Transcription
Melih kardeşimle bir araya geleceğiz, çünkü Allah onu musibetlere, musibetlere, musibetlere boğuyor, değil mi? Yemin ederim, hocam iyi boğuyor. İyi gidiyor mu? Ama gülüşün hiç solmuyor be mübarek adam, anlamıyorum. O rahatlığı da anlamıyorum. Bugün Melih kardeşi aradım bir şey danıştım, vücudumda bir şey çıktı. Melih abi dedi ki, "Aaa, bu böyleymiş" dedi, çıktı da. Dedi ki, "Eee, stresten dolayı ben de kendi kendime dedim ki, ne stresi olabilir bu?" Bizim tasasız bir kardeşimiz var, yani Melih abi, sen de strese giriyor musun bazen gerçekten? İki üç ay evvel çok kötü bir şey yaşadı. Yok mu? Bu biraz kötü bir hadise efendim. Nedir? Efendim pazartesi günü çocuk bize çıkıyordu. Allah şifa versin. Bir nöbet geçirdi. Dilini yutunca nefesi kesildi. Dilini yuttu mu abi? Son saniyede fark ettim evet. İşte o, çıkaramadım, parmağımda hep kan vardı, kayınvalidem oradan koştu, son bir, beş, on saniye kala çocuk morardı, eli ayağı düştü, otuz dokuz buçuk derece. Dilini yutmuş değil mi? Evet, dilini yutmuş, anlamadım, zaten çocuğa bakıyordum dedim, ruhunu teslim ediyor herhalde. Panikledim ben de. Hanımefendi zaten bize uçtu. Şimdi nasıl iyi? Elhamdülillah iyi. Çok büyük bir mesaj aldınız, nasıl fark ettiniz? Yemin ederim hocam, yemin ederim okumalarım zaten biraz kusurluydu. Hastaneye gittik, otuz dokuz dereceydi, bir durduk geldik. Dedim, dedim, imsak vakti geliyor. Namazımı kıldım. Normalde namazı kılıp hemen yatarım. Bak yemin ediyorum. Dedim ki, şu okumayı yapayım abi, gün içinde yoğun olacak belli ki çocuk hasta. Çocuğun sırtımda olacağını düşündüm, şu okumayı bir halledeyim de rahat edeyim. Açtım, onuncu kelimeyi patlattık, on sayfa yazdım, hemen gruba bir çizim yaptım, okumamızı yaptık sabah vesaire. Kalktım suyumu içtim. Dedim, biliyorsunuz tam uykuya dalmadan önce hanımla çocuk aynı yatakta uyuyorlar, dedim çocuğun ateşini alayım, elimde tabanca gibi tutuyorum. Gittim, otuz dokuz buçuk dereceydi, hanımı uyandırdım ve nöbet başladı. Yarım saat evvel vurup da yükseğe alsaydım, sabah çocuğun orada olurdu. Aman Allah'ım! Allah'ım yemin ediyorum çocuk nöbet geçiriyordu. Yani oraya gittikten sonra saniyeler içinde nöbetler başladı. O on sayfa hatırına mı? Aman Allah'ım. Aman Allah'ım bu çok enteresan. Yani bir gram abartıyorsun yemin ediyorum bak on, on sayfa okudum, yarım saat falan sürdü, gittim ateşini aldım, çocuk nöbet geçirmeye başladı. Tam orada müdahale ettik. Elhamdülillah dilini çıkardık. Yani zorlandık. Çıkarırken parmağın kaydı mı? Fark etmedim. Hanımefendi çocuğu aldı koridorda deli gibi geziyor. Sonra halının üzerine bıraktı çocuğu. Garip garip hareketler yapıyor dedim ne yapıyor? Apartmanda koşturdu bütün evlerde bir şeylere yumruk attı. Biliyorsunuz yardım edin bana çünkü çocuk ölüyor. Diğer çocuğum da bir şey arıyor, yüz on iki falan arıyor, tarif etmeye çalışıyor. Ben de çocuğu yerden aldım, elim ayağım titriyordu. Baktım boğaz tarafında bir et parçası var. Dedim elim, dedim bu çocuk dilini yutmuş diye bağırdım. Çıkarmaya çalıştım, çocuk da hayatıyla beni kilitlemiş, dilini çıkaramadım. O anda kayınvalidem, çavuşun Yörük kadını dedi ki çekil kenara. Aldı, ağzını açtı. Elini çekti, son saniyede çıkardık. Morarmıştı. Çocuk eliyle hiçbir yerde oynamıyordu. Tamam dedim. Dilini yutmuş. O anda ambulans girdi. İki dakika falan sürdü, yoğun bakıma aldık, bir gün kaldı. Yoğun bakımdan çıktı mı şimdi? Elhamdülillah çıktı. İyi mi? İyi, maşallah o transferi atlattık. Para transferi sırasında öğrendim ve en kötüsü dil yutma. Çocuk yuttu mu? Melih abi, Allah'ın dili bu şekilde yaratması büyük bir mesaj. Senin karşına çıkması akıllıca bir mesaj ha. Yemin ederim efendim, gerçek bir imtihandı, sağlam bir uyarıydı, net bir uyarıydı. Bu net bir uyarı. Seninle bir manevi program yapalım. Yani halis olanlar bu uyarıyı ciddiye alıyor. Şimdi bir uyarı alıp da sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edersen, Allah muhafaza, bu sefer daha büyüğü gelir. Çünkü şefkat tokadı yiyip de dönmeyenler var. Şimdi ilk uyarılar dönenlerden gelir değil mi? Azar azar vurur. Ama tam kalbine vurur, yani komşunun çocuğuna vurmayacak, senin çocuğundan vuracak ha. Oradan vurur. Başka yerden vurur. Yani çok enteresan. Senin dilinin kaymasıyla denk gelmesi biraz garip. Şimdi sebep kısmından şeye geçelim, yani Allah'ın muradı meselesine geçelim. Seninle güzel bir manevi program yapalım. Bugün mesela benim mali bir sıkıntım oldu, aradım reçetenizi dinledim. Reçetemi dinle üstat, reçete yazalım, birbirimize hayırlı olsun. Allah razı olsun efendim. Belki seninki de bu gece gider. Bir bakarsın ölmüşsün. Ölenlerden hangisi bekliyor? Hangisi bekliyor? Ölümün ne demeye hakkı var, yaşı var mı? Yok. Sağlıklı mı? Yok. Adam ölüyor, arkasına bakmadan gidiyor. Allah için sebep yaratmanın ne anlamı var? Yani ölümün ne anlamı var? Bir sıra var mı? Yok. Yaşlı mı? Yok. Diyor ki, "Bak Niğde'ye gittik on üç yaşında genç bir delikanlı vefat etti." Çıldırıyor. Ee ne var, garantisi var mı? Yok. Burada diyor arkadaşım trafik kazasında ölmüş. Bak diyor arkada üç tane çocuk var. Doğru, doğru. Her gün böyle. Yani gözümüzün önünde Allah her gün mezara bir merinth döküyor. Her gün mezara bir mersin döküyor. Ama biz gerçekten yüzsüzüz, anlamıyoruz, anlamamamızın sebebi de dünyanın işlerine kalbimizin çok takılması. Dünyayı yerine koymadan bu imtihanı bitiremezsek, neticesi iyi olmayacak, yani hiç iyi olmayacak. Eee bu dersler, bu iman dersleri bu hususta çok elzem ve çok mühim. Şimdi bir gün onlardan bir tanesiyle sohbet ediyordum. Anlatıyorum anlatıyorum böyle, bir tanesi duruyor beni dinliyor. Dedi ki, bunları biliyoruz. Dedi tekrar tekrar dinlemeye gerek yok. Şimdi klasik bir cümle değil mi bu? Dedim ki, "Yemin ederim çok ihtiyacım var." Kitabı çevirip verdim eline, dedim "Biliyorsan anlat." Dedi ki yok hocam dedi Estağfurullah öyle demek istemedik falan. Dedi ki, "Biraz sohbet ettik," dedi, "bunları biliyoruz," dedi, "yani biz canımızı Allah için feda ederiz." Dedi ki, "Canımız Allah'ın davasına feda olsun." "Aaa," dedi, "bazen," dedi, "bazen biz piz atıyoruz." Dedi "Faiz ve anapara faizine yasa dışı bahis, elimiz kolumuz biraz uzun," ama dedi "Allah'a canımız feda." "Bildiğin gibi değil," dedi. "Öyle bir sevgi var ki canımız Allah'a feda," dedi. Bu doğru mu şimdi? Şimdi biz canımızı Allah'a feda ediyoruz diyoruz. Allah senin canını istiyorsa alabilir ve bitti mi? Ne istiyor? Canını onun için harcamanı istiyor. Yoksa Allah'ın uğruna can almanın ne anlamı var? Kun emri değil mi? Can vermek de almak da Kun değil mi? Ölümü, varlığı, hayatı yaratan Allah değil mi? Yani bir şey değil. Ama bu tevhitin içini boşalt, boşalt, boşalt, boşaltarak kendimizi kandırıyoruz. Şimdi bir fıçının içinde ne varsa dışarı sızar. Mesela bal sızar. Fıçının içinde ne var? Bal var değil mi? Sirke sızar. Ne? Sirke. Şimdi bu arkadaş diyor ki, 'Benim dışıma ne oluyor?' diyor, 'Kumar, içki, cinayet, şunlar bunlar bilmem ne sızıyor,' diyor, 'Bakmayın,' diyor, 'İçinde ne var?' Bal var diyor. Kim inanır buna? Şimdi ben ticarete gelip sana böyle bir mal satmaya çalışsam. Bu bal balın en hası. Ve sen de dersin ki abi öbür taraftan sirke. Dışına bakma abi içinde Anzer balı var. Kim inanır buna? Kimse bu ticarete girmez değil mi? Biz bile inanmıyoruz ama Allah'ı kandırmaya çalışıyoruz. Şimdi bir arkadaş gelse dese ki Mehmet abi ya senin için canımı veririm ya senin uğruna canımı veririm. Ben bir gün yol parası bulamıyorum desem, abi on liran var mı? Yemin ediyorum on lira veremem ama canımı istesem veririm diyebilir miyim? Kim inanır buna he? İnanılmaz değil mi? On lirasını veremeyen insan canını verebilir mi? Mümkün değil, verilemez. İşte Allah'ı böyle kandırıyoruz. Bunun sebebi de Tevhit dediğimiz bu cümleyi, bu hakikati boşalttık. Şimdi bunu anlamamız lazım. Önceki örnek bunun güzel bir deliliydi. Allah'ın varlığını kabul etmek bir şey, inanmak bambaşka bir şey. Allah var demek. Bugün üçlü birlik inanan da Allah var der. Peki Allah'ın istediği gibi mi kabul ediyor? Etmiyor. Bugün başka bir şirk bataklığında başkası evet Allah var der. Peki Allah'ın istediği gibi mi söylüyor? Hayır. Ebu Cehil dediğimiz şimdi müşrik dediğimiz adam da öyle der. Evet, Allah var der. İnkar etmiyoruz der. Ama der ki, bu putlar da var. Allah'ın istediği gibi mi kabul ediyor? Hayır. O zaman Allah var demekle, Allah Azze ve celle'nin istediği gibi Allah'a inanmayı kastediyoruz. İman demek bu değil mi? Allah'a inanmak, güvenmektir. Allah'a inanmakla iman etmek bambaşka şeyler. Kalbindeki bütün putları yıkmadan Allah var demekle, Allah'ın istediği gibi inanmış olursun. Öyle bak. Tevhit kelamı değil mi bu? La ilahe ne der? Bak diğer ilahları önce yok der. O zaman bunun sırası geldi. Kalbimdeki putları bir defa bir temizleyeyim. La ilaha sonra illallah. Bak ilk cümle bütün putları yıkarsa adı Kelime-i Tevhit değil mi? Yani Tevhit kelamı. Allah var demeden evvel bütün putları inkar etmek demektir. Bak Allah'ın istediği imandan bahsediyoruz. Bütün putları yıkmadan evet Allah var demeden evvel Kelime-i Tevhit'in adıdır. Doğru, Allah bizden bunu istiyor. Şimdi Allahu Teala doğrudan put diye bir şey yaratmamış ki. Putlar nereden çıktı? İnsan Allah'ı putlaştırmış. İyi dinleyelim burayı tamam mı? Putlaştırmak ne demek? Şimdi insanlar put deyince akıllarına sadece helvalar heykeller gelir ya böyle insanlar için. Bu yanlış. Put ne biliyor musun? Duygularını yönlendiren her şey senin putundur. Şimdi bak. Bu suya karşı bir alakam hissediyorum. Benim duygularım değil mi? Alaka kelimesi yakında bize önemli olacak. Birden elimde üç şişe su oldu. Ben de sevindim. Benim duygularımı ve sevincimi ne yönlendirdi dersin? Suyun varlığı. Demek ki arttı diye seviniyorum. Birisi geldi elimdeki suyu kırmaya, boşaltmaya çalıştı. Dedim dur ne yapıyorsun? Kalbim böyle hareketlenecek. Benim korkumu ne yönetti? Su yönetti. Senin hüznünü, korkularını, sevincini ne yönetiyorsa putundur. Şimdi bir dakika bak. Bir deneyelim, bir deneyelim bunu. Bu tişörtle başlayalım, hayal et. Hatta imanına hizmet ediyorsa gerçekte yap, problem yok. Bu tişört buradan yırtılmaya başlıyor. Duygularım ne kadar değişir acaba? On tane daha o tişörtten gelmeye başlıyor. Hayatımın en büyük sevincini mi yaşayacağım? Tişörtten daha büyük sevinç var mı? Küçük bir tişörtten büyük sevinç geliyorsa, senin imanın küçüktür. Bak bizim bu asrın putları lat, menat, uzza değil. Ne? Dükkan değil mi, araba, ev? Putların isimleri değişmiş: dükkanlar, arabalar, evler. Şimdi gidip böyle bir akılda düşüneceksin ki Allah'ın ondan aldığından günü geldi. Allah'ın başka kapılar açacağına inanıyor muyum? Nasıl kaybedebilirim? Sadece nasıl kurtulurum diye merak ederken yeri mi mahvettim? Putun ortaya çıktı mı? Çıktı. Seni heyecanlandırması gereken şey Allah'ı bilmek değil mi? İman budur. İşini büyütürsen iş üstüne iş gelir. Dükkan üstüne dükkan gelir. Bir bakarsın hayatının en büyük sevincini yaşıyorsun. Duygularını bir şey mi yönlendirdi? Yönlendirdi. O zaman putun mübarek olsun. Durumu anladın değil mi? Bak zamanında bildiğimiz mesele İmam-ı Azam Ebu Hanife. Tüccarın kendisi biliyorsun. İplik vesaire ticareti yapıyor. Geliyorlar diyorlar ki, "İmam gemin batmış." Elhamdülillah diyor. Sonra tekrar geliyorlar, batan gemiler senin gemilerin değilmiş diyorlar, elhamdülillah. Çünkü ilkinde üzülmemiş, ikincisinde de sevinmemiş. Yani bunlar oluyor Allah'ın kalbi gemilerinde değil, beni istediği gibi kullanabilir. Bizim imanımız küçük teknelerde yelken açıyor, bu nasıl olur? Putları yıkmadan Allah var demek dolandırıcılıktır. Şimdi az önce anlattığım hikayeyi beğendin mi? Hocam diyor bana böyle olduğuma bakma yani başkasının malını mahvediyorum. Sana zarar veriyorum. Her şeyi yapıyorum. Ağzım küfür dolu yani Allah'ı razı etmeyecek her şey bende var ama Allah'ı çok seviyorum. Böyle özelliklere sahip bir çocuk ister misin? Ve her gün "Baba seni seviyorum" diyecek, istemezsin değil mi? Allah istemediğini Allah niye istesin? Böyle bir şey mümkün mü? Putları yıkmadan Allah var demek. Nedir abi? Dolandırıcılıktır. Bak bu Allah'ın istediği tevhit meselesi değil. Allah Azze ve celle kalplerimizin alakasını anlıyor. Olay anında, Allah'ım sen hepsinin hakimisin. Bak cümleye dikkat. Neydi? Hepsinin dizginleri Allah'ın elinde. Bir gün gelecek Allah senin için bir şey yapacak ve ilginç bir şekilde yapacak. Bir gün gelecek deprem ülkeyi yıkacak dükkanlara gidecek ya bu ya şu. Onun için kalbi kendi için istiyor dikkatini, sağda solda kimse için değil Allahu Teala. Bak buna tevhit denir. Ama neden bu hissi duyamıyoruz? Kalpteki putlardan dolayı. La ilahe demeden illallah demek mümkün değil, bu işin sistemi böyle değil. Hazret-i Üstat ne diyor? Şerri mağlup et, evvela kötülükleri temizle. Sonra şerri davet et. Şimdi ben bu odada bir güzellik yapsam, evvela pisliği temizlemem lazım. Temizlenmemiş bir oda dekore edilebilir mi? Edilemez. E kalpte pislik dolu, put dolu. Böyle bir odayı imanla nasıl dekore edebilirsin? İşte sıkıntılarımız, dertlerimiz, streslerimiz bu yüzden. Yani sıkıntılı tarafı biliyor musun? Mesela fark etmedik, çok sevdik gittik. İbadet ediyorsun, çocuk ibadet edilebilir mi? Masiva'nın hepsi ibadet edilir. Masiva ne demek? Allah'tan başka her şey. Masiva olarak bir insan Allah'tan kopup bir çocuğu sevebilir mi? Sevebilir değil mi? O da masiva mı olur? Allah için sevmediğin her şey nedir? Masivadır. Şimdi kalbi masivaya takıldı, duydu, duydu. E sen her gün sürekli eğitim yapıyorsun şimdi mesela kalbin ona bağlı, her gün okşuyorum, her gün onunla beraberim. Her gün koyunum. Ne olacak? İmanın buna artacak. Şimdi ahirete gittin. Dilde hep Allah zikri var, Allah var, ama La ilahe zikri yok yani "Şu putların kafasını kırın" zikri yok. Şirkle ölmüşsün. Ayette geçiyor. Affedilmez günahı biliyor musun? Şimdi mesela adam dünyada büyük rezillikler işlemiş ama "Allah'ım beni affet" demiş. Allah isterse cennetin en üstüne koyar mı? Koyar. Ama şirk koşanları ahirette bile affetmeyeceğini söylüyor. Bir ihtimal var mı? Yok. Kendisi ilan ediyor, Allah yoksa nasıl biliriz diyor ayette. Şirkten ölümün affı yok. Öyle olduğunu biliyor musun? E şimdi ben kalbi dert dolu bir müşrik olarak ölmüşüm. Gözümü ahirette açtım ne olacak? Eğer sen diyor putları yıkmamışsan, Allah'tan başka eğildiğin her şey şirk sayılır. Allah'tan başka çalıştığın her şey şirk sayılır. Şaka gibi değil mi şimdi? Ne yapmamız lazım? Dükkanları mı kapatalım? Hayır. Hepsinin birer giveaway olduğunu bileceksin ve hepsini Allah için yapacaksın. Allah'tan uzaklaşarak çalıştığın her şey, bu da şirk olur. Allah'tan uzaklaşarak sevdiğin veya korktuğun her şey, bu da şirk olur. Allah'tan başka etrafında pervane olduğun ne varsa? Bunların hepsi şirk olarak yazılır. Bunları temizlemeden ölmek ne demek biliyor musun? Büyük bir sıkıntı. Allah var demek, Allah'ın istediği gibi inandığım anlamına gelmez. Bak bu dersler bu yüzden çok mühim beyler. Şimdi bu asrın büyük bir problemi var. Bu iman problemi bu asrın problemi. Hazret-i Üstat diyor ki, kırk kişi camiden çıkarken gözlemlemiş. Diyor ki, kırk kişiden sadece bir tanesinin imanla kabre gittiğini gördüm, biz hala titremeyiz. Ne oldu bize? Neden titremeyiz peki? Bu asır böyle bir asır. Şimdi bu asırda şeytanın hücumu ağacın köküne. Bir bahçen var hayal et. Ağaçlar kökünden kurumaya başlamış. Mantar mı yemiş? Susuz mu kalmış? Çürümeye mi başlamış? Sen de buna üzülmüşsün bu ağaçlara yardım etmek için gitmişsin, toz bezi almışsın yapraklarını silmişsin. Yapraklarına vitaminler sürüyorsun. "Ah ne kadar temiz oldu" diyorsun. Ne de? Ya gitmiş ya geçmiş olsun. Bahçıvanlıktan hiç anlamayan adam bile bunu yapmaz. Şimdi imanımızın kökü gitmiş. Nereden takviye etmeye çalışıyoruz? İbadetten. Allah'ın istediği iman değilse, senin ibadete ihtiyacı var mı? Cömertlik mi yapıyorsun, bunları Allah'a mı uzatıyorsun? Şaka gibi. Şimdi Allah bizi ibadette çok mesul tutuyor değil mi? Hatta zorluyor. Diyor ki, bu namazları kılmasan diyor, günah olarak yazacağım. Senin ihtiyacın mı var? Allah muhtaç olacak? Niye diyor biliyor musun? Sen muhtaçsın diyor. Ama o muhtaçlığın bir sırası var mı? Var. Nedir o sıra? Evvela putları yıkacaksın, sonra Allah'ın varlığını yıkacaksın. İnanacaksın, ondan sonra ibadet ibadet olur, yoksa sıkıntı olur. Bak şimdi senin iş yerine geldim şimdi birinizin iş yerine ve ben seni tanımıyorum. Sen de beni tanımıyorsun. Senin büyük fabrikan var otuz sene asker gibi çalıştım. Beş yüz tane çalışan var ben de varım. Gelirim sabah geldikleri saatte, akşam çıktıkları saatte onlarla otururum, yardım ederim vesaire. Otuz sene geçti ve diyorum ki hemşehrim otuz sene senin fabrikanla çalıştım emekliliğim yaklaşıyor. Eee emekli ikramiyemi verirseniz ayrılırım. Ne de? Ya hemşehrim sen kimsin? Benim iş yerimde kaç tane çalışan var bak. Senin evrakların bu evrakların içinde yok. Onların o evrağı yoksa benim de emekli ikramiyem yok. Öyle bak. Havaalanına gidiyorsun bir evrak eksik. Adam ne diyor? Uçağa binemezsin. Yurtdışına vizeye gidiyorsun bir evrak eksik. Adam ne diyor? "Bu eksik evrakla seni kabul etmem arkadaş" diyor. "Keşke getirmiş olsaydın" diyor. Dünyanın sıradan işleri için bir evrak eksik olunca biz böyle patates mi oluyoruz? Ahiretin iman kitabını açtılar, senin evrakların eksik. Ya sevgi de müşrik olmuşsun, kalbin sahibi Allah'tır, Kur'an'da öyle yazıyor. Kalbini masivaya verdin. Çocuğuna verdin. İşine adadın. Hanımına verdin. Onlar bile Allah için sevilecek. Bak doğru anlayalım. Hiç sevmemeli miyiz? Ya sev, sev dostum ama Allah için sev. Allah'ı bilmeden Allah için nasıl seveceksin? Bunlar saçmalık, boş laflar, bunlar boş laflar. Açtın evrakların eksik. O zaman diyeceksin ki; E namazlarımız vardı. Dünyada böyle denir. Orada da böyle denir. E namazımız orucumuz vesaire vardı. Allah'ın istediği gibi imanımız olmadıkça namaz oruç bir şeye yaramaz zaten Allah'a hiçbir faydası olmadı. Kurban kestiğin Allah'a ulaşır mı? E o zaman Allah'a kurban kesmenin kime faydası var? Kendin için kesiyorsun yani bunları anlamıyoruz. Allah'a olan imanımız istenilen derecede değilse, ibadetimizin ahirette hiçbir faydası olmayacak ama kalplerimiz ve alakalarımız putlarla dolu. Bak, kalp sohbetin merkezidir. Kalp sever. Kalbinin tabiatı bu mu? Araba? Masraf. Bu? Bizi ıslatır. Buz? Soğuk yapar. Kalp? Sever. Bu onun tabiatı bak, bu onun yaratılışı. Eğer kalbinde Allah varsa, Allah'ı şahsen seveceksin. Allah için diğer sevdiği bütün sevdiklerini ona söyle. Allah o kalpte tecelli edecekse, kalbin Allah'ın yeri olduğunu bilelim. Üstat diyor bak kalbin aynasına bak, kalbin yerel imanı. Allah'ın hususi mülkü özeldir yani kalbi kimse kullanamaz Allah'tan başka. Kabuğunu kullanabilirsin ama içini kullanamazsın. Kalbin içinin sadece Allah'a ayrıldığını çok iyi anlamamız lazım. Şimdi Allahu Teala ve Tekaddes kalpte tecelli edecek ve bakacak ki içinde başka şirk dolu sohbetler var. O şirk sohbetlerinden dolayı Allah Azze ve celle orada durmaz ve o kalpten ayrılır. Ondan sonra Allah'sız bir deli gibi dünyada gezer değil mi? Kalpte Allah yok. Hiçbir şeyden tat kalmamış. Şimdi anlayabilmek için vereceğim örneklerin çoğunun evde arkadaşları var. Evdeki arkadaşımızla sohbet etsek, diyecek ki "Kalplerimizde sevgi var ve başkaları için de var." İnsanlar bunu kabul eder mi? Eğer o kalpte başkası varsa, ben kabul etmiyorum der. Allah senin kabul etmediğini niye kabul etsin? Başka bir putun sevgisini kalbine koyduğu zaman, şirk diyor. Bak deneme bahsettik mi? Deneyeceksin. O dersleri dinle, eve git uyu. Böyle bir dünya yok, burası rahatlık yeri değil, imtihan yeri. Deneyeceksin, arabana böyle bakacaksın. Bak söylüyorum sana kalbine hizmet edecekse at onu aslında. Balyozla mı vuruyorsun? Balyozla vur. Camını mı kırıyorsun? Camını kır. Kalpte kalırsa ne olur? Birisi cam şişe, birisi elmas. Sıkıntı olur. Böyle göreceksin. Çalıştığın iş yerine bakacaksın, bu pozisyon için mi? E bu olmazsa ne olur? Aman Allah'ım bu olmazsa ne olur? Biliyorsun evvela putlar yapıldı. Allah var demek bir şey, Allah'ın istediği gibi inanmak bambaşka bir şey. Tevhit'te bunu karıştırıyoruz, karışık gidersek ne olur? Camiden çıkan kırk kişiden sadece bir tanesi "İmanla kabre giden birini gördüm" diyorlar. Yani evliyaullahın en alt mertebesinde bile ahl-i keşf-il kubur var. Yani kabrin dibini gözetmeyin diyorlar. Üstat öyle diyor. Bu akıl almaz bir mesele Allah muhafaza. Dilimizde Allah'a inandığımızı varsayalım. Orada bitmiyor, daha detayları var. Bu yirminci mektuptaki dersle bu detayları çözelim. Bu yirminci mektubu bir daha hatırlatayım. Yirminci mektupta Tevhit cümlesi var. “Lâ ilâhe illallâhü vahdehu lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümît ve huve hayyün lâ yemût biyedihil hayr ve huve ala kulli şey’in kadir” Şimdi burada on bir kelime oluştu. Bir önceki derste Lâ ilâhe illallâh'tan bahsettik. Bugün vahdehu, yani O birdir demek. O birdir. Allah birdir. Bugün vahdehu'nun kalpte bıraktığı şifa ve müjdeye bakacağız. Çok dikkat edelim. Çok dikkat edelim. Yirminci Mektup ikinci kelimesi. Bu Vahdehu kelimesinde şifa ve müjde var. Yani; Âlem-i ervahtan en ziyade tür-ü insana ait olan ve bu alaka yüzünden perişan ve şaşkın bir halet-i ruhiyeye boğulma noktasına gelmiş olan ruh ve insan kalbi, o karmaşa ve sefaletten kurtaran "vahdehu, dünya beni üstüme boğdu" kelimesinde bir liman, bir sığınak bulur. Peki dünkü hadiseyle ilgili ne dememiz lazımdı? Bütün dünyanın sebeplerinin dünyanın her köşesinde nasıl olacağı ve nasıl kurtulacağı? Dememiz gereken tek şey vahdehu'ydu. Bak, bunu istedi bizden. O hadiseden o mana çıkmazsa, o hadisenin manası yok biliyor musun? O zaman bu pencereden bakacağız. Hala sebeplere takılıyoruz değil mi? Şimdi bak, kalbin alakadar olduğu şeyler diyor. Şimdi alaka kelimesine bakalım. Alaka kelimesi kalbin bir vasfıdır. Sevginin ve onun öncülünün adına alaka denir. 'Aaa ne güzel' dersin ama hikaye orada başlar. Dikkatli ol demek. Olay orada. Alaka senin sevgin ve sevginin tohumu denir. 'Aaa ne kadar güzel bir fikir' diye düşündün ve bir alaka hissettin. Şimdi mesela bir kibrit için kardeşinin kafasında bir kül tablasını kırmış diye duydum. Şaka gibi değil mi? Kibrit yani kabirde hiçbir işe yaramayacak bir şey. Kibrit için intihar etmesi çok üzücü duydum. Ne zaman, ne saatte intihar etmiş bilmiyorum kibrit için yani şaka gibi. Yani bir Müslümanın dini için, kibrit uğruna feda edemeyeceği şey. Şimdi bu hikaye birdenbire böyle bir put mu oldu dersin? Hayır. Evvela ne oldu? Böyle etrafta gezerken her şeye gözüyle, ağzıyla, kalbiyle, ayaklarıyla, elleriyle baktı ve dedi ki "Vay be burada güzel bir şey var." Ne oldu? Alakadar oldu. Sonra sevgi ve sevgi hikayesi uzayıp gitti Allah muhafaza. Şimdi insan ruhunun vasfı nedir? Dünyadaki pek çok şeye alakası vardır. Bu önemli bir cümle. Dünyaya alakadar olduğu için alakadar olduğu şeylerle mesut olabilir. Acı da verebilir. Alaka ne yapar? Mesut da edebilir. Acı da verebilir. Şimdi mesela çok şefkatli bir anne düşün. Çocuğunun peşinden koşar. Çocuğu da benzer bir başarı elde etmiş. Hatta o gün yemeyen çocuk anası yemiş. Anne ne yapar? Çocuğuyla çok alakadar olur ve alakadar olduğu seviyede mesut olur. "Oy benim yavrum senin hayatından benim hayatıma geçsin mi şimdi anne?" der. Şimdi aynı anne çocuğunun peşinden koşuyor. Çocuğu yoldan çıkmış. Yemiyor. Zayıflamış. Hastalık üstüne hastalık. O anne ne olur? Acı üstüne acı değil mi? Çocuğuna daha çok alakadar olduğu için daha çok acı çeker. Şimdi kalbimiz de o şefkatli anne gibidir. Bu hususta kalp, o şefkatli anne gibi alaka dairesinde gezer ve küçücük şeylere tutunur. Boşluktan, boşluktan. Ashab gibi yaşasaydık yerini tutardık. Kalp boşluktan ve boş olmaktan dolayı böyle oldu. Bulduğu ne varsa saman mı, ince çöp mü tutunur ve hayatın gayesi budur der. Körlemesine. Şeytan boşluğu kullanıyor, şeytanın neyi kullandığını hala anlamıyoruz. İnsan demir ve betonla mesut olabilir mi? Ruhun lezzeti Allah, insan demir ve betonla mesut olur mu? Boş boşluktan buraya geliyoruz. Neyse, böyle gider. Şefkatli anne gibi alakadar mı olur? Ondan sonra alakadar olduğu şey ona acı vermeye başlar. Şimdi mesela alakadar olduğumuz şey dünyanın ucunda olsa bile ona ihtiyacı var ve benim de kendi ihtiyacım gibi hissetmeye başlıyorum. E başka bir şeye de ihtiyaç var. O da biner O da biner, o da biner. E her insanın ihtiyacını kendi ihtiyacım gibi hissediyorum ve hayat bana ne oldu? Acı oldu ve zindan oldu. Bak alaka böyledir. Alaka budur. Elbette bu alakada Allah'ın varlığı ve kudreti hiç yok değil mi? Şimdi bak. Hayvan daha mı rahat? İnsan mı? Sorulsa: Şüphesiz hayvan daha rahat. Çünkü hayvan için hayat sadece bir andır. Benim için o alaka neye benzer biliyor musun? Ruhun içinde zaman ve mekan yok. Geçmiş de geleceği de kapsar. Şimdi Kurban Bayramı'nda bir hayvanı diğerinin yanına keserler ve yavrusunu keserler. Hala geviş getiriyor. Anı yaşadığı için tek yapması gereken budur. Şimdi o koyuna desen ki koyun bey ne olur ozon tabakası delinmiş. Ne yapar? Aynı geviş getirme devam eder. Deprem olsa ne olur? Bak ekonomi ve piyasa böyle olsa hayatına devam eder ama insan dünyanın öbür ucunda balina karaya vurmuş. Adamın günü mahvoluyor bak öyle, biz insanız. Bu insanın vasıfları tabii bizi de mahvediyor. Yani şimdi söylediklerimi bir araya getireceğiz. Ama insan evrene ne diyor? "Uf yağmur yağdı" diyor. Ertesi gün "Uf güneş açtı" diyor. Bak biz böyleyiz her şeye dair 'Uf' diyor hamburgerin fiyatı artmış Allah muhafaza. Her şeye alakadarız. Yani insanların öyle bir alakası var ki sevginin sınırı yok. O zaman sevgi insanı mahvedebilir mi? Edebilir. Futbol için intihar etmiş adam, o zaman tek bir kurtuluş var saç uzatma rehberini bulmamız lazım. Bak bunları niye anlattım biliyor musun? Alakadar olduğun şeylere gücün yetmez, gücün yetmez. Onların ihtiyacı kalbinde bomba gibi patlar. Buna ne denir? Stres denir. Gücün yetmediği ama olmasını istediğin şeyler kalbinde birikir. Buna ne denir? Stres denir. Stresin tam tanımını biliyor musun? Stresli olayların rastgele olduğunu düşünmek. Bak çok önemli. Gerçekten öyledir. Stres olayların boşuna olduğunu düşünmekse. Bahsettiğim kadar alaka meselelerinin hep boşuna olduğunu düşünmek. O zaman bunun tedavisi de tersi olmalı. Bu da olayların boşuna olmadığı, her şeyin Allah'ın elinde olduğu anlamına gelir ve bunun tedavisi budur. Tevhit, Tevhit ne demek, her şey Allah'ın elinde demek. Tevhit demek. Vahdehu demek. Senin bol bol bol olduğunu düşündüğün bütün sebeplerin tek tek, milim milim, renk renk, tanecik tanecik kontrol edildiği mümkün mü? Her şey tamamen Allah'ın elinde Allah Allah. Ne kadar enteresan bir hadise değil mi? Şimdi insanın bu tevhidi anlaması neden lazım? Bir adamın otoritesi düşmanlarından daha büyük değilse işi bitmiştir. E sen öyle desene Allah zaten büyüktür. Allah büyüktür ama sen hissetmiyorsun problem bu, sen küçülüyorsun, Allah'ın büyüklüğünü hissedemiyorsun, Tevhit hakikatini anlayamıyorsun, küçülüyorsun problem bu, Allah Allah. Şimdi bugünkü problemimiz bu, stres altında her şey bana boş geliyor, hayır öyle değil, öyle değil. Her şey Allah'ın elinde. Bak terapi gibi, müjde gibi bir kelime var, bu vahdehu kelimesini Hazret-i Üstat bize açıklıyor. Hazır mısınız? Bu genişletmeyi şimdi derste birkaç defa okuyacağım. Önce yavaş okuyayım. Hazret-i Üstat bu kelime hakkında ne diyor bir bakalım. Sadece vahdehu manevi olarak diyor ki: Allah birdir. Bunu altını çizmediğimiz için başka problemler çıkıyor. Allah birdir ne demek biliyor musun? Allah var diyoruz ama Allah'ın istediği gibi demiyoruz. Allah birdir demek sadece La İlahe İllallah demek değil. La Rezzaku İllahu. Benim rızkımı veren Allah'tan başka kimse yok. Yani dükkanın kapısından müşteri geliyor. Allah Matrix'in kod yazılımı gibi, bilgisayar oyunu gibi adamlar üretiyor. Birisi bir gün öyle dedi. Dedi ki, "Biz standart bir nakliyeciydik, bir tane kamyonumuz vardı ve bir kamyon büyüklüğünde borcumuz vardı. Bir gün ne firması buldu bizi bilmiyorum." Dedi şimdi kırk altı, kırk yedi tane kamyonumuz var. Şimdi ne oluyor? Kim düşündü bunu? Allah düşündü. Sana kalsa abi çocukluğunda adamlarla iş ortaklıkları yapardın değil mi? E değil mi? E bunların elleri kimden geliyor? O zaman rızık veren kim? Allah. Allah kim? Şimdi bak, Allah birdir ve rızık veren başka kimse yok demek. Şifa mı? Başka şifa veren yok demek. La musavvire illahu. Suret veren? Başka veren yok. Çocuğu mu? Başka veren yok. Ya Rabbim dizlerim ağrıyor. Bilginiz olsun Allah acıyı yarattı. Şifayı kim yaratıyor? Allah'tan başka veren yok. Huzuru mu? Mutluluğu mu? Diyor ki, "Ya Rabbi gelecekle ilgili endişeliyim, endişelenme benim elimde." Allahu Teala'nın endişe edilecek yer ahirettir, bu dünyanın geleceği değil diyor. Şimdi Allah birdir demek ne demek? Allah'tan başka rızık veren yok. Allah'tan başka şifa veren yok. Çocuk veren yok. Huzur veren yok demek. Allah birdir. Başka şeylere müracaat ederek yorulma. Başka şeylere müracaat ederek yorulmak ne demek biliyor musun? Sultan sarayında sultandan başkasını razı ettiğin hiçbir kıymeti yok. Bak bu cümleleri böyle söylüyoruz ama hadise anında böyle olmuyor. Şimdi Allahu Teala'nın rızası için güzel bir hizmet açılmış. Dünyada önemli bir iş zannediyor. Tıkandı. Ne tercih eder? Otobüs bileti alır, başka işe gider. Niye? İşler kendi elinde zannediyor. Sultan razı olursa saraydaki bütün işler hallolur mu? Hallolur. Yani sözlerimiz ve fiillerimiz değişmediği zaman bu nasıl iman olur? Bak problemimiz burada. O zaman hadise anında uygulamamız lazım. Hadise anında anlıyor musun? Hadise anında. Sultan sarayında sultandan başkasını razı etmezsen, tanıştığın herkesi razı etmenin hiçbir kıymeti yok. Mal aldığın adamı razı et. Sattığın adamı razı et. Onu razı et değil mi? Hiçbir önemi yok, sultanı razı etmedikçe olmaz. Ama bak ters bir hadise var. Şimdi sultan, sultan ayaktayken vezire eğildiğini görse. Sultan ayaktayken kapıcıya eğildiğini görse. Ne yapar? Elinde tokatlar. İşte bunun için oluyor. Amacımızın tersini yaptığımız için tokat yiyoruz. Çocuğunla huzur bulacağım zannediyoruz ama Allah çocuğu sakatlıyor Allah muhafaza. İşimizle mesut olacağız zannediyoruz ama uykularımız kaçıyor çeklerden. Diyoruz ki, "E benim canlı gençliğim var. Allah sağlığımı düşünüyor. Bu sefer ne yapıyor?" Sultan sarayında sultana eğilmesi gereken yerde vezire ve kapıcıya eğildiğini görüyor ve elinde tokatlıyor. Niye? Allah birdir. Kainatın Sultanı birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulamazsın, başka kapıya gidemezsin Allah muhafaza. Niye biliyor musun? Allah'tan başkasından bir şey istediğin zaman kainatın gayesi manasızlaşır. Bütün kainatın genel gayesi manasızlaşır. Koca bir şehir kadar bir ülkeye araba fabrikası kurmuşum ve ürettiğim her arabayı atıyorum. Ne oldu? Bütün fabrikanın gayesi manasızlaştı, bitti, bitti. Başkasının önünde eğildiğin an kainatın gayesi manasızlaşır ve biz bu şirk içine gireriz Allah muhafaza. Sadece Allah'tan istememiz lazım. Ve Allah'tan nasıl istenir biliyor musun? Bak Allah'tan istemenin şartı bu. Duamın kabul olacağına inanarak sonsuz kudretten isteyeceksin. Nasıl isteyeceksin? Duamın kabul olacağına inanarak isteyeceksin. Aman Allah'ım sen de verirsen Allah muhafaza kimden istiyorsun? Bir kız istemeye gittin ve bir adama dedin ki nasıl denk geldin? Planların ne bilmiyorum. Bilmiyorum öyle istemem lazımdı dedim yani kızını verirsen veririm vermezsen vermem. O adam sana ne yapar? O adam sana ne yapar? O adam evinde barınır mı? Sultan gibi Allah'tan istersen Allahu Teala sultandan mı isteyecek? Af dilemek ne olur? Hiçbir şekilde, gedâ gibi istemen lazım. Dilenci gibi istemen lazım. Onun için istemenin bir şartı var, duanın kabul olacağına inanarak istememiz lazım. Bak şartı bu. Hangi kelimeden bahsediyoruz? Vahdehu. Hangi kelime bu? Tevhit kelimesi. Tevhit'te az önce dedik ki Allah var demeden evvel putları yıkacaksın. Bunları tahkir etmek, onlara şükretmek putları yıkmak demek değil mi farkında mısın? Bak kalbinde onlar. Ne idi? Kalbinin hissini ne değiştiriyor? Ya onlardan birine bakıyorsun. Eğer cümlenin kabalığı için beni affet. Yani babası Allah'ım çünkü babası işini bırakacak çocuğa kalbinin alakası ne değiştiriyor? Babası değiştiriyor diyor. Dini babalarımızdan böyle gördük diyor. O zaman Kur'an'a ve peygambere ne gerek var? Baban sayesinde. Bak çok enteresan bir asırdayız. Bütün kalbimizin alakası bu. İlginç şeylere dağılmış durumda. Onları tahkir etme, onlara şükretme. Onlardan faydalanıp onlara boyun eğme. Basitlik ne demek biliyor musun? Yaltaklanmak demek. Şimdi dünyada yaşıyoruz. Not iş. Para harcamak için aklına ne gelirse. Kıvrandı, kıvrandı, kıvrandı. Aa sen de tıpkı böyle eğildin, eğildin, eğildin ve ayağını öptün. Tanrılar karıştı mı şimdi? Kalbine yeni bir put mu geldi? E sıkıntı başlıyor görüyor musun? Onların gerisinde kalma, onlardan korkma, titreme. Bunlar biliyor musun ne diyor? Bak sevdiğimiz şeyler hakkında konuşuyor kalbimizde. Onları kaybetmemek. Doğru yani elimden kaçmasınlar demek. Allah'ın yaratacağı ve yarın daha iyisini vereceği kaderde iman sıfır maalesef. Şimdi Allah'ın Cemil ismi Yusuf Aleyhisselam'da tecelli etmiş. Çok güzel. Şimdi Yusuf Aleyhisselam Mısır sarayına girince kadınlar elma keserken, Yusuf'u görünce ellerini kesmeye başladılar. Güzelliğine büyülenmişler. Ayşe annemiz diyor ki; Yusuf'u görünce ellerini kesenler bizim Peygamberimizi görseydi aleyhissalatu vesselam bıçağı göğsüne saplardı. Neden? Bu bizim Peygamberimizin güzelliği tabii aleyhissalatu vesselam. Şiirler yazılır onun için. Ay lakabı derler yani Rabbimiz aleyhissalatu vesselam öyle bir güzelliğe sahipti. Şimdi bak yeryüzünde verebileceğim örneği vermeye çalıştım. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam. Gerçekten mi? Öyle. Daha iyi bir örnek düşünemedim. Ama onun güzelliği de tesadüfi. Tesadüfi ne demek? Kendinden değil Allah muhafaza. Nasıl? Bu dünyaya ayak basmış en güzel varlık bizim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam. Tedarik mi? Yeryüzünün güzelliği. Kaynak kendinden değil yani. Kaynağı ne? Allah'ın isimleri bak Allah'ın isimleri yetmiş bin perdeden geçmiş gölgesinin gölgesi gölgesine dokunmuş bu dünya oluşmuş. Şimdi mesela güneş güzelliğin sembolü değil mi? Ama güneşin güzelliği, sıcaklığı artıp azalabilir. Işığı değil mi? Allah ne diyor? Nur yani nurun nuru. Allah için artıp azalacak bir şey yok. Sonsuz güzel. Mutlak güzel Allah. Bu ne demek biliyor musun? Korkma, titreme, ürperme, elimden kaçırmayayım. Neyi seversin? Fabrika elimde. Sana veririm ama benden başka kapıya gitmeyeceksin. Böyle bir tevhit var mı? Çıkmıyor değil mi? Çünkü kainatın Sultanı birdir. Her şeyin anahtarı O'nun elinde. Her şeyin dizginleri O'nun elinde. Ne cümle? Her şey onun emriyle halledilir. Eğer bulursan
Elbette, metni Türkçe'ye çevirdim:
Sen, istediğin her şeyi buldun; sonsuz şükran ve korkulardan kurtuldun. Bunu tekrar okumalı mıyım? Ne kadar güzel. Allah birdir. Başka şeylere başvurmakla yorulma. Onlara alçakgönüllülük etme veya onlara minnettar olma. Onlardan faydalanma ve onlara boyun eğme. Onların gerisinde kalıp acı çekme. Onlardan korkma ve titreme. Çünkü Evrenin Sultanı birdir. Her şeyin anahtarı O'nun yanındadır. Her şeyin dizginleri O'nun elindedir. Her şey O'nun emriyle halledilir. Eğer onu bulursan, istediğin her şeyi buldun; sonsuz şükran ve korkulardan kurtuldun. Ne cümle ama? Ne cümle ama? Arkadaşlarıma bile söyledim. Yani, bir gün sizden önce ölürsem, gelip bana bu yirminci mektubu okumanız beni mutlu eder demiştim. Çünkü bu, tevhit meselesi değil mi? Vay canına. Ne kadar ihtiyaç duyulduğu, anlaşılmaz. Şimdi sorunumuz kalp ile ilgili, yani sebepler. Sebeplere hep bir sıfat atfederiz. O sıfat nedir? Sebeplerin ne olduğunu söyleriz? Perde. Şimdi perdede iki şaşırtıcı özellik var. Perde ya gizler ya da gösterir. Örneğin, ev perdesi ise, takip eder. Örneğin, sinema perdesi ise, gösterir. Şimdi bakın. Sebepler hakkında ne dedik o zaman? Perde sebepleri de iki özelliğe sahip mi? İki özelliği var. Sebepler ya ev perdesi gibi gizler. Öyle olur, değil mi? Her yerde Allah'ın mührü olan sebeplerle Allah'a gidemeyeceğimizi söyleriz. Öyledir, öyledir, ne yazık ki dışarıda en çok duyduğum modern cehalet cümlesi. Kardeşim diyor. Diyor ki, "Ne kadar yoğun olduğumu bilmiyor musun?" Peki, Tanrı seni ibadet etmeyesin diye yoğunlukla mı yarattı? Bu mu? Bu Tanrı'yı sorgulamakla mı bitecek? Bakın, sebeplerle Tanrı'ya gidemeyeceğini söylüyor. Bazı insanlar ne diyor? Diyor ki, bilgiyle, Allah'ı inkar ettiğimi buldum Diyorum ki yapıyorum. Ya da, eğer çocuğa sanatçı olup olmayacağını görmek için bu sanatı gösterirsen. Çocuk güler ve der ki, "Deli misin be? Git buradan." Allah'ın beni bulmak için mühürlenmiş olarak gönderdiği sebeple "Allah'ı inkar ediyorum" demesi ne kadar ilginç. Yani, sebeplerin iki özelliği vardır. Perde. Bir. Ev perdesi gibi sebepleri sık sık kullanırsın. Ona dalarsın, Allah'ın varlığını gizler. Ya da bir film perdesi gibi üzerine net nakışlar okutur. Her sanat gördüğünde kalbin şöyle atmaya başlar: sanatçı, sanatçı, sanatçı. Değil mi? Vay canına. Sınıfta bugün çok stres kelimesini kullandık. Sahip olduğumuz her stres, bu inanç eksikliğinden kaynaklanıyor. Neden biliyor musun? Aramızda ve Tanrı arasında birçok perde koyduk. Perde neydi? Sebep. Yani birçok sebep verdik. Şimdi ayet diyor ki; Allah'a döndürüleceğinizi söylüyor, değil mi? Geri dönmek uzun bir mesafe gibi değil mi? Bu, uzak bir yere gidip oradan döneceğim anlamına gelir. Allah da diyor ki; "Kulumun şah damarından daha yakınım." Aman Tanrım, bu çok yakınlığın bir ifadesidir. Yani ben mi uzağım? Yakın mıyım? O zaman hangisi doğru? Allah bana çok yakın, ama ben sebepler perdesiyle Allah'ın yakınlığını hissedemeyecek kadar olaydan uzağım. Bu sebepleri ne kadar parçalarsak. Onu olması gereken yere koyarsak. Bakın, bir hak var. Bunu bu dünyada yapacaksın. Günün geçeceğini düşünüyorsun. Günün nasıl geçiyor? Bu ne kadar bilinçsiz? Günün nasıl olacak? Yarın ölebilirsin. Adam diyor ki çocuğum dilini yuttu, Allah çocuğumu saniyeler içinde kurtardı diyor. Nöbet geçirip dilini kaybetmesine saniyeler kalmıştı. Saniyeler meselesi. Birkaç saniye görmeselerdi, gitmişti. Sen genç bir çocuksun, bunun için yaş sınırı yok. Yani yaşı yok. Bu sebepleri yıkma zamanı şimdi, bugün. Bu dersi dinlerken, o sebepler ne olursa olsun. Belki biri için işiyle meşgul olan biri için dükkandır. Belki güzelliğine çok tutkun biri için tesettüre girme zamanıdır. Belki ruhunu dinleyen biri için namaza başlama zamanıdır, ki ona sevgili der. Belki de mal mülk değer veren biri için para harcama zamanıdır. "Allah rızası için çıksın, Allah verir" diyerek Allah'a olan güvenini artırma zamanıdır. Belki de zamanını ve hayatını şu bu maçlarda boşa harcayan biri için Allah yolunda hizmet etme zamanıdır. Yani zaman bu zamandır. Şah damarımızdan daha yakın olan Allah'ı hissedebilmek için bu sebepler perdesini yırtalım. Bu, sebepler ortadan kalktığında, zaten sana yakın olan Allah'a daha çok yaklaştığın anlamına gelir. Bakın, Ceziretü'l-Arab'daki arkadaşlarımız hep develer. Doğru mu? Deveyle taşıyacaklar. Deveyle et yiyecekler. Su çekmek için develerinden yola çıktılar, deveyle, değil mi? Zaten neyle yapıyorlar? Develerle yapıyorlar. Ayetin indiğini biliyor musun şimdi? Deveyi bakmıyorlar mı? Nasıl yaratıldığı söyleniyor. Arkadaşlarımızın böyle çıkıp mutlu deveyi izlediklerini biliyor musun? Her gün gördükleri deveyi bugün ne değiştirdi? Bugün neyi değiştirdi biliyor musun? Ayet üzerindeki isimlerin akışını gösterdi. Esma perdesini yırtıp kaldırdı. Yıllardır develere bakıyorlar, şimdi sanattan sanatçılara bakıyorlar. Eskiden develerin sadece faydalı olduğunu düşünüyorlardı. Şimdi deve sadece sanat ve sanatçı hakkında bilgi veren bir sebep ve perdedir. Ne zaman? Anında o perdeyi yırtıyorlar ve sonra Tevhit'e ulaşıyorlar ve bakın, ayet indirilmiş. Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmış? Evlerinden çıktılar ve deveye baktılar. Her gün gördükleri deveden ne kadar farklıydı? O gün Kur'an ışığıyla baktılar. O gün iman ışığıyla baktılar. O gün Kur'an'da gösterilen isimlere baktılar. Deveden, yani sanattan, onun yaratıcısını, Sani Zülcelali sanatçısını gördüler. Vay canına. Bu derslerin önemini şimdi anladınız mı? Bu derslerin önemini her geçen gün daha iyi anlıyorsunuz, değil mi? Şimdi, bir adam dürbün alıp uzağa bakmaya başlarsa, özellikle teleskop gibi dürbünler. Bunları kurmak saatler sürebilir. Son arkadaşın ofisine gittik. Orada da bir teleskop vardı. "Ay falan izliyorum burada," dedi ama bir noktada, "Venüs veya Merkür'ü artık pek anlamıyorum, bu yüzden onlardan birini izlerken iki saat ayar yaptım," dedi. Ama o ayarı yapıp tamamladıktan sonra, o dürbünle gönlünce izleyebilir mi? Gönlünce izleyebilirsin. Şimdi bakın, bu dersler bizi bu bakış açısı için hazırlıyor. Her gün gözünün önünden geçen devenin, olması gereken bakış açısına girmesi gerekiyor. Bu ne verir? Bu dersler verir. İşte Hazret-i Üstad buyuruyor ki; Bu dersleri alırsan Tevhit melekesi olursun diyor. Meleke ne demek? Meleke, yaptığın işi hep gözü kapalı yapmak demektir, araba kullanmak veya bisiklete binmek gibi, değil mi? Mesaj yazmakta çok iyiyiz, şimdi körü körüne yapıyorsun. Buna ne denir? Meleke denir. Hazret-i Üstad buyuruyor ki; İnsanın tevhit hususunda bu vasfı elde etmesi gerektiğini söylüyor. Tevhit melekesi sahibi. Şimdi, bir insan dünyadaki her işi yapamaz, değil mi? Her işin ustası olamaz. Alanı bellidir. Peki, yaptığı iş dışında, bir insanın usta olması gereken bir iş olduğunu söylesem ve usta olması farz olsa? Ne deyin? Bu. Bir insanın usta olması gereken bir iş var. Tevhit melekesine sahip olmak, meleke sahibi olmaktır. Yani, eşyaya bu gözle bakmak zorundayız ve mecburuz. Ayet indirilen deveye bakmıyor musun? Nasıl yaratılmış? Tişörtüne bakmıyor musun? Nasıl yaratılmış? Kullandığın araca bakmıyor musun? Nasıl yaratılmış? Yani ustalaşman gereken bir meslek var. Peki bir insan nasıl usta olur? Ne kadar pratik yaparsa, o kadar ustalaşabilir. Bir insan Tevhit melekesi dediğimiz makama nasıl ulaşır? Ne kadar eğitim pratiği yaparsan. Hem kurs alacaksın hem de pratikte yapacaksın. Hem ders alacaksın hem de pratikte yapacaksın. Dünyada ustalaşman gereken bir şey var, o tevhit gözlüğünü tak ve başaracaksın. Şimdi bunun bir insan taksa ne olacağını biliyor musun? Aman Allah'ım, Allah yarattı. Bir şey oldu ona. Mesela arkadaşımız trafikte kaza yaptı ve dedi ki, durun kardeşler. Kader inancını hep okuyorduk. Yani, onun yeri olduğunu düşünmüyor musun? "Allah'ın kazadan haberi yok mu sanıyorsun?" diye sordu. Bakın, güzel bir ifade değil mi? Allah orada olanı biliyor. Allah görüyor. Allah biliyor. Allah görüyor. Allah biliyor. Allah görüyor. Allah biliyor. Ne oluyor? Her olayda Allah'ın gördüğünü görüyor. Bakın, buna ne denir biliyor musun? Huzur makamı denir. Huzur dedin, o kitaplardaki huzur değil, bu huzur. Şimdi mesela bizi bir Sultana götürseler, derler ki, Sultan'ın önüne gel. Bu, Sultan'ın seni görebileceği bir alana gitmek anlamına gelmez mi? Şimdi huzur makamı ne demek biliyor musun? Allah'ın seni her yerde gördüğünü bilmek, her zaman Allah'ın huzurundayım demektir. Bir insanın bu manada bir ders alsa ne olacağını biliyor musun? Bakın, bu mesleğe bir saat tefekkür denir. Bakın, hadis-i şerif diyor ki, bir saat böyle geçirmek, bir yıllık nafile ibadetten daha hayırlıdır. Diyor ki, "Sizin bir saatlik tefekkürünüz sizin nimetinizdir, bin ibadetiniz sizin amelinizdir." Bir saatlik tefekkürün hayır, ibadetin amel olduğunu söylüyor. Bir saatlik tefekkürün bir yıllık nafile ibadetten daha hayırlı olduğunu söylüyor. Allah'ın seni gördüğünü hep gördün, seni huzura yükselt. Huzurun, bu dünyada ulaşamadığımız şeylere ulaşmak olduğunu düşünüyoruz. Yemin ederim ki aldatılıyoruz. Huzur, Allah'ı bulmaktır. "Sübhânekellâ humme ve bihamdike, ve tebâreke-smüke, ve celle senâüke, ve lâ ilâhe gayruk. Ve âhiru da'vânâ enil hamdulillâhi Rabbil âlemîn. El Fatiha maas-salavat. Güzeldi değil mi? Ya Alhamdulillah. Güzel olduğuna göre, şimdi bunu yapsak mı? O ne olacak? Kalpte bir alaka olduğunu, onu artırmadan nasıl anlayacaksın? Nasıl anlayacaksın? Görelim ellerimizle kalpte ne kadar alaka hissediyoruz, bırak gitsin öylece, ha. Bir şey olmaz. Allah'ın kapısı sonsuzdur. Rahatla yani. Allah bizden değil. Benden değil. Su iste, ikincisini iste, ikincisi yok, sana söylüyorum. Allah öyle demiyor. Sonsuz onlukta rahat et. Çıkar bak, kalbinden çıkar. Böyle takılıp kalmışız. Yani, deli gibi takılıp kalmışız. Sonra, tokatı yiyince şoka giriyoruz, yani sinirleniyoruz, strese giriyoruz. Olayların rastgele olduğunu düşünüyoruz. Öyle değil. . Öyle değil. Boş şeylere bırakarak kendimizi gerçekten aldatıyoruz. Mesela ben kendi çapımda şöyle derdim, bilirsiniz, insanlar ölümü severler çünkü güzel yüzünü bilirler. Hazret-i Üstad da öyle diyor. Ölümün hakikatini anlayanların ölümü sevdiğini ve ölüm gelmeden ölmek istediklerini söylüyor. Ben de öyle isterdim, Allah'ım, razı olsan da şu dünyanın çöp yığınından kurtulsak. Sonra bir gün hastaneye yattım ve ameliyat oldum. Sağ bacak iptal, günlerdir böyle oynamıyor. Ben de Mehmet dedim, ben hep böyle rahat bir ölüm düşünürdüm ama filmlerdeki gibi bacağımın ölümünü hiç düşünmemiştim. Çok sıkıntı çektiğimi söyledim. Yani dibi boşaltıyoruz. Orada anladım. Şiir gibi bir şey söylüyorum ama altı anlamı boş kalıyor. Allah böyle bir Allah var diyoruz ama boş kalıyor. Tamam, Allah var da bu imanı nerede kullanıyorsun? Bana bir olay anlatıyorsun. Ben de senin gibi iman dersini anlatsaydım, insanların kalbini kazanırdım. Bana onu söylüyor. Başıma bir şey geldi diyor ve bana anlatıyor ve ben de 'vay be, adamın imanına bak' diyorum. Şimdi, kelimeler düşündüğümüz gibi cümle dizileriyle gelmez. Kelimeler gerçekten kalbe tesir eder. Adamdır, yani samimiyet gözünden veya kalbinden akmaz. Etkilenen kişinin de öyle olduğunu sana sürekli anlatır. Kelimeler gerçekten kalpten gelir, yani böyle kalpten gider. Bir adamın birinin imanından üzüntü duyması, onu bu kadar coşkuyla kucaklaması bin derse bedel olur. Öyle bakın. O adamın dediği bu. Kalp neden ilgiyi kapıp böyle anlatıyor? Diyor ki bu oldu, şu oldu, ben ona dedim ki. Bu, zamanı boşa harcayacak ve bu kadar uzun satırlarla açıklanacak bir şey değil. Fizibilitesini yaparsın ve sebepleri kullanırsın. Gerekli olanı, en iyisini yaparsın. Müslümansın, elinden geleni yap. Ama kalbinin endişelenmesine izin verme. Müslümansın, en iyisine sahip olasın, en fazlasına sahip olasın. Gelecekte göreceksin. Allah şimdi vermiyor, kalplerimiz hazır değil. Politeizm bataklığına batacağız. Allah vermiyor diye değil, yok diye değil. Kalplerimiz şu an hazır değil. Allah önce ruhani olarak hazırlar, sonra üzerine madde koyar. Dünyanın ilerlemesinin Müslümanların elinden geleceğini göreceksin, ruhani olarak hazırlandığımız gibi, ama şimdi gelmiyor. Neden vermiyor? Verdiğin her şeye put gibi tapıyorsun. Berber adamın saçını yanlış kesmiş, bir ay ruh hali bozuk. Bu bir şaka mı? Bu bir şaka mı? Biz neyiz? Ölümsüz müyüz? Çökmez miyiz? Biz neyiz, hiç hazır değiliz. Bu derslere çok ihtiyacımız var. Çok ihtiyacımız var. Ama dene, dene. Maliyeti ne kadar? Bir dene, öyle olmaz, öyle olmaz. Geldim, dersi dinledim, gittim eski anneme anlattım. Öyle değil, hikaye bir elden çıkar. Korkma, korkma. Allah Evrenin Sultanıdır. Korkma. Korkma. Ne kapılar açacağını gör. Bak bak. Gözlerin gördüğünden ziyade ruhun ne manzaralar yaşayacak? Ne lezzet içerecek. Bu yemeğin seyahat tadı olduğu umursanmasın. Bunlar için insan olmaya gerek yok. İşten bambaşka bir tat çıkacak, tamamen bambaşka bir tat çıkacak. Korkma, Allah birdir, o yüzden dal ya da dal. Hayır, ne olursa olsun, dal. Rahatla, sorun yok. Allah'ın birçok kapısı var. Bir kapı kapanırsa, bin kapı açılır. Birçok kapısı var ama o kapıyı açmak için o kapıdan vazgeçmiyor. Bırak ya da bırak. O puttan ve o kapıdan vazgeçmeden Allah var demek samimi değil, arkadaşım. Allah ne güzel dersler vermiş bize. Elhamdulillah, birbirimize bakalım. Bol bol hatırlatalım. Yani ahirette hatırlatmanın bir manası yok. Bu dünyada yapalım bunları. Mümkün mü? Evet. Bitirebiliriz. Gezegenler bile bir aradayken bir olduğunu düşünüyorsan, bu kanal senin için evrenin tamamında. Bu video, YouTube kazanında kaybolmadan sana benzer diğerlerine ulaşmak için desteğe ihtiyaç duyuyor. Her abone, bir kırık kalbe daha ulaşmaya yardımcı olacaktır. Beğenin, abone olun ve yorum yapmayı unutmayın. Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimizi desteklemek için buradaki linke tıklayarak online bağış yapabilir veya aşağıdaki iletişim numaralarından bize ulaşabilirsiniz.