Transcription
İlahiyatçı, araştırmacı, yazar İhsan Eliaçık hocam, Kürsü TV yayınına hoş geldiniz.
Merhaba.
Hoş bulduk hocam. Türkiye'nin gündemine çok sık gelen bir konu var. Mülakat. Özellikle devlet memurluğunda çok tartışılıyor ve eleştiriliyor. Bu hafta en son gündeme yeniden geldi. O da proje olan bir iki lise ile ilgili. TÜBİTAK Fen Lisesi başta olmak üzere, eee, öğrencilerin sınava geçen öğrencilerin mülakatla alınacağı. Bu da tartışmaya neden oldu? Ben bu mülakat kapsamında kul hakkı konusuna değinmenizi istiyorum sizden. Devlet kul hakkına girer mi? Mülakatın mantığı nedir? Lise çocuklarına kadar inen bir mülakat mantığının mahsurları var mıdır? Kur'an'da bu konu geçiyor mu hocam?
Şimdi bu ehliyet ve liyakatle ilgili bir mesele. Yani, eee, sınav yapılıyor. Eee, neye sınav yapılıyor? Bu işin ehli mi değil mi? Bu işi biliyor mu? Okulunda okumuş mu, konuya vakıf mı diye insanlar sınava girerler ve sınavda yüksek puan alınca bunun, eee, işte konuya vakıf olduğu, işi bildiği, işinin ehli olduğu, dolayısıyla emanetin ehline teslim edilebileceği anlaşılmış olur. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de emanetleri ehline veriniz denilir. Onlar emanetleri ehillerine, ehil olana verirler ve insanlar arasında hüküm verdikleri zaman adalette hükmederler. Dolayısıyla adalet ve emanet bu tür konularda Kur'an'ın ortaya koyduğu evrensel iki değerdir. Dünyanın her yerinde bütün devletler adaleti tesis etmeye çalışırlar ve işe alımlarda ehliyete bakarlar. Yani bu işi biliyor mu? Diploması var mı? Uzman mı? Bilgi derecesi hangi seviyede? Becerisi var mı? Bunlara bakılıyor. Buna ehliyet denir.
Şimdi sınavlar yapılıyor ve ehliyetli olanların, liyakat sahiplerinin işe alınması gerekiyor. Bunun için, eee, yazılı sınav yapıldığı zaman herkes dümdüz kağıtlar önüne konuyor ve soruları cevaplandırıyor. Buradan bu işle ilgili bir birikiminiz, işin ehli olup olmadığınız anlaşılmış oluyor. Bunu yeterli görmeyip ayrıyeten bir de mülakat yapacağız dediğiniz zaman işin içine spekülasyonlar giriyor. Mülakatı gerçekte ne için yapmak istiyorsun? Neden yazılı sınav yetmiyor? Adam 90 almış, 100 almış. Daha ne? Dünyanın her yerinde bunlar geçerli olarak görürler. Ama mesela bazı meslekler vardır. Onlar için, eee, diyelim bedensel yeterlilik gerektiren konularda kişinin teorik birikimi sınavla ölçülür ama bedeni hareket de yapması gerekir. Yani şuradan atla bakalım, şuraya tırman bakalım denilir. Yani mülakat dediğiniz şey gözle görmek demektir. Karşılaşıp işin ehli olup olmadığını anlamak. Ama şimdi bu konu istismar edilerek mülakat daha iyi emaneti ehil kim onu seçiminde yazılı sınavın yanında bir de mülakat yapalım da emanete kimin ehli olduğunu daha iyi seçelim amacıyla yapılmıyor. İşe alınacak kişi bizim adamımız mı değil mi? Bizden yana mı? Bizim taraftan mı? Bunu anlamak için kişiye sorular soruyorlar. Bizati görmek istiyorlar. Bir de karşılaştıkları anda kişiyi tanımış olmuyorlar. Mülakat yapacakları kişi hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Bu diyorlar bizim adamımız değil. Mülakatı ona göre yapın. Onlar da mülakat yapıyoruz adı altında. Gözünün üstünde kaşın var türünden bahanelerle mülakatta vatandaşı eliyorlar. Zor bir soru arasın ve elersin. Onun mülakatta bir sınır yok ki. Veyahut da nerelisin dendiği zaman Tunceliliyim, Dersimliyim diyen birçok kişi tak diye eleniyor. Neler olduğunu daha söyle söylemez. Bunlar bir sürü yaşanmış vakalardır. İnsanların nereler olduğuna, hangi kimliğe sahip olduğuna, annesi, babası, mensup olduğu din, mezhep, anlayış acaba Alevi mi, Sünni mi, solcu mu, değil mi, laik mi, seküler mi? Bütün bunlar ölçülüyor. Yani bizden mi değil mi ona bakılıyor. Ehliyet sahibi mi değil mi ona bakılmıyor. Eğer ehliyet ve liyakat sahibi ise bu yazılı sınavda gereken notu almış. Öyle işler oldu ki, defalarca sınava girip hep 90'ın üstünde alıp 95, 98 alıp bir türlü atanamayanlar var. Öbür taraftan 60'ın altında kalıp zar zor 50-60 arası bir puan alıp mülakatta hemen tak diye sanki 99-100 almış gibi işe başlayanlar var. Bunlar ne? Bunların hepsi işte dediğiniz gibi kul hakkına giriyor.
Evet. Bu bir kul hakkıdır. Peki o zaman kul hakkı nedir? Ona kısaca değinelim. Halk arasında bir söz var. Cenabı Hak ne demiş? Kul hakkıyla karşıma gelme demiş. Şuradan herhangi bir kahveye gidin. Orada okuyan insanlar laf döner dolaşır. Buna benzer bir mevzuya gelince kardeşim Cenabı Hak ne demiş? Kul hakkıyla karşıma gelme demiş. Bak kul hakkı önemli ha. Borcunu öde hakkım geçiyor filan der. Y bir tartışmada hemen böyle sözler söylendiğini görürsünüz. Kul hakkı. Cenabı Hak kul hakkıyla karşıma gelme demiş. Peki böyle bir ayet var mı? Kul hakkı Arapçası hakkul ibad. Kul hakkı. Tam böyle bir ayet yok tabii ama bu manayı içeren ayetler çok. Bunlar nelerdir? Dört tanesini örnek vereceğim. Gerisini insanlar bu çerçevede düşünebilirler. Kur'an-ı Kerim'de zulüm ayetleri vardır. Zulüm ayetleri. Zulümden bahseden bütün ayetler kul hakkına girer. Zulümden bahseden bütün ayetlerde kul hakkı anlatılıyordur. Çünkü zulüm hak yemek demek. Yerinde duran bir şeyi yerinden oynatmak demek. Yani malını çalmak, öldürmek, yaralamak. Ana dilini yasaklamak, şunu yapamazsın, bunu edemezsin demek, haklarının kullanması engel olmak, seyahat yasağı getirmek, yurt dışı yasağı getirmek. Bir sürü haklarımız var. Bu haklardan herhangi birisi yaşama hakkımız var. Emeğimizde kazanma hakkımız var. Çalarsan, öldürürsen, yer alarsan, yasaklar getirirsen, kul hakkına girmiş olursun. Yani kulun, eee, haklarını ihlal etmek, onlara mani olmak demektir. Zulüm e zulüm kul hakkı yemek demektir. Haksızlık yapmak demektir. Bir hakkı yerinden oynatmak, başka bir şeye ait olan şeyi ait olduğu yerden ayırmak anlamlarına geliyor. Şimdi bununla ilgili ayetler var. Bu ayetlerden kul hakkının bağışlanmayacağı söyleniyor. Yani kul hakkıyla karşıma gelme demiş sözü şu ayetlere dayanmaktadır. Mesela Taha Suresi 111. ayet. Zulüm vebali ile gelen mahvolacaktır. Üzerinde zulüm vebali ile yani bir kul hakkı almış olarak birisinin hakkını yemiş olarak birisine haksızlık yapmış olarak gelenler mahvolacaktır." diyor Taha Suresi 111. ayette. Yani, eee, kıyametteki hesabı kastediyor. Orada, eee, bunların mahvolacağını söylüyor. Mesela Nisa Suresi 168. ayet. Zalimler bağışlanmayacak diyor. Yani kul hakkı yiyenler, bir hakkı ihlal edenler, yerinden oynatanlar, başkasına zulüm yapanlar bağışlanmayacak. Zalimler bağışlanmayacak. Bu ne demek? Yediği hakkı iade etmesi gerekir. Zarar vermişse tazmin etmesi gerekir. Çalmışsa geri ödemesi gerekir. Bütün bunları yaptıktan sonra yapmış olduğu, işlemiş olduğu suçun cezasını çekmiş olması gerekir. İşte buna bağışlanmamak diyoruz. Tamam o da yediği hakla kalsın. Ne yapalım yani? Zorla yemiş yani geri alacak halimiz yok. Olmuş bir defa denilemez anlamına geliyor. Bağışlamamak. Yani bu hak yerine iade edilecek. Bu dünyada veya öbür dünyada mutlaka bunun cezasını çekecek ve adeta zalimler bağışlanmayacak derken şöyle bir alt altyazıda şöyle denmektedir adeta birisinin hakkı yenerek huzuruma gelirseniz diyor Allah birisinin hakkını yemiş olarak kul hakkıyla yani zulüm vebaliyle üstlenmiş olarak karşıma gelirseniz sizi bağışlama hakkı bende değil. Kimin hakkını yediyseniz ona gidin. Önce helalleşin. Zarar verdiyseniz zararı tazmin edin, ödeyin. Suç işlemişseniz cezasını çekin. Onunla işinizi halledin. Benim başkasının yediğiniz, başkasının hakkını yemişseniz sizi ben bile kurtaramam diyor. Yani adeta eğer bir insan kul hakkı yemişse bağışlanma olmayacağı için kişiye Allah diyor ki bu tür ayetlerde zımnen, "Eğer kul hakkıyla karşıma gelirseniz yani bir zulüm üstlenmiş olarak karşıma gelirseniz sizi ben bile kurtaramam. Bağışlama yok çünkü. O nedenle ne yapıp edip ölmeden önce bütün haklarınızı helalleşin. Verdiğiniz zararları ödeyin. Yaptığınız kul hakkının cezasını ne gerekiyorsa çekecekseniz çekin. Çaldıysanız iade edin. İnsanların haklarını gaspettiyseniz bu gaspettiklerinizden dolayı verilen zararları ödeyin. Önce bir kendinizi temize çıkarın. Kul hakkıyla sakın karşıma gelmeyin. Zulüm üstlenmiş olarak sakın karşıma gelmeyin demiş oluyor. Çünkü zalimler bağışlanmayacak dediğin zaman burada bu anlam geliyor.
Bir bir diğer ayette diyor ki Şura Suresi 42. ayet. Zalimlere ve zorbalara yol af yoktur. Buradaki yol kelimesi kullanılıyor. Bu af olarak çevriliyor. Yani innemil aline ve ars yeryüzünde zorbalık yapanlara ve insanlara zulmedenlere yol yoktur. Bu tefsirde iki anlama geliyor. Bir y bunlara yol verilmemelidir. Neye? Yeryüzünde zorbalık yapanlara ve insanlara zulmedenlere. Bakın İslam dünyasında zorbalık yapanlara demiyor. Yebune fil ars. Yeryüzünde zorbalık yapanlara. Müslümanlara zulmedenlere demiyor. Yezlim alenas. İnsanlara zulmedenlere insanlara zulmedenlere innem sebiliru yol yoktur. Dünyevi anlamda bunlara yol verilmemelidir. Bunlar meydan bunlara bırakılmamalıdır anlamına geliyor. Uhrevi anlamda da yol yoktur. Yani af yolu bunlara kapalıdır. Affedilmeyeceklerdir. Çünkü yol kelimesi innem sebilu yol yoktur kelimesi başka yerlerde de affedilmeyecektir anlamında kullanıldığını görüyoruz.
Bir diğer ayette dördüncüsü de, eee, Bakara Suresi 124. ayette zalimler ahde nail olamaz diyor. Zalimler yani hak yiyenler, haksızlık yapanlar ahde nail olamaz. Yani verdiğim söz zalimler için geçerli değildir anlamına geliyor bağlamda. Çünkü bu Hz. İbrahim'in duasına verilmiş bir cevap. Aslında İbrahim Aleyhisselam Kabe'nin yapımından sonra dua ediyor. Ya Rabbi benim zürriyetimden önderler çıkar diyor. Önderler insanlara yol gösterici olanlar benim zürriyetimden bunları getirmesini, çıkarmasını dua ediyor. O da İbrahim Aleyhisselam da işte bu ayetle muhatap oluyor. Kendisine deniyor ki, "Zalimler ahdime nail olamaz." Yani eğer senin soyundan gelen birisi zalimse ona söz veremem. Zalimler önder olamaz. Zalimler yol gösterici olamaz. Peygamberin soyundan olsa bile peygamberin soyundan olmak onu kurtarmaz. İbrahim'e böyle cevap veriliyor. Zürriyetinden önderler istiyorsun da zalimse önder filan olamaz. Peygamberin soyundan geliyormuş. Ona bakılmaz demiş oluyor.
Yine başka bir ayette de sadece zulmün zulme düşmanlık olacağı, bunun dışında hiçbir şeye düşmanlık edilmemesi gerektiği söyleniyor. Eee, ve udvane illa alalimin. Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur. Yani bir Müslüman bir kimseye dini farklı diye benden farklı dil konuşuyor diye siyahtır, beyazdır, zencidir, Çinlidir, Avrupalıdır, kadındır, erkektir, yoksuldur, zengindir, doğuludur, batılıdır diye herhangi bir farklılık sebebiyle düşmanlık gösteremez. Sadece hak yiyenlere, kul hakkı yiyenlere, başkasının hakkını gasp etmiş olanlara öfke vardır. Buradaki düşmanlık da öfke anlamında kullanılıyor. Yani onların yapmış olduğu bu haksızlığa karşı öfkelenmeliyiz ve bu haksızlığı gidermek için mücadele etmeliyiz demiş oluyor.
Şimdi görülüyor ki Kur'an-ı Kerim'de, eee, adalet ve zulüm meselesi ana eksendir. Yani maucu tabirle baş çelişkidir. Kur'an-ı Kerim'deki baş çelişki adalet zulüm çelişkisidir. Yani yeryüzünde zalimler vardır. Bir de mazlumlar vardır. Ana ayrım budur. Yani hak yiyenler, kul hakkı yiyenler vardır. Bir de hakları yenilenler vardır. Kul hakkı yenilenlere karşı hakları yenenlerden yana olmalıyız. Busta din, mezhep, iman, renk ayrımı yapmamalıyız denmiş olur. Ana çelişki bunun üzerine kuruluyor. Çünkü iman küfür ayrımı ana çelişki değildir. Adalet zulüm ayrımı ana çelişkidir. Bir kimsenin zalim olup olmadığına bakarır. Bu zulüm kelimesi de tamamen kul hakkı ile ilgilidir.
Şimdi tekrar başa dönelim. Mülakatta, eee, sınavdan yazılı sınavdan iyi not aldığı halde sırf mülakatta memleketinden dolayı, eee, annesi babası sağcı mı solcu mu dindar mı seküler mi siyah mı beyaz mı doğulu mu batılı mı, Karadenizli mi, Diyarbakırlı mı, Kürt mü, Türk mü çeşitli sebeplerle iktidar partisine yani AK Parti'ye oy veriyor mu vermiyor mu? Bizden mi değil mi diye bunlardan herhangi birisini gözeterek hüküm verirseniz zalim olmuş olursunuz. Kul hakkı yemiş olursunuz. Ve bunun bağışlanması yok. Çünkü 99 almış bir adamı, 95 almış bir adamı Tuncelili diye, Dersimli diye defalarca atamadılar. Bir türlü sınavı kazanamadı. Defalarca bizati ben tanıyorum. Kaç kişi tanıyorum böyle. Bu nedir? Direkt zulümdür. Direkt kul hakkıdır. Ve Kur'an'daki bu okuduğum ayetlere göre zalim olduğu için, zulm edildiği için, zulüm vebaliyle üstlenip gidildiği için zalimler bağışlanmayacağı, ahde nail olamayacağı için bu kimse kul hakkıyla Allah'ın karşısına gitmiş oluyor. Mülakatta haksızlık yaparak, başkasının hakkını yiyerek, çiğneyerek, gasp ederek, kul hakkı yiyerek Allah'ın huzuruna gitmiş oluyor. Dolayısıyla affedilmesi orada mümkün değil. Peki bu dünyada ne olacak? Bu dünyada bu suçtur. Anayasaya göre ayrımcılık suçunu işlemiş oluyor. Kur'an'a göre zulüm suçunu işlemiş oluyor. Herkes ayrımcılığa uğramama hakkına sahiptir. Anayasanın 10. maddesinde, 24. maddesinde bu açıkça yazılıdır. Yani ben Dersimliyim diye, dindarım diye, laikim diye, Atatürkçüyüm, sağcıyım, solcuyum, Kürtüm, Türküm herhangi bir sebeple ayrımcılığa uğramak birisine ayrımcılık ama suçtur. Angarya'ya çalıştırmak birisini suçtur. Yani para vermeden birisine iş yaptırmak angarya'ya girdiğinden dolayı suçtur. Bu da ayrımcılık suçu işlemiş olur. Anayasaya göre de suçtur. Dini metinlere göre, ana Kur'an metnine göre de zulüm kapsamına girdiği için okuduğum ayetler çerçevesinde bir büyük büyük suç işlenmiş olur.
Evet hocam, bu ufuk açıcı yayın için teşekkür ederiz. Yeni yayınlarda görüşmek üzere.
Tamam. Teşekkür ederiz.