📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hitit Kültür Tarihi I Doç. Dr. Meltem D. Alparslan #hititler

ArkeoMedya58:20

Transcription

Merhaba hocam.

Merhaba. Nasılsınız?

İyiyiz hocam. Siz nasılsınız?

Teşekkürler. Çok sağ olun.

Bugün Hititler üzerine bir seri başlatıyoruz. İlk programı da sizle yapacağız. Ben böyle konuya hızlıca girmek istiyorum. Aslında çok konuşulan, çok tartışılan uygarlıklardan bir tanesi ki Anadolu'nun yerli halkı olması açısından da tabii ki bizler açısından çok önemli bir yere sahip. Hititler kimdir?

Tabii şimdi arkeomedy Hititleri anlatmak çok keyifli. Bundan da fe olarak ben başlayayım isterseniz. Hititler Hint Avrupalı bir toplum. Eğer bir tanımlama vermek gerekirse yani bu ne demek? Etnisite göstergesi olarak biz dili temel alırsak eğer dilinden yola çıkarak Hint Avrupalı eee olduklarını söyleyebiliriz. Tabii ki bu dil akrabalıkları ve dil bilimsel çalışmalarla ortaya çıkan bir saptamadır. Hititlere dair bugün pek çok şey biliyoruz ama bilmediğimiz şeyler de biraz Hititlerin kim olduğu mesela nereden geldiği, kökenlerinin ne olduğu gibi sorular ne yazık ki biraz eee ucu açık kalıyor ama bazı fikirlerimiz var. Dilerseniz sizle biraz onları paylaşayım.

Hititlerin Anadolu'ya dışarıdan mı geldiği yoksa burada yani Anadolu'da uzun yıllardan beri yaşayan bir halk mı olduğunu aslında bugün hala bilmiyoruz. Bu konuda farklı yaklaşımlar var, farklı görüşler var. Belki Anadolu'da çok uzun zamandan beri yaşıyorlardı Hint Arpalı gruplar olarak. belki de Anadolu'ya Karadeniz'in kuzeyinden yavaş yavaş gelmişlerdi. Tabii Hitler Anadolu'da Hint Avrupalı olarak tek grup değildi. Beraberinde LVER, Palalar var. Onlarla beraber muhtemelen geliyorlar Anadolu'ya. Dolayısıyla Anadolu'nun özellikle Kızılırmak Kapsi dediğimiz bölgesi içerisine Orta Anadolu'ya kendilerine anavatan edinerek bugünkü Çorum'un Boğazkale ya da Boğazköy kasabasında bir adı hatışı olan başkenti edinerek kendilerine bir devletin köklerini atmaya başlıyorlar.

Hemen şu soruyu sormak istiyorum haliyle. Siz Karadeniz tarafından gelmiş olabileceğini söylediniz. Şimdi Hint Avrupa topluluklarını düşününce Hindistan'dan işte İngiltere'ye kadar çok geniş bir coğrafyayı kaplıyor ama aklımıza ilk gelen yerler kuzey bazen daha az oluyor. Bunun neye göre hani kuzey olduğu varsayı neden güneyden gelmiş olamazlardı ya da batıdan başka bir yerden de ya da yerli halktı belki Karadeniz vurgusu yapılıyor.

Zaten açıkçası bana soracak olursanız ben ya bu kadar yıldır çalışıyorum. Hititlerin aslında Anadolu'da olduğunu düşünüyorum eskiden beri. Çünkü kendilerini bu kadar kolay kabul ettirebiliyor olmaları, Anadolu coğrafyasının zorluğunu çok iyi biliyor olmaları, bununla baş edebiliyor olmaları ve Anadolu'nun bu parçalanmış coğrafyasını birleştiren bir sistem kurmuş olmaları biraz Anadolu'yu çok uzun yıllardan beri aşina olduklarını gösteriyor. Geldilerse de bile çok önceden geldiler. Evet. Karadeniz'in kuzeyi Kırım bölgesi telaffuz ediliyor. Özellikle Trevor Bryce'ta biz bunu okuyoruz. Yani Karadeniz'in kuzeyinden ve güneyinden aşağıya doğru işte Avrupa coğrafyasına ve Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya geldikleri şeklinde. Bunun tabii birtım arkeolojik verilerle vesaire desteklenebilir bu fikir ama filolojik verilerle bunu hiçbir şekilde destekleyemeyiz. Çünkü Anadolu'ya gelmeden önce Hititler yazıyı kullanmıyorlar. Anadolu'da ilk merkezi devleti kuruyorlar. Anadolu aslında küçük küçük krallıklardan oluşan bir sistemi var. Yani baktığınız zaman işte belki beylikler dönemini düşünebilirsiniz. Uygun coğrafyalarda küçük küçük krallık sistemi var. Derken bir kral Hitit kralı yani Hititli bir kral. Bu Hint Avrupalılar içerisinde Hititliler ön plana çıkıyor. Çünkü Halalar ya da Lilerden ziyade Anadolu'da bir merkezi kral bir sistem oturtuyor ve diyor ki yani Anadolu'nun kralıyım ve kendi de Hat ülkesi kralı diyor.

İsmi neydi hocam?

Hattu Şili.

Hattuşili.

İlkili Hitit kralı. Ama tabii bunun bir öncesi var. Öyle bir anda Hattu Şili 1. Hattuşili değil. Bunun tabii ki ön hazırlıkları var pek. Tabii ki >> yanlış bilmiyorsam Labarna ödesini Hattuşa kentini fethettiği için ismini o alıyor.

Evet. Hattuşili zaten eee Hattuşalı o sondaki ili eki etnisite göstergesi olan bir Hititçe ektir. E ili umnili bu şekilde Hattuşyalı anlamına gelen Hattuşili eee adını almıştır.

Bugün de kullanılıyor mesela Fars Arabi gibi.

Tabii ki. Hı hı. Yani zaten dillerle ilgili çalıştığınızda şeyi anlıyorsunuz. Hint Avrupa dilleri içerisindeki benzerlikleri bazen fark edebiliyorsunuz. Gerçi iki dilin akrabalığı ya da benzerliği için çok fazla göstergeye ihtiyaç var. işte fonoloji, morfoloji, sentaks, vokabüler gibi. Ama tabii bu birtım özellikle ekler işte sondan eklemeli olması vesaire gibi pek çok faktör diller arasındaki ilişkiye işaret ediyor. Dolayısıyla Hititler bu Kızılırmak kavsi içerisinde Hattuşa merkezli ilk merkezi devleti kurmaları Hititlerin bir karakterini ortaya koyuyor. Dolayısıyla 1. Tuşilden itibaren artık Anadolu Hattuşa merkezinden yürütülmeye başlanıyor ve Hitit kralları tarafından ve bu uzun bir süre devam ediyor. 1650-1200 yılları arasını telaffuz ediyoruz. Yaklaşık 450 yıllık bir dönem bu. Tabii ki bunun sancılı dönemleri var. Yükseliş dönemleri var ve yıkılış dönemleri var. Bunun Hitit siyaseti içerisinde eee farklı farklı algılanıyor. Başkent Hattuşa'dan ülke yönetilmeye başladığı zaman yani günümüzde Boğazk'den yönetilmeye başladığı zaman özellikle bu Hitit İmparatorluğu olarak telaffuz ettiğimiz bu periyodu belki eee milattan önce 17. yüzyıldan 13. yüzyıla kadarki periyotu kabul edebiliriz. Anadolu ve Kuzey Suriye bölgesine hükmediyor ve uzun bir süre aslında ülkeyi yönetiyor, Anadolu'yu yönetiyor. Ve tabii bunu yaparken de vassal devlet sistemine eee başvuruyor. Yani bu ne demek? merkeze bağlı bağımlı küçük krallıklar kurmak ve bu şekilde de bazen o bölgenin ileri gelen ve merkeze yakın olabilecek, merkezi iyi ilişkiler içerisinde olabilecek bir yerel idarecisini seçiyor. Bazen de merkezden oraya gönderiliyor ama tabii ki kendini kabul edebilir, ettirebilir şeyler seçiliyor ve bütün bu ilişkileri biz aslında Hititçe metinler içerisinde politik anlaşma metinleri, siyasal anlaşma yetinleri, mektuplaşmalardan çok iyi öğreniyoruz. Bu şekilde de oluşturduğu bu ağ içerisinde aslında bu mesela değişik bir sistem. Yine bu Hititlerin karakterini yansıtan farklı bir öğe. Bir diğeri tabii Anadolu'da yazıyı kullanmaları.

Yazıya geçmeden şunu sormak istiyorum. Şimdi Vasal yönettiği yerlerden bahsettiniz. Şimdi aklıma şu geliyor. Tarihsel sürece baktığımızda ne kadar doğru bilmiyorum ama mesela Persler daha sonrasında satraplık sistemini kuracak. Sonra Roma gelecek. Bizans biraz daha eyalet valilik. Sonra Osmanlı bir farklı versiyonu herhalde biraz bu Hititlere kadar bu sistemin köklerini bir yerde götürebilir miyiz diye bir anda böyle aklıma böyle bir şey geldi.

Olabilir tabii. Yani bütün bu modeller içerisinde en eskisi aslında. Bir de tabii kullandıkları kültür öyeleri de var. Bunu sadece askeri, siyasi atılımlarla, başarılarla değil. Bir de kültürel yani bence buradaki kültürel aslında öğe çok daha önemli. Çünkü özellikle bir Hitit dini var. Hitit dini tek bir din değil. Çok dinli bir yapıya sahip. Bu da ne demek? Anadolu'daki farklı etnik kimliğe sahip toplumların inanç sistemlerini efendim tanrılarını bütün uygulamalarını, bayramları tanrılar için yaptıkları bütün bacık ritüelleri, uygulamaları, ne varsa orijinal kelimeleriyle, orijinal isimleriyle alıp kabul ediyorlar. Dolayısıyla biz bakıyoruz ki Hitit dini yani Hitit sarayının, Hitit tapınağının, Hitit ruhban sınıfının organize ettiği o din Hitit dini içerisinde Hurri dini de var, Hatdi dini de var, LI var, Pala da var. Hatta Mesopotamya kökenli unsurlar var. Babil, Asur, Sümer hatta indoari eski Hint tanrıları bile Hitit panteonunda geçmekte ve Hititçe metinlerde geçmektedir. Bu da şunu gösteriyor. Belki onun da biraz ilişkilendirebiliriz. Mesela daha eee yakın kültürleri. Mesela Osmanlı'da filan ne gördünüz? Bir hoşgörü vardır değil mi? Hititlerde hoşgörünün de ötesinde bir de bunu kabul etme var. Siz mesela Hattuşa'ya gittiğinizde Hattuşa'nın yakınındaki açık hava tapınağı ki bu da çok Anadolu için çok ik ve çok değerli bir yapıdır. Orada tanrılarını tasvir ediyorlar ve tanrılarının bu Hitit tasvir sanatı sade bir sanattır. Ama yanındaki yazı çok değerlidir. E ikinci yazı sistemi olan Anadolu hiyeroglifi ile yazarlar. Ama çoğu tanrının ismi baktığınız zaman Hitiitice değildir. Huricedir çoğu. Mesela bu aslında Hitit kozmogonisini, o büyük ülke düşüncesini en iyi şekle yansıtan ve nasıl birleştirici olabildiğini gösteren unsurdur. Bence Hitiit'i biz eğer dünya tarihine nasıl mal oldu dersek bence bunu ilk öncelikli öye olarak unsur olarak düşünmeliyiz.

Şimdi şunu sormak istiyorum. E dini ayrıntılı konuşacağız. Bu Anadolu hieroglifini de tabii ki size sormak istiyorum. Lvi hiyoglifi vesaire de dendiği için.

Şimdi neden Hititler kendine Hitit mi diyor? Çünkü böyle halklara genelde dışarıdan isim verilir. Belli bir süre sonra bu kabul görülür. Kendileri de kabul eder. Ama ilk metinlerde mesela kendilerini nasıl adlandırıyorlar?

Hitit ismini tabii modern insan veriyor. Eee, Hititler kendine Hititi demiyor.

Eti diyorduk [kahkaha] hatta. Evet. Yani o sadece Türkiye'de kullanılan bir isim. Onun size şeyini anlatayım. Hitler bir kere kendi metinlerinde kendilerine neşalı, neşa umnili, neşili, naşili şeklinde tanımlıyorlar. Hem Hititçi hem de Hititli derken.

Neşa nereye lokalize ediliyor? Onu da bir.

Bu da tabii onların aynı zamanda soyuyla alakalı bir şey. Çünkü Neşa kanşa. Bazen bu Kaneş yani Kavrum Kaneş Hitit'ten önce Anadolu'daki bir Asur Ticaret Koloneri çağı için önemli bir merkez. Bugünkü Kayseri Kültepe'de bulunan halen de kazıları devam eden. Burada mesela biz metinler içerisinde Hint Avrupalı bazı kelimeler ve Hint Avrupalı bazı şahıs isimleri görüyoruz. Bu da zaten Hint Avrupalıların çok önceden burada olduğunu gösteriyor. Yazıyı da beraberinde getiriyor bu Asurlar. Çünkü Mesotamya'da 3200'lerden beri zaten yazı kullanılmakta ama Anadolu'da yazı yok. Ve baktığınız zaman bu Hititlerin kendi kökünü bağladıkları yer gibi görünüyor. Kanşa zamanla Ka'nın düşmesi ve neşa şeklinde okunması gibidir. Ki bu K'nın düşmesi okunurken özellikle Hint Arpa dillerinde zaten olan bir şeydir. Hatırlayacağınız üzere. Başka bir olgumuz daha var. Bir mitolojik yani kendi etnik kökenlerini anlattıkları bir hikayeleri var. Biz buna Zalpa hikayesi diyoruz. Orada da mesela Kaneş Kraliçesinin doğurduğu çok sayıdaki çocuktan bahsedilir ve bu çocukların işte Zalpa ülkesinden karaya çıkması, Anadolu'ya yayılması ve bu şekilde Hititlerin yani Hint Avrupalıların teşekküllenmesini anlatırlar. Bu da Hititçe ve Hint Avrupalı düşüncesiyle yazılmış, üretilmiş bir mitolojidir. Dolayısıyla bu neşalı olma, karneşli olma birbiriyle çok örtüşen ve kendilerine verdikleri isimle de gayet güzel bir şekilde ifade edebildikleri bir kelime. Şimdi bunun yanı sıra peki Hitit nereden çıkıyor diyeceksiniz. Bu tabii kutsal kitaplarda ki özellikle ahdi ahitte, eski ahitte tüm bu kutsal kitapların modern dillere çevrilmeye başladığı yıllarda e burada geçen bir hetğulları var. Ben i head olarak geçiyor. Bu kutsal kitaplar, din kitapları işte İngilizce filan, Almancaya, batı dillerine çevrildiği zaman bu hetoğulları ben ihtiiter, hit, ititi, ete şeklinde bütün işte batı dillerine çevrilmiştir. Burada hemen bir parantez açayım. Orada bahsedilen hetolları aslında bizim Anadolu'daki Hititler değildir. Onların bahsettiği daha güneyde demir çağ kültürlerinin olduğu bölgede ki bahsedilen aslında daha çok hem de sorun yaratan, birazcık bölge için sorun yaratan daha çok belki geç itititler olarak tanımladığımız gruplardan bahsediyorlar. Orada.

Bu kargamış vesaire oradaki grup.

Evet. biraz daha kanağ kültürüne yakın bölgede. Dolayısıyla kutsal kitapta adı geçen aslında Hetholları buyken biz daha sonra tüm Topyekün Hititlere yani kendilere Neşalı diyen Hititlere biz bu ismi verdik ve Avrupa coğrafyasına bütün belki batı dillerinde işte hetiter ve bu hep hetle geçerken Türkçeye Fransızca üzerinden özellikle gelen kelime he'nin düşmesiyle eti etiyen ete eti şeklinde Türkçeye özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında bu şekilde aktarılmıştır. Çünkü o yıllarda bir moda var ve pek çok Fransızcadan pek çok Türkçeye geçen kelime var. Eti de bu şekilde gelmiştir ve çok uzun süre Eti dediğimiz Ei kültürü bu coğrafyada Hititler için kullanılmıştır. Çok da sevilmiştir bu kelime aslında.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin ilk ismi E miydi?

Tabii ki. Hatta [boğazını temizler] onu bırakın benim mensup olduğum bu kürsünün de ilk adı aslında Eti Dili Araştırmaları Enstitüsüdür. Fakat daha sonra bunun hatta işte pek çok banka ismi vardır. Aileler bu ismi soyadı olarak almışlardır vesaire. Fakat daha sonra bu ismin aslında çok yansıtmadığı anlaşılmış olsa gerek ki e Türkçede eti kullanımına bir ara verilip ya da işte terk edilip hala dili eti şeklinde eee ifade edenler de var ama artık neredeyse Türkçede de Hititçe ve Hitit Hititler şeklinde ifade ediyoruz.

Şimdi Hititler Anadolu'ya geldi ya da Anadolu'da artık organize olup bir şekil devletleştiler. Onun olduğu dönemde mesela demin Anadolu hiyerografien bahsettiniz. Bir dönem sanki Louis hierografi diyenler de mi var? Eee, yanlış bilmiyorsam. Ondan biraz bahsedebilir misiniz ya o ayrımları? Ya da Hitit neden tamamen o dil yazı sistemini kullanmıyor da biraz daha böyle güneyli bir sistemi alıp yazıyla daha çok kullanıyor? Siz güneyden dediniz ama biz bu hieroglif yazısının aslında kökenini yani ilk nereden geldiğini çok iyi açıklayamıyoruz aslında.

Şimdi bu hieroglif yazısına aslında ilk çalışılmaya başladığı dönemden itibaren farklı isimler verilmiştir. Hiti hiyeroglifi, LVI hiyeroglifi gibi. Ama bugün artık genel olarak biz hep Anadolu hiyeroglifi şeklinde tanımlamayı tercih ediyoruz. Çünkü biraz belki elimizdeki kanıtlar ya da işte biraz elimizdeki veriler zayıf olsa da aslında bu yazı sisteminin Hititlerin bir icadı olduğunu belki söyleyebiliriz. Ve bu yazı sistemiyle tabii şimdi baktığımız zaman Hititler bu çivi yazısını yani Hitit çivi yazısı içerisinde Luvice, Palaca, Hattice, Hurice pek çok e şey var. Bunlar da aynı şekilde temsil ediliyor Hitçenin içerisinde. Bir de dönemin bir uluslararası yazısı var. Lingua frankası var. Bir de bu kullanılıyor Akatça. Fakat hiyeroklif yazısı tüm bunların dışında sanki daha anlaşılır, daha halkın kullanabildiği bir yazı sistemi gibi adeta görünüyor. Biz baktığımız zaman bu hieroglif yazısının kaya kabartmalarında olduğunu görüyoruz. Mühürlerde olduğunu görüyoruz. Onun dışında bazı metal kaplar üzerinde ve taş ster üzerinde temsil edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla daha çok görünür olan ya da halkın kendini ifade etmek için kullandığı mühürler ve mühür basklarında karşımıza çıkıyor. Çiv yazısının oranla daha anlaşılır olduğunu belki söylemek mümkün. Henüz belki neden mesela Louvice ile ya da LVlerle ya da işte neden Louvi hieroglifi diye düşünüldüğü de şöyle açıklayabiliriz. Hititçe'den ziyade Louis çiv yazısına ya da Loui gramerine biraz daha yakın olması sebebiyle ama yine de bu ilişkide %100 çünkü zaman zaman biz farklı şeyler de görebiliyoruz. Dolayısıyla daha çok Evet. Luici'ye yakın olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunun hakikaten Hit yani Hint Avrupalı o Anadolu'da yaşayan Hint Avrupalı toplumun bir buluşu olduğunu belki söylemek mümkün. Şimdi hiyerograf yazısının aslında en eski sistematik kullanımına bakacak olursak eğer özellikle Hitit resmi ve krali mühürlerde karşımıza çıkıyor. Hatta beraberinde de çivi yazısıyla ve çivi yazısının hierogifle kullanıldığı tek malzeme de bu krali mühürlerdir. Bunun dışında gerek kaya kabartmalarında, gerek stellerde, gerek normal kral dışındaki sivil yaşam içerisindeki hiyeroglifin kullanımında yanı sıra aslında herhangi bir çiv yazısını görmüyoruz. Aslında bu her iki sistemde yani hem çiv yazısı hem hieroglif yazısı e milattan önce 14. yüzyıldan beri sıkça kullanılmış bir eee yazı. Ancak sadece mühür sahiplerinin isimlerini ve unvanlarını yazmak için kullanıldığından dile dair bizim çok fazla işaret bilgisi tamam ama dile bunun arka planındaki dile dair çok fazla elimizde veri olmuyor. Dolayısıyla özellikle bu imparatorluğun son dönemlerine doğru 4ün Tutya ve ikupilima döneminde bırakılmış olan daha fazla sayıdaki yazıtlar sayesinde biraz daha Anadolu hiyeroglifini biraz daha öğrenebiliyoruz. Ama asıl bizim Anadolu hiyeroglifini, eski adıyla LV hiyeroglifini daha iyi öğrenebildiğimiz yer aslında demir çağ belgeleri. Çünkü Hititlerin yıkılışından sonra ki onu da aslında çok iyi bilmiyoruz nedenlerini. Hitit'in ortadan kayboluşundan sonra yani Tunç çağlarının sona ermesinden sonra demir çağları başladığında özellikle güney ve Güneydoğu Anadolu'da ve kuzey Suriye bölgesinde bizim geç Hititler dönemi dediğimiz ya da yeni Hitit dediğimiz bir dönem başlıyor. Bu dönemde eee bakıyoruz ki özellikle Kilikya, Kargamış, efendim Çel Ahmar, Maraş, Malatya, Komagene, Amuk, Halep, Tabal gibi bölgelerde çokça ve bu bölgelerde kurulmuş küçük küçük krallıklar var. Bu şu demek aslında. Hitit devleti yıkıldı. Sistem yine geriye döndü. Yani yine küçük krallıklar sistemine geri dönüldü.

Aslında orada şunu sormak istiyorum hocam. Belki başlı başına ayrı bir konu tabii. Hatta onun derslerini de alıyorduk. Geç Hitit kentleri diye de şimdi orada halk toplu olarak mı o tarafı yani bugünkü işte Kuzey Suriye tarafına ya da Güneydoğu Anadolu bölgesine mi doğru gidiyor yoksa soylu hani yönetici sınıf mı oraya gidip bu kentleri kuruyor?

Şimdi halkın çok fazla hareket ettiğini sanmıyorum. Yani yönetici sınıf muhtemelen o bölgeye doğru çekiliyor. Çünkü zaten daha Hitit devleti hakimken, Hitit İmparatorluğu hakimken, Hattuşa'dan yönetiliyorken zaten Anadolu'da bir sekundagogenitür sistemi var. Kargamış, Halep ve Tahrun Taş için bunu telaffuz edebiliriz. Özellikle burada Halep ve Kargamış daha sonra Geçitit krallıkları içerisinde ön plana çıkacak olan krallıklar. Geçit krallıklarının isimlerine, kral isimlerine baktığımızda şu pilama, Mubadti gibi ya da şahıs isimlerine gene çok da az olsa hakim olduğumuzda yine eee bizim Hattuşa'dan bildiğimiz ya da Hitiitçe belgelerden bildiğimiz hatta kral ismine çok yakın sesler olduğunu anlıyoruz. Dolayısıyla yönetici sınıfın biraz o tarafa güvenli bölgeye çekildiğini yani kendi seconda geni bölgesine çekildiğini söyleyebiliriz. Ama ne yapıyor burada? Çivyasını tamamen terk ediyor. Burada artarak Anadolu hiyeroglifi kullanmaya başlıyorlar ve bununla aslında pek çok şeyi yazıyorlar. Yine konular çok birbirine benzer. işte adaklar ya da işte kralların annalleri, icra anlattıkları yazıtlar ya da ster en azından bu özellikle demir çağı geçit dönemi Anadolu hieroglifli malzeme sayesinde çoğu taş üzerinedir. Şeyi anlayabiliyoruz. Anadolu hieroglifini daha iyi analiz edebiliyoruz. Eğer Hititçe yani Hititlerin hakim olduğu dönemle sınırlı kalsaydı biz bugün Anadolu hiyeroglifile ilgili ne kadar kelam edebilirdik bilmiyorum. Dolayısıyla bu Anadolu hieroglifinin böyle genişleyen bir hikayesi var.

Kısaca şunu sormak istiyorum. Anadolu hiyogrifi, Mısır hiyerografien etkilenmesi var mı? Tamamen kendine özgü mü?

Şimdi tabii çivi yazı sistemi Mezopotamya'da doğmuş ve yayılmıştır. Hiç tartışmasız hiyeroglif de Mısır'da doğmuş ve yayılmıştır. Tabii ki o resim yazıf yazı sistemini biliyorlar ama baktığınız zaman ne gramer ne işaret bilgisi Mısır'la hiçbir iki sadece anh mesela var. hayat anlamına gelen işaret ama onu da daha çok bir test değerinden çok ideografik olarak yani bir anlam ifade eden şans, mutluluk vesaire iyi bir dilek olarak kullanıyorlar. Ama onun dışında Mısır hiyeroglifinin eee Anadolu hiyeroglifle herhangi bir ne gramatikal ne dil ailesi hiçbir şekilde bir ilişkisi yoktur.

Şimdi aslında şuna dönmek istiyorum. Hitit dini, inancı, çok kültürlü. Bunlar üzerine aslında konuşmakta çok fayda var. Çünkü çok zengin bir mesela tanrılar panteonu da var. Kültür desek zaten demin konuşmamızın başından beri birçok halktan bahsediyoruz. Onun dışında da çok fazla var. Biraz isterseniz ilk önce dininden başlayabiliriz. Hitit dinini böyle anlamamız açısından.

Tabii ki Hitit dini dediğim gibi az önce de söylediğim gibi tek bir din değil. Hitit dinine baktığınız zaman pek çok farklı etnik kökene mensup unsurların bir arada kullanıldığı ve bunun bilinçli olarak yapıldığı bir sistem. Çok ciddi bir sistem ve bu sistem devlet politikasını desteklemek için oluşturulmuştur. Dolayısıyla biz eğer Hitit tanrılarına tabii Hitit derken bunu Hititli olarak düşünmeyelim. Yani Hitit sarayının, Hitit tapınağının tanrılarına bakacak olursak, Hint Avrupalıların yanı sıra daha da fazla belki Hurri kökenli tanrılar, Hatti kökenli tanrılar, Lvi kökenli tanrılar, Arzaba kökenli yani bu Anadolu coğrafyasında Kizüvatla kökenli tanrılar, Halepli ondan sonracıma dediğim gibi induari tanrılar ve daha hassı pek çok tanrı gruplarının isimleriyle temsil edildiğini biliyoruz. Bunun arka planında ne var? Hitit dininin ve o büyük organizasyonu anlayabildiğimiz asıl unsur aslında Hitit bayramları. Çünkü Hitit TV yazılı tablet repertuarına baktığımızda bu repertuar içerisinde yaklaşık 10.000 kadar Hitit bayramları ile ilgili tabletler var. Ve bu bayram tabletleri bizim Hitiit'i anlamamız, Hititlerin tanrılarıyla nasıl ilişki kurduğunu anlamamız. Hatta nasıl bir organizasyon olduğunu, ne gibi görevliler olduğunu ya da şu işte Hitit dinini yayan ya da Hitit dininde çok ciddi bir teşkilat oluşturan görevlilerin kimler olduğunu anlamamızı sağlayan aslında ana metin grubu. Hitit bayramları aslında bir bayramın nasıl kutlanması gerektiğini, bir bayram süresince işleyişin nasıl olmasını gerektiğini başından sonuna kadar anlatan metinler. Ama tabii siz de takdir edersiniz ki hemen hemen hiçbir bayram metni elimizde tüm değil hep aslında tüm bu bilgiler fragmanlar halinde günümüze ulaşan çift yazılı tabletlerden çıkan bilgilerle derleyip size sunabiliyoruz. Ama mesela bir antaşyum bayramı işte 38 gün sürdüğünü biliyoruz. Fragmanlar haline elimizde var. Efendim yılın başı olarak kabul edilen kış mevsiminin son bulması ve bahar mevsimin başlaması döneminde kutlanan bir bayram. Ve bu bayramlarla işte kış bayramı var. Kış mevsimine girilmesiyle kutlanan bayramlar. Hasat bayramı var. Efendim işte kuzuların süt alma, süt içme bayramları var. Yani doğayla ilgili ya da insan hayatıyla ilgili pek çok doğal unsurla ilgili işin rast gitmesi için, her şeyin yolunda gitmesi için kutlanan bayramlar var. Bunun dışında tabii birtım işte kral ailesinin huzuru, mutluluğu, onların katartik olarak temizlenmesi için yapılan birtım bayramlar var. Çok sayıda bayramdan bahsedebiliriz. Ve bu bayramlar sayesinde biz sanki işte Hititler durmadan bayramları kutluyormuş gibi de düşünmeyelim. Bunlar günlük hayatın içerisinde belli zaman dilimlerinde işte her gün yapılan birtım işlemler. Ama tabii bayramlarda efendim kralın katılımı birtım çok şaşalı gösteriler, müzik, dans vesaire, büyük sofraların kurulması, Sherli Aşeşer dediğimiz çevre ülkelerden gelen bu vasal ülkelerden gelen diplomatların buluşması, efendim çok ihtişamlı sofraların kurulduğunu filan gibi pek çok şeyi değişik bayramlardan biliyoruz. Ama bu bayramlar şunu gösteriyor. Hititlerin tanrılarıyla ilişkilerinin nasıl olduğunu. Yani tanrılar efendi, insanlar kul olarak onun gönlünü hoş etmek, her bir tanrıyı anmak, her bir farklı etnik kökene mensup olan tanrıyı kendi bölgesinde ya da Hatşa'da anmak, gönlünü hoş etmek. Bunun sonucunda da iyi bir hasat, uzun ömür, işte kralın ailesinin sağlıklı olması, başarılı olması, aynı şekilde özellikle yaz döneminde başlayan askeri seferlerin başarılı olması gibi daha pek çok olumlu sonuçları umarak yapıyorlar. Ve biz bu bayram uygulamalarından özellikle Hititlerin o çok dilli oluşunu, çok işte kültürlü oluşunu da çok iyi anlıyoruz.

Hitit kralları kendini Tanrı ilan ediyor mu ki başka Mezopotamya'da Mısır'da bunun örneklerini görebiliyoruz. Hitit'te böyle bir ayrım var mı mesela?

Hititler daha pragmatik. Bunun herhalde çok doğru olmayacağını en iyi bilenlerden. O yüzden olsa gerek Hitit krallarının öldükten sonra Tanrı olduğu düşünülür. Yani bir Hitit kralı mesela babasından bahsederken babam tanrı olduğunda diye metinde yazar. Yani o yaşarken değil yaşarken bir tanrının himayesinde onun baş rahibi olarak ve onun hiçbir eksiğini gediğini her zaman sağlayan, ona ibadetini hiçbir zaman eksik etmeyen bir kral olarak yaşar. Öldükten sonra da Tanrı olur. Ama bu şu anlama da gelmiyor tabii. Bir Hitit kralı bir süre sonra işte Hititçe metinlerde o çok geçen Hitit tanrılarının yanında tanrı ismiyle yer almıyor. Yani Mısır'daki gibi bir sistem yok. Sadece bu bir saygı ifadesi olarak adida geçiyor diyebilirim.

Mesela ilgimi çeken konulardan birisi bu. İk murid'in veba doğası var. Çok etkileyici metin. Okudukça okuyası geliyor insan. Ama orada şeyi de görüyoruz. Yani tanrıya sitem ediyor mesela. Böyle bir hali de var.

Tabii. Yani şimdi Hitit krallarının ama özellikle Murşili tabii çok farklı bir karakter. O konuda belki Metin hocamız da daha uzun konuşabilirsiniz. Kendisi o konuda doktora tezi yapmıştır çünkü. İkinci Murşili tabii bu özellikle devam eden bu Mısır ilişkileri çok gergindi kendisinden önce Şupilülüma birinci Şupilülüma döneminde babası ve babası aynı zamanda işte tahta çıkış da çok tartışmalıdır ve Mısır'dan getirdiği bu esirler ile Anadolu'ya veba, veba diyoruz ama bir çeşit salgın hastalık da diyebiliriz. veba da olabilir pek tabii ki ama Anadolu'yu kırıp geçiren bir hastalık ve dediğiniz gibi duanın bir yerinde yani bir gün gelecek ki tanrılar diyor artık şu hastalığı durdurun bir gün gelecek size sunu yapacak insan bulamayacaksınız bu coğrafyada böyle bir sitemde bulunuyor yani yeter artık diyor haklısınız zaten de bu Hitit dini içerisinde hani size bayram metinlerinden bahsettim bu dua metni de çok büyük bir yer alıyor. Her Hitit kralı bir tanrının himayesindedir. Mühürlerinde, metinlerinde kendini onun baş rahibi sayar ve hep onun adıyla başlar işine. Yani bütün işlerinin rast gitmesi döneminde işte ülkenin refahı vesairesi için kendine bir tanrı seçer ve o tanrı içinde pek çok ritüellerin yapılmasını eksikli bir şekilde takip eder. Dolayısıyla her bir Hit kralı ilgili olduğu tanrısına dua metinleri hazırlar. Tabii hepsi elimizde değil ama elimizde pek çok dua metni var. Bu şekilde de kralların dolayısıyla benzeri şekilde de herhalde insanların tanrılarla nasıl iletişim kurduklarını, onlara nasıl yalvardıklarını, nasıl isteklerde bulunduklarını bir şekilde öğrenebiliyoruz.

Şeyi tam anlayamadım. Mesela Murşili'nin tanrısıyla Tutalya'nın ilişkili olduğu tanrı farklı mı?

Tabii tabii. Yani her birini biz başka bir tanrıyla görüyoruz. Mesela yazılık kaya açık hava tapınağına baktığınızda ya da işte Muvattalli'nin mührüne baktığınızda, Mşili'nin mührüne baktığınızda, Hatşi'nin mührüne baktığınızda 4ün tutayla keza aynı şekilde farklı bir tanrıyla beraber onun himayesinde görürsünüz. Zaten de bu biraz mühürcülüğüne ve sanatına da şöyle yansımıştır. Ici Mubattalli'den itibaren biz zaten o dönemden itibaren kaya kabartmalarını görüyoruz. ondan önceki krallara ait henüz hiçbir kral kabartması bulunmamıştır. Bu da işte Adana Sirkelide'de bulunan kabartmadır. İlki orada mesela kral kendisini bir tanrının himayesi ona sarılmış ve onun tarafından korunur şekilde tasvirini bu şekilde yapar ve bunu biz mühürü basklarında da görmekteyiz. Bu ilişkiyi de hani o tanrının himayesine girmek ya da kendini o tanrıya adama ilişkisinde bu şekilde sanatta görebiliyoruz.

Biraz Hitit Tanrılar panteonundan bahsedebilir misiniz? Hani baş tanrı kimdi? Güneş tanrısı kimdi? Ay tanrısı kimdi? Hani bunların Mezopotamya kökenli olanları var mı mesela gibi ya da daha sonrasında Yunan'da başka versiyonlarını görüyor muyuz? Bu tanrıların.

Çok o kadar kesin bir ilişkisini Yunan'la tanrıların saptayamıyoruz ama mentalite aynı aslında. Tabii ki baş tanrı çifti, fırtına tanrısı Teşop ve eşi güneş tanrısı Hepat. Fakat biz bu fırtına tanrısı ve güneş tanrısı olgusunu eee mesela Nerik kentinin ki bugün Samsun Vezir Köprü'de olduğunu bildiğimiz e oyma ağaçtır Nerik. Nevik'in de fırtına tanrısı vardır. Halep'in de fırtına tanrısı vardır. Kizuvatta kökeninin de pek çok fırtına tanrıları vardır. Kummanni şehrinin güneyde olduğunu biliyoruz ama nerede olduğunu henüz bilmiyoruz. Fırtına tanrısı vardır.

Yani teşup değil başka bir tanrı.

Evet. Ama bunların içerisinde Teşup baş tanrıdır. Yine güneş tanrısı mesela Arin'nın güneş tanrıçası, Arina kentinin çok meşhurdur ve pek çok metinde geçer. Ama Hepat Teşup'un yanındadır ve onun eşidir. Çocukları vardır. Telipin mesela bunlardan birisidir. Yine doğayla ilgili bir tanrıdır.

Bu bizim telipuni fermanı vardı. Oradaki teleponi.

Evet. Tanrı adına biz sadece kral şeyde görüyoruz. Orta Hitit dönemi krallarından. Telepidu da görüyoruz. Hatta fermanıyla da meşhur bir kraldır kendisi. Ama onun dışında bir tanrı adını alan ha belki bir de kuruntadan bahsedebiliriz. Kuruntaya da kuruntya. Mesela kurunta da geyiktir aslında atribütsü. Yine o da kırların koruyucu tanrısıdır ve yine doğadaki olumlu bir koşulu temsil eder. Dolayısıyla biz bu tanrı isimlerini Luvice bazen işte efendim Hurricteyiz. Bir de bu tanrılar özellikle baştanrıya verilen isimler var. Şimdi eğer çoğunlukla evet Teşup diye geçiyor ama bu baştanrının ismi olan Teşup Hurrice. Buna Hurri bölgesinin dışında haddi popülasyonun çok olduğu bir yerde Taaru şeklinde tapınılıyor ve aynı şekilde eğer LVI popülasyonunun olduğu bir yerdeyse de Tarmun şeklinde tapınılıyor. Dolayısıyla aynı tanrıya farklı bölgelerdeki farklı etnik kökene sahip halklar farklı bir şekilde hitap ediyorlar ve bu şekilde dua ediyorlar. Biz de zaten bulduğumuz metinlerdein dillerini işte Arzava kökenli olmasını, Küzüvatnalı olmasını efendim işte e Huri kökenli olmasını vesaire hep bu isimlerden tanrıların hangi dilde yazıldığından ya da orada geçen şahıs ve yer isimlerinden çıkartabiliyoruz.

Baş tanrı olan Teşop. Şimdi Hurri kökenli mi?

Hurri kökenli.

Mesela. Hurriler Hint Avrupa topluluğu değil ama.

Değil. Anadolu'da yaşayan iki grup var. Bunlardan biri Hattiler, diğeri Huriler. Her ikisi de Asya kökenliler, Azenikler. Tabii ki şeye baktığımız zaman eee Hurilerin özellikle dini anlamda eee ya da işte özellikle belli bölgelerde Kizuvatna bölgesi, İşua bölgesi başta olmak üzere çok ciddi bir popülasyonları var. Ama Hattuşa dışındaki merkezlerden konuşacak olursak mesela Ortaköy Şapinuava ki o da Hattuşa'ya çok yakın. baktığınız zaman Hititçe tablet kadar neredeyse orada Hurice tablet vardır. Keza aynı şekilde bugün de Sivas'taki Şamuha kazısına baktığınız zaman lokalizasyonda yapılmıştır. E Kayalıpar yine orada da çok sayıda hurje tablet çıkmaktadır. Ya da yine biraz daha yukarıya Çorum'a doğru çıkacak olursak Çankırı'daki büyüklü kararede de gene Hurjece tabletler çıkmaktadır. Dolayısıyla Hurri'nin yayılımı evet belki onların özellikle bulunduğu işte hatta onların bir Mitli devleti var mesela bir Hri devleti var ancak onların Anadolu içerisindeki yayılımı ve aynı şekilde bir Hurje tablet yazacak kadar katiplerinin olması ve özellikle kızlımak kavsi içerisinde yani ana vatan edindikleri bölgede de Hurric'nin bu kadar temsil edilmesi, baş tanrının Huril olması kültürün aslında Hitit Sarayı tarafından nasıl bir kabul gördüğünün bir göstergesi. Bakacak olursak mesela isimlere, mesela kral isimlerine ya da kralların tahta çıkmadan önceki prens isimlerine. Çoğunda gene karşımıza hur isimler çıkar. Mesela çok ünlü bir karakter var. eee herkesin bildiği bir pudepa. Kendisi mesela hurili ve bunu da sık sık dile getirir. E kendi döneminde Hurili bir bayram olan İşua bayramının derlenip toparlanmasını, yeniden yazılmasını, yeniden kopyalarının yapılmasını ve revize edilmesini ister. Dolayısıyla Huri kültürünü temsil eden bu İşuva bayramının yine kutlanması, hiçbir şekilde ihmal edilmemesi ve bunun bir kraliçe tarafından organize edilmesi Huri kültürünün aslında Hitit Sarayına ne kadar domine edici bir rolü olduğunu bize gösterir.

Bahsettiğiniz Huri metinleri ağırlıklı olarak dini metinler mi?

Çoğunlukla dini metinler ama şimdi tabii yayınlanmayı bekleyen birtım özellikle Şamuha'da ve Büklükale'de Kayalapınar'da ve Büklükale'den gelen metinler var ama bunların içerisinde mektuplar da var. Ama eğer yüzdeye vuracak olursak sanki dini ağırlıklı metinlerin daha ziyade Hurice olduğunu söyleyebilirim. Keza gene Hitceçe metinler içerisinde de hurice pasajlar vardır. Yani şöyle der diye devam eder ve Hurice bir kaç satır bir şey anlatır orada. Bunlar da mesela hep dini içerikli metinlerdir ya da bazen de magik ritüeller yani insanları daha ziyade iyileştirmek için birtım doğadaki olumlu koşulları sağlamak için yapılan bir dizi büyü ritüelleridir bunlar.

Şöyle bir analoji kurabilir miyiz? Mesela bugün İslamiyetin dili Arapça yani dini dili Arapça metinler var. O dönemde de hani Hurri nüfusu çok fazla olduğu için mi yoksa devlet yani Hitit bürokrasisi neyse işte bunu biz Hurric yazalım bu dini metinleri mi diye tercih etmiş olabilirler mi?

Ya zaten Hititler hani en başta da söyledim çok kültürlüler. Onlar için bu çok normal bir şey. Yani bir metnin içinde hurice bir isim kullanması, hadtice bir yer ismi kullanması. Kralın ismine bile bakıyorsunuz. Mesela Muvaalli değil mi? Bir Hitit kralı. Muva luvice baktığınızda ya da şu Pilolü'ya bakıyorsunuz. Belki adının işte Hititçe olduğundan emin olduğumuz ikinci kral. Çünkü biri Hattuşiliydi ya da mesela Murşili. Hala ne demek olduğunu bilmiyoruz. Keza gene Tutalya'da yani buna mesela Tutalya da evet bir şeydir. Bir mesela dağ tanrısıyile alakalı bir isimdir. Dolayısıyla bütün bunlar onların olağan yaşamları içerisinde. Yani sanırım bu Anadolu'nun o dönemde özellikle arz ettiği o farklı etnik kökenlerin çok bir arada yaşaması ve bunları bir arada tutma ve devlet politikasını da sürdürmesini de bu dini öğeleri çok dilliliği kullanmasıyla alakalı olabilir. Yani düşünün ki Hit sarayına giren prensesler sonra kraliçe olanlar bile Hurile olabiliyor. Dolayısıyla ki Pudayepa dışında da var. Bütün bunlar bizi hakikaten bunun sanki hayat y bunun için bir plan yapmıyorlar. Yani bunu böyle yapalım. Hadi işte bizim işte dini insanımız ağırlıklı olarak Hurri olsun diye değil belki ama mesela şunu hemen siz sorunca hatırladım. Profesör Doktor Aygün Suel özellikle Ortaköy Şapinova'yı kazarken e şey demişti. Yani burası bir Kabe gibi, Mekke gibi. Yani özellikle oradaki dini yapılar ve oradaki efendim bu hurice ve Haddice dini içerikli metinler hep çünkü belli bir konuda bunlar. Oranın biraz böyle bir işlevi olduğunu gösteriyor ama aynı şeyi Hattuşe için bunu uyguladığımızı açıkçası söyleyemeyebiliriz.

Nerik de galiba öyle bir pozisyona sahipti. Nerik kenti.

Nerik'in Hattuşa belgelerinden yola çıkarak Nerik'in bir fırtına tanrısı var. özel bir kült merkezi olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Üniversitedeyken derslerde de kumar mitosundan sıkça anlatırdı hocalarımız. Ona biraz değinebilir miyiz?

Tabii ki. Kumarbi mitolojisi işte bu sizin de az önce sorduğunuz bu daha sonraki kültürlerle ilişkisini, Hititlerin kültürlerle ilişkisini çok iyi aslında yansıtan bir mitolojik öykü. Kumar bir aslında bir hikayeler silsilesi olduğunu söyleyebiliriz. Kumarbi mitolojisinden bahsedeceğimiz zaman belki bundan önce yine şöyle bir küçük açıklama yapmakta fayda var. Nasıl bayramlar, din, Hitit dili çok kültürlüyse Hititlerin mitolojik metinler repertuarda böyle haddi kökenli mitolojiler, Huri kökenli mitolojiler var ki Hitit kökenli olan mesela Zalpa hekersisten az önce Karneş kraliçesi diye bahsetmiştim. E, kumar bir de Huri kökenli ve henüz insanlar oluşmadan önce tanrılar arasındaki mücadeleyi biraz anlatıyor ve konu itibariyle aslında daha sonra karşımıza çıkacak olan ki teogonyayala konusu bakımından çok aslında benzerlikler içermekte ve bazı motifler var anlatılan. Mesela baktığınızda işte eskiden ilk yıllarda gökyüzü krallığında tanrı Alalu vardı. İlk tanrılardan kudretli Anu onun önünde durur. İşte ayaklarına kapanır ve 9 yıl bu şekilde bu krallık sürüyor. Derken Anu Alalu'ya savaş açıyor ve bunun ardından Alalu yeniyor. Bu sefer Au gökyüzü krallığının tahtına geçiyor ve bu sefer onun oğlu olan Kumar ve aynı şekilde ona hizmet ediyor ve 9 yıl onun ayaklarına kapanıyor. Sonra bu sefer aralarında bir savaş başlıyor ve bu savaş sırasında kendinden kaçan Anu'yu yakalayan Kumarvi onun uzunu ısırıyor ve diyor ki onun erkekliği Kumarb'nin içine akıyor ve diyor ki e Kumarvi Anu'nun erkekliğini yutunca bir kere çok seviniyor ve gülüyor ama diyor bunun için çok sevinme. Senin içine çok ağır bir yük bıraktım. Her şeyden önce sen çok korkunç bazı tanrılara gebe bıraktım. Karşı durulmaz Aranzah nehrine ki bunun Dicle nehri olduğunu tahmin ediyoruz. Gebe bıraktım. Öyle bir hale geleceksin ki diyor başını taşlara vuracaksın. Ve bunu duyan kumar bir saklanıyor ve ağzındakileri toprağa sağa sola tükürüyor ve bu şekilde kendini rahatlatmaya çalışıyor. Mesela bu da yine Teogonya'da geçiyor. Hesiodos'un Teogonya adlı eserinde aynı bu erkekliğini ısırma, uzunu ısırma ve bunu tükürmesi ve buna benzer daha pek çok öğe özellikle kumar ve efsanesi ile Teogonya arasında çok ciddi bir paralellik olduğunu bize gösteriyor. Ve hatta biz Anuyla Teagonya'daki Uranusu ki her ikisi de gökyüzü kelimesidir. Sonra Kumarbi ile Kronosu ki aralarında etimolojik olarak bir benzerlikten bahsedemeyiz. Ama daha sonra Kumarbin'inden sonra gökyüzü krallığında göreceğimiz olan Teşup ve Zeusu. Yani bu üç karakter bu iki ayrı ve yüzyıllar sonra ortaya çıkan iki ayrı mitolojide ana karakter olarak karşımıza çıkıyor. Teşup'un da biz tıpkı Zeus gibi fırtına tanrısı olduğunu biliyoruz ve her ikisini de ışıldamak, parıldamak kökünden geldiğini biliyoruz. Bu ve daha sonrasında yine başka farklı Hitit arşivinde bulunmuş olan mitolojik hikayelerdeki pek çok mitolojik motifin aynı şekilde eski Ün mitolojisinde olduğunu işte haberci Tanrı Hermes'in sandaletindeki kanatlar gibi efendim işte

Tanrıların ejderhayla mücadeleleri gibi, Atlas'ın işte dünyayı sırtında taşıması gibi daha pek çok unsurun, biz Hitit'in arşivinde kaydettiği pek çok mitolojiler içerisinde farklı farklı yerlerde görmekteyiz. Fakat bu tabii Hititlerin nasıl bir kilit taşı olduğunu bize gösteriyor aynı zamanda. Çünkü Hititler tüm dini öyeleri sadece Hintarpalı olmadığı gibi mitolojileri de öyle. Mezopotamya'dan aldıkları pek çok mitolojik öğe var ve bunların hepsini katipler Babilce'den, Asurca'dan, Hititçe'ye çeviriyorlar. Ve bu çeviriler bir süre sonra artık Hatitler tarafından kabul görüyor ve bir süre sonra da biz bunların hakikaten nasıl eski Yunan'da mitolojik öyküler içerisinde yer aldığını, parça parça eee birtakım olayların arasındaki benzerlikleri rahatlıkla, hatta bazı az önce bahsettiğim tanrı isimleri gibi kökenlerinin bile ayrı olduğunu, rollerinin bile ayrı olduğunu görebiliyoruz.

Bu bakımdan da hani en başta sormuştunuz ya, Hititler niye önemli diye. Tehditleri biraz da önemli kılan bu. Düşünüyorum ben. Hititler olmasaydı tarih sahnesinde acaba Mezopotamyalı kültürler kendi içinde mi kalırdı? Ya da Hititler yazıyı kullanmamış olsaydı soruyu bir de böyle soralım. O zaman Batı dünyasıyla Kuzey Suriye ve Mezopotamyalı kültürler arasında nasıl bir köprü olabilir miydi? Belki bir kopukluk olacaktı ve bugün biz çok başka bir tarihten bahsedecektik. O yüzden de Hititlerin bu kaydetmesi, çevirmesi ve sonraki dönemlere bunu bırakması hakikaten bu kültürler arasında bir kültür difüzyonuna aracı olmuş, sebep olmuştu.

O günden baktığımızda da bizim daha iyi algılamamızı aslında tarihi sağlıyor. Çünkü mesela Yunan mitolojisini daha eksik ya da daha yanlış yorumlamamıza sebep olabilirdi. Tabii birçok konu var. Yani Mısır'ı da daha iyi anlıyoruz. Mezopotamya'yı da Anadolu'nun bizzat kendisini tabii ki daha iyi anlıyoruz.

Ben biraz da son olarak şunu sormak istiyorum. Pititlerdeki sosyal durumu, yani toplumdaki hiyerarşiyi, yani kadın erkek rollerinden tutalım, hani saray halk arasındaki ilişkiye kadar, hani böyle bir genel bir tabloda değerlendireceksek neler söyleyebiliriz?

Tabii ki Hitit toplumunda bir sosyal tabakalanmadan bahsedebiliriz. Genel olarak bunu da en iyi öğrendiğimiz eee metin grubumuz kanun metinleri. Zaten de Hitit sivil hayatı hakkında da bize en iyi bilgiyi veren toplumu nasıldı, kadın hakları neydi? Evlilik, miras vesaire meslekler nelerdi? Bunlarla ilgili de biz pek çok şeyi aslında birazcık bu Hitit Kanun metinleri sayesinde öğreniyoruz. Genel olarak toplum hür insanlar, özgür insanlar ve köleler olarak ikiye ayrılıyordu. Ama kölelik müessesesini biz biraz farklı düşünebiliriz. Çünkü Hititler çok pragmatikler ve kölelik müessesesi de aslında Hitit toplumuna, yani Anadolu'ya getirilen esirlerde topluma bir fayda sağlayacak şekilde kullanılıyordu.

Bu Roma'da kiminden daha farklı?

Tabii tabii. Yani öyle olduğunu düşünüyoruz. Şöyle ki mesela ucuz işçi olarak tarlalarda çalıştıklarını biliyoruz. Çünkü bütün hasat her şey yapılıyor. İnsan eliyle yapılıyor. Bunlarda çok kullanıldığını tahmin edebiliyoruz. Keza yine aynı şekilde eee metinlerde Namra ismi verilen bir grup özel esirler var. Bunlar daha ziyade geldikleri yerden bir meslekle, bir gelenekle özel bir Anadolu'da çok eşine az rastlanır ya da çok az bilinen bir özel kumaş dokuma türü olabilir, maden işçiliği olabilir, kalkmacılık olabilir, daha pek çok şey olabilir. Onların bu zanaatını Anadolu'ya taşıması, öğretmesi ve bu şekilde de aslında topluma fayda sağlaması amaçlanmış.

Bu beyin göçü gibi bir durum mu var? Peki [kahkaha] zaten bunu dediğimde hep aynı eee şeyi alırım. Tepkiyi alırım. Haklısınız. Yani bu şekilde buraya aslında bir şey sağlanıyor. Bir eee bilgi aktarımı sağlanıyor. Dolayısıyla kölelik müessesesini böyle algılayalım. Hatta kanun metinlerinde bir hür adamın bir köle kadınla evlenmesi ya da aynı şekilde bir özgür kadının bir köle erkekle evlenmesi [boğazını temizler] işte nasıl olur? Bununla ilgili kanun maddeleri var. Demek ki toplumun içine o kadar entegre olmuşlar ki böyle bile olabiliyor.

Şimdi tekrar sorunuza geri dönecek olursak kanun içler içerisinde biz nasıl bir sosyal hayat var? Biraz bunu anlıyoruz.

O dönemin toplumunda kanunla ilgili bir sorun yaşayınca kime gidiliyordu? Yani yetkili bir kişi ya da kurum var mıydı?

Tabii ki kral. Çünkü öyle bir sistem var ki kralın mesela unvanları var. Az önce de birkaç kere söyledim işte baş rahip, yani başkumandan, baş rahip aynı zamanda mahkemelere de başkanlık eden kendisi başhakim. Ama tabii her zaman kendisi mi var yoksa bir temsilcisi de oluyor mu? Muhtemelen oluyordur. Yani ona vekil olan ama mahkeme tutanaklarına baktığımız zaman bütün bunların aslında kralın kontrolünden geçtiğini anlıyoruz. Sistem bu şekilde. Tabii bu mahkeme tutanakları da elimize ulaşan mahkeme tutanakları da çok. Mesela bir kraliçenin yargılandığı ya da efendim birtakım yüksek düzey bürokratların ya da işte bir komutanın yargılanmasıyla ilgili mahkeme tutanakları. Sosyal hayatta, sivil hayatta da bu kadar her şey krala ulaşıyor muydu? Açıkçası onu ben de çok rahat bir şekilde size cevaplayamam. Biraz zor galiba zaten geniş bir coğrafyaya hükmeden bir devletin ne bileyim Adana'da, Kizoatna'da bir sorun yaşandığında da herhalde o bölgedeki muhtemelen şeydir. Vassal kral ya da oradaki yerel yetkilendirilmiş bey ya da işte vali ya da o bölgede yetkili olan idareci. Yüksek düzey idareci muhtemelen. Çünkü zaten bu şekilde de biz o bölgelerde mesela Kizuvat örnek verdiğiniz için söylüyorum. O bölgedeki yerel kralın, lokal vasal kralın metinlerini biliyoruz. İşte bir kaçak iadesi olduğu zaman nasıl bir prosedür izleneceğini ya da işte efendim bir sınır ihlali olduğu zaman neler yapılacağına dair orada yetkilendirilmiş olan yerel beyler tabii ki buna çözüm buluyorlar. Ama sanki sistem her şey krala bağlı, merkeze bağlı gibi görünüyor açıkçası.

Şimdi bütün bunların içerisinde tabii biz bakıyoruz şöyle bir mesela kadınları görebiliyor muyuz metinlerde? En iyi belki kanun metinlerinden yola çıkarak şeyleri açıklayabilirim size. Kadınları. Tabii ki toplum içerisinde kadınlar var. Olmaz mı? Yani eş olarak, anne olarak, kız kardeş olarak. Ama bunun yanı sıra meslek sahibi kadınlar da var. Bunları hem mühür basarından biliyoruz, çok az metinlerden biliyoruz. Bir de tabii kanun metinlerinden biliyoruz. Çamaşırcı, terzi mesela kölelerin idaresi. Ondan sonracıma ve özellikle de bu değirmen işiyle ilgilenen. Yani bunlar daha çok kadın istihdam alanları çoğunlukla ama buralarda erkekler çoğunlukla kadınları da burada görüyoruz diyebilirim size.

Miras hukukunda nasıl bir paylaşım var?

Miras hukukunda kadınlar erkeklerle eşit haklara sahipler. Keza gene kadının boşanma hakkı var. Evlendiği zaman kayın pederinin evine gidiyor. Yani bu Anadolu'daki yerel hayat gibi. Ve oraya gittiğinde çeyizini götürüyor. Tabii ki eğer eşi vefat ederse aile içerisinde kendine en uygun kişiyle tekrar evlendiriliyor ve orada kalıyor. Tam tersi ama bizim bugün iç güvesi dediğimiz yani damadın eee kızın evine gitmesi de var. Bütün bunların hepsi kanunlarda ismiyle gayet düzgün bir şekilde aslında belirlenmiştir. Bu bakımdan da biz kadının Mezopotamya'ya, Mezopotamya'daki yazılı kaynaklarla karşılaştıracak olursak daha rahat olduğunu, daha çok toplumda kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. Yani daha kadın belirgin bir şekilde sosyal hayatın içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.

Herhalde şunu da diyebiliriz. Yani Yunan'da da daha erkek eril bir toplum varken Anadolu biraz nispeten tabii daha özgür demek doğru olur mu bilmiyorum da daha rahat en azından sonra.

Yani hep tartışılan bir konu var Hit Hititler. Onu da hep soracaksınız diye korktum açıkçası ama laf yine buraya geldi. Ata erkil midir ana erkil midir? Yani bu çok mu önemli onu da bilmiyorum ama genel olarak Hint Avrupalılar için ata erkilik sizin verdiğiniz örnek de bunu doğruluyor. Ama Hititlere baktığınızda mesela varoluşlarını bir karniş kraliçesine bağlıyorlar. Yani bilemiyorum sanki ana erkiller yani çok da ya da ata erkiller bu konuda çok da fazla karar ver yani hep arada gidip geliyorum ya da belki ana ererkil olmalarını istediğim için de çok da karar veremiyor olabilirim.

Son olarak şunu sorayım. Yani mesela çok eşlilik var mı Hatitlerde?

Evet. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi mümkün. Bu da yine Hit kanunlarıyla belirlenmiş bir durum. Ama bir kadının birden fazla erkekle tabii ki evlenmesi mümkün değil.

Hocam aslında çok şey konuşabiliriz daha konu olunca haliyle sizi çok yormak istemem. Ben son sözü size bırakayım. Eklemek istediğiniz başka bir şeyler varsa onları da tabii ki dinlemeyin isteriz.

Eee dediğiniz gibi bu konuda konuşacak çok şey var ve çok şeyden de çok yönlü konuştuk sizinle. Siyaset, din, mitoloji, kanunlar. Belki son olarak şunu söyleyebilirim. Hititler Anadolu coğrafyası içerisinde zor bir coğrafyada, yani birbirinden parçalanmış bir coğrafyada bir sistem kurmaya çalışmışlar ve bu sistemi de hakikaten çok iyi bir şekilde kurmuşlar. Bunu ister siz işte politik deyin, ister dini deyin, ister kültürel deyin, ne derseniz deyin. Ama her ne yapmışlarsa çok iyi yapmışlar. Çünkü bugüne kadar, yani günümüze kadar, modern hayata kadar gelen uzantıları var pek çok. Mesela yer ismi. Bugün biz Adana'ya, Adanya'dan dolayı Adana diyoruz. İşte Malatya'ya Melit, Malizi isminden dolayı Malatya diyoruz. Ya da işte Nahita, Niğde ve dahası var. Dolayısıyla bugün hala işte Orta Anadolu başta olmak üzere pek çok gelenek, görenek, alışkanlık, lokal hayatta devam eden işte tarım, hayvancılık ya da gastronomide de bunun pek çok uzantısı var. Dolayısıyla bugün de hala kadar uzanmış olan pek çok aslında kültür üyesi var. Tabii ki Eski Yunan'ı da etkileyecek. Tabii ki belki modern hayatı da etkileyecek. E bunun tabii sebebi bizim burada onlarla aynı coğrafyada yaşıyor olmamız. Coğrafyanın sağladığı koşulları, onların yaşadığı koşullar bugün bizim yaşıyor olmamız. Tabii ki bu iklimsel değişiklikler sebebiyle esen belki daha çok yağmur alan Orta Anadolu'nun bugün artık daha az yağmur aldığını söyleyebiliriz. Ama yine de özünde pek çok şeyin bugün hala günümüzde de Anadolu'da devam ettiğini söyleyebiliriz. Bir de aslında Hititlerin belki de zor kısmı çok fazla bize bilgi veriyor. Hani yer isimleri de veriyor. Lokalizasyon sorunları olabiliyor. Perge kentinin mesela eskisi Hitçe.

Aynen. Gerçi henüz bunun için Pergede daha fazla şey bulunması lazım ama yani herhalde o bölgede en azından adı Parha olan daha küçük bir yerin olduğunu tahmin edebiliriz. İnşallah bölgeden gelecek başka şeylerle bu ispatlanabilir. Ama Hititçe metinlerde dediğiniz gibi çok fazla yer ismi var ve bunun çok az lokalizasyonu, yani yapılmış olan çok az yer adı var. Ama bu konuda da pek çok Hitit tarihi coğrafyası alanında pek çok çalışmalar yapılıyor. Keza biz de tabii çalışıyoruz bu alanda.

Mesela ülke demeyi seviyorlar. Hurri ülkesi, bilmem ne ülkesi, Neşa ülkesi vesaire. Ama herhalde bunlar böyle geniş kapsamlı bir ülke değil de bir bölge.

Ülke. Şimdi şöyle bir şey tabii. Eee ülke diyor, şehir diyor, nehir ülkesi diyor, dağ ülkesi diyor, aşağı ülke diyor, yukarı ülke diyor. Yani o aşağı dediği rakamı düşük olan deniz seviyesine daha yakın, yukarı ülke dediği daha dağlık ya da işte yüksek plato anlamamız lazım. Çok fazla coğrafyaya kafa yoruyorlar ve bunu çok fazla metinlere de yansıtıyorlar. Yani keşke biz bunları biraz daha iyi anlayabilsek. Mesela Tarhun Taşça'nın genel olarak nerede olduğunu, Anadolu'nun güneyinde olduğunu biliyoruz ama lokalizasyonunu da tam olarak yapamıyoruz. Tek. Evet. İkinci başkent mesela bunun sınırlarının anlatıldığı bir bronz tablet var. Bronz tablette işte saat yönünde ülkenin baktığınız zaman işte kuzey batısından başlıyor. Saat yönünde 360 derece dönerek çevresindeki bütün dağ, nehir, kutsal sular, oradaki özel bir anıt, her ne varsa o bölgenin özelliği hepsini anlatıyor. Biz bundan yola çıkarak zaten yıllar önce 99-2000 yıllarında rahmetli hocam Ali Dinçol ile bir saha çalışması yapılmıştı ve 2000 yılında da Anatolika'da bu yayınlanmıştı. Cak Yakar, Aviat ve Berk Dinçoğ'la beraber. O zaman daha ben yeni daha e yeni asistanlığımın ilk yıllarıydı. Çok önemli isimler ama.

Tabii ki hala da çalışıyoruz zaten. Dolayısıyla eee baktığınız zaman bunlara çok dikkat eden ve bunları çok fazla metinlere yansıtan bir şey var. Yani çok detaycılar coğrafya konusunda. Çünkü neden coğrafyayı iyi tanıyacak ki? Parçalanmış coğrafyaya hakim olacak. Coğrafyayı iyi tanıyor. Kuracağı sistemi iyi biliyor. Bir de burada çok dinliliği kullanıyor. Yani bütün bunlar zaten Hititleri hakikaten Anadolu için önemli kılan ve dünya tarihce ün kılan ana unsurlar.

Şunu sormayacağım ama bahsetmek istiyorum. Kaşkalarla olan meselesini bir türlü anlayamıyorum. Şöyle çözemiyor. Yani çok büyük bir dert. Onu başka bir programda kesinlikle konuşmam.

Kşkalar hiç bitmeyen bir sorun. Hatta onlara karşı ritüelleri ve duaları bile var. Ama başından sonuna kadar kaşkalar her zaman bir sorun.

Çok teşekkür ederiz hocam.

Ben de çok teşekkür ederim. Çok sağ olun Özcan Bey.

Başka bir programda görüşmek üzere.

İnşallah. İnşallah. Yeah.