın bunu söyleyeceğim ahlaksızlık mübahtır. Onun için de bu kesimin eee bir uzantısı ta Almanlara kadar yansımıştır. Burası darul haktır. Burada faiz de alabilirsiniz. İstediğiniz gibi hırsızlık da yapabilirsiniz noktasına gelen bir anlayışa doğru evrilmiştir. Sonuç itibariyle onun temel hedefi dini esaslara dayalı bir şeri devlet modeli inşa etmektir. Şeri devlet kurmaktır. Peki bu tarihte hiç olmuş mudur? Güya peygamberden sonra şeri devletlerle Müslümanlar geldiler ta Osmanlı'nın yıkılışına kadar. Sonuç ortada koskoca bir fiyasko ama hala bu anlayışı insanlık için en uygun model olarak görüyor. Onun zihnindeki anlayışa göre şeriat hükümleri bütün zaman ve mekanları kuşatacak muhtevadadır. Her daim tatbik edilebilir niteliktedir. Nedir bunlar? Onu da bilmiyoruz. Peki hangi dönem uygulandı belli değil. İşte o yüzden ben zaman derim. Biraz biraz Ömer bin Abdülaziz dönemini ele alabilirsiniz. Burada bir şeyler vardır. Ama onun ötesinde eee Hasan-ı Elben Benna ve eee İhlvan-ı Müslimin öğretisinin benimsediği bu anlayış hayalperestlikten başka bir şey değildir.

Benna'ya göre fıkıh hükümleri tarihsel olabilir. Ancak şeriat bütün zaman ve mekanlar için geçerlidir. Şeri temele dayalı devlet esastır. Çünkü ona göre İslam mükemmel bir sosyal düzen sunmaktadır. Ancak bunun için İslam kaidelerinin bütünüyle hakim kılınması gerekir. Yani İslam kaidelerinin bir kısmını alıp şayet bir kısmını kenarda bırakırsanız sonuç alamazsınız. Bu yüzden de Hasan El Benna ve takipçileri din ve devlet ayrımına şiddetle karşı çıkarlar. Dikkat edin. Tamamen din devleti esasına göre eee bir dünyayı hayal etmektedirler. Dini esaslara dayalı bir devlet modeli onlar için vazgeçilmezdir. Dolayısıyla bu anlamda tek adres şeri temele dayalı bir devlet. Şayet Müslümanlar böyle bir devlete kavuşursa bütün sorunların üstesinden gelecekler.

Hasan El Benna aynı zamanda Müslümanların birliğini de savunur. Ancak hakkını teslim etmek lazım. Arap milliyetçisi değildir. Etnisiteye dayalı bir İslam anlayışını benimsemez. Buna mukabil eee panarabizmi benimsemiştir. Yani Arap birliğini benimser ama tamamen böyle Arapçı veya Arap milliyetçisi bir anlayışta değildir. Daha çok tüm Müslümanları kuşatan bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Ama bu da zaten kendi içerisinde çelişkilerle doludur. Zira Arapların Arap olmayan bir eee kitleyi, Müslümanları benimsemesi mümkün değildi. Kaldı ki Araplar zaten kendi aralarında bir araya gelemiyorlar mesela. Ona göre Müslümanın meşrebi, mezhebi, rengi, partisi olmaz. Bunlar ayrıştırıcı unsurlardır. Bu anlamda zaten siyasi partilere de karşıdır. Böyle de özellikleri vardır. Hatta parlamenter sistemin işleyişi için eee partiyi zorunlu görmez. E peki bunun yerine ne koyacaksınız? İşte hilafeti koyacaksınız. Manevi bir lider eşliğinde eee halifelik çatısı altında İslami kaidelere göre bir yönetim. Seçim nasıl olacak belli değil. Ekonomi nasıl yürütülecek belli değil. Bankacılık sistemi nasıl olacak belli değil. Kendi kendine İslami yönetim eee Müslümanlar daha seçimin nasıl olacağını belirleyememişler. Seçilecek yöneticinin veya halifenin ne zaman gideceği de belli değil. Hala bunun peşine gezen ve bunu idealize eden koca bir dünya işte. Buradan anlayın Müslümanların ne derece hayalperest olduklarını. Ama dediğim gibi Hasan El Benna Reşit Rıza'dan etkilenmesine rağmen onun gibi Arap milliyetçisi değildir. Bu anlamda daha kapsayıcıdır. Hem Mısır'ın bağımsızlığını düşünüyor, hem panarabizmi savunuyor, hem de bütün Müslümanların eee müstevlilerin eee tahakkümünden kurtulmasını savunuyor. Yani antiemperyalist bir çizgidedir. Eee bu yönüyle önemlidir. Yani Arap milliyetçiliği çizgisinden meseleye bakmıyor. Ona göre İslam ülkelerinin sınırlarını eee milliyet değil iman bağı belirler. Yani ümmetçi anlayış. Eee bu zaten klasik ümmetçi bir kafa yapısına sahiptir. Zihnindeki ideal ise az önce de söyledim zaten katı selefi İslam anlayışıdır ve buna dayalı bir devlet düzeni. Peki bu düzenin bir örneği var mı? Nasıl olacak bu? Orası da belli değildir. Onun için yegane çözüm din merkezli bir idari yapı veya devlet düzenidir. Oysa çözüm olarak sunduğu reçete Müslümanları bırakın ileriye götürmeyi, ihya etmeyi aksine zaten Müslümanları perişan hale getirmiş bir yapı. Hala bunun adres gösterilmesi ise son derece manidardır. Özellikle de burada eee katı selefi İslam anlayışını benimsemesi ve sahabe dönemini eee modellemesi, bunu idealize etmesi ise başlı başına çelişkidir. Yani düşünün adam ıslahçı ama eee dinin aslına dönerek yani eee klasik eee İslam anlayışı diyor. Yani peygamberden sonra dört halife döneminde uygulanan döneme dönülürse güya eee her şey bitecek. Bu anlamda şuraya büyük önem verir. Eee şura esasına dayalı bir devlet modeli bu İslam'ın da benimsediği bir şeydir. Eee şura zaten demokrasideki çoğunluk. Eee bunun en uygun yapı ve sistem olduğunu söyler. Bütün insanlık için tek çözüm veya reçete olarak görür. Oysa dediğimiz gibi geçmişi ihya ederek şahlanmayı hedefleyen bu anlayış daha başlangıçta zaten ölü doğmuştur. Hayalperestlikten öte geçmeyen bir reçeteden başka bir şey değildi.

Teşkilat mensupları ortaya çıktıkları dönemden itibaren bu anlayış veya bu idealler uğruna işte Hasan El Ben Benna'nın ve aynı zamanda İhvan'ın düşüncelerini anlatmaya çalıştım. Bu çerçevede faaliyetlerini sürdürmüşler. Eee Dünya Savaşı arifesine gelene kadar bu şekilde faaliyetlerini devam ettirmişler. Artık teşkilat eee her geçen gün iyice büyümüştür. I. Dünya Savaşı öncesinde artık ciddi ölçüde siyasi meselelerle de ilgilenen bir anlayışa doğru evrilmiştir. Zira İngiliz mandası vardır. Hatta o dönemlerde yani I. Dünya Savaşı'nda İngilizlerle beraber savaşa girme düşüncesi vardır. Buna şiddetle karşı çıkacaklardır. Bu nedenle de Mısır'daki idareyle ters düşeceklerdir. O zamana kadar daha çok sosyal yönü olan, kültürel yönü olan ve Mısır'daki idarenin belirlediği sınırlar çerçevesinde faaliyet yürüten bir teşkilat iken artık yavaş yavaş siyasi aktör olarak da ortaya çıkıyor. Ve bu anlamda İngilizleri Mısır'dan kovmak için bir mücahit ordusu kurma fikri doğuyor. Hatta buna yönelik de milis birlikleri denilebilecek nitelikte oluşuma da gidiyor. Burası da son derece önemli. Ve bu şekilde İngiliz karşılığı bir tutum takınınca tabii bundan İngilizler son derece rahatsız olacaklar. Hatta Mısır'da da hakim oldukları için veya Mısır'daki başkan veya başbakan zaten bir sömürge valisi konumunda olduğu için İngilizlerin isteği üzerine dönemin idaresi İhvan-ı Müslim'in mensuplarına baskı uygulamaya başlayacak ve bir şekilde adeta ihvan avına çıkılacak. Hasan El Benna ve arkadaşları dahil birçok ihvan mensubu tutuklanıp hapse konulacaktır ve bu safahattan sonra teşkilat giderek idare ile sorunlar yaşamaya başlayacaktır. Artık siyasi arenada vardır. 1942 yılından sonra örgüt siyasete de girmeyi düşünüyor ama eee rejimin birtakım engellemeleri nedeniyle başarılı olamıyor. 1945 yılında ise İhvan-ı Müslim'in İngiliz sömürgesinden kurtulmak için cihat başlatıyor ve tekrar idarenin baskılarına maruz kalıyor. Bu safahattan sonra ihvan üyeleri eee Mısır dışında faaliyet yürütmeye başlıyorlar. Artık Mısır'da çözüm olmayınca Mısır dışına açılacaklar. Sudan gibi, Lübnan gibi, ne bileyim Suriye, Ürdün, Pakistan veya İran gibi devletlerde veya bölgelerde birtakım şubeler açacaklar. Mesela Sudan'da 50 kadar eee ihvan şubesi açılıyor. 1948'lere gelindiği zaman dikkat edilirse İsrail Devleti kurulacaktır. Filistin meselesi eee ihvanın en önemli veya özel sorunlarından birisidir. Zaten Hasan el Benned çok sayıdaki teşkilat mensubunu Filistin'e gönderecektir ve burada kurulacak Yahudi devletine karşı Filistin halkının haklarını savunmak için Mısır ve diğer Arap ülkelerinin harekete geçmesini isteyecek. Bu yönde çağrılar yapacak. Kendisi cihat ilan edecektir ve yani Arap devletlerinin cihat ilan etmesi çağrılarını yapacaktır. Netice itibariyle bu faaliyetler akim kalacak, sonuçsuz kalacak. Tabii İngilizlerin ciddi bir e desteği vardır. Tabii İsrail'in kurulması ayrı bir hikaye. Yani İsrail'in kurulmasına karşı duracaklar fakat engelleyemeyecekler. Netice itibariyle 15 Mayıs 1948 yılında İsrail devleti kurulunca peşinden Arap İsrail Savaşı başlayacak ve burada da teşkilat mensupları fiili olarak görev alacaklar. Zaten birtakım milis kuvvetlerini kurma oluşumu da başlatmıştı. Dolayısıyla da İhvan-ı Müslimin faaliyetleri ve cihat hamlesi hem İngilizleri hem de İsrail'e destek veren ABD'yi rahatsız etmeye başlayacak ve teşkilatın kapatılması, dağıtılması için Mısır'daki idareye baskı uygulayacaklar. Böylece eee rejim de ve devlete isyan edecekler. Etme iddiası veya ithamıyla ihvan avına çıkacak adeta ve teşkilatın tüm mallarına el konulacak. Teşkilat mensupları bir bir hapse tıkanacak. Tıpkı bizdeki FETÖ örneğinde olduğu gibi ve böylece ihvan mensupları tamamen eee baskı altına alınacak ve hapislere atılacak. Bu karardan 20 gün sonra dönemin iktidarının başında bulunan Başbakan Nukraşi Paşa 28 Aralık 1948 yılında bir ihvan mensubu tarafından öldürülecektir. Tabii bu Mısır'da deprem etkisi yapacak. Neticede bir başbakan öldürülecektir. Ancak rejim tabii ki

Bunu yanlarına bırakmayacak. Kısa süre sonra, yani aradan bir 2 ay geçmeden, 12 Şubat 1949 günü de bu sefer Hasan Elbenna iktidarın tertiplediği bir suikasta kurban gidecek ve böylece iktidar daha da fazla bunların üzerine gidecek.

Öylesine bir eee baskı uygulamış ki binlerce ihvan mensubu korkudan e Hasan Elben Benna'nın cenazesine bile gidememiştir. Oysa birçok insan hapse tıkanmış ama halkta on binlerce, binlerce değil on binlerce eee mensubu olmasına rağmen eee Hasan El Benna eee yalnız başına defnedilecek yani akrabaları tarafından.

Netice itibariyle Nukraşi Paşa'nın yerine geçen İbrahim Abdülhadi döneminde de baskılar daha da artacaktır. 4.000'e yakın ihvan mensubu tutuklanacak. Çok acımasız bir şekilde bunlara baskı uygulanacak.

1950'deki seçimleri kazanıp iktidara gelen Nehas Paşa döneminde ise baskılar kısmen hafifleyecektir. Neden? Çünkü Nehas Paşa antiemperyalist bir anlayışı benimsemiş. İngilizlerin Mısır'dan uzaklaştırılmasından yanadır. Eee, bu anlayış ihvan mensuplarının ona destek vermesini beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla da Nehaspaşa döneminde İhvan Teşkilatı İngilizleri kovmak için bu siyasi yelpazeyi değerlendirecek ve yine cihat çağrısında bulunacak. Kanal bölgesinde kurulan birtım milis birliklerine çok sayıda destek verecektir. İhvan mensubu da katılacak. Zaten böyle bir altyapıda hazırlanmıştı ve 1950'den sonra artık İhvan-ı Müslim'in aktif siyasetinde içinde yer alacaktır.

Dikkat edilirse 23 Temmuz 1952 yılında darbe ile iktidar değişecektir. Biliyorsunuz Hür Subaylar darbesi vardır. Darbenin başında Cemal Abdünnasır'dır. Daha önceki videolarımdan hatırlayın. Seyit Kutup da bu oluşum içerisindedir. Hatta hür subayların adeta akıl hocası niteliğindedir. Nitekim de Cemal Abdunnasır ve arkadaşları onun evinde toplanırlar. Darbeye destek verdiği için ihvan mensupları darbe gerçekleştiği zaman bunu mübarek bir hareket olarak bile niteleyeceklerdir. Dolayısıyla da iktidarın değişmesinde artık 1952'de aktif rol oynayacaktır. Aynı zamanda Cemal Abdunnasır'ın iktidara gelmesini de sağlayacaklardır.

Ama bir süre sonra Cemal Abdunnasır ve müteakip dönemindeki iktidarlar bunların anasını ağlatacaktır. Zira ihtilalden sonra yollar ayrılacaktır. Neden? Çünkü Cemal Abdunnasır daha bağasçı bir anlayışı benimseyen eee sosyalist bir İslam anlayışı veya eee idare anlayışı benimseyen çizgideki adam. Oysa ihvan mensupları da az önce söylediğim gibi klasik İslam'ı adres göstereceklerdir. Yani üstelik de katı selefi çizgideki İslam anlayışını. Dolayısıyla da araları açılacaktır ama başlangıçta cicim ayları devam etmektedir. Nitekim de ihtilalden sonra kurulan konsey ile İhvan Teşkilatının iyi ilişkileri devam edecektir. Nitekim de yeni hükümet eee bütün partileri kapatırken ihvanı siyasi parti olarak görmeyecek ve faaliyetlerine izin verecektir.

Ancak iki yıl sonra eee ihvan ile idarenin arası açılacaktır. Zira demin de söylediğim gibi ihvan din eksenli yapıyı benimserken iktidar ise Mısır'ın yeniden yapılanması için daha seküler bir anlayışı benimseyecektir ve burada çatışacaktır. Çünkü ihvan bütünüyle dini reçete adres gösteren bir anlayışı dayatacaktır. Bu İslamcılık reçetesidir. Eee, bunun dışında herhangi bir çözümü kabul etmediği için hatta iktidara da kendi programını dayatmaya kalkınca da bu sefer İslamcılık ideali eee kendilerine pahalıya patlayacaktır. Dolayısıyla de darbeden sonra ihvan mensupları kendi projelerini hükümet programına dayatmaya kalkınca ipler kopacaktır. Çünkü Mısır'daki devlet aklı ihvan reçetesini kabul etmemiştir. Ayrışma yaşanınca da beraberinde de 1954 yılında e bakanlar kurulu kararıyla İhvan-ı Müslim'in teşkilatı da siyasi parti gibi değerlendirilecek ve kapatılacaktır.

Bu safahattan sonra ihvan mensupları teşkilatsız kalacaktır. İhvan mensupları için Cemal Abdünnasır döneminde korkunç bir engkizisyon başlayacaktır. İktidar adeta ihvan avına çıkacaktır. Devleti yıkmayı hedefledikleri iddiasıyla, İngilizlerle işbirliği yaptıkları iddiasıyla bunların üzerine gidecek ve haklarında birtım kara propaganda ile adeta şeytanlaştırılacaklardır. Bugün de mesela sevmedikleri bir adama hemen FETÖ'cü damgası yapıştırıyorlar ya. Aynen böyle bir anlayış. Özellikle de 26 Ekim 1954'te Cemal Abdülnasır'a karşı düzenlenen başarısız bir suikast girişimi vardır. Bu suikast girişiminde İhvan-ı Müslim'in de rolü olduğu gerekçesiyle rejim bunların üzerine bir o kadar daha gidecektir ve bundan sonra onlar için veya İhvan-ı Müslimin yöneticileri için adeta dünya zindan olacaktır. Binlerce ihvan mensubu tutuklanacaktır. Y üst düzey ihvan mensubu hakkında idam kararı verilecektir. Bazı Müslüman devletlerin araya girmesiyle beraber eee Hasan Elben Benna'dan sonra seçilen İhvan-ı Müslimin başkanı müebbet hapse mahkum edilecek. Yani idam edilmeyecek ama içlerinde Seyit Kutub'un da bulunduğu birtım etkili isimler 56 kişi idam edilecektir. Bunun yanında 27 örgüt mensubu hapiste işkenceden ölecektir. 22 kişi bizzat devlet eliyle silahla öldürülecektir.

Bu travmadan sonra ihvan mensupları kendilerine yeni bir yol haritası belirleyeceklerdir ve yavaş yavaş tabir yerinde ise yer altına gizlenmek zorunda kalacaklar veya yer altından faaliyet yürüteceklerdir. Hatta teşkilat mensuplarının bir kısmı ılımlı bir anlayışı benimserken bir kısmı da aktif mücadeleden yana bir tavır takınacak. Yani teşkilat bir anlamda ikiye bölünecektir. İki farklı yapı çıkacaktır ortaya. Ilımlı stratejiyi benimseyenler Hasan El Bennna'nın damadı olan Sait Ramazan etrafında toplanacaklar. Aktif mücadeleden yana olanlar ise Salih Aşmavi adlı liderin etrafında toplanıp örgütlenecekler. Yani böyle de bir ikilemin doğduğunu görüyoruz. Örgüt mensupları Mısır'daki düzeni Firavun düzenine benzetecekler ve bu şekilde tanımlayacaklar. Hatta Cemal Abdunnasır'ı bile firavun olarak görecekler. Dikkat edilirse bu firavun benzetmesi ülkemizde de Atatürk için yapılır. Burası son derece manidardır. Oysa Mustafa Kemal'e baktığınız zaman Mustafa Kemal kimin peşine gitti? Din maskesiyle eee milli mücadele karşıtı olan emperyalistlerin uşağı olan Seyit Rızalar gibi, Şeyh Saitler gibi adamların peşine gitti ve onlara göz açtırmadı. Keşke Yunan gelseydi diyen zihniyetin peşine gitti. Kimdir bunlar? Şeyhül İslam Mustafa Sabri, Dürrizade ve onların peşinden giden din maskeli palyaçolar. Mustafa Kemal bunlara karşı oldu. Dolayısıyla de eee dini bütün insanlara dokunmadı. Burada ise bir örgütlü yapı olarak gördüğü için devlet bunları adeta üzerine gitmiş ve perişan etmiştir. İşte Cemal Abdünnasır'ı bu anlamda firavun olarak nitelerken bizde de Mustafa Kemal'i firavun olarak nitelerler. Oysa Mustafa Kemal'in baktığınız zaman çizgisi son derece farklıdır. Netice itibariyle bu ayrı bir tartışma.

Eylül 1970'lerde Cemal Abdünnasır'ın ölümünden sonra yerine seçilen Enver Sedat döneminde ihvan mensupları biraz rahat edecekler. Zira peyderpey bunlar serbest bırakılacaklar. Ancak 1976'dan sonra örgüt yine siyasi faaliyetlere girişmeye başlayacaktır. Çıkardıkları dergiler ile tekrar şeriat düzeninin getirilmesi veya şeriat düzenine geçilmesi için propaganda başlatacaklar. İsrail'ile yapılan anlaşma vardır bu dönemde. Bu anlaşmaya karşı yayınlar yapacaklar ve ihvan mensupları bu şekilde faaliyetlerini sürdürecekler. 1980'li yıllara gelindiği zaman Veft Partisi ile işbirliği yapacaklar. Hatta 85'lere doğru eee 6 milletvekili çıkaracaklar. 87'de ise bu sayıyı 36'ya kadar çıkaracaklar. 1990'lı yıllarda ise örgüte yönelik baskılar tekrar artacaktır. Neticede bu dönemler mübarek dönemi biliyorsunuz. E sonuç itibariyle bu işte Arap Baharı vesaire bu safahatta 2012 yılında ihvan mensupları seçimleri kazanacaklar Muhammed Mursi ile. Ama seçimlerden bir yıl sonra işte biliyorsunuz Sisi 2013 yılında darbeyle iktidarı ele geçirecek ve bundan sonra mevcut yapı bugüne kadar gelecektir.

İşte eee ihvanın serüveni bu. Baktığımız zaman bütünüyle İslam'ı ama klasik dogmatik sünnici İslam'ı adres gösteren bir anlayıştan öteye geçmeyen reçeteyi Müslümanlara dayatacaklardır veya Mısır'daki idareye dayatmaya kalkacaklar. Ancak bunun sadra şifa çözüm olmadığı ortada bu nedenle de zaten herhangi bir eee çözüm getirmeyecektir.

Özetleyecek olursam Hasan Elbenna Mısır halkının ve Müslümanların geri kalmışlığını İslam'dan uzaklaşmalarına ve batı taklitçiliğine bağlar. Bu anlamda sıkı bir batı karşıtıdır. Diğer yandan antiemperyalisttir. Halkın cahil bırakıldığını, dinden uzaklaştırıldığını düşünüyor. Bu sebeple Müslümanların geri kaldığını söylüyor. Müslümanlar batının sosyal, kültürel, emperyalizmi etkisi altındadırlar. Şayet İslam'ı aslına döndürür. Şeri temele dayalı bir devlet kurarsak Müslümanlar tek bir ümmet halinde e toplanır ve eee tekrar ayağa kalkarlar gibi bir hayal peşinde koşmaktadır ve böylece Müslümanların şahlanacaklarına inanmaktadır. Bu anlamda Hasan-ı el Benna ve ihvan mensupları Arap eksenli bir ümmet fikrini benimsemişler ve bunu kurtuluş reçetesi olarak görmüşlerdir. Araplar sayesinde İslam'ın aslına dönebileceğini düşünmüşlerdir ve bu sayede İslam ümmetinin ayağa kalkabileceğini varsaymışlardır. Zira Osmanlı çözüm olmadı. Yani demek istiyorlar ki Araplardan olmayan bir halife Müslümanları eee tekrar şahlandıramaz veya bir araya getiremez. O nedenle de Arap eksenli bir hilafet yapısı ve bunun da merkezinin Mekke'de olmasını düşünüyor. Oysa tarih boyunca Mekke dikkat edin dört halife döneminden sonra Müslümanların merkezi olmamıştır. Olamazlar. Çünkü potansiyeli buna uygun değildir. Eee ama netice itibariyle bu şekilde bir eee çözümü adres gösteriyorlar ve ümmetçi bir kafa ile tekrar eskiyi cilalayıp halka sunmaktadırlar ve bunu çözüm olarak göstermektedirler. Dikkat edilirse bu anlayış ülkemizde de karşılık bulmuştur. Hatta bizdeki hilafetperestliğin, Arap perestliğin aynı zamanda Arap seviciliğin arkasında da bu idealin izlerinin olduğunu görürsünüz.

İslam ilkelerinin ve İslam mesajının modern hayatın tüm ihtiyaçlarına cevap verebileceğini düşünür. İslami esasları hayata geçirmek için teşkilatlanmanın önemine vurgu yapar. Aynı zamanda Hasan el Benna tasavvufa da sıcak bakan birisidir. Ancak velilerin ilahi yetkiye sahip olabilecekleri anlayışını reddeder. Yani İslam anlayışı ve aynı zamanda kafasındaki devlet modeli fikrini anlatmaya çalışıyor. Bir yönüyle güya ihyacı veya ıslahçı, diğer yönüyle tamamen katı selefi bir anlayış. Öte yandan işte Müslümanların içerisine birtım bidatler, hurafeler girmiştir. Eee bundan arındırılması gerekir İslam'ın ve bu sayede Müslümanların kalkınacağını düşünür vesaire. Sadece Allah'a dua edilmesi gerektiğini savunur. Ayrıca hurafecilikle, cincilikle, falcılıkla, büyücülükle ve bu tür faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini, dolayısıyla bu konuda toplumu bilinçlendirmek gerektiğini iddia etmiştir ve hurafelerle etkili bir mücadele yürütülmesinden yanadır. Bu yönüyle baktığınız zaman ıslahatçı gözükebilir ama çözüm reçetesi yine katı dogmatik İslam anlayışıdır. Dolayısıyla da böyle bir zaviyeden meselelere bakar.

Benna'ya göre İslami idarede ölçü ilahi ilkeler ve ümmetin birliğidir. Bu anlamda din eksli ümmetçi ve hilafetçi bir anlayışla bir yere varılabileceğini düşünmektedir. Dikkat edilirse bu anlayışı Benna'dan sonra en etkili bir şekilde Seyit Kutup temsil etmiştir. Kutup'ta bu düşünceleriyle 1990'lara kadar eee birtım radikal İslamcı akımları, anlayışları etkilemiştir. Bunların çözümünde demin de dediğim gibi eee Mekke merkezli bir çözüm vardır ve hilafet çatısı altında Mekke'de yapılanmış bir hilafetle ve daha çok da her ne kadar kendisi eee Arap milliyetçisi değilse de Araplar içerisinden çıkarılacak bir eee halife etrafında birleşilmesinden yanadır. Ki Mehmet Akif'in de eee hilafet fikri eee belki Mekke merkezli olmasa da 3 aşağı beş yukarı buna dayanmaktadır. Reşit Rıza ise Irak merkezli bir anlayışı benimsemişti veya Irak'ta kurulacak bir hilafet, Arap hilafetiyle Müslümanların tekrar eee şaşalı döneme eee erişebileceklerini düşünen insanlardadır. Bu tip otoriteler aynı zamanda Arapların veya İslam dünyasının geri kalmışlığının faturasını da Türklere eee keserler. Bu anlamda da Osmanlı'yı suçlar. Burada da haklarını teslim etmek lazım. Osmanlı'daki ulemaya baktığınız zaman hakikaten de gelişmelerin önündeki en önemli engel bunlardır. Dolayısıyla de eee Hasan El Benna ve ondan sonra da onun öğretisini devam ettiren en önemli isim 1990'lara kadar hatta 2000'lere kadar etkili olan Seyit Kutup'tur ki tanıttım size. Bunun yanında Muhammed Gazali gibi, e, ne bileyim Abdülkadir Udeh gibi, eee, Suriyeli, eee, Mustafa Sibai gibi isimler veya düşünürlerde Hasan el Benna'nın işte İslam Birliği, İslam'da sosyal adalet ve İslam öğretisi ile beraber kalkınma eee ve hilafet merkezli yeniden şahlanış anlayışını bir şekilde devam ettiren otoriteler olarak, eee, zikredilebilirler.

Sonuç itibariyle değerli dostlar Hasan Elbenna düşünceleri, mücadelesi, fikirleriyle hem Mısır'da hem İslam aleminin değişik bölgelerinde özellikle de ihvan örgütü ile beraber etkili olmuş bir isimdir. Eserleri veya risalelerinin birçoğu Türkçeye de çevrilmiştir. Gençliğimizde ben de okumuştum bunları. Az önce dile getirmeye çalıştığım görüşleri eee tercümeler yoluyla İslamcı mahallede idealize edilmiştir. Özellikle de mücadeleci fikri ve ihvan-ı müsliminin işte eee emperyalizm karşısında bir çözüm olacağı düşüncesi veya ihya ıslah hareketi olduğu fikri bu nedenle ülkemizde de karşılık bulmuştur ve ülkemizdeki siyasal İslamcı damar da büyük oranda buradan beslenmiştir. Aslında Mısır'da pişen yemek veya Mısır'daki mutfak ülkemizi de bu yönüyle etkilemiştir diyebiliriz. Ancak eee bugün artık bunların çözüm olmadığı İslamcı mahalle tarafından da görülmüş veya kabul edilmiş durumdadır. Ancak özellikle de 60'lı yıllardan 2000'li yıllara kadar İslamcı mahallede eee şeriatçı söylem son derece baskındı. Beslendikleri damar da burasıdır diyebilirim. Bugün de hala bu damarı ihya etmeye çalışan, "Keşke Yunan gelseydi de hilafet kalsaydı." diyen zevatları veya bedbahları görüyoruz. Püsküllülerin peşine gidenleri görüyoruz. Mısır'da bu iflas etmiş, bitmiş damar hala bizde çözüm veya adres olarak gözükmektedir. Bu da bizdeki İslamcı mahallenin ne kadar sığ, ne kadar gerçeklerden kopuk olduğunu ayan beyan ortaya koymakta.

Evet değerli dostlar, Hasan El Bbenna ve İhvan-ı Müslü'in teşkilatı ile ilgili ana çerçeveyi sunmaya çalıştım. Belki diğer videolara oranla bu video biraz daha geniş oldu. Konunun önemi nedeniyle aklıma gelen hususları zaten başlıklar altında toplamıştım ve onlara sunmaya çalıştım. Umarım faydalı oldu. Eğer az da olsa faydalı olabildiysem ne mutlu. Bir başka videoda görüşmek dileğiyle. Kendinize iyi bakın. Hoşça kalın. Mutlu günler diliyorum. Yeah.