📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hırsızın cezası el kesmek mi? Maide 38-39?

Şinasi Güneş55:12

Transcription

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah.

Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır. Şeytanların, tahutların yoludur. Allah insanlığa kitabı dışında bir yol göstermemiştir. Kitabı dışında Allah'a nispet edilen bütün yollar hepsi insan ürünüdür, beşeridir. Oysa din sadece Allah'ındır.

Evet arkadaşlar, bir hafta aradan sonra bu hafta yine birlikteyiz. Geçen hafta misafirim vardı. Eee, o yüzden video çekme şansım olmadı. Burada alıştık burada. Onun için bir hafta ara vereyim dedim. Haftaya pazar yine aynı mekanda devam ederiz dedim. Bu hafta da misafirim var. Etem abi. O da hukukçu. Bu haftaki konumuz da hukukla ilgili. Eee, bakalım konumuz da Maide 38-39. Hırsızların, hırsızlık yapanın eli kesilir mi kesilmez mi? Çünkü eee yani Kur'an'ı merkeze almayanları dikkate zaten almıyorum da alanlar içerisinde de Maide 38'e göre hırsızın elinin kesilmesi gerektiğini iddia edenler var. Tabii ben öyle düşünmüyorum.

Tabii benim böyle düşünmememdeki bazı etkenler var. Okuma farklılığı. Ben Kur'an'ı okurken farklı okumalarım var. Mesela Kur'an'a sorular soruyorum. Diyorum ki bu Kur'an'a sorduğum bu sorular bana cevap vermeli. Eğer bana cevap vermiyorsa bu kitap bana kılavuzluk edemez. Veya Kur'an'da Allah insanlığa reçete sunuyor. Düşünün bir doktor düşünün. Eee tedavi olmak için gidiyorsunuz. Size bir reçete sunuyor. Şu ilaçları kullan iyileşirsin diyor. Fakat siz o ilaçları kullandığınız zaman eğer iyileşmiyorsanız o zaman dersiniz ki ya bu iyi bir doktor değil. Bu bunun sunduğu reçete başarısız oldu. Şimdi Kur'an da nedir? Allah'ın insanlığa sunduğu bir reçetedir. Dolayısıyla insanların hayatta karşılaşacağı sorunlarda eğer Allah bir reçete sunuyorsa bu sunduğu reçete çözüm üretmek zorundadır. Üretmelidir. Çünkü Allah'tan daha iyi reçete sunabilecek yoktur.

Yani bunu mesela özellikle salat konusundaki yaptığım okumalara da bu bakış açısıyla baktım. Salat bu kadar önemli bir kavramsa, dinle eşitleniyorsa bu insanlığa bir faydası olmalı. Bir reçete sunmalı, bir çözüm üretmeli. Yani salat sizi aşırılıktan ve çirkin şeylerden alıkoyuyor diyorsa bu bir reçetedir. Eğer insanlığı aşırılıktan ve çirkin şeylerden alıkoymuyorsa diyelim ki namaz alıkoymuyorsa bu sefer ne diyorum ben? Allah bir reçete sunmuş ama namaz insanlığı aşırılıktan ve çirkinlikten alıkoymuyor. Burada bir sıkıntı var diyorum. Bu sefer ne yapıyorum? Derinini okuduğumuz zaman salatın namaz olmadığını görüyorum. Yani ben böyle bir okuma yapıyorum. Sadece salat için değil yani bugün yapacağım sunum için de yani Maide 38 için de aynı. Yani hırsızın elini kestiğiniz zaman bu bir çözüm oluyor mu? Aynı zamanda Allah'ın sunduğu reçete Kur'an'ın iç bütünlüğünde çelişki de oluşturmamalıdır. Çünkü bu kitabın bir iddiası var. Diyor ki bu kitap eğer bu kitabı derinine düşünün yani tedebbür edin. Tedebbür ne demektir? Ayetleri arka arkaya dizerek, derinine düşünerek okuyun. Eğer eğer bu kitap Allah katından olmasaydı kendi içerisinde mutlaka çelişkiler olurdu. Bu kitabın bir iddiası var. Bu kitapta çelişki yok. Öyleyse bu kitabın sunduğu reçetelerde de çelişkiler olmamak zorunda. Ben böyle okuyorum. Farklı farklı okuyabilir insanlar. Saygı duyarım. Ama ben böyle okuyorum. Ben Kur'an'ı okurken topluma sunduğu reçeteler, Allah'ın verdiği her emir ve her yasağın mutlaka topluma faydası vardır. Topluma çözüm sunmayan, faydası dokunmayan, iyileştirmeye katkısı olmayan bir şeyi Allah emretmez veya yasaklamaz. Yani siyam size yazıldı. Niçin yazıldı? Takvaya ulaşın diye. Öyleyse sıyam dediğiniz şey sizi takvaya ulaştırmak zorunda. Eğer aç ve susuz kalmak bizi takvaya ulaştırmıyorsa ben onu sorgularım. Derim ki buradaki sıyam açlık ve susuzluk değil. Başka bir şey var burada. Yani ben böyle okuyorum. Dolayısıyla bugünkü sunum yapacağım 38-39'u da ben böyle okuyorum.

Şimdi Maide 38 ne diyor? "Erkek ve kadın hırsız, hırsızlığı alışkanlık haline getiren, hırsızlık yapmış olan kimselerin, kazandıkları şeylerin karşılığı olarak Allah'tan ibret verici bir karşılık olarak ellerini kesin. Allah üstündür, adaleti sağlayan, en doğru hükümleri verendir."

Şimdi gelelim buradaki kesme konusuna ve eller konusuna. Ayette geleneğin iddia ettiği gibi ellerin bilekten kesip koparılmasından bahsedilmemektedir. Yani bu kesme konusu da ayetteki ifadeyi "el" olarak alsanız bile gelenek nasıl anlıyor bunu? Kolu bilekten koparmak olarak anlıyor. Oysa el kesmek olarak alsanız bile kolu bilekten koparamazsınız. Bu tarz çeviriler birbirini tutmayan rivayetlerin etkisiyle yapılan kopyala yapıştır çevirilerdir. Hem bu konudaki rivayetler hem de bu türden yapılan çeviriler çelişkilerle doludur ve yanlıştır. Ben az önce ne demiştim? Çelişki olmamak zorunda ve çözüm üretmek zorunda. Ben ne diyorum burada? El kesmekten bahsetmiyor. Peki o zaman diyebilirsiniz ki delillerin nedir? Ben şimdi size delillerimi sıralayacağım. Az önce dediğim gibi Allah'ın sunduğu reçete uygulanabilir olmalı ve çelişki ve belirsizlik oluşturmamalıdır.

Bir insan elleri olmadan da hırsızlık yapabilir. Yani bir insan bir hırsızlık yaptı. Elinin birini bileğinden kopardınız. İkinci bir hırsızlık daha yaptı. Diğer elini de bileğinden kopardınız. Peki üçüncü hırsızlıkta neyini koparacaksınız? Çünkü hırsızın elini kesin diye aldığında üçüncü hırsızlıkta neyini keseceksin? Burada bir belirsizlik oluyor. Veya benim iki elimi de kopardınız. Ben çalamasam bile arkadaşım çalar ve ben suçu üstlenirim. Derim ki ben çaldım, ben yaptım. Yani bugün internet ortamında bile hırsızlık yapabiliyorsunuz. O zaman iki elini de kestiğiniz insana üçüncü de neyini keseceksiniz? Burada bir belirsizlik vardır. Burada bir çıkmaz vardır. Dolayısıyla bu birinci kanıtım. Çelişki ve belirsizlik oluşmakta ve ceza üçüncü hırsızlıkta akamete uğramakta. Yani belirsizlik.

İkinci kanıtım. Şimdi hırsız ama neye göre hırsız? Ben şimdi 1.000 lira çaldım. Benim elimi kopardınız. 1 milyon dolar çalanın da elini koparacaksınız. Bu ne kadar adil olabilir? Yani 1.000 lira çalanla 1 milyon çalana siz aynı cezayı vermiş olacaksınız. Çünkü yapılan eylem aynı hırsızlık. Onun da ona da aynı cezayı verdiniz. Diğerine de aynı cezayı verdiniz. Bu ne kadar adil olabilir?

Üçüncü ayette mevzu ellerin koparılması ise ellerin nereden koparılacağı Kur'an'ın üslubuna göre, Kur'an'ın sistematiğine göre "min" edatıyla yani şuradan kesin veya koparın şeklinde belirtilmesi gerekir. Min edatı. Oysa ayette min edatı kullanılmamaktadır. Ellerini kesin ama ellerinin neresinden kesin? Bu belirtilmemektedir. Allah böyle bir önemli bir konuda eğer mevzu elmekse bu kadar önemli bir cezayı insanların insisiyatifine mi bırakmıştır? İşin içinde şöyle bir sıkıntı daha vardır. Ayette çoğul kullanılmamaktadır. Yani Arapçada "el" yet kelimesidir. Çoğulu "eğit"tir. Eğer mevzu elmekse ayetin içeriğine göre kelimelerin formlarına göre "e" kelimesi ve kesmek kelimesinin formuna göre siz ilk hırsızlıkta iki eli birden koparmanız gerekir. Neden? Çünkü elini kesin demiyor. Ellerini diyor. Çoğul kullanıyor. Ve aynı zamanda şunu diyebilirsiniz. İşte erkek ve kadından bahsediyor. Arapçada çoğul 3 ve 3'ten daha fazladır. Erkek ve kadından bahsettiği için ikisinin ellerinin toplamı 4'tür. O yüzden çoğul kullanıyor diyebilirsiniz. Ama orada şöyle bir sıkıntı var. Hüma zamirini kullanıyor. Hıma ikisinden bahsediyor. İkisinden ayrı ayrı. Dolayısıyla siz eğer buradaki konuyu elmek olarak alırsanız ilk hırsızlık eylem eyleminde ellerin tamamını yani ilk hırsızlıkta ikisini de kesmeniz gerekir. Bunu da yapmıyorlar.

Şimdi gelelim dördüncü maddeye. Yusuf suresi 70 ve 79. ayetlere gelin. Yusuf suresi 70-79. ayetler arasında anlatılan Yusuf kıssasında Yusuf nebinin kardeşini hırsız durumuna düşürerek ceza olarak onu alıkoyması bizim için bir örneklik teşkil eder. Allah bu kıssayı bize boşuna anlatmamıştır. Malumdur ki Yusuf nebi kardeşine bu cezayı verirken hükümdarın yasasına göre vermemiştir. İslam'a göre vermiştir. İslam'da ise ilkeler genel olarak aynıdır. Yani Bakara suresi 136, Ali İmran 19 ve 85. ayetler, Nahl suresi 123. ayet, Şura suresi 13. ayet, Necim suresi 36-37, Ala suresi 18-19. Ne der burada? "Biz Nuh'a ne emrettiysek, sana ne emrettiysek hepsi İbrahim'in sayfalarında da, Musa'nın sayfalarında da hepsi önceki sayfalarda da vardı der. Allah indinde tek din İslam'dır." der. Dolayısıyla Yusuf kıssasında anlatılan mevzu boşuna değildir. Yusuf kıssasında Yusuf ne yapıyor? Kardeşini alıkoyuyor. Hırsız durumuna düşürerek. Tabii bu kıssayı okuduğunuz zaman anlayabilirsiniz bunu. Eee, Yusuf kardeşine tuzak falan kurmuyor. Önceden kardeşine bunu bildiriyor. Kardeşiyle bunu planlı yapıyor. Yapıyorlar. Yani öyle Yusuf kardeşi haberi olmadan kardeşini hırsız durumuna düşürmek gibi bir durum söz konusu değil. Fakat burada aldığımız konumuzla ilgili olan mesaj ne? Kardeşini alıkoyuyor hırsız durumuna düşürerek.

Maide 38. ayette buna benzerlik göstermektedir. Olayı yine geleneğin anladığı gibi el kesmek olarak alacak olursak benzer ifade yine Yusuf suresinde 31. ayette Yusuf'u gören kadınların ellerinin kesmesi, ellerini kesmesi mevzusunda da olduğunu görüyoruz. Şimdi kadınlar Yusuf'u görünce ellerini kesmişler. Peki kadınlar ellerini bilekten koparmışlar mı? Koparmamışlar değil mi? Yani ellerini yaralamışlar. Düz mantıklı okuyacak okuyacak olursak kelime aynı kelime formu farklı olabilir. Kelime aynı aynı kelime. Şimdi burada eğer kadınlar ellerini koparmamışlarsa Maide 38. ayetteki "kataa" kelimesini kesmek olarak alanlar neden insanların ellerini bilekten koparıyorlar? Bu da ayrı bir çelişki oluşturmaktadır.

Öyleyse biz gelelim işin asıl önemli olduğu konuya. Nedir? Kataa fiili. Kata fiili aynı formda Kur'an'da nasıl kullanılmamaktadır? Ben size şimdi aynı formun "fakta" formunun "kataa" form bir "kata" var bir de "katta" var. Burada "katta" olarak geçmiyor. Şedeli geçmiyor. Şedesiz geçiyor. Fakta bu form Kur'an'da hangi ayetlerde ne şekilde kullanıldığına bir bakalım. Baktığınız zaman kada fiilinin aynı formu Kur'an'ın hiçbir yerinde fiziksel kesmek anlamında kullanılmamaktadır. İlişkiyi kesmek, bağı kesmek, kökünü kesmek, kökünü kurutmak, soyunu kesmek hep bu anlamlarda kullanılıyor. Yani hep mecazi anlamda kullanılıyor. Aynı form. Ben size ayetleri vereyim. Bakara 27, Ali İmran 127, Enam 45, Araf 72, Enfal 7, Tevbe 121, Rad 25, Hicr 66, Hac 15, Ankebut 29, Vakıa 33, Haşir 5 ve Hakka 46. Kıta parça anlamında kullanılıyor. Yunus 27, Hud 81, Rat 4, Hicri 65 sözünü kesip atmak anlamında kullanılıyor. Nem suresi 32. Sebe melikesinin kullandığı yani ne diyor orada? Sebe melikesi ben konuda karar alırken sizin fikrinizi sormadan kendi başıma karar alıp da sözü kesip atan biri değilim. derken burada da mecaz anlamında kullanılıyor. Dolayısıyla kada fiili Kur'an'ın geçtiği bütün ayetlerin hiçbirinde fiziksel kesmek anlamında kullanılmıyor.

Şimdi birileri itiraz edecek ve Haşir suresi 5. ayette hurma ağaçlarının kesilmesinden bahsedildiğini söyleyecek. Ben bunu da biliyorum. Haşir suresi 5. ayette hurma ağacını kökünden kesmek diye kullanılmıyor. Orada ağacı kökünden kesmek yoktur. Hurmayı dalından toplamak vardır. Onu da söyleyeyim. Eee, bunun gerekçesi de farklı bir konu. Bu bunun içinde farklı bir video yapılabilir. Konum bu olmadığı için bu konuya girmeyeceğim. Orada bir kere eee hurma ağacından da bahsetmemektedir. Orada nakıl kelimesi de geçmez, şecere kelimesi de geçmez. Sadece eee yumuşak olgunlaşmış kelimesi geçer. Yani orada Haşir Haşr suresi 5. ayette bahsedilen hurma ağacı değil meyve yumuşak olgunlaşmış meyveden bahsedilmektedir. Bu detayı da düşeyim. Çünkü ben çok iyi biliyorum ki bana birileri çıkıp diyecek ki Haşr suresi 5. ayette hurma ağacı kesmekten bahsediyor diyecek. Kesinlikle Haşr suresi 5. ayette hurma ağacının ağacından kesmekten bahsetmiyor. Orada ağaçtan da bahsedilmiyor. Eee, hurmadan da bahsedilmiyor. Yumuşak meyvelerden bahsediliyor. Bu detayı da düşeyim. Yani dolayısıyla bu verdiğim ayetlere bakarsanız kata fiilinin tamamen mecazi olarak ilişkiyi kesmek, kökünü kesmek, kıta, parça, sözü kesmek anlamında kullanıldığını görürüz. Dolayısıyla Maide suresi 38. ayetteki ifade de nedir? Fiziksel kesmek değil, mecazi olarak ilişkiyi kesmek, bağını kesmek anlamındadır.

Gelelim diğer önemli kelime olan "yet", "eyt" kelimesine. Yey, yet arapçada el demektir. E ise eller demektir. Arapçada çoğul en az üç'tür. Yet ve eyt kelimeleri Kur'an'da birçok ayette güç anlamında kullanılmaktadır. Mesela en meşhur surelerden örnek vereyim. Tebbet ya da Ebu Leheb. Ebu Leheb'in iki eli kurudu. Ne kurudu? İki eline orada "anhu maluhu ve ma keseb". Malı ve kazandıkları iki gücü. Tebbet suresindeki "yet" iki gücü demektir. Yine benzer anlamlarda ne var? Mesela Allah'ın eli derken "yedullah" mesela Allah diyor ya eee mesela Fetih suresi 10. ayette Allah'ın eli sana biat edenlerin elinin üstündedir derken yani biz ellerimizi üst üste koyduk Allah'ın eli de onun üstünde. Yani nedir buradaki ifade? Allah'ın eli midir? Değildir. Nedir? Allah'ın gücü, Allah'ın desteğidir. Burada ifade edilen budur. Yine burada benzer anlamlarda Ali İmran 26-73, Müminun 88, Yasin 83, Sad 75. Az önce bahsettiğim Fetih suresi 10. ayet. Yine Hadit 29. Yine az önce okuduğum Tebbet suresi 1. ayet. Buradaki "yed" ifadeleri hep güç anlamında kullanılmaktadır.

Bir de "eit" kelimesi var. Eit kelimesi bu da güç anlamında kullanıldığı ayetler var. Mesela Allah diyor ki "İsa ve eyyedna bir ruhil kudüs" diyor. Biz İsa'yı ruhul Kudüs'le yani tertemiz arı duru, tertemiz bilgiyle onu güçlendirdik diyor. Veya "eğit sahibi kulumuz Davut" diyor. "Eğit sahibi kulumuz Davut". Davut neydi? Güç sahibiydi. Yani "eit" de güç anlamında. Başka ayetlerden örnek verecek olursak Bakara 87-253, Ali İmran 13, Maide 110. Yine burada İsa ile ilgili olan Enfal 26, Yasin 71, Sad 17-45 Zariyat 47. Zariyat 47'yi hatırlarsınız. Yani Allah gökleri kendi gücümüzle yarattık ve biz onu genişleticiyiz diyor. Mesela mücadele 22, saf 14. Bu ayetlerde de "eid" kelimesi ne anlamında? Güç anlamında kullanılmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere ayette geçen "eid" kelimesi eller olarak çevrilecek olursa bu durumda hırsızın bir değil iki elinin kesilmesi gerekir. Bu bir. İkincisi normal yine kesmek üzerinden ele alacak olursak "eydi" "hüma" ikisinin ayrı ayrı. Şimdi biz şöyle ele alalım. Arapçada neydi? Çoğul 3 ve 3'ün üstündeydi. Peki bir insanda kaç el var? İki el var. Öyleyse eğer Allah Maide 38'de hırsızlık yapan birinin hırsızlık yaptığında elinin kesilmesini emrediyor olsaydı ne demesi gerekirdi? "Yeduhuma" o ikisinin elini kesin demesi gerekirdi. Ya erkek veya kadın hırsızlık yapanın elini kesin demesi gerekirdi. Tekil olarak kullanması gerekirdi. Ama ne yapıyor burada? Çoğul kullanıyor. Bir insanda da ne vardır? 3 ve üçen fazla el yoktur. İki tane vardır. Bu da ne yapmaktadır? Ayetin bütünlüğüne uymamaktadır. Bir şeyi bir daha tekrar ediyorum. İlle de el kesecekseniz o zaman burada elmek vardır diyorsanız yine kendinizle çelişiyorsunuz. Bu sefer ne demiştim? Ellerin tamamını kesmeniz lazım. Yani iki eli birden kesmeniz lazım. Arapçada çünkü ayetteki içerik olayı "eğit" kelimesini el olarak aldığınız zaman ama ben ne diyorum? Kataa fiilini de "eit" kelimesini de bu ayette fiziksel kesmek ve el olarak ne yapamazsınız? Alamazsınız. Ayetteki "eyt" kelimesi güçlerini diye çevrilmesi zorunludur. Bunun başka bir alternatifi yoktur. Kataa fiili kesmek olarak çevrilemez. Eit kelimesi de eller olarak çevrilemez. Bu açıdan baktığımızda hırsızın elinin koparılmasından değil, gücünün, imkanının engellenmesinden, hırsızlıkla ilişkisinin kesilmesinden, hırsızlığa neden olan şartların kökünün kesilmesinden, kurutulmasından bu şartlar yokken keyfi olarak hırsızlık yapanın alıkonularak bu gücünün imkanının elinden alınmasından bahsedilmektedir diyebiliriz.

Tabii bunu yaparken şu detaya da düşmek gerekiyor. Biz de malımıza sahip çıkmalıyız. Uygun bir şekilde korumalıyız. Hırsızlara davetiye çıkarmamalıyız. Ayrıca hırsıza ceza uygulanırken az önce bir şey dedim mesela dedim ki 1.000 lira çalanla 1 milyon çalana ikisine aynı cezayı veremezsiniz. İkisi yani ikisine de aynı ceza olmaz. Bir de hırsızlıkla suçladığınız kişinin ekonomik, psikolojik ve sosyolojik durumlarını da göz önünde bulundurmak zorundasınız. Eğer bu şartlarda bir olumsuzluk varsa düzeltmeye çalışmalısınız. Açlıktan dolayı çalan birine hırsız diyemezsiniz. Onun bu eylemi yapması durumunda suçlu olan o değildir. İçerisinde yaşadığı toplumdur. Psikolojik, zihinsel sorunları olan birine de siz hırsız diyemezsiniz. Onu cezalandırmak yerine ne yapmalısınız? Kamu olarak onu tedavi ettirmelisiniz.

Şimdi gelelim yine sağlam kanıtlarımızdan birine. Bir sonraki ayete geliyoruz. Bir sonraki ayet ne diyor? Diyor ki: "Eğer bu hırsızlık yapan hatasından dönüp kesin olarak, pişman olarak Allah'a yönelirse tövbe nedir? Tövbe bir hatayı bir daha tekrarlamamak üzere Allah'a itaate yönelmektir. Hırsız eğer tövbe ederse diyor Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." Yani ne oluyor? Gerçekten hatasından pişman olup itaate yönelen bir insanı Allah ne yapıyor? Bağışlayacağını söylüyor.

Yani 39. ayete bakalım. 38'i okuduk. "Femen tabe kim hatasından kesin dönüş yaparak Allah'a itaate yönelirse zulmi yaptığı hatanın ardından kendini düzeltirse innallahu aleyh Allah da ona merhametiyle yönelir." Burada "şey" diye çeviriyorlar. Allah tövbesini kabul eder diye çeviriyorlar. Hayır, bu çeviri doğru değildir. Allah'ın tövbe etmesinden bahsediyor burada. "Aleyhi", onun üzerine tövbe eder diyor Allah. Ne demektir Allah'ın tövbesi? Allah nasıl tövbe eder? Allah'ın bir kuluna veya kullarına merhametiyle yönelmesi demektir. Acıması, ona merhamet etmesi ve onun işini kolaylaştırması demektir. Allah'ın tövbe etmesi. Yani bu detayı da düşeyim. Eee, Allah tövbeleri kabul edendir ifadesi Kur'an'da. "Tevvabur rahim" mesela. Tövbeleri kabul eden, kendisine yönelenlerin yönelişini kabul eden ve merhamet edendir." ifadesi "tevvabur rahim" diye kullanılır. Ama burada ne diyor? "Yetubu aleyhi". Allah da ona tövbe eder. Yani Allah da ona merhametiyle, acımasıyla, bağışlamasıyla yönelir. "Innallahu gafurun rahim". Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Dolayısıyla burada ne diyor? Yaptığı hatanın ardından hatasından pişman olup bir daha yapmamak üzere Allah'a itaate yönelene ve kendini düzeltene Allah bağışlar diyor. Değil mi?

Şimdi gelelim kritik noktaya. Yani hatasından pişman olan bir insan, bir hırsız Allah diyor ki ben onu affederim. Hatasından pişman olur, kendini düzeltirse. Yani bu suçun bir geri dönüşü var. Peki siz bir hırsızın elini kestiniz. Geri dönüşü var mı? El kesmek geri dönüşü olmayan bir cezadır. Yani geri dönüşü olmayan bir cezadır. El kesme durumunda suçlu pişman olsa bile bağışlanmış olamaz. Ortada bir bağışlama yoktur. Ortada bir merhamet de yoktur, bağışlama da yoktur. Yani kusura bakmayın. Eğer ortada bir bağışlanma, merhametle yönelme, merhamet etme varsa suçun ortadan, cezanın ortadan kaldırıldığı bir durum olması gerekiyor. Siz bir durumu, cezayı ortadan kaldırmadınız ama diyorsunuz ki ben sizi affettim. Rabbimi tenzih ediyorum. Tabii rabbimi tenzih ediyorum. Biz burada sorguluyoruz. Ya siz bunun elini kesmişsiniz. Buna artık merhametle yönelseniz ne olur, yönelmeseniz ne olur? El gitmiş. Yani geri dönüşü yok bu cezanın. Yani el kesme durumunda suçlu pişman olsa bile bağışlanmış olamaz. Çünkü artık elini kaybetmiştir. Cezasını ebedi olarak çekecektir. Ölümüne kadar çekecektir.

Konuyu elleri kesilmeden önce şimdi bir de böyle çok affedersiniz eee sağa sola çekiyorlar. Topu taca atıyorlar. Nasıl topu taca atıyorlar? Diyorlar ki, "El kesmeden önce pişman olursa ya siz birinin elini kesecekseniz zaten o kişi der ki ben pişman oldum. Ben bir daha yapmayacağım" der. Yani tamam mı? Durumu düzeltirse elleri kesilmez. İşte pişman olduysa falan diye eğer elmeden önce yani cezayı uygulamadan önce pişman olur, tövbe ederse o zaman elleri kesilmez diye bir savunma, bir alternatif fikir ortaya atıyorlar. Ben bunu topu taca atmak diyorum. Bunları da yalanlayan bir ayet söyleyeceğim ben şimdi size. Çok uzakta değil, yakında. Nerede? Maide suresi 33. ayeti okuyacağım ben şimdi size. Bakın Maide suresi 33. "Allah ve elçisine savaş açanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya koşturanlar. Onların karşılığı nedir? Etkisiz hale getirilmeleri. Nasıl etkisiz hale getirirsiniz? Ya tutuklarsınız ya da öldürürsünüz. Ya diyelim bir terörist. Teröristi nasıl etkisiz hale getirirsiniz? Öldürürseniz de etkisiz hale gelmiş olur. Tutuklarsanız da etkisiz hale gelmiş olur. Veya ellerinin ve ayaklarının içlerinden kesilmesi." Bakın yine kesmeye geldik. Hani gelenek şöyle çevirir ya kolunu ve bacağını çaprazlama kesmek. Burada kolunun ve bacağının çaprazlama kesilmesinden de bahsetmiyor. Hazır mevzu kesmekken buna da değineyim çok kısaca. Nedir? Bir terörist düşünün. Onu yakaladınız. Ne yaparsınız? Kolunu ve bacağını çaprazlama kesersiniz. Nedir? El neydi? Güç, imkandı. Bacak nedir? Bacak da konumun konumunu ifade eder. Ne yaparsınız? Bütün haklarını elinden alırsınız. Bütün gücünü elinden alırsınız. Vatandaşlıktan atarsınız. Onu tutuklarsınız. Bütün sosyal haklardan onu mahrum edersiniz. Eğitimden, sağlıktan, vatandaşlıktan, ne bileyim SSK'dan, Bağkurdan bütün imkanlarından alırsınız. Onu tutuklarsınız. Evet. Kolunu ve ya bütün o elimi kolumu bağladın diyoruz ya biz. Türkçede bir deyim var. Elini kolunu bağlamak. Ya bütün imkanlarını elinden almak ve onu çaresiz bırakmak. Buradaki de benzer bir anlamda anlamdır. Yani ellerinin ve ayaklarının içlerinden kesilmesi yani bütün haklarının güçlerinin elinden alınması veya hapsedilmeleri veya onlara asılmaları diye çevirdikleri kelime var. Orada asılmak da geçmez. Onlara en sert şekilde davranılması, en ağır işlerde çalıştırılması ki geçmişte suçlulara böyle davranılıyordu. En ağır işlerde çalıştırılıyordu. Eee, mesela şöyle düşünün. Firavun. Firavun eee Mısır'daki piramitleri yaptırırken muhtemelen en azılı suçluları en ağır işlerde çalıştırarak belki de veya taş ocaklarında değil mi? Yani misal en ağır işlerde çalıştırılması veya o yerden bulunduğu yerden sürgün edilmeleridir. Hani bugün bile bu cezalar bazen uygulanabiliyor. Sınır dışı ediyor mesela vatandaşlıktan atıyor gibi. Anladık mevzuyu. Allah'a ve elçisine savaş açanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar. Şimdi Allah ve elçisi kalıbı bugün için neyi ifade eder? Kamu, kamu yönetimini ifade eder. Allah ve elçisi kamu yönetimidir. Kamu düzenidir. Kamunun düzenine karşı gelip de o o yerde bozgunculuk yapanların cezası budur. Zaten bugün de buna benzer cezalar uygulanmaktadır. İşte bu onlara dünyada rezilliktir. Onlara ahirette de muazzam bir azap vardır. Tamam. Bir ceza verildi mi bu suçu işleyenlere? Hırsız için ne diyorlardı? İşte hırsızlık eylemini kolunu kesmeden önce pişman olursa o zaman hırsızlık kesme eylemi ortadan kalkar diyorlardı. Değil mi? O alternatifi kendileri sunuyordu. Allah öyle bir alternatif sunmadı. Fakat Maide 34 ne diyor? "Bu suçu işleyenler eğer onları yakalayıp da onları cezalandırma takdirinde bulunmanızdan önce hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler bunun dışındadır." Bak burada alternatifi vermiş. Maide 33'te anlatmış cezayı 34'te demiş ki siz onu yakalamadan önce kendisi pişman olur hatasından kesin dönüş yapar ve kendini düzeltirse o zaman ne diyor? Ona uygulayacağınız ceza ortadan kalkar diyor. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Bakın hırsız için ne diyorlardı? El kesmeden önce pişman olursa o ceza ondan kalkar. Allah orada öyle bir alternatif sunmuş mu? Sunmamış. Peki burada Maide 34'te o alternatifi sunmuş. Demiş ki, "Onların üzerinde bir takdirde bulunmanızdan önce hatasından dönüş yapıp Allah'a itaate yönelenler bunun dışındadır. Onlar onlar onlara karşı Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Peki Maide 39. "Yanlışının ardından kim hatasından kesin dönüş yapıp Allah'a yönelir ve kendini düzeltirse Allah da ona merhametiyle yönelir. Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Diyor mu? "Onların üzerinde takdirde bulunmanızdan önce hatasından kesin dönüş yapıp Allah" demiyor. Öyle bir şey demiyor. Yani dolayısıyla Allah'ın Maide 34'te belirttiği alternatifi 39'da unutmuş değildir. Oraya siz zoraki anlamlar yükleyerek oraya o anlamı yüklemenize gerek yok. Bu bir. İkincisi, Maide 39'a göre de bir suçun bir geri dönüşü var. Cezanın uygulanamama, uygulanmama durumu var. E öyleyse siz hırsızın kolunu kestiğiniz zaman böyle bir uygulama da ortadan kalkıyor. O zaman ne oluyor? Hırsızın el kesmek gibi bir cezasının olmadığı net olarak ortaya çıkıyor. Yani Maide 39'a göre bu cezalandırmanın bir geri dönüşü var. Pişman olup'a yönelerek, kendini düzelterek hırsıza artık her neyse cezası, her neyse ki az önce de söyledim. Bir insan hırsızlık yaptığı zaman açlıktan dolayı yapabilir. İhtiyaç sahibi olduğundan yapabilir. Psikolojik sorunları olduğundan yapabilir. Tamam mı? Yani her hırsıza aynı cezayı siz veremezsiniz veya 1 lira çalanla 1 milyon çalana da siz aynı cezayı veremezsiniz. Dolayısıyla nedir? Şartlarına göre siz bir cezalandırma, hangi cezalandırmayı yapacaksanız yapın, ne olursa olsun o kişinin cezası ne olursa olsun Maide 39'da geri dönüşü var bunun. Ama el kestiğiniz zaman bunun bir geri dönüşü yok. Böyle bir ceza yok. Onu demek istiyorum.

Evet. İslam'da ne vardır? İslam'daki ceza hukukunda kısas diye bir şey vardır. Kısas. Bakara 178-179. Ve ne vardır? Suça karşı eş değer bir ceza ilkesi vardır. Suça karşı eş değer bir ceza. Bakara 191, Nahl 126, Hac 60, Şura 40 ayet. Bu ayetlere bakarsanız kötülüğün kötülüğe karşı denk bir kötülük der. Mesela bu bir ilkedir. Adalet de zaten ne demektir? Denklik demektir. Hırsızlığa karşı eli bileğinden koparmak cezasının aklen ve fıtraten hırsızlık suçuna karşı eşdeğer bir ceza olmadığı inkar edilemez bir gerçektir. Yani siz bir insan 1.000 lira çaldı, onun bileğinden kopardınız. Bu eşdeğer bir ceza mı oluyor? Olmuyor. Ayrıca az önce de ne demiştim? Allah hatasından pişman olup kendini düzelten, kendisine yöneleni affediyor. Hırsızın elini kestiğiniz zaman ortada af diye bir şey kalmıyor. Onu da izah etmiştim.

Ayrıca bir ilke daha kıyas yapacağız. Şimdi kıyas. İslam daha ağır suçlara böyle bir ceza öngörmemektedir. Yani daha ağır mesela zina. Zinaya bile zina yapmak mesela Kur'an'ın en çok yaklaşmayın dediği ve ağır bir cezasının olduğu ahirette de ağır bir cezasının olduğu mesela Furkan suresi 68-69-70-71 bu ayetlere bakarsanız ahirette de ağır bir karşılığın olduğunu görürsünüz. Ama dünyadayken bir de böyle bir ceza yani hırsıza verilen verildiği iddia edilen el kesme cezası kadar ağır değil. Eli bileğinden koparmak çok ağır bir cezadır. Şimdi düşünün. O insan bekarsa bir daha evlenemez. Evliyse muhtemelen eşi onu terk eder. Pişman olsa bile ben şimdi pişman oldum. Allah'a yöneldim ve bundan sonra ben hayatımı Allah'ın ilkelerine göre yaşamaya karar verdim. Ben toplumun içinde yaşayabilir miyim? Yok. O utanç ben ne kadar kendimi düzeltebilirsem düzelteyim o utanç benim yanımda birlikte ölene kadar devam edecektir. Yani pişman olsa bile toplum ve görenler tarafından ölümüne kadar bilen bilecektir ama bilmeyen ne yapacaktır? Onu hırsız olarak tanımlayacaktır. Öyle görecektir. Şahsi ihtiyaçlarını o insan gideremeyecektir. Çalışmak isterse çalışamayacaktır ve muhtemelen ömrünün sonuna kadar başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamaya mahkum olacaktır. Allah'ın ve dini olan İslam'ın düzeltici, affedici yönü, hırsızlık suçuna karşılık geri dönüşü olmayan ve çok ağır bedellere kapı aralayan, ellerin bileklerden koparılması gibi ağır bir cezayı vermesi hem ayetin iç bütünlüğüne, hem pasaj bütünlüğüne, hem Kur'an'ın bütünlüğüne hem akla hem fıtrata hem vicdana aykırıdır. Maide 38 ve 39. Şu ayete baktığımızda da öncesine ve sonrasına baktığımızda da Kur'an'ın ceza ilkesine baktığımızda da Kur'an'ın bütünlüğüne baktığımızda da hırsızlığa karşılık eli bileğinden koparmak gibi bir ceza kesinlikle yoktur.

Tabii bu video biraz şöyle oldu. Ben sanki hırsızları savunuyormuşum gibi oldu. Benim öyle benim öyle bir derdim yok. Yani her yanlış yapan adil bir şekilde cezalandırılmalıdır. Ben hırsız hırsızlığı da savunmuyorum. Hırsızı da savunmuyorum. Eee, bir hırsız niçin çaldığına göre ihtiyacı olmadığı halde çalan bir insan cezalandırılmalıdır. Hapsedilmelidir. Hapsedilmelidir. Yani yani Ahmet çaldığı zaman hırsızlık yapmış oluyor günümüzde. Ama falanca iş adamı yaptığı zaman yolsuzluk yapmış oluyor. Ne bileyim kelimeler bile adamına göre kullanılıyor. Yani eee fakir yaptığımız zina oluyor. Şey zengin yaptığımı çapkınlık oluyor. Yani eee kullanılan kelimeler bile sınıfsal ayrımcılık yapıyor. Her neyse. Bugün baktığımız zaman ya ben ya kimseyi karalama derdinde değilim. Kimseyi ötekileştirme derdinde de değilim ama gariban vatandaş çaldığı zaman hırsız olacak ama devletin bir yerlerinde bir konum bir konumlara gelip de emaneti ehline vermeyen, yandaşına veren, hak etmeyene veren yani yine isim vermeyeceğim. Benim arkamdan ardımdan onca yalan dolan iftira atıp da kendisi yaklaşık 10 10 15 yıl önce 5.000 lira haraç verip de işe giren bugün hala o iş yerinden o maaşı alanın yaptığı yasal oluyor. Ama gariban vatandaş ekmek çaldığı zaman hırsız oluyor. Bu böyle değil. Benim anlatmak istediğim böyle değil. Yani gerçekten keyfi olarak ihtiyacı olmadığı için hırsızlık yapan cezasını çekmeli. Alıkonulmalı, hapsedilmeli, cezası verilmeli. Ama dediğimiz gibi günümüz şartlarında hırsızlık konusu farklı bir konu. Yani bir işe girmek için affedersiniz haraç verip de bugün o maaşı almaya devam edenin aldığı maaş da hırsızlıktır. Şimdi sıcağı sıcağına ismi aklıma gelmedi. Her yasal hak helal değildir diyen bir abla vardı ya şimdi ismi aklıma gelmiyor. Her yasal hak helal değildir diye. Böyle bir durum da var. Yani böyle bir durum da var. Evet. Velhasılı mesaiden çalmak. Evet. Aynen. Mesaiden çalmak veya öyle insanlar biliyoruz. Ben ben biliyorum ya. Ben şimdi bazı kurumlarda insanlar gereksiz yere işe alınmış ve hiç iş yerine uğramadan maaş alan insanlar var. Şimdi bunlarınki hırsızlık değil ama başka birininki hırsızlık oluyor. Ben ikisini de aklamıyorum. İkisi de hırsızdır. Yani ikisi de hırsızdır. İkisi de cezalandırılmalıdır. Yani bir insan vicdanen ve aklen. Sen hiçbir iş yapmıyorsun. İşte ben falanca yerde işe girdim. Bu devlet kurumu diyelim. İşe girdim ama hiçbir şey yapmıyorsun. Tamam mı? Ne yapmışsın? Falanca siyasetçi milletvekili olursa seni işe alacağım diye söz vermiş. İhtiyaç olduğundan değil. Sana söz verdiği için seni işe almışsın ve sen hiçbir şey yapmıyorsun. Ya kusura bakma senin aldığın maaş hırsızlıktan bir farkı yoktur. Yani yoktur. Onun için diyorum ya hırsızlık ama neye göre hırsızlık? Böyleleri de ceza almalıdır. Keyfi olarak hırsızlık yapan da ceza almalıdır. Ama eee kimi insanlar ihtiyaç sahibi olduğundan, zor durumda olduğundan yani şöyle düşünün ya bir baba düşünün. Çocuğunun ihtiyacı var. Belki kendisi için aç kalır ama çocuğu için aç kalamaz. Çocuğun ihtiyacını gidermek ister. İster istemez sağa sola saldırmak zorunda kalır. Ya bu şartları da göz önünde ne yapmak lazım? Bulundurmak lazım. Olayın ekonomik, sosyolojik, psikolojik boyutlarını da ele alarak yani ekonomik boyutu varsa düzeltilmelidir. Psikolojik boyutu varsa düzeltilmelidir. Yani sosyolojik boyutu varsa düzeltilmelidir ama keyfi boyutu varsa da cezalandırılmalıdır. Suça sürüklenen yolların kapatılması kişi. Evet. Evet.

Benim diyeceğim eee kısaca budur. Yani özet olarak söyleyeceğim. Ayetteki "eit" kelimesi güç anlamındadır. "Kataa" fiili eee fiziksel kesmek değil. Gücünü, imkanını kesmek eee veya hırsızlık yapmasına neden olan şeyin kökünü kurutmak, bağını kesmek, hırsızlıkla bağını kesmek. Eğer gerçekten keyfi yapıyorsa bunun alıkoymak, cezalandırmak yani alıkoyarak onu cezalandırmak. Eee, bunu yine Yusuf kıssasındaki bir örnekle izah ettik. Örnek verdik onu. Kata fiilinin Kur'an'daki geçtiği diğer ayetlerde fiziksel kesmek anlamında kullanılmadığını söyledik. Eit kelimesinin Kur'an'da güçler anlamında kullanıldığını söyledik. Ayetleri de verdik. Eee, ondan sonra ne dedik? Arapçada çoğul 3 ve 3'ten fazladır. Oysa bir kişide iki tane el vardır. Dolayısıyla ayetteki "eit" kelimesi üç ve daha fazlasını ifade ettiği için eee, el olarak çevrilemez dedik. Ondan sonra ne dedik? Hırsızın ekonomik, sosyolojik, psikolojik durumu göz önüne alınmalıdır dedik. Bu şartlarda bir eksiklik varsa düzeltilmelidir dedik. 1 lira çalanla 1 milyon çalana aynı ceza veremezsiniz dedik. Ondan sonra cezanın bir geri dönüşü var dedik. Maide 39'a göre bir geri dönüşü var. Oysa eli kesip koparmanın bir bir geri dönüşü olmadığını söyledik. İslam'da ceza hukukunda kısasın ve işlenen suça karşı denk bir karşılık ilkesi olduğunu fakat hırsızlık yapanı diyelim adam 1.000 lira çaldı kolunu kopardın. Bu denk bir karşılık değildir. Ve aynı zamanda en başında da ne demiştik? Allah'ın sunduğu reçetede belirsizlik çıkmaz, açmaz olmamalı. Yani iki eli kestiğiniz zaman üçüncü hırsızlıkta ne ceza verecekseniz bunun cevabı yok. Bu orada tıkanıp kalıyorsunuz. Böyle bir belirsizlik de olamaz dedik. Akla, fıtrata, mantığa aykırılık olamaz. Uygulanabilir olmalı dedik. Adil olmalı. Eşit eşit olmalı dedik. Ondan sonra da ne dedik? İslam'da daha ağır suçlara bile böyle ağır ceza öngörülmediği halde diyelim eee zina gibi yani zinadan ağır mesela cezalar da var ama Allah'a şirk koşmanın dünyalık bir şeyi yok. Yaptırımı yok. Yani bir insan Allah'a istediği kadar şirk koşar. Siz onu cezalandıramazsınız. Yani düşünün yani adam öldürmek var. Adam öldürmekte bile düşünüyorum abi adam öldürmekte bile öldürülen yakınlarına kısas hakkı veriyor. Ama ne diyor? Affedersiniz sizin için kefavet olur diyor. Orada bile adam öldüreni bile affetmeye yönlendiren bir kitabın geri dönüşü olmayan, hırsızlığa karşı böyle bir ceza vermesi yine düşünülemez. Mümkün değildir. Evet. Mümkün değildir. Yani kesinlikle mümkün değildir. Eee, eli bileğinden koparmak ömrünün sonuna kadar o utançla ne kadar kendini düzeltebilirse düzeltsin damgalanmış olur. Damgalanmış olur. Cezanın geri dönüşü yoktur. Hangi toplumda yaşarsa yaşasın mutlaka her zaman başı eğik olacaktır. O utançla yaşayacaktır. Bu çok çok ağır bir cezadır. Dolayısıyla adil bir karşılık değildir. Ben kanıtlarımı sundum. Çok uzatmayayım. 54 dakika oldu. Eee, benim söyleyeceğim budur. Nasıl okuma yaptığımı, nedenlerini, sonuçlarını, kanıtlarımı izah ettim. Tabii ki aklını kullanmak, sorgulamak, farklı düşünmek. Herkes özgürdür. Benim yaptığım okuma bu şekildedir. Ben böyle olduğuna kesin olarak ikna olduğum için, böyle olduğuna kesin olarak inandığım için bunu anlattım size. Umarım faydalı bir video olmuştur. İnşallah haftaya farklı bir konuda, farklı bir videoda tekrar buluşuruz Allah nasip ederse. Hepinizi kendiniz kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın diyorum. Ağzınıza sağlık. Teşekkür ediyoruz. Eyvallah. Ben teşekkür ederim. Yeah.