Transcription
Oh. Sevgili Tuna Nori Hanım, kıymetli devlet erkanı, kıymetli meslektaşlar ama en sevgili öğrenciler, zannediyorum hayatımın daha zor bir konuşması olmayacak. Eee, ama herhalde İlber Hoca burada olsaydı ne isterdi diye biliyorum. Ehemle mühim arasındaki farka dikkat etmemi isterdi. Kendisinin miras bırakmak istediği akla herhalde dikkat çekilmesini isterdi. Yoksa kişisel olarak anlatacak çok şey var aslında. Belki onları anlatmak da gerekir bilmiyorum ama ben onun mirasına sadık kalayım isterim. Eee, malum haliniz. O çok kullanırdı bu lafı. Maluminiz hepinizin de bildiği gibi değil mi? Usul esasa mukaddemdir. Usulünden başlamak lazım herhalde.
İlber Hoca müthiş bir retorik ustasıydı her şeyden evvel. Fakat bu retoriğin tek başına ne kadar sığlığa sebebiyet verebileceğini, biçim ve öz arasındaki dengenin ne kadar mühim olduğunu bilirdi. Herkesle konuşabilen bir insandı. Çocuklarla, yaşlılarla, her sınıftan, dünyanın farklı dini inançlarından, etnik gruplarından, siyasetçilerinden, akademisyenlerinden. Ama en çok önem verdiği şey basit, normal, sıradan insan. Sokakta birisinin adres sorup da başka birisinin söylememesine çok kızdığını hatırlarım. Demek ki bu çok renkli gezinen ve retoriği ve üslubuyla pek çok farklı kesime aynı halde hitap edebilen insanın özünde, yani içeriye baktığımızda yine aynı usulü görürüz aslında. Aynı esası görürüz. O da gezmek. Zaman kısıtlıydı. O zamanın içinde gezdi. Zamanın içinde pek çok insanın gezemeyeceği kadar fazla gezdi. Coğrafyaya gezdi ve zannediyorum çok zor bir hayattı onun. Bunu hepimizin artık anlaması gerekir diye düşünüyorum.
Çünkü, eee, gerçekten iletişim kurmakta aslında zorlanan ve bunun için aşırı çaba sarf eden bir insandı. Zordu. Bunca farklı alana, coğrafyaya, dile, kültüre ama insan hikayelerine sahip olmak. Hepsini aynı anda beyninde taşımak ve eninde sonunda bir ideal çerçevesinde ki o ideal çok basit bir idealdi. Onu söylemek gerekir herhalde. İlber Hoca kendisini bir ilmiye sınıfı mensubu olarak görürdü. Bu şu demek. Malum ilmiye demek. Bir tarafı bilim, bir tarafı idare, bir tarafı adalet. Adaleti herhalde Hum'dan aldı ama Türk medeniyetinin köklerinden aldı. Bilim kısmı onun herhalde generalistik tarafını, yani ne bileyim arkeolojiye olan merakı ama aynı anda Roma hukukuyla olan içli dışlı hali, hiçbir şekilde sınır tanımadan lisanlara, coğrafyalara merakı bir generalistikti. Ama bir de işin idare tarafı vardı ki o bilirdi. Walter'in dediği Cenevreli köylü Jean Jacques Rousseau'dan beri idare artık sadece idare değil, işin siyaset kısmı da var. Ahalinin dönüşmesi, değişmesi, kendi için dönüşmesi, değişmesi ama neye sahip çıkması gerektiğine dair kafasında gerçekten oturmuş derin bir çerçeve vardı. Çok neşeli görünen fakat içinde zorlanan bir hayat. Eee, çok umursamaz gibi görünen ama çok kaygılı bir zihindi. Bunu söylediğimi duysa şimdi büyük ihtimalle kızardı. Kaygılıydı. "Biz bu vatanı zor tuttuk," derdi. Bunu söylemekten asla imtina etmedi. Merkezi hep burasıydı. Bu vatandı. İyi bir mülkiyeliydi. 60'lı yıllarını çok küfretmeyi severdi ara sıra, biliyorsunuz en hafif söyleyebileceğim serseridir. "Serseri İlber," derdi. Serseri İlber, çünkü absürditeye inanıyordu. Halbuki o Jean Jacque'la anlaşırdı. Mesuliyetimiz vardı. Aydın olmak, mesul olmaktır. Bugünden, yarından, gençliğimizden. Cumhuriyeti çok severdi. Cumhuriyet çünkü onun gözünde dünyaya açık, içine kapanmamış, onurlu ve eşit herkesle aynı masaya oturabilen, eşit Türk milletinin en büyük kurumuydu. Kurumlar herhalde bir klasisist olarak İlber Hoca için çok önemliydi. Çünkü kurumlar toplumsallığın en üst boyutu. Kurumsuzlaşmaya hep karşı çıktı. Ahlaki kurumların dejenerasyonuna da, devlet kurumlarının, bürokratik kurumların, ailenin hepsine. Eee, çünkü kurumlar onun için insanlığın dediğim gibi ideal halini temsil ederdi. Bunun en ideal hali de Hegelci diyemem ama neredeyse oraya varan bir devlet bilinci, devletin, medeniyetin ajanı olduğuna ve bunun bizzat insanlar tarafından yaratıldığına, dolayısıyla sahip çıkılması gerektiğine inandı.
Son bir şey söylemek isterim. O da şu. İlber Hoca'yı kısa bir konuşmaya sığdırmak mümkün değil. 30 yıl olmuş. Ben tanıyalı öğrencisi oldum. Asistanı oldum. Asistanı. Ben asistanıyken onu kaybettik. Eee, fakat İlber Hoca "amar" ve "fakatlar" adamıdır. İlber Hoca gelişmeye inanır ama muhafaza edilmesi gereken şeyleri bilir. İlber Hoca Türkçüdür ama dünyaya açık bir Türkçüdür. İlber Hoca sekülerdir ama dinini güzel yaşar. Ama "amar" ve "fakatlar" İlber Hoca'da, çünkü o kıvama inanırdı. Ama o kıvamı hiçbir zaman pek çok insanın kaçamak bir şekilde orta yolda bulmasıyla yapmadığı, o kıvamını hep uçlara giderek yaptı. En uca gidip sonra diğer uca giderek. Eee, dolayısıyla bu kıvam içerisinde zannediyorum tek kıvamsızlığı budur. O kıvamdan asla vazgeçmedi. Son bunu söylememi isterdi diye düşünüyorum. Dedim ya enstitüsyonlar, kurumlar onun için çok mühimdi. Galatasaray Üniversitesi'ni çok sevdi. Mülkiyeden sonra hep bir mülkiyeliydi, söyledim biraz önce de. Devlet mesuliyetini dışında tutmayan bir aydın. O bizim Türk modernleşmesinin son 300 yıllık macerasıdır. Kendisi oradaydı. En sevdiği Ahmet Cevdet Paşa'yı asla örnek almaktan vazgeçmedi. Ama bu enstitüsyonlar içerisinde Galatasaray Üniversitesi'ne özel bir önem atfederdi. Çünkü bilirdi ki bu tarz kurumlar sadece ülkemizi renklendiren, zenginleştiren kurumlar değil ama aynı zamanda bizlerin bu kurumların diğer tarafına sirayet edebilmemize aracılık yapan vesileler olduğunu bilirdi. Gilenstein'i çok severdi. Son konuşmalarımızdan bir tanesinde şunu söyledi: "Wenstein'in çocukları hala orada ve bu Galatasaraylıların biraz daha çalışması lazım." İhtiyaten söylüyorum. Onu tanımış olan herkes, ondan etkilenmiş olan herkeste bu mesuliyet bilinci zaten vardır diye düşünüyorum. Eee, fakat hocanın herhalde en önemli cümlesi tek kelimedir: "Çalışacaksınız." Budur. İlber Hoca çalıştı. Hiçbir zaman kaçınmadı. O yüksek neşesinin içerisinde o zihnin hep çalıştığını bilmenizi isterim. Eee, güzel bir hayattı. Çünkü kendi kurdu ama kendi kurduğu hayatın gençlere örnek olması konusunda da kendisini göstermekten mahrem sınırları içerisinde asla kaçınmadı. O yüzden umuyorum ki onun mahremine girmeden onun istediği gibi bir şeyler söyleyebilmişimdir. Ruhu şad olsun. İstediği yerde yatacak. Fatih'i de çok severdi. Ahmet Cevdet Paşa'yı da çok severdi. Onun hocası Hasan Hoca, Halil Hoca onun yanında olacak. Onun da hocası biliyorsunuz. O ise, eee, yakınlarında bir yerde. Dolayısıyla Köprüden başlayıp Halilcık'la, Halilcık'la başlayıp İlber Hocayla devam eden silsile herhalde şu cümleyi söylerdi: "Bir kuşak gidiyor. Yerini doldurabilecek miyiz? Çok da emin değilim." Onun sesiyle duyun ne olur lütfen herkes çaba göstersin. Yeri doldurulması lazım. Teşekkürler.
Tar keyfine hoş geldiniz efendim. Zannediyorum bugün şu hayatta yapmak istemeyeceğim, yapmaktan kaçınacağım bir programı yapmak zorunda kalıyorum bugün. Eee, İlber Hoca'yı kaybettik. Türkiye'nin, Türk milletinin İlber hocası. Eee, benim de hocam. Türk milletine tarihi sevdirdi. Doğru. Ama onun yanında herhalde söylenmesi gerekir ki tarihin nasıl yapılması gerektiği konusunda da kendi hayatıyla, kendi eserleriyle örnek oldu, uyarılarda bulundu. Tarih biliminin en önemli meselesi olan usulü kendi bünyesinde bir ideal olarak yaşatabildi. Aslında zannediyorum bu samimiyeti, eee, ve aynı zamanda bu samimiyetle beraber oluşan yoğun çalışkanlık, asla taviz vermeden, en ufak bir kaçınma içine girmeden, gerekirse kendisini heder etme pahasına, eee, çalışkanlığıyla ve bunun anlaşılmasıyla bu kadar çok sevildi. Tüm Türk milleti onu çok sevdi. Türk akademisi ona gerekli değeri gösterdi. Dünya akademisi gösterdi. Eee, ve bir mübarek Ramazan ayının mübarek Cuma günü, onun söylemeyi pek sevdiği gibi, "63 yaşından beri haddi aştık," derdi. Onu kaybettik. Eee, efendim hastaydı son zamanlarında. Hatta biz de sizler de bu programla ona şahit oldunuz. >> Biraz özür diliyorum çünkü ne izlem var. Onun için böyle kalın giyiniyorum. Karşıya çıkmak iyi değil mi? >> Hocam güzel ama şık oldu böyle. >> Olabilir. Huzura çıktı. >> Ne vaziyet varken de dikkatli olmak lazım. Ne güzel yaptınız. Renkler de uyumlu zaten. >> Oydu. Peki. >> İlber Hoca'yı defnettik. Hoca çok net aslında bir düşüncesi, bir arzusu vardı kendisine dair. Eee, Fatih Cami haziresi. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Han onun için Türklerin en büyüğüydü. Dünyanın tarihinde en önemli kişiydi. Eee, dolayısıyla artık Fatih Sultan Mehmet Han'ın yanında, Fatih haziresinde Fatih Sultan Mehmet Han, eee, yeni çıktı henüz. Elinize sağlık. Çok da lazımdı. Neden lazımdı? Niye Fatih Sultan Mehmet Han çok da çalışılmadı hocam? >> Padişahımızı biraz uğraşmak lazım. Bu daha tam değil. Daha başka şeylerini de yapacaksın. >> Hı hı. Bir kere Marshall, doğru dürüst bir şey yapmaları lazım. Askeri tarih. >> Hı hı. >> O kadar cahil bir milletiz ki, estağfurullah. Gemileri yürüttü mü falan gibi abuk subuk münakaşalar açıyorlar. Böyle birtakım ortaokul bilgisine bile sahip olmayan amatör adamlar böyle tartışmalar açıyor. Yani artık ayıp yani. Tarih öyle demistifiye edilmez yani. Tabu öyle yıkılmaz. Varsa bile doğru dürüst okursun, bilirsin. Kaynaklar var, onları okur, tararsın falan. Öyle konuşursun. Yani böyle şey uydurulmaz. Çünkü kimse gemi yürütmeye akıl etmez oradan. >> Hı hı. Hayal olmaz. Böyle bir şeyin abartması hayali bile olmaz. Onun için şimdi bu memlekette bu İstanbul kuşatılıyor diyor ki içeride diyor kadın ve çocuklar var diyor. Bunlar diyor 200.000 kişi. 200.000 kişi nereye koyacaksın ya? Yedi kuleyle Eyüp arasına, Yayansaray arasına 200.000 kişiyi koyarsan ne olur biliyor musun? >> İkinci gün koğuşlara mollalar çıkar. O kadar adam defi-i hacet için orada ne yapacaklar yani? Bizim orada hoş hamam mamam da taşın ama o merkezi kapıkulu ocakları için olan bir şey. >> Yani bunlar çok, eee, tetkik edilmemiş şeyler. Ciddi araştırmalar çok şeyde kalmış. Harp tarihi dairesinin birikim monografisi var. İlber Hoca'yı herhalde şöyle bir düşünecek olursak Türkiye'de düşünce dünyası, entelektüel dünya ve onun tarihi içerisinde tabii ki çok sevdiği insanlar vardı. Türkiye'yi Türkiye yapan, dünyaya gerçekten bir şeyler katan pek çok insan. Fakat onların içinde, eee, bir kişi ayrıydı. Onu hep ayrı bir yerde tutardı. Eee, şimdi onun da yanında yatıyor. Ahmet Cevdet Paşa onun için gerçekten çok önemliydi. >> Tarihçi vasfına sahip adam doğrudan doğruya bekleyeceksin Cevdet Paşa'ya. >> Hı hı. >> Yani Cevdet Paşa'dan evvel bu memlekette, eee, tarih yazma şuuruna, tarihi nasıl mütalaa etmek gerektiğine dair bir bilgi yok. Yani adamın bir yöntemi var mübarekin. >> Hı hı. Bir metodu var, metot var ve bir, eee, paradigmalar seçmeyi biliyor çok ilginç bir şekilde. Bir kere tabii Cevdet Paşa çok iyi hukukçu. Kafası öyle çalışıyor. Yani hukukçunun Müslümanı, Romalısı falan olmaz. Hukukçu hukukçudur. Kafası sağlam çalışır. İyi hukukçu. >> Hı hı. Kafası çalışan adam demektir. Cevdet Paşa çok iyi bir hukukçu. Çok geniş bir kültür var. Şimdi mesela yanlış olarak böyle işte Osmanlı münevveri Arapça Farsça bilir gibi bir şair efendim Arapça bilse bile Farsça bilmez. >> Hı hı. >> Bu merak etmiş medresedeyken Farsçayı kıvırmış. >> Hı hı. >> Yani Farsça Marsça öğrenmez mi? Allah takım öğrenmez mi? Yani yok öğrenmezler. Çok azdır. Sonra başka bir şeye teşebbüs etmiş. Onun bir Papazoğlu medresesi dönemi vardır. >> Hı hı. >> Gidip gelmek çok zor yani Fransızcaya. Onun için Fransızcadan böyle çakozluyor ama >> Hı hı. maalesef çok derin gidemiyor. Yani devlet vermiyor, imkan vermiyor. Bizde hep böyledir. Mesela benim talebeliğimde bu memlekette Yunanca öğrenemezdin. Bizantinika yapamazdın. Yoktu böyle bir imkan. Yani arasan bulamazsın. Bölüm vardı fakültelerde. Zayıf yani yoktu. Verilemez orada öğrenilemez bu dil. >> Fatih Haziresinde herhalde, eee, İlber Hoca'nın en yakınlarından biri olmuş. Ona hocalık etmiş ama daha küçüklüğünden aile dolayısıyla da tanıştığı, sevdiği, büyüğü, hocası Halil Hoca da orada. Halil Hoca'ya da yakın. Aynı hazirede değiller ama bir adım mesafe ileride, eee, Halil Hoca'yı da yetiştiren Fuat Köprülü hoca. Ona da yakın artık orada yatıyor. >> Bizim hocamız Fuat Köprülü hoca da ısrarla diyordu ki Roma ve Osmanlı arasında öyle çok da bir süreklilik yoktur. O >> ne yokmuş >> risalesinde? Vallah ben onu pek kale almam. Bunu ben gençliğimden beri söylerim. Bir takım talebeleri onun şeyler >> Hı hı. Köprülüğü bizde efsane gibi. Efsanedir gibi değil efsanedir. Yani Fuat Köprülü zekası >> mesaisi iyi kötü huyları itibariyle >> Hı hı. >> Türk akademik dünyasının bir efsanesidir. Bunu kimse tartışmasın. Pırıl pırıl bir kafa. Müthiş bir adam. Çok kibirli olduğu tabii çok açık devrine göre. Bizim hoca ona hayrandır. Talebesidir. Halil Bey mebus olduğu zaman Ankara'da talebesidir. O ona ne kadar iltifat eder bilmiyorum. Belki de kıskandı yani. Çünkü Halil Bey çok daha derin giden bir adam. Yani mesela Fuat Köprülü o kadar lisan bilmiyor. >> Hı hı. >> Halil Bey de Ankara Koleji'nde ve sefaretlerde öğrenmedi. İngilizceyi falan yırtında öğrendi yani. Hı hı. Bittek dedi ki beni tanıştırdıklarında Halilcık'ın talebesi diye. Ha Halil mi? Çok iyi Almanca bilir benim Mentese beyliğini o çevirdi dedi. Bilmiyordum söylemiyor. >> Sonra geldim söyledim. Niye bana tercüme yaptırıyorsun hocam Almanca diye sen dedikodu bırak işine bak yetişirsin dedi. Biliyorsun oyunu hocamızın büyük hocanın >> böyle bir adam çalışmış. Yani böyle bir metodik olarak öğrenen, çalışan yok işte Kırım Kefe tarih defterini yazacağım diye İtalyanca öğrenen, çünkü Cenevizlilerin literatürünü okuyacak profesörlerin falan. >> Onu kimse geçemez yani. O modern bir şeyin, tetkikin adamı. Öbürü bir dahi bu böyle. Fakat eee Fuat Bey, Bizans ve Roma >> Hı hı. ve Osmanlı'yı tetkik edecek bir entelektüel yapıya sahip değil. Onu söylerim. Yani bilmiyor. Kullandığı kaynaklar son derece sadidir. Onları bir de tenkit ediyor. E o hiç olmaz. >> Eee, yaptığı şeyler böyle çok kısmi büyü diyor ki biz de diyor buna durbaş denir diyor. >> Çavuş'a falan. E ama yani niye çavuş diyor Durbaş demiyor falan. Yani demek ki bir şey var. Bu Ortadoğu ve Akdeniz devletlerinin umumi idare tarihine bakış için başka bir eğitim lazım. >> Hı hı. >> Fuat Bey'in mesela böyle ciddi bir hukuk ve idare tarihi tahsili yok. Yani verememiş ona devri. Osmani. Bunu >> gittiği hukuk fakültesi hukuka girmiş. Çok zeki bir adam hukuka girmiş. Çok çocuk yaşta tarih bildiği halde. Ama o hukuk mektebi dökülüyor. >> Evet. >> Dökülüyor. Sıkılıp bırakmış. >> Hı hı. >> Öyle şeyler var. Mesela Bernal Öz de hukuk okumaya kalkmış galiba bitirmemiş. O da bırakmış. Bazılarına bu şey geliyor, ters geliyor. E ama mesela Halil Bey bize hep tembih ederdi. Hukuk okuyun falan. Mülkiye falan. Ben onu daha evvelden tanıdığım için aile içinden bu tavsiyesine uydum. >> Mülkiye'ye gittim. Yoksa benim öyle bir niyetim yoktu yani. Onu size söyleyeyim. Eee, çok önemli bir şey bu. Eee, yetiştireceği insanlara yön vermek vardır. Bu çok önemlidir. >> Hı hı. Çok e ciddi bir tarihçi yöntemi vardır Fuat Bey'in. Biz de bu Analebi denen şey neo-left solcular getirmedi. Yani hiç övülmesinler. Amerika'da Berser'dan öğrenip de gelmedi o ekol buraya. O bir Fransız ekolüdür. >> Hı hı. Ve Brodel de değildir. Yani Brodel'den evvel o dalda giden Löfer falan vardır. An Löfer ve daha da ilginci Langedok rahipleri. Manastırda bazı rahipler biliyorsun anonim eser çıkartırlar hep. Hı >> hı. >> Mesela Arapça İtalyanca lügat Ürdün vadisindeki İtalyan rahiplerin işidir. Kim olduğu söylenmez. Hı hı. >> Bizim melamiler gibi bu eser de öyle çıkmıştır. Yani, eee, bu anal mektebinin tarzı çok eskidir. Yani böyle efendim Brodel'den evvel tarihçilik sonra tarihçilik dedi biri güldüm. Yani öyle bir şey olmaz. >> Hı hı. >> Yani nereden gidiyorsun? Thukydides bile yapıyor. Anusuzlu bir tarihçilik. Gayet şey kalçıra dayanan >> Hı hı. kültürel incelemeye dayanan bir şey. Onun için, eee, Bizans müesseselerine etkisi çok güzel bir üsluptur. Ben de okumuştum onu çok gençken. >> Fakat sonra baktım ki bundan Bizantinistlik ve Osmanistlik yapılmaz. Bu makaleye dayanarak >> bakan yapanlara da kusura bakmasınlar. Ciddi girsinler işe. Yani o çok önemli. Zannediyorum hocam Fuat Köprülü hocanın dehası herkes tarafından kabul edilen bir şey ve siz de söylediniz Anel okuluun >> Türkiye'ye getiren ama bir şekilde kurucuların okulun talebelerine getir. Hepsi okumuşlar onu. Orhan Şait, bizim Halil Hoca, hepsi okumuş yani. >> Bir de o var ha millet zannediyor ki biz Amerika'ya gittik orada okuduk ana mektebini İngilizce burada öyle bir şey yok ya. gelmiş. O burada var >> zaten. Var >> yani. Var. Adam okutmuş yani. Fransız literatürünü takip ediyor yani. >> Hı hı. >> Köprülüyü çok kıskanırlar batıda. >> Hı hı. >> İki nedenden ötürü. Birisi tabii Türk kaynaklarına çok hakimdir İstanbul'da. Yani kütüphaneden yazmayı alıp evine götürüp tetkik edecek kadar da o toplumun seçkin bir adamı. Müthiş bir kütüphanesi vardı. Sonra o kütüphane maalesef dağıldı. Eee, yazmalarla falan. Eee, bunu kıskanıyorlar çalışma imkanlarını. Çok çalışkan tabii bir adam. İki Türk bilginin yapamadığı bir şey yaptığı bir ordu emrinde çalışıyor. Bu çok iyi bir şey. >> Hı hı. >> Yani onların hepsi büyük adamlar oldular. Tarihçilik alanında mesela Nihal Atsız, Orhan Şaik, Halil Nalcık, Osman Ebey şey diyorsun, eee, Selçuklular Devri tarihi üzerinde, eee, bütün bunlar mesela bütün onun yanından geçmiştir. Böyle bir ordu gibi geçiyor adam. >> Böyle bir şey galiba 60'lardaydı. Böyle koridorda böyle bir ordu gidiyor. Ordu komutanı gelmişti arkadan işte yüzbaşıya kadar bir kalabalık gidiyor. Düşün. >> Bütün hepsi sırayla hiyerarşiyle falan. Yani bu sırf kuru bir saygı değil yani. Hakikaten adama çok tapınıyorlar. Yani çok önemli bir şey bu. >> Eee İstanbul Edebiyat Fakültesi falan bu böyle insanları bilmek lazım. Bunların biyografilerinin tanıtılması lazım >> değil mi hocam? Herhalde Köprülü hocadan aileden de biraz sordum. Bizim Seri Berksoy var ya onun akrabasıdır. Halil Fuat Hoca >> babasından öğrenirdim. Köprülüzade. Ya şöyle mesela ona kıskandığından şey Babinger bu dedi, Köprülü zade dedi ya. Neymiş? Kıblelizade. Ulan onun babası bir yerden kıbelizade ama o sülaleye bağlanıyor. >> Hı hı. >> Sen anlamazsın onu. Yani oraya kadar yani bu bir aristokrat değildir demeye getiriyor. Babinger çok hınzır bir adamdır yani. >> Evet. >> Ve sevmezler onu meslektaşları. Mesela Duda çok tenkit ederdi. >> Hı hı. >> Yanlış şeyler yazıyor, tercümeler yapıyor falan diye. Doğrudur. Şeyini kullananlar dikkatli kullanmalı. Onun yeni çağ Almancasıyla yazılan bir Gerak tercümesi vardır. Yayını. >> Hı hı. >> Olmaz o. Yani ona dikkatli bakacaksınız yani. Tenkitleriyle birlikte. Çok önemli. Neyse böyle bir kıskançlık vardı adama karşı. Tabii ikincisi de çok önemli. Biz dururken bu Türkler nasıl yapıyor bu işleri? Asıl mesele biraz da o galiba. Ben şimdi Vit'te hepimiz okuyoruz tabii. Çok büyük bir epigraf ama yani Osmanlı tarihinin kuruluşu o kafayla bakılmaz. Kusura bakma öyle gaza maz falan diye. O kadar ucuz değil o iş yani. >> Bazılarının çok hoşuna gidebilir ama öyle o ucuz bir motivasyonla değil o. Eee dikkatli olmak lazım. Eee, tabii bu muhit kıskanıyor. Köprülüğü kıskanıyor. Bir kere bu nasıl çıkıyor falan diye. Yük hocam, yük. Yani şu an kendimden bahsetmek hiç doğru değil ama, eee, bunu da söylemeden edemeyeceğim. Keşke o bavulunuz, o tehdit dolu sesiniz, o uyarılarınız olmaya devam etseydi. >> Tahsin Bekir hoca bizim idare tarihini okurdu. >> Hı hı. >> Yani okurdu. O zorladı. >> Hı hı. >> Bu çok önemli bir şey. Ve o idare tarihini Köprülü'den. >> Hı hı. >> Arkadan tabii Halil Bey verdi. Sonra biz verdik. Sen verdin. Ben >> vallah hocam işte ben şimdi bunun altında eziliyorum. Şimdi eziliyorum. Ezil diyorsunuz. Haklısınız. Nei sonra bunu veriyorsun ya böyle gör >> yani. Halil hoca ve Köprülü'den sonra sen artık ezil bitula koyup hocam omuzlarda yük böyle şöyle aşağı doğru düştüm zaten. >> Ben koyarım bavula seni ezil. >> Sağ olun hocam. Ne diyeyim? Terakküm kavramı herhalde İlber Hoca için en önemli kavramlardan bir tanesiydi. Terakkümle bakardı insanlık tarihine, kişilerin de tarihine, kurumların da tarihine. Tüm tarih terakümden ibaretti. O yüzden zaman kaybolmaz derdi. O yüzden zamanların birliğini bir şekilde aslında metafizik bir anlamda değil ama tarih metoduna büyük bir katkı olarak anlamak, idrak edebilmek için mutlaka bilinmesi gereken bir derinlik olarak bizlere öğretti. Öğretemediklerini ise hissettirdi diyelim. Ama o, eee, bir kuşağın çocuğuydu. Bir sürekliliğin çocuğuydu. Eee, ve o kuşağın içerisinde de onun tabiriyle söyleyecek olursak bir kuşak gidiyor belki ama yetişen bir kuşaktı. >> Hem batıyı bizden iyi biliyorlar. Biz batıyı da çok iyi biliyor >> o burada vardı. Vardı burada. >> Burada da vardı vardı. >> Burada vardı. Şey mesela dedi bize, eee, aynı sınıfın öğrencileri vardı. Langzo'da, Paris'te. >> Hı hı. >> Beyneriler adamlar. Avusturyalı, Fransız, İngiliz hepsi var içinde. İsimleri de sayarsam anlarsın. >> Hı hı. >> Bir sınıfta İren Melikov artı Louis Bazen. >> Ne güzel isimler ya. >> Artı Andreas Tit Avusturya'dan. >> Hocam bunların hepsi aynı sınıfta mı? >> Evet. Langzodalar. Artı Bernard Lis. Onun orada eksik olmaması lazım zaten. Onların hepsi yan yana geldiyse o da oradan şeydi o. Erif Loxford'da falan okur Paris'e gelir. >> Hı hı. >> Viyana'lı Paris'e gider bilmem ne. O Avrupa öyleydi. Hıı. >> Şimdi onu Erasmus gibi soytarı programlarla yapmaya kalkıyorlar. O hiçbir işe yaramaz. Öyle olmaz. O şimdi bunlar burada okuyor. Ben de dedim ki ikisini hepsine soruyorum. Adnan Bey'e hayran bu çocuklar hepsi. Çocuklar dediğim bizim koca hocalar. >> Hı hı. >> İren ayrı met ediyor. Andreasitsi ayrı ediyor. >> Adnan Adıard'dan bahsediyor hocam. Enan adıdan sonra Bernard Luis bahsediyor. Ben bunu anlatmışımdır aslında da bu bilsin millet diye istiyorum. >> Eee, şimdi Adnan diyor ben de tesirde kalmışım buradaki propagandanın. Bir sürü adamlar sağdan soldan adama pislik atıyorlar. Hı hı. >> Vay işte yabancı gazetelerden çalıp dış politika yorumu yapıyormuş. Bu komünistler bunu diyor. >> Hı hı. >> E peki kardeşim düşündüm. Peki ne yapacak yani dış politika yarı? Yani adam MİT'te değil, hariciyede değil, bir şey değil. Genel >> orada ne yapsın? Gazeteden okuyup yapacak. Tabii o zamanın Türkiye'si işte biri ay efendim hiçbir şey bilmiyor. Bir o arada öyle bir dereceye geldi ki hiç asıl sen bilmiyorsun. Osmanlıca bile okumayı bilmiyorsun. Bu adam Osmanlı Türkiye'sinde okumuş. >> Hı hı. >> Falan işte. Sonradan anladım tabii bunu. İlk başta etkileniyorsun. Çok kötü bir sağcısı solcusu pislik atıyor anlama. Yani ortak şey böyle >> Halide Hanım'a falan. >> Hı hı. >> Mesela Halide Hanım için ben sana söyleyeyim. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde maalesef ikisi de öldü. Değerli insanlardır onu söyleyeyim. >> Hı hı. >> Ama Adile Ayda da >> Hı hı. >> sağ düşüncede çok değerli bir Fransız filologudur. >> Hı hı. >> Efendime söyleyeyim. Mina o bizim şeyde söyleyeyim. Mina Türkmen'e gidiyor. Mina buradan selam söyleyeyim şey oldu. >> Mina onan >> o da ikisi de birden taş atıyor. Şimdi >> biri diyor ki gelişmeleri takip etmiyor. Eski bir kafası var falan. >> Hı hı. Öbürü de diyor ki işte lafına güvenilmez diyor. Sağ gösterip sol vuruyor falan diyor. Böyle bir şey söylüyor. Yanlış yanlış yani. İkisi de sivri. Bunu yapıyorlar bu memlekette. >> Halbuki sordum Adnan'a duvarı için şeye şöyle çıktı yani. Ya dedim ne güzel bir sınıfmışsınız dedim. Bir de üstelik Jandeni gibi büyük bir gramerimizi yazan uzman var. Polonyalı falan. Bor ne herifti dedi. Bor ne dedi? Sıkıcı herifti dedi. Şey >> o >> ana sıkıcıymış da neymiş? Sıkıcı işte diyor. Sıkıcı adam sıkıcıdır diyor. >> Hı hı. >> E kim iyiydi dedim. Adnan dedi. Ne Adnanı ya? O ne veriyor ki size dedim ben de edepsizce? >> Yok dedi. O çok şey veriyordu dedi. Favusla Göte'yi bile öğretti bize dedi. Anlamadım dedim. Sizin gibi uhelalara birinitse sizden böyle >> yani yok dedi o dedi he belong to two world and master of the two world dedi. İki dünyaya aitti ve ikisinin de üstadıydı dedi. >> Hı hı. >> Oradan anladım yani hakikaten bir münevver tabaka varmış. >> Evet. Bir kuşağın çocuğu bir ürün aslında. Kendi kuşağını aşan, kuşaklar arasında gezmeyi seven, eee, bundan asla imtina etmeyen yahut kendi kuşağı içinde olmakla asla iktifa etmemiş, zamanlar içerisinde gezen bir şahıs olarak bir tarihçinin hakikat kavramının içerisinde atinin de olduğunu bilen, dolayısıyla geleceği kurma konusunda da her zaman ama her zaman dirayetli, arzulu, eee, ve teşvik edici olan, eee, İlber Hoca gelecekteki tarihçiler için de pek çok şey söyledi. >> Türkiye'deki eğitim sistemine baktığınızda >> eee >> dünya çapında tarihçi yetiştirmek gibi bir kaygımız varsa ne yapılması lazım? >> Var. Tarih okuyorlar, merak ediyorlar. Eee, satılan kitapların başlıkları çok değişti, gelişti. >> Bunlar oluyor. Fakat onlar bir yere gider mi onu bilmiyorum. Çünkü öyle bir eğitim durumu yok. Yani Avrupa'da bile çöküyor. Klasik eğitim demin konuştum. >> Ev >> burada tamamen yani o çocuklar okudukları ve duyduklarıyla kalıyorlar. Yani onları bir de araştırmaya diyor. Ne demek araştırma dedim. Yani 13 yaşında, 14 yaşında çocuğun neresini araştırırsın? Nasıl araştırma merakı verirsin? Palavra sorsan kendi bilmiyor. Palavra >> aslında var. Mümkün o. >> Şimdi o çocuk mesela >> eski klasik Avrupa'daki gibi muhtelif klasik diller, ölü diller, diri dillerse yahut Osmanlı Türkiye'sinde olduğu gibi >> o kitaba gider, bu kitaba gider. İşte onun araştırması da o farklı kaynaklar kullanır. Çapraz okur. Yani >> literatürü tanır. >> Cross reading yapar. Bir konuda iki kitap okur. Bileni edebiyat okur mesela. Bir sürü. >> Hı hı. >> Vardır böyle bir şey. Benim zamanımda mesela Şah İsmail kitabı satılırdı. Divanı Hatemi >> yani Hatay pardon Hatemi diyorum. Yemen İran cumhurbaşkanına gidiyor aklım. >> E yakınlar aslında hocam. >> Hatayi yani şimdi pazarda satılırdı bu kitap. Sırf bayramda değil pazarda da satılıyordu. Yok öyle bir şey okumuyor. Kimse gidip divan edebiyatı okumuyor >> değil mi? Ne büyük eksiklik o da >> şeyler de yok edebiyat yayınları arasında öyle ciddi tercümeler falan da yok. Yani mesela bu azalıyor Avrupa'da da azalıyor. >> Hı hı. >> Çift taraflı tercümeler vardı klasik edebiyatlardan. >> Hı hı. >> Veya Fransız, İngiliz Almancaya falan gibi. >> Hı hı. >> Azalıyor bunların satışı. Evet. Talep yok yani. Yok. İnsanlar tek düzeleşiyor ve bunlar araştırma olmaz. Araştırma ne yapacak o herif? Araştırma farklı şey okumak merak etmekle hani >> şurada böyle karşısına Latince metnin karşısında Almancayı okursa işte yapıyor. Bu doğru tercüme etmemiş diyor falan. >> H hı hı. >> Anlaşılmıyor diyor. Buna bakıyor falan. Araştırma bu >> çok az kontrol yapıyor. >> Öyle bir şey yok ki artık. Yani şimdi >> tercüme etmiş. Mükemmel tercüme çıkmış. Okurum diyor. Mükemmel tercüme kendisi değil. >> Bilber Hoca'nın Azerbaycan dilinde en sevdiği sıfat mürekkep kelimesiydi. Mürekkep bir ziyalı der. Eee, Azerbaycan Türkleri. Yani karmaşık bir aydın. Ziyalı. Aydın. Ziyalı denmesinden çok hoşlanırdı bu Türkçe kelimeden ama mürekkep kelimesi herhalde çok önemliydi onun için. Eee, rükuptan bindirmekten gelen bir kelime aslında. Terkip edilmiş pek çok katmanı olan, eee, İlber Hoca kendi kendini inşa eden, kendi kendini var eden bir münevver, bir aydın, bir entelektüel. Zaten başka türlüsünü düşünmek çok da söz konusu değil ama herhalde, eee, siz ne kadar çaba gösterseniz de daha doğuştan gelen bazı özelliklerde olması gerekiyor. İşte o özelliklerde İlber Hoca tarafından işlendi, yoğruldu ve kendisini var etti. Ama o doğuştan gelen özellikler herhalde her zaman için, eee, kendisinde de anladığı ama yönlendirebildiği, eee, birtakım özel hususiyetler olarak yerini buldu. >> Bunu anlatan birisi klasik eğitimi mesela ailede mi yoksa bir adamın ben tarihçi olacağına inanmıyorum >> değil mi? >> Hayır. Yani sen yeni çağ. Peki. >> Hı hı. >> Modern tarih yazıyormuş. Peki tamam yani olabilir de yani >> ama bir merak lazım değil mi kuruluş bilimine falan öyle yani merak değil tarih bileceksin yani insanoğlunun nedir macerası >> çok önemli nasıl yaşar nedir nasıl devlet şekli ne >> Hı hı >> üslup ne adalet mekanizması ne falan bunları şey yapmam lazım mukayesele ederek yani >> Hı hı hı >> öyle şey gibi batılılar gibi de çıkarsın tarihin içinde. >> Nasıl hocam? E mesela adam Yunan tarihi biliyor, başka şey bilmiyor. Klasikte olmaz öyle şey yani. O olmaz ama >> sonra bir, eee, Avrupa'da bir tarihçi tipi çıktı. Yunan'ı da biliyor, eski İran'ı da biliyor falan. >> Yani o o adamlar yırttılar. Mesela bunların örneklerinden biri hakikaten benim hayatta tanımaktan çok zevk aldığım >> Hı hı. E Bernard Louis hiçbir zaman >> Osmanlı tarihi falan konuşmazdık görüştüğümüzde. Yani sıkılırdı hatta öyle şeyden. >> Neyi sever? Katolik Kilisesini çekiştirmeyi ve tarihini bilir. >> Neyi sever? İşte bilmem neden bahsetmeyi sever. >> Zaten onun kendisinin kökünde bir Latince ve İbranca var. Kuvvetli. Fakat işte biliyorsunuz Rusya da biliyor slav tarihlerini, >> İran'ı biliyor, Türkiye'yi biliyor falan öyle giderdi. Onlar önemli. Öğretmek ve öğrenmek, anlamak ve idrak etmek gerçekten derin kavramlar, derin farklılıklar içeriyor. Eee, İlber Hoca hiç vasatı sevmedi. Onun vasat kavramı her zaman için mutlaka ve mutlaka, eee, uçlardan oluşan bir vasattı. Yani durduğu yerde vasat olandan değil de uçlara seyahat edebilip farklı uçları aynı anda bedeninde, eee, yaşatabilen vasatı severdi. Eee, zannediyorum o yüzden de idrak edebilen, öğrenebilen, daha farklı bir şekilde rafine olabilen, eee, bir bilgi üretim teknolojisini yahut bir bilgi üretme ve aktarma tekniğini zannediyorum kendisi icat etmişti. Eee, herhalde klasiklerden esinlenerek. Eee, ama öğretmekten asla kaçınmadı. Ama öğretmek için özellikle bir çaba sarf ettiğini de asla düşünmem. Asistanı olarak mesela hep çok ayrıcalıklı hissetmişimdir kendimi. Hiçbir zaman doğrudan öğretmez İlber Hoca. Yani muhatap alarak bu böyledir değil. Eğer aklı varsa görsün. Eee, diye izlemeye müsaade eder. Onun için öğrenmeye açık herkes aynı değerdeydi. Doğuştan gelen zeka, köken vesaire bunlar hiç onun umrunda değildi. İyi niyete ve kapasiteye bakardı. Eee, onun dışında hiçbir ayrımın da ahlaki olmadığı kanaatindeydi. Çünkü o insanları sever. Öyle söyleyelim. İnsanların tüm sabahlarını özlüyorum dizesinde olduğu gibi insanları seven, onlara önem veren, her birine ayrı ayrı değer atfedebilen ama bunun da kıvamında yapan, eee, bunu çok göstermese de her insanı ayrı ayrı değerlendiren birisiydi. Mesela İlber Hoca'nın Lermantofu işte annesinden öğrendiğine dair >> ya o Lermantof bizde hü efendim >> sevilen bir karakter Lermantov. >> Valla o Lermontu şeye çok sevdirdi. O bizim şeye Atağ Bayramoğlu. >> Öyle mi? Ha okey doğru. >> Şimdi Atağol solcuydu. Bizim validenin solla ne alakası var? >> Hı hı. Ama işte o onu en büyük hoca diye sever yazar. O da onun talebesi diye korur. >> Onun için ben sevmem böyle talebeyi ayıran hocaları. Hiç sevmem yani. Beni meşhurdur. >> Hatta birisi böyle imam hatiplerin a babası falan diyor. Benim için saçma sapan konuşma dedim. Yani >> ne ayıp bir şey ama değil mi hocam? He işte bizim ayıran çok vardır. Bizim mülkiyede yoktur. Bizim ülkede yoktur. >> Yani Allah'tan o gerçekten büyük bir ayrı açay bizim ülkede yoktur. Yani mesela o en kanlı devirde, eee, şeyler, eee, ülkücü çocuklar zırhlı arabayla gelip alt katta taş odaya girip orada imtihan yazıp çıkıyorlar. Hepsi dedi ki sonra hiçbir solcu hoca bize kadir etmedi yani. Ya yok yani. Hatta yardım etti falan herkes yani. O başka o başka. >> Kesinlikle çok büyük bir fark. Dil tarihte de yoktu ama herhalde değil mi? >> Dil tarihte yoktu. Moktu ama dil tarihte adamlar beterdi. >> Çok övündüğü kurumlar var hayatında. Çünkü kurumlara her zaman inanırdı. Medeniyetin en önemli ürünün kurumsallaşma olduğunu, toplum kavramının ne kadar kutsal olduğunu her zaman zihninin içerisinde mutlaka en derinlerde ama sarsılmaz bir şekilde koruduğu bu kurumlar herhalde ki tabii ki akademik kurumlardı başta. Mülkiye onun için çok önemliydi. İnsan en çok ailesine kızar herhalde hayatta. İlber hoca da öyleydi. Ailesi gördüğü mülkiyeyi en ağır eleştirilere tabi tutmaktan kaçınmazdı. Yine ailesi gördüğü başka bir kurum Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesiydi daha çocukluğundan itibaren. Ve bu iki kurum onun gençliğinde, çocukluğunda, gençliğinde ve yetişkinliğinde bütün bir zihinsel süreçlerini şekillendiren, kendisine ait hissettiği ama bu şekillendirmeyi de analiz edip bunları aşmak için de çaba gösterdiği kurumlardı. Aydınlar dediğin. Aydınlar dediğin. Eee, o zaman 1961 yılında artık Ankara İstanbul üniversiteleri İTÜ teknik üniversite ve ODTÜ kurulmuştu. Tam takım istiyordu. Dört etti. Hacettepe yoktu henüz fakat e şeysi nüvesi çıkıyordu. Eee, tabii Yıldız Teknik bir şekilde atılıma geçmişti. Eee, uzakta da Erzurum Üniversitesi vardı ve şey vardı. Trabzon, >> Karadeniz Teknik >> fakat Ege vardı. Tabii Ege'nin ziraatı falan kuvvetliydi. Bunlar yani değişikti strktür. Artık bir rekabet ortamı söz konusuydu. Eee, açılan imtihanlardan umumiyetle bu mektepleri ilk saydıklarımı bitirenler giriyor oraya. Yani iyi okullar giriyor. Eee, maaşlar iyiydi. Yani üniversite asistanından daha iyi bir parayla başlıyorlardı. O çok mühimdi. Eee, lisan bilgisi aranıyordu. >> Hı hı. eee, OTÜ falan biliyor zaten. O zamanki Ortadoğu onun lisan öğretme kapasitesi daha iyiydi talebeleri. Eee, ve bu böyle gidiyordu. Yani lisan çok önemliydi. Şimdi bunların ikinci görünümü çok önemli. Biz 60'larda biliyoruz. Devlet dairelerindeki sıkı hiyerarşi, eee, yoktu burada. Yani koridorda görüşürler, konuşurlar. Herkes herkesi tanır. Birbirinden haberdardır millet. Her müessese gibi gruplaşmalar, dedikodular olur. Fakat bunlar mühim değil. Bir genişlik vardı. Yani Türkiye'de böyle mühendisle, mülkiyeli işte hukukçuyla ODTÜ'nün bilmem idari ilimcisi falan idari ilmini bitiren adamın bir arada toplanıp çalışması pek tarihte görülmüş bir şey değildi. Burada mümkün oldu o. Eee, ve bunlardan, eee, önemli insanlar çıktı. Mesela eczacılık ve madencilik yapan Fsun Koroğlu. Onun yanında işte ne bileyim mülkiyenin mali şubesinden çıkan biri. Mühendisler çok önemli. Ve bürokraside eskiden mühim görevlerde bulunanlar. Şimdi mesela Sayın Başkanımız, eee, Demirel'den bahsetti. Demirel dediğin su müdürü. >> DP'nin barajlar kralı. >> Tabii yani >> bir şeyi var. Devlet bürokrasisi çok, eee, yüksek yerlerinde gezmiş. Yani barajlar 950'lerde önemli yatırım. Eee, ideal ve de bu işleri bilen mühendis bu ve orada o da uzman diye geliyor. Çok enteresan bir şey. O konuşmama falan galiba biraz siyasi geçmişle de ilgili olabilir. >> Kurum kavramını herhalde yani akademik kurum kavramını bürokratik kurum kavramından ayırmak, bunları ayrı ayrı değerlendirmek İlber Hoca için asla kabul edilemez bir süreçti. Eee, bilginin, derinliğin, idrak kapasitesinin ve irfan ve hikmet kavramlarının bir şekilde, eee, yan yana olması gerektiğini ve bize bir şekilde akademik kurumlar ile bürokrasi ve siyaset kurumlarının nasıl ne kadar iç içe olması gerektiğini ısrarla anlattı. İlmiye sınıfı mensubu, eee, olarak görürdü kendini. Unutulmamalıdır ki ilmiye sınıfı bir tarafı bilim, bir tarafı adalet, bir tarafı da idareden oluşan bir saç ayağıdır. Eee, İlber Hoca bu üçlü saç ayağının bir şekilde mutlaka ve mutlaka yakın temasını zannediyorum kendi hayatında hem teşvik etti hem de bizlere bir örnek olarak gösterdi diye düşünürüm. >> Tabii canım. Şeyler yani insanlar birbirini tanıyor. Eee, normal olarak 940'larda, 50'lerde karşılan karşılaşamayacak sınıfların >> Hı hı. >> eee, üyeleri orada iş arkadaşı oluyor. Yeni dostluklar kuruluyor. >> O da ilginç bir şey herhalde böyle Türk modernleşmesi. >> E tabii mesela 60 olmuş devrim olmuş işte.
Atmış devrimi. Eee, ne bileyim ben Mehmet Bey vardır şey, eee, söyleyin. Baha Dürder'in oğlu. Baha şeyin >> Mehmet Dger >> Dürger'in oğlu. O orada >> eşiyle eşini orada tanıdı zaten. >> İşte bilmem öbürküler de orada ne bileyim ben Mülkiye Mektebinin sol tandanslı hocaları da orada. İşte ben bizim sınıftan Yalçın Küçük >> hepsi oradaydılar. >> Bunlardan hatta bazıları daire reisi falan olmuş. Sonradan bunlar şey yapamadı. Eee, bunları eee almaya kalktılar yani gene üniversiteye ama asistan olarak alacak gitmedi.
Efendim, şimdi çok kısa bir ara vermemiz gerekiyor. Aramızı verelim, sonra İlber Hocayı anmak ama anlayarak anmak için devam edeceğiz. Hoca zamanlar içerisinde gezmeyi hepimize salık verdi. Kendi zamanının kurbanı olan eee geniş kitlelerden hep üzüntü duydu ama zaman içinde gezmek onun için herhalde coğrafi olarak gezmenin dışında bir şey değildi. Bunların beraber yapılması gerektiğini hep bildi. Eee, Türkiye'ye dünyayı anlattı hocam. Türkiye'ye en çok Türkiye'yi anlattı belki ama Türkiye'ye dünyayı da anlattı. Çünkü o dünyanın bir parçası olan Türkiye kavramına dünya ulusları içerisinde onurlu bir Türk milletinin fertlerine çok inandı. O yüzden dünyaya açık, dünyayı anlayan, dünyayı anladığı oranda da kendisini geliştirebilen bir Türkiye, onun için vazgeçilmez bir ideal olarak değerlendirilmek durumunda. Bize Balkanları anlattı. Bize Kafkasya'yı anlattı, İran'ı anlattı, Maşrı'ı anlattı. En çok Akdeniz'i anlattı. Bize tarihten dönemlerle geldi. Roma'yı anlattı, Avrupa'yı anlattı, Rusya İmparatorluğu'nu anlattı ve bütün bunların içerisinde Türkiye'yi konumlandıran bir zihne sahipti. Fakat zannederim ki Türkiye dışında Türk dünyası da bu çerçevede neredeyse Türkiye'nin bizzat kendi kadar önemliydi. Türk dünyasına hep ayrı özel bir önem verdi. Onun için dış dünyanın bir parçası değil zaten bizdik. Türk dünyasını anlattı.
Bir lügat vardı. Almanca Türkçe Türk bir Türk müellif tarafından hazırlanan geçen asır yani 19. asırda Di Türkay Türkistan diye yazıyor karşıda. Yani adamların >> bazıları Türkiye lafını kullanmıyorlar. Bilinen Türkiye yahut Türkiye yahut Lat Türkiyistan diye almış. Fakat işte bir müddet sonra Ziya Gökalp'in şiirini biliyorsun. Vatan ne Türkistan'dır. Türkleri ne Türkürist >> ne Türkiye'dir ne Türkistan'dır. Vatan bü büyük ve ulu bir ülkedir. Turan eee Halide Edip'in bile böyle Turan yaklaşımlı makaleleri var. Eee, bu bir heyecandır. Yani eee bu zevatın Ziya Bey'in, Ziya Bey'in biyografisinden oraya gitmediğini ve pek de onu anlayacak bir, eee, lisan ve bağlantı kültürü olmadığını biliyoruz. Yani tek şeyi oradan gelen Türklerle çok iyi tanışmak, kaynaşmak, onları dinlemek mutlaka çok zeki bir adam. Fakat onun dışında mesela bir Zeki Velidi gibi değil. Oraları görüp bilmiş bir adam değil. Yani Zeki Velidi çok eee bence siyasi bakımdan zaman zaman eee çok ters yerlerde durmuş.
>> Evet.
>> Yani o bunu açık söylüyorum.
>> Eee Almanya'yla falan yakın ilişkisi var. Öbür Türkçüler gibi değil. Buna inanıyor samimi olarak. Yani öyle kurtulacağına memleketin herhalde ama eee çok derin coğrafya bilgisi var gerçekten. Yani adam akıllı Rus jeolojisini ve coğrafyasını çok iyi kavramış biri ve bir yerde başkır olmasına rağmen bir noktadan sonra da derin bir eee Turancı kültür almış. O zaman o Turancılık işte şeyi içermiyor Türkiye'yi.
>> Hım.
>> Öyle bir tarafı da var işin. Eee
>> Neden Türkiye içermiyor hocam?
>> Valla bence bu kültürel yaklaşım yani. Müslümanlığı tamam zaten. Yani bunlar Sadri Maksudi de bu da köy imamının oğulları.
>> Evet.
E Sadri Maksudi Fransa'da okutulmuş zeki bir çocuk olduğu için cemaat yardımıyla ve Sadiri Maksudi Bey bir Rus münevveri olmasına rağmen Duma üyesiydi. Çünkü Memustu Duma'da eee Fransız kültürünü çok iyi benimseyen biri kızlarına da vermiş. Rusça mükemmel. E Türkçesi de oldukça iyi ve yeni Türkiye'ye tam intibak etmiş biri. Yani politik sorunlarda, anlaşımda Sadri Maksudi Türkiye'ye çok intibak eden birisi. Eee, Zeki Veli öyle değil. Bunda biraz hırpalanmanın da neticesi olabilir. Çünkü tarih kurultayında Reşit Galip'in kendisi ve adamları onu çok hırpaladılar ve üniversiteden uzaklaştırdılar.
Dönüşü için protesto çeken üç tane genç asistan var. Bunu insanlara hiçbir zaman tam liste vermezler. Orhan Şaikle Hüseyin Nihal Atsızı veriyorlar parantez içinde.
>> Pertev Naili Bey de var.
>> Varot.
>> O zaman bu üçü bildiğiniz şahsiyetleriyle çıkmış değiller. Bunlar Atatürkçü, laik eee Yeni Türkiye'nin, eee, çocukları yani Atsız öyle dindar falan hiç değil. Açık yani. Eee ve bunlar sinirleniyorlar bu işe. Köprülü bunları yatıştırıyor, bakanlıkla araya giriyor falan ama üniversite hayatları orada bitiyor o an için. Eee şey öğretmenlik >> öğretmen olarak değil mi?
>> Kütüphanecilik hatta tatsız kütüphaneci iyi de yaptı kütüphaneyi onu söyleyeyim. Nereye girse iyi yapar ciddi. Fakat eee Pertev Naili Bey'in dışında bir daha kimse dönemedi üniversiteye. Pertev Naili Bey de bu sefer eee şey olarak solcuların içine itildi. Bence solcu molcu da tam değil. Solcu yani. Eee ve Fransa'ya gitti. Komünist şeyini de benimsememiştir hiç. Hatta Fransa'da demiş ki gittiğinde beni buraya alıyorsunuz, savunuyorsunuz. Ama bir tayindeki profesörlerden birine size açık olarak söyleyeyim. Komünist kimliğiyle itham edildim. Onun için buradayım. Ha bunu söylediğiniz çok iyi oldu demiş. Adam girmiş içeri.
>> Adama bir de komünist diyorlarmış demiş. Bu çekinerek yani >> söyleyeyim de sonra şey yapma yani falan der gibi söylüyor.
>> Bunu söylediğiniz iyi oldu demiş. Girmiş içeri. Eee adama bir de komünist demişler. Bir bu eksikti demişler falan. Yani tam ne olduğunu biliyorsun Fransızca. Illu manke demiş. Yani bu ahlaksızlıkları eksikti yani.
>> Gir bu eksikti >> ve girdi. Çok enteresan bir adamdı Türk folkloruna. Türk halk edebiyatına çok büyük hizmeti olan biri ve dolayısıyla da Fransız Türkolojisine yani Fransa'da vesikayı ciddi tetkik etmek eee diplomatikaya hakim olmak onun başlattığı bir akımdır.
>> Eee iyi talebesi de eee biliyorsunuz eee huzur içinde uyusun eee eee Weinstein'dir. Einstein yut Einstein dediğimiz eee dostumuzdur. Benim yaşlarımda aşağı yukarı biraz erken öldü. Kolejli Frans üyesiydi. Eee ve bu efendiler >> Louis şeyle Bernard Louis'le birlikte Ermeni davasında başka türlü bir şey savundukları için de çok protesto edildiler oradaki lobi tarafından. Dürüst adamlardı aslında. Bunu söylemek lazım. Parantezi kapatıyorum. Konumuza gelelim. Türkistan dediğimiz bölge geç devirde Türkistan olmuştur. Burası dari işte hepinizin bildiği gibi Sogana. Hı hı.
>> Efendime söyleyeyim Eftalitlerin yaşadığı daha evvelki ismiyle baktriya.
>> Hı hı.
>> Değil mi? Daha başka ne var? Bakın dışında >> iki yan yana iki bölge >> Siyana >> yaş Siyana bugünkü Tacikistan'ın üstü baktriya nehirlerin adına göre ve şey >> Transoksiyana Transoksiyana >> nehir boyu demektir. Yani oksus nehri boyu demektir. Buralarda Farsça konuşulurdu. Has Farsça çok yakın zamanlara kadar yani İslamiyetin zuhuru ve gelişmesi dönemindeki bütün büyük alimler Türk değil. Onun için oradan X ofak bugüne bakarak Türk demeyelim. Doğru yazmak lazım. Tirmizi Türk değil tabii ama Arap da değil. Arapçayı onun için çok iyi yazıyor. Çünkü adam İranlı ve İranlı olduğu için de bir filolojiye çok merakı var. Yaygın merakıdır yani o imparatorluk ulemasının eee Aramca biliyor, İbranca biliyorlar. Onun için grameri de iyi yazıyorlar. Buhari Hazretleri çok güzel de ayıklama yapıyor. Sahih, sahih olmayan hadisler üzerinde falan. Kim ne derse desin işte onun bulduğu 6.000 küsur düzenlediği hadise bakarak iş görülüyor bugün değil mi? Eee burayı Türkler Türkleştirdi. Yani kuzeyden gelen Üzbekan. Yani bunların içi bu. Eee Türkler nerede yaşıyorlar? Hikaten bugünkü Mongolistan bölgesinde ve o sınırda yani bu çok açık bir şey. Oradan yayılıyorlar çok kısa zamanda. Eee ve teoriler çok değişik. Mesela Kırgızlar için batıdan gelen bir aren kolla doğunun karıştığı söyleniyor. Uz uygur ya bunlar. Ir ırkları da değişik. Türklükle Macarlık, Finlik, Fino Ugurluk nedir ilişkisi. Şimdi bir kere bugünkü Rusya arazisi Rusların ve Slavların değil milat sıralarında ve miladın 5 6 asrında herhalde öyle görünüyor. Orada Finli kabileler var. Yani Moskva adı Fince, Oka adı Fince, işte bu Mordva. Ondan sonra işte Demir Saydın Mari Cumhuriyeti Volga boyunda.
>> Bunlar hepsi Fin konuşan Finliler.
>> Bir tek Şovaşlar vardır. Çok prototürkştir. Hı hı.
>> Hristiyandırlar. Kısmen Bulgarlarla bağı vardır. Yani ilk Müslüman olan Türklerle Bulgarlarla bağıntısı vardır. Bulgarların bir kalı Hasparoh'un zamanında bugünkü Bulgaristan'ı istila etmiştir ve oraya atlarını vermişlerdir. Silahlarını vermişlerdir. Şüphesiz bazı kelimeleri bırakmışlardır ama Slavlarda karışmışlardır bunlar. Yani öyle bazı iddialar gibi. Bulgarlar da zaten haza hep Türk. Hayır, slav onlar. Fakat hakim olan devletin örgütçülüğü, düzgünlüğü dolayısıyla o ismi aldılar Bolgar ve bazı adetlerini, kurumlarını aldılar. Mesele bu. E sağda solda gezersen suratlarını görebilirsin. Bulgarların karışım. Bu başka bir şey. Son olarak Kazan, Tataristan'ın tarihçileri ve münevverleri doğru bir eğilim olarak Tatar ismi sahih değildir. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Biz bulgarız diyorlar.
>> Evet.
>> Bulgar oldukları su götürür fakat bal gibi kıpçaklar. Mahcup kıpçaklar bunlar. Zaten biliyorsunuz yeryüzü coğrafyasının bu kısmında Türkmenistan ve Azerbaycan hariç Azerbaycan da fethedilmiş bölgedir. Türkmenler, Oğuzlar ekseriyette değildir. Yani biz Anadolu'ya geçtikten sonra ekseriyet olmuşuz. Anadolu Oğuz elidir yani. Ve dolayısıyla buranın yarattığı, Selçukilerin yarattığı Kuzey Irak, Kuzey Suriye değil mi? Tabii
>> ve Balkanlar Oğuzdur. Çok garip bir şey. Buraya göre çok küçük kalan alan Kırım'da iki tane halk yaşar. Birisi hakikaten sahildeki halktır. Bunlara tat diyorlar. Bütün kendilerine benzemeyenlere kıpçaklar tat adını verirler.
>> Evet.
>> Halbuki tat İranlı demektir.
>> Tat dedikleri Anadolu Türkçesi konuşanlardır. İç kısımda olanlar Kıpçak Türkçesi konuşanlardır. Dolayısıyla bu adada da Tatarca diye böyle resmi bir gelişmiş oturmuş dilden söz etmek söz konusu değildir. Bu bir lehçedir. Bu halk bile aslında bunu iki taraf iki ayrı şey konuşur. Efendim anlarlar anlarlar. Tabii herkes anlar yani.
>> Hocam Hasan Ali Hoca'ya dönmeden şeyi bir size sormak istiyorum. Bu kaz Tataristan'ın kurucu devlet başkanı Şaymiyev'le beraber bir görüştüğümüzde siz onu da uyarmıştınız. Ben hatırlıyorum. Bu Tataristan adı nereden çıktı diye değil mi?
>> Bu Tataristan'ın adı nereden çıktı diye bir konuşma geçmişti çünkü orada. O da epeyce bir gülmüştü. Ben birilerini çekiştirdim diye. Ay bu siz Tatarlar ne kötü kişisiz dedi. Kendisi değilmiş gibi. E işte o kadar oluyor. Tatarlar büyük bir Mogol kabilesidir. Büyük Mogol kabilesi Rusya'nın istilası sırasında öncü olduğu için etrafındaki Kıpçaklar bu ismi benimsemiştir. Türkler bayılırlar böyle kimlik oyunlarına falan. Tuhaf bir millettir. Amerika'da da benim bildiğim ilk Amerikalığı çok benimseyenler hep Türk lobisidir.
>> Şimdi yavaş yavaş bir tık anlanmaya başladı adamların. Hiçbir zaman bir Ermeni gibi, bir İtalyan gibi hatta yani ne İbranca ne Yidiş konuşmasa bile eee Avrupa'dan gelen Yahudi çocukları gibi böyle şey kimliğini öne sürmez. Çok bayılır hemen Amerikalı olmaya bizimkiler ben onu anlıyorum. Orada da tabii o Altın Ordunun saflarındaki herkes böyle Tatar'ı benimsiyorlar bir ölçüde. Halbuki o kadar Tatar yok dünyada zaten o kadar Moğol yok. Cengiz Han istilası da doğrudur. Türklerin çok katılmasıyla olmuş bir şey o. Sibir Türklerinin, Kıpçak Türklerinin falan. Mesela bu şeyh ülke söylüyorlar ya nedir bizim eee karaylık, Yahudilik için ortaya konan Hazarhanlığını. Hazar diye bir millet yok. Yani Hazar bir Sovyet gibi falan bir laf.
>> Hı hı.
>> Yani bunlar bal gibi kıpçak. Mahcup kıpçaklar. Başka bir şey değil.
>> Konfederasyon.
>> Bunların bir kısmı o da işte çok elit kısmı. Proserit, misyoner bir din olmamasına rağmen o sırada Yahudiler bir propaganda yapıyor ve anlaşılan karay Yahudileri yapıyor ki karay mezhebini seçmişler. Böyle şeyler var. Sonra bu başkırların tam an Kıpçak Türkü olduğu falan da su götürüyor. Çünkü İsman eee eee şeyin biliyorsunuz eee bizim Ankara'da sefirlik de yaptı o biliyorsunuz. Eee, onun araştırmalarından çıkan şey o sıraki Sovyetler Birliği'nde o bölgeye bırakın batılıları Varşava ülkelerinin adamları bile girmiyordu. Vasari İsman Vasari eee Sovyet meslektaşlarının yardımıyla oraya gitti. Hatta bir tanesinde şoförlük yapan Rus arkadaş polis kontrolünde ne yapıyorsun sen demişler. Klinikten kardeşim aldım da diye bunu göstermiştim araneden. Bu da deli gibi bakmayı biliyor. Böyle kurtarmışlar yasak yerde. O Kasım Hanlığı falan. Oradaki tetkikleri çok ciddidir. Lisan Vasari ciddi bir adamdır. Yani hem Rusçayı hem Türkçeyi çok >> tabii Macar şey, Farsçayı falan bilen biri. E başkırlar eee başkırlaşmış, Türkleşmiş Macarlardır. Bu şimdi tespit edildi ve kabul edildi. Her sene festival yapıyorlar. Ama ne festival efendim? Dayanan gitsin. Yani tam hakikaten iki tane şey böyle savaş ırk yani ciddi atçı falan. Eee, bu bilinmeyen şeylerdi bunlar. Mesela eee filolog Germati, Macar filolog Germati 18. asırda Fince ile Macarcan'ın akraba olduğunu tespit etti. Korkunç bir şey. Hiç kimsenin aklına gelmez. Etti. Tespit etti kelime haznesiyle değil 78 kelime müşterek var yapıyla tamamen.
>> Sen tak >> hakikaten mesela böyle biz finlileri dinledik şeyde ilk gittiğimizde Gazne ile Macaristan'a o sefaretteydi. Ulan bu sarışın Macarlar nereden çıktı dedik. Bir müddet sonra geçti. Biz ikimiz konuşuyoruz. Gelmiş biri bize bir Alman yol soruyor. Biz de ki bizneb ama dedi siz dedi buralısınız işte macarca konuşuyorsunuz dedi. Bir Türkçeyi ayırt edemiyor kadın sokaktaki mazarcadan cahiller şey yapamaz. Ayrıt edemiyor. Bunlar olan şeyler tabii. Çok artık esprisini yapıyoruz bunun.
>> Bu tekrar ettiğiniz bir espri vardı hocam. O yeri geldi mi o esprinin? Ha şey Estonya tabii Finli onlar %90 benziyor. Dil yani. O Karşı Deniz'in finlileri onlar. Şimdi bizim uçak o zaman Estonya'dan şeye yok. TL'den İstanbul'a Helsinki'de konuyor. Bir daha alıyor. O takside şeyde Aprondaki takside böyle birtım veletler düz duvara tırmanıyorlar ve aralarında Türkçe konuşuyorlar. Anaları da böyle tombik güzel fin kızları. Bir Macar grup da dedi ki ne terbiyesiz çocuklar falan diye konuşuyorlar aralarında. Ben onları böyle İngilizce deyince İngilizce tekrarladılar. Bana ne kadar şey çocuklar bunlar falan dedi. Nedir bunlar dedi. Kim olacak macarlar dedim. Ne demek istiyorsun dedi. İşte anaları film babaları Türk Macar olur. Bunlar bilmiyor musun dedim yani.
>> Evet hocam bu bunu hatırlıyorum. Çok güler çocukları >> ama yani çocuklar aslında di sempat >> efendim bize dünyayı anlattı. İlber Hoca Osmanlı dünyasını, Türk dünyasını, Roma dünyasını, Akdeniz dünyasını, bizi biz yapan dünyalar bunlar Avrupa'yı anlattı. Çünkü hep tekrarlamayı sevdiği gibi 1856 Paris Anlaşması'ndan beri Avrupalı bir Türkiye'yi gördü. Akdeniz özeldi, Roma özeldi, Osmanlı özeldi ve Türk dünyasını bunların içerisinde bu perspektifle kabul etti. Fakat açık ki dünyanın içinden geçtiği dönemden hiç ama hiç hoşnut değildi. Son 200 yılı inişleriyle çıkışlarıyla değerlendirirken son 203 yılı herhalde bir dekadans olarak görürdü. Bir dekadan çöküş dönemi ve bunun dünya için kaybettirecekleri getirdiği riskler. Ama dünyayı anlayan ama eninde sonunda hep buradan dünyaya bakan bir akıl. O yüzden Türkiye için de kaygılıydı.
Hocam Roma, İmparatorluk, siz biraz önce söylediniz. Meşruiyet bu kavramlar galiba hala çok önemli değil mi?
>> Evet. E Roma imperya, Roma eterna.
>> Çünkü tabii Hristiyanlık ve kilise Roma'yı Hristiyanlık olarak ele alıp Eerna diyor.
>> Hı hı. Roma eternitesi, ebediliği, hukuk sisteminden ileri geliyor ve milletlerin bir arada yaşama alışkanlığından geliyor. Bu çok önemli bir şey. Bu taraf görülmüyor. Onu hemen Hristiyanlığın içine alarak bugün de onun üzerinde duruyor. Yani Roma iterna dediği zaman yaşayan Kilise onun için önemli. Halb ki bu bilmiyorum kilise olmuş. Sonra da İslamıza da fark etmiyor.
>> Hı hı.
>> Çünkü eee bizim Osmanlı İmparatorluğu bir imparatorluktur. Bir milletler topluluğudur. Bir arada yaşamayı bilir ve hiç şüphesiz ki hukuk sistemi şeysi bir devamlılık arz etmek durumundadır. Ve bu devletin bu yapının eternitesi devlet ebet müddet dediği zaman bunu kastediyor. Yani attığı şey bu eternite.
>> Hı hı.
>> Bunun tabii Hristiyanlık çok dar bir şey. Bunun için çok dar. Eee, bu bakımdan, eee, terimleri kullanırken üzerinde duracağız. Roma hukuku bir hukuk anlayışıdır. Bir prensipler, bir enstitüsyonlar yani kurumlar, hukuk kurumları bir mantık meselesidir. Eee, o devam eder.
>> Hı hı.
>> O hep devam edecek. Çünkü hukuk aynı kurallar, aynı mantık, aynı arayış, aynı içtihat teknikleri içerisinde zamanın değişikliklerini takip edip onlara problemlere çağrı aramakla, bir adaleti ona göre gerçekleştirmekle
>> Hı hı.
>> Mükellef. O yüzden adalet mülkün temelidir dediğimiz şey aslında
>> Fundamentum regn laflar bile aynı
>> Değil mi? Aynı laflar işte efendim cenge hazır olmamız gerekiyor. Eğer istiyorsak sulh
>> Ev
>> Eee baktığımızda aynı süreklilikleri aslında görüyoruz. Yani Habsburg Sarayı'nın üstündeki cümle bir şekilde bugün Türk mahkemelerinin >> duvarında da yer edebiliyor ve aynı geleneğe bahsediyoruz galiba değil mi? Evete dayandırma geleneği.
>> Eee, peki hocam onun dışında bir evrensellik kavramı da sunuyor mu Roma?
>> Roma tabii evrenseldir. Üniversal bir şeydir, dünyadır yani.
>> Zaten nedir? Roma s orbit universum. Imper orbit universum. Yani bütün dünyaya hükmedecek bir sistem.
>> Onu o şekilde yani o zamanki dünya o. Fakat anlaşılan o evrensellik, kurallar ve sonra dikkat edin patriçesi var, bilmem nesi var falan. İlk kuruluşu romanın ama >> sonunda imparatorlar bambaşka kabilelerden çıkıyor. Konstantinyalı.
>> Hı hı.
>> Efendim? Septimus Severus Libyalı.
>> Hı hı. Yarı yarıya anası Roma partinin içisi bir kadın babası ileri şey e Kartacalar.
>> Peki hocam Roma dediğimizde biz bir Akdeniz dünyasını mı anlamalıyız? Yani Fatih Sultan Mehmet Han Akdeniz bütün dünyaya gidecek. O zaman Akdeniz'di. O bugün de öyle olması lazım. Yani ben size söyleyeyim çok yakın gelecekte. Bunu biz görecek kadar yakın değil ama eee Akdeniz dünyası bir şekilde bir araya gelecek. Bu çok açık.
>> Hı hı.
>> Çünkü onu idare etmeye kalkanlar, dışarıdan yönetmeye kalkanlar bu işi kıvramıyorlar. Kıvramıyorlar. Bir yapamıyorlar. Anlamıyorlar.
>> Hı hı.
>> Ve zaten dağılıyorlar. Yani adamlarda bu sistem yok. Anlamamışlar.
>> Hı hı.
>> Götüremezler. Yani mesela bugün Amerika kendini Roma zannediyor. Hatta bizim buradan gitme arkiskopumuzda eee böyle bir iltifat etti şeye Trump'a. O da onu çok güzel benimsedi. Buna komedya denir ancak başka bir şey denmez. Yani doğru bir >> şey değil. Çok fazla artık izam edilmiş, egzajere edilmiş bir şey.
>> Hı hı.
>> Eee, çok fazla Amerikancıl, çok fazla Amerikancıl. Eee, Amerika, eee, kendini kozmol zanneder değildir yeterince.
>> Hı hı.
>> Ve hiçbir şekilde de tabii eternal bir uluslararası millet olamaz. Öyle bir kayıtları yok yani.
>> Şey, gelenekleri mi eksik hocam sizce bu konuda? Tabii çok önemli. Çok yeni bir memleket. Gelenekleri eksik. Anlamıyor, kavrayamıyor. Eğitiminde var noksanlık. Bak anlamamış hala. Herif diyor ki, "Yabancılara gidin." diyor.
>> Hı hı.
>> "Buradan çıkın." diyor. "Bu üniversiteden" diyor. "İşte" diyor, "başka yer arayın kendinize" diyor. "Han boşaltır gibi bu otelden çıkın gidin." Yani hereki kafaya bak. Yani Harvard'da yabancı talebe ve hoca olmazsa Harvard'lıktan çıkar orası. Sen kendin ne zannediyorsun yani? Üniversele yani. Laf ola beri gele. Her zaman için her zaman için hep aynı şekilde yabancı kadroları çezdi.
>> H
>> Gidiyorsun mesela bir tane başkır bir hoca görüyorsun. Başkır çıkmış Rusya'dan elif gelmiş. İngilizcesi mükemmel olmuş orada işte çalışıyor. Yani buna Türk de dahil. Ve ben sana söyleyeyim. Bizim Türk talebeler o büyük Amerikan üniversitelerinde en çok Türklüklerini tutarlar. Yani kendilerini muhafaza edenler.
>> Hı hı.
>> Yani çok o kadar intibakları %100 koyu Amerikalı gibi bir tip olarak değil.
>> Hı hı.
>> Bir şekilde kendilerini muhafaza ediyorlar. Etmese de ne olur onu da bilmem ama yani böyle kalkıp da orada böyle beynelmiler şeyi böyle Amerikanlaştırmaya kalkarsan gülerler sana. Çünkü Amerikan lise eğitimi yani junior high school denen şeyin kapasitesi oraya yetmez.
>> Yani oraya talebeye yetiştirmeye yetmez.
>> Yeterince kalifikasyon veremez. Bir Amerikalı bilginin yani saf Amerikalı bir bilginin bu üniversitelerde yerleşmesi ve tırmanması son derece zordur.
>> Hı hı.
>> Çok zordur. Mesela ben öbür branşlara bakmam. Sosyal bilimlerde, Chicago'da, Princeton'da, Harvard'da tamamıyla kıtadan gelme insanlarıla doludur yani. Hatta birisinde çok komik Akira Irı Japon herif yani. Amerikan tarihi okutuyor.
>> Hoş belki Amerika'yla bir ilgisi vardır. Bilmiyorum yani. Doğuştan Amerikalıda da var ya Japonlar. Ama bu ilginç bir şey. Yani kafa değişik girdiğin zaman orada kendini Avrupa'da hissediyorsun. Bu çok önemli. Yani orada Avrupa'dan gelme Avrupalı bir sürü hoca var ve onların kliyantelini tamamlayanlar da
>> Hı hı.
>> Tabii Avrupalı dediğin zaman daha geniş tut. Rusu var, İranlısı var, Hintlisi var, Türkü var. İşte Almanı, Fransızı, bilmem nesi var. Böyle bir kalabalık. Yani bu çok ilginç bir şey. En kalabalık bölüm o. Avrup şey vardı. Masterda soruları böyle noterin önünde çekiyorsun. Bütün o gruptaki öğrenciler salonda oturuyorlar çağırıyor. Mesela işte Byzantin History diyor. Bir iki Yunanlı ve bir Türk 3 kişi işte İslamic history falan böyle çıkıyor. European history diyor. Salonun yarısı boşalıyor. Hepsi Avrupa'dan gelme.
>> Hı hı.
>> Yani dersen ki bunlar Avrupa'da okuyamıyor mu? Çeşitli nedenlerle okuyamıyor. Yani
>> Amerika'yı bir istikbal, bir atlama noktası olarak görüyor.
>> Hı hı.
>> Belki daha rahat yaşama noktası olarak görüyor. Araştırma noktası olarak görüyor. Bir sürü şey böyle boşalıyor salon yazı Fransız. Sen şimdi oradan atarsan yabancı talebeyi falan o bölüm olmaz orada. Sen artık Avrupa tarihi falan inceleyemezsin. Harvard olarak, Princeton olarak doludur bunlar. Mesela tarih bölümlerine bakıyorum. Efendim tıp mıp olur mu? O da olmaz herhalde. Çünkü çıkanlara bakıyorsun o da öyle yani. Bir sürü adamlar var orada.
>> Yani içine kapanma dönemi gibi sanki Amerika için. Çok geri zekalı bir dönem demek lazım. Yani haddini bilmeyen dönemlere ve tavırlara geri zekalılık denir. Bu bu adam maalesef sıradan şımarık bir Amerikalı şey. Teddy boy bu.
>> Hı hı.
>> Eee, böyle yetişmiş. Kendi okuduğu okul iyi bir iktisat okulu şeyde Pensilvanya'da. Ama >> başka hiçbir şey yok. Hiçbir kultura yok. Sati.
>> Hı hı.
>> Ve sati bir kültürle Amerika hiç kendini yenileyemez, dışarı çıkamaz. Gelen insanları da kavrayamaz. Şimdi bu en büyük tehlike. Çünkü bu kapağına içine kapadan
>> Hı hı.
>> Dünyadan haberi yok diye bildiğimiz için renkleniyor.
>> Evet.
>> Sen bu çok dehşetle gördüm ben bunu. Mesela adamların İran tetkiklerinden falan haberi yok. Bakıyorsun vırt diye çıkıyor bir sürü İran. Bir anda çıkmış.
>> Öyle öyle.
>> Ya Roma hukuku kongrelerinde, Roma tarihinde hiç Çinli yoktu. Birden çıktı herifler. Bu adamlarda yok. Yavaş gidiyor yani. Hakikaten o Aziz Bey'in
>> Hı hı.
>> Son Marmara grubu İstanbul toplantısındaki nutku bura artık diyor Rusya'nın eski haline döndü diyor. İlmi araştırma yok. Silaha dönük bir ülke diyor.
>> Hı hı.
>> Doğru çıktı. Yani şey, Amerika kendini yenileyemeyecek. Yani bu olamayacak. Dünyaya açık basfını sürdüremeyecek.
>> Hı hı.
>> Ve devam edemeyecek. Bunun farkında değil adamlar. O da bizi ilgilendirmez. Çok fakat tabii şöyle bir çıkar.
>> Ham. Hı hı.
>> Eee, Çin'in karşısında stratejik olarak her zaman olarak eee Amerika ve Rusya'nın beraber olması gerekiyor.
>> Hı hı.
>> Bu beraberlik bir fayda getirmeyecek onlara. Çünkü ikisi de maşallah uykudalar yani. Çok kötü uykuya gidiyorlar. Yahut
>> İkisi de mi hocam?
>> Evet ikisi de çok kötü. Yani bunlar eski iki kuvvet. İkisi de oraya gidiyor.
>> Eee, Çin'i söylediniz ama bir de Hindistan var hocam mesela. Hindistan var bir de. Hindistan'dan çıkar mı? Yok çıkar tabii. Çok insan çıkar çıkıyor. En büyük kapitalistler, sanayi ama ne? Orası derli toplu bir ülke değil ki.
>> Hı hı.
>> Değil ki. Yani orası öyle bir yer
>> Yani. Çünkü Çin ve Hindistan hani birbirini dengeleyecek yeni dönemin iki büyük gücü gibi ol.
>> Çinle Hindistan'ın birbirine olması zaten mümkün değil. Öyle bir sorun yok. Ama Hindistan tek başına ne yapacak yani orada? Bir başka şeyler noksan. Bir mahşeri vicdan.
>> Hı hı.
>> Bir ordu mesela. Ordu var ama nasıl bir ordu? Bak adam mesela ordusu var. Pakistan'a falan saldırıyor, tutturuyor. Fakat dikkat et, dikkat ediyor musun? İçinde Müslüman yok.
>> Evet.
>> Almıyor. Şimdi böyle bir şey olabilir mi? Senin içinde 300 milyona yakın da Müslüman var. Ve herifler savaşçı >> ve eziyet ediyor. Hocam şu an >> sen onu dışlarsan senin savunma kuvvetini başından daha azaltıyorsun. Ha böyle bir kuvvetin, böyle bir saçmalığın zaten bir şeyleri ortaya çıkarması mümkün değildir. Çok önemli.
>> H hı hı.
>> Biraz önce de söyledim. İlber Hoca'nın Türk kavramı dünyaya açık, dünyayla barışık ama kendisinden emin, onurlu, gururlu ve bunu hak eden bir kavram ve bir şekilde Avrupa'ya kızgındı. Aslında şöyle kızgındı. Bir Avrupalı olarak kızgındı. Avrupa ve Türkiye ilişkilerini her zaman çok önemsedi ve Avrupa'yı belki Türkler dışındaki Avrupalılardan daha iyi anlayan, daha derin analiz eden ve çoğu zaman kendi kuşağının mensuplarıyla sohbetlerine şahit olduğunda Avrupalılara Avrupa'yı öğreten ve Avrupa için doğru dertlenmeyi öğreten bir hocaydı. Bilber hocam. Şimdi Roma dedik, Avrupa dedik.
>> E bugün siz de dediniz ki Rusya'yla Amerika uyumaya gider gibi. Avrupa'nın durumu hocam nedir? Roma ded
>> Hiç dah iyi değil. Hiç dahi değil. Yani bunların ordusu mordusu olamaz. Çünkü bitmiş o iş. Yani ordu demek. Bugün gene bir baktım şeyde Hitler aslında o Prusyalı geleneği bile o kadar dejenere etmiş ki ya mesela vazife şinaslık korku ve teröre dönmüş ordu içinde.
>> Hı hı.
>> İşte efendim sadakat ve bağlılık doğrudan doğruya vicdansızlık ve ezmeye dönüşmüş. Bu çok önemli. Yani gaddarlık mesela şey var değil mi? Bir ayaklanma var. Temmuz ayaklanması. Son anda birtım subaylar ayaklandılar.
>> Bunlar yakalandı. Muvaffak olamadı. Suikast tutturamadılar. Yani idamın şeyine bak. Piyano telleriyle bağlayıp asıyorlar herife. Yani adam adam asmıyor yani. Böyle piyano teles artık sapıklığa varmış.
>> Evet.
>> Şimdi böyle bir şoktan geçen bir toplumun mesela benim bir doktorum vardı. Çocuk doktorum Avusturya'da eee kadının kardeşini temizlemişler. Yani resmen kurşuna dizmişler. Niye? İşte bu işin sonu gelmiyor diye canım. Avusturyalı Katolik bir aile canı çıkmış artık askerlikte olanın.
>> Hı hı.
>> Söylenmiş. Vay söylendin mi? Kurşuna diziliyor. Yani son derece gaddarca bir cezaani asker kaçağı bilmem ne olur falan filan. Ama böyle travmalardan geçen bir toplumun artık askerliğe bağlı olması falan da mümkün değil.
>> Hı hı.
>> Mümkün değil. Onun için bunlar sağdan soldan asker toplama meraklısı olacaktır.
>> Hı hı.
>> Eee, şimdi Türk ordusuna karşı böyle meyilleri var. Oradan sonra ne kadar gider bilmiyorum ama
>> Şuna dikkat edin. Eee, o Ursula teyze böyle çantasına paraları koyup bapıskaya torbasına
>> Hı hı.
>> Efendim böyle alenen çok ayıp bir şekilde eee birtım devletlerin, birtım beyneler birliklerin namusunu şüpheye düşürecek şekilde böyle küstahlıkla dağıtmaya çıkıyor. 12 milyar euro verecekmiş falan. Ne kadarını verir o da belli değil. Bu gibi tavırların arkasında daha pratik şeyler vardır. Onlar oradan asker toplamayı da düşünebilirler. Çünkü onun için çok müsait, iyi eğitim almış. Eee, böyle bir topluluktur o. Türk toplulukları ondan
>> Cephe açmasa da rahatsızlık verecek bir hat oluşturmak istiyorum.
>> Or yani onların hiçbir şey yapacağını da zannetmiyorum. Çünkü bu Almanlar bunlar Rusya'yı anlayamadılar. Hiçbir zaman anlayamadılar. Kafaları ermiyor bu işe. Yani şimdi de böyle bir Ukrayna karşısında duraklaması var ya Rusya'nın. O doğrudur. Kardeş, kardeş kavgasıdır bu. Bu rezalet çıkar ancak bundan.
>> O doğru bir iş değil. Fakat
>> Eee acaba böyle bir gerçekten Batı Avrupa'yla Rusya arasında kavga çıksa bu kadar şeylik, dağınıklık olur mu? Onu bir düşünmeleri lazım.
>> Yani çok önemli bir şey bu. Onun için eee bence bizim politikalarımız doğrudur. Gelenekseldir.
>> Hı hı.
>> Rusya'yla Batı Avrupa söz konusu olduğunda beraber oluyoruz. İstiklal Savaşı politikasıdır bu.
>> Böyle de devam etmesi gerekir. Eee tabii ki bunun dışında bazı şeyleri de göz önüne almamız gerekiyor.
>> Gerekiyor hocam. Ve zamanımızı doldurduk ama ben müsaadenizle hocam bir kere daha şu kitabı göstereyim kıymetli izleyicilerimize de. Teşekkür ederim.
>> Çünkü Türkiye Türklerin tarihi dediğimizde herhalde dünya tarihsel bir figür olarak değil mi Fatih Sultan Mehmet Han efendim derdi günü hocanın bu memleketin iyi olmasıydı. Daha önce bahsettim biraz önce. Eee, bir ilmiye sınıfı mensubu olarak adaleti hep çok önemsedi. Bilim onun işiydi ama onun yanında kavramların mutlaka ve mutlaka idare ve siyaset kavramlarıyla ilişkisini de hep önemsedi. Ve Türkiye iyi olsun, Türkiye daha müreffeh olsun, Türkiye daha fazla kalkınsın. Türk gençleri daha mutlu olsunlar ve asla ve asla neşelerini kaybetmesinler isterdi. Neşe çok önemli bir kavramdı İlber Hoca için. Eee, kendi kuşağı ve kendini yetiştirdiği o ahlaki kodların içerisinde çok dertlendiği zamanlar olduğunu da biliriz. Çok üzgün olduğu zamanları da biliriz. Ama bunları göstermek asla istemedi. Çünkü dertleri paylaşmak yerine dertleri kendisi çözmeyi ama daha çok neşeyi telkin etmeyi tercih etti. Öyle bilindi. Öyleydi de eee Evet. Tüm Türk milleti İlber Hocasını kaybetti. Dünya Akademyası Profesör Doktor İlber Ortaylı'yı kaybetti. Türk Akademyası Profesör Doktor İlber Ortaylı'yı ama mülkiye öğrencisini, hocasını, dil tarih öğrencisini, hocasını Galatasaray Üniversitesi hakeza öyle pek çok yere dokundu hocam. Ama beni de yetiştiren kişi, ben de hocamı kaybettim ama daha da mühimi herhalde unutmamak gerekir. Çok sevgili Tuna babasını kaybetti. Nuriye Hanım, Enver Bey ve Emeldar Bey abilerini kaybettiler. Ama o bize neşeyi telkin ediyordu. Ne diyelim? Neşesi Türkiye'ye çok şey öğretti. Nur içinde yatın hocam.