📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

OSMANLI'DA FAŞİZAN DİNCİ TÜRK DÜŞMANLIĞI: HER TÜRK'ÜN İZLEMESİ DİLEĞİYLE

Prof. Dr. İsrafil BALCI1:25:54

Transcription

Osmanlı'dan bahsetmek istedim sizlere. Hafta içi olduğu için fazla uzun boylu konuşmayı da doğru bulmuyorum ama genel bir çerçeve çizmeye çalışacağım. Çünkü Osmanlı deyince tabii akan sular duruyor. Eee, bu Osmanlı ve bir anlamda Osmanlıcılık da diyebilirsiniz buna. Hatta benim tabirimde de biraz bu çakma Osmanlıcılık oluyor. Bu mevzuyu ele alacağım ve Osmanlı'da Türk düşmanlığını öne çıkarmaya çalışacağım. Zannediyorum ilginizi çekecek.

Yani bu akşamın konusu Osmanlı'da Türk düşmanlığı. Eee, bu konuyla ilgili ilginç örnekler var. Birçok alıntılar var. Tabii ki o alıntıların bir kısmını ben önümdeki ekrana da aldım ama hepsini anlatabilmem mümkün değil. Buradan sadece bazı pasajlar sunacağım. Biraz uzun bir konudur. Bir saatte bitirmeyi düşünüyorum. Geri kalanını da belki bunun ikincisini yaparım. Çünkü bana göre çok önemli. Neden önemli? Şunu söyleyeyim. Benim bir kere bir böyle milliyetçilik veya şovenist bir tarafım yok. Yani Allah biliyor içimi. Irkçı bir yapım yok. Hiçbir zaman da bunu dile getirmemişimdir. Böyle bir gelenekten de gelmem onu belirteyim. Ama her millet gibi ben de kendi milletime, milliyetime ve ırkıma eee sahip çıkarım. Bu ayrı bir şeydir.

Şimdi zaman zaman cumhuriyet, Atatürk, Atatürk milliyetçiliği ve bunun üzerinden birtakım paylaşımlarım olur, değerlendirmelerim olur. Hemen bunu birileri böyle vay efendim işte Türkçü, Mürkçü bilmem ne sanki suçmuş gibi sunulur. Şimdi böyle eee isimlendirme yapmayacağım ama beri taraftan birileri boğazına kadar kendi milliyetçiliğini yaparken öyle bir noktaya geldi ki ülke adeta Türk demenin problem olduğu, Türk demenin sakıncalı olduğu, Türk'ün dışında herkes Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kendi ırkçılığını istedikleri gibi yapabiliyorlar. Arap perestlik istedikleri gibi yapabiliyorlar. Osmanlı perestlik istedikleri gibi yapabiliyorlar. Tarikatperestlik istedikleri gibi yapabiliyorlar. Devamını siz anladınız. Gerek yok saymaya. Ama e ağzınızdan bir böyle Türk çıkarmaya görün. Vay vay efendim işte Türkçü, faşist bilmem ne falan. Öyle ben kafatasçı Türkçülükten falan bahsetmiyorum. İşte Cem Bey söylüyor. 1900'lü yılların başında da böyleydi. Aynen böyle sevgili Cem Bey. Bunun aslında dahası da vardır. Ben biraz orayı eşeleyeceğim. Bakın Türke nasıl gözle bakılıyordu ve bugün eee yere göğe birilerinin sığdıramadığı Osmanlı'nın nasıl bir Türk düşmanlığına dönüştüğünü de Osmanlı idaresinin bunu somut örneklerle gözler önüne sereceğim. Bu Osmanlı perestlere de bu çakma Osmanlıcılara da bu hilafet perestlere de saltanatperestlere de belki bir vesile olur da bazı şeyleri sorgulayabilirler.

Aslında tarihten beri Türklere karşı e bir olumsuz bakış açısı vardır. Çünkü eee bir kısım emperyalistlerin canlarını acıtmışlar Türkler. Atilla'nın geriye doğru gidersek Avrupa'yı bir dönem kasıp kavurduğunu biliriz ama Türk düşmanlığı daha çok eee haçlı seferleriyle ön plana çıkmış. Sonradan da bu Osmanlı ile beraber e biraz daha farklı eee şeye taşınmıştır. Ama Osmanlı'daki Türk düşmanlığını aslında iki grupta ele almak gerekiyor. Bir kabaca söyleyelim bunu ama yani yine de şehirlerimi düşeceğim. Mısır öncesi ve Mısır sonrası. Yani Mısır'ın fethi diyoruz biz. O da ayrı bir muamma. Mısır'ın fethi öncesi, Mısır'ın fethi sonrası. Osmanlı'daki Türk düşmanlığı Mısır'ın fethinden sonra hilafetperestlik ve Arapperestlikle çok daha ileri boyuta varmış ve bir hastalık derecesini almıştır. Ama tabii ki bunun öncesi de vardır. Dediğim gibi tarih boyunca zaten Türkleri seven pek olmamıştır. Haçlı seferleri ile batının canını yapmış. E belli taraftan eee Selçuklu dönemine baktığınız zaman özellikle de Nizamiye Medreselerinden sonra bir önceki konunun eee veya videonun konusu Türklerin Arap İslam soslu Eşariliğe kaydırılmasından sonra y Arap yorumuna kaydırılmasından sonra Araplarda ciddi bir çekememezlik vardır. Nedir bu çekememezlik? Yani İslam bayraktarlığını Türklere kaptırmışlar. Zaten öteden beri Araplar muazzam bir şekilde kavmiyetçidirler. Tıpkı Yahudilerin dinlerini millileştirdiği gibi Araplar da dinlerini millileştirmişlerdir. Bunlara dikkat edin. Bu ifadelerime bilinçli kullanıyorum. ve Arap olmayan Müslümanları asla kendilerine denk saymamışlardır. İslam misyoner bir din olduğu için İslam'ı yayma adı altında aslında başkalarının ganimetlerine çökmüşler. Siz de bizimle eşit olursunuz ama biz eşitler arasında daha eşitiz gibi bir anlayıştan hareket etmişlerdir. Ve bu Selçukluların binli yıllarda İslam eee imparatorluğunu konsolide etmelerinden sonra Türklerin eline geçmesinden sonra Müslümanların idaresi ciddi bir hazımsızlığa dönüşmüştür ve hiçbir zaman tarih boyunca tabii ki bireysel anlamda olur ama bir böyle mesela bizde olduğu gibi bir Arap perestlik var ya hani bir damar var böyle ay öyle bir Araplarda böyle bir şey göremezsiniz. Öyle bir tane, iki tane Osmanlı'nın beslediği, büyüttüğü, bol bol ihsanda bulunduğu eee tarikatları kastetmiyorum. Anlatabildim mi? Dolayısıyla da bu hazımsızlık Araplarda ciddi oranda vardır. Osmanlı'daki Türk düşmanlığı da özellikle işte bu Mısır'ın fethinden sonra farklı bir boyuta taşınmıştır. Ama Selçuklulardan beri de bunun aslında birçok uzantısını görürsünüz. Nitekim Anadolu'daki birtakım isyanlara bakınız. Baba isyanlarına bakınız. Osmanlı'daki Celali isyanlarına veya işte Şahkulu isyanlarına bakınız. Bunlar eee aslında Anadolu'daki Anadolu Selçuklu biliyorsunuz resmi din söylemi benimsenmiştir. Yani Sünni dogmatik Sünniciliği benimsemiştir. Bu kriterlere, bu kalıba uymayan Türkler şeytanlaştırılmıştır. İşte Baba İshak'tan beri Horasan erenlerine karşı bu anlamda ciddi bir hazımsızlık vardı sevgili dostlarım. Bu hazımsızlık Selçukluların, Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra işte Osmanlı'nın kuruluş aşamasında Türkler Osmanlıyla beraber gittiler. Yani Osmanlı'nın kuruluşunda Türkler vardır. Dolayısıyla Osmanlı'daki Türkleri iki kategoride ele almak lazım. Bir kuruluş ve takriben bir 250 yıllık dönem. Hatta 200 yıllık dönem. Ondan sonra bir de 300-350 yıl kadarki son dönem. İşte bu son dönem ne olduysa oldu. Öyle bir noktaya vardı ki sevgili dostlarım tarihte eşi benzeri görülmemiş bir Türk düşmanlığı oldu. Evet. Türkler kendi aralarında da zaman zaman çatışmışlar. Kendi içlerinden her zaman e Saadettin Köpekler gibi işbirlikçiler çıkmıştır. Emperyalistlerle işbirliği yapanlar vardır. Bugün de hala %10'luk bir aşağı yukarı bir işbirlikçi kontenjan vardır. Ama Osmanlı'daki Türk düşmanlığı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir boyuta taşınmıştır. Biraz bunun hikayesini anlatacağım ve burada bir de şunu da not olarak belirtmek isterim ki beni yetiştiren hocalarıma ben çok kızıyorum. Yani bizim eğitim öğretim sistemimize neden kızıyorum biliyor musunuz? Benim daha önceki videolarıma bakın. Bu tarikat meselelerine ben çok fazlasıyla eleştirel bakan birisiyim. Öğrendiniz bunu. Ben şayet bir tarikattan söz edilecekse tamamına karşıyım. Ama Horasan'dan Anadolu'ya gelen o gönül insanları, o canlar, o Horasan erenlerinin taşıdığı damarın hoşgörü, insancıl ve barışçıl bir damar olduğunu, Anadolu'da bir barış iklimi oluşturduğunu, Anadolu irfanı dediğimiz de bu olduğunu özellikle ve özellikle hatırlatmak isterim. O nedenle de ben bu konuyla ilgili birtakım videolar çektim. Hatta Mevlana'yı da buna katarlar. Mevlana'yı ayırdım. Çünkü Mevlana bu topraklara yabancıdır. Mevlana bizim kültürümüze yabancıdır. Mevlana bildiğiniz Moğol işbirlikçisidir. Onun hikayesi ayrı. Bunların her birisinin videosunu çektim. Şayet siz bir e tarikattan bahsedecekseniz böyle bir tasavvuf geleneğinden bu Horasan erenlerinin damarıdır. Bu Hacı Bektaşi Veli damarıdır. Bu Yunus damarıdır. Bu ne bileyim işte Hacı Bayram Veli damarıdır. Somuncu Baba damarıdır. Buralarda arayacaksınız ya Allah aşkına şimdi Yunus'un hoşgörüsüne bakınız. Hacı Bayramı Veli'nin tarikat anlayışına hoşgörüsüne bakınız. Bektaşiliğe bakınız. Ama Bektaşilik bir süre sonra olacak. Bugün Alevi denen kesim ve bunlar şeytanlaştırıldıkça şeytanlaştırılacak. Ve o cani Yavuz binlerce masum Anadolu Türkünü o üfürükçü Arapçı kafaların etkisiyle eee hoca takımının etkisiyle bunları kılıçtan geçirecek. Hocam benim hocalarıma neden kızgınım? Çünkü bu tarihi bana anlatmadılar. Bu tarih bizim okullarımızda okutulmaz. Ben şimdi kendi kendime hayıflanıyorum. Ben bunu kendim okuyarak, edinerek eee elde ettim veya bu sonuçlara ulaştım. Şimdi zaman ben Türklüğe, Bektaşiliğe, Aleviliğe vurgu yaptığım zaman bunlar benim öz ve öz damarım. Bir kere buna hayıflanıyorum. İşte buna neden? Arap perestlik bize bu kadar öğretilirken, Arapperestlik bize dayatılırken, kendi özümüz olan bu canlılara bu kadar da zulm edilmiş. Neden bunu bir vicdanlı ses olarak birileri dillendirmedi? Eğer tarihle yüzleşilecekse önce bunlarla, burayla yüzleşmemiz gerekiyor. Ha Aleviliğin de kendi içinde tonları vardır. Ben işin siyasi şey tarafında değilim. Ben genel tablo üzerinden gidiyorum. Yani siyasi alevilik vesaire. O benim de katılmadığım şeyler var ama o hoşgörü damarı, Anadolu'daki hoşgörü iklimini oluşturan budur hocam. Çok kez de eee rahmetlik Neşet Emmi'den eee örnek verelim. İşte o meşrepten gelir hocam. Ondaki insancıl damara bak. Yunus'taki insancıl damara bak. Bir de sen gel bizim bugün tarikat cemaat diye bilinen malum yapılara bak. Lan bunlar hoşgörü değil. Adamı buldukları yerde keserler ya. Sadece inanmak yetmiyor. Kendileri gibi inanıp yaşamazsan sana bile hayat hakkı tanımıyor. Bu düşmanlığın böyle enteresan bir hastalıklı tarafı vardır. Geçmişi vardır. Eee, biraz bununla ilgili alıntılar yapacağım ve yerde belki vakit kalırsa bu alıntılarımdan somut örnekler sunacağım size. Ama dediğim gibi Osmanlı'da bir Türk düşmanlığı var da Osmanlı'nın kuruluş yıllarında değildir. Kuruluş yıllarında Türkmenlerle beraber kurulmuştur. Bir kere bunun altı çizilmesi gerekiyor. Birinci aşama yani herhangi bir sorun yoktur. E gayet iyi ama ikinci aşama bu işte Selçuklulardan beri gelen o damar Osmanlı'ya da intikal edince dikkat edin Osmanlı'da ilk medrese ne zaman açılıyor hocam? Orhanbey döneminde başına kim getiriliyor? Davud-u Kayseri getiriliyor. Kim bu adam? Sadrettin Konevi'nin İbn Arabi çizgisi öğrencisi ve o damar geliyor. Yani daha dakika bir, gol bir Arapça anlayış medreseye giriyor. Ama bu o kadar etki etmiyor. Bu Mısır'ın fethinden sonra işler tersine dönmeye başlıyor ve bu sefer bu iş farklı boyuta taşınıyor. O yüzden dedim yani Anadolu Selçuklularındaki Baba İshak ve Baba İlyas'ın e isyanı ki bunlarla ilgili de videolarım vardır. Onlara bakın. Daha sonradan işte bu aslında bir türlü izah edilemiyor ama yani işte köylü direnci deniliyor, şu deniliyor, bu deniliyor. Ben söyleyeyim mi bunu Türkçesini basit, en basit tanımlamasını? Yani eee Baba İlyas, Baba İshak'ın isyanından alınız işte Celali isyanlarına veya Şahkulu isyanlarına. Bu isyanlar nedir biliyor musunuz? Osmanlı'nın mültezimlerinin fakir Anadolu köylüsünü, fakirleştirilen Anadolu köylüsünü iliklerine kadar sıkıp da malını mülkünü elinden almasına yapılan isyandır. Anladınız mı bunu? Bunun Türkçesi budur. Hiç evirip kırılmadan dümdüz söyleyin. Bari öyle olsun. Dolayısıyla efendim köylü isyanıymış yok toprak isyanıymış hiç alakası yoktur. Bunlar mezhebi meşrebi kaygılardan dolayı ötekileştirilmişlerdir. Şeytanlaştırılmışlardır. Ve bunların vergileri elinden alındığı için adamın kursağına gideceğini de alıyorsun elinden. Buna isyandır. Bu mültezimlerin iltizam sisteminin yaptığı bu reayadır. Dikkat ederseniz Osmanlı idaresine göre halk. Bu reaya sistemine değindiğim videoda herhalde bu konuya biraz değinmiştim. Dolayısıyla da Osmanlı'nın kuruluşuna bakınız şimdi Anadolu'daki Türkmenlere Bağcıyan-ı Rum, Ahian-ı Rum, Abdalan-ı Rum, ne bileyim işte Bektaşiler, Haydariler, ne bileyim Kalenderiler, Sarı Saltuklar, Geyikli Babalar. Bunların her birisi Osmanlı'nın ordusunda. Osmanlıyla birlikte hareket ediyorlar. Başka bir problem yok. A bu örgütler her birisi Horasan erenlerinin çatısı altındaki yapılardır ve bunlar Osmanlı'ya destek veren insanlardır ve o Horasan eee erenlerinin damarını temsil ederler. Kuruluş böyle başladı ama her şey iyi giderken kuruluştan yaklaşık 250 yıl sonra iş tersine döndü. Dikkat edin, Anadolu'ya gelen Türkmenler eski Türk inançlarını, geleneğini taşır. Gelirken de biraz Şii soslu İslam öğretisini almıştır. Yani Hazreti Ali üzerinden şekillen ama büyük oranda o eski Horasan erenlerinin Hoca Ahmet Yesevi'den beri devam ede gelen eee ta Maturidiye kadar dayanan akılcı gönle hitap eden işte eee Anadolu'da da Yunus da kendisini bulan Mevlana'yı da buna katarlar. Ama ben Mevlana'yı her zaman ayırmışımdır. Onun videoları vardır. Merak edenler oradan bakabilirler. Sözün özü öz ve öz bizim canlarımız olan o Alevi kardeşlerimiz bugün bunlara Alevi deniliyor. Bunlar aslında Türkmenlerdir. Alevilik 19. yüzyılda ortaya çıkan bir tanımlama. Bunlar Hacı Bektaş'ı Veli öğretisinden gelirler. Bektaşilik Hacı Bektaş'ın yaşadığı dönemden sonra özellikle de 15-16. yüzyıllarda dediler bunlara. Bunlar dağıldılar ama eee siyasi olarak Bektaşilik eee yani bir şekilde yani dini eee cemaat olarak bu ötekileştirilen ve adına denen şeytanlaştırılan bu insanlar Bektaşilik içerisinde eee bir şekilde varlıklarını sürdürdüler. Bunlar olabildiğince düşmanlaştırıldığı için daha sonradan da son döneme doğru Alevi adını almışlardır. Yani o damar ta Bektaşilik'ten beri gelir. Bir kere eee bunun altını çizeyim. Bektaşilikle ilgili de videom var. Benim kanıma dokunuyor hocam. Benim ülkemde Türk düşmanlığının yapılması. Bakınız bunu söylerken tekrar tekrar tekrar vurguluyorum. Burada bir milliyetçi duyguyla hareket etmiyorum. Türk tanımlaması anayasanın 66. maddesinde açık ve nettir hocam. Bu kadar basit. Onu söylerseniz ben Atatürk milliyetçiliğini benimseyen birisiyim. Yani eğer bir milliyetçilikse öyle kafatasçılıkla falan benim işim yok. Ama ben bir yurtseverim hocam ve ben eee Arap kara gözüne gözüne kaşına hasret değilim. Bundan dolayı da kendi özümü kaybedecek kadar da kendimi kaybetmiş değilim. O ayrı, o mesele ayrı. Her ırk eee kendisini tabii ki üstün görecektir. Benim öyle de bir takıntım yok üstelik. Ama kendi e ülkesinde parya konuma düşürülen öz ve öz bizim canlarımız. Neden? Çünkü bunlar resmi ideolojinin benimsediği mezhebe, meşrebe yani devlet mezhebine uymuyor. Vay bunlar Şah İsmail'in propagandasına açıklardır diye bu insanları böylece şeytanlaştırıp bunları kıyımdan geçirmişler. Ve o yüzden de bugün dikkat edin Alevilik nerede kalmıştır? Anadolu'nun izbe ücra yerlerinde ya da Balkanlarında. Ben Balkanlara gittim. Orada bu Alevi gelenek eee Bektaşi gelenek daha doğrusu orada Bektaşilik eee çok daha eee baskın ve hala devam ediyor. Neden Anadolu'da yok? Olmaz hocam. Mesela hiç düşündünüz mü? Amasya'yı çıkarın. Manisa'yı çıkarın. Buralar şehzade şehri. Bursa Osmanlı'ya başkentlik yaptı. İstanbul hakeza öyle. Edirne'yi çıkarın. Anadolu'da Osmanlı'nın kivi çaktığına dair bir örnek gösterin. Hocam neden çakmaz? Çünkü orada Türk yaşıyor. Hocam etrak-ı bir idrak. Yani etrak-ı bir idrak ne demek biliyor musun? Eee, bunlar eee idraksız, akılsız, kaba bu anlamlarda kullanılır. Türklük, Türk kelimesi hakaret olarak anılıyordu biliyor musunuz bunu? Bu tiplere neden gelip de adam yatırım yapacak? Bu mezhebi farklılık, eee, nizami medreselerin etkisiyle ta Selçuklu'dan beri devam ede gelen bir damar var. Bu damar Selçuklu yıkıldıktan sonra Anadolu'da varlığını sürdürmüş. Osmanlı'nın kuruluşuna katılmış. Ama Osmanlı kendisini kuran bu Türk unsurlara, az önce saydığım Türk unsurlara sonradan sırtını dönmüştür ve böyle bir Osmanlı hikayesiyle karşı karşıyayız. Ama Türk düşmanlığının ne zaman ortaya çıktığına dair böyle net tarih verememekle beraber az önce söylediğim örneklerle birlikte Mısır'ın fethinden sonra artarak devam ettiğini görüyoruz. Yani içeriden düşmanlığın hikayesi bu. Dışarıdaki de daha çok Haçlı seferleriyle alakalı. Çünkü Anadolu Selçukluları bunların anasını ağlatmıştı. Benim tarih veya siyer anlatımlarım da genelde şeyden bahsederim. Arap İslam ve Türk İslam tarihindeki önemli kırılmalardan hatırlayın. E işte eee Arap İslam tarihindeki önemli kırılmanın 847 Hanbeli devrimi olduğu yani dogmatik, sünnici, katı, yobaz böyle eee yani aslı aslı, kestiği kestik. Kendisinden başka hiçbir varlığa eee veya düşünceye hayat hakkı tanımayan bir yapı. Bu katı Hanbelilik işte İbn Teymiye çizgisi. O Arapça bugünkü işte vehabilikin değişik versiyonu. Ne o Hanbeli de diyebilirsiniz hani 3 aşağı beş yukarı vehabilere bir böyle bir damar var. Daha sonradan Türklerle beraber eee Türk İslam tarihinde en önemli kırılmalardan birisi vezir eee el-Kündürî'nin uzaklaştırılması ve yerine Nizamül Mülk'ün getirilmesi ki geçen bir iki videonun konusuydu. Bu Türkleri Arapça sünniliğe kaydırma hatta Şafiiliğe, Şafiilik eee daha çok Arap yorumudur. O katı dogmatik sünniciliğe kaydırmak oldu. Ama Türkler Eşariliği benimsemekle birlikte Maturidilikten de tamam kopamadılar. İtikatta Maturidi, amelde Eşari vesair böyle bir eee ikilemli yapı çıktı. Yani tam tutmadı yani maya bir türlü tutmadı ama Eşarilik üç aşağı beş yukarı tuttu da Şafiilik tutmadı. Dikkat edin. İşte bu Türk tarihindeki ilk önemli kırılmadır. İkinci önemli kırılma eee Mısır'ın fethidir. Neden? Çünkü Mısır'ın fethi bütün paradigmayı değiştirdi. O Mısır'ın fethi ile birlikte biz artık kendi köklerimizden koptuk. Arapların dünyasını da kontrol altına alacağız diye kendimizi kaybettik. Ve böylece Arap İslam yorumu Mısır'ın fethi ile beraber zaten gelecektir. Eee, Osmanlı'nın medreselerinde ve Osmanlı dini hayatında yeni bir eee, dönemi başlatacaktır. Bu İslam Arap İslam tarihinde veya genel İslam tarihinde üç kırılma ama Türk İslam tarihinde ikinci kırılmadır. Türk İslam tarihindeki 3. kırılma ne zamandır? Cumhuriyetledir. Mustafa Kemal'dir. Ama fazla uzun ömürlü olmadı. Maalesef tekrar eskiye dönüldüğü için bugün bu sancıları çekiyoruz. İşte benim de size bugün Mısır'ın fethinden sonra ortaya çıkan yapıyla ilgili birtakım hususlara değinip de eee Türklerin nasıl dışlandığını eee Osmanlı idaresinde o öve öve bitiremedikleri cani Osmanlı padişahlarının nasıl bir Türk düşmanı olduklarını hele hele Osmanlı padişahlarının devşirip de Osmanlı'nın belli kademelerine gelen bu devşirmelerin mesela Kuyucu Murat Paşa gibi eee canilerin veya Yavuz gibi bir caninin nasıl böyle zıvanadan çıktığını bunları anlatacağım size. O nedenle de bu katı dogmatik sünnicilik bize Mısır'ın fethinden sonra iyice yerleşen ve kökleşen bir hastalıklı yorumdur. Ama bu yorum aslında Osmanlı medreselerine ta Selçuklulardan bir gelenektir de ama bu 1000 yıl böyle devam etti. İşte ondan sonra bunlar iktidara nüfuz ettiler. Hatırlayın benim geçmişte Çivizadelerle ilgili bir videom vardır. O Çivizadelerle ilgili eee Şeyhülislamlar vardı. Çivizadeleri, İsrafil Balcı. Çivizadeler yazın çıkar internette karşınıza. Ve aynı zamanda İsrafil Balcı, Kadızadeler yazın çıkar. Çivizadeler. Daha sonra Kadızadelilere bakın. Bunlar Mısır'da eğitim almışlar. Zaten Yavuz oradan eee Mısır ulemasını almış İstanbul'a getirmiştir. Bu ulema artık medreseyi eee konsolide edecektir. 15., 16., 17., 18. yüzyıllar bu dogmatik sünnicilik ve Arapçı sünnicilik, katı dogmatik sünnicilik Osmanlı dini ve aynı zamanda ilmi hayatı, ilmiye hayatını da idare edecektir ve bunlar iktidara eklemlenecekler ve böylece Mısır'ın fethi ile beraber artık iyice kendi borularını öttürmeye başlayacak ve her seferinde devletin başına bela olacaklardır. İşte Mustafa Kemal bunu gördüğü için cumhuriyette yeni bir soluk getirdi ama maalesef fazla uzun ömürlü olmadı. Böylece Osmanlı padişahlarını da kendi eee etkileri altına alınca çünkü dini konsolide ediyor adam. Eğitimi konsolide ediyor. Hukuku medrese ulema, ilmiye sınıfı kontrol ediyor. Zaten hukuk dediğin nedir? İslam hukuku. Eee, bir fetva veriyorsun işi bitiriyorsun. İşte fetvalarla Anadolu'daki masum bugün Alevi dediğimiz ama geçmişte diye şeytanlaştırılan Bektaşi geleneğinden gelen resmi eee din söylemini benimsemeyen veya resmi ideoloji dogmatik sünniciliği benimsemeyen bu masum insanları suçsuz günahsız yere kadın çocuk demeden hocam katlettiler ya. Ve biz bunun hikayesini bilmiyoruz hocam. Şimdi ben bunları dile getirdiğim için birtakım hokkabazlar da kalkıyorlar beni Alevilikle suçluyorlar. Bilmem Alevi de olabilirim. Ulan dogmatik sünnici olana kadar Alevi olmayı tercih ederim de ben o damardan gelmiyorum. Ben Artvinliyim. Artvin geçiş bölgesidir. Artvin'de Lazlar var, Gürcüler var. Kimisi beni Gürcü zannediyor. Ben Gürcü değilim. Gürcüce bilmem. Laz da değilim ben. Öz ve öz Türk'üm. Azerbaycan üzerinden gelmişler. Bizimkiler eee Artvin bölgesinde orada dediğimiz gibi Türkmenler vardı. Ben öz ve öz bu damardan gelirim. Daha bunu bilmiyor. Ya beni Gürcülükle suçluyor. Türklüğe vurgu yapınca, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlık vurgusu yapınca ya beni bununla suçluyor birtakım hasta ruhlular ya da Alevilikle. Ben Aleviliği ilahiyata geldiğim zaman duydum. Yani daha öncesinde bilmiyordum ama bunlar o kadar cahil, o kadar eee bu kesime karşı yabancı, o kadar bu kesim onların gözünde şeytanlaştırılmış, ötekileştirilmiş ki anlatamam. Benim bir yıllık bir öğretmenlik tecrübem var. Tokat'ta bir Alevi beldesindeydim. Ben o insanlardaki hoşgörüyü, o sıcaklığı, o güzelliği hiçbir yerde göremedim. Hocam kendi fakültemde de göremedim desem abartmış olmam. Eee, yediğim soruşturmaların dosyaları böyle önünüze getirsem görürsünüz. Ne olduğunu. O yüzden hiç böyle duygusal bakmam, duygusal konuşmam. Benim öyle bir tarzım yok. Bana şunu yaptılar, bunu yaptılar deyip de bunun da ağlamasını yapmam. Dik gezebiliyorsam eğilmediğim içindir. O yüzden de onlar bildiklerini okudular. Biz yolumuza devam ettik. Ama ben bunları şimdi bir ilmi namus gereği, bir vicdan sahibi olmaya aday birisi olarak ve bilim namusu gereği dile getirmek durumundayım. Bunlar bizim sorunumuz. Ben Sünni geleneğin kodlarıyla yetişmiş birisiyim. Ama bu kesim maalesef ve maalesef Sünniler tarafından adeta şeytanlaştırılmışlardır. Maalesef Osmanlı'da zaten üst düzey kadrolara gelemezlerdi. Bugün bile öyledir. Siz bir tane Alevi rektör görebilir misiniz hocam? Mümkün mü? Yeter ki tarikatçı olsun. Türklerin Anadolu'ya taşıdığı o hoşgörü damarını da aldılar kendilerine çevirdiler. Ve bu dogmatik eee katı Sünni tarikatları da getirmişler. Hoşgörü sembolü diye bize dayatıyorlar. Bir de Anadolu irfanı diyorlar utanmadan. Anadolu irfanı dediğimiz irfan nedir? Yunus'ta. İşte onu müşahhas örneği olduğu için yakın dönem Anadolu erenlerinin devamı Neşet Ertaş'ta görürsün. Veya Anadolu abdallarında görürsün hocam. Yok Alevinin kestiği yenmez, yok bilmem şöyle. Bunlar hep böyle şeytanlaştırılmıştı. İşte zaman da geçende de bir bir Suriye'den gelen bir sığıntı, bir rezil yani TRT Arapçada mı World'da bir yerde mi çalışıyormuş? Alevilerle ilgili bak neleri söyledi. O çirkin yakıştırmaların arkasında hep bu şeytanlaştırma vardır. Türkler ne zaman namussuz bir hayat yaşamışlardı? Bunun örneğini gösterebilir misiniz bana? Siz kimi kandırıyorsunuz da çok özür dileyerek söyleyeyim. O kardeşlerimden özür diliyorum. Mum söndü gibi birtakım eee hezeyanları kalkıyorsunuz da bunlarla bu kesimi suçluyorsunuz. Siz onların elinde su dökemezsiniz. Eğer yani bir özür dilenecek bir şey varsa Sünniliğim nedeniyle ben bunlardan özür dilerim bu camiadan ama benim özrüm bir anlam ifade etmez. Anlatabildim mi? Benim derdim bu. Kendi toplumuna, kendi tarihine, kendi kültürüne yabancı düşman Arab tarihine, Arab kültürüne, Arabın fistanına, Arab bastonuna, Arab şalvarına, şalvarı da yok. O da uydurma bir şey de sarığına aşık kendini kaybetmiş bir Arapperest dambaz takım türedi. Arabı sevmek iman da almış. Hadi oradan be. Peygamberinin çocuklarını doğradılar. Git sev onları o zaman. İstediğin kadar sevebilirsin. Böylesine enteresan bir şey. Bu konu tabii çok su götüren bir konu. Onu belirteyim. Çok su götüren bir konudur. Ben Osmanlı'nın buna nasıl teşne bir tutum takındığını ve nasıl böyle eee adeta bir eee Türk düşmanlığının saplantıya dönüştüğünü de anlatmaya çalışmak istiyorum. O yüzden eee aklıma çok şey geliyor da bazılarını hızlı geçeceğim. Çünkü Osmanlı'nın benimsemiş olduğu Arap İslam yorumu ve aynı zamanda katı dogmatik sünnicilik Türklerin benimsediği hoşgörü anlayışına uymuyor. Din anlayışına uymuyor hocam. Fakat iktidar eliyle bunları sünnileştireceksiniz. Sünnileştirilemeyince en iyi Türk ölü Türk mantığıyla hareket edilmiştir. Anlatabildim mi? Siyasi söyleme kaçmasın diye bazı şeyleri eee ifade etmek istemiyorum. Efendim Güneydoğu'da bir kesimin efendim zulmedildi, zulmedildi. Asıl zulmü kendi insanımızı anlatamamışız. Siz gelin de zulmü görün. Ve kalkmışlar bugün bana, "Ben Arap tarihini de bilen adamım." Yani Arapları şirin göstermeye çalışıyorsunuz. Arap düşmanı da değilim. Öyle de bir hiç öyle bir tarakta bezim de yoktu. Ama bir insan bu kadar yanlışta ısrar etmez. Etmemeli. Hocam ta Selçuklu medrese geleneğinden beri bu resmi söyleme bu kalıba sığmayan veya kendilerini bu yapının dışında gören Anadolu'daki Türkler adeta hor görüldüler. Şeytanlaştırıldılar. Düşman gözüktüler. İşte Mısır'ın fethi aynı zamanda bize bir de demin ifade ettiğim gibi medrese kültürünü getirdi. Bu çok önemli. Vurguladım zaten. Bunun yanında 1 de halifelik belasıyla karşı karşıya geldik. Hani diyordu ya adamın birisi, "Keşke Yunan gelseydi. Keşke böyle bir şey olmasaydı da başımıza bu halifelik belası kalmasaydı. Bu çakma kukla halifelik ama geldi başımıza bela oldu. Burada bir başka bir hikaye daha vardır. Biz buna Mısır'ın fethi diyoruz arkadaşlar. Niye biz Mısır'ın fethi diyoruz ki? Onlar da Kıpçak Türkleriydi. Memluklular. O da Türk düşmanlığının farklı bir boyutu. Neyse oraya girmeyeyim. Dolayısıyla da Mısır'da İbn Teymiye'nin hayatını da anlattım ben size. İbn Teymiye çizgisi baskındır. O işte Çivizadelere oradan da İstanbul'a gelmiştir. İşte bu çizgi katı dogmatik Hanbeli çizgisidir. Ve bunun en şey örneği de Kadızadelerdir. Osmanlı bunları bir ara Sivas'a sürüyor. Dönüyorlar yine bir şekilde eklemleniyorlar ve sonunda devletin anasını ağlatıyor. Bu bu kesim bugün de hızla bunların peşine gidiyoruz. Hızla ama freni de patladı hocam. Arabanın freni patladı. Tutmuyor artık. Freni tutmuyor. Gidiyoruz bakalım nereye kadar. Rahmetlik Cem Karaca. O yüzden diyorum bindik bir alamete. Gedeyoz kıyamete misali. Ben de dilimin döndüğünce kimseyi üzmeden, incitmeden, kimsenin ırkı mezhebi meşrebine dokunmadan ifadelerimi özenle seçmeye çalışıyorum ve biraz böyle tereddütlü ifadelerde kullanıyorum. Aman bir şey yanlış anlaşılma olmasın diye. Ama ilmin namusu gereği bunu da dile getirmek durumundayım. Biz hep hikayeyi sevgili dostlarım eee avcıdan dinledik. Bir aslan hikaye dinlemedik. Alevi meşrepten gelen çok önemli eee insanların eserlerinde okudum ben. Onlar söylüyorlar ama onları bu kesim şöyle suçluyor. Bunlar eee kendilerine mağdur edebiyatı yapıyorlar diye. Bizde şöyle bir yanılgı vardı. Beni niye sevmiyorlar hocam? İslam'ın erken dönemindeki kapatılan defoları da e açarak bak kitabın bir yüzünü göstermişler. Öbür yüzünde de bu var. Gel kitabın ortasından okuyalım. İki yüzünden okuyalım ve ortasından okuyalım dediğim için beni kabullenemiyorlar. Aynı şekilde bu insanlar da onlara yapılanlar ya bunlar kendilerini mağdur edebiyatı rolüne bürünüyorlar. O yüzden böyle. Hayır hocam daha alası, daha valası vardır. Az buçuk Osmanlı tarihi kitaplarını okursanız burada bunları görürsünüz ki birazdan da zaten bunlardan örnek vereceğim. Dikkat edin Mısır'ın fethinden sonra Yavuz hemen halifeliği almıyor. Halife sıfatını ilk başta kullanmıyorlar. Hatta Osmanlı'da halifelikle ilgili de videom vardı. Yani ben epey dersimi çalıştım bu konularda. Dolayısıyla da keşke bunları böyle numaralandırsam da şu videodan sonra şunu şundan sonra şunu izleseniz diye. Aslında böyle içinde şey yapmak lazım. Kategorize etmek lazım ama o kadar vaktim yok benim. Bu halifelik gömleğini de sırtımıza geçirme kararı aldıktan sonra neden aldık bunu? Çünkü Mısır uleması yah halifelik biz Arapları böyle kontrol ederiz diye üfürdü bizim idarecilerin kulaklarına. Ulan bunlar da hakikaten de olur mu? Olur. Böylece bir taraftan hilafetperestlik, bir taraftan Arapperestlik, öte yandan eee devşirmeler derken arada olan Anadolu köylüsüne oldu. Anadolu Türkmenine oldu. Osmanlı'yı kuran Türkmenler kendi yurtlarında ötekileştirildiler ve ötekileştirilmek yetmiyor. Resmen Yavuz tarafından adeta doğrandılar hocam. Dolayısıyla da biz bakınız Osmanlı penceresinden bakıyoruz. Neticede Osmanlı torunuyuz. O yüzden de Mısır'ın fethi diyoruz. Fetih neydi? Hani gayrimüslimleri fethediyorduk. Mısır'da senin gibi Müslüman. Hanefi. Üstelik. Bakınız eee Selçuklular eee 1157'de yıkılıyor. Ondan sonra Selçukluların atabeylik sistemi yani valilikleri işte Musul gibi, ne bileyim işte eee Halep gibi, Dımaşk gibi yerlerde vardı. Zengi hanedanından yardım istediler. Mısır'daki Fatimiler. O da Eyyubileri gönderdi ve eee Eyyubiler burada Fatimileri eee yıktılar. 90 yıl sonra Eyyubiler eee siyasi güçlerini tükettiler. İşte 1250'lerde buraya Memluklar, Eyyubilerin ve oraya gönderilen Türk askerlerin eee ordusunda bulunan Türkmen Türkler, Kıpçak Türkleri burada iktidarı ele geçirdiler. İşte buna da Memluklular dediler. Memluk devleti. Mülk. Memluk demek z köle, kölemenler. Ama bu Türk devleti. Bu 1517'ye kadar geldi. 1250'lerden 1517'ye kadar. Bunlar halifeliği tekrar ihya ettiler. Hani Memluklar, Moğolları yendiler ya. Abbasiler de halifeliğin eee canını okumuştu ya. Bunlar Memluk köle olduğu için ve Arap olmadıkları için, Arap dünyasında kabul görmedikleri için halifeliği biz yeniden ihya ediyoruz deyip de böylece halifelik kisvesiyle çakma bir halifelik kurdular ve Arap dünyasına hakim olmak istediler. Böylece kukla halifelik kuruldu. Osmanlı bunu gördüğü için ve güçlü olduğu için buna zaten hiç tenezzül etmedi. Ama daha sonradan yahu biz bu halifeliği ihya edelim anlayışı çıkınca yavaş yavaş ara ara kimi eee belgelerde Osmanlı halifeleri padişahlarının halife sıfatının kullandıklarında görüyoruz. Halifelik bir daha son döneme doğru köpürtülmeye başlamıştır. Yani Osmanlı eee özellikle Ruslara karşı 18. yüzyıldan sonra artık iyice zayıflamaya başlayınca halifelik kartıyla İslam dünyasını sanki tutmaya çalıştı. O da eee bir fayda vermediğini görürsünüz. Dolayısıyla de hikayesi budur bunun. Böylece Mısır'ın fethiyle birlikte eee kukla halifeliği de İstanbul'a getirdik. Hatta Yavuz o aldığı halifeyi Yedi Kule zindanına kapatmıştı. Ondan sonra Kanuni geldi bunu Mısır'a gönderdi. Tekrar yurduna gönderdi. Yani Osmanlı buna zaten bakmıyordu. Tenezzül etmiyordu. Sonradan halifelik köpürtüldü ve köpürtülünce de şöyle dendi. Efendim güya son halife yani Osmanlı'nın fethettiği zaman Mısır'daki halife töreninde İstanbul'da şeye Yavuz'a halifeliği vermiş. Bu tam bir uyduruktur, uydurma bir şeydir. Bunu İslam Ansiklopedisi'ndeki halifelik maddesini okursanız burada da görürsünüz. Böylece kafa şu: Biz Arapçı ve hilafetperest bir politika güdersek Arapları bir potada tutarız. Mantık buydu. Ve bunu halifelere işlediler. O yüzden de bu kalıba uymayan Anadolu Türklerini de adeta bildiğiniz şeytanlaştırdılar. Hikayenin özü budur ve muazzam bir Türk düşmanlığı başladı. Hatta halifelikle beraber adeta bu iş bir kıyıma dönüştü. Nitekim de Yavuz'un Doğu seferine bakınız. Onun akıl hocası vardı. İdris-i Bitlisi. Belki bir ileride bir ara bu adamı biraz anlatırım size. Bu İdris-i Bitlisi'nin Yavuz'u da iyice üflemesi ve doldurması ile çünkü Güneydoğu Anadolu'da bazı aşiretlerin alınmasında onun katkısı vardır. Yavuz da ona bol ihsanlar vermiştir. Çünkü Şah İsmail de onu kendi tarafına çekmek istemiş ama o tarafa gitmemiştir. O yüzden de Yavuz onu beslemiş. O da eee bölgedeki aşiretleri Osmanlı'ya bağlamış ve bunun üfürmesiyle Yavuz binlerce Anadolu Türkü katletti ve bu adam İran içlerinden Kürtleri getirirken Anadolu'ya buradaki Türkmenleri geri kaçırmışlardır. Hocam işte ondan sonra da bunlar eee Şah İsmail'in propagandasına alet oluyorlar diye Safevilere Şii propagandaya diye bunları şeytanlaştırmışlardır. Bu işin arka planında bir de böyle bir şey vardır. Böylece Arapça din anlayışı ve halifelik gelip de devlet politikasının merkezine oturunca ve dogmatik sünnicilikte devletin eee dini olunca bu kalıba uymayan Anadolu'daki Türkmenler yani gayrimüslimlerde sorun yok. Türkmenler büyük bir eee kıyıma uğradılar ve Türk düşmanlığı bu halifeliğin kullanılmasıyla daha da artmıştı. Böylece başlangıçta Türkler sayesinde yükselen imparatorluk artık muazzam bir Türk düşmanıdır. Ve eee bu noktaya gelinmesinde de söylemeye çalıştığım gibi din gerçekten de çok ciddi bir şekilde eee rol oynamıştır. Gerçi eee Anadolu'ya gelen Türkmenler yine de o Horasan'dan getirdikleri inançlarını sürdürmeye çalışmışlar. Ama bunlar izbe yerlerde kalıp da unutulanlar, radara takılabilecek, etkiye girebilecek alanda olanların zaten canını okudular hocam. Ya kaçırdılar ya öldürdüler. Anadolu'da kalanlar böyle izbe yerlerde kalan tek tük adamlar. Yani buradaki temel sebeplerden birisi de Şah İsmail. Çünkü Şah İsmail'le bir problemimiz var bizim. Onun propagandasının etkisinde kalıyorlar. Suçlamasıyla da düşün adam mülhitlerle yani dinden çıkmışlarla biz eee mücadele ediyoruz diye fetva çıkarıyor. Öyle yola çıkıyor herif. Çıkarken de önüne geleni o yüzden tıraşlıyor adeta. Mustafa Kemal daha önceden de anlattım ya size bir eee canlı yayında Mustafa Kemal milli mücadele düşmanlarını işbirlikçileri, emperyalistleri astı diye vay efendim din elden gidiyor. Cani gösteriyorsunuz. Ulan bir gidin Yavuz'un Anadolu'da kestiği Türklere bakın. Y o Osmanlı padişahlarının caniliklerinin sadece bir kısmını anlattım bir derste. Niye bunları gündeme getirmiyorsunuz? Yok. Osmanlı padişahı yaparsa sorun yok hocam. Veya işte Arapterest bir anlayış tarikatlar bugün dinin üzerinde istedikleri gibi tepinir. İstedikleri herzeyi istedikleri ahlaksızlığı yapsalar da yaparlar. Sen yaparsan suç yarın dini değerlere hakaretten sana dava açılır. Adam gider çocuk tecavüzü yapar. 6 yaşındaki, 8 yaşındaki çocuğu götürür evlendirir. Birbirlerini karılarıyla şeyhine sunan adamlar var. Bu gibi rezillikleri görürsünüz. Bak bunların hiçbiri gözüküyor mu? Adam peygamber hala mezarda eşleriyle zevkleniyor diyecek kadar zıvanadan çıkmış tipleri görüyorsunuz. Cenneti adeta bir seks shopa çevirdiler. Yani böylesine korkunç bir kirli bir dil var. Hiç bir tanesine ses çıkıyor mu? Bir ben kullanayım böyle dili de bir görün bak ne oluyor o zaman. Onlar ne yaparlarsa mübah gözükmüştür. İşte Yavuz'un akıl hocalarından birisi de bu İdris-i Bitlisi'dir. Üzerinde eee epey etkisi vardır. Arapçı ve ümmetçi bir yapı hayal etmektedir. Ve deyim yerinde ise Arapları kontrol etme sevdası ve Mısır'dan getirilen ulemanın da din konusundaki eee etkisiyle beraber artık Osmanlı idaresi büyük oranda bu anlayışa doğru evrilince eee artık araperest bir anlayış eee geldi. Resmi din oldu. Bugün bunların uzantılarını da görürsünüz. İşte o uzantılar eee demin Cem'in söylediği gibi 1900'lerin başlarında da böyleydi. Hayır hocam oradan 350 yıl yıkılıştan 300-350 yıl kadar geriye git hep böyledir hocam. Ve bu bu değişmemiştir. Bu resmi devlet politikası olmuştur. Ama bunun yerine Arapçılık öne çıkarılmıştır. Arapçılığı Arap çağının dildeki etkisinde de görürsünüz. Neden 12. asırdaki Yunus'un şiirini anlıyorsun da 18. yüzyıldaki Osmanlı metnini anlayamıyorsun hocam. İşte gör Arapçanın etkisini ama bunlara göre Arapça kutsal dil gibi, cennet dili, bilmem eee Allah'ın dili gibi gösterilen. Böylece medresenin Arapça ile beraber eee ve din üzerindeki tasallutunu görüyorsunuz. Edebiyat dili de zaten Selçuklu'dan beri Farsça olduğu için Türkçe Arapça ve Farsçanın etkisinde kalarak adeta bir melez eee dine dönüştü ve Osmanlıca dedik işte buna. Anadolu halkı yine Türkçe kullanırken artık saray ve resmi dil, ilmiye dili giderek giderek o Mısır'dan sonra tamamen Araplaşacaktır. Arapça olacaktır. Bu anlamda devlet politikası güdülünce biraz da korkudan Türklük bilinci ve Türkçe konuşma da büyük oranda kayboldu. O yüzden de garip bir dil çıktı ortaya. Oysa bir dil eee toplumun hafızasıdır. Durum giderek bu noktaya gelirken Türk kelimesi bile ne olacaktır hocam? Yasaklanacaktır. Nitekim de Türküm, Türkmenim demek bu safahalardan sonra anlamında kullanılacaktır. Kimdi kızılbaşlar? Hocam Safeviye tarikatı Şeyh Cüneyd eee Cüneyd 12 dilimli eee başlık örtmüştü. Kırmızı başlık yani 12 imamı temsilen. Buradan bir ifadesi kullanıldı. Bu kızılbaşlar için az önce söylemeye çalıştığım gibi dilim varmadığı için söyleyemediğim birçok ahlaksızca söylemi devlet eliyle veya ilmiye sınıfının eliyle pazarladılar ve bu insanları böyle halkın gözünde ötekileştirdiler. Ben benim memleketimde duymuşum bazı kişilerde seni gidi seni tanımlamaların olduğunu duymuşumdur. Hani seni Dürzi derler ya bak buraya kadar gelmiştir iş. Çocukluğumda benim belleğimde var bu ifade. Dolayısıyla da böylesine devlet tarafından ötekileştirilmişlerdir. Hatta Naima tarihini okursanız eee Kuyucu Murat Paşa'nın sırf Türk olduğu için bu Kuyucu Murat Paşa Osmanlı'da sadrazamlık yapmıştır ve 158.000 Türkmeni öldürdüğünü söyler. Anadolu Türkünü öldürdüğünü söyler. 1606 ile 1611 yılları arasında 1. Ahmet döneminde sadrazamlık yapmış. Ondan önce de çeşitli makamlara getirilmiştir. Bu bir devşirmedir. Bunun gibi nice devşirmeler. Nice nice devşirmeler. Muazzam bir Türk alerjisi vardır bunlarda ve Türk düşmanıdırlar. İşte en önemli amillerden birisi de bu Türk düşmanlığının budur. Demek ki ilmiye sınıfı dedim, Arapçı zihniyet dedim. Medrese zihniyeti dedim ve Mısır'ın fethiyle birlikte gelen bu damar dedim. Yani Türklüğün ötekileştirilmesinde eee ve şeytanlaştırılmasının arka planındaki iddia bu. Nitekim de bu ilmiye sınıfına da yansıyor ve 15., 16., 17., 18.'e özellikle de 16., 17., 18., 19. yüzyıllarda Türk demek aşağılık demektir hocam. Türkü Osmanlı uleması Araplarda böyle ü harfi yoktur. Terk der. Terk etrak. Bunun çoğulu eee bu şekilde ifade ederlerdi. Etrak-ı bir idrak aptal Türk demektir. Aptal Türkler. Bu şekilde Arapçadaki bu kelime Türklere bu şekilde yakıştırılmıştır. Ve bunlar kaba eee ne bileyim anlamaz, cahil, nokran, işte çöl bedevisi deriz ya. Bu tip sıfatlarla yakıştırılır. İddialara göre de bunu ilk kez de böyle bir ifadeyi kullanan ben Osmanlı tarihçisi değilim. Okuduklarım gördüğüm kadarıyla yanlış olursa düzeltebilirsiniz. Hoca Saadettin tarafından söylendiği iddia edilir. Tac-ı Tevarih adlı eserinde Türkleri aşağılayan birçok ifadeleri vardır. Önüme aldım. Eee, izninizle buradan okuyacağım. Mesela Türklerle ilgili tanımlamalardan birkaç örnek. Ulema bak nahi Türk hilebaz Türk Türk'ü böyle görüyor. Akılsız Türk aptal Türk kudurmuş kurt aşağılık türediler, sırtlan, anlayışsız kaltaban napak Türkma. Napak demek yani eee pak olmayan yani nesebi pis varlık işte bu anlamda bu gibi sıfatlar kullanılıyor. Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Mesela harı nadan bilgisiz kaba cahil. Böyle dalu mudil yani dal demek yani sapıtmış dinsiz. Bunları böyle ötekileştiriyorlar. Rafizi rafizi demek aşırı gulat şiiler için kullanılır. Yani dinden çıkmış yani İslam kaidelerinin tamamen dışına çıkmış. Yani sapıtmış bu Türkçesi bu. Bunun bağ. Niye asi bu adamlar?

Hocam? Çünkü sen bu adamların elindeki ekmeğini alıyorsun hocam. En sonu kedinin üzerine gidersin gidersin eee suratına sıçrar misali. İsyan edince de bu sefer oluyorsunuz. Bağ üst makamlara gelmiş, yetişmiş ve aynı zamanda pek çok önemli devlet adamı, şair ve kalem erbabının iktidar rüzgarını da arkasına almasıyla beraber Türklüğe hakaret içeren sözler bu şekilde kaynaklara girmeye başlamıştır.

Sevgili dostlarım, mesela tarihçi Naima'ya göre Türk, az önce de söylediğim gibi, azgın, çirkin, kaba ve cahildir. Hafız Hamdi Çelebi vardır. Ha, bu adamı bir size tanıtacağım. Bu adam enteresan. Bunun şiirleri vardır. Türkler aleyhine şiiri vardı. Koca bir şiiri. "Baban bile olsa Türkü gördüğün yerde öldüreceksin" diyor adam. Baban bile olsa. Bu adam, II. Bayezid döneminde Divan-ı Hümayun katibidir. Önemli bir makama gelmiştir. Yani o dönemlerde yaşamış. Mehmet Ali Aynî'nin milliyetçilik kitabında bunun şiiri. Hatta "Türkçe ile Türk düşmanlığı" şeklinde bir makale okumuştum vaktiyle. Oralarda da görebilirsiniz. Orada da vardı. Ben ilk oradan okumuştum. Sonra kaynağa da bakmıştım. Şiirinin bir bölümünde eee izninizle buradan okuyacağım. Bakınız neler söylüyor. Yani mealini söylerim de kendi ifadeleriyle.

"Devri ezelden beri şahım eflak zemm olur alem içinde etrak." Diyor ki: "Padişahım, kainatın yaratılışından bu yana Türkler bu dünyada hep kötülenmiştir, kötüdürler."

"Vermemiş Türke hüda hiç idrak. Aklı evvel de olursa bibak. Ukdul Türke veevk ebak ukdul katlet. Türk'ü katlet. Velevke. Baban da olsa Türkü katlet" diyor. Türkçeleştirelim yani sadeleştirelim. Allah Türk'e hiç anlayış, akıl vermemiştir. Türk çok akıllı olsa bile pervasızdır. Deminki ifade, yani şu "aklı evvel de olsa bir bak" pervasızdır. "Babam bile olsa Türkü öldür." Görüyor musunuz hocam? Bu adam çok önemli bir makama geliyor hocam. Nasıl hocam?

Ecdadımız Osmanlı torunuydu. Siz olabilirsiniz Osmanlı torunu. Hocam, ben ilgilenmiyorum. Ben öyle cellat ruhlu insanların torunu olmak istemiyorum. Kaldı ki eee padişah eee Reşat bile 19 kardeşini öldüren padişahın mezarına gitmeyecektir. Yani kabullenemeyecektir. Oğlu gitmeyecektir. Yani kendileri bile o zulümleri kabullenemiyorlar.

Bir eee kubbe daha okuyayım. "Dedi ol kan-ı kerem. Bak dedi ol kan-ı kerem. Şah-ı celal Türkü katle eyleyiniz. Kanı helal daim oldu. Bunların işi dalal." Ne diyor? Şu namussuzluğa bakınız hocam. O iyilik kaynağı yüce peygamber dedi ki, bak namussuzluk burada. Türkü öldürünüz, kanı helaldir. Bunların işi sürekli sapıklık olmuştur. Görebiliyor musunuz? Türk'ü öldür diyor. Velev ki baban olsa diyor. Koçi Bey, biliyorsunuz reform başlatmıştı. Bir de bu da mesela eee şeydir. Devşirme mi? Mezhepsiz ecnebîdir ona göre Türk. Mezhepsiz, kendilerinin mezhebi sağlam. Ecnebî. Sadrazam eee Kuyucu Murat'a göre ise Türk, boynu vurulması gereken pis varlıktır. İşte bak 158.000 Osmanlı kayıtlarına eğer yani tabii ki abort olur. Bunun mutlaka çetelesi tutulmuş değil ama Yavuz'un öldürdüklerine bakınız. Hoca Saadettin, demin bir alıntıyı yaptık. "Türk leştir" diyor. "Hilebazdır" diyor. "Aşağılıktır" diyor. Nafî'ye göre şair, şairinden edibine hepsi böyle. "Allah Türk'e irfan pınarını kapamıştır, yasaklamıştır" diyor Yunus. Bu ifade, irfan pınarının. Gelin kararı siz verinler. Şuraya danışın, kararı verin. Şair Baki'ye göre Türk kabadır. Nice nice bunları internetlerde de bulursunuz, onu da söyleyeyim size. Aksaraylı Kerimeddin Mahmut'a göre Türk, hunhar köpektir hocam ve melundur. Şeytandır. Bunlardan iç hesap soruldu mu? Sen bir Osmanlı padişahının diyelim ki böyle bir yanından yakınından geçsen, onun kılına zarar verse senin, yani ağzına ederler. Bunlara bir şey söyleniyor mu hocam? Bak Türklük nereden nereye geliyor? Merzifonlu Seyit Abdurrahman Eşref'e göre Türk neymiş hocam? Eşsiz bir gaddardır. Görebiliyor musunuz? Tokatlı Nuri'ye göre Türk, şehir dili bilmez hayvandır hocam. Çünkü bunlar şehirlere, şehir dili dediğiniz o Osmanlıca karmakarışık, bunlar öz Türkçeyi kullanıyorlar ya. Tokatlı Nuri böyle diyor. Taşlıcalı Yahya'ya göre soyu kuruyasıca varlıktır bu Türkler. Görebiliyor musunuz? Gelibolulu Mustafa Ali'ye göre pasaklı ve çirkin varlıktır bunlar. Biraz daha sayayım mı size? Nasıl hocam? Güzel değil mi? Hala ecdat ecdat ecdat edebiyatı, bak sana hangi gözle bakıyor.

Bütün bunlara bakınca Mustafa Kemal'in "Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır" demesine bakın. Bu travmayı yaşayan bir Türk toplumu ve bir background var. Tarihi background. Sebebini buralarda arayacaksınız işte hocam. O yüzden de ikide bir kalkıyorlar, "Efendim Cumhuriyet döneminde milliyetçilik yapıldı da şu oldu da bu oldu da" görün bakın ne olduğunu. Şeyhülislam Mustafa Sabri'ye göre, biliyorsunuz milli mücadele düşmanı, soysuzdur Türk. Kendisi Gürcü kökenlidir. Tokat bölgesindendir. Soysuzdur. Tiksinti duyulan varlıktır. "Türklüğümden istifa ediyorum" demişti değil mi? Bildiğim kadarıyla kökeni Gürcüdür. Bunların yanı sıra bunların güncel versiyonu da var. Hani bir AKP'li siyasetçi vardır, Yasin Aktay. Ne demişti? "Hocam, Türk dediğim bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yoktur." Bunu nerede dedi? Bayburt'ta dedi. Bu Bayburtlar, yani bildiğim öz ve öz Türktür. Nasıl tahammül ettiler bilmiyorum. Bayburt'ta katıldığı bir panelde. Kendisi Arap kökenlidir. Bir Arapperesttir belli ki. Öyle söyleyelim yani. En azından bu adam bir de akademisyen. Bilmiyorum vekillik mekillik ama herhalde bir üst düzey şeylerde bulundu. Türke böyle bakış. Ama gelin görün ki Osmanlı'daki azınlıklara hocam. Ulan bir gün ben size ya eğer unutmasam, şu sadece mesela o Abdülhamit dönemindeki devlet adamlarını şöyle bir çıkarın. Bakanların listesini bir bakın bakayım neler çıkacak karşınıza. Hocam, bir tane Türk var mı içlerinde? Araplar kimdir hocam? Kavm-i Necip. Yüce millet, seçilmiş millet. Kavm-i Necip. Türk ise aşağılık eşektir. Hocam, affedersiniz. Ermeni teba-ı sadıkadır. Rum Rum milletindendir der. Ama Türk'e sıra gelince Türk aşağılık varlıktır. Hocam, Osmanlı'nın Türk'e karşı bu tutumunda dediğimiz gibi dini saygın yanı sıra bu devşirmelerin çok ciddi rolü olmuştur. Bu devşirilip de belli makamlar elde edenler Anadolu halkının, Türklerin canını okumuştur. Hatta bunlar işte az önce söylediğim gibi Osmanlı padişahlarını da yönlendirmişlerdir. İşte Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ki o da öz ve öz Türktür. Şah İsmail'le ilgili de videom vardır. Onu da hatırlatayım. Şah İsmail bizim gözümüzde muazzam bir böyle şeytanlaştırılmıştır. Halbuki Azerbaycanlı Türklerin, Azerbaycanlı değil mi? Azerbaycan'daki Türklerin o milli kahramanıdır hocam. Bizim de milli kahramanımızdır. Hatayî mahlasıyla şiirleri var. Çaldıran öncesiyle onunla yapmış olduğu yazışmalarda Şah İsmail, Yavuz'a gönderdiği mektupta ne diyor? "Ben ki" diyor, "Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Selim'im. Sen ki ey Eşek Türk." Nasıl hocam? Eşekliği kabul edenler için sorun yok hocam. Siz yine bunların torunu. Dahası da var da boş ver gerisini. Mesela Vahdettin, yahu İngiliz gemisine binmiş sevgili dostlarım, kaçmış Malta'ya, oradan gitmiş İtalya'ya. Hatta Malta'dayken bir biliyorsunuz Şerif Hüseyin çağırıyor onu. Arabistan şeyi var dönüşü. 1923'te Mısır'daki El-Ahram gazetesine verdiği mülakatta okuyorum hocam. "Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk. Meşkuk demek şüpheli. Bak bak bak. Vatanı meşkuk diyor. Ve mahlut. Mahlut da hult karışık demek. Yani 56 milyonluk cahil bir kitledir." Görüyor musunuz şu adamı? Adam bunu sana bugün kahraman diye sunuyor. Bu Arapperestler Mustafa Kemal'i de şeytanlaştırıyor. Hocam, bana da diyor ki, "Sen nasıl olur da Mustafa Kemal'e nasıl sahip çıkarsın?" Çünkü ben Arapperest değilim hocam. Çünkü ben aslımı inkar etmiyorum hocam. Ya bu insanın nasıl kanına dokunmaz? Ben hayret ediyorum. Bunlardan nasıl bir şey var? Zihinleri ilişmiş. O yüzden düşünemiyor. Düşünme kapasitesini bitirmiş. "Türkler dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür" diyor adam sana. Mısır El-Ahram Gazetesi, 16 Nisan 1923. Bu Arapça kafaya göre ulema da zaten bu işe dahil olunca az önce söylediğimiz gibi Türklere böyle bir rol biçildi ve korkunç bir manzara ortaya çıktı. Devşirmeler, saray çevresi, işte ilmiye sınıfı, medrese, hukuk, eğitim ele alınca müthiş bir Türk kıyımı başlamıştır. Bunun etkisiyledir. Az önce de söylemeye çalıştığım gibi Osmanlı Anadolu'ya yatırım yapmamıştır. Niye hocam? Niye yapsın ki? Etrak-ı bir idrak var orada hocam. Serseri sürüsü var orada. Niye böyle söylüyor? Çünkü bunlar resmi din söylemine uymuyor. Dikkat edebiliyor musunuz? Bugün de öyle değil midir? Tarikatçıların dininden olmayınca sana hiç yaşama hakkı tanıyorlar mı hocam? Ehli oturun, doğru konuşun. Aynı kafa ama Rumeli'ye yatırım yapıyor. Arapların beldelerine yatırım yapıyor. Ama Anadolu'ya yok hocam. Düşün ya Anadolu'ya bir çivi çakamazken, çakmazken bitmişiz, tükenmişiz. Abdülhamit Han, cennet mekan padişahımız, hazretlerimiz Hicaz Demir Yolları projesini devreye koyuyor. Bunu da bugün böyle çok büyük bir olay gibi bize alayla valayla sunuyorlar. Ulan Şerif Hüseyin İngilizlerle işbirliği yaptı. Hepsini bombaladı. Al sana Hicaz Demir Yolu hocam. Neyin yaranmasıdır bu? Allah aşkına neyin anlamış değilim. Neydi o şey vardı ya bir eee İngiliz eee İngiliz ajanı. Onlarla birlikte gittiler, bak demir yollarını havaya uçurdular. Bunlar sözde alimler, bunların bir kısmı ama öyle katıksız yobaz bir Arapperest. O nedenle de Türk'ten nefret ediyor. O yüzden de öz ve öz Türk olan Alevileri adeta şeytanlaştırıyor. Ve çoluk çocuk demeden, yaşlı genç demeden masum insan, ya her şey tamam da ya masum insan nasıl öldürülür canım? On binlerce Bektaşi kılıçtan geçiriyor. Kendileri ise çok kusura bakmayın ama gidin Osmanlı Saray hayatına bakınız. Halil İnalcık Hoca'nın Ayşe'nin tarafına bakınız. Bahçe'nin gülleri vardır, böyle eseri benim hep masamın üstünde durur. Keza Osmanlı'daki affedersiniz oğlancılığa, seks hayatına bakınız. Bunları dökersem ortaya benim yüzüm kızarır. Bilmiyorum, benim o kadar edebim müsaade etmez ama neleri görürsünüz. Ama beri tarafta namusuna düşkün bu insanlara kalkıyorlar, böyle de iftira atıyorlar. Bu da vicdan oluyor hocam. Ve bu insanlara aynı zamanda böylesine zulmü reva görüyor. O yüzden de Türkler ne çektiyse, yani Türkmenler ne çektiyse bu devşirme vezirler, bu gerici cahiller, alim denen cahiller, bugün de öyle değil mi? Bugün de hala dikkat edin, benzer bir tablo vardır. Din, toplum ne çekiyorsa bu yobaz takımından çekiyor. Aynı kafa çünkü. Aynı kafa. Yani dikkat edin. Osmanlı'nın üst yönetiminde Türkler yoktu. Niye yok hocam? Ben bilmiyorum. Biliyorum da anlatıyorum işte o yüzden. Yok. Türkler alınmaz. Enderun alınmaz. Türkler yetiştirilmemişlerdi. Hocam, hiç mi yok? Tabii ki. 4. Murat'tan onun ölümünden sonra bu tarafa doğru geleniz. 187 yıl içerisinde 66 gayrimüslim, 10 kaçtı? 10 civarında da. Ha, 10 tane de Türk sadrazamı olmuştur hocam. Ve bunların toplam iktidarda bulundukları süre gayrimüslimlerin 167 yıl, Türkler, Türk vezirlerinin, Türk kökenli vezirlerinin 17 yıl. Hocam, bir yerden almıştım bu istatistiği. Kaynağın onu unuttum. Bu bilginin sahibi beni bağışlasın, yazmamışım buraya, unutmuşum. Söyleyemedim. Netice-i kelam, 171. yüzyıllara gelindiği zaman devlet idaresinde artık Türk kalmamıştır. Zaten sevgili dostlarım, çok sınırlı ölçüde bazı kadrolara dahil edilmişlerdir ve neredeyse yok olmuştur. Artık Türk adı, kaba köylü sınıfı, hiçbir baltaya sap olmayan bir kesimi ifade ediyor ve Türk dediğiniz zaman bu köylü sınıfı, bu geri sınıfı, sıradan insanları, kaba insan kırlarını ifade ediyor. Bu nedenle de divan şairlerinin çoğu bu minvalde hicivler yazmışlardır. Size kaynak vereyim. Ragıp Ergün'ün "Tarih Boyunca Türk Algısı" Sertan Yayınlarından çıkmış, 2017'de. Okuyun görün. Bak neler yazıyor orada. Ve Osmanlılar diyor, kendilerini Türk görmedikleri gibi Türk olmayı da kabullenmezlerdi. Hepsi öyle değil belki ama genel tablo budur. Artık zaten biliyorsunuz yani Türk anneden gelen kaç tane padişah var? O nedenle de Ehlibeyt sevdalısı olan, Bektaşi meşrepli olan kesimler 1600'lerden başlarından 1720'lere doğru tamamen Bektaşi gelenek ve tekkeleri, Ehlibeyt tekkelerinin tamamı kapatılmış duracak. Düşünebiliyor musunuz? Mülklerine el konulmuş. Ne oldu ondan sonra hocam? Asıl bomba Irak'ın bugünkü Süleymaniye kentinden getirilen bir isim vardır. Kim bu? Nakşi Şeyh Halid. Halid'in şeyhi diyoruz ya. Halid-i Bağdadi. Bektaşi tekkeleri kapatıldı. Aslında bugünün deyimiyle tam da böyle güncel deyimle bu tekkeler, bu Nakşiler kayyum atandılar. Hocam, yani kuzu kurda teslim edildi. Çünkü bunlar Bektaşi meşrepten geliyorlar ya, bunları getirdiler Nakşilerin denetimine verdiler. Başlarına kayyum atadılar. Onlar da bütün mallarına çöktüler. Bunu yapan kim? Mahmut hocam. Niye yaptık bunu biz hocam? Efendim, Bektaşiler, Yeniçeriler ikide bir ayaklanıyor ya. Devşirme Yeniçeriler, işte Yeniçerilerle işbirliği yapıyorlardı. Hala hala bunlara düşman oldukları için bunu yaptı hocam. Ve Yeniçeriliği kapattığı zaman da Vaka-i Hayriye dedi buna. Nakşileri de getirdi. Arapçı kafa gitti artık tamamen koptu kendi şeyinden ve o tarafa doğru kaydı. Böylece de Bektaşiler sürüldüler Anadolu'dan Rumeli'ye, izbe yerlere doğru sürüldüler. O yüzden de kimisi Ege adalarına, kimisi de Balkanlara doğru en izbe yerlere doğru göç etmek zorunda kaldılar ve mallarına da böyle el konuldu. Bektaşi tekkeleri o yüzden bugün Balkanlarda var ama Anadolu'da kökleri kurutuldu, şeytanlaştırıldılar. Yani belki Alevi demek bile suçtu. Hatta ben atandığım zaman öğretmen olarak, öğretmen bir Alevi öğretmene, kadın Sünni Alevi öğretmen bana soruyor ki, "Hocam" diyor, "Evlenebilir miyim?" diyor. "Niye evlenemezsin?" dedim. Ya bak bak öyle bir algı oluşuyor ki onun kestiği yenmez. Niye yenmez ya? Böyle saçmalık olur mu? Din nasıl dayatılıyor size? Görüyor musunuz hocam? Ve bu insanlar böyle şeytanlaştırıldılar. İşte o yüzden diyorum ki kardeşim, ben niye daha önceden de bunları tanımamışım? Ben işte ilahiyata geldikten sonra okumalara başlayınca yavaş yavaş yavaş yavaş. "Şimdi mi sesin çıkıyor?" diyor. Kimisi de bazen öyle diyor bana. Ya benim iletişim olanaklarından sonra sesimiz ancak bu kadar çıkıyor. Bak beni böyle ana akım ulusal kanallara zaten çıkarmazlar. Ha burada dilim dönüyor, bu kadar konuşabiliyorum. Siz getirdiniz açtınız televizyonu da biz konuşmadık mı yani? Ama benim gibi adamı çıkarırlar mı oraya? Mümkün mü canım? Çünkü ben böyle konuşursam Alevi propagandası yapmış olurum. Öyle algılar adamlar. Bu kadar sesim çıkıyor. Bak şimdi ben bir tarikat şeyhi olsaydım en azından 10 kişi izledi beni. Bunu derken de bir yani yakın olarak demiyorum. Realite bu. Ondan sonra bu bana cav cav cav cav habire çemkriyor. Ben dilimin döndüğünce öteden beri benim yerim belli, yurdum belli. Yani ben bugün Mustafa Kemal'i savunmuyorum. Bugün belki biraz daha sesim çıkıyor iletişim olanaklarıyla. Öteden beri böyleydi. Ama bu kadar da ayyuka çıkmadığı için çok fazla gündem olmuyordu. Ama şimdi bunu söylemek zorunda kalıyorum. Ve okudukça tarihi gördükçe insan üzülüyor. Ya kendi tarihine bu kadar bir düşman, kendi devletine bu kadar bir düşman bir nesil olur mu canım ya? Küllerinden bir milli mücadele çıkmış. Ya bunların hepsi Osmanlı paşası. Osmanlı okullarında yetişmişler canım ya. Sizin istediğiniz adamların önü kesildi diye din elden gidiyor. Yani dini sanki bunlar temsil ediyorlar. İşbirlikçilerinin canını okudular. İyi de yaptılar diyorum. O yüzden bende ikide bir. Şeyh Said. Şeyh Said. Niye Diyap'tan bahsetmiyorsunuz peki? Seyit Rıza mıydı? Neydi? Ondan bahsediyorsunuz. Niye Diyap'tan bahsetmiyorsunuz? Niye Amasya müftüsünden bahsetmiyorsunuz? Niye Börekçizade'den bahsetmiyorsunuz? Rıfat Börekçi'yi kastediyorum. İlk Diyanet İşleri Başkanı'nın onca Anadolu fetvalarına imza koyan, milli mücadeleye manevi olarak katılan onca insan var. Manevi önderler var. Neden onları yok sayıyorsunuz? Hani din düşmanıydı şey Mehmet Akif ama Mehmet Akif'in kafası, anlattım ben onları da size. Mehmet Akif'in kafası hala hilafet çatısı altında Araplarda siyasi oluşum yürütmek. Hali oradaydı. O yüzden yollar ayrıldı. Mustafa Kemal milli mücadelenin manevi mimarıdır. Mustafa Kemal Arapları da tanıdı, gördü Suriye'de bunlardan bir cacık çıkmayacak dedi. Sınırı çizdi. Bak şimdi illa e oraya kadar gidip oralarda debelenip duruyoruz. Yani sınırımızı kendimiz getirdik. İsrail dayadık burnumuzun dibine. Hasılı kelam Nakşibendilik böylece devlet eliyle getirildi ve bu yapı Osmanlı'nın canına okudu. Canına. Bugün Türkiye'de bir Nakşilik var, bir Kadirilik vardır. Kadirilik çok azdır. Kadirilik daha öncedir ama Nakşilik geçmiştir. Ona Nakşiliğe bakınız. Bugün diyebilirim ki Türkiye'deki tarikat, cemaat neyse bunların %95'inin de üzerindeki hep Nakşidir. Nakşiliğin türevleridir hocam. Said Nursi silsilesinden alınız. Ne bileyim işte Çarşamba cemaatinden, Menzil'inden çıkınız. Nereye giderseniz gidiniz. Elini sallasan bir Nakşi tarikatının bulaşır. Cumhurbaşkanına varıncaya kadar çıkardılar bunlar. Başbakan çıkardılar. Sayısız bakan çıkardılar. Hala bile öyledir hocam. Hala bile öyledir. Devlete eklemlenmişlerdir bunlar. Devletin imkanlarıyla siyasette al gülüm ver gülüm devam ediyor. Ama bir tane yani Alevi yurttaş, ya bu da senden ya senden ya öz ve öz senden asla da zarar gelmez. Ha yani birtim geçmişte yaşananlar nedeniyle onların siyasi sorunları var. Bunları anlarım. Ben siyasi tarafında değilim. Ben sadece geçmişte yapılanın bir hesabının görülmemesi, yani muhasebesinin, hesabın görülmemesi yanlış oldu. Muhasebesinin yapılmaması nedeniyle bu insanları küstürmüşüz. Onu anlatmaya çalışıyorum. Ya kimse sahip çıkmamış buna. Belki de Sünnilerden bu kadar böyle üzerine basa basa yüksek sesle dillendiren de ben oldum. Bilmiyorum. Çünkü bir süredir bununla hep suçlanıyorum ben. Hiç önemli değil. Bu tarikatların emrine verildiler. Nakşilerin emrine verildiler. Bunlar sürüldüler. Köyüne dönmek mi istiyorsun? Bulunduğun yere dönmek mi istiyorsun? Var çözümü var. Nakşi tarikatına intisap edersen dönebilirsin. Aksi halde şansın yok. Aynı şekilde bu İdris-i Bitlisî de ne yaptı? Ta Kelkit'ten Hakkari'ye kadar buradaki Türkmenleri sürdü. Çünkü bu şey Güneydoğu'nun alınmasında bazı aşiretlerin Osmanlı'ya katılmasında etkisi oldu. Şah İsmail de onu yanına çekmek istiyordu. Yavuz'dan yani Osmanlı'dan yana tavır alınca Güneydoğu Anadolu'da Osmanlı topraklarına dahil edilince Diyarbakır sancaklığı, yani sancak gibi kazaskerlik oldu ve başına da bu getirildi. Önemli makama getirilince İran içlerinden Kürtleri taşıdı buraya. Buradaki Anadolu'daki Türkmenleri, bu coğrafyadaki Türkmenleri götürdü oraya. Hikaye bundan ibaret hocam. Ondan sonra çünkü bunlar Nakşi. Süleymaniye'den geliyor bu damar. Halidi damarı. Nakşilik dikkat ederseniz Güneydoğu'da almış başını gider. Buradandır. İşte çıkışı bu. Bugün en popüler olanı Menzilciler, Arvasiiler vesaire. Hep buralardan beslenmişlerdir. Ve böylece Arap-Acem kazaskerliği kurulmuştur. Ve başına da bu getirildiği için kılıcının herifin önü de kesiyor, arkası da kesiyor. Ve bu ne yaptı? Akkoyunlulardan beri bu bölgelerde yerleşmiş olan Türkleri buradan sürdü. Çünkü bunlar Bektaşi geleneğinden gelen Türkler. Bunların yerine Arap, Acem ve Kürtleri yerleştirdiler. Yerleştirdi. Bu adam anlatabildim mi? Sünniler. O yüzden de buralardan bu insanlar el çektirildi veya öldürüldüler. Böylece bu projeyle beraber Anadolu'daki yani demografik yapı bile değiştirildi. Bak Türk düşmanlığı nereden nereye gidiyor? Ve bu şekilde de Türk Kürtler getirilirken bunlara bir feodal yapı oluşturuldu. Aynı zamanda devlet bir sürü de imtiyaz verdi. Bunlar devlete askeri almazdı. Bunlar vergiden muaftılar. Ne bileyim şey Türkmenler gibi ezilmiyorlardı. O nedenle de bu Tanzimat Fermanı'na kadar bu şekildeydi ve Türkler de bunların aksine baskı altına alınınca Türklere verilen imtiyazlardan yararlanmak veya yerinden yurdundan olmamak için birçok Anadolu aşireti, Türkmen aşiretleri kendilerini Kürt göstermişlerdi. Bunu bu konuyla ilgili özellikle de Yusuf Halaçoğlu hocayı okuyun. Benim ne demek istediğimi anlarsınız. Dolayısıyla da bunlar yani Osmanlı'da yani şimdi bir benzetme yapacağım aklıma geliyor. Yanlış anlaşılmasın olmasını istiyorum. Osmanlı bunları cepheye sürerken Türkmenleri Balkanlarda ön cepheye sürmüştür. Yani ölsün gitsin buralarda yok olsun. Mayın eşeği derler ya benzetmem oydu. Hani bu gibi buralara çünkü zaten eşek diyorlar Türklere. Buralara sürüp kırılacaksa buralar da kırılsın. Ganimeti bile toplattırmazlardı. Ya sen ne diyorsun? Ve bu şekilde cepheye sürerlerdi ve saray erbabı da ve Yeniçeri ağaları da onların başarısından elde edilen ganimeti toplardı. Hocam düşünün Selçuklular döneminde Horasan üzerinden Anadolu'ya gelen 1500 kadar Türkmen Oğuz aşireti var. Ve bunlardan doğuda kalan kala kala sadece 300 civarında kalıyor. Ne oldu gerisine hocam? 1500 aşiretten bahsediliyor. Ne oldu bunlara hocam? Sorguladığınız zaman bak neler çıkıyor işin içerisinde. Dolayısıyla da Türkmenlerin çoğu bu şekilde kendilerini Kürt göstermişlerdir. İşte Yusuf Halaçoğlu'nun bakınız görürsünüz yine yani birçok burada mesela Avşarlardan, Araplara kadar ne bileyim işte Bayat, Mukri gibi değişik değişik birçok Türk aşireti. Neyse. Dolayısıyla da Ali Rıza Özdemir'in "Kayıp Türkler, Kürtleşen Türkmen Aşiretleri" diye şeyleri vardır, değerlendirmeleri vardır. Bunlara Ekrad-ı Kürt, Türkmen derler. Ve bu dönemden başlayarak işte bu Seyit Şeyh İdris-i Bitlisî ile beraber geçenler de bir siyasi İdris-i Bitlisî falan diyor, onu övüyor güya Türklere, şey Kürtlere selam çakıyor. Kendi tarihini nasıl görüyor görüyor musunuz hocam? Bu siyasal İslam böyle bir şeydir. Adamın anasını ağlatır. Adamın tarihini bile inkar ettirir size. Sonuç itibarıyla mesela aklıma geldiği için söylüyorum. Diyelim ki Tokat'tan atıyorum, işte Samsun'dan, Amasya'dan İstanbul'a gideceksiniz. İstanbul'a gideceksiniz. Geri dönmeyi garanti ederseniz ancak girebilirsiniz. Geri dönmek için de kefil bulundurmak zorundasınız. Neden bahsediyorsunuz siz hocam? Kefil bulacaksın. Ben gerçekten geri döneceğim diye. Ama Ermeniler, Rumlar cirit atıyorlar. Bizimki hala şey ecdat ecdat. Bak şey Fatih işte şey Ebu Eyüp Elensari. Eyüp işte sanki orada Eyüp Türbesi. Ebu Eyüp'ün türbesi var. Alakası yok da orada bir Bizanslı aziz yatıyor. Onun türbesinin bulunduğu yeri bir şey yapmış. Karaman'dan, Konya'dan buraya Türkmen getirmiş. Fatih dönemleri. Ama sonra iş dersine dönüyor. Hocam bak yasaklıyor. Türke. İstanbul'a girmeyi yasaklıyor ve böylece Ordu'dan saraya kadar müesses nizamdan yavaş yavaş bunlar tasfiye ediliyorlar. Ya kafası kesiliyor, ya sürgün ediliyor, ya ötekileştiriliyor, ya ne bileyim işte yerde yerinden, yurdundan oluyor. Böylece İstanbul'da gayrimüslimler cirit atıyor. Son dönemde Osmanlı'ya bakınız, 11-12 tane banka var. Bir tanesi Türk değil. Hocam, bugün işte Boğaz'da İstanbul'un önemli yerlerindeki yalılara bakınız veya zenginlere bakınız. Benim ne demek istediğimi anlarsınız. Ve neticede Abdülhamit döneminde bu Arapçı politika nedeniyle hani İslamcılık, Arapçılık, hilafet şemsiyesi altında birleşecektik. Ya bu hayallerimiz vardı ya. Türküm demek, Türk'ten söz etmek bildiğiniz büyük suçtu. Hocam, bunu Şevket Süreyya çok güzel anlatır. "Suyu Arayan Adam". Onu okumanızı öneririm size. Hatta oradan ben birkaç alıntı yaptım. Çok dikkat çekici. Askerdeyken anısını anlatıyor. İsterseniz buradan biraz devam edeyim ve böyle de kapatayım konuyu. Askerde ders alıyor. İlk ders beni şaşırtmıştı. Bu bölük o zamanki milletin bir parçasıydı. O zamanki milletin hepsi de Anadolu köylüleriydi. Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahillerden başka bir şey değildi. Fakat asıl şaşkınlığımı ikinci derste yaşadım." diyor. Nedir o? Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını bile bilmiyorlar. Hangi milletten olduklarını da bilmiyorlar. Dinlerini bilmiyorlar. "Biz hangi milletteniz?" denilince bir ses çıktı. "Biz Türk değil miyiz?" Bir başka ses. "Estağfurullah." Türk'ün şeyini görebiliyor musunuz hocam? Türkiye bakışı. Bakınız yaşanan olay hocam. "Estağfurullah." Yani biz hangi milletiz? Niye soruyorsun ki? Türk değil miyiz? "Estağfurullah." Ne Türkü canım? Çünkü Türk demek demek. Türk demek aşağılık demek. Türk demek eee ar, namus, haya. Namus hayası olmayan demek. Türk demek barbar demek. Arap gözünde ya işte İstanbul'u da barbar Türkler fethetmeyecekler. Asıl Müslüman olan Araplar fethedecekler. Hani İstanbul'u fetheden komutan ne büyük komutan diye. Kisraların, Kayzerlerin hazineleri sizin olacak. Kisra oldu ama Kayzer olmadı. Kayzer olmadı. Çünkü daha Araplar fethetmedi. Ama Türkler fethetti. Ama onlar Müslüman değil ki. Onlar barbar Müslüman. Hocam, benim derdim bu işte hocam. Evet, İslam tarihi anlatıyoruz. Arap İslam tarihinden bahsediyoruz ama dün yediğimiz hurmalar bugün bizi nasıl tırmalıyor? Bunları da anlatmak için böyle bir şeyle karşınıza çıktım ve Şevket Süreyya'dan bahsettim. Onun hakikaten de çok veciz bir şekilde anlattığı şeyler var. Tabii çok uzuyor. Bir de isterseniz Falih Rıfkı'dan, 1941-1971 "Batış Yılları" adlı eserinde kendi kuşağını Osmanlı'nın son çocukları olarak tanımlar ve şöyle der: "Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyorum. 1971 yılında Uyan Adam. İlk kez ne zaman Türk dediğimi hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve biz Osmanlıydık. İlmihallerde baş dersimiz din ile milliyetin bir olduğunu öğrenmekti. Din, milliyet." Dikkat edin, bugün de hala aynı söylem vardır. Yani efendim, Türkiyeli diyeceksin canım. Görüyor musunuz? Bakınız gelinen noktayı görüyorsunuz değil mi? Vatan sözü yasaktı. Ben diyor, vatan sözünü Namık Kemal'i okuduğum günlerde öğrendim. Kulağımla ancak meşrutiyette duydum diyor, vatan. Biz padişahın kullarıydık. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, "Padişahım çok yaşa" diye bağırırdık. O yüzden onun yerine andımız konulmuş. Mustafa Kemal'i düşünün. Osmanlı'nın son kuşağıdır ve Türke hangi gözle bakıldığını bildiği için, nasıl algılandığını bildiği için bizzat bu noktada adımlar atmışlardır. Ki Atatürk'e göre Türk demek yıldırımdı, kasırgaydı, dünyayı aydınlatan güneşti. "Türk milleti zekidir. Türk milleti çalışkandır" derken bu sebeple de 1928 yılında çıkarılan TBMM'de kabul edilen vatandaşlık kanunuyla Türk vatandaş olmuştur ancak. Günaydın beyler. O zamana kadar zaten senin yani insan olarak görünmüyorsun da padişahın kulusun. Böylece 1928'de vatandaşlıkla beraber asırlar hor görülen Türk ancak yurttaşlık payesi alabildi. Ahırındaki eşeğini, ineğini sayardı. Osmanlı kadını adam yerine koymazdı. Sana seçme seçilme hakkı verdi. Sen hala cav cav cav cav konuşuyorsun. Yazıklar olsun. Yazıklar olsun. Bin kez yazıklar olsun. O yüzden de sevgili dostlarım, ben şimdiden sonra kimseye yaranacak değilim. Böyle bir derdim yok. Geleceğim noktaya gelmişim. Eee, bundan sonra ahir ömrümüz yani ne kadar yaşarız bilmiyoruz. Ben elimden geldiğince vicdanımın sesini dinleyeceğim. İlmi namus gereği. Ben bilimin namusla yapılması gerektiğine, bilim namusu denen bir şeye inanırım. Olguya bunları anlatacağım. Beğenen olacak, beğenmeyen olacak. Tabii ki işin başka boyutu. Kimseyi ne ötekileştiriyorum, ne böyle reddi miras, ne Osmanlı düşmanlığı var. Ben akık eee kara karayı ak göstermenin yanlışlığına dikkat çekiyorum. Yapmaya çalıştım bunu. O yüzden de Şevket Süreyya Aydemir'i okumanızı öneririm. Bütün bunlara bakınca Mustafa Kemal'in neden Türklüğü öne çıkardığını zannediyorum biraz daha iyi anlamış oluruz. Eee ve özellikle de burada yine bir başka konu işte demin de söyledim, son dönemlere doğru "Türk demeyelim canım, Türkiyeli diyelim" söylemini kullananlara bakınız. Bunlar da tesadüf ki benzer anlayışı sürdüren insanlar. O yüzden de bunlar Osmanlı torunu olabilirler. Bunlar Mustafa Sabri'yi baş üstü, yani baş köşeye oturtabilirler. Onun adına okul da açabilirler. Vahdettin'i kahraman gösterebilirler. Göstersinler. Eee, yani bu Türk düşmanlığı olan padişahları, ataları e kendi Osmanlı onların torunları olarak görebilirler. Ben öz Türküm. Cumhuriyet çocuğuyum ve "Ne mutlu Türküm diyen" diyorum. Bu kadar basit. Bunu söylerken de hiçbir şovenist duygu taşımıyorum. Bu ülkede yaşayan anayasanın da belirlediği 66. maddedeki Türklük tanımlamasıyla söylüyorum. Ama benim zaten etnik kökenim belli. O nedenle de ben bu işi böyle görüyorum. Bugün de böyle bir sunum yapmaya çalıştım. Umarım maksadımı izah edebildim sevgili dostlarım. Umarım sizi sıkmadım. Biraz tabii uzun oldu belki yine eee şeye göre, diğer zaman dilimlerine göre ama biraz da böyle içimdeki şeyleri dökmek istedim canım. Eee, yani eee çünkü bayağı bayağı böyle doluydum bu konuda. Eee, beni sabırla dinlediniz. Çok teşekkür ediyorum. Eee, dediğim gibi kimseyi ötekileştirme diye bizim bir derdimiz olamaz sevgili dostlarım. Eee, yani böyle şovenist duygularla beni dinleyecekseniz dinlemeyin. Ben, eee, o tiplere hitap etmiyorum. Beni, eee, cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine, Mustafa Kemal'e düşman demeyeceğim ama bunlarla barışık olmayanların dinlemesinin bir anlamı yok. Beni, eee, aklını kiraya vermiş, eee, kendi adına değil de başkalarının kendi adına düşündüğünü zanneden ve bu şekilde kendini yok sayan tiplerin, yani düşünme kapasitesini bitirmiş insanların beni dinlemesinin bir anlamı yok. Ben onlara hitap etmiyorum. Bunu özellikle vurgulamalıyım. Eee, beni böyle sizler gibi bilgiye meraklı, farklı düşünceye saygı gösteren, illa kabullenen demiyorum, saygı gösteren insanlar dinlesin kafi hocam. Eee, o yüzden de siz olduğunuz sürece ben de bunları anlatmaya devam edeceğim. Çok teşekkürler ediyorum. Çok sağ olun. Var olun. Eee, biraz kendi derdimizle dertlendik bu akşam belki ama bu bizim hikayemiz sevgili dostlarım. Eee, tüm yurttaşlarımıza, tüm yurtseverlere saygılarımı, sevgilerimi, muhabbetlerimi sunuyorum. Eee, ve inşallah daha aydınlık, daha güzel yarınlara hep birlikte el birliğiyle ulaşacağız diye böyle de bir temennide bulunalım ve bugünkü programı da bu şekilde kapatmış olalım. Çok sağ olun, var olun. Umarım sıkılmadınız ve umarım keyif aldınız. Bugün ağzımdan dökülenler bunlar. Başka bir programda görüşmek dileğiyle. Kendinize iyi bakın. Hoşça kalın.