Transcription
Selamlar dostlar herkese. Bu hafta da bir kitap tanıtımı yapacağım. Kitap Hüseyin Atay Hoca'nın İslam'ı Yeniden Anlama kitabı. Gerçekten çok güzel. Elinize aldığınızda böyle uzun soluklu okuyacağınız ama keyif alarak okuyacağınız bir kitap. Çok akademik değil. Bir sohbet diliyle yazılmış. Bence bu da kitabı biraz tatlı kılıyor. Birkaç bölüm böyle altını çizmişim. Eee, onları sizle paylaşmak istiyorum.
Şöyle altlarını bazılarını çizmişim ve eee, içindekiler bölümüyle devam edelim. Bir gün özel ders okuduğum hocam Muhammed Kızılcı'ya, "Hocam, bu hocalar Kur'an okumuyorlar" dedim. Cevabında beni destekledi ve şunu ilave etti. Kendisi bir alim arkadaşına Kur'an okuyup okumadığını sormuş. O da, "Müçtehit olmak niyetinde olmadığı için Kur'an okumadığı" karşılığını vermiş. Yani, "Müştehit olmayacağım ki niye Kur'an okuyayım?" diyor. Evet, çok genel bir bakış açısı aslında. Yaygın bir kanaati ifade etmişim. Böylece Kur'an'ın bana etki ederek düşünmeye sevk ettiğini ve böylece bilinçlendiğimi görmüştüm. Fakat hocalarda buna benzer hiçbir belirti görmüyordum." demiş.
Hocanın enteresan bir hayatı var. Mesela şöyle demiş. Bir gün tefsir dersinde hocaya, "Atalarımızla övünmemiz Kur'an'a ters düşüyor." diyerek Kur'an'a uyacak yerde atalarına uymayı tercih edenleri eleştirmiş olan ayeti okudum. Hoca cevap vermedi. Aynı ayeti İslam ilimlerini ve Arapçayı iyi bilen arkadaşlara anlatmakta zahmet çektim ve sonunda ayetin ne demek istediğini anlatabildim." demiş.
Yukarıda ismi geçen kelam hocamız Abdullah Nakşibendi hayatında fırtınalı durumunu şöyle anlattı diyor. 1930'lu yıllarda Mısır'da İslam'da yenilikler hususunda yoğun neşriyatı takip etmiş ve eski kitaplarda anlatılanların tatbik sahasında olmadığını görünce eski kitapları reddetmiş ve böylece dini de inkar etmiş. Sonra Mısır'a gitmiş. Yüksek tahsilini yapmış. Memleketine dönünce de tekrar dine dönmüş. Bu durumu şöyle yorumlamış. "Eskiden kitaplar bana hakimdi. Onları reddettim ve dinsiz oldum. Şimdi ise kitaplara ben hakim oldum. Tekrar dine döndüm. Eski kitaplara mahkum olmak ile onlara hakim olmak arasındaki fark budur."
Evet, devam edeyim. Altını çizdiğim belirli noktalar. "İslam'da bir yandan fıkıhtaki taklit, diğer yandan tasavvuf ve tarikatlardaki akıl ve düşünme düşmanlığı Müslümanları perişan ederek cenazeye çevirmiştir." Çok doğru. İslam'da fıkıhtaki taklit, tasavvuf ve tarikatlardaki akıl ve düşünme düşmanlığı. Bu kitabı ne zaman yazmış hocam? Birinci baskıyı 2001'de yapmış değil mi? Yani yaklaşık 25 yıl önce. Evet. Mesela ilginç. Suudi Arabistan'da cuma günleri resmi devlet tatili olduğu halde ulema heyeti hutbelerin 5 veya 7 dakikayı geçmemesi gerektiğine karar vermişler. Çok güzel. Bizde imam kendini ispatlarcasına uzatıyordu. Uzatıyor. Evet.
Yine şöyle diyor: "İlk müçtehitlerin daha geniş, ufuklu ve hür düşünce sahibi olmalarının en önemli sebebi ellerinde Kur'an ve birkaç hadisten başka bir kültür birikimleri ve yönlendirici fikir öncülerinin olmamasıdır." Harika. Zihinler temiz. Zaten kitabın ilerleyen bölümlerinde de hadislerin özellikle tedvin aşamasındayken zaten mezhep görüşlerinin ortalama aşağı yukarı belli olduğunu söylüyor hoca. Yani ilk kendilerine ulaşan hadisleri aldılar. Bu mezhep imamları için mesela Şafii 204 değil mi? 204 ya da 205. Yani tam böyle hadis edebiyatı oluşmamış. O safhada az hadis var ama çok Kur'an var. O yüzden ilk müçtehitlerin, mezhep imamlarının veya diğer müçtehitlerin hareket alanları geniş, kısıtlayıcı şeyler yok. O hadis var, şu hadis var, şöyle bir fetva var, şöyle bir icma var. Yani size çalışma alanınızı dar ediyorlar adeta. Evet. Bunu bir daha söyleyelim. Kendilerinden önce karşılaştıkları bir din kültürü ve gelenekleri yoktu. Şimdi siz bir şey söylüyorsunuz. Vay efendim şöyle miydi, böyle miydi? Falanca alim şöyle demiş. Kendi fikirleri ve sözleri bir gelenek oluşturarak sonra gelenleri şartlandırdı. Evet. Şartlanmışlık yok işte. Doğru.
Mesela şöyle diyor. Devam ediyor hocam. "56 yılı sonunda Ankara İlahiyat Fakültesi'e İslam felsefesi asistanı oldum. Doktora tezim Kur'an'a göre iman esaslarını tespit ve müdafaasıydı. 4 sene gece gündüz Kur'an'ın belagatı, felsefesi ve semantiği ve metodu üzerine çalıştığım ilk tespit ettiğim ve sonuca vardığım mesele kadere imanın Kur'an'da olmadığıydı." Devam ediyor böyle uzun uzun. Sonuç. "İslam dininin hüküm kaynağı yalnız müçtehitlerin sözleri ve fikirleri olarak somutlaştı." Doğru. Ne Kur'an, ne hadis, ne de akıl kaldı. Bu üçü de devreden çıktı. Sahabenin sözleri ile müçtehitlerin içtihatları birbiriyle kaynaşarak fıkıh bilimini ve birikimini yani anlayışlarını ki buradaki anlayıştan kasıt sahabenin ve müçtehitlerin anlayışı oluşturdu. Bu üçüncü dönemde yani hicretin üçüncü asrında bizim 9 yıla tekabül ediyor. Fıkıh mezhepleri kuruluşlarını bu şekilde tamamlamış olup kırılmayacak ve aşılamayacak çevre çerçevelerini ve kale bentlerini de pekiştirdiler." demiş. Evet, işte uzun uzun devam ediyor. 20. asrı Müslüman alimleri bunlara çözüm getirmeyi akıllarına getiremedikleri için herhangi bir fikir ileri süremediler. Çok doğru.
Tabii burada daha sonra İslam toplumunun tahlilini yapmış hocam. Gerçekten yani şöyle elinize aldığınızda bırakmakta zorlanacağınız bir kitap. Hadi şunu da okuyalım. "İslam dininin iki görevi bulunmaktadır. Birincisi insanoğlunun endişe ettiği ve hiç bilmediği ölümden sonraki hayatında ona açık garanti vermek suretiyle endişe ve korkusunu gidermekti." Çok doğru. Çünkü ölüm sonrasına akıl yoluyla ulaşamıyoruz. Bilim de bu konuyla ilgili bir şey söylemiyor. Çünkü bilim var olanı inceliyor. O mekanizmanın nasıl çalıştığını sistematik olarak kendi kurallarınca ve usulünce izler ama ölüm sonrasına bir şey diyemez. Akıl da buna bir şey diyemez. Evet. İnsan kendi fıtratından yola çıkarak Kur'an'dan ve vahiyden bağımsız bir şekilde bunu temellendirebilir ama bir yorum yapamaz. "İkinci görevi bu dünyada insanoğlunun varlığını ona yakışır en iyi bir şekilde ve şahsiyetli olarak nasıl koruyabileceğini öğretmesidir." Harika. Bu insanın var veya yok olma davasıdır. İslam'ın amacı insanoğlunun hangi şekilde olursa olsun var olması değil. Yani mesele sadece biyolojik tarafımızı devam ettirmek değil. İnsanlık haysiyet ve şerefine de uygun bir şahsiyet ve varlık sahibi. Kendi kendine yeter, başkalarından yardım isteyen değil, kendisinden yardım istenen bir kişi olmasıdır. Çok güzel yine.
Evet arkadaşlar, gerçekten güzel bir kitap. O hoca 1774'teki Küçük Kaynarca Anlaşması'ndan sonra başlayan dönemlere kadar gidiyor. Evet, medreselerin tarihini almış. İçindekiler bölümüne hızlıca bakalım. Çok iyi. Evet. Amaç İslam, taklit, din ve kültür, içtihat ve İslam'ın uygulanışı, bir hükmü değiştirmenin yöntemi, şeriatın karakteri, İslam'ın hayatiyeti ve ruhu, İslam'ın hayatla ilişkisi. İkinci bölüm geliyor burada. İkinci metot akıl ilkeciliği yani akıl vahiy. Üçüncü ilmi zihniyet, dördüncü din ve din kültürü ayrımı. Çok önemli bir mesele. Zaten verdiğimiz mücadelelerden birisi bu. Tarihi metot, ilim, iman ve amel birlikteliği, Kur'an-ı Kerim anlama, özel anlayış, nesih ve evrensel anlayış. Burada nesih konusunda güzel işlemiş. Özellikle Kur'an Kur'an'ı nesheder mi? Hadis Kur'an'ı nesheder mi? Veya hadis hadisi nesheder mi? Bu konulara güzel girmiş. Zaten ilk aslında mezhepler özellikle ehli reyin ve ehli hadisin arasındaki tartışmalardan birisi. Evet. Şimdi birkaç bir şey diyecektim ama geçelim. Yorum yapmayayım. Sekizinci sünneti anlama. Çok önemli. Sünnet mütevatir, meşhur sünnet ve tek kişinin rivayeti yani haberi vahittir. Haber teorisini de hoca burada ele alıyor. Yani çok önemli. Evet. Haram ve helali anlama demiş. Mutezile, Eşariye, Maturidiye. Onuncu iyilik kuramı. Emri bil maruf. Evet. Yani Mutezilenin biliyorsunuz beşinci esası marufun anlamlarına kadar burada girmiş. İyiliği uygulamanın şartları fiziki güç kullanmaya ve eğitime kadar girmiş. On birinci kötülük kuramı. Yani nehyin ve münkerin anlamından girerek burada kötülüğü önlemenin şartlarına kadar değinmiş. On ikinci hoşgörü ve müsamaha ilkesi. On üçüncü tedrici metot. Ve özellikle burada öğretimde Kur'an'ın birden fazla indirilmemesinin felsefesi diye harika bir bölüm açmış buraya. Hocam on dördüncü içtihat ve içtihatın meşruiyeti. İslam hukukunun iki karakteri diye devam. Ve en son semantik on beşinci bölüm. Gerçekten çok hoş. Burada belagat, dil felsefesi, insan ve hayvan ayırtıcı olarak dil, delalet, dil ve düşünce, semantik hakkında üç kitap demiş. Üç yabancı yazardan bahsediyor hoca burada. Gerçekten bunları da analiz etmiş ve açmış bölüm bölüm. Semantik nasıl oluyor? Bu arada Tosiku Izusu'nun kitabını da buradan anımsayalım. İnsan Yayınlarından çıkmıştı. Güzel bir kitap. Süleyman Ateş Hoca çevirmişti zannediyorum. Müphemlik, dil oluş ve varlık yaratmada dilin etkisi diye devam. Kur'an-ı Kerim'de dil ve varoluşla kitabı bitirmiş hoca.
Arkadaşlar gerçekten neymiş bu? Destek Yayınları'ndan çıkmış bir kitap. Bu haftanın tavsiye kitabı olmuş olsun. Belki bu seriyi böyle devam ettirebiliriz. Hatta aslında niyetim okumuş olduğum özellikle kitaplarda zaten okuduğum kitapları tavsiye ediyorum. Okuduğum belki kitapların altını çizdiğimde belirli böyle noktalara da aslında burada girebiliriz. Mesela bir açtım aile hukukundan bahsediyor boşanmadan. Mesela genel fıkıh kitapları onu zorlaştırmışlar. Sanki kadın hiç boşanmak yokmuş gibi bir duruma getirmişlerdi. O kadar isabetli ki. Hatta tevafuk olacak. Bakın bundan önce de incelemiş olduğum kitap. Yıllar önce okumuştum ama onu da göstereyim. Musa Carullah'ın Hatun kitabı. Evet. Şöyle göstereyim. Orada da talak bölümünü biraz karıştırmıştım bu videoyu çekmeden önce. Bakın. Sonra öyle anlaşılıyor ki toplumun şartlarını zorlamasıyla kadına evlenme esnasında boşanma hakkının olabileceğine dair bir şart koymasına izin vermişlerdi. Fıkıh koyan, fıkıh okuyanlar da böyle bir şarta evet demektedirler. Bu surette kadına da boşanma hakkını tanıma izni veriyorlar. Oysa bilmeleri gerekir ki böyle bir şart olmadan Kur'an kadına boşanma hakkını zaten vermiştir. Fukaha hul sözünü icat edip zikrederek bu hakkı başka yöne sevk etmiştir. Fukaha buna boşanma dememekle boşanmanın üç defa olmasından bunu çıkartmak istemeyi düşünmüş olabilir.
Arkadaşlar yoruldunuz değil mi? Vallahi ben de kendi sesimden biraz yoruldum. Evet. Ama ne olursa olsun ister hul desin veya başka bir şey desin kadının boşanma hakkı olduğunu inkar etmeye ve gebelemeye de gerek yoktur." Bu kitapta da Hatun kitabında da hoca hüllenin haramlığından bahsediyordu ve bunun Türkiye'de yaygın bir şey olduğundan. Evet. Hatta bir açtım tak hemen boşanma geldi burada da. Evet. Bunun niçin boşanmada hüllenin niçin aslında batıl olduğunu uzun uzun burada anlatıyordu. Burada da talakın üç ayrı dönemde zaten ayette de var ya üç farklı dönemde ancak olursa yani bir temizlik döneminde bir temizlik dönemi diyelim üç defa da söylese 1000 defa da söylese kişi üç hakkından birisi gitmiş oluyor. Evet. Bu haftanın kitap tavsiyesi buydu. E bunu böyle koyunca da yakam oram buram bir değişik oluyor. Hala bu kamera ve şey işlerini çok ayarlayabildiğim söylenemez ama neyse. Maksat hasıl olsun yeter. Selametle kalın. Başka bir kitap tavsiyesi videosunda görüşmek üzere. M.