📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

FREUD Psikanalizm-1

Pdrhocam52:58

Transcription

Güzel insanlar, hepinize Merhabalar. Biliyorsunuz, bir önceki YouTube kanalım siber saldırıya uğradığı için kapatıldı. Yepyeni bir YouTube kanalı ile karşınızdayım. Bu süreçte kanala abone olmanız, içerikleri takip etmeniz, beğenmeniz, yorum yapmanız benim açımdan son derece önemli. Özellikle sizin bu desteğinizle emin olun ki daha nitelikli içerikler üretmeye gayret edeceğim.

Sizler için kanalımızda ne olacak? PDR ve ABT konu anlatımı, soru çözüm içerikleri. Bunun dışında psikoloji ve günlük yaşam ilişkisine dair videolar. Bunun dışında sınava hazırlıkla ilgili motivasyon, çalışma teknikleri üzerine birçok yeni içerikte karşınızda olacağım. Tabii serimizin ilk başlangıcı psikolojik danışma kuramları dersinin videoları olacak. Bugün ilk videomuzda Sigon Freud'u sizlere anlatmaya, izah etmeye çalışacağım. Tekrar ediyorum, sizlerin desteği benim için çok çok önemli. Şimdiden destekleriniz için çok çok teşekkür ediyorum.

Hemen bir başlayalım diyoruz. Şimdi bugün psikolojik danışma kuramları ile başlayacağız. İlk bahsedeceğimiz kuram tabii Freudien yaklaşım. Freudien yaklaşıma geçmeden önce de aslında psikoterapide biraz dalgalar meselesinden bahsetmek istiyorum. Ne demek psikoterapide dalga? Temel olarak iki çeşit dalgadan söz ediyoruz. Bunlardan bir tanesi terapi kuramlarının kendi içerisindeki aşamalı bir gelişim süreci ya da kendi içerisindeki dalgalar. Örneğin klasik psikoanalitik teori ve neop psikoanalitik yaklaşım gibi ya da klasik geştalt yaklaşımı ve Neo geştaltçılar gibi. Kendi içerisindeki dalgalardan söz ediyoruz. Ama bugün bahsedeceğim dalga, psikoterapi akımlarının ortaya çıkış süreci ile ilgili, tsel akım anlamında meydana gelen dalgalardan söz edeceğiz. Yani tarihsel sürece göre ortaya çıkışları ve yapılarındaki farklılıktan söz edeceğim.

Bu noktada arkadaşlar, üç çeşit dalgadan söz ediyoruz. Birinci dalga psikoterapiler arkadaşlar Freudien yaklaşımla başlayan yaklaşımlardır. Bir dalga hastalık yaklaşımlardır. Hastalık yönelimlilik ve birinci dalga psikoterapiler geçmiş odaklı yaklaşımlardır. Geçmiş odaklıdır. Yani Freudien yaklaşımlar bir arkeoloji mantığıyla hareket eder ve geçmişi anlamaya odaklıdır diyoruz. Genel olarak bu yaklaşımlarla ilişkili çok uzun sürdükleri ile ilgili bir eleştiri yapabiliriz. Uzun sürelidir. İyi oluştan ziyade aslında hastalığın ne olduğunu bulmaya ve bunu gidermeye odaklı yaklaşımlar olduğunu söyleyebiliriz.

İkinci dalga psikoterapiler dediğimiz bilişsel davranışlı terapiyle Albert Ellis ve Beck ile başlayan yaklaşımlardan söz ediyoruz. İkinci dalga psikoterapiler nispeten arkadaşlar daha kısa süreli yaklaşımlardır. İkinci dalga psikoterapiler daha kısa sürelidir ve temel odaklandıkları nokta bugündür. Bugündür ve arkadaşlar hem terapist hem de danışan birlikte aktiftir. Yani danışanı da süreçte aktif kılar, danışanı da aktif kılar. İkisinin birlikte eşitlikçi bir ilişki içerisinde aslında terapi sürecini sürdürdükleri yaklaşımlar olarak görebiliriz ikinci dalga psikoterapileri. İkinci dalga psikoterapilerin yine anasının Albert Ellis'in geliştirdiği akılcı duygusal davranışçı terapi olduğunu söyleyebiliriz ya da bilişsel davranışçı terapiler olduğunu söyleyebiliriz. Yine ikinci dalgada arkadaşlar terapist uzman konumundadır. Terapist uzman konumundadır. Birinci dalgada da aynı şekilde terapist uzman konumundaydı.

Şimdi üçüncü dalga psikoterapiler, özellikle 1980'ler ve sonrası ortaya çıkan postmodern yaklaşımlardır. Özellikle tabii burada kısa süreli çözüm odaklı terapi, kısa süreli çözüm odaklı terapi, öyküsel terapi gibi, duygu odaklı terapi gibi yaklaşımlar, duygu odaklı terapi gibi yaklaşımlar üçüncü dalganın öncü kuramları olduğunu söyleyebiliriz. Üçüncü dalga arkadaşlar öncelikle şunu söylemeliyiz. Üçüncü dalga psikoterapiler gelecek odaklıdır. Gelecek odaklı. Öyleyse hemen şunu söyleyebiliriz. Birinci dalga psikoterapiler geçmiş odaklıdır. Ya da psikolojik danışmanın bilmeme konumu. Bilmeme konumu ne demek bu? Aslında şöyle düşünür. Terapist, danışan kendi yaşamının uzmanıdır. Hiçbir zaman psikoterapist danışan kadar kendi yaşamını bilemez. Danışanlar kendi sorunlarını yapıcı şekilde çözebilme kabiliyetlerine sahiptirler. Bu fikirden yola çıkar diyoruz. Üçüncü dalga psikoterapiler.

Biz psikoterapiden şey, Freud yaklaşım, kısa kısa Freudien yaklaşımı da sizlere izah etmeye çalışacağım. Tabii özellikle şunu söylemekte fayda var. Eğer kuramları anlamak istiyorsanız, temel mantık önce dalgaları anlayın. Ardından kuramın temel mantığını anlayın, temel kavramlarını anlayın. Ardından da arkadaşlar kuramın kullandığı en önemli, öne çıkan tekniklerini anlamaya çalışın. Bu daha kolay öğrenmenizi ve daha fazla net yapmanızı sağlayacaktır diyoruz.

Evet dostlar, Freudien yaklaşıma kısa bir giriş yapabiliriz. Psikanalizim dediğim gibi Freudien yaklaşım, böyle bir Freud arkeolog edasıyla hareket edip çocukluk yaşantılarını analiz etmeyi hedefleyen bir terapisttir. Aslında sokağa çıktığınızda bana bir tane psikolojide meşhur isim söyle dediğinizde insanların %99'u muhtemelen Sigon Freud diyecek. Freud'un kuramı bugün aslında dünyada ya da terapi ortamında etkinliği çok etkinliği çok olmayan bir kuramdır. Yani daha çok geçmişte kalmış, tarih ve edebiyatta olan bir kuramdan söz ediyor olabiliriz diyorum.

Şimdi teker teker bakacağım şeylere bakacağız. Önce tabii kuramın genel olarak genel olarak mantığına bakacağız. E kişilik kuramına bakacağız. Bilinç sınıflamasına bakacağız. Kullandığı tekniklere bakacağız. Onun dışında terapinin temel amaçlarından söz edeceğiz. Yine anormallik ölçütlerinden söz edeceğiz ki sorular zaten bu noktalardan geliyor diyebiliriz.

Peki hemen bir Freud'un kuramına bir böyle genel bir giriş yapalım. İlk bahsedeceğimiz şey psişik determinizm. Psişik determinizm ya da ruhsal nedensellik de diyebilirsiniz buraya. Ruhsal ellik, ruhsal nedensellik, ruhsal nedensellik için şunu söylüyoruz. İster normal ister anormal bir davranış olsun, bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızın muhakkak bir nedeni vardır. Yani basitleştirirsek şöyle diyebiliriz. Her davranışın mutlaka bir sebebi vardır. Her davranışın sebebi vardır. Her davranışın mutlaka bir sebebi vardır diyoruz. Nedensiz davranış yoktur mantığı. Biz arkadaşlar birtakım davranışlarımızın sebeplerinin farkında olmayabiliriz. Özellikle çocukluk yaşantılarımız kaynaklanabilir birtakım travmalarımız, çocuklukta maruz kaldığımız ihmal, istismara dayanabilir. Bunlar özellikle önemli ama biz farkında değiliz diye davranışımız nedensiz değildir diyoruz.

Ve bir diğer söyleyeceğim şey erken çocukluk yaşantıları. Freud yaşamın ilk altı yılı kişiliğin temelini oluşturur der. Yaşamın ilk altı yılı. Evet, yaşamda ilk altı yıl kişiliğin temelini oluşturur diyor Freud. Buna pregenital dönemler diyor. Yani aslında temelde üç dönemden bahsediyor. Bir dönemimiz oral dönemimiz, anal, üçüncü dönemimiz ise fallik dönem. Fallik dönem. Bu üç dönem kişiliğin temelini oluşturur diyor. Nihayetinde yaşlara baktığımızda da sıfır, bir buçuk, bir buçuk, üç ve yaklaşık olarak üç, altı diye sayabiliriz. Freud'a göre tabii bu dönemlerin içerisinde en kritik olanı fallik dönemdir diyoruz. Yani fallik dönem bu dönemlerin içerisinde kritik dönem olarak nitelendirilebilir dostlar. Bunu unutmuyorsunuz. Erken çocukluk yaşantılarını analize dayanan bir yaklaşımdan bahsediyoruz.

Şimdi bilinçaltı güçler. Aslında davranışlarımızın birçoğunun sebebi bilinç dışında yatmaktadır. Davranışı etkileyen bu anlamda güçler bizim bilinç mezuda. Yine burada arkadaşlar biyolojik dürtüler meselesi var. Freud biyolojik dürtüler meselesinde insanın biyolojik evriminin bir sonucu olarak temelde iki tane içgüdüye sahip olduğunu söylüyor. Cinsellik ve saldırganlık dürtüleri doğuştan gelir. Biyolojik evrimimizi bir sonucudur ve tüm davranışlarımızı etkiler diyor Sigon Freud.

Yine burada arkadaşlar kişilik sınıflaması. İd, ego, süperego üçlüsünden bahsedip. İd doğuştan geliyor. Ego altı ile sekiz ayda oluşmaya başlıyor. Süperego da üç, altı yaş aralığı böyle temel şeklinin oluştuğu dönemdir diyebiliriz. Freudien yaklaşımda bir diğer önemli mevzu fiksasyonlar ya da saplanmalar. Fiksasyon ya da saplanma, belirli bir gelişim döneminin özelliğine takılıp daha ileri gidememe olarak düşünebilirsiniz. Freud'a göre şunu söylüyoruz. Bireyde bir saplanma meydana geldiği zaman bunun telafisi mümkün değildir. E çocukluk döneminde olal dönemin özelliğine takılıp anne memesini yeteri kadar ememeyen çocuk, bu hazı yeteri kadar yaşayamayan çocuk ileride parmağını emebilir ya da sigarada madde kullanabilir. Freud'a göre bunlar oral fiksasyonlardır diyoruz. Temel olarak böyle. Freud'un deterministik insan doğası görüşünün bileşenlerinden bahsettik. Adım adım kuramı anlamaya çalışalım.

E yine bu noktada böyle Freud'un temel bir takım kavramları var. Bunlara bakmakta fayda var. Eros, aslında yaşam içgüdüleri ve biyolojik ihtiyaçları temsil eder. Yani yeme, içme, cinsellik gibi olgular tamamen erosla ilişkilidir. Bu daha var kalmaya hizmet eden durumlarla ilişkilidir. Tekrar edelim öyleyse. Yeme, içme ve cinsellik eksenli ya da ya da şey diyebiliriz. Üreme, cinsellik. Peki temelde bunlar yaşamı devam ettirmeye yönelik güdüler. Aslında Eros öyleyse yaşam güdüsüyle ilişkilidir. Yaşam güdüsünün tam karşısına Freud ölüm güdüsünü koyar. Ölüm güdüsü de arkadaşlar tanatos olarak geçer. Ölüm güdüsü olarak düşünebilirsiniz. Freud'un kişinin bilinç dışında ölümün olduğunu, ölümün farkında olduğunu söyler. Sadece bizim bilincimiz olan bir olgu olarak görmüyoruz bunu.

Baktığımızda tanatos, saldırganlık ve yok etme dürtülerini içeren bir durumdur diyebiliriz. Peki bunu nasıl izah edeceğiz? Şöyle yemek yerken aslında aynı zamanda biz bir şeyi yok ediyoruz. Yani insanın ne diyeceğiz öyleyse? Biyolojik olarak varlığını sürdürmeye yönelik eylemler aynı zamanda birtakım şeyleri yok etme eylemini de içinde barındırır diyoruz arkadaşlar. E bu noktada tanatos ile ilişkili tekrar şunu söyleyelim. Bilinç altımızda ölüm her zaman var ve ölüm bizim için gerçek bir olgudur. E tabii saldırganlık yoluyla biz ne yapıyoruz aslında ölüme yaklaş, ölümü hissediyoruz. Bu anlamda tabii dediğim gibi beslenirken bile bir nesneyi, bir objeyi yok etme eylemi yine burayla ilişkilendirilebilir diyoruz.

Libido arkadaşlar genel olarak insanın bünyesinde. Bu şunu söyleyelim. Eros'u besleyen, yaşam güdülerimizi besleyen aslında libidodur. Bireyi harekete geçiren yaşam enerjisi demektir. Yaşam ateşi de diyebilirsin. Yaşam enerjisi. Yaşam enerjisini libido olarak düşünebilirsiniz. Bu olimpiyatlarda yanan meşale gibi düşünebilirsiniz. İnsanın böyle göğüs kafesinin tam ortasında bir meşale hayal edin ve sürekli yanan bir ateş. Bu bizim libidomuzdur. Herkesin mutlaka bir libidosu vardır diyoruz.

Evet, bir de burada birincil primer narsizm ve ikincil narsizm meselesi var. Birincil narsizm, bebeklikte ortaya çıkan, bebeğin kendisine odaklanması ve temelde tüm dünyanın kendi ihtiyaçlarına, ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olarak düşünmesi bizim açımızdan birincil narsizm ya da primer narsizm olarak değerlendirilebilir. Kısaca hani o ben merkezcilik, o kendine odaklanma, bütün evrenin kendisi için yaratıldığını düşünme primer narsizm olarak geçer. İkincil narsizm arkadaşlar, olgunlaşmaya bağlı olarak çocuğun dikkatinin bir işinin kendisi dışındaki nesnelere de odaklanması ve nesnelere yapışması, nesnelere odaklanması olarak düşünebilirsiniz. Başkalarına ve nesnelere odaklanma da yine bizim için ikincil narsizm diyoruz.

Peki Freud'un topografik bilinç sınıflamasına bakacak olursak, bunu nasıl izah edeceğiz? Şimdi Freud insan bilincinin yapısını topografik sınıflamaya benzetir. Bir buz dağına benzetir. Bir buz dağına benzetir. Şöyle düşünün. Buzdağının yüzeyde görünen kısmına, yüzeyde görünen kısmına Freud ne diyor? Bilinç diyor. Bilinç şu an demek, farkında olduğumuz şu an. Şöyle düşünebilir, şöyle düşünebilirsin. Şu an aklından neler geçiyor? Şu an ne görüyorsun? Şu an ne düşünüyorsun? Bunlar senin bilincindedir. E kısaca ne diyeceğiz öyleyse? Şu an az öncesi yok, az sonrası yok diyoruz.

Peki bilinç öncesi? Bilinç öncesi de şu an farkında olmadığımız ama biraz düşünce açığa çıkarabileceğimiz yaşantılarımız olduğu bölüm olarak tasavvur edebiliriz. Bilinç dışı ya da arkadaşlar buraya ötesi de diyebilirsiniz. Bilinç dışı ya da ötesi, hiçbir şekilde bireysel çabayla hatırlayamadığımız yaşantılarımız olduğu bölüm. Burası en derinde olan yerdir. İnsanın böyle bir kara kutusu olarak düşünebilirsiniz. Bizi rahatsız eden cinsel dürtülerimiz, ensest eğilimlerimiz, isteklerimiz, arzularımız ve utanç verici deneyimlerimiz tamamen nerede saklanır? Bilinç dışında saklanır. Peki bilinç dışındaki yaşantılar ancak ne ile hatırlanabilir? Özel birtakım tekniklerle açığa çıkarılabilir. Özel tekniklerle. Teknikler bu arada şunu söyleyeyim. Freudien terapinin temel amacı zaten bilinç dışı ya da bilinç ötesindeki bu yaşantıları analiz edip yüzeye çıkarmaktır. Freud temelde bunu hedefler diyoruz. İşte başlangıçta hipnozu kullanmıştır, daha sonra vazgeçmiştir. Çünkü hipnozla iyileştirdiği hastalarında bir süre sonra aynı belirtilerin tekrar görüldüğünü fark etmiş. Temel yapı taşı olan serbest çağrışım, serbest çağrışım, rüya analizi, transferans analizi, dil sürçmeleri gibi özel bir takım teknikler kullandığını söyleyebiliriz. Bunlar da topografik sınıflama ile ilgili olgular diyoruz.

Şimdi hemen bir de kişiliğin yapısına bakalım. İd, ego, süperego sınıflamasına bakalım. İd dediğimiz şey arkadaşlar, id dediğimiz şey bizim ilkel benliğimiz. İlkel benlik. İd tamamen doğuştandır arkadaşlar. Yani çocuk doğduğunda tepeden tırnağa sadece iddir diyoruz. Peki id hiçbir zaman ehlileştirmezsiniz, evcilleştirmezsiniz ve ilkel insan olarak düşünebilirsiniz. Eğitilemez diyorum. Öyleyse eğitilemez. Peki temelde hangi prensip göre çalışır? Haz ilkesine. Haz prensibine göre çalışır. Şunu söylüyoruz. Sınır ve ortam tanımaz arkadaşlar. Sınır ve ortam tanımaz. Sınır tanımaz. İd'in şöyle bir özelliği var arkadaşlar. Hem mantıksız hem de ahlaksızdır. Mantıksız ve ahlaksızdır. Yani id'in içinde ne mantık vardır ne de ahlak vardır diyoruz.

Peki id'i bu şekilde hallettikten sonra altı, sekiz ay civarı ben öteki ayrımının yapması, ben öteki ayrımı yapmaya başlamakla birlikte egonun geliştiğini söylüyoruz. Peki ego ne zaman gelişiyor dedik? Altı, sekiz ay civarları. Ne ile başlıyor? Ben öteki ayrımı. Ben öteki ayrımı ile birlikte neyin başladığını söyleyebiliriz arkadaşlarım? Egonun başladığını söyleyebiliriz. Ego bizim kişiliğimizin gerçeklik yönünü temsil eder. Gerçeklik yönünü. Gerçeklik yönünü temsil eder ve mantıksal çalışır. Mantıksal karar verme süreçlerini kontrol eden yapıdır. Freudien terapinin temel hedeflerinden bir tanesi kişiliği gerçeklik temelli bir yapıya kavuşturmak. Buna ne diyebilirsin? Egosunu güçlendirmek de diyebilirsin. Freudien terapide ana hedeflerden bir tanesi budur. İçgörü kazandırıp egoyu güçlendirmek. Peki egoyu da bu şekilde izah ettik. Tabii ego ile ilişkili söylememiz gereken birçok şey var. Kısa kısa bahsetmeye devam edelim öyleyse.

Şimdi gerçeklikten kopma olmadığı sürece savunma mekanizmaları sağlıklıdır. Savunma mekanizmalarını genel olarak kullanan egodur. Kaygı ile başa çıkmada kullanır. Kaygı ile başa çıkmada kullanır arkadaşlar. Ego mantıklı olabilir ama ahlaksızdır. Egonun içinde herhangi bir şekilde ahlak yoktur diyoruz. Bunu da bilmemizde fayda var diyoruz. Ego aynı zamanda ne yapar biliyor musunuz? İd ve süperego arasında, id ve süperego arasında ara bulucuda bulucu. Yani ne diyebiliriz? Bir problem olduğunda ikisi arasında dengeyi kurmaya çalışan mekanizma olarak düşünebilirsiniz. Gerginlik oluştuğunda bu gerginliği gidermek için düdüklü tencerenin düdüğü olarak düşünebilirsiniz. İçerideki basınçtan bir miktar dışarı hava verildiğinde gerginlik içeride azalacaktır düşün bilirsiniz. Peki en önemli yapı olarak da bakabilirsiniz buraya. Süperego. Buna törel benlik ya da üst benlik de diyebilirsiniz. Üst benlik toplumsal yapı içerisinde ahlak, örf, gelenek, görenek gibi değerler, değerlerle ilişkilidir. Dolayısıyla ahlak, din, gelenek, görenekler, görenekler burayla ilişkilidir diyoruz. Süperego genel olarak yargılayıcıdır. Mükemmeliyetçi, yargılayıcı, mükemmeliyetçi. Mükemmeliyetçi. Arkadaşlar sürekli olarak içinizde bir ses. El alem ne der? El alem ne der meselesi tamamen süperego ile ilişkilidir. El alem ne der meselesi süperego ile ilişkilidir. Bu noktada en son gelişen yapıdır da diyoruz. En son gelişir. İşte üç, altı yaş aralığı böyle temel şekli ortaya çıkmaya başlar. Üç, altı yaş aralığında temel şekli oluşmaya başlar. Bu teorinin aslı Platon'un Antik Yunan'da bir at arabalı örneği vardır aslında. O metafora dayanır. Yani Freudien yaklaşımın bu kısmı Antik Yunan mitolojisinden alınmadır. E Platon bir at araba meselesinden bahseder. At arabasını işte hareket ettiren bir siyah at, bir de beyaz at vardır. Onları yolda tutmaya çalışan bir de sürücü vardır. Siyah at id, beyaz at süperego, sürücü ise egoyu temsil eder diyoruz arkadaşlar. Bunları kısa kısa bu şekilde bilmenizde fayda var diyoruz.

Freudien terapide anormallik ölçütleri dediğimiz bir mevzu var. Buraya kısaca bir göz atmaya çalışalım. E gelişim dönemlerinin herhangi birindeki saplanmalı ihtiyacı vardır. Örneğin ne diyelim? İşte sürekli parmak emme, tırnak yeme, işte dedikodu yapma gibi ya da obsesif kompulsif davranışlarımız varsa kesinlikle terapiye ihtiyacımız vardır. Birey libidosunu dengeleyen yine bireyin terapiye ihtiyacı vardır. Savunma mekanizmalarının aşırı ve sağlıksız kullanımı da bireyin yine terapiye ihtiyacı olduğunu gösterir. İd, ego ya da süperego üçlüsünün birinde ya da birkaçında olan işlev bozukluğu. Bu üç yapıdan herhangi biri sağlıksız çalışıyorsa kişinin yine terapiye ihtiyacı vardır diyor. E Freud hiçbir şekilde psikotikleri tedaviye kabul etmiyor. Danışanları terapiye kabul etmek için birtakım kriterleri vardır. İşte e belli bir yaşın üstünde olmamalı, ondan sonra madde ya da alkol bağımlılığı olmamalı, psikotik olmamalı, belli bir düzeyde psikoloji bilgisine sahip olmalı. Bunlar Freud'a göre bir kişiyi terapiye kabul etmenin şartlarıdır diyoruz. Tabii bunların arasında olmayan ve yazılmayan bir şey de söyleyeyim. Pek bundan söz edilmez ama ben söyleyeyim. Freud'un danışanların neredeyse hepsi kalındır. Buradan da bir diğer kriter ortaya çıkıyor diyebiliriz.

Peki Freud'a göre kaygı türlerine bakalım. Freud'a göre kaygıyı anlamaya çalışalım. Kaygı ya da anksiyete kuramına baktığımızda bir tehlike ya da bir tehdit durumu hissettiğimizde yaşadığımız aslında gerginlik durumunu biz kaygı ya da anksiyete olarak düşünebiliriz. Genel olarak tabii kaygı bizi mutlaka bir davranışa itiyor. Karşı, yani kaygıya karşı koyma, bir şekilde direnç gösterme gibi davranışlar ortaya çıkıyor. Kaygı karşısında diyebiliriz. Şimdi bu noktada şunu da söylemek lazım. Kaygı bir tehlike sinyalidir aslında. Yani bir noktada kaygı hissetmek aslında insan olmanın kaçınılmaz bir karşılığıdır. Kaygı hissedersiniz. Kaygı bireyi yaşamda tutar, harekete geçirir.

Şimdi üç özelliğinin olduğunu söyleyebiliriz kaygı ile ilişkili. Evet, olumsuz yaşantılar. Olumsuz yaşantılar bireyin kaygı hissetmesine yol açar. Bununla birlikte kaygıyla birlikte bedensel değişimler ortaya çıkar. Üçüncü durumda arkadaşlar, üçüncü durumda ilk ikisinin farkına varmakla birlikte yine kaygının gelişeceğini söylüyoruz. Yani olumsuz yaşantılarımız farkına vardığımızda, bedensel değişmelerimizi fark ettiğimizde yine kaygı durumunun oluştuğunu söyleyebiliriz. Belirtilen bu kötü durumların farkına vardığımızda da yine kaygı hissetmez miyiz? Ederiz. Freud üç tür kaygıdan söz ediyor. Bu arada kaygı kuramı sorulmadı ama bence potansiyel bir soru adayıdır. E bilmenizde fayda var. İlk bahsedeceğim kaygı türü gerçeklik kaygısı. Her normal insanın hissedebileceği kaygı türüdür. Dış dünyada bir karşılığı, bir nesnel gerçekliği vardır. Evet, dolayısıyla dış dünyadan gelen tehlikelere karşı bizim hissettiğimiz duygu durumudur diyebiliriz. Ve bu kaygının derecesi aslında tehdidin derecesiyle doğru orantılıdır. Ve şöyle düşünebilirsiniz. Birinci derecede deprem bölgesinde yaşayan birinin depremle ilgili yaşayacağı korkuyla, üçüncü derecede deprem bölgesinde yaşayan kişinin depremle ilgili korkuları birbirinden farklı olacaktır. Birinci derecede deprem bölgesinde yaşayan insanların daha fazla kaygı duymaları kadar doğal bir şey yok diyoruz.

Peki nörotik kaygı? Nörotik kaygı, Freud'un en önemli kaygı türüdür. Bu arada çeşit olarak en önemli kaygı türü, en önemlisi diyelim. Evet, peki nedir nörotik kaygı? Biz bir cinsellik ve saldırganlık güdüsüne sahibiz ya, biz ego kontrolünü kaybederse ve biz bu cinsellik ve saldırganlık dürtülerimize yenik düşersek, işte bu kontrolü kaybetme korkusuna biz nörotik kaygı diyoruz. Nörotik kaygı ya kendimi tutamayıp sokaktan geçen adamın birine küfür edersem, ya birini bıçaklarsam, ya kendimi tutamayıp geçen bir güzel hanımefendiye laf atarsam, sarkıntılık yaparsam, işte bunlar kaygıdır diyebiliriz. Evet, bunun da yine kendi içerisinde üç farklı sınıflandırması olabilir diyoruz.

Bir de e şunu söyleyelim. Üçüncü kaygı türümüz de arkadaşlar ahlaki kaygı. Ahlaki kaygıyı da şöyle ifade edelim. Süperegonun etkisiyle oluşan aslında kaygı türüdür. Mahalle baskısından etkilenme olarak da düşünebilirsiniz bunu. Özellikle bizim böyle anne ve babamız tarafından öğretilen birtakım kurallara aykırı davrandığımız da hissettiğimiz suçluluk hissi. Hani o vicdan dediğimiz olay, vicdan. Hani annenize ya da babanıza yalan söylersiniz ve bu söylediğiniz yalandan dolayı bir suçluluk hissi yaşarsınız ya, buna biz ahlaki kaygı diyoruz. Evet, tabii egoda oluşan böyle ve suçluluk duygusu burayla ilişkilidir diyoruz.

Peki Freud'un üç çeşit e kaygısının olduğunu söyledik. Gerçeklik kaygısı, dış dünyada bir karşılığı vardı. Nörotik kaygı, kontrolümüzü kaybetmekle ilgili kaygımızdı. Ahlaki kaygı ya da törel kaygı da, moral kaygı da diyebilirsin. Bu da arkadaşlar genel olarak üretilen ahlak kurallarına aykırı bir davranış sergilediğimizde bizim yaşadığımız o suçluluk hissi diyoruz.

Peki sürece bakalım. Freud'un adımlarını bilmemiz fayda var arkadaşlar. Temelde sürecin açılma aşamasıyla başladığını söyleyebiliriz. Açılma aşaması için şöyle basit bilgiler verelim. Terapi sürecinin ilk başındaki arkadaşlar, üç ile altı ay arasındaki zaman dilimidir diyoruz. Üç ile altı ay arasındaki zaman dilimi diyebiliriz. E bu noktada yüz yüze yapılan oturumlar burayla ilişkilidir. Freud yardım almaya gelen hastayla bir iletişim kurmaya, anlamaya çalışıyor. Onun psikanalize uygun olup olmadığına karar vermeye çalıştığı aşamadır. Şimdi bu bu noktada gelen danışanın psikotik mi, nevrotik mi bu durum göz önüne alınarak e danışanın anlamaya çalışıyor. Freud psikotikleri tedaviye kabul etmiyor. Tedaviye kabul etmemesinin sebebi bunların terapistle etkileşime geçememeleri olarak ileri sürüyor Freud. Peki e tabii dediğim gibi açılma aşaması üç, altı ay arasındaki aşama. Hocam ama bu sürede diyorsunuz ki bir danışma süreci tamamlanmaz mı? Freud'un terapisi üç ila beş yıl arasında sürebiliyor arkadaşlar. Üç yıl haftada bir ya da iki oturum şeklinde bir süreçten bahsediyoruz.

İkinci adımımız transferans gelişmesi ya da gelişimi olarak da düşünebiliriz aslında. Transferans Freudien terapinin odak noktasıdır. Freudien terapinin kesinlikle odak noktasıdır diyoruz. Danışan, danışan geçmişte hissettiği duyguları, düşünceleri, bu içindeki kini, sevgiyi, nefreti bilinçsiz bir şekilde terapistine yansıtır. Biz buna arkadaşlar transferans diyoruz. Şimdi bu noktada terapistin transferans bulup bu transferans analizini yapması gerekiyor. E tedavinin sürekliliğini sağlayan şey transferans analizidir. Transferans, geçmişteki ilişkilerin şimdi ve burada olma ilkesine göre analiz edilmesidir aslında diyoruz. Peki geçmişte danışan yaşadığı duyguları, düşünceleri, kini, nefreti şu an evet, şu an terapi sürecinde, terapi sürecinde tekrar gözden geçirmeye başlar ve danışan bilinç dışı yaşantıları ile ilgili bu sayede bir içgörü geliştirir. Tabii burada eğer şöyle basit bir takım bilgiler de vereyim. Şimdi danışanın her tür davranışı transferans değildir arkadaşlar. Aslında olumlu transferans, olumlu. Şurayı biraz büyüteyim siz de daha net görürsünüz. Olumlu transferans. Bu arkadaşlar analiste karşı geliştirilen dostça duygular. Analiste karşı geliştirilen dostça duygular. Duygular. Bunun içinde arkadaşlar sevgi olabilir. Yine cinsel dürtüler de olabilir. Cinsel istekler de olabilir. Bu e Freudien yaklaşıma göre terapinin devamlılığını sağlayan bir unsurdur diyeceksiniz ki hocam, hocam olumlu transferans var, olumsuzu yok mu? Olmaz olur mu? Olumsuz transferans ise olumsuz transferans. Bu da arkadaşlar analiste karşı geliştirilen düşmanca duygular. Analiste karşı geliştirilen düşmanca duygular. Bu noktada arkadaşlar tabii ki bu tedaviye engel oluşturabilecek birtakım durumlar oluşmasına sebep olur. Tabii bir de karşı transferans var. İleride ondan da bahsedeceğim.

Şimdi derinlemesine çalışma dediğimiz aşamada ne yapılıyor? Derinlemesine çalışmada ise analizler ilerledikçe şın bilinç dışında yeni yeni malzemeler ortaya çıkar. E terapist bu açığa çıkan malzemeni malzemeyi az tehlikeli olandan çok tehlikeli olana doğru adım adım analiz edilmeli. Transferans seanslar ilerledikçe farklı biçimlerde kendini göstermeye başlar. Terapist her seferinde ortaya çıkan bu transferans yeniden analiz etmesi gerekir diyoruz. Peki transferans çözümlenmesi ve son aşamaya geliyoruz. Son aşamada da arkadaşlar ne oluyor biliyor musunuz? Danışan bilinç dışı ile ilişkili bir içgörü geliştirdikçe, yaşantılarının farkına vardıkça terapinin bitişi için bir tarih belirlenir. Bu tarih belirlendiği zaman danışan da terapiyi bırakmama, terapist olmadan yaşamını nasıl sürdürebileceği ile ilgili korkular gelişmeye başlar ve bu noktada ne olur biliyor musunuz? Bu yaşantılar tekrar tekrar analiz edilir ve danışanın terapist olmadan yaşamına nasıl devam edebileceğine dair bir yol haritası oluşturulur ve danışana bay bay denilir diyoruz. Evet, aşamaları da gördük. Aşamalara baktığımızda açılma. Evet, açılma aşaması dedik. Aşama aşama gördük.

Bir diğer evreye geçiyoruz. Aslında bu başlık da son derece önemli. Yani psikoanalitik terapide terapist ile danışan arasında nasıl bir ilişki olması gerekiyor? Bu sınav sorusu olarak da çıktı. Özellikle boş ekran metaforu. Boş ekran metaforu diye karşımıza çıktı. Şunu söylemeli. Klasik psikoanalitik terapide terapist kendini açmaz, kendi yaşantılarından bahsetmez, danışanla etkileşimde tamamen tarafsız kalır. Yani şöyle düşünebilirsiniz. Danışan gelir ve kendini boş bir ekrana anlatır. Sürekli kendini anlatır. Karşı taraf hiçbir şekilde kendini açmaz. Evet, danışanın kendini açması terapi sürecinin başında zaten danışan ya da hasta Freud'a göre aslında böyle bir taahhütte bulunur. Ne demek? Ben kendi yaşantılarımızın arkadaşlar aklına gelen her şeyi sansür oluşturmadan terapiste paylaşmasıdır diyoruz. Özellikle serbest çağrışımda bir divan meselesi vardır. Buna divan diyoruz. Oturulan somya ya da koltuk gibi de düşünebilirsiniz. E terapist ve danışan yüz yüze değildir. Yan yana otururlar. Yani danışanın bakış açısında terapist yoktur, görmez. Danışan terapisti görmez. Bu açıdan danışan terapistle yüz yüze gelmeden düşüncelerini serbestçe ifade eder. Çünkü bir başkasının yüzüne bakarak bir yaşantımızı paylaşmak çok da kolay değildir. Bu arada o divan ya da kanepe ya da koltuk ya da somya ne dersen de bir tek klasik psikoanalitik terapide kullanılıyor diyoruz.

Bir diğer bahsedeceğimiz şey üst düzey yorumlama. Danışanın paylaştığı yaşantıları terapisti arkadaşlar terapistin derinlemesine ve bütün ayrıntılarıyla analiz edip yorumlaması gerekiyor. Nereden geldiği, neyden kaynaklandığı, ne ile ilişkili olduğu gibi. Bu arada birinci dalga psikoterapilerdeki Freudien yaklaşım bunların başını oluşturuyor. Terapist tek söz sahibi kişidir diyoruz. Değişikliklerden kaçınma meselesi. Terapist terapi sürecinde yaşamında köklü değişiklik yapmamalıdır der Freud. Ne yapmamalı? Mesela şehir değiştirmemiş, iş değiştirmemiş. Hani bazen ben de söylüyorum ya sınava hazırlık sürecinde aman ha ne yeni bir sevgili edinin ne de mevcut sevgiliyle kavga edin. Hazırlık süreci çünkü hassas bir süreç. Buraya lütfen dikkat edin diyoruz.

Peki bunlara ilişkinin boyutlarıyla tekniklere hızlı bir şekilde göz atalım. Evet dostlar, tekniklere baktığımızda serbest çağrışım. Aslında az önce bunu söyledik. Danışanın aklına gelen her şeyi sansürsüz bir şekilde ifade etmesi. Evet, aklına geleni sansürsüz aktarma. Direncin analizi. Dirençten bahsettik. E burada özellikle biraz açmamız gerekiyor. Direnç dediğimiz şey arkadaşlar, ın bilinç dışındaki malzemenin açığa çıkmaya başladığını ya da başlayacağını fark ettiği zaman bu yaşantıları paylaşmamak için direnç göstermesidir. Evet, direnç öyleyse bir yazalım bunu. Bunu mutlaka bilmemiz gerekiyor. Çok önemli bir başlık. Bu arada şöyle diyelim. Bilinç dışı içerik içeriğin di içeriğin açığa çık masını aslında istememe. Evet. Peki bu anlamda bu anlamda Freudien terapide kilit bir takım şeyler söyleyeceğim. Bunları mutlaka bilmen gerekiyor arkadaşım. Evet bakın direnç. Lütfen bunu unutma. Direnç görmezden gelinmemiştir, gelinmemeli. Peki ne yapılmalı? Direnç mutlaka analiz edilmeli ve temelde direnç nedir biliyor musunuz? Direnç aslında bunu da kırmızı ile yazacağım. Bilmenizi istiyorum. Direnç arkadaşlar davranışsal dır. Davranışsal. Terapiye karşı koymadı. Kısaca nedir? Terapiye ye karşı koyma. Karşı koyma. Peki ne oluyor? Seansa geç gelme, geç gelme, seansı erteleme davranışı. Peki devam edelim. Evet, iletişim sırasında lafı değiştirme, lafı değiştirme, duraksama ve benzeri gibi. Duraksama ve benzeri gibi. Biz ne yapacağız? Direnci bulacağız. Direncin mutlaka analizini yapacağız. Şimdi bu normal direnci bir de karşıt direnç var. Karşıt direnci de şuraya bir cümleyle ifade edelim. Karşıt direnç ha, bu kimde meydana geliyor? Karşıt dirençte arkadaşlar terapiste meydana geliyor. Evet, terapist, terapist evet, danışmayı danışmayı sürdürmek istemeyebilir. Yani danışanın varlığı böyle bilinçsiz bir şekilde danışanı rahatsız eder e ve gerginlik oluşturur. Bu durumda mutlaka arkadaşlar terapist, bu durumda mutlaka terapist ne almalıdır? Süpervizyon almalıdır. Süpervizyon almalı. Peki buna rağmen direnç devam ediyorsa ne yapılmalı? Danışma süreci sonlandırılmalıdır diyoruz. Ama mutlaka karşıt direnç de arkadaşlar farkına varılmıyor.

Şimdi transferans bahsettik. Transferans bahsettik. Dedik ki olumlu olabilir. Olumlu transferans. Yani danışan terapistini geçmişindeki önemli kişilerin yerine koyup onlara karşı geliştirdiği duyguları terapistine yönlendirebilir. Nedir? Geçmişte kaybettiği sevgilisine, anasına, babasına benzetebilir. Ona duyduğu sevgiyi terapistte beslemeye başlar. Mesela olumsuz transfer olabilir. Transferans olabilir. Olumsuz. Bu durumda da terapiste karşı geçmişinde öfke hissettiği bir insan varsa ona benzetebilir. Bu arkadaşlar destekleyicidir. Bu ise daha çok engelleyici, negatif olarak görülebilir. Bir de arkadaşlar karşıt transferans var. Karşıt transferans. Bu durumda da bu durumda da şunu söylemek lazım. Bunu da kırmızı ile gösterelim. Terapist, terapist danışanı, danışanı evet, geçmişindeki kişilerin yerine koyar. Yerine koyar ha ve duygu geliştirir. Duygu geliştirir. Bu sevgi, bu korku, bu e ne diyelim? Beğenme arzusu, beğenme, beğenme olabilir. Ama burada önemli olan şey şu. Karşıt transferans varsa da arkadaşlar mutlaka dikkat etmen gereken şey şu. Yine süpervizyon gereklidir. Süpervizyon hizmeti almalıdır diyoruz.

Freud'u Freud yapan tekniklerden bir tanesi rüya analizi arkadaşlar. Rüya analizi. Freud'un söylediği çok meşhur bir laf var. Bilinç altına giden, bilinç altına giden kraliyet yolu. Bunu Freud ne için söylüyor? Arkadaş, bilinçaltına giden kraliyet yolunu rüya için söylüyor. Freud'a göre rüyaların görünür içeriklerinden çok gizli içerikleri analiz edilmeli. Gizli içerikleri. İçerikleri analiz edilmeli. Freud danışanlarına sürekli şöyle bir telkinde bulunur diyor ki. Bak diyor benim senden istediğim şey ym. Baş ucuna bir bardak su değil, yanlış anlamayın. Bir kağıt ve bir kalem koy. Evet, gece diyor aklına bir rüya geldiğinde, rüya gördüğünde kalk, uyan ve rüyanı o kağıda yaz diyor. Peki bütün gece boyunca hiçbir rüya görmedim. Sabah kalktığında uyandığın ilk anda aklından neler geçiyorsa onu o kağıda yaz. O yazılanlar üzerinden terapi sürecini Freud devam ettiriyor diyoruz. Peki teknikleri de bu şekilde analiz ettik. Bu arada hipnozu da bir dönem olarak, bir dönemde kullandığını söyleyebiliriz. Ama Fransız hekim Charcot'tan öğrenmiştir. Daha sonra arkadaşlar, hipnozdan vazgeçiyor. Niye vazgeçiyor? Ve hipnozla iyileştirdiği hastalarda aynı belirtiler tekrar ortaya çıkıyor diyoruz. Daha çok gençlik yıllarında diyeceğiz. Buna da.

Şimdi geliyoruz arkadaşlar, psikanaliz yaklaşımlarını tanımlama. Birkaç şeyden de söz edelim. Terapi süresi özellikle aslında burada klasik ve yeni, neo psikoanalitik yaklaşımları birbiriyle karşılaştırmaya dayalı gidelim. Şunu söyleyelim. Klasik psikanalizde terapi süresi uzundur. Ama çağdaş psikanalizde, çağdaş yaklaşımlarda daha kısa bir terapi süresinden bahsediyoruz. Peki terapistin kendini açmasından bahsettiğimizde, klasik de terapist kendini pek açmaz. Ama şunu söyleyeceğiz. Çağdaş da daha fazla kendini açma eğiliminin olduğunu söylüyoruz. Peki bu divan ya da kanepe kullanımı, divan meselesi sadece arkadaşlar klasik yaklaşımda vardır diyoruz. Peki aktifliğe baktığımızda çağdaş terapistler daha fazla aktiftir. Klasik terapistler ise daha nötr, daha böyle sessiz, boş ekran muhabbetiyle devam ederler. Tabii odak alanlarına baktığımızda çağdaş psikoanalitik yaklaşım pratik sorunlara daha fazla odaklanıyor. Yani bireyin günlük yaşamıyla uyumunu engelleyen konulara daha fazla odaklanıyor. Oysa klasik psikanalizim daha çok bireyin cinsel dürtülerine, fantezilerine, geçmişine çok fazla odaklanıyor diyoruz.

Bir de arkadaşlar Freudien terapinin güçlü ve zayıf yanlarından bahsetmek gerekiyor. Şunu söyleyelim. Artılar arasında belirli bir takım davranış ve uyum problemlerinde etkili bir çerçeve sunuyor. Bu anlamda gerçekten kuramsal iyi bir çerçeve olduğunu söylüyoruz. Freudien görüşleri bilimsel olarak çürüt demiyorsunuz, bilimsel olarak kanıtlayamıyorsunuz. Böyle bir durum söz konusu. Freudien terapide böyle disiplinler arası bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. Edebiyat, tarih, felsefe, böyle birçok şey var. Freudien yaklaşımda davranışın gerçekten e derin bir analizini yapar, çok analitik baktığını söylüyor. Yine bilinç dışı süreçler, Freudien kuramı özgü kavramları kullandığını da söylüyoruz arkadaşlar. Eksileri, bilinç dışını ölçemezsiniz, kanıtlayamazsınız. Deneysel olarak kanıtlanan görüşlerden oluşmadığı için bilimsel değildir deniliyor. Yine üç ila beş yıl işte arası sürmesi, terapinin çok uzun süreli ve maliyetli olması da bu kuramın eleştirilen bir diğer yanıdır diyoruz.

Bir diğer kuralımı bir sonraki dersimize, dersimizde geçeceğiz dostlar. İlk dersin uzun bir süredir ilk defa YouTube'a video çekmenin heyecanı vardı bende. Onu da söyleyeyim. E bundan sonraki içeriklerimiz tabii ki çok daha iyi olacaktır. Ben e tekrar sizden şunu rica ediyorum. Kanalımıza abone olmayı unutmayın. Videoları beğenmeyi ve kısa da olsa görüşlerinizi videoda bizimle paylaşmayı, yorumlarda bizimle paylaşmayı unutmayın. Hepinize iyi çalışmalar diliyorum güzel insanlar. Görüşmek üzere.