📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Toplatılan mealler hakkında…Sözünün gücüne güvenmeyip, karşıt sözü güçle bastırmaya çalışmak…

Şinasi Güneş37:18

Transcription

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır, şeytanların, tağutların yoludur. Allah insanlara kendi vahyettikleri dışında hiçbir yol göstermemiştir ve yalnızca kendi vahyine uyulmasını emretmiştir. Doğru yol Allah'ın gösterdiği yoldur. Yol göstermek Allah'a aittir ve müminleri Allah'ın gösterdiği yol yeterlidir, müşriklere yetmez. Müşrikler Allah'ın gösterdiği yol dışında başka yollar edinerek Allah'a ortak koşarlar.

Evet arkadaşlar, gündeme dair bir video çekmek istedim. Biliyorsunuz son günlerde yasaklanan Kur'an mealleri konuşuluyor. Bu konuda ben ne düşünüyorum, benim fikrim nedir, kısaca onu anlatmaya çalışacağım. Yani bu meallerin yasaklanması, yani Hakkı Yılmaz mealinin de yasaklandığını duydum. İhsan Eliaçık'ın meali yasaklandı. Mustafa Çavdar'ın meali yasaklandı. Daha öncesinde de Gazi Özdemir'in meali yasaklanmıştı. Evet, bu doğru mu? Yani bunu yapan zihniyetin bunu hakkı var mı? Yani elindeki gücü bir silah olarak kullanarak kendisine rakip gördüğü karşıt görüşleri susturmaya çalışması Kur'an'a veya İslam'a ne kadar uygun?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Bu konuda bize en güzel yol gösterecek ayet Zümer Suresi 18. ayettir. Ne der Zümer Suresi 18. ayet: "Onlar sözü dinler ve en güzeline uyarlar." Yani buradaki mesaj nedir? Onlar sözü dinler. Her sözü dinler. Yani kendisi gibi düşünmeyeni susturur demiyor. Bakın, onlar her sözü dinler fakat en güzeline uyarlar. Dolayısıyla kendisi gibi düşünmeyeni susturmaya çalışmak, güçle, elindeki güçle susturmaya çalışmak Kur'an'a aykırı bir görüştür veya davranıştır. Kendisi gibi düşünmeyeni susturmaya çalışanlar, kendi doğrularına güvenmeyenlerdir. Bir insan kendi doğrularına güvenirse, karşı tarafı susturmaya çalışmaz. Yani zorbalıkla susturmaya çalışmaz. Ne yapar? Kendi fikirlerini ortaya koyar ve kendi fikirlerinin gücüyle karşı tarafın fikrini bastırır. Ki Kur'an ne der: "Hak geldi, batıl zail oldu. Şüphesiz batıl zâil olmaya mahkumdur." Neden? Hakikat olan bilginin karşısında batıl olan bilgi yenilmeye mahkumdur. Şayet siz fikrinizin gücüne güvenmiyorsanız, ne yaparsınız? Karşı fikirleri bastırmaya çalışırsınız, güç kullanarak. Yani kendi sözünün gücüne güvenmeyenler, başkalarının sözünü güçle bastırmaya çalışırlar.

Dikkat ediyorum, meal yasaklanan hocaların faaliyetlerine bakıyorum. Kur'an'ın "sizden ücret istemeyenlere uyun" emrine tabi olanları meal olarak görüyorum. Yani bu benim görüşüm. Yani din üzerinden rant sağlamak yerine, ki Kur'an bunu yasaklar, veya satıp veya kitap satıp para kazanmak yerine, sadece Allah'ın rızasını gözeterek insanlara doğru bilgiyi, yani Kur'an'ı ulaştırmanın derdinde olanların meallerinin yasaklandığını görüyoruz. Bu meal yasaklananların bu işten ücret edinmek gibi bir amaçları yok. Bunu fark ediyorum. Yani tek arzuları Allah'ın rızasını kazanmak. Tabii ki Allah'ın ayetlerini insanlara ulaştırarak. Yani şöyle de diyebiliriz: Allah'ın rızasını kazanmaya çalışanların karşısında, bu işi meslek olarak yapanların olduğunu görüyoruz. Yani bu işi din adamlığı işini bir meslek olarak yapanlar, güç ellerinde olduğu için, bunu sadece Allah rızası için yapanları susturmaya çalışıyorlar.

Peki, bu karşı tarafı susturmaya çalışanlar ne diyorlar? "O meallerde İslam dininin temel direklerini sarsan, İslam'a aykırı yorumlar ve çeviriler var." diyorlar. Ben kesinlikle öyle düşünmüyorum. Bu gücü elinde bulunduran zihniyetin mealiyle, diğer yasaklanan mealleri kıyasladığımız zaman, aslında bu gücü elinde bulunduran, karşı tarafı susturmaya çalışan zihniyetin mealinde daha büyük sorunların olduğunu görüyorum. Yani tabii ki hiçbir meal %100 Allah'ın kelamını anlatamaz. Fakat bir %99, %98, %95 iyi diyebileceğiniz mealler vardır. Bir de vasatın çok altında olan mealler vardır.

Dün bir arkadaşımın evinde misafirdim. Bana, "Bende de meal var, okumamı tavsiye eder misin?" dedi. Getir dedim. Meal'e baktım. Bakara suresinin herhangi bir sayfasını açayım derken, Bakara Suresi'nin 30. ayetinin en başında, sayfanın başında olduğu ayete rastladım. "Oku" dedim. Meal: "Ey Habibim" diye başlıyor. Dedim, "Dur, dur. Niye 'abi'?" "Niye devam etmeyeyim?" dedi. Dedim ki, "O ayet 'Ey Habibim' diye bir hitap yok. Kur'an'ın hiçbir yerinde 'Ey Habibim' diye bir hitap yok."

Yani ben bugün gelenekçi, yani Ehli Sünnet inancına sahip olduğum dönemlerde içimi rahatsız eden konular vardı. İnsanlığın yaratılışı, kölelik, cariyelik, işte İslam'ı yayacağım diye savaş açmak, toprakları genişletmek, senden düşünmeyeni öldürmek, senin gibi düşünmeyeni öldürebilmek, yani mürted diye öldürebilmek, namaz kılmayanı öldürebilmek, dinden döneni öldürebilmek, zina yapanı öldürebilmek. Bunun gibi kafamda içimi rahatsız eden birçok konu vardı ve beni rahatsız ettiği halde, "Demek ki Rabbimiz böyle buyuruyor, benim aklım ermiyor, demek ki mevzuyu tam anlayamıyorum" diyerek iman ediyordum.

Şimdi ne demek istiyorum? Şayet ben bunları sorgularken önüme bu yasaklayıcı zihniyetin mealini alsaydım, muhtemelen ikna olmayacaktım. Ve ben insanları Allah'ın ayetlerini anlatırken, özellikle "Ben deist oldum" diyen birçok kişiyle konuştuğumda, Kur'an'ı okuduklarını ve Kur'an'da yazan birçok ayeti benimseyemediklerini, kabullenemediklerini söylüyorlar. Kimin mealini okudunuz, hangi meali okudunuz diye sorduğumda da yine bu yasakçı zihniyetin meallerinden birini veya birkaçını okuduklarını öğreniyorum. Dolayısıyla ne demek istiyorum? Aslında bu yasakçı zihniyetin mealleri, yasaklanan meallerle kıyaslandığı zaman çok çok daha kötü durumda.

Ve baktığınız zaman Kur'an'da Firavun anlatılır. Firavun bile Musa Aleyhisselam'ı susturmamıştı. Dikkat edin. Ne yapmıştı? Kendi sihirbazlarını, yani oradaki din adamlarını çağırmıştı ve Musa ile tabiri caizse düelloya davet etmişti. Musa'yı susturmamıştı. Yani Firavun bile bunu yapmamıştı. Bunu biz Kur'an'dan görüyoruz. Bu yasakçı zihniyet kendi içerisinde de çelişmektedir. Yani Kur'an meallerinde yaptıkları çevirilerde ki hatalar bir yana, kendi içerisinde de birçok çelişki barındırmaktadır. Mesela geçen günlerde kandil gecelerini kutladılar. Kendi ansiklopedilerine baktığınız zaman, ansiklopedilerinde "İslam'da kandil geceleri yoktur" der. Fakat camilerde kandil kutlanır.

Özellikle deist ve ateistlerin suistimal ettiği, "evlatlık" diye çevrilen, "nevinin evlatlığının eşiyle evlenmesi" diye çevirdikleri ayetteki "ed'iy" kelimesini "evlatlık" diye çevirirler. Fakat kendi ansiklopedilerine baktığınız zaman, Arapçada evlatlığın "ibn" kökünden türeyen "temenni" kelimesi olduğunu yazarlar. Madem Arapçada evlatlık kökünden türeyen "temenni" kelimesidir, neden Ahzab 37'de veya Ahzab ayetinde siz bu kelimeye "evlatlık" diye çeviri yapıyorsunuz?

Baktığınız zaman "muamelat eymanukum" "cariye" diye çevirirler. Geleneksel bu yasakçı zihniyetin meallerinde ve bu özellikle insanları deist ve ateizme, deizm ve ateizme götüren çevirilerden bir tanesidir. Bu sorgulayıcı ve onları rahatsız eden konulardan biri de kölelik ve cariyelik. Bakıyorsunuz bu zihniyetin meallerine bakıyorsunuz. Yine Bakara Suresi'nde 221 olsa gerek, "emet" kelimesi vardır ve "cariye"nin karşılığı odur. Evet, "cahiliye"nin karşılığı olur mu? "Muamelat eymanukum cariye" demek değildir.

Bakıyorsunuz yaratılış mevzusunda sırf Adem'i ilk insan yapmak, eşi Havva'nın onu kaburgasından yaratıldığı, evlendikleri, çocukları çapraz evlilikle çoğaldıkları safsatasını aklamak için mesela Bakara Suresi'nin 30. ayetini tahrif ederler. Orada "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" yazmaz. Orada "cailin" kelimesi geçer. "Cailin" görevlendirmek, atamak, yaptırmak anlamına gelir. Fakat bu ayeti "atamaktayım" diye doğru çeviriyi yapsalar, bu sefer "yeryüzünde kan dökmekte ve bozgunculuk yapmakta olan" diye doğru çevirseler, ayrıca "yeryüzünde kan dökecek, bozgunculuk yapacak" diye değil, bu yanlış çevrilir. O ayet gelecek zamandan bahsetmez, şimdiki zamandan bahseder, o anki zamandan bahseder. Ne oluyor? Bu sefer bu doğru çeviriyi yapsalar, bu ayet Adem döneminin öncesinden bahsediyor ve yeryüzünde kan dökmekte ve bozgunculuk yapmakta olan bir topluluk var ve Allah bu topluluğu yeryüzüne halife yapacak. Öyleyse Adem'den önce yeryüzünde insanlar var. Çünkü Allah yeryüzünde, yeryüzünün halifesi olarak insanı görevlendirdi. Ne yapıyorlar? Ayeti tahrif ediyorlar. Ayeti tahrif ediyorlar. Ayette olmayan kelimeleri "yaratacağım", "ondan sonra kan dökecek, bozgunculuk yapacak" diye çevirerek, o an olan mevzuyu gelecek zamana fiksleyerek uydurdukları yalanın üstünü örtüyorlar. Yani gerçeğin üstüne örtüyorlar, uydurdukları yalan açıkta kalıyor.

Az önce dediğim gibi, Ahzab 37 veya Ahzab 50 ayet, Muhammed Aleyhisselam'a sınırsız özgürlük, evlilik özgürlüğü vermez. Bilakis onun evliliklerini kısıtlar. Bu konuda video vardır Facebook ve YouTube kanalımda, bakabilirsiniz.

Nebe Suresi 33. ayet mesela, "fevâke" "fevâke" çeviri yapıyorlar. Ve "kâ'ib" "kâ'ib" "tomurcuk yaşıtlar" yani tomurcuk yaşıtları. Hadi erkeği anladım da kadınlar ne yapsın? Çünkü mevzuda kendilerine ödül vaat edilenler, "inne lil muttakin" takva sahipleri. Bunların içinde kadınlar da var. Kadınlar tomurcuk yaşıtlarına yapsın mesela. Yani en başından sorguladığınız zaman çelişki çıkıyor ortaya. Oysa Nebe Suresi 33. ayet "ve keba yumru" demektir. "Etaba" topraktan çıkan yumru mahsullerden bahseder. Fakat bu zihniyetin mealine baktığınız zaman "tomurcuk memeli", çok affedersiniz, "yaşıtlardan" bahseder ve özellikle deist ve ateistlerin en çok suistimal ettiği ayetlerden biridir.

Yine "darabe" yani "erkekler kadınların koruyucusudur" diye başlayan ayetin devamında erkeklere kadınları dövmeye müsaade ediyor, "dövün". Oradaki "nuşuz" kelimesini "kadının huysuzluğu" diye çevirir. Fakat Nisa Suresi 127-128'lerde erkeğin hırsızlığını, erkeğin huysuzluğu diye çevirmez. Dikkat edin. Neden? Çünkü erkek egemen bir inançları var ve Kur'an'ın çevirilerini de böyle tahrif ederek yapıyorlar. Oradaki "nuşuz" kelimesi kadının kalkıp gitmek istemesinden bahseder. "Fedri ruhu" ne de ona yol verin, geri çekilin, ona yol açın anlamına gelir. Kur'an'da mesela Zuhruf Suresi 5. ayet "fenadru" "vahiy gerimi çekelim" veya Taha 77 veya 78, hem karıştırırım o iki ayeti, "onlara kuru bir yol aç" Musa Aleyhisselam'a Allah Teala buyuruyor, "onlara kuru bir yol aç". Kadir İbrahim Ashab-el Karye, Yasin Suresi'nin ikinci sayfasının en başı, "sadru" onlara anlat. Evet, yani Nisa 34. ayette kesinlikle kadınları dövün demez. Fakat bu yasakçı zihniyetin meali, mealleri çevirileri böyle yapmıştır.

Talak Suresi 4. ayette "henüz adet görmeye başlamamış" diye çeviri yaparlar ve ortaya çocuk yaştaki evliliklere kapı aralarlar. Oysa Talak Suresi 4. ayet "henüz adet görmeye başlamamışlardan" bahsetmez. Adet görmesi gerekip de görmeyen, bazı rahatsızlıklardan dolayı görmeyen, adet görmeyen kadınlardan bahseder veya adetten tamamen kesilmiş kadınlardan bahseder. "Henüz adet görmeyen" demez. İşte "henüz adet görmemiş fakat görecek olan" demez. "Adet görmeyenler." Bu ayeti de özellikle İslam'a mesafeli olanlar çok fazla suistimal etmektedir. Bunun müsebbibi de bu yasakçı zihniyetin mealleridir.

Baktığınız zaman bu yasakçı zihniyet, Bakara Suresi 260. ayeti, çok özür diliyorum sizden söylemek zorundayım ama, Bakara 260. ayeti "bir suya üfleyin, işte o suyu için ve içtiğiniz zaman bu iktidarsızlık sorununu çözer, tabiri caizse özür diliyorum, Viagra etkisi yapar" diye kitabına yazanların kitabını yasaklamıyor. Onu kim olduğunu siz biliyorsunuz, ismini söylemek istemiyorum. Özellikle burada da isimleri çok zikretmiyorum. Bunu yasaklamıyor.

Evet, aynı zihniyetin ben size bu sefer sayfa meal ismi vereceğim. Ruhul Furkan'ın Bakara 179 tefsirinde aynen şöyle yazar: "Bir erkek evli bir kadınla zina yapar da kadının kocasına derse ki, işte bana hakkını helal et. Tabii eşiyle zina yaptığını söylemez, gider bana hakkını helal et der ve zina ettiği kadının kocası da helal ettim derse, o erkek üzerindeki zina suçu ortadan kalkar, tövbe ettiği takdirde" der. Ve bu meallerde, ya bu tefsir diyorlar ona, Ruhul Furkan Tefsiri diyorlar. Bu tefsirlerle de çok feci, İslam'a aykırı vurgular vardır. Onlara hiç dokunmazlar.

Ariflerin Menkıbeleri diye bir kitap vardır. Tasavvufçuların, tabiri caizse tırnak içerisinde diyorum, Kur'an'ları okudukları, kitapları din edindikleri kitap vardır. O kitabı okursanız, içerisinde öyle feci, İslam'a aykırı öğretiler vardır ki, hatta şunu diyebiliriz ki, İslam'a uygun toplasanız belki %1, %2, belki vardır ya da yoktur. Bu kitaplara hiç seslerini çıkarmazlar. O kitaplarda öyle şeyler yazar ki, "Şeyhim mi büyük, Allah mı?" diye bir müride sorulduğu zaman, mürid "Şeyhim büyüktür" der noktasına gelmişlerdir. "Allah etek kemiğe büründü", "falanca diye göründü" diye yazanların, "cübbemin içindeki Allah'tan başkası değildir" diye yazanların, buna benzer bir çok İslam'a aykırı öğretileri din diye yazan kitaplara sesini çıkarmayan bu yasakçı zihniyet ne yapmaktadır? Kendi gibi düşünmeyen, kendi yanlışlarını, yanlış çevirilerini ortaya koyan mealleri güç kullanarak yasaklatmaya çalışmaktadır.

Yanmaz kefen satanların kitaplarını yasaklamamaktadır. Onlarla zaten aynı saftalar. Allah tuvalet taşıyla konuştu diyenlerin kitaplarını yasaklamamaktadır. Peygamber Efendimiz ahirette Meryem validemizle evlenecek diyenlerin meallerini yasaklamamaktadır. Peygamber Efendimiz hala yaşıyor, kabrinde hala eşleriyle çiftleşiyor diyenlerin kitaplarını yasaklamamaktadır. Hani Peygamber Efendimiz demeyeyim, yani Nebi Aleyhisselam yaşamıyor da, yani be adam Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığını varsaysak bile, eşleriyle hala çiftleşiyorsa, o zaman eşleri de yaşıyor. Hiç bunu soruyor musunuz bu safsatayı uyduranlara diyecek hiçbir sözünüz yok mu? Bunların kitaplarını yasaklamak gibi bir düşünceniz yok mu? Peygamber eşittir Allah diyenlere söyleyecek bir sözünüz yok mu? Onların kitaplarını yasaklatmak gibi bir derdiniz yok mu? Yasaklatmazsınız çünkü siz de aynı düşünüyorsunuz.

Yani eşcinselliği öven, alkolü öven, hikayenin ismini de veriyorum, Kabak Hikayesi, Google'a yazın çıkar, Kabak Hikayesi gibi bir safsatayı ballandıra ballandıra anlatan Celaleddin Rumi'nin Mesnevisi'ni neredeyse Kur'an yerine koyacak durumdasınız. İçerisinde birçok safsata olan, yine Firavun eşlerine ve sahabelerin eşlerine daha doğrusu iftira atan kitabını yasaklamayı düşünüyor musunuz? Yani Nebi Aleyhisselam savaştan dönmüş, Medine'ye girerken durmuş, girmemiş. Sahabeye demiş ki, "Biz burada sabahlayalım." Sahabe, "Hayır ya Resulallah, işte evlerimize gidelim" deyince, sevgili Nebimiz güya demiş ki, "Şimdi evlerinize giderseniz eşlerinizin üzerinde başka erkekler görürsünüz, başınız belaya girer." Güya öyle demiş. Fakat içlerinden işte birkaç sahabe dinlemeden evine gittiğinde, eşlerinin başka erkekle yattığını, yattığını gördüklerini anlatır. Fima'fihi adlı eserinde. Buna söyleyecek sözünüz var mı? Bunları yasaklatmak gibi bir derdiniz var mı?

Üfürükçü, sahtekar, din satarak yalan satarak, muska satarak, büyü satarak, okunmuş dua, okunmuş ayet satarak dininin sırtından yalan dolan hurafelerle cebini dolduranların kitaplarını yasaklatmak gibi bir düşünceniz var mı? Bu örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki. Siz hep haklı, o haksızsınız. Yaptığınız zulümdür. Fakat yani diyelim ki haklı olduğunuzu varsayalım. Yani İslam'a aykırı mealleri ve kitapları yasaklatacaksınız, toplatacaksınız. Böyle bir karar aldınız. Buna bir yetkiniz yok aslında. Çünkü baktığınız zaman bu yaptığınız anayasaya aykırıdır. Yani benimsersiniz veya benimsemezsiniz. Yani laikliği benimseyen de var, benimsemeyen de var. Ben işin o tarafında değilim. Fakat sonuçta Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet değil mi? Evet. Laik bir devlette din adına bir otorite olamaz. Yani din adına herkes özgür olmalıdır ve herkes düşüncesini açıkça ifade edebilmelidir. Laik bir ülkede. Yani siz bir kere bu yaptığınız anayasaya aykırı. Yani laikliği benimseyen de var, benimsemeyen de var. Ben laikliği savunuyorum veya savunmuyorum demiyorum. Ben ülkedeki duruma göre yorum yapıyorum. Şimdi birileri bana, "Bak sen laikliği savunuyorsun" veya "Sen laikliği reddediyorsun" gibi ithamlarla kimse bana bulunmasın. Beni şimdi orasında değilim. Ben Türkiye Cumhuriyeti laik bir devletse, inançlarından dolayı kimse kimseye zorbalık yapamamalı. Sizin yaptığınız anayasaya aykırı diyorum. Yani din hürriyeti olmalı. Zaten Kur'an'da bu var. "Dinin içerisinde zorlama yoktur" der Kur'an.

Dersin başında da dediğim Zümer Suresi 18. ayette "Müminler her sözü dinler" derler, "susturur" demez. Bakın dikkat edin o ayete. Karşıt fikirleri susturur demez. Her sözü dinler ama en güzelini uyarlar. Enam Suresi 106. ayette Rabbimiz: "Rabbinden sana ne vahyedildiyse ona uy. O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklere aldırma" der. Müşrikleri sustur demez, onlara aldırma. Sen Hicr Suresi 94 olması lazım: "Gerçeği, hakikati bu kitabı insanlara başlarını çatlattırırcasına onlara anlat. Fakat müşriklere aldırma" der.

Kafirun Suresi'ni okuduğunuz zaman ne der ki: "Kafirun: Ben sizin kulluk ettiğinizde kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz." Kısa kısaca nasıl bitiyor ayet? "Sizin dininiz size, benimkisi bana." Ne yapıyor? Yani karşı taraf kafir olduğu için onları susturmaya mı çalışıyor? Yani bu ayet bize "sizin dininiz size, benimkisi bana" deme mesajı mı veriyor, yoksa o kafir olduğu için onu sustur, onun fikrini bastır, onu yok et mi diyor? Dolayısıyla sizin yaptığınız Kur'an'a aykırıdır, İslam'a da aykırıdır. Dolayısıyla zaten Kur'an İslam'ın yazılı metnidir ve sonuçta laik bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasına da aykırıdır.

Sözünün gücüne güvenen, başkasının sözünü güçle bastırmaya, başkasının sözüne karşı güç kullanmaya tenezzül etmez. Ben mesela ne diyorum? Ben insanları Kur'an'a davet ediyorum. "Bana %100 güvenmeyin" diyorum. "Hakikatin referansı ben değilim. Ben insanları Allah'a davet ediyorum." Yusuf Suresi 108. ayet ne der: "Ben bir basiret üzere, yani bir göstergeye dayanarak, yani gösterge vahiy, vahye dayanarak insanları Allah'a davet ediyorum" der. "Ben ve bana tabi olanlar da Allah'a davet eder." Ben de Muhammed Aleyhisselam'a tabi oluyorum ve onun gibi insanlar Allah'a davet ediyorum. "Benden başkasını dinlemeyin" hiçbir zaman demedim, demem de. "Benim dediğim doğrudur da" demedim. Doğru olduğuna inandıklarıma Kur'an'dan referans göstererek anlatmaya çalıştım. Din adına iddia ettiğim, ortaya koyduğum hangi veri olursa olsun mutlaka onu ayetle değil, ayetlerle destekledim. Yani iddiamı destekleyecek bir tane ayet varsa bile, o bir ayeti delil olarak kabul etmedim. Birden çok ayetlerle sağlamlaştırdım. Her zaman benim kanıtlarımı veya sağlamlaştırmaya çalıştım. Fakat "yalnızca beni dinleyin" demedim.

Şunu açıkça ifade etmeliyim ki, en çok eleştirdiğim zihniyet özellikle tarikat ve tasavvuf zihniyetidir. Bugün güç benim elimde olsa, kesinlikle onları zorbalıkla susturmaya çalışmam. Onların fikir ve inanç özgürlüğünü sonuna kadar savunurum. Bakın, fikirlerini savunma, fikirlerini eleştiririm ama inanç özgürlüklerini, fikir özgürlüklerini sonuna kadar savunurum ve kesinlikle onları susturmak için hiçbir gayret içerisinde olmam. Şirk ve küfür Allah'a karşı yapılır ve her insan özgürce şirkini koşabilir, özgürce küfrünü edebilir. Yani siz İslam dininin temel dinamiklerini sarstığı için bazı mealleri yasaklıyorsunuz. Ateistlerin İslam'ın aleyhine yazdığı kitapları da yasaklayın o zaman. Yasaklayın. Veya deistlerin, yani gayri müslimlerin İslam'ın aleyhine yazdıkları kitapları da yasaklayın o zaman. Hadi ama yapamazsınız bunu. Yani böyle bir derdiniz yok zaten. Sizin derdiniz, sizin uydurduğunuz yalanları deşifre eden, yaptığınız çeviri ve tefsirlerdeki çeviri hatalarını, yorum hatalarını deşifre eden, uydurduğunuz dini deşifre eden karşı tarafta kim varsa onları susturmaya çalışıyorsunuz.

Yalnız kaçırdığınız bir nokta var. Zaman artık eski zaman değil. Zaman teknoloji ve iletişim zamanı. Kağıdı toplatırsın, yakarsın, kağıdı ortadan kaldırırsın. Fakat günümüzde artık fikri ortadan kaldıramaz. İnternette sen sadece kağıdı ortadan kaldırırsın, mesajı, fikri ortadan kaldıramaz. Ve "yeni nesil deist oluyor, ateist oluyor" gibi yaygaralar koparıyorsunuz. Bu da bunun sebebi de zaten dersimde de söylediğim gibi sizsiniz. Uydurduğunuz din, insan fıtratına uymadığı için sorgulayan insanlar dinine mesafe koyuyor. Biz ne yapıyoruz? O insanları doğru kaynakla buluşturuyoruz. Siz o doğru kaynakları ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz. Başaramayacaksınız. Geçti o günler diyorum size ben. Yani o günler geçti ve sayınız azalıyor. İnsanlar akın akın Kur'an'a dönüyor. Akın akın Kur'an'a dönüyor insanlar. İnsanlar eskisi gibi cemaatlere, tarikatlere, Kur'an kurslarına ilgi göstermiyor. Ben diyorum açıkça. Yani Kur'an kursları, Kur'an kursları değildir. Onlar alfabe kursudur. Kur'an alfabesini öğretirler size, ezberletirler. İçinde ne yazdığından hiçbir şekilde bahsetmezler. Eski rağbet yok artık onlara. Ve Kur'an Müslümanları, bu dersiniz, Müslüman mı dersiniz? Sadece Allah'a teslim olan, sadece Allah'ın kitabına uyup Allah'ı tek ilah olarak kabul eden, bunun dışında bütün yolları tağut diyerek reddeden insanların sayısı gün geçtikçe artıyor ve artmaya devam edecek Allah'ın izniyle.

Ben yine Kur'an'ın deyimiyle dersimi bitirmek istiyorum. Ey kafirler, yenileceksiniz. Ey gerçeğin üstünü örtenler, ey Allah'ın ayetlerinin üstünü örtenler, yenilecek ve cehenneme sürüleceksiniz.