Transcription
[Müzik] Selamlar. Bugünkü konumuz tağut. Halk arasında çok bilinmese bile, yani dinen uğraşan, dinen uğraşan kişiler bu kelimeyi bilirler. Hele IŞİD ve DEAŞ'ın savunduğu bu tağut ayetleridir tabii. Onlar siyasilere bu tağut ayetlerini getirirler, yöneticilere yani. Şimdi bunu Kur'an'dan göreceğiz. Tağut nedir? Siyasilere mi haktır, din adamlarına mı hitap? Şimdi Ali hocam, bu konuyla ilgili zaten bu konuya da çalışan Ali hocadır. Allah razı olsun diyoruz. Buyur Ali hocam.
Hocam, Allah sizden de razı olsun. Aslında tağut kimlerdir? Yani Kur'an'a gittiğimiz zaman tağut olarak Kur'an kimleri gösteriyor, kimleri hedef alıyor? Devlet adamları mı, yoksa din adamları mı? Bu çok önemli gerçekten. Söylediğiniz gibi hocam, yani son vahyin tarihinde, son vahyin tarihinde özellikle selefiler, selefiler tağut kelimesinden maksadın devlet adamları olduklarını iddia etmişlerdir ve öylece gelmiştir. Hiçbir zaman din adamları insanların akıllarına gelmez. Şimdi Kur'an'a bakacağız. Tağut denildiği zaman Kur'an'da devlet adamları mı hedefe konuyor, yoksa din adamları mı? Bu çok önemli bir konudur. İnşallah Cenabı Hak bu konuda bizim yardımcımız olsun.
Tağut ne demektir? Sözlükte haddi aşmak, azgınlık göstermek, suyun taşması, hakka 11 ayette geçiyor bu zulüm, şirk ve küfürde ileri gitmek anlamlarına gelir. Bu kavram türevleri ile birlikte Kur'an'da 40 ayette geçmektedir. Son vahyin indirilmesiyle Kur'an en çok tuğyan eden, yani vahiye kulak asmayan, bundan dolayı taği, tağut olan din adamlarına dikkat çekmektedir. Yüce Allah'ın birçok ayette iman edenleri tağuta karşı uyarması bundan ileri gelmektedir. Hatta gerçek mümin olabilmek için tağutla mücadele edilmesinin gerekli olduğunu ortaya koyar. İmanın tam olarak gerçekleşmesi için ilk önce tağutu reddetmek gerekmektedir. Mesela Yüce Allah şöyle buyurur: "İkrah fiddin. Dinde ikrah, zorlama, zorlaştırma yoktur." Neden dinde zorlama, zorlaştırma olmaması gerekir? Yoktur. Çünkü Yüce Allah tarafından indirilen vahiyle hak ile batıl, yanlış ile doğru birbirinden ayrılmıştır. Kim tağutu inkar ederse, reddederse, hocam ancak yani hurafe, yalan, Allah'a iftira ortaya koyanlar reddedilir. Devlet adamı reddedilmez. Onlar o siyasi alana girer ama din alanına girdiğinden dolayı din adamını reddedebilir, ona karşı gelebiliriz, onu inkar ederiz. Yani sadece Allah'a iman ederse sağlam bir kulpa, yani çözümü olmayan, çözümü olmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur. Bakara 256 ayet. Sayın hocam, kopmayan diyelim. Sözüm olmayan derken kopmayan bir kulpa, yani saf, sağlam bir kulpa sarılmış olur. An vereceğiz.
Bir de bu, yani dinde ikrah, dini ikra ettirmeyin. Yani ikrah toplumsal olarak bilinir. Aslında ikra ettim senden, yani sıkıntı çektirmeyin, burana sokmayın insanları dinde anlamına geliyor. Yani biraz önce zam daha nezaketli sevir yaptı. Aslında ikra ettirmeyin dini. Y, bugün ikra edilmiş bir vaziyettedir din. Yani bunu da, yani dinden soğuyor millet. İkra etti millet. Yani dindar dediğin zaman uzaklaşıyor insanlar. Bugün hocam, dinden insanları nefret ettiriyorlar. Evet, tabi dediği zaman, yani Allah indirmiş olduğu vahiyle hak ile batılı ortaya koymuştur. Hiç kimse Allah'tan öte, Allah'tan öte en mükemmel bir şekilde, olağanüstü mükemmellikte hak ile batılı ortaya koyamaz. Yani Allah'ın indirmiş olduğu Kur'an'da vahde, Yüce Allah göklerin ve yerin rabbi olan Allah hak ile batılı Kur'an'da ayırmamış, göstermemiş, beyan etmemiş de sizin atalarınız mı beyan eder? Bir de dedik ya, onların da siyasetçileri de çok temize çıkarmayalım. İşte bugün yeryüzünde kutluk yapan yöneticiler, siyasetçiler de vardır. Bunları da ayırmıyoruz. Yalnız genel manada bu din, dinle ilgilidir. Yani bu konu ayette dikkat çeken en önemli konu Dinde zorlama ve zorlaştırma olmadığıdır. Sebebi de şudur: İtikat, yani iman, güzel ahlak ve öğüt olarak din indirilen vahiyle Yüce Allah tarafından tamamlanmıştır. Yüce Allah buyurur ki: "Ki" kelimesi o kadar önemli ki. Bugün, bugünün anlamı şudur: Allah Resulü Aleyhisselam hayatta, ona indirilen vahiyle din Allah tarafından tamamlanıyor. Allah Resulü hayattadır. O zaman Allah Resulü hayattayken din Allah tarafından tamamlanıyor. Allah Resulü'nden sonra sen ne konuşuyorsun kardeşim? Sen niye koyuyorsun? Sen helal, haram, işte mekruh, sünnet, müstehap, bilmem farz, vacip koymaya senin hakkın var mı? Din Allah tarafından tamamlanmıştır. Sen yeni bir din ortaya koyamazsın. Koyarsan tağut olursun. Heh, işte bunu koyanlar hocam, Kur'an tağut diyor. Tamamen tağut kelimesi tamamen dinle alakalı, itikatla alakalı, imanla alakalı bir konu. Evet, yani Allah'ı aşarak, Allah'ı aşarak onun üzerinde yücelik taslayan, haram, farz, vacip gibi ibadetler ve kurallar koyarak insanları dinden nefret ettirmeyin. İnsanlara bir ikrah, zorluk, yük, ağırlık, esaret ve bıkkınlık gelmesin. Musa Aleyhisselam çok mükemmel burada bir şeyi var. Musa Aleyhisselam Firavun ve ileri gelenlerine der ki: "Allah'ın üzerinde bir yücelik taslamayın. Böyle bir şeye girişme apaçık bir sultan, bir delil, bir hüccet geldi." Vallahi hocam, son vahyin tarihinde Nebi Aleyhisselam'dan sonra Şii ve Sünni din adamlarının yaptığı da aynen budur. Allah'ın üzerinde bir yücelik taslayıp onun dinine müdahale etmişlerdir. Allah'a iftira etmişlerdir. Çünkü Yüce Allah ayeti kerimenin pasajında buyuruyor: "Doğru yanlıştan ayrılmıştır." Artık Allah taraf, doğru yanlıştan ayrıldığı için artık siz bunun üzerine bir şey koymamanız gerekir. Artık bununla yetinmeniz gerekir. Allah tarafından indirilen vahiy size yeterli gelmesi lazım. Çünkü birçok ayette Yüce Allah der ki: "Ve ke billahi vekil." Yani din olarak, din olarak, itikat olarak, iman olarak, güzel ahlak olarak, öğüt olarak Allah tarafından indirilen vahiy size kafidir. Allah bize eksik bir şey göndermez. Allah eksiklikten, noksan sıfatlardan münezzehtir. Bu haberle Yüce Rabbimiz şunu demek istiyor: Size indirilen vahiy haricinde hiçbir hidayet rehberiniz olmasın. Yani size gönderilen Allah'ın mesajı doğru ile yanlışı, hak ile batılı apaçık bildirmiştir. Demek oluyor ki Allah'ın sınırlarını aşan, Allah'ın emretmeden diyerek dine helal, haram, farz, vacip ekleyenler tağut oluyorlar. Sayın hocam, ayetin devamında ise "Kim tağutu inkar ederse, kim tağutu reddederse ve y billahi, yani sadece Allah'a iman ederse." Demek ki hocam, ayetten şunu anlıyoruz: Tağut reddedilmediği için kesinlikle İslam dinine, tevhide, vahye, Allah'ın indirdiğine paralel olan dinleri, kaynakları kesinlikle reddetmelidir, onları kabul etmemelidir. İşte o sağlam bir kulpa yapışmış olur. Bu asla, asla hiçbir zaman kopmayacak bir bakır. Yani insanları Allah'ın yolundan uzaklaştıran din adamlarını ve mezheplerini edir. Din olarak yalnız Allah'ın ayetlerine iman ederse, Allah'ın hidayeti olan sağlam bir kul ve sırat-ı müstakime yapışmış olur. Buyur. Dolayısıyla bir müminin din olarak Kur'an'dan başka hiçbir kaynağa iman etmez. Bir mümin din olarak Kur'an'dan başka hiçbir kaynağa iman etmez. Çünkü din Allah'ındır. Dinillahi diyoruz. Allah'ın dini. Allah'a özel olan bir şeydir zaten. İhlası daha önce işlemişti de ki: "Ben dini Allah'a özel kılarak ona sadece ona kulluk etmekle emrolundu." Dinde ihlas olmadığı zaman kesinlikle şirk vardır. Sayın Hoca, Kur'an'da tağut kavramı siyasal anlamda değil, din anlamında kullanılmıştır. Yani sözcü, devlet adamları ve hukukçular hakkında değil, din adamları ile ilgilidir. Kur'an'da tağut kavramı vahiyden yüz çeviren, dini bölüp parçalayan, yani fırkalara ayıran, Allah'ın apaçık ayetlerini gizleyen, dini hükümler koyarak paralel bir din oluşturan, yani Allah'a iftira eden, insanları Allah'ın yolundan engelleyen, Allah ile aldatan, dini bir menfaat ve rant kapısı yapan din adamları hakkındadır.
Hocam, şöyle bir önemli bir şey var. Yani bu ayetler genellikle bu tağut kavramının geçtiği ayetler Medeni ayetlerdir. Yani Mekke'de yine ayetler çok sınırlı tağut kavramı geçer. Halbuki neden devlet adamlarla ilgili değildir? Çünkü Medine'de yönetici olarak, yönetici olarak devlet başkanı olarak Allah Resulü Aleyhisselam'ı. Buradaki tağuttan maksat oradaki Yahudi din bilgileridir. Necran'dan gelen, Necran'dan gelen Hristiyanların din adamlarıdır. Bu yüzden tağut din adamlarla alakalıdır. Çünkü inmiş olduğu coğrafyada muhatap kitle belliydi. Yönetici olarak, devlet başkanı olarak devletin başında sadece Allah Resul olduğundan dolayı tağut kavramının, tağut kavramının din adamları bağlamında kullanıldığını görüyoruz. Sayın hocam, zaten Maide 4-45'te de kitap ehilleri bahsediyor hüküm konusunda. Ey ehli kitap, yani Tevrat ehli Tevrat'la hükmederdi, İncil ehli İncil'le hükmederdi der. Orada hüküm, hüküm sahipleri kim? Kitaptan bilgisi olanları kastederek onlara vurgu yapıyor. Zaten bugün de Kur'an'dan bilgisi olanlar. Evet, zaten o kim? Allah'ın i de hükmetmezse ayetler. Ayetler de geleceğiz. Bu ayetlerin muhatabı, hedefi devlet adamları mı var, yoksa tağut olan din adamları mı? Onu da inşallah göreceğiz. Sayın hocam.
Evet, bu gerçek birçok ayette apaçık bir şekilde ortaya konmaktadır. Mesela Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah veli. Allah iman edenlerin velisidir." [Müzik] "Allah onları karanlıklardan Nura, aydınlığa çıkarır." Vahiyle Allah, vahiyle iman edenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Demek ki insanları karanlıklardan aydınlığa vahiyden başka hiçbir şey çıkaramaz. Evet. "Allah, kafirlere gelince, kafirlere gelince onların velileri de tağuttur. Onlar da rivayetlerle, hadislerle, içtihatlarla, beşeri ürünlerle insanları Nur'dan, aydınlıktan karanlığa çıkarırlar." Karanlıklara. Evet, karanlıklara. Yani demek ki tağut şöyle bir özelliği var. Evet, sayın. Karanlıklar çok, aydınlık tek. Tek. Aynen. Ayete dikkat edersek, y tatlardan, yani çoğulda tek olan Nura çıkartıyor. Evet. Allah diğer tağut veliler de, tağut olan veliler de insanları Nur, tektir. Nur'dan karanlıklara. Buradaki zulümat, karanlık ve şeylerin mezar kullanıldığını da bilelim. Yani bu gecedeki karanlıktan bahsetmez. Bu konular, yani karanlıklar kötülüğü temsil eder, suçları, günahları temsil eder. Nur ise Allah'ın hidayet ve düzgün yol demektir. Evet. Buradaki hayatın karanlıkları demek. Şimdi enteresan hocam bir şey. Mesela orada hatırlattınız. Allah, Allah iman edenlerin velisidir, dostudur. Onları karanlıklardan Nura, aydınlığa çıkarır. Çok enteresan. Burada anlıyoruz ki din tektir. Din Allah'ındır. Din tekildir. Din birdir. Birdir. Onu vurgulamak istedim ben. Zaten aynen. Ben de anladım hocam. Allah razı olsun. Ama karanlıklar var ya, rivayetler, mezheplerdeki var. Yönü var, ideolojik yönü var. Yani tek değil ki. Ama Allah'ın kıblesi tektir. Evet. Yani gerçekten de insan Allah'a, Allah'a sığınmayınca, Allah'a gitmeyince, vahiye gitmeyince, sadece vahiy kaynak etmeyince, onun evliya ve ilh haları asla bitmez. Kıyamet gününe kadar gel. Kıyamet gününe kadar onun ilah ve rları bitmez. Kafirlere, inkar edenlere gelince, onların veli tağut velilere, tağuttur. Aydınlıktan alır, karanlıklı götürürler. Son vahyin tarihi buna şahittir. Nebi Aleyhisselam, Allah Resulü Aleyh vefatından sonra karanlıklar, rivayet karanlığı, mezhep karanlığı, içtihat karanlığı, beşeri karanlık, beşeri karanlıklar günümüze kadar devam ediyor. Onların baskısı var ve kıyamet gününe kadar böyle devam edecektir. En doğrusu Allah bilir. Ama kö köyler sağırlar, ben de ona şöyle diyorum hocam: Çöller sağırlar birbirini ağırlar yaşıyoruz şu anda. Evet, evet, evet. Bunun sıkıntısını da çekiyoruz aslında farkında mıyız bilmiyorum. Ama en sona ne olacak? Onlar ateşin arkadaşlarıdır. Onlar arkadaşlarıdır. Orada devamlı kalırlar. Bakara 257 ayet. Ayetin din adamları hakkında olduğu o kadar açıktır ki. Çünkü din adamları dışında hiç kimse insanları aydınlıktan karanlığa sevk edemez. Bu din adamlarının yapabileceği bir şeydir.
Hocam, çok enteresan bir şey. Tağut olan din adamları haricinde kimse insanları yönlendiremediğimi [Müzik] kurumsal bir olgu değildir. Neden? Çünkü cemaatleşme olduğu zaman, tarikatlaşma kurumsal bir özellik aldığı zaman insanlar liderlerinin, liderlerinin, önderlerinin emrinden çıkıp özgür bir irade ortaya koyamazlar. Hocam, bir ülkede, bir toplumda, bir ülkede üç tane şey olmazsa o toplum asla gelişemez. Bir ilim olacak, bilimsel veriler olacak, Yüce Allah'ın göklerde ve yerdeki yaratılış yasası hakim olacak. İki aklı kullanma olacak. Üç özgürlük olacak. Bunlar olmadığı zaman o toplum gelişemez. Dolayısıyla yani insan kaynaklarımızı tüketen, bizi mahveden, yok eden en önemli unsurlardan bir tanesi cemaatler, tarikatlarda bağlanan bir insan özgür irade ortaya koyamaz, gelişemez. Herhangi bir ilim, beceri, kabiliyet, icat, yetenek ortaya koyamaz. Sayın hocam, şöyle düşünelim. Mesela bunlar 50 yıldır, biz bunları 60 yıldır tanırız. Bu tarikatları. Bizden önce de vardılar zaten biliniyor bu gruplar. Şurada bir bir vatandaş kendi işlerinden dahi desin ki: "Biz efendim sokak soluklarını ıslah ediyoruz veya suç işleyenleri ıslah ediyoruz veya bir laboratuvar kurduk da efendim bir aşı izat ediyoruz." Ha, bugüne kadar ne yaptılar? Hangi Türkiye'de ve topluma bir yarar sağladılar? Bir söylesinler. Bugün o onların gruplarından bizim yaşımıza gelen adamlar var. Bakıyoruz hala münafıklıkta maharet sahibi bu insanlar, iki yüzlülük maharet sahibi. Bunlar tak yapmakta maharet sahibi bu insanlar. Bu mu yani yetiştirdiğiniz şeyler bunlar mı? Yani devasa devasa gruplarınız var, il var, yurt dışlarına da yayılmışsa bir üretim yaptınız, bir makine mi buldunuz, bir izat mı buldunuz? Yani veya bir insanları ıslah mı edece? Yani sokak soluklarını veya bir gariplere bir yararın mı oldu? Zaten yani hep zenginlere musallat olmuş bir gruplarınızı ayakta tutmak için zenginleri yanınıza sağan bir şeyin teşkilatını var. Topladığınız paraları da inanın biz biliyoruz. Kurbanları da yani yerine getirmediniz ortaya çıkmıştır. Ama bu toplum hala size güveniyor ve sizin peşinizden gidiyor. Buyur hocam. Uydurma din insanlık tarihinde, insanlık tarihinde bu, yani Tevrat'ın tarihinde, İncil'in tarihinde, son vahyin tarihinde de din uydurma din her zaman sömürü aracıdır ve bu uydurma dinin unsurları, aparatları da insanlık namına, insanlık için hiçbir hayırlı icat ortaya koymamıştır. İnsanlık namına, insanlık namına hiçbir hayır üretimi meydana getirmemiştir. Zaten ben her zaman söylüyorum: Kesinlikle Allah'a gerçek bir şekilde kulluk edenler, Allah'a ibadet edenler fabrikalarda, laboratuvarlarda, tarlalarda, tezgahlarında icat peşinde, yetenek peşinde, iş güç peşinde koşanlardan için hayırlı üretim yapanlardır. Mabetlerde yapılanlar sadece israftır, sadece boş vakittir, sadece orada insanlara aldatmadır, sömürüdür. Mabetler insanlığa hiçbir hayır asla gelme bu mümkün değil. Alim kelimesi dahi bozuldu. Yani alim, alim söylediğimiz zaman akla din adamı geliyor, değil mi? Din bilgili geliyor. Öyle geliyor insana. Öyle bir şey yok ki. Evet, alim demek işinde başarılı olan, işini hakikatini yerli yerine getiren kişiye alim denir. O işin alimi denir. Yani işte profesörü denir, üstadı denir. Yani alim dediğimiz dinle ilgili değildir. Yani geneldir. Alim dediğimiz, yani kim mesleğiyle işiyle ilgili çok iyi bir bilgi ve yeteneğe sahipse ve onu doğru ifade ediyorsa, o kişi alim kişidir. Yani evet. Şirk ve tevhidle ilgili olan kelimelerdir. Din tamamen sivil ve bireysel hayatla ilgilidir. Şurası çok önemlidir hocam, çok önemli bir şey var. İslam dini, din ticaretini önlemek için bireysel imanı şart koştu ve mabetleri zorunlu olmaktan çıkardı. Mabetleri zorunlu olmaktan çıkardı. Yani herkes bireysel olarak Kur'an'a göre iman etmek zorundadır. Hiç kimse kurumsal olarak bir mezhebe ve cemaate bağlı kalarak onlar gibi iman etmemesi gerekir. Çünkü böyle olunca ilim ve imanda bir gelişme ve yenilenme meydana gelmeyecektir. Çok gerçekten hocam, cemaatlere baktığımız zaman, tarikatlara baktığımız zaman, yani dinle alakalı, dinle alakalı yüzlerce, binlerce mezhep vardır, teşkilat vardır, dernek vardır, vakıf vardır. Bu vakıflarda, derneklerde, cemaatlerde, tarikatlarda hocam, din olarak, dini olarak, dünyevi olarak icat ve yetenek olarak, araştırma olarak, ilim olarak hiçbir, hiçbir değerli üretimin, değerli çalışmanın ortaya konmadığı görülüyor. Öyle bir niyetleri yok ki hocam. Öyle bir niyetleri. İçtihat yapma yetkilerine sahip değiller ki. Müçtehit değiller ki. Müçtehit kapısı kapalı zaten. Müçtehitler yapmışlar dinlerini oturtmuş, ellerine vermişler zaten. Hocam, özgür değiller. Özgür iradeye sahip değiller. Yapamaz zaten. Sorgulama yapan gru işi var. 1300 sene önce ölmüş olan fosillere, fosillere kulluk ettiğinden dolayı, hizmet ettiğinden dolayı, taptığından dolayı bir icat, özgür bir irade, akıl ve ilim ortaya koyamıyor. Evet, ortaya koyamıyor. Onun için yalnız yaşayanlardan değil, ölülerden de çekeceğimiz var. Gerçekten hocam, biz bugün, biz bugün yani bu yaşayan var ya, bu yaşayan tabiler, bu cahillerden daha çok 1000 sene önce, 1200 sene önce, 1300 sene önce ölmüş olan din adamlarını aşamıyoruz. Din adamlarının fetvalarını, içtihatların, hadislerini aşarak insanları Kur'an'a götüremiyoruz. Bizim önümüzde en büyük barikat, en büyük engel bu fosiller, bu din adamları. Evet, haklısın. Bu tağut, bu cinlerdir. Yani bunlara cin diyoruz biz. Yani hakkında bilgimiz olmayan, tağut yapmış bu önki cinler. Evet, yani muhatap olmadığımız, onları görmediğimiz, geçmişte kalanlar anlamında. Evet, evet. Mezhep bağlıları, insanların dikkatini din adamlarının üzerinden uzaklaştırmak için tağut kavramını din adamları bağlamında değil, devlet adamları bağlamında kullanırlar. Hocam, çok enteresan. Kur'an'da olan bütün kavramları bozmuşlar. Ben şöyle inanıyorum: Hiçbir kavram yoktur ki Şii ve Sünni din adamları tarafından bozulmuş olması. Bunlardan birisi tağuttur. Tağut kavramı din adamlarıyla büyük çoğunluğu %99 din adamları hakkında olduğu halde, bunu din adamlarına söz gelmemesi için, bir kınama gelmemesi için tağut kelimesini alırlar, devlet adamları bağlamında kullanırlar. Hocam, bunu da bozmuşlar. Çok ilginç. Tağut kavramını da bozmuşlardır. Tağut Kur'an'a göre tağut din adamı iken, din adamları iken onlar bunu değiştirdiler, devlet adamlarına, devlet adamlarını hedef olarak gösterdi. Ben bir gün tefsiri olan bir arkadaşla konuşuyorum. Dedi bana ki: "22 tane ayet dedi şeytanlar diye hitap ederken din adamlarını kastediyor dedi." Ama mesela ne onun ne bir başkasının ağzından, yani o ayetlerine bir açılım, yani bu şeytan dedikleri ayetler, yani din adamları yaptır bu ayetler dedikleri ayetleri ortaya koyup da bir açıklama yok. Şirki açıklayan ancak ketla cevap alıyoruz bunlara. Şirki sorduğumuz zaman şirki açıklayan bir insan yok. Yani imam yok, vesaire yok. Biz diyor puta mı tapıyoruz? Mekkeliler puta tapıyordu. Mekkeliler zannediyor puta tapıyorlar. Put bir semboldür. Yani putun arkasında olan bunlar insanların koyduğu şeylerdir. Atalarından, atalarının başarılı insanlarının putları diler. Zaten onlar ve onların düşüncelerine tapıyordu zaten. Ya bugün diyor, biz puta mı tapıyoruz? Diyor, taşa mı tapıyoruz? Diyor, taş yok. Taş taşa takmıyorsun ama şirtten kurtulduğumuz yok. Evet, hocam. Kur'an'ın tağut dediği din adamları dine zarar vermişlerdir. Kur'an'ın yüzlerce ayette kafir, müşrik, zalim, fasık, gafil, cahil dediği kimseler Allah'a iman etmeyenler değil, Kur'an'ı dinde tek kaynak kabul etmeyenler hakkındadır. Hocam, çok enteresan bir şey var. Bunu da arkadaşların bilmesi önemlidir. Kur'an dinsizliği değil. Kur'an dinsizliği değil. Bu Said Nursi'nin cemaatlerin, bu vakıfların, derneklerin ortaya koydukları gibi değil. Onlar dinsizliği hedefe koyarlar, imansızlığı hedefe koyarlar. Kur'an sizin müşrik, tağut din adamlarınızı hedefe koyuyor. Çünkü dinsiz dinlik organize olamaz. Fakat şirk tamamen organize bir yapıya sahiptir. Kur'an'da dinsizlikle ilgili tek bir ayet yok iken, şirkle ilgili yüzlerce ayet vardır. Sayın hocam. Hile ilgili yüzlerce ayet vardır. Mekke seleri, yani ben desem ki: "Bütün peygamberler şirkle mücadele için gelmiştir." Yeri vardır. Kur'an'a göre doğru mu? Aynen hocam. Biraz sonra o ayete geleceğiz ama hatırlatmışken söyleyeyim. Yüce Allah buyurur ki, der ki: "Her ümmetin içinden bir resul çıkardık." Bu resule emredilen tek bir şey vardır hocam, tek bir şey: "Sadece Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının, tağuttan uzaklaşın, tağuta karşı gelin, etrafında bulunmayın." Hocam, elçilere, her ümmetin içinden çıkan elçilerin Allah'ın emri sadece bir tanedir, tektir. Allah'a kulluk, tağuttan uzaklaşma. Ya tağuttan uzaklaşma. Başka bir şey yok. Bu içindeki kitaptakiler onun tefat aslıdır. Evet, tek. Bütün resullerin görevi şirkle mücadeledir. Tla mücadeledir. Tek. Bunların açılımıdır bu. Şu and anıklar. Tamam. Hatta hocam şöyle bir [Müzik] ayet senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler vahim tek bir gerçek vara vahim tek bir benden başka ilah yoktur. Sadece bana kulluk edin. Din budur kardeşim. Din budur. Siz insanlara masal anlatıyorsunuz, efsane anlatıyorsunuz, iftira anlatıyorsunuz. Allah ile insanları aldatıyorsunuz, insanları sömürüyorsunuz. Allah'tan korkun. Sizin anlattığınız din değil, masal, hikaye kardeşim ya. Yani bunlar köpeksiz köye değneksiz dolaşıyorlar. Doğru mu? Tabii, tabi, tabi. Aynen. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'ın indirdiğine tabi olun" denildiği zaman, o müşriklere: "Biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola, dine uyarız." Ya onların din ataları, ya onların din adamları akıllarını kullanmamış, dolayısıyla hidayeti bulamamış idiler. Yine mi onlara uyacaklar? Yine mi onlara uyacaklar? Bakara 170. Bir de hocam, Maide Suresi 104. ayette Allah der ki: "Onlara geliniz dediği zaman Allah'ın indirdiğine gelin ve yani resule gelin." "Allah'ın indirdiğine, yani resule gelin" denildiği zaman, "Din atalarımızı üzerinde buldu y bize yeter" derler. Peki babaları, ataları hiçbir şey bilmiyor idiyse, dolayısıyla hidayeti bulamamış idiler. Ne olacak hocam? Bunlar var ya, Şii ve Sünni din adamları, Allah'ın dininden, Kur'an'dan, vahiyden, imandan ve itikattan hiçbir şey bilmiyorlar. Tamamen kap karanlık bir cehalete sahip. Evet. Bir şey hatırlatayım ben sana. Hani diyor ya ayette, Allah olacak şey değil diyor ya, ilahları teke indirdi diyor. Yani ilahları teke. Aynen hocam. Hiçbir zaman Mekke Müşrikler, o ayete geleceğim, o ayet Saff suresinin ilk ayetleri. Hiçbir zaman müşrikler, müşrikler bundan başka bir şeye karşı gelmediler. Müşrikler hacca karşı gelmediler, şe hiçb birçok şeye karşı gelmediler. Müşriklerin tek karşı geldikleri şey söylediğiniz gibi aynen şöyle söylediler: "Ya bu Muhammed var ya, bu Muhammed öyle bir şey yaptı ki, bu görülecek duyulacak bir şey değil. Muhammed bütün ilahları tek ilah yap." "La ilahe illallah." "La ilahe illallah." Dedi. Vallahi hocam, biz de var ya, Allah Resulü döneminde onun "La ilahe illallah" bir ayet var diyor ki: "İlahları tek." "Onlara Allah'tan başka ilah yok dendiği zaman kibirlenir." "Ey tağutlar, Allah'tan başka ilah yok. La ilahe illallah. Allah'tan başka ilah yok. Siz hiçbir şey değilsiniz." Evet, işte bu gibi din adamlarına Kur'an tağut diyor. İnsanları Kur'an'dan uzaklaştıran, manasının anlaşılmasını engelleyen, beşeri kaynaklara davet eden herkes tağut. Çok önemli bir soru. Tağut kelimesi son vahiyle birlikte neden devlet adamlarından daha çok din adamlarıyla ilgili kullanılmıştır? Hocam, bu çok önemli. Son vahyin tarihinde neden tağut kelimesi devlet adamlarından daha çok din adamları bağlamında kullanılmıştır? Çünkü, çünkü son vahyin tarihine baktığımızda devlet adamlarının her zaman din adamlarına uyduğunu görüyoruz. Hatta belki insanlık tarihinin her döneminde devlet adamları din adamlarına uymuşlardır. Yani devlet adamları din adamlarının koyduğu kurallara göre hareket ederler. Asırlardan beri belki de insanlık tarihinde her zaman güncel hayata, devlet adamlarından sade vatandaşa kadar inanç ve amel olarak yaşanılan din, sözde alimlerin uydurdukları hadis ve bu hadislerin üzerine inşa ettikleri içtihatlı dinin en basit bir kuralına, en saçma sapan bir uygulamasına, en muktedir devlet adamı bile karşı gelemez. Yani en muktedir devlet adamı, ölümlere yapılan telkin duasına bile karşı çıkamaz. Hocam, çok ilginç. Yüce Allah Kur'an'da der ki: "Ey Nebi, ey Resul, sen ölülere işittiremezsin." Belki burada kalpleri ölü olanlara der. Ama burada hem mecaz vardır, hem de hakikat vardır, gerçek vardır. Sen ölülere işittiremezsin. Bu iki anlama da gelebilir. Önemli değil. Evet. Ama Allah burada bir yasadan bahsediyor, göklerdeki ve yerdeki yaratılış yasasından bahsediyor. "Ölülere işittiremezsin" derken, "Eğer siz ölüler işit derseniz, kafir olursunuz, müşrik olursunuz" dediği halde, bugün insanlar, insanlar kabir başında defnettikleri meyyite, ölüye gidip telkin yapıyorlar. Diyorlar ki: "Ey buradaki kişi, biraz sonra sana melekler gelecek." Hocam, kopya veriyor yukarıdan. Ona talimat veriyor. Diyor ki: "Hocam, bundan daha absürt, bundan daha ahmakça, bundan daha saçma sapan, bundan daha mantıksız ve akılsız bir uygulama olabilir mi?" Bir devlet başkanı buna bile karşı gelemez. Buna karşı geldiği zaman dine, müesses dine, muhafazakar dine, hakim dine karşı gelmiş olacağından dolayı buna bile karşı gelemez. Dolayısıyla bu yüzden tağut kavramı devlet adamları, din adamları bağlamında kullanılmıştır ve buna hiç kimse karşı gelemiyor. Bir yabancı, gayrimüslim gelse, bir Yahudi ve Hristiyan, akıllı mantıklı birisi orada ölüyü defnettikten sonra o seremoni bilse, sorsa derse ki: "Bu nedir?" diyecekler. "Burada din adamı şey yapmış. Burada vefat eden ölene talimat veriyor. Biraz sonra melekler gelecek, melekler senden Rabbini, işte elçini, kıbleni soracaklar. Sen de şu şu şu şekilde cevap ver diye." O gayrimüslime dendiği zaman, o gayrimüslim aklı başında olan gayrimüslim bu dinden nefret eder, bu dine güler. Ya öyle çok şeylerimiz var hocam. Bu biraz önce söyledin zaten, Fatır 22 olması gerekiyor ayet, ayet numarası. "Ere işittiremezsin" ayet. Evet, hatır 22'ydi zannedersem. Onu da söylemiş olalım. Buyur. Evet, evet. Hocam, o ayet şöyle, o ayet şöyle diyor ki: "Allah dileyen kişiye işittirir. Onlar dilediğine demişler." Hayır, dileyen kişiye işittirir. "Sen kabirdekilere işittiremezsin." Y Kardeşim, Allah'tan korkun. Allah'tan. "Sen kabirdekilere işittiremezsin" denildikten sonra Kur'an'da ayette, "Siz o istanda kabristanda ölünün başında ne yapıyorsunuz?" Evet hocam. Bunun iki anlamı var. Yani kabirlerdeki işitmediği gibi, ayakta gezen kalbi ölmüşlere de işitmezler anlamı var. Burada zaten o paragrafa baktığımız zaman öyle anlam geliyor zaten. Zaten orada söylenmek istenen kalbi ölüleredir. Ama burada hocam, hemz vardır, hem de gerçek vardır. Gerçeğ kabirdekiler işittiremezsin. Oradan da buraya geliyor zaten. Yani ikisi a, tabiki iki anlamlıdır burası. İkisi de ikisi de doğrudur. İkisi de doğrudur. Evet. Tabii. Yani hocam, şurada şöyle bir şey var. Şöyle bir şey var. Ölmüş olan insanlara işittirme mümkün olmadığı gibi, o ayetin manası bu. Evet. Kalbi ölmüşlere, yani ölmüş olanlara hiçbir şey doğruları, hakkı, hidayeti işittiremezsin. İşittirme mümkün değilken, bu kalbi ölmüşlere de işittiremezsin. İkisi de aynı şeydir demek istiyor Yüce Allah. Tabii. Zaten ayetin başka ayetleri var, versiyonları var. Kulakları var, duymazlar. Gözleri var, görmezler. Perde çekmişiz onlara gibi. Bunlar var olan şeyler ama gördüğü halde, duyduğu halde idrak şeyini çalıştıramıyoruz. Ölçü ve kurallar dışında kurallar koyan, yaratılış yasasını takmayan, yani olağanüstü olaylar peşinde koşan, toplumu Allah'ın yolundan saptıran din adamı olarak tanımlayabiliriz. Bir kişi, bir kişi insanları Allah'ın hükümlerinin dışına çıkarmaya çalışıyor ve Allah'ın emri diye beşeri uydurmaları din ve hüküm, helal ve haram, farz ve vacip gibi kaide ve kurallar koyuyorsa, işte o kişi tağuttur. Devlet adamları tağut olmazlar. Çünkü tağut dinle ilgili bir kavramdır, siyasal hayatla ilgili bir kavram değildir. Sayın hocam. Şimdi sayın hocam, bu kadar burada inşallah son verelim. Bundan sonraki dersimiz kafir, zalim ve fasık olanlar kimlerdir konusunu işleyelim. Peki, iyi akşamlar diliyoruz, görüşmek üzere.