📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

SAVAŞ ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOR

Cevheri Güven58:41

Transcription

Karşınızdayım. Türkiye'de yeni bir partinin ayak sesleri artık iyice duyulmaya başladı ve Cumhuriyet Halk Partisi'nden uzun zaman önce olması gereken istifalar nihayetinde geldi. Başından belli olan, başından beri yargı kararı sarayda verilmiş olan bir karara artık daha fazla boyun eğmemek için Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri partilerinden istifa etmeye başladılar. Sarayın bununla ilgili bir planı var ve asıl mücadele, asıl savaş şimdi başlıyor.

Seçime bu yeni parti girebilecek mi? Tayyip Erdoğan'ın bu yeni parti ile ilgili oyunları ne? Bu yeni parti oy içerisinden bölmek için neler yapacak? Ve bu yeni partinin önünde nasıl fırsatlar var? Tıpkı Tayyip Erdoğan'ın önüne 1998-1999 yılında konulan fırsat gibi bir fırsat var. Ama şartlar değişik, fakat hamlelerin çok benzerliği ve sürecin çok benzerliği dikkat çekiyor. Bütün bunların detaylarını bulacağınız, Erdoğan'ın planları ve savaşın neden asıl şimdi başladığı ve bu savaşın meydanının Cumhuriyet Halk Partisi'nin içi değil, bambaşka bir yer olduğuna ilişkin bütün detayları bulacağınız yine bilgi dolu, yine dopdolu bir yayın olacak.

Fakat her zaman olduğu gibi yayına başlamadan evvel hatırlatayım. Yayını beğenmeniz, paylaşmanız, yorum dahil her türlü etkileşimde bulunmanız sesimin daha geniş kitlelere duyulması açısından önemli. Kanalıma abone olursanız, bildirim butonunu açarsanız ve beni de Patreon'dan ve katıl üyeliği ile desteklerseniz kanalın daha da büyümesine yardımcı olursunuz.

Şimdi gelelim Türkiye'de büyük bir boşluk var. Siyasette herkes büyük bir boşluğun olduğundan bahsediyor ve oy kitleleri de bu boşluk nedeniyle kararsızlar. Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerinde seyrediyor ve son yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi'ni ki hep "Cumhuriyet Halk Partisi işte ezanı yasaklamış, camileri ahır yapmış. O yüzden bu halk Cumhuriyet Halk Partisi'ni asla birinci parti yapmaz" dedikleri Cumhuriyet Halk Partisi'ni dahi son yerel seçimlerde Tayyip Erdoğan'a karşı birinci parti yaptı ve AK Parti iki kere üst üste hem Ankara hem İstanbul dahil belediyeleri kaybetti. Yani siyasette büyük bir boşluk var.

Fakat bu boşluk gelip böyle kendiliğinden armut pişip Özgür Özel'in ağzına düşecek mi? İşler böyle olmayacak. Çünkü savaş asıl şimdi başlıyor. Şimdi öncelikle istifa kararı doğru muydu? İşte Yılmaz Özdil'den tutun da böyle kronik CHP'li bazı isimler var. Cumhuriyet Halk Partisi bunlar için Türkiye Cumhuriyeti'nin filan önünde. Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisi, Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki başkanlık pozisyonu devlet başkanı olmaktan bile daha önemli durumda olan, böyle kronik CHP binalarının içinde yaşayan, CHP'li kimliğini neredeyse alınlarına dövme yaptıracak bir grup var. Hastalıklı CHP'liler diyebileceğimiz bir grup. Bunlar CHP'den Özgür Özel ve ekibinin istifa etmesini çok çok yanlış buldular. Hatta bunlar şöyle diyorlar: "Özgür Özel istifa etmeseydi, bekleseydi, eninde sonunda CHP genel başkanı olacaktı." Sanki Türkiye'deki bütün mevzu bu. Özgür Özel'in CHP genel başkanı olmasıymış. Bütün mevzu gibi. Bütün mevzu CHP genel başkanlığıymış gibi. Çünkü CHP'nin içerisinde yıllar ve yıllar bu hiziplerin parçası olan, bu hizipler savaşının bir parçası olan, CHP'de bir pozisyon almak için bu mücadele edenler her şeyi CHP'den ibaret zannediyorlar. Ve CHP'yi de bugüne kadar iktidara taşımayan şey bu idi. Dolayısıyla burada sonucu başından belli olan Tayyip Erdoğan'la Kemal Kılıçdaroğlu'nun birlikte oynadığı bir oyun vardı. Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu kayyımlığı mutlak butlan kayyımlığını kabul etmeyeceğini açık biçimde söyleseydi, Tayyip Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanlığına bir kayyım atamayı, Türkiye'de ana muhalefet partisi genel başkanlığına bir devlet memuru atamayı göze alamazdı. Bu onun meşruiyeti ile ilgili bir çizik olurdu. Fakat başından beri Kemal Kılıçdaroğlu utangaç yeşil ışıklar yaptı. "Partiyi işte bir kayyıma, devlet memuruna mı bırakacağız?" filan dedi. Bu yeşil ışıklar nedeniyle Tayyip Erdoğan'la Kemal Kılıçdaroğlu arasında bu oyun 2 yıldır oynanıyor ve bunu da Özgür Özel de biliyor, Ekrem İmamoğlu da biliyor. Dolayısıyla bu oyunda kararın, yargı kararının sarayda verileceği belli ve Yargıtay'dan da mutlak butlan kararının onaylanacağı belliydi. Dolayısıyla Özgür Özel ve arkadaşlarının doğru bir zamanlamayla istifa etmeleri gerekiyordu. Bu geç kalmış bir istifa dahi olabilir. Fakat nihayetinde istifa ve yeni parti sürecine geldiler.

Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'nun düşünmesi lazım. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'nun düşünmesi lazım. Çünkü şu an Tayyip Erdoğan Yargıtaydaki mutlak butlan kararını onaylama fikrini değiştirebilir. İyice böyle bunları rezil etmek için mutlak butlanı iptal edip Kemal Kılıçdaroğlu'nu rezil rüsva edip Özgür Özellileri "CHP'ye yeniden mi dönelim? Bu partiyi kapatalım mı kapatmayalım mı?" ikileminin içerisinde bırakabilir. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu düşünsün. Fakat doğru karar yeni parti devam etmekti. Bu aynı zamanda tarihi bir konu.

Şimdi siyasette boşluk oluştuğu zaman bir mağduriyet hikayesi de çıkar her zaman. Ve bu mağduriyet hikayesi ne şu anda? İşte Kemal Kılıçdaroğlu'nun Tayyip Erdoğan'la birlikte Özgür Özel ve ekibine yaptığı mağduriyet. Fakat bu mağduriyet hikayesi sizi tek başınıza iktidara taşımaz. Bakın 28 Şubat sürecinde Tayyip Erdoğan'lara, işte bu Refah Partisi geleneğine, bu İslamcı siyasete generaller yapmadıklarını bırakmadılar. Çok mağdur ettiler onları. Fakat bu mağduriyet hikayesiyle Tayyip Erdoğan'lar iktidara gelmediler. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluş sürecine bakın. O zaman ben de genç bir gazeteciydim. Hatta AK Parti'nin ilk seçim mitingini Tayyip Erdoğan Hakkari'den yapmıştı. Ben de o zaman Cem Uzan'ın Star Gazetesi'nde muhabirdim. Beni de göndermişti haber müdürüm oraya. İlk Hakkari'deki mitingini izlemiştim. Tayyip Erdoğan o Hakkari'deki ilk mitingde de bütün o seçim sürecinde de 28 Şubat sürecinde "Generaller bize şunu yaptı, bunu yaptı. Erbakan bizi partiden ayrılmak durumunda bıraktı" vesaire gibi mağduriyet hikayelerini hiç anlatmadılar. Bütün o seçim stratejisini Abdullah Gül belirlemişti ve bu mağduriyet zaten cepte. Zaten halk generallerin bunları mağdur ettiğini biliyor. Zaten halk Erbakan'ın onlara koltuğu vermediğini, yenilikçilere izin vermediğini biliyor. Bu hikaye zaten cepte. O bütün o seçim meydanlarında Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün stratejisini oluşturdu. O seçim stratejisi neyin üzerine oturmuştu? Gelecek üzerine oturmuştu. Daha iyi bir Türkiye, Avrupa Birliği perspektifi, demokraside kendisini aşan bir Türkiye, dünyayla entegre olan bir Türkiye, ekonomik sorunların kararlı biçimde çözülebileceği bir kadronun sürekli olarak öne sürülmesi. Bu şekilde seçimleri pozitif siyaset yaparak kazandı Adalet ve Kalkınma Partisi. Mağduriyet üzerine oynamadı. Dolayısıyla şu an siyasette bir boşluk var. Fakat bu "Kemal Kılıçdaroğlu bizi böyle mağdur etti, mutlak butlan böyle, o Tayyip Erdoğan bize bunları yaptı" filan mağduriyeti sizi tek başına iktidara taşımaz. Mağduriyet halk zaten biliyor. Bunun üzerine neler kurulacak? Esas mevzu bu.

Şimdi şartlar 28 Şubat sürecine benziyor. Fena halde benziyor hem de. Şimdi askerler o dönemki güç, generaller inanılmaz güçlü. Generallerin bırak böyle orgenerallerin filan tu generallerin lafları Milliyet Gazetesi'de, Hürriyet Gazetesinde, Sabah Gazetesinde manşetlere çıkardı. Hatta general olmayanların bile bir askeri bir kaynak diye her gün manşetlere çıkardı. Ali Kırca'lar, Tuncay Özkan'lar o zaman Kanal D'yi işte yönetiyorlar, ATV'yi yönetiyorlar. Bunlar her gün generallerin ağzından iktidarı topa tutuyorlar. Generaller inanılmaz güçlü ve generaller sürekli olarak Refah Partisi vesaire bunları mağdur. Generaller güçlü. Fakat bu süreçte şöyle bir durum oluştu. 28 Şubat'ta askerler, o generaller zalimce bir güç kullandılar ve bu zalimce gücü, o gücün büyüklüğü ile birlikte Türkiye'deki merkez saha siyasette onlarla birlikte hareket etti. Süleyman Demirel onlarla birlikte hareket etti. Mesut Yılmaz onlarla birlikte hareket etti. Bülent Ecevit onlarla birlikte hareket etti. Ve nihayetinde bu zalim büyük güçle birlikte hareket edenlerin hepsi tarihin sahnesinden silindiler. Fakat olay bundan ibaret değil. Çünkü başka bir şey de var işin içerisinde.

Şimdi de generaller gibi bir güç var benzer biçimde. O generaller gibi olan güç kim şu anda? Tayyip Erdoğan ve onun bürokratları. Bakın Türkiye'de her zaman hayal edilen, adına derin devlet mi dersiniz, derin çete mi dersiniz, İttihat Terakki mi dersiniz? Bunların hayal ettiği şey neydi biliyor musunuz? Bürokratların iktidarı ve tek lider. Bir tane lider olacak. Mutlak güçlü. Sonra o lider bürokratlarla birlikte ülke yönetecek. İttihatçıların hayali de buydu. Türkiye'deki derin devletin hayali de buydu. Türkiye'deki generallerin hayali de buydu. Ve nihayetinde bu hayallerini Türkiye'nin tarihinde dönem dönem zaten realize ettiler. Şimdi de realize ettiler. Şu an meclis paçavra. Adalet ve Kalkınma Partisi paçavra. Milletvekilleri paçavra. Şu an Tayyip Erdoğan kiminle yönetiyor ülkeyi? Tayyip Erdoğan var ve bürokratlar var. Bakanlar da bürokrat. Bakanlar atanmış, seçilmiş milletvekili değiller ki. Atanmışlarla lider. Böyle bir düzen kuruldu. Şimdi bu düzende, bu düzen 28 Şubat'ın generalleriyle birlikte abenzer düzen zalim tek güç ve yargı eliyle, bürokrasi eliyle karşısındaki herkesi eziyor. Şu an İyi Partisi'nden tutun da pek çok muhalefet partisine kadar bunların hepsi bu zalim güçle birlikte hareket ediyorlar, değil mi? İşte Tayyip Erdoğan'la birlikte Millet İttifakı'nın, Cumhur İttifakı'nın içerisinde olanları görüyorsunuz. Ayrıca ona dışarıdan destek veren İyi Parti gibi silik siyasetle filan destek veren görüyorsunuz. Bunların hepsi eriyip yok alıyorlar. Tıpkı 28 Şubat'ın askerlerine destek verenler gibi. İşte bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu da hatırlayın daha 3 sene öncesinde %48 aldı. Şu an zalim güçle hareket ettiği için Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyu ne kadara düştü anketlerde? Kişisel oyu %2'ye düştü. Zalim güçle hareket ettiğinizde halk ne diyor? Ya ben o zaman zalimin kendisine oy veririm, sana ne oy vereyim diyor. Ve bu zalim güçle örtülü ya da açık birlikte hareket ettiğinizde halk bunu anlıyor. İsterseniz örtülü hareket edin, onun güdümüne girin. Halk bunu çok net biçimde anlıyor.

Şimdi 28 Şubat'ta da günümüzde de siyasette neden boşluk oluşuyor? Bunun teşhisinin doğru biçimde konması lazım. Şimdi bu yeni parti ve onun destekçileri, onun böyle medyadaki silahşörleri filan bunlara baktığımızda tespiti oldukça yanlış yapıyorlar ya da konforlu alandan tespit yapmak işlerine geliyor. Şimdi bakın Refah Partisi'nin yükselişi böyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin klasik insanlarının filan anlattıkları filan gibi "Türkiye dindarlaştı" filan. Bundan dolayı Refah Partisi filan yükselmedi. Dindarlaşmayla filan ilgisi yok. Tıpkı şu anda "Kemalizmden Türkiye uzaklaştığı için" filan bununla ilgisi yok. Bakın o süreçte uzun yıllar işte bu bir zalim güç var. Bu zalim güç halka tepeden bakıyor. O dönemin generalleri bir bu tepeden bakış açısı var. İkincisi bu zalim güçle birlikte hareket edenler ülkeyi rezalet biçimde yönetiyorlar. Zaten otokrat olduğunuzda böyle oluyor. Ülkenin ekonomisi kötü, ülkenin siyaseti kötü, eğitimi, sağlığı vesaire her şeyi kötüydü. Ülke güzel yönetilemiyordu yani. Ve belediyelerde su probleminden tutun da başka problemlere kadar filan ve halk bir arayışa girdi. Önce denedi. Halk ne yaptı? Refah Partisi'ne belediyeleri verdi. Refah Partisi belediyelerde fena iş çıkarmadı. Ondan sonra Refah Partisi'ni iktidara taşıdı. Önce koalisyon ortağı olarak bütün gücünü vermedi. Sonra ne yaptı? Sonra Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. Onun devamı olarak Adalet ve Kalkınma Partisi'ni tek başına iktidara getirdi. Halk doğru mesajları verdikleri için. O süreçte Refah Partisi bütün mağduriyeti, o Refah Partisi'nin devamı olan Fazilet, Saadet partileri şey yaptılar. "28 Şubat generalleri bize şunu yaptı, bunu yaptı. Erbakan'a onu yaptılar, bunu yaptılar" anlattılar. Bu mağduriyetin hakkında bir karşılığı oldu mu? Olmadı. Mağdur olan Tayyip Erdoğan'lar da Abdullah Gül'ler de mağdurlardı. Fakat o mağduriyet hikayesinin üzerine sadece oynamadılar. Üzerine bir şeyler koydular. Gerçek siyaseti inşa ettiler o dönem hatırlayın. Avrupa Birliği vizyonuyla birlikte.

Şimdi bakın Türkiye'de geçmişten beri şöyle bir yanlış tespit yapılıyor. İslamcı, İslami gelenekte de böyle dindar kesimin içerisinde de vardır. Karşı seküler kesimin içerisinde de bunun tersi biçimde vardır. Mesela dindar kesimde anlatılan bir hikaye vardır hep. Osmanlı Devleti'nin geri kalması, Osmanlı Devleti'nin çöküş yılları. Ve ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin de gelişememesi. Bunu neye bağlar biliyor musunuz? Bütün Türkiye'deki dindar, İslami kesim diyebilelim genel olarak hep anlatılan hikayedir. İşte ben de çok dinlemişimdir yıllar boyunca. "Din konusunu arka plana attığı için, İslamiyetten, Müslümanlıktan uzaklaştığımız için, bu sebeple Osmanlı Devleti geri kaldı ve yıkıldı. Türkiye'de bu dindar olamadığı için, İslamiyetten uzaklaştığı için Türkiye'de bu sebeple bir türlü gelişemiyor." İslami kesimde anlatılan hikaye bu.

Şimdi bunun tam tersi olarak Türkiye'deki seküler kesimde anlatılan hikaye ne? "Türkiye şu an bu halde çünkü Kemalizmden uzaklaştı." Bu sebeple ama şimdi dünyaya bakıyoruz. Müslüman olmayan bir sürü gelişmiş ülke var. Ve bu gelişmiş ülkeler Kemalist filan da değil. Ama bu ülkeler gelişmiş. Gelişmişliğin, Osmanlı'nın geri kalmışlığının, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir türlü ilerleyememesinin dinle de ideolojiyle de bir alakası yok. Gelişmişlik bambaşka bir şeyle ilgili bir şey. Bunun Osmanlı'nın çöküşünün pek çok sanayi devriminden tutun da bazı reformları yapamaması, bürokrasiyi yenileyememesi vesaire, bürokrasideki çöküş, Osmanlı Devleti'nin, monarşilerin demokrasiye dönerken orada ayak bir sürü sebebi var. Dinle ilgisi yok. Din bambaşka bir şey. Din insanların gelişmiş ülkedeki insanlar mı sadece cennete gidecek? Din insanları devletin ekonomisiyle, enflasyon oranlarıyla, gelişmişlikle, şununla bununla ilgilenmiyor. Din insanların dürüst olmasıyla, işte ahlaklı olmasıyla, ibadetlerini yapmasıyla, bireysel özellikleriyle filan de bunlarla ilgileniyor yani baktığınızda. E o zaman gelişmiş ülkelerdekiler cennete gitsin, gelişmemiş ülkelerdekiler cehenneme gitsin. Yani böyle bir şey yok. Yani dolayısıyla aynı hata. İslami kesim "dinden uzaklaştığımız için geri kalıyoruz" diyor. Diğer kesim de "Kemalizmden uzaklaştığımız için geri kalıyoruz" diye. Oysa bunlardan bambaşka bir hikaye var. İşte bu yeni parti bu hikayeyi kavrayabilecek mi?

Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yükseliş dönemi, ANAP'ın yükseliş dönemi, Demokrat Parti'nin yükseliş dönemi ve son olarak Cumhuriyet Halk Partisi'nin yükseliş dönemi. Şu son seçimlerde bunların hepsine bakın. Doğru olan şey neydi? Doğru politikalar, halkı yakalayan politikalar, umut, gelecek vizyonu. Bununla ilgili bir şey bu arada ne din konunun içerisinde, ne ideolojiler konunun içerisinde bunlar oy filan getirdiği filan da yok açıkçası. Şimdi dolayısıyla bu yeni partinin bu din meselelerini, ideoloji filan bu hikayeleri, iki tarafın hikayelerini de bir tarafa bırakılması lazım öncelikle.

Şimdi bu yeni parti tutabilir ama şartların biraz eskiden farkı var. Mesela bakın Meral Akşener değil mi? Meral Akşener ne oldu? Milliyetçi Hareket Partisi'nde Devlet Bahçeli'ye karşı liderlik mücadelesi verdi ve bir sürü kumpas yaptı Devlet Bahçeli Tayyip Erdoğan'la birlikte. İşte o mahkeme kumpaslarını Cemal Enginyurt da işin içindeydi o zaman. Meral Akşener bir mağdur olarak Milliyetçi Hareket Partisi'nden ayrıldı. Ahmet Davutoğlu partisinin, AK Parti'nin başında %49 oy aldı. Tayyip Erdoğan Pelikan bildirisi, Pelikan darbesiyle onu partinin başından attı. Adam ayrıldı, mağdur olarak gitti bir parti kurdu. Ali Babacan partide daha dün gelmiş. Yiğit Bulut'lara şunlara bunlara ekonomi politikası iki paralık edildi. Ali Babacan'ı adam yerine koymadılar. Ayrıldı, mağdur edildi. Ekonomi başarıları filan var. Ona rağmen Ali Babacan mağdur, Ahmet Davutoğlu mağdur, Meral Akşener mağdur. Fakat bu mağdurlara millet niye oy vermiyor? Peki Özgür Özel de mağdur. Kemal Kılıçdaroğlu mağduru. Bu mağdura millet niye oy versin? Bu mağdurlara millet niye oy vermedi biliyor musunuz? Meral Akşener aldı partiyi ülkücülerle doldurdu. O zaman insanlar da diyor ki "Ya senin MHP'den farkın ne? Tamam mağdursun da ne farkın var?" filan. Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan'ın AK Parti'den ne farkı var? Bunu bir türlü ortaya koymadılar. Halka umut veremediler. Şimdi Özgür Özel de Cumhuriyet Halk Partisi'nden ne farkın var senin? Halk bunu diyecek yani. Dolayısıyla sadece mağduriyet hikayesi yetmiyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kopyasını kurdum. Ali Babacan da AK Parti'nin kopyasını kurdu. Meral Akşener de MHP'nin kopyasını kurdu. Oldu mu? Olmadı. Bu mağduriyet hikayesi tamam cepte fakat bunun üzerine gerçek bir siyasetin kurulması lazım. Onun detaylarına geleceğiz.

Şimdi burada içinden çıkamadığı bir kompleks var. Cumhuriyet Halk Partililerinin daha doğrusu sokuldukları bir kompleks var. İçinden çıkamadıkları. Bir de bundan kurtulması lazım. CHP ile ve CHP geleneğinden gelmiş kişilerle halkı hep kopartan şey şu anda Özgür Özel ve ekibinin CHP'den ayrılmaktaki böyle ayaklarına bağ olan şey de aynı şey. Böyle ayaklarını bugüne kadar sürmeleri, bu partiyi doğru zamanda kurmamalarının sebebi de bu. Bakın Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ekibi daha doğrusu Ekrem İmamoğlu hiç öyle Kemal Kılıçdaroğlu'yla o seçimlerden sonra tek tek delegeleri tutup delegeleri ikna edip bu delegelerle ilgili şaibeli işler içine filan bunlara hiç gerek yoktu. Hepimiz biliyoruz ki Kemal Kılıçdaroğlu o delegeler üzerine böyle abluka kurmasaydı Ekrem İmamoğlu ondan sonra bu delegeler Kemal Kılıçdaroğlu'nu seçerlerdi. Yani Türkiye'de böyle oluyor. Fakat orada Kemal Kılıçdaroğlu seçilecekti. Sonra Ekrem İmamoğlu ve ekibe ayrılıp gideceklerdi. Yani Erbakan hikayesi gibi olacaklardı. Fakat delegelere çok açıldılar CHP'yi bırakmamak için. Şimdi bu CHP'yi bırakmama hikayesinin temeli ne biliyor musunuz? Bu temelindeki travma. "Cumhuriyeti kuran parti." Bu söylem "Cumhuriyeti kuran parti" ve %23 cepte. Bu sebeple şimdi bu gerçek mi? Türkiye'deki pek çok tarihçi böyle tarihteki tabularla ilgili konuşmayı hiç sevmezler. Milletin hoşuna gidecek şeyler söylerler. Gerçekleri yazan böyle tarih kitapları falan da millet zaten okumadığı için bu popüler tarihin içerisine gerçekleri sokan tarihçi neredeyse yok. Böyle hani YouTube yayınlarında şunda bunda.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyeti kuran parti filan değil. Yani Cumhuriyeti kuran 1. Meclis işte 1919'da Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a ayak basması, Kuvay-i Milli Hareketleri, 1920'de 1. Meclis'in kurulması. Çünkü İstanbul'daki meclis İngiltere'nin işgali nedeniyle filan onun fesedilmesi filan. Ankara'da 1. Meclis kuruldu ve Cumhuriyet tarihinin temsil açısından en kapsamlı, en mükemmel meclisidir. Türkiye'de kim varsa hangi etnik kökenden, hangi dini gruptan, hangi yaklaşımdan, sosyalisti, dindarı, Kürtü, Türk'ü, Çerkezi, herkesi kapsayan ve temsil ölçüsünde kapsayan bir meclisti. 1. Meclis. Bu sebeple Kurtuluş Savaşı'na bütün bir halk katıldı. Değil mi? 1. Meclis Cumhuriyeti kurdu. 2023'te Cumhuriyet ilan edilinceye kadar 1. Meclis hem Kurtuluş Savaşı'nı yönetti, kurumlar kurdu, atamalar yaptı. 1. Meclis cumhuriyeti kurdu. Ondan sonra Cumhuriyet Halk Partisi kuruldu. Fakat bu CHP'liler cumhuriyete, Cumhuriyet Halk Partisi'ne cumhuriyeti kuran parti unvanı vermek için ne yaptılar? Erzurum ve Sivas kongrelerini, ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı organize etmek için yapılmış kongreleri CHP'nin ilk kongresi saydılar bu şekilde. Orada Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti vardı. Bunu da CHP'nin ilk nüvesi saydılar. Böyle böyle değil ki yani. E şimdi tutup cumhuriyetin kuruluşunu bir partinin çatısı altına koyunca o partili olarak kendisini hissetmeyenlerde bir antipati oluşuyor ve Cumhuriyet Halk Partisi de bu sebeple yıllarca "Cumhuriyeti kuran parti" olarak Jakoben seçkinci ve tepeden inmeci oldu filan. Bu büyük bir travma yarattı. Çok hoş bir söylem. "Cumhuriyeti kuran parti" çok hoş bir söylem. Fakat aslında bir travma yaratıyor. Çünkü o partili olmayanlar da iyice antipati oluşturuyor. Çünkü bir ülkenin kurulması, bir ülke bir partinin çatısının altına sığmaz. Bu ülkeyi herkes birlikte kurdu. Bütün halk birlikte kurdu. Bir parti kurmadı. Bir meclis kurdu. Birinci meclis kurdu bu ülkeyi. Olay bu şekilde. Ta Cumhuriyet ilan edildikten sonra Cumhuriyet Halk Fırkası kuruldu. Sonra adı Cumhuriyet Halk Partisi yapıldı. Fakat tuttular Erzurum Sivas kongrelerini "aslında bizim parti kongrelerimizdi" deyip Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluşunu geri çektiler. Tarihi geriden yazdılar. Aynı George Orwell'ın Hayvanlar Çiftliği'nde gibi tarihi böyle yeniden yazan orada bir tane kurum var. Böyle eski tarihi yeniden yazan, sürekli şartlara göre değiştiren. Bu şekilde. Şimdi bu travma nedeniyle istifa edip ayrılmaları gereken, asılmamaları gereken kongrede bu hatayı yaptılar ve iki yılın sonunda bu şekilde mutlak butlan kararıyla ayrıldılar. Şimdi bu bir geride bırakılmalı bu şekilde.

Şimdi gelelim Erdoğan'ın mevzusuna. Esas bütün bu yeni parti kurulurken Erdoğan neler yapıyor? Bu önemli. Çünkü rakibinizin yaptığı bir şey de var. Şimdi bir kere artık Özgür Özeller için "tarih dersi dinlemeye gelmedik" demiş ama burada küçük bir parantez açmak durumunda kaldım. Bu önemli bir şey aslında. Özgür Özeller için artık Cumhuriyet Halk Partisi artık ana muhalefet partisi özelliğini kaybetmiş. Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yok olup gidecek bir parti. Artık bütün gündemlerinden çıkmalı. Adlarını bile anmamalılar. Bütün bu CHP kadrosu. Odaklanmaları gereken şey ne? İktidar. Odaklanmaları gereken şey halk. Artık CHP defteri tamamen kapanmış olmalı. CHP unutulup yok edilip gelecek partilerden biri olmalı. Tıpkı ANAP gibi, tıpkı Doğru Yol Partisi gibi. Bakın Anavatan Partisi'nin lideri Erkan Mumcu Tayyip Erdoğan'dan sonra en çok merkez sahada oy alacak lider çıkıyordu anketlerde. Ne yaptı? 2007'de Yaşar Büyükanıt'la hareket etti. Muhtırada yok oldu gitti. Mehmet Ağar ana muhalefet olmaya ilerliyordu. Ne oldu? 2007'de generallerle birlikte hareket oldu. Yok oldu gitti. Şimdi de artı artık açık ya da örtülü biçimde Özgür Özel ve ekibi de eğer bu zalim güçle Erdoğan ve zalim gücüyle bir biçimde çalışırlarsa onlar da tarih sahnesinden yok olup gidecekler. Bu sebeple artık gerçekle savaşmalılar. Artık Kemal Kılıçdaroğlu ve onun "butlan denen bir hiç" olan yönetimiyle mücadeleyi bırakıp gerçek mücadele etmeleri gereken kişiye odaklanmalılar. Tayyip Erdoğan yönetimi ve halk ve anti-Erdoğancılık da bir yere götürmeyecek. Esas olarak odaklanmaları gereken planlar, projeler, kurulacak kadrolar, bu ülkeyi daha iyi nasıl yönetecekler bunu anlatmalılar. Yani artık Erdoğan yönetimi patinajda. Bakın yıllardır 2023 seçimlerinin üzerinden ne kadar zaman geçti. Mehmet Şimşek milletin canını okudu. Enflasyonu %30'un altına düşüremiyorlar. 2 puan düşürebildiler enflasyonu. Bunun halka gösterilmesi lazım.

Şimdi Erdoğan genel stratejisi artık inşa edemeyeceğini anladı. AK Parti bir inşa partisi olarak kurulmuştu. Fakat geldiğimiz noktada Erdoğan'ın tek adam sistemi kurmasıyla birlikte Erdoğan şunu anlamış vaziyette: "Ben artık ekonomiyi de düzeltemem, sağlığı da düzeltemem. Türkiye'nin dünyadaki işte genel ekonomik durumda, genel her konuda Türkiye'yi bir üst seviyeye de çıkartamam. Enflasyonda %30'lara, 20'lere, 10'lara, 9'lara filan düşmez. Halkın refah seviyesi de artmaz. Türkiye'deki hiçbir sorunu da çözemem. Kültürel alanda da hegemonyamı kuramam." Bunların hepsini kabul etmiş vaziyette. O zaman ne yapacak Erdoğan? Herkesi yok edecek. İnşa edemiyorsanız yıkımcı olursunuz. Bu sebeple sanat dünyasından tutun da siyaset dünyasına kadar herkesi doğruya doğru yıka yıka gidiyor. Erdoğan'ın artık bir yıkım siyaseti izlediğini bir tarafa koymamız lazım.

Şimdi hikaye tabii Tayyip Erdoğan'ın Özgür Özel ve Ekrem İmamoğluları ile ilgili hikayesi, hikayesini topluma kabul ettirmek için Akın Gürle'ye ve dönemin İçişleri Bakanı'na önce, sonrasında işte şimdiki İçişleri Bakanı'na vesaire bunlara verdiği bir görev var. O görev neydi? Ekrem İmamoğlu'nu iki paralık etmek ve Ekrem İmamoğlu'nun bu iki paralık olmuş imajına halkı inandırmak. Şimdi neyle başladılar? Ekrem İmamoğlu seçildi. Seçildi. Seçimi iptal ettiler. "Vay bu seçime yolsuzluk katarak seçildi" filan. Geleni görüyor Tayyip Erdoğan iyi siyasetçiden anlıyor. O seçimi iptal ettiler. Tutmadı. Sonra ardı arkası gelmeyen müfettiş operasyonları başladı belediyeye. Değil mi? İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne sürekli müfettişler gönderiyorlar. O müfettişlerin aldıklarının raporları çıkıyor filan. Sonra Ekrem İmamoğlu'nu İngiliz ajanı ilan ettiler. İstanbul Belediye Başkanı İngiltere büyükelçisiyle bir yemek yedi diye İngiliz ajanı ilan ettiler. Sonra Ekrem İmamoğlu'nun Trabzonlu kökeni nedeniyle Ekrem İmamoğlu Rum ilan ettiler. Çünkü Yunanlılar ne kadar seviniyormuş Ekrem İmamoğlu geliyor filan diye. Rum ilan ettiler. Oradan Yunan ajanı ilan ettiler. Sonra diploması iptal edildi Ekrem İmamoğlu'nun. Sonra tutuklandı Ekrem İmamoğlu. Yetmedi. Bir voleybolcuyla adını çıkardılar. Belki Ekrem İmamoğlu'nun aile fertleri işin içerisine katıldı. Karısının akrabaları şunlar bunlar alındı filan. Karısını böyle bir voleybol içerisinden bir akrabasını, kardeşini filan alarak filan karısını boşanma noktasına doğru ittiler. Her şey yaptılar. Burada iktidarın yapmak istediği şey neydi? Diploması iptal. Zaten hırsız. Voleybolcuyla ilişkisi var. İngiliz ajanı yolsuzluğa batmış filan. Bütün bu hikayeyi inşa etmek için Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, AK Parti medyası bombardıman üzerine bombardıman yaptılar. Fakat Tayyip Erdoğan'ın halkı inandırmak istediği Ekrem İmamoğlu imajına halk bir türlü gelmedi. Bu imajı kabul etmedi. Kabul etmedikçe de Ekrem İmamoğlu'nun oyları arttı. En nihayetinde olay Cumhuriyet Halk Partisi'ne mutlak butlanla kayyım atamaya kadar gitti. Tayyip Erdoğan dünyada ana muhalefet partisinin liderliğine böyle kayyım atama imajına düşmek istemezdi dünyada hiç. Halkın önünde de bu imaja düşmek istemezdi. Böyle bükemediği bileği böyle oyunlarla filan bu imaja düşmek istemezdi. Fakat ne yaptıysa İmamoğlu'yla ilgili karar verdikleri, oluşturmak için bütün adımlarını attıkları bu imajı halka yediremediler. Yediremeyince bu mutlak butlana kadar vardı iyi iş. Dolayısıyla şimdi bir yeni parti var. Şimdi savaş şimdi yeniden başlıyor.

Şimdi Erdoğan bu yeni partinin "Cumhuriyet Halk Partisi ahırları, camileri ahır yapmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi ezanı yasaklamıştı. Bunlar Gezici, bunlar çapulcu." Bunlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin sırtına yüklenen pek çok şey var. Bunların hepsi bütün bu yüklerden kurtuluyor. Şimdi Yeni Parti bir parti olarak ortaya çıkıyor. Şimdi CHP'li belediyeler şunlar bunlar bunlara yapılan yolsuzluk operasyonlarıyla tertemiz bir sayfa açılıyor. İktidara yönelik bir sayfa. Şimdi bu sayfayı kirletmek için, bu partiyi seçime sokmamak için, bu partiye miting izinleri vermemek için, bu partiyi ekonomik olarak boğmak için, bu yeni partiyi Tayyip Erdoğan her şeyi yapacak ve şimdi gerçekten savaş başlıyor. Çünkü artık er meydanına inmiş vaziyetteler.

Şimdi bu noktada Tayyip Erdoğan'ın tabii ki stratejilerinden bir tanesi Özgür Özel'i aday yapmak üzerine de kurulu. Çünkü Özgür Özel aday yapıldığında Tayyip Erdoğan ve ekibi kendine göre "Bu adam işte klasik CHP'li, hatta Özgür Özel'in imajının Deniz Baykal'a benzediğine ilişkin böyle kendileriyle yaptıkları anketler var ya da onun üzerine yaptıkları böyle video filmleri şunlar bunlar filan var." Bunu yapmak istiyor. Fakat Özgür Özel de şunun farkına varması lazım. Tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir türlü varmadığı gibi. Kemal Kılıçdaroğlu bir parti lideri olarak böyle bir baba gibi bir pozisyona konmuştu. Oradan iki tane lidere dahi çıkmıştı Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Onlardan birini aday yapması lazımdı. Egosu nedeniyle yapmadı ve tarihte bakın iki paralık oldu. Şimdi de Özgür Özel kendisinin Kılıçdaroğlu'yla aynı çapta olduğunu, bu partinin eman edilmiş liderliğini devam ettirdiğini ama asıl yıldız bir cumhurbaşkanı adayı göstermesi gerektiğinin farkında olmalı. Fakat işler başka noktaya giderse o zaman göreceğiz.

Şimdi bakın karşıda bir taraftan yepyeni bir sayfa açılıyor. Bakın Tayyip Erdoğan'ı iktidara getiren süreçte karşısında Tayyip Erdoğan'ın iktidarda başbakanı olarak Bülent Ecevit vardı. Bülent Ecevit hasta. Günlerce hastanede yatıyor. Başkent Hastanesi'nde. Biz gazeteciler olarak Bülent Ecevit'in kapısında yatıyoruz. İşte bir evinde yatıyor. Günlerce başbakanlığa gitmiyor. Bir hastanede yatıyor. Bülent Ecevit'in kemiği kırılıyor. Bülent Ecevit yürüyemiyor. Mitingde ayakta duramıyor filan. Böyle yıpranmış, bitmiş birisi vardı. Ve Tayyip Erdoğan da genç, bıçkın birisi olarak Bülent Ecevit'in karşısına çıkmıştı. Şimdi de şartlara bakın. Ya öyle bir iktidar ki bu cumhuriyetin kurucusu, kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk 15 yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. Tayyip Erdoğan 11 yıl başbakanlık, 12 yıldan fazla zamandır da cumhurbaşkanlığı yaptı. Mustafa Kemal Atatürk'ten daha uzun süredir ülke yönetiyor. Kurucu liderden. Ve Tayyip Erdoğan ilk cumhurbaşkanı olduğunda 60 yaşındaydaydı. Mustafa Kemal Atatürk vefat ettiğinde 57 yaşındaydı. Atatürk'ten 3 yaş daha yaşlı olarak ilk kez cumhurbaşkanı oldu. Böyle yıpranmış bir adam var. Bakın NATO zirvesinden sonra uzun süre tatile çıktı ya. NATO zirvesinde o performansı gösterebilmek için artık nasıl doping'i bastılarsa ondan sonra dinlenmesi gerekti adamın. Yani uzun süre günde 3 saatten 4 saatten fazla çalışınca dağılıyor böyle bir bünye. İktidarın sırtında 1 ton kambur var. Zulmetmediği toplumsal kesim kalmamış. Bütün bunlarla inanılmaz yıpranmış bir iktidar var. Ve karşısında da tarih geldi. Erbakan'ın yaptığı hatayı Kemal Kılıçdaroğlu'na yaptırttı ve şimdi yepyeni bir sayfayla, tertemiz sayfayla ilerleme şansı var. Ama o tertemiz sayfayı açan o zaman Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan doğru hamleler yapmışlardı. Şimdi bakalım Özgür Özel ve arkadaşları doğru hamleleri yapacaklar mı?

Şimdi burada Erdoğan'ın ilerlettiği stratejilerden bir tanesi de toplumda herkesi beş paralık göstermek. Toplumun farklı kesimleriyle ilgili Erdoğan'ın karşısında Erdoğan'a muhalif olan ya da ona biat etmeyen, onu desteklemeyen toplum kesimlerinin hepsini her toplum kesimi için üretilmiş başka bir propagandayla iki paralık ediyor. Ve Türkiye'deki toplum kesimleri arasında da birbirleriyle sorunları olduğu için geçmişten filan herkes diğer toplumsal kesim hakkında üretilen hikayenin bir kısmını alıyor, satın alıyor. Bir kısmını kullanıyor işine geldiği için filan. Ve böyle herkesi beş paralık ediyor.

Şimdi bakın sanatçılara filan uyuşturucu operasyonlarının ardı arkası kesilmiyor. Şimdi toplumun en çok güvendiği Ahbap operasyonunun yürütülüş biçimine bakın. Yani yani normalde Tayyip Erdoğan ne diyordu? "Kişiler suçlu olabilir. Kurumlar suçlu olamaz. Kişilerin suçu nedeniyle partilere niye kapatma davası açıyorsunuz?" Böyle demişti Erdoğan. Şimdi Ahbap, Ahbap'ın yöneticisi hırsız olabilir. Yöneticisini al, bireysel suçları nedeniyle yayınla filan. Ahbap derneğine niye el koyuyorsun? Toplumda bir karşılığı olmuş, bir tecrübe oluşmuş. Millet bağış yapmış. Hala hesaplarında bağış var. Ahbap'a gerçekten gönül veren gönüllüler var. Hakikaten orada dürüstçe işini yapan insanlar var. Bu dernek toplanır, yeni bir genel kurul yapar, dürüst birisini seçer. Yok. Ahbap soruşturması nasıl yönetiliyor? Ey muhalifler bakın sizin içinizde hiç güvenilir bir adam yok. Ey halkım bakın yine en güvenilir bizim kontrolümüzdeki devlet kurumları. Başka hiç kimse güvenilir değil. Başka parti güvenilir değil. Başka sivil toplum kuruluşu. Bunların hepsi üç kağıtçı, 5 paralık filan. Herkesin itibarını yok etmek için çalışıyor. Şimdi bugün bu bunu böyle yaymak için bile her operasyonu böyle genişletiyorlar. Mesela Gezi Parkı operasyonu başlıyor. Bir sürü adama, alakasız bir sürü adama operasyon yapıyorlar. Her operasyon böyle. Bir uyuşturucu operasyonu başlattılar. 2 torbacıdan. O torbacıdan mal alın. Abi genişledi, genişledi. Her gün her gün her gün birileri filan yayılıyor da yayılıyor, uyuşturuyor. Durmak bilmiyor yani. Bugüne kadar alınan adam sayısı 600-700'ü buldu. Yani bütün sanatçıları şunları bunları topladılar. Bu şekilde herkesi 5 paralık gösteriyorlar. Tayyip Erdoğan ve ailesinden başka Türkiye'deki herkes beş paralık. Böyle bir imaj oluşturmaya çalışıyorlar.

Şimdi bu Ahbap soruşturmasında da başladı. Abi bugün Fatih Altaylı'yı çağırmışlar. Özlem Gürses'i çağırmışlar. Ruşen Çakır'ı çağırmışlar. Hazal Kaya'yı, Şahan Gökbakar'ı filan, Fatih Portakal'ı filan. Bunların hepsini çağırmışlar bugün. Çağırmışlar ifade için filan. Bugün işte Fatih Portakal gitti, Oğuzhan Uğur tutuklandı bu sebeple filan. Şimdi bakın burada çok ibretlik bir durum var. Bakın Fatih Portakal ne diyor şimdi bu soruşturmayla ilgili? Pişmanlığını dile getiriyor. Soruşturmada verdiği ifade.

"Yani hatta pişman olduğu da söyle. Neticede 2023 şartları arasında o şartlarda baktığımda evet ya iyi bir dernek olarak görünüyor ama bugüne gelip baktığımızda ne yazık ki ortaya çıkan tablo üzücü ve yani kendime kızıyorum aslında yukarıda verdiğim ifadeler de aynı şekilde hani daha fazla belki sorgulayabilirdik ya da bililirdik ama bugünkü ortam içerisinde yani üzülüyorum kendime üzülüyorum ki bu insanlar iyi niyetlerimizi sömürdüğü için başka bir şey demedim zaten. Çok teşekkür."

Şimdi bakın burada Oğuzhan Uğur da aynı şeyi görüyor musunuz? Kendi adıma çıkardığım desteği çıkardım. Fatih Portakalı nasıl böyle pişmanlığını ifade ediyorsa böyle herkesten bir pişmanlık, herkesten bir nedamet filan böyle bunu bekliyorlar. Ve herkes neden hedef alınan kişi üç kağıtçı, 5 paralık, şu bu filan. Dolayısıyla herkes pişman. Bütün herkesi pişman etmek üzerine ve bütün herkesi iki paralık, beş paralık etmek üzerine bir strateji izliyorlar. Şu an böyle sanatçılardan tutun siyasetçilere, gazetecilere kadar herkesin itibarını hedef almış vaziyetteler.

Şimdi tabii Fatih Portakal'a ya da işte Oğuzhan Uğur'a bir şey de demiyorum tabii özgürlüklerini yani kurtarabilmek için orada bir savcılık makamıyla iktidarla filan savaşacak pozisyonda değiller yani. Ama muhalefet partisinin ne demesi gerekiyor? Siyasetçilerin filan ne demesi gerekiyor bunlarla ilgili? Ve esas gerçek ne bu Ahbap soruşturmasında? Kardeşim, Ahbap Derneği Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında kuruldu. Ahbap Derneği'ne bağış toplama yetkisini Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı verdi. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre sizin iktidarınız devrinde kurulmuş bir dernek. Bu derneğe bağış toplama yetkisi siz vermişsiniz. Bu derneği denetlemek İçişleri Bakanlığı'na ait. Elinizin altında milyon tane denetçi var. Memur sayısını 2016'da 3 milyon olan memur sayısını 2026'da 5.8 milyona çıkarmışsınız. Memurunuz da bol. Haluk Levent'in sicil kaydı, geçmişte işlediği suçlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanlığı'nın dernekler masasında herkesin görebileceği GBT kayıtları, adli sicil kaydı sizin elinizde var. Siz bu adli sicil kaydı olan böyle bir adama bir yardım derneği kurmanı, başkanı olmanın yetkisini vermişsiniz. Bağış toplama yetkisi vermişsiniz. Kanun üyelerine dernek statüsü vermişsiniz. Sonra bizden bu derneğe bağış yapın diye çağrı yaptık diye sanki millete "gidin fuş uyuşturucu yapın" çağrısı yapmışız. Bu derneğe bağış çağrısı yap dediniz diye bizi yargılıyorsunuz. Esas yargılanması gereken kim biliyor musunuz? Madem bu dernek böyleydi, Haluk Levent geçmişte dolandırıcıydı. Bu derneğe Haluk Levent'in başkan olmasına izin veren İçişleri Bakanlığı, dernekler masası, bu derneğin kuruluşuna izin veren, bu derneğin bağış toplama yetkisinde halkı uyarıp da "ya bu derneğin başkanı böyle böyle" diye diye açıklama yapmayan İçişleri Bakanı milletin karısının, kızının her şeyini açıklıyorsunuz. İşinize geldiği zaman onlara bile giriyorsunuz ama buna girmiyorsunuz. Suçlu sizsiniz kardeşim. Bu dernek sizin devri iktidarınızda kuruldu. Bu dernek sizin devri iktidarınızda bağış toplama yetkisi aldı. Bağış topladı bunca yıl. Bizim ne suçumuz var ya? Bu insanların şu an gözaltına alınan insanların ne suçu var? Bir suç varsa yargılanması gereken varsa İçişleri Bakanlığı yetkilileri tepeden tırnağa bu dernekler masasındaki yetkililer başta olmak üzere normal gazeteciler Ahbap derneğinin faaliyetini beğenmişler, destek olmuşlar diye şimdi bunların hepsini topluyorlar.

Şimdi Haluk Levent'in suçları var ya kumar oynamış Haluk Levent. Haluk Levent işte borsada bilmem neler yapmış. Haluk Levent onu dolandırmış, bunu dolandırmış. Şimdi o dolandırıcılıkla ilgili orada bir çamur var ya. Şimdi bu çamurun içine bütün bu gazetecileri tek tek çağırıyorlar. Onun içine çıkartıyorlar, çıkartıyorlar. Hepsinin itibarını beş paralık ediyorlar. Ondan sonra Fatih Portakal diğerleri vesaire nedamet getiriyorlar ve biraz da mahcup olarak çıkıyorlar yani oralardan filan. Çünkü adları bir dolandırıcılık dosyasının içerisinde ifade almış olarak geçiyor. Bu dolandırıcılık dosyasında adları geçmesi gerekenler dönemin İçişleri Bakanı ile dönemin İçişleri Bakanlığı yetkilileri bu derneğe bu şekilde izin verenler ve bu soruşturma da böyle yürütülmez. Cumhuriyet tarihinde pek çok dernek, vakıf hatta kamu kurumu, bunların hepsi geçmiş dönemde çeşitli yolsuzluklarla, usulsüzlüklerle anıldılar. Bunların yöneticileri, yöneticiyi alırsın, hapse atarsın, dernek yoluna devam eder. Olay budur. Yani bu dernek yoluna devam etmesi lazım. Yani koskocaman dernek. Ama yok. İtibarı beş paralık edelim. Ekrem İmamoğlu'nun itibarını beş paralık edelim. Herkesin toplumda bizden olmayan insanlara ya her gün kendilerinden olmayan insanlara iftira atmak için türlü türlü yalanlar uyduruyorlar. Bu yalanlara İyi Partili milletvekilleri, DEVA Partili milletvekilleri, Gelecek Partili milletvekilleri filan bunlar da meşrebine göre katılıyorlar bunun içerisine. Hep beraber devam ediyorlar.

Şimdi işte görev görüyorsunuz bulmuşlar. Bir Muhsin Yazıcıoğlu dosyası açtılar. Selçuk Özdağ Gelecek Partili öyle bir bütün işin içerisine girmiş ki düşünüyorum Selçuk Özdağ acaba neresinden yakaladılar? Neresinden yakaladılar da böyle türlü türlü kuyruklu yalan uyduruyor bu Muhsin Yazıcıoğlu dosyası ile ilgili. Bakın iktidar bir de şöyle yapıyor. Böyle kritik bir dosya açacağı zaman böyle toplumun bir kesimini yok edeceği zaman o dosyayla direkt iktidarın kalemlerinden duyurmuyor. Gidiyor iktidardan olmayan birisinden duyuruyor. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki mutlak butlan sürecinde doğrudan İçişleri Bakanlığı, doğrudan Emniyet, doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı, jandarma üzerinden soruşturmayı başlatmıyor. Gidiyor CHP'nin içerisinden Lütfi Savaş'la başlatıyor filan. Anladınız mı? Bu şekilde de şimdi Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında buz kıran kim? Selçuk Özdağ Gelecek Partisi'nden. Çünkü onu bir yerinden yakalamışlar. Böyle bu iktidarla Türkiye'deki gazeteci kesiminden, entelektüel kesimden, Türkiye'deki kanaat önderlerinden, muhalefetin içerisinden bu iktidarla korkunç işbirlikçiler var. Sayısı inanılmaz fazla. Çünkü iktidar bunları ya bir yerinden yakalıyor ya da bunları imkanlara boğuyor. Ve işbirlikçiler esas zalimden daha tehlikeli olanlardır. Daha iğrenç olanlardır. İşte CHP'deki işbirliği Gürsel Tekin'i görüyorsunuz değil mi? Gürsel Tekin işbirlikçilik yaptı. Hemen karısını şu an TMSF'nin kontrolündeki Habertürk'te çok iyi bir pozisyon verdiler. Spiker.

Yaptılar filan. İşbirlikçiler böyle. İşbirlikçilerinin işleri böyle. Yani işbirlikçiler toplumdaki en iğrenç kesimdir.

Şimdi bakın, 28 Şubat rejimiyle işbirliği yapan siyasi partilerin tamamı siyaset sahnesinden yok oldu. 28 Şubat rejimiyle işbirliği yapan liderlerin tamamı yok oldu. Gittiler. Şimdi bu zalim rejimle de açık ya da örtülü işbirliği yapanların hepsi yok olup gidecekler tarih sahnesinden. Tarihte, tarih sahnesinde doğru yerde durmak lazım. Zulüm de görebilirsiniz, ezilebilirsiniz de. Fakat tarih sahnesinde doğru yerde durmak şart arkadaşlar.

Evet. Eee, bu ahbap soruşturması da dediğim gibi bu şekilde aynı Gezi Parkı, bu fuhuş turuncu dosyası gibi dallanıp budaklanıp gazetecileri, sanatçıları filan işin içerisine, o dönem ahbapla ilgili bir tweet atanı filan işin içerisine sokup götürecekler.

Evet, birazcık da kalan zamanımızda sorularınızı yanıtlamak istiyorum arkadaşlar. Eee, nasıl başaracağız? Hiç bu kadar... İftira atıyorlar. Herkese iftira atıyorlar. Eee, "Tebrikler, selamlar, saygılar" demiş bir tanesi. "Yabancı ülkede yaşadın mı? Türkiye'de trajik olaylar... insanın içi çalkalanıyor" demiş. Eee, "Evet abi, bazı konularda doğru konuşmuyorsun, çok üzüldüm" filan demiş. Yani doğru kon... Bütün söylediklerimi zaten böyle hani benim görüşlerim bunlar, benim ulaşabildiğim bilgiler filan bunlar. Herkesi böyle değerlendirmek lazım zaten. Eleştirileriniz de varsa mail adresim var. Mail adresime yazarsanız çok sevinirim.

Millet 15 yıldır enflasyonla, vergiyle, faizle soyanlar hala görev yapıyor. Tarım bakanı var, sözde soğan 80, etin 200. Orman bakanı var, yangın çıkarıp otel ruhsatı veriyor. Bir de bu bakanlıkların mal varlığı demiş. E doğru. Yani dünya tarihinde görülmemiş biçimde turizm otelleri zinciri olanı turizm bakanı yaptılar. Adamın işi gücü de kendi turizm otellerine ve kendi turizm oteli sahibi adamlarına kıyak çekmek. Hastane zinciri olanı sağlık bakanı yaptılar filan. Kapitalizmin böylesi görülmemiştir yani.

Eee, abi boydakları anlatacak mısın? Temiz insanlardı. Evet. Anadolu kaplanı dediğimiz insanlardı. Onlar da yok edildiler. Tayyip Erdoğan'a boyun eğmedikleri için.

Tayyip Erdoğan, Ekrem İmamoğlu'nun tatil yaptığı Silivri bölgesinde yere getirttiği şeklinde bir duyum var mı? Anlamadım demek istediğinizi. Benim anladığım bu ekonomiye, bu fakirliğe rağmen nasıl hala ayaktalar? Nasıl? Yani birçok ülke bu şekilde ayakta. Yani eee biliyorsunuz Venezuela'da insanlar markete alışverişe giderken, eee özellikle banka hesabı açma şeyi olmayan insanlar, nakit götürmek gereken insanlar çuvalla falan götürüyorlardı market alışverişine filan. Ülkeler ayakta kalıyor yani bir biçimde ama nasıl ayakta kalıyor?

Tuncay Özkan yine meydanlara yeni partiye eklemlenmek istiyor. Bunu açar mısınız? Evet. Tuncay Özkan her zaman böyle devirlerde ortaya çıkar ve Tuncay Özkan bir yeri yıkmak için oranın içerisine sokulmuş adamdır. Biliyorsunuz Milli İstihbarat Teşkilatı'nın uzun yıllar Şenkal Atasagun tarafından kullanılan numaralı elemanlarından bir tanesidir.

Cevahir Bey, Almanya'da yaşayan... Bu konuyu geç.

CHP İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet kocasıyla birlikte gözaltına alındı evinden. Yani evinden gözaltına alındı. Gördüğünüz bir apartman dairesinde oturuyor kendisi. Eee, insanlar da buna bir puan vermiştir zannedersem.

Eee, "Fredi Demirtaş" demiş bir tanesi. Eee, Erdoğan'ın sağlık durumunu merak edenler var. Dediğim gibi bu NATO zirvesinde hani böyle güç performans sergileyebilmesi için çok fazla böyle doping benzeri eee takviyeler almıştı. Onun sonrasında bir dinlenmesi gerekiyordu uzun. O sebeple biraz uzun dinlendi Tayyip Erdoğan. Yoksa benim bildiğim öyle ekstra bir şey yok.

Eee, "Cevahir bunlara oy verenler aynı düşüncede konuşuyorsunuz, anlatıyorsunuz ama takım tutar gibi savunuyorlar. Çaresiz kalıyoruz" demiş. Böyle herkesin, her zalim rejimin taraftarları vardır. Bakın Saddam Hüseyin ülkesine neler yaptı gitti. Eee, TikTok'ta, Twitter'da, eee, eee, Instagram'da filan Saddam Hüseyin editlerinden hala geçilmiyor. Yani böyle biraz hani Arapça hesaplara bakarsanız hala Saddam Hüseyin sevenler var filan. Her böyle zalim rejimin tarafları olur filan ama önemli olan toplumun çoğunluğudur. Yani toplumun önüne doğru bir proje koyarsa eee muhalefet o zaman yani bu fanatiklerin önemi kalmaz. Yani herkesin fanatiği olur.

Yeni partide Mustafa Sarıgül, Cemal Enginyurt, Tuncay Özkan olduğu müddetçe oraya da pek güven olmaz demiş. Yani evet, soru işaretli insanlar bunların hepsi.

Bu iktidar %20 oy alsa bile iktidarı teslim etmez. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Eee demiş. Evet. Bu iktidarı teslim etmeyeceklerine ilişkin bir inanç var bunların iktidardan gitmeyeceğine ilişkin. Bu inancı da besleyen şey işte İstanbul seçimlerinde ilk seçimi iptal etme durumları. Bu sebeple işte seçim olursa da sandığı teslim etmeyecekler, iktidarı teslim etmeyecekler filan. İşte o noktada seçim sonuçları böyle çok aleni biçimde bunlar hani 2 puan filan çalıyorlar. Bunda sorun yok. Ama böyle Ekrem İmamoğlu'nun, Mansur Yavaş'ın şu anki anketlerde olduğu gibi böyle eee 8-10 puan öndeki durumlar, 6-7 puan öndeki durumlarda filan öyle çok sandıktan çıkamazlar. Yani böyle bir durumda iktidarı teslim etmek istememe gibi bir hamle yaptıklarında Türkiye'de filmin nasıl kopacağını bilemezsiniz. Yani halkı bu şekilde karşınıza aldığınız zaman olay çok farklı noktalara gider. Yani bakın Tayyip Erdoğan'ın tek bir korkusu vardır. Halk tek korkusu vardır. Bakın Gezi sürecinde de böyleydi. Erdoğan'ın en korktuğu şeylerden bir tanesi. Erdoğan böyle kalabalık toplayabilenlerden, halkı arkasına alabilenlerden filan inanılmaz korkar yani. Ve böyle kendi sonunu da halkın hazırlayacağını biliyor. Dolayısıyla şu an stratejisi ne? Halkın arkasına toplanacağı bir liderin çıkmasına fırsat vermemek. Şimdi böyle bir lideri önce alem-i kullemle yanına çekiyordu değil mi? İşte böyle Süleyman Soylu Demokrat Parti'nin başındayken o dönemki yerel seçimlerde sürpriz bazı belediye başkanlıkları kazandı filan. Aa Tayyip Erdoğan baktı bu Süleyman Soylu'da bir siyasetçi cevheri var. Hemen onu bir sürü böyle eee ihaleler, Türk Hava Yolları'nın benzin ihalesi şu bu filan vererek AK Parti'ye çekti. Numan Kurtulmuş'ta böyle bir şey vardı. Hop Numan Kurtulmuş'u yanına çekti filan. Muhsin Yazıcıoğlu'nda böyle bir potansiyel vardı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun biliyorsunuz başına getirdiğini Tayyip Erdoğan'ın. Sonra Ekrem İmamoğlu ve Selahattin Demirtaş, onları böyle ikna edemedi bir türlü. İkna edemeyince zindana tıktı. Niye? Halkın arkasında toplanacağı adam bırakmak istemiyor. Çünkü büyük halk kitlelerini karşısına almayı cesaret edemez Tayyip Erdoğan.

Eee, sonuçta ne olacak? Sonumuz ne olacak? demiş. Bu defter, bu sayfa kapanacak. Yani bunlar böyle kurucu iktidar olmak istiyorlar. Şimdi anayasayı da değiştirmek istiyorlar ya, böyle işte Tayyip Erdoğan da diyor ki, "Ya diyor ben Mustafa Kemal Atatürk'ten daha uzun süre Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetmiş adamım. Dolayısıyla ben de bir kurucu iktidar olmam lazım. İşte benim de bir Kurtuluş Savaşım var. 15 Temmuz destanı." Ondan sonra bunun üzerine anayasayla perçinleyip bir kurucu yeni bir devlet ortaya çıkarmak istiyor. Fakat bunlarda bir kurucu iktidar olabilecek çap yok, derinlik yok, fikri altyapı yok, temel yok. Dolayısıyla bu sayfa kapanacak. İç dış konjonktür nedeniyle onun küllahını onun başına geçirme, yargı oyunları şunlarla bunlarla ayakta kalıyorlar ama bu defter kapanacak yani olacak olan bu.

Eee, Fatih Altaylı'yla çıkardı Tuncay Özkan'ı. O da MİT'çi demiş birisi. Yani eee Tuncay Özkan'ın türlü türlü yalanlarına hiçbir cevap vermemesi, soru kontra soru sormaması ilginçti yani. Eee, hani millet Ruşen Çakır'ı eleştiriyor ya, "İşte Duran Kalkan'la röportaj yaptı da kontra soru sormadı diye." Yani esas eleştirmesi gereken Fatih Altaylı. Bir adam öyle kuyruklu yalan söylüyor ki bir kontra soru soracak, sormuyor yani böyle dinledi yani onu. Eee, niye onu çıkardı onu da anlamadım. Ha, Tuncay Özkan'ı tam bu yeni parti kuruluyor filan bir fitne, yeni partiye popülaritesini yükseltti Tuncay Özkan'ın. Yeni partiye girse o partinin içine tükürür. Yani son seçimlerde filan seçim güvenliği, ondan sonra sandıklardan oy sonuçlarını bildirme ile ilgili sorumluluk Tuncay Özkan'a verildi. Son seçimlerde Tuncay Özkan'da, ondan önceki seçimde eee Mehmet Ali'deydi şu eski TİP Mehmet Ali Çelebi ondaydı. Seçim sonuçları ulaşmadı. CHP seçim sonucu açıklayamadı. Sonra Tuncay Özkan'a verdiler. O da açıklayamadı. Yani şimdi bu adamı yeni partiye yamamak için herhalde parlatmak için mi çıkardı Fatih Altaylı? Bilmiyorum ki yani. Enteresandı yani.

"RT ve RT ve onun döneminde milletten, devletten çaldığı paralar ve mal varlıklarını el koyup dışarıda ve içeride millete 15 yıllık eziyet karşılığında verilmeli. Zulüm veren AKP destekçileri istisna" demiş. Bir tanesi.

"Erdoğan'ın karşısında istediği adam Özgür Özel. Özgür Özel'in doğal adaylığına doğru ilerliyoruz" demiş bir tanesi. Yani bu da Erdoğan'ın istediği şeylerden bir tanesi. Şu ana kadar Özgür Özel, "Ben bana bunu teklif ettiler, ben kabul etmedim" diyor ama umarım bakalım nasıl ilerleyecek gelecekte.

Eee, "Fatma Soydaş ve Benceri çakma influencerlar hakkında ne düşünüyorsunuz?" Çakma influencer değil. Influencerlar aslında bunlar ama hani kadın hakkında da yani kendi yapmadığı bir sürü yapay zekayla şeyler uydurdular. Yani mesele dini değerleri aşağılama filan, halkı eee tahrik etme filan gibi maddeler bulmuşlar. Her iktidar böyle maddeler bulur. 28 Şubat'ın generallerinin de 301 diye bir maddesi vardı. İşte Türklüğü aşağılama, Türkiye Cumhuriyeti'ni aşağılama filan gibi bir madde. 301. maddeyi Avrupa Birliği reformları çerçevesinde kaldırmak için neler yaptılar? Şimdi yine gittiler Türk Ceza Kanunu'nun içinden bir şey halkı tahrik etmekle ilgili bir madde buldular. Şimdi bu influencerlar hangi halkı tahrik etmiş ya? Bir halk gitmiş bir şey mi yapmış bu influencer tahrik etti filan diye. Yok ya yani dini değerleri aşağılama filan. Dini değerleri aşağılamanın kralını eee Egemen Bağış yapmıştı. Bu "Bakara makara" filan Kur'an ayetleriyle filan dalga geçiyordu filan. Yani bunların hepsi hikaye arkadaşlar.

Tayyip Erdoğan aday olacak mı yoksa Ümeyeni gibi bir sistemle yönetimde kalmak mı istiyor? Çünkü Erdoğan aday olmazsa AK Parti'den başka bir isim cumhurbaşkanı olabilir" demiş Erdoğan. Herhalde eee sağlığında oğluna dahi bırakmak istemiyor. Fakat öyle bir sistem kurmak istiyor ki kendisine hak vaki olursa oğlu geçebilsin diye böyle bir sistem kurmak istiyor. Bunun için anayasa değişikliği lazım. Fakat son referandumda gördü biliyorsunuz son referandumda mühürsüz oylar mühürlü sayıldığı için filan o referandum geçti. O referandumda Tayyip Erdoğan'ın yüzünü hatırlayın. 2017'de cumhurbaşkanlığı sistemini hak kabul etmedi. Mühürsüz oylar mühürlü sayıldığı için o referandum geçti. Tayyip Erdoğan dolayısıyla halkın önüne bir şeyi referanduma götürmek istemiyor. Halkın önüne yeni bir anayasa götürsem bu halktan geçmez diyor. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın bu yeni anayasayı mecliste 400 milletvekiliyle halletmesi lazım. Yani dolayısıyla bu 400'ü bulmak için 50 türlü oyun çeviriyor. Bu oyunlardan bir tanesi de Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgiliydi. Zaten DEM Parti ile ilgili hikaye biliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin karpuz gibi ortadan bölüneceğini düşünüyorlardı. Bir sürü milletvekili bu tarafa kalacak. Onlar da Kılıçdaroğlu üzerinden bu anayasa filan destekleyecekler diye düşünüyordu. Ama öyle olmadı. Karpuz gibi yarılmadı CHP. Çoğunluk gördüğümüz kadarıyla yeni partiyle hareket edecek. Dolayısıyla 400 konusunda hala Erdoğan'ın sıkıntısı var.

Eee, Tuncay Özkan beni şeytan gibi görüyorlardı. "Destur savaş" diyorlardı filan. Bu "destur savaş" da ne demekse.

Eee, Cevahir Bey, senin Baylock hesabın var diye haberler yapılıyor. Ne diyorsun? O haberi yapan arkadaş diyor ki, "Yahya Bostan, geçen videoda onun nasıl birisi olduğunu anlattım. Diyor ki, 'Hala aklı başında insanlar bu Baylockçu Cevahir Güven'i dinliyorlar ve Cevahir Güven şöyle bir şey dedi. Duydun mu?' diye bana soruyorlar." diyor. Şimdi kendisi Anadolu Ajansı'nın bilmem nesi. Eskiden TRT Haber Dairesi başkanıydı. Kardeşi Varlık Fonu'nun başkanı filan yapılmış. AK Parti'nin içerisinden AK Parti sayesinde bir şey olabilmiş bir adam. AK Parti olmasa herhangi bir gazetede stajyer olamaz adam. Şimdi bu yani bütün hep çevresi AK Parti'nin üst düzeyleri. Onlar da diyorlarmış ki, "Ya Cevahir Güven bak şöyle bir şey söyledi" diyorlarmış. E beni sarayda da izliyorlar. Her yerde izliyorlar yani. Sonra benim imajımı parçalayabilmek için 50 tane kuyruklu yalan uyduruyorlar. Diyorlar ki, "Bir de bunu Tuncay Özkan da şunu uydurmuş. Diyor ki, 'Yurt dışından yayın yapan gazeteciler' diyor, 'hala çok kritik bilgiler veriyorlar' diyor. 'Bu kritik bilgilere nasıl ulaşıyorlar?' diyor. Fatih Altaylı. Demek ki hala sızıntı var diyor." "Yok, yok" diyor. "Sızıntı yok" diyor. "Çok kontrol var" diyor. Türkiye'den sızıntı olmaz. Demek ki Türkiye'de olan hadiselerle ilgili yurt dışındaki Almanya'nın, Amerika'nın istihbaratı bu gazetecileri bilgilendiriyormuş. Ya bunlar öyle bir Türkiye eksenini yaşıyorlar ki zannediyorlar ki Türkiye'nin içerisinde kimin iktidar olacağı, ne olacağı ile ilgili filan böyle Almanya'sı, İngiltere'si filan bunlar böyle o kadar düşünüyorlar ki böyle hatta nüanslara girmişler. Yurt dışından bir gazeteciyi parlatalım filan diye o gazeteciye gelip Türkiye'nin içerisinde neler olduğuna ilişkin bilgilendirme yapıyorlar. Hangi dünyada yaşıyorsunuz ya siz? Yurt dışındaki büyük devletler şuna odaklanırlar bir ülkeyle ilgili, Türkiye ile ilgili. Kim iktidara gelecek? İktidara gelecek adama yatırım yaparlar. Kim gücü ele geçirecek? Tayyip Erdoğan mı? Tayyip Erdoğan mı bir daha iktidara gelecek? Tayyip Erdoğan mı güçlü filan onunla ilişki kurarlar. Zayıf adamla ilişki kurmazlar ki filan. Yani bir tane zayıf partiye güçlendirmek için yurt dışındaki gazetecileri filan bunların hepsi böyle hikayeler uyduruyorlar filan. Oğlum Tuncay Özkan, sen de gazetecisin. KRT senindi. Ankara'nın başına sen getirildin. Geçmişte Kanal Türk'üm vardı. Milyonlarca dolar paran var. Türkiye'de yaşıyorsun. Yapsana düzgün gazetecilik. Sen AK Parti'nin yolsuzluklarını, hırsızlıklarını, usulsüzlüklerini sen gazeteci olarak açıkla. Senin yönettiğin televizyon açıklasın. Bana kalmasın ya. Sen açıklayamadığın için, sen yapamadığın için başka gazeteciler yapıyor diye bunlara "Vay, bunu Alman istihbaratı bilgi veriyor, vay buna Amerikan istihbaratı bilgi veriyor" filan hikayeler uyduruyorsun. Bu hikayelerle ancak kendini avutursun ama bunun hikaye olduğunda ya bırak bu ayakları demesi lazımdı Fatih Altaylı'nın. Demedi karşısında. O da bir soru işareti açıkçası.

Evet arkadaşlar, eee, bir yayınımızın daha sonuna geliyoruz. Lütfen yayını beğenmeyi, paylaşmayı, yorum dahil her türlü etkileşimde bulunmayı unutmayın. Kanalıma abone olursanız ve bildirim butonunu da açarsanız, eee, videolarıma çok daha hızlı biçimde ulaşırsınız. Beni de Patreon üzerinden ve katıl butonuyla destekleyebilirsiniz. Bir sonraki yayında görüşmek üzere. Hoşça kalın.