📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

#CANLI I İrem Aktaş'ın Sunduğu Op. Dr. Fatih Dağdelen ile Estetik I 04.01.2025

KRT TV50:25

Transcription

KRT ekranlarından mutlu akşamlar sevgili izleyenler, ben İrem Aktaş. Yine bugün de her cumartesi akşamı olduğu gibi Doktor Fatih Dağdelen'le birlikteyiz ve yine estetiğe dair konuları konuşacağız. Ama bu sefer biraz farklı olacak. Bu haftaya kadar her cumartesi estetik üzerinde biraz vücut üzerine konuştuk, vücudu ele aldık, yüzü ele aldık, hangi estetik operasyonlar nasıl yapılır bunları konuştuk. Ama bugün biraz daha estetiğin insan yaşamı üzerindeki etkilerini konuşacağız, psikolojik etkilerini özellikle ele alacağız.

Fatih hocamız da bugün yine bizlerle birlikte stüdyomuzda. Hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk. Nasılsınız? Çok teşekkür ediyorum, iyiyiz. Sizler nasılsınız? Sağ olun, çok teşekkür ediyorum. Bizler teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için. O zaman, insan üzerindeki etkileri dedik. Yaşamımızda nasıl etki ediyor estetik operasyonlar, özellikle özgüven açısından neler sağlıyor? Sizden dinleyelim.

Şimdi her şeyden önce ben burada sağlığın tanımını yapmak istiyorum. Kesinlikle sağlık tanımı bence burada çok önemli. Çünkü sağlık dediğimiz zaman sadece bedensel sağlıktan bahsedemeyiz. O zaman psikiyatrik problemi olan insanları sağlıklı kabul etmek gerekir. Oysa ki bu doğru bir şey değil. Bununla beraber sağlık tanımında bedensel sağlık, sosyal sağlık ve psikolojik sağlık, yani üçü birse eğer, bu kişi için sağlıklı bir bireyden bahsedebiliriz.

Estetik cerrahi prosedürlerinin pek çoğu kimilerine göre çok gereksiz, yanlış, boşuna yaptırılıyor. Evet, böyle değerlendirenler de var, değerlendirenler var. Hatta estetik cerrahiden sonra birtakım komplikasyonlar olduğunda ya da ölümle sonuçlanan bir olay olduğunda insanlar bunu hep böyle kınıyor. Oysa ki bu çok doğru bir şey değil. Günümüz artık kabul etmeliyiz ki hani 90'ların, 80'lerin ya da 1800'lerin bir yüzyılında yaşamıyoruz. Artık toplum hakikaten çok fazla sosyalleşmiş durumda, sosyal medya hayatımıza girmiş durumda ve kişiler gerçekten kendileriyle ilgili rahatsız oldukları bir konu varsa bunu düzeltmek istiyorlar.

Bunu yaparken de psikolojik açıdan, sosyal açıdan ve fiziksel açıdan, yani üç sebebi de aslında göz önüne alarak birtakım operasyonlar gerçekleştirmek istiyorlar. Bizler aslında ne yapıyoruz? O kişinin kendine olan güvenini, özgüvenini, öz saygısını sağlamaya çalışıyoruz veya sağlamasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu o kişinin otomatik olarak sosyal hayatını etkiliyor, iş hayatını etkiliyor, kesinlikle girdiği ortamları etkiliyor. Diyelim ki kişi evlenmek istiyor. Şimdi herkes, her erkek güzel bir hanım istiyor, her hanım da güzel bir erkek istiyor, öyle değil mi? Doğru, çok doğru.

E peki problemi olan insanlar ne yapacak? Yani orada da estetik çözümler devreye giriyor. Evet, yani probleminiz varsa ki estetik cerrahi zaten bu amaçla ilerledi ve ilerliyor her geçen gün ve bu şekilde hastalarımızın en azından kendilerine olan özgüvenini artırdık mı, aslında konu bitiyor.

Şimdi örneklerle açıklamak istiyorum. Diyelim ki kişi 150 kilo olmuş. "Baştan dikkat etseydi" gibi bir çözüm yok, yani böyle bir şey yok. Yani o kişi kilo almışsa, bu kişinin çözümü eğer bir mide küçültme ameliyatı ise bunu yaptırmak zorunda. Diğer şekilde o kişiyi aslında ölüme terk ediyorsunuz. "Öyle kalsın, ne yapacak ve o şekilde yaşasın." Böyle bir şey olamaz yani. E bu kişi mide küçültme ameliyatı oluyor, sonrasında diyelim ki 100 kilo verdi ya da 60 kilo verdi, 70 kilo verdi, inanılmaz sarkmış bir vücutla karşılaşıyor.

Onu nasıl toparlayacağım, bunu nasıl toparlayayım? Bu defa o kişi diyor ki: "Öncesinde sağlık sorunlarım vardı, şimdi ise görüntüyle ilgili problemim var." Kimsenin yanında soyunmak istemiyor, bir şeyler almak istemiyor, giyinmek istemiyor, havuza gitmek istemiyor. Bu onun gerçekten özel hayatını, kişisel hayatını bile çok ciddi anlamda etkiliyor. İşte böyle bir problemi olan, hani ben hep buna şöyle söylüyorum: "Ateş düştüğü yeri yakıyor." Yani böyle bir problemi olan bir kişi varsa, bunu yaptırdığında elde ettiği mutluluk aslında çok önemli. Bunun mutlaka altını çizmek gerekir.

Ve bu şekilde düşünülürse eğer, bu kişileri boşu boşuna eleştirmem babında, yani ben estetik cerrahiye yönlendireyim, o gelsin ameliyat olsun, bu gelsin ameliyat olsun şeklinde düşünmuyorum aslında. Diyelim ki göğsü büyük olan bir kadından bahsedelim. Hı hı. Çok büyük bir göğsü var. Şimdi düşünün, o göğsünden rahatsız. Kullandığı sütyen sürekli onun omuzlarını kesiyor, inanılmaz bir bel sırt ağrısı yapıyor. Aynen. Beyin cerrahına gittiğinde diyor ki: "Önce git ya da fizik tedaviye gittiğinde önce göğüslerini küçültür ki bel, boyun, sırt ağrın düzelsin." Bakın, bu da fiziksel sebepli yapılan bir uygulama.

Eğer siz o kişiye "Ne gerek var, hiç uğraşmayın." diyorsanız, o zaman aynı yükü birer kilo elma alalım, sizin de omzunuza koyalım birer poşetle. Onunla yaşamaya çalışın bakalım ne kadar zor. Çok doğru. Empati yapmak çok önemli. Kesinlikle ki hastalarda başarıya ulaşmanın kuralı da aslında bu empatiyle ortaya çıkıyor. Yani biz hastalarımız geldiği zaman "Nedir efendim şikayetiniz?" diyoruz. "Probleminiz nedir? Neden rahatsızsın? Neden olmak istiyorsunuz?" Hiçbir hekimin, etik çalışan hiçbir hekimin hastayı "Gel hemen bir an önce ameliyat yapayım." diyeceğini ben düşünmüyorum. Böyle bir şey olamaz, mümkün değil.

Olay para endeksli değildir aslında, olay insan odaklıdır ki bütün hekimler de bu zihniyetle yetişirler. Ben şöyle söyleyeyim, toplumda belki de en az suç oranı hekim olan kişilerdir bence. Öyle. Tabii ki beş parmağın beşi de bir değil, hekimlerin içerisinde de etik davranmayanlar olabilir, onlar cezasını alırlar. Ama biz zaten ciddi anlamda günümüzde bir toplum baskısı altındayız hekimler. Çok doğru. Evet, eskiden böyle değildi. Ben 32 yıllık hekimim ama ve ister istemez bizler iyilik yapmaya çalışan insanlarız aslında.

Tabii ki paramızı kazanıyoruz, tabii ki işlemimizi yapıyoruz, hayatımızı bu işe adamışız zaten. Hastalarımıza da o mihvalde bakıyoruz, o şekilde değerlendiriyoruz ve o hastanın kendine olan özgüvenini yaşayacağını belki hasta bile bizim kadar görmüyor, inanmıyor, belki hasta bile bunun çok farkında değil. İşte bu noktada bazen hastayı motive etmek gerekebilir. Bu yanlış bir şey değil aslında.

Bazen hasta geliyor, diyor ki: "Ben mememi yaptırmak istiyorum, kiloluyum, kilo da veremiyorum." Çevremdeki insanlar diyorlar ki: "Git kilonu ver, öyle gel, ondan sonra yaptır." Hı hı. E peki bu kişi kilo veremiyor, motive değil. Çünkü spora da başlasa, diyete de başlasa o göğsü onun önünde ciddi bir yük. Ben sadece memesini küçülttüğümde amaçlı bir ameliyat yapmıyoruz. Bizim yaptığımız işlemler daha ziyade vücut şekillendirme ya da yüzle ilgili işlemler.

O hastanın vücuduyla ilgili yaptığımız ameliyatlardan sonra o kişi inanılmaz motive olduğu için hayatında hiç yapamadığı şeyleri başarıyor. İnsan motivasyonla ilerleyen bir varlık. Bu nedenle estetik cerrahi uygulamaların hakikaten pozitif yönüne bakmak lazım. Ben biraz iyimser bir insanım, bunu kabul ediyorum. Ama şimdi kötümserliğin altında da işte çeşitli komplikasyonları var, çeşitli problemleri var, kötü sonuçlar olabilir, şu olabilir, bu olabilir. Bunlar da söylenebilir. Ama bunlar emin olun ki "Uçak düşüyor." diyerek uçağa binmekten vaz mı geçiyoruz yani? Aynen öyle. Bakın, böyle düşünmek gerekir.

Yani bugün günümüzde uçak olmadan globalleşen bir dünya mümkün değil ve estetik cerrahi siz artık bir dünyayı da düşünemeyiz. O kadar gelişti ki, o kadar her şeye çözüm sunuluyor ki. Çok doğru. Evet, evet. Bütün dünyada bakın, ben plastik cerrahiye başladığım zaman 90'lı yıllarda, o zaman bana herkes diyordu ki: "Siz ne yaparsınız? Yanıklarla uğraşırız, çene kırıklarıyla uğraşırız, el cerrahisiyle uğraşırız." Oysa ki işin içerisinde derya deniz bir estetik konusu vardı. O konu o zaman sadece zenginlerin, sadece ünlülerin, sadece belli bir kesime, evet, celebin olduğu kişilerin yaptırdığı uygulamalar olarak kabul ediliyordu.

Fakat günümüzde 2000'li yıllardan sonra bu artık halkın her kesimine yaygın bir şekilde girmiş durumda. Bugün çevremize bakalım, ailemizde yani birisi burnu yaptırmak istiyor, birisi göğsünü yaptırmak istiyor, birisi yağını aldırmak istiyor gibi gibi. Ve siz bu insanları baskıyla, zorla "Hayır, izin vermiyorum." Bazı hastalar geliyor, "Annem dedi ki sütümü haram ederim evladım." Evet, onunla da karşılaşıyoruz, doğru, onunla da karşılaşıyoruz.

Şimdi ben onların o düşüncelerini kırmak için söylemiyorum, sadece estetik yaptırmış kişilerin o kendilerine olan öz saygısını artırabilmek, sosyal hayatta daha kabul edilebilir bir duruma getirmek, fiziksel olarak kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlamak... Mesela az önce söyledim ya, memesi büyük olan bir kişi şişman gözüküyor. Evet, çünkü ceketini kilitleyemiyor, geniş giyinmek zorunda mesela. Örnek olarak bahsedecek olursak, nihayetinde sosyal ortamda kendisini daha rahat hissettiği için bu kişinin sosyal ilişkilerine yansıyor, iş hayatına dahi yansıyor.

Bugün bir işveren bile, kim ne derse desin, bugün hiçbir insan kaynakları uzmanı çok aşırı kilolu birisini işe almak istemeyebilir. Çok doğru. Evet, yani belli kriterler elbette var. Gerçek bu, bir gerçek. Ya bunu kabul etmeniz gerekir. Yani o kilolu kişiyi engelli gibi kabul edebilirler. Oysa ki hiç alakası yok. O kişi isteyerek o kiloyu almadı, belki yanlış birtakım şeyler yapılmış olabilir ama nihayetinde estetik cerrahinin böyle bir çözüm olduğunu ve o kişinin sosyal hayatını etkilediğini yine hiç kimse gidip de 140-150 kiloluk ya da 120 kiloluk ya da göğüsleri aşırı sarkmış bir kişiyle evlenmek dahi istemeyebilir.

Evet hocam, bu belki dile getirilmiyor ama gerçekler. Yani ben bunu açık olarak söylüyorum, yani kimse bunu dile getirmiyor olabilir ama gerçek bu. Yani o kişi kendisi bile istemiyor bunu. Şöyle izah edeyim sizi: Mesela çok kiloluyken kişi kendi üzerine bir kıyafet almak istemez, doğru bir şey giyinmek istemez, hep siyahlar giymeye çalışır, hep böyle bir şeyleri kapatmaya çalışırız. Evet. Ve bir düğüne gidilecek, gitmek istemiyor. Tatili bile keyifle yapmıyor, tatile bile gitmek istemiyor. Neden? "İşte vücudumu görmesinler, işte ben istemiyorum." Spor salonuna dahi gitmek istemiyor ki spor salonuna gitse belki başlayacak.

Ha, bundan münezzeh olan kişiler var, yani hiçbir şey takmayan insanlar olabilir. Evet, bu da son derece normal. Bazı insanlar kendileriyle barışık. Biz kimseyi zorla tutup "Gel ameliyat edelim." demiyoruz zaten. Barışıksa barışıktır, problem yok. Ama böyle bir içinde iş dünyasında bir problemi varsa, bunun bir çözümü olduğunu aslında anlatmak istiyoruz ve böyle bir işe karar verecek de tabii doğru tercihler, doğru kararlar, doğru bilgiler, doğru araştırmalarla bu işin mümkün olacağını ve kişilerin karşısına çıkan kötü örnekleri, kötü komplikasyonları, kötü sorunları nasıl engelleyebileceğine dair aslında bu programı yapıyoruz. Bunun da altını çizmek istiyorum.

Evet, çok doğru. Yaşlanma üzerinde de mesela büyük ölçüde etkileri var artık. Yani o yaşı resmen bu operasyonlarla göstermiyoruz, özellikle kadınlar olarak. Yine erkeklerde de öyle, artık erkeklerde de çok yaygınlaştı gerçi, değil mi hocam? Evet, şimdi şöyle bakın, az önce hep vücuttan bahsettim. Evet, bir de bunun yüz boyutu var gerçekten. Şimdi kişi ister istemez yaşlanıyor, yaş alıyor ve ben hep şunu söylerim: "Yemek yiyelim, kilo almayalım. Yaş alalım, yaşlanmayalım." Ne güzel bir düşüncedeyiz, öyle değil mi?

Peki yaşlanıyoruz çünkü stres faktörleri hayatımızın içerisinde. Ülkemizin bulunduğu coğrafya zaten stres için yeterli bir sebep, hiç başka bir şeye gerek yok. Bununla beraber olumsuz koşullar, alışkanlıklar, kötü alışkanlıklar, diyetine dikkat edememek, güneşte çok fazla maruz kalmak, genetik altyapımız... Bütün bunları birleştirdiğimizde kişide bir yaşlanma süreci başlıyor. Ama o kişi yaşlılığı da kabul etmek istemiyor. Bugün düşünün, çocuklar 5 yaşındadır, "Ben 7 yaşındayım, 10 yaşında geleyim, 15 yaşında geleyim." hızlı küçükken büyük gösteririz, büyümek isterler. Önce tam tersine kişi 40'ını, 50'sini geçtikten sonra hep yaşını 2 yaş, 3 yaş küçültmeyi, "İşte benim aslında kimliğimde böyle yazılmış da benim işte şöyle olmuş da." gibi... Evet, bilmem anlatabiliyor muyum?

Yani herkes genç olmak, genç görünmek istiyor. Yani kimlik yaşından bağımsız olarak bir de kendisini kendi yaşları içerisinde iyi görmek istiyor. Çok. Bunun için o yaşlanmayı durdurmak, geriye çevirmek, eğer bunun teknolojisi var ise bunu yapalım. Eğer biz bunu başarabiliyor isek, hakikaten plastik cerrahi son 5 yıldır, 10 yıldır kabuk değiştiriyor, evrimleşiyor. Yani inanılmaz örnekler görüyorsun sosyal medyada. Eskiden bu örnekleri sadece bana gelen bir hastam benim ofisimdeki bilgisayarımda görebiliyordu. Şimdi bütün sosyal medyada bunlar çok yaygın bir şekilde.

Biz bunu istemiyoruz, engel olalım. Böyle bir şansınız yok artık. Siz yapmasanız bile dünyadan örnekler görebiliyorsunuz yani. Aynen öyle. Globalleşen bir dünyadayız. Ve o kişi böyle bir isteği varsa, kırışıklıklarla yaşamak istemiyorsa, göz kapaklarında sarkma var, bundan kurtulmak istiyorsa, boynunda böyle sarkmış bir yapısı var, bundan kurtulmak istiyorsa, sadece bir boyun gençleştirmek, boynu bile rejene etmek o kişiyi ne kadar mutlu eder. Çok doğru. O kadar yaş artırıyor ki o, değil mi? Bu sadece kadınlar için geçerli değil, erkekler için de geçerli. Ben de bir erkek olarak hakikaten iyi görünmek istiyorum, çok net. Evet hocam, doğru.

Ve insanlar kozmetik sektörüne verdikleri paraların haddi hesabı yok. Oysa ki bunların pek çoğunun aslında çok da kalıcı şeyler olmadığını, bir aldatmaca olduğunu aslında bir yerde düşündüğünüz zaman... Çünkü bir şey kapatıyorsunuz, kamufle ediyorsunuz, pansuman tedbir ama alttaki olay devam ediyor, öyle değil mi? Evet, geçici çözümler. Aynen öyle. Ben öyle insanlarla karşılaşıyorum ki diyor ki: "Hocam diyor, ben gözüme bir şey sürmeden kapıyı dahi açmam." diyor ya. Yani diyelim ki birisi misafirliğe gelecek olsa, yani bir yüzüme hafif bir bir şeyler sür. Neden öyle görmek istemiyor?

Bazen hastalarımız geliyorlar. Şimdi bakıyoruz hastanın telefonundan profiline bakıyorsunuz. Profilindeki kişiyle kendisi bambaşka. Çünkü kendini öyle görüyor, öyle görmek istiyor ve bu çok son derece normal ve son derece doğal. Eğer ki bunu sağlayabilirsek, gelişmeler bunu öngörebilir, biz de bu konuda gerçekten ciddi çalışmalar yapar, ciddi ameliyatlar yapar, güzel sonuçlar elde etmek için kendimizi yırtarsak, yırtılırsak, yani böyle ciddi bir emek verirsek, bunlara gerçekten ulaşabiliyoruz. O ulaştığımız hastalarımızla ben bazen memnuniyet videoları çekiyorum, görüyoruz, hepsini takip ediyoruz. Evet, evet. O hastaların gerçekten mutluluğu inanılmaz, harika sonuçlar. Evet, evet, çok teşekkür ederim.

Yani ben yaşlılığın da bu şekilde önüne geçebilmek, en azından bakın, kimseyi aslında ben oturup da uzaylıyı birine çevirmekten bahsetmiyorum. Bazen hasta diyor ki: "Ya hocam diyor, yapmışsınız, şurası böyle çekik olmuş." O hasta öyle istemiş olabilir, siz bilmiyorsunuz. Hastanın isteği doğrultusunda zaten bunların hepsi gelişiyor. Aynen öyle. Hatta ve hatta ben bazen bir şeyler yapıyorum, hasta diyor ki: "Ben yeterince değişmedim, daha değişmek istiyorum." Böyle istekli olan insanlar var. Tam tersine "Hocam yap, çok doğal kalsın." diyenler var ki ben doğalcıyımdır, onu da söyleyeyim yani. Evet, zaten her programda dile de getiriyorsunuz onu. E bu çok önemli bir şey ama yani o doğal görüntüyü kaybetmeden aslında gerekli müdahaleleri gerekli zamanlarda yapmak aslında. Aynen.

Pekiyi, değişimi konuştuk. Şimdi o zaman bu ameliyatları kimler yapabilir? Mesela hangi yaş grupları yapabilir? Ergenlikte isteniyor şu anda, o yaşlara kadar indi aslında. Siz nasıl düşünüyorsunuz? Şimdi şöyle: Öncelikle 10 ile 20 yaş arası kişinin vücut imajının değiştiği bir yaş grubudur. Bakın, insanlar mesela 0-10 yaş çocukluk dönemi oluşuyor. Bloğa erdikten sonra 20'li yaşlara kadar, yani o askere gitme ya da işte kızların üniversiteyi artık bitirdiği yaş ise vücudun oturduğu bir dönem. Yani bu dönem içerisinde göğüsler gelişiyor, basenler ortaya çıkıyor gibi gibi pek çok. Burunlar büyüyor, çene değişiyor, ses kalınlaşıyor. Erkekte kadın daha kadınsa, erkek daha maskülen, daha erkekse oluyor.

Şimdi biz kişi daha bloğa ermiş bir kişiye bunu zaten yapamayız da, doğru da değil. Elbette doğru da değil. Fakat şunu da unutmamak gerekir mesela burun için. Şimdi eskiden bu 18 yaş sınırdı. Hayır, kadınlarda burun zaten 16 yaşında oturuyor. Hı hı. 15'te, 14'te oturuyor zaten. Ama hani ben 16 yaşında burun estetiği yapılabilir o kişiye. Neden? 2 sene, 3 sene nefret ediyorsa burnundan, hoşlanmıyorsa, bunun baskısı altında ise... Biz mesela şu anda günümüzde ekmek derdindeyiz, siyaset derdindeyiz, toplum derdindeyiz ama bir genç bu dertte değil. Gencin tek bir düşüncesi var: dış görüntüsü, vücudu, görüntüsü.

Yani tabii ki derslerinde çalışıyor, tabii ki eğitimini götürüyor ama bununla beraber onun hayatında bir değişim söz konusu ve o değişimde onu rahatsız eden bir konu var ise ve bunu yaptırmak istiyorsa, "Hayır, sen 18 yaşına geleceksin, o zaman yapacağız." Hayır, kızlarda bu rahatlıkla 16 yaşında yapılabilir, erkeklerde de 17 yaşında yapılabilir. Ya da şöyle söyleyeyim, jinekomastisi olan bir çocuk geliyor bana ya da göğsü aşırı büyük bir kız geliyor. 14 yaşında beden dersine gitmiyor diyor annesi, okula gitmek istemiyor diyor, sürekli kalın kalın böyle kazaklar giyiyor ve kambur yürüyor. Şimdi bu çocuğu biz Allah aşkına bekletelim mi? "18'e gel, 20'ye gel, hayır, doğum yap, öyle yapacağız." Yani evet, bu kişinin kendine olan özgüvenini her geçen gün peyderpey, peyderpey bitiriyorsunuz, azaltıyorsunuz.

Bize de geldiğinde zaten annesinin babasının onayı olmadan zaten yapmayız. Eğer ergen değilse, bununla beraber altına yatan bir psikolojik problem varsa mutlaka bir psikologla, bir psikiyatristle muhakkak kontak kurdururuz. Yani o hastanın konuşmasından anlaşılır zaten, değil mi? Tabii ki. Yani bizler artık bir şimdi psikiyatri hekimlerine ya da psikologlara çok farklı konulardan gidiyorlar ama bize genellikle estetikle ilgili konular geldiği için bizim onlardan çok daha fazla bu konuyla ilgili... Sonuçta ben bir tıp hekimiyim, evet, doktorum. Yani ben o hastanın zaten psikiyatriste ihtiyacı olup olmadığını, mantıklı konuşup konuşmadığını, beklentisini, hayatındaki yaşadıklarını zaten bunu sorguluyoruz.

O yüzden hep diyorum: "Ön hazırlık, ön hazırlık, ön hazırlık, ön hazırlık." Ön hazırlıktan kastım nedir? Hastanın iyi bir şekilde muayene edilmesi. Hastayla zaman zaman özel konuşacaksınız, annesiyle babasıyla ayrı konuşacaksınız, zaman zaman birlikte konuşacaksınız. Çok önemli ve bunu eğer düzgün bir şekilde o çocuğu incitmeden yaparsanız hiçbir zorluk teşkil etmez ve işi de yokuşa sürmemek gerekiyor, bunu söyleyeyim. O yüzden yaş grubu olarak tabii ki belli bir yaş grubumuz var. Onu da bakın, düzgün bir şekilde anlatırsanız o çocuk bekler.

Yani diyelim ki 14 yaşında bir çocuk geldi bana burnunu yaptırmak istiyor. Hı hı. Ben diyorum ki: "Bak diyorum evladım, burnun daha gelişmemiş. Ben eğer burnunu yaparsam burnun hiç gelişmez, yüzün büyür, burnun küçük kalır." "Olmasın." diyor, "İstemiyorum." O zaman elbette düzgün açıklanır, ikna oluyor zaten. "Bak diyorum: 16 yaşına girdiğin gün ya da 2025 Ocak ayında gel yapalım. Söz mü söz? Randevu da vereyim senin." diyorum. "Bak annen de okeyli, herkes okeyli." Çocuk artık ümidi var, kaygı bozukluğu yaşamıyor. Evet, çok önemli.

Bakın, kaygı neden yaşanır? Siz eğer ona gerçekten bunu yapamayacağınızı, "Bir bakalım, beklerim, ona göre karar verelim." dediğinizde kaygı bozukluğu oluşturabilirsiniz. Ama çocuk için zaten en kötü şey belirsizlik değil, ona net bir şey söyleyin, gerekirse ikna edin. Ve biz bu işi yaparken gerçekten insan sevgisiyle yaklaşırız. Bütün hekimler böyledir, bu kendi şahsım için değil, kesinlikle bunun altını çizerim. Yani net olarak söylüyorum. Nihayetinde bunun belli bir yaş grubu varsa zaten gelip size bir hekimle görüşürseniz, o hekim zaten size gerekeni söyler.

Tabii bununla beraber bir kişinin ameliyat olabilmesi için yaştan daha farklı şeyler de gerekiyor. Nedir mesela? Kişinin ekstra hastalıkları olmaması, kronik hastalıkları olup olmaması. Yaş grubu ileriye, bunun tansiyonu olabilir, şekeri olabilir, kalp rahatsızlığı olabilir, kalbine stent takılmıştır, bypass yapılmıştır, ciddi beyinde problemi vardır, aortta anevrizması vardır gibi gibi pek çok şeyden bahsedebilirim. Böbrek yetmezliği vardır, karaciğer problemi vardır. Her şey olabilir. Bu tip hastaları çok ciddi bir şekilde değerlendirip çok ciddi önemsiyoruz. Gene döndük en başa: Ön hazırlık çok önemli. Evet, ön hazırlık, ön hazırlık.

Yani hastayı değerlendireceksiniz. Hasta o şartlara uygun ise bunun branş hekimlerine yönlendirirsiniz. Bugün bakın, biz kendi hastanemizde mesela örnek verecek olursak, hı hı, mesela hasta geliyor, problemi var. Dahiliye hocamıza diyorum ki: "Hocam, şunu bir değerlendirir misiniz?" "Görüyor, bu beni aşıyor." "Nereye gönderelim? Nefrolojiye gönderelim, göğüs hastalıklarına gönderelim, o da görsün. Radyoloji doktorumuza gösterelim, o görsün. Üroloji doktorumuz görecekse o görsün, kadın doğumcu görecekse o görsün, göz doktoru görecekse o görsün." Bakın, ciddi bir ekip çalışması, titiz bir hasta görüşmesi. Bütün bunların hepsini ortaya koyar.

Riskli hastayı zaten hiçbir hekim de kabul etmek istemez. Yani bunu şöyle düşünün, bir uçağın kalkabilmesi için checklist'i vardır. Evet. Ben bir gün bir uçaktaydım, uçak kalkmıyor. Dedim ya: "Niye kalkmıyor bu uçak?" Dediler ki: "Tuvaletteki sigara küllük konulan kabın küllük şeyi yok, kapağı yok." Hı hı. "Ama zaten uçakta dedim sigara içilmiyor ki." "Eski uçak yani, bu eskiden yapılmış, eskiden vardı böyle bir şey." Dediler ki: "Ama ola ki bir kişi içmek ister ve onu söndüremez, uçakta problem olur." Biz bunun için bir saat, iki saat beklemiştik. O geldi, takıldı, başka bir uçaktan almışlar, getirmiş ona takmışlar. Biz 2 saat sonra uçak kalktı.

Anlatmaya çalıştığım, bu checklist bizim bütün prosedürler için geçerlidir. Yani biz bütün hastalarımızı, bakın, benden geçse anesteziden geçmez, anesteziden geçse dahiliyeden geçmez, dahiliyeden geçse radyolojiden geçmez. Sorunsuz hastalar için problem yok ama sorunlu hastalar, sorunludan kastım yani kronik problemleri olan, ilaçları olan... Biz bazen oturuyoruz, hiç konumuzla ilgili olmayan, yani kendi branşımızla ilgili olmayan pek çok ilaçları araştırmak zorunda kalıyoruz. Bu ilacın etkisi nedir, işte kanla ilgili bir problem çıkartıyor mu, iyileşme ile ilgili bir sorun çıkartıyor mu? Bütün bunları teker teker, binlerce hiç duymadığımız hastalıklarla bile karşılaşabiliriz.

Bazen doktorlarının görüşlerini almak için hastaya diyoruz ki: "Gidin kendi hekiminize sorun, kendi hekiminiz böyle bir ameliyat olmanıza onay veriyor mu? Bana bir kağıt getir, imzalı kağıt getir de ki doktorun desin ki bu ameliyatı yapabilirsiniz. Benim böyle böyle hastalarım oldu ve bu ameliyatı oldular veya başka ameliyatlar oldular. Yani anestezi almasında sakınca yoktur." kağıdı getir. Bu kadar basit. Bazen doktoru veriyor, bazen vermiyor. Vermeyince zaten otomatik olarak bitiyor konu. Anlatmaya çalıştığım, bizler daima o hastaları çok düzgün bir şekilde değerlendiririz.

Eğer bu değerlendirmeler düzgün bir şekilde yapılmazsa ne oluyor? İşte televizyonlara düşüyor, maalesef kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz, ölümlere kadar gidiyor. Evet, evet. Bakın, estetik cerrahide işte insan ölmez mi? Ölür. Olabilir. Bakın, cerrahi demek risk ve komplikasyon demektir. Bir hekim "Hiçbir komplikasyonum yok." diyorsa eğer, o hiçbir şey yapmıyordur, doğru da değildir zaten. Doğru değildir yani ya yalan söylüyordur ya da bir şey yapmıyordur. Bir şey yapmazsanız komplikasyonunuz da olmaz.

Bakın, bizler hekimler, hele cerrahlar, ateşle oynayan insanlarız. Çok zor hocam. Evet, riskini ve sorumluluğunun da farkındayız. Hastalarımızı da o riske atmayız, kendimizi de atmayız. Çünkü hasta iyi olduğunda size belki teşekkür etmeyebiliyor ama kötü olduğunda ne olursa olsun sizi suçluyor. "Ne olursa olsun ayakla yürüyerek geldi, şöyle gitti." gibi. Demek, anladınız mı? Çok iyi anladım. Evet. Oysa ki o kişi için yapmaya çalıştığınız şeyin ne olduğunu, hı hı, ve bununla ilgili olarak ne kadar önemsenmesi gerektiğini, o ön hazırlık aşamasını ciddi yaparsanız riski sıfırlayamıyorsunuz ama minimize ediyorsunuz. Yani bu işi sevmeniz gerekiyor, bununla yatıp bununla kalkmanız gerekiyor, idealist olmanız gerekiyor. Konu bu. Çok doğru.

Peki şimdi kimler yapabilir demişken, e, biraz hani kadın doğuma da gidiyor dedik, şey yapıyor. Hamileler yapabiliyor mu ya da hamilelik süreci sonrasında nasıl görüyorsunuz o durumu? Bir de süreç vardır. Evet, mesela hamilelik bir süreçtir. Şimdi hasta diyor ki mesela: "Bazen ben işte hamileyim, gelmişken işte doğumu yapmışken karnımı da gerdirsem." Bu mümkün değil. Hepsinden aynı anda kurtulmak istiyoruz aslında. Evet, evet ama bu mümkün değil. Ya da "Ben o dönemde kendimi çok işte kilo almış görüyorum, işte şuradan da yağ alsanız." Hayır, o ayrı bir süreç, bu ayrı süreç.

Artı hamilelik döneminden sonra o kişinin zaten kendine gelmesi, toparlanması, vücudunun eski haline, yani hamilelikten önceki haline gelmesi minimum 6 ay sürer. Öyle, gerçekten hala hormonların etkisindedir. O hormonların etkisi artık bitip de normal rutin döneme gelince isterse karın da yaparsınız, bel de yaparsınız. Bu defa der ki hasta: "Göğsümden işte düzeltmek istiyorum, göğsümü düzeltmek istiyorum." Ama siz süt veriyorsunuz. Süt veren kişiye biz bunu yapamayız. "Yapalım hocam, ne olacak?" Ne kadar beklemesi gerekiyor? Süt verme bittikten en az 2 ay sonra. Hı. Bakın, demek ki eğer süt vermeye devam ediyorsa 1,5 yıl emziriyorsa 1,5 yıl sonra yapacağız demektir. Hatta 1,5 yıl 18 ay, biz 20 ayda yapacağız demektir. Demek ki her şeyin kuralları, her şeyin bir checklist'i var. Az önce uçakla ilgili örnekten bahsetmeye çalıştığım şey bu. Evet, çok. Yani checklist'in varsa bütün kuralları tık tık tık tık işaretlerseniz, o zaman bir hatanız, yanılgınız olmaz ya da minimize etmiş olursunuz. Konu bu aslında.

Evet, öncesi sonrası hazırlıklar da önemli. İlaç kullanımı konusu önemli, sigara alkol kullanımı çok önemli, değil mi hocam? Tabii, yani mesela bazı ameliyatlarda sigara asla içmeyecek söylüyoruz. Bazı ameliyatlar için çok önemli değil. Şimdi yasakçı olacağız diyerek de hastaya yokuşa da sürmeyin yani. Şimdi göz kapağı ameliyatı yapacaksak, sigara da içiyorsa, bırakamıyorsa, göz kapağı ameliyatıyla sigara da çok büyük bir problem olmaz. Evet, ne demek istediğimi anladınız mı? Yani burada bazı şeyleri mesela yüz germede çok etkili, karın germede etkili, meme küçültmede etkili ama meme protezi yapıyorsanız, silikon yapıyorsanız burada çok önemli değil yani sigara.

Anlatmaya çalıştım, yani her şeyde hani kantarın topuzu meselesi vardır ya, ifrat tefrit meselesi gibi düşünün bunu. Yani hiçbir şeyi, bakın, gerçekleri söylemek lazım, dürüst olmanız ve gerçekçi olmanız gerekiyor hastaya karşı. Yani "Bu ameliyatla sigara geçimli değil." "Bu ameliyatta çok büyük problem olmaz." Evet, ha ben azaltsın tabii ki, içmesin zaten çok zararlı bir şey. Elbette kimse içmezse keşke. Alkol konusu da öyle mesela. Alkol ne yapar? Kanamayı uzatabilir, kanı sulandırır bir miktar. Evet.

Mesela hasta yeşil çay içiyor, ameliyat yapmıyoruz. Yeşil çay içerken olmaz yani. Hastanın ameliyattan bir hafta 10 gün öncesinde bile hangi ilaçları kullanıp kullanmadığını, kesmesi gereken şeyleri... Protein tozu alıyor, "İlaç değil." diyor ya. "Ben protein tozu alıyordum ama içerisinde ginseng var, kanı sulandırıyor." Problem. Demek ki bütün bunların hepsini çok titiz bir şekilde, çok dikkatli bir şekilde üzerinde durmanız gerekiyor. Yani hastayla oturup konuşmalar esnasında oturup hastaya hikaye anlatmak değil. Belki hasta size problemini çok hikayeli bir şekilde söyleyebilir fakat bizim orada o hastanın söylemlerinden doğru yönlendireceğiz, sizin ihtiyacı olan şeyleri alın, diğer şeyleri zaten söylüyorsa onda bir problem yok.

Çok doğru. Şimdi hocam, çok can alıcı bir kısma geldik. Yani ben özellikle buna çok takılıyorum: Body dismorfik hastalar, yani takıntılı ve abartılı şikayetleri olan hastalar. Aslında bu çok önemli bir konu. Çünkü baktığımızda o hastada normalde hiçbir şey yok ama hasta kendisini böyle görmüyor ve bu çok ciddi bir psikolojik sorun aslında. Evet, hocam, takıntılı deyip geçmemek de gerekiyor. Siz bunu biraz ayrıntılı bize anlatın.

Evet, şimdi öncelikle bunun tanımını düzgün söyleyeyim: Kişinin fiziksel görünümü ile ilgili hayali ya da abartılı bir şekilde kusurlarına odaklandığı bir hastalık, bir psikiyatrik problem. Bu toplumda böyle yaşayan insan sayısı yüzde 1 ile 3 arasında ki 3 diyebilirim. Yani 1,5 diyenler de var bazı bilimsel çalışmalarda, 2 diyenler de var, 3 diyen çalışmalar da var. İşin enteresanı, bu tip body dismorfik hastaların, yani bu kusurlarını çok abartan ya da olmasa bile onun hayali, yani kafasında, yani burnu var, büyük, tamam ama o aynaya baktı, o burnu çok daha büyük görüyor. Evet, ve inandıramıyorsunuz da, bir inandıramıyorsunuz.

Şimdi bu tip hastaların toplumdaki oranı dediğim gibi %3 ama plastik cerrahi muayenesine gelen, görüşmeye gelen hastalardaki oranımız %15-20'lerde. O çok yüksek. Hatta burun hastalarında %20'leri buluyor. Ne yapıyorsunuz hocam? Mesela bu türde bir hastalar önce psikolojik bir destek alıyordur elbette, değil mi? Şimdi şöyle: Çoğu farkında olmayabilir, bir kısmı farkında oluyor. Hekim, hekim geziyorlar bunlar. Hekim profesyonel, konuya duyarlıysa, konunun farkında, direkt bu hastayı reddediyor. Hı hı. Reddederken de kişi "Ya sen body dismorfik bir kişilik bozukluğun var." diyerek hastaya söylemiyor bunu çeşitli sebeplerle. Bunun yolları var. Nedir yolları? Mesela birincisi dersiniz ki mesela hastaya: "Ya bunu ne yapacağım ama çok güzel olmayabilir. Ne bileyim işte ne çıkarsa şansına bahtına." diyorsunuz.

Siz aslında bunu söylerken aslında çok iyi bir cerrahsınız ama hastaya böyle söylemiyorsunuz, yani çok kötü bir şey söylüyorsunuz. O hasta diyor ki: "Ya zaten bu kendinden emin değil ki." diyor, "Bu yapamaz benim burnumu." çekip gidiyor. Aslında o hekim sizi reddetti. Siz farkında değilsiniz. Hekimler bakın, hakikaten çok fazla hastayla karşılaşıyorlarsa çok uyanık. Bu tip hastaları çoğu anlar. Artı hastaya der ki mesela uçuk bir fiyat söyler, ekstrem bir fiyat. Tabii. Ekstrem bir fiyatla karşılaşır hasta, "Ya der, bu fiyata ben araba alırım." der, "Çok bilmem şunu alırım, bunu alırım." der. Aslında hekim o hastayı kabul etmiyordur. Hasta seçmek budur.

Tabii ki burada o kişileri de yani insan olarak düşünmek lazım. Yani ben bu kişiye yardımcı olmak istiyor musunuz? Evet. Bir de o önemli. Başınıza dert olabilir mi? Olabilir. Bunları ben zor hasta kategorisinde değerlendiriyorum. Şimdi hastaları şöyle düşünmek lazım: Ameliyatının zorluğu başka bir şey, hastanın psikolojik olarak zor bir karakterde olması bambaşka bir şey. Hı, çok doğru. Her ikisine de hakimseniz bu tip hastalara yardımcı olabilirsiniz ve bu hastalar gerçekten başınıza dert olabilir. Çünkü çok iyi sonuç elde etseniz dahi unutmayın ki bir kusur bulur, yani bu bulur. Tabii ki zaten olmayan kusurunu söylüyor çoğu zaman ama bu body dismorfik hastalar için geçerli tabii.

Evet, yani tabii sınırda olan hastalar var, siz bunu gözden kaçırabilirsiniz. Şimdi bu hastalar sonuçta size geldiklerinde belki 10 tane hekim geziyor. O hekimlerin her birindeki deneyimleri sonucunda size geldiğinde öyle bir tabloyla anlatıyor ki olayı, siz onu normal kabul edebilirsiniz. Öğreniyor artık her şeye hakim olarak geliyor aslında. Tabii, tabii ki. Mesela şimdi atletipa girip delilik raporu almak istiyor, ne yapıyor? Şizofrenik bir karakteri oynuyor, oyunculuk yapıyor. Yani gidiyor ona sanki ben bir şizofrenim gibi anlatmaya çalışıyor. Bu hasta tam tersine "Ben body dismorfik birisi değilim." diyor, "Bak." diyor, "Böyle bir resmim var, böyle bir sonucum var." Ya da birisiyle yakınıyla yakını konuşuyor, siz onunla hastayla kontak geçemiyorsunuz. Hım. Yani sizi de aldatabilir.

Ben mesela yılda birkaç tane böyle hastayla karşılaşıyorum. Birkaç tane, değil mi? Yani çok hastayla karşılaşıyorum da yani atlayabilir. "Hadi siz psikiyatriye gidin." dediğiniz takdirde "Ben deli değilim." diyor ya. Ya psikiyatriye gidenler deli değil ki, ben de gidiyorum psikiyatriste, herkes gidiyor, gitmeyen mi var psikiyatriste? Bunun şeyle ilgisi yok ama onun o kafasındaki problemi çözmesi gerekir, o beyninde yani. Hani Cem Yılmaz diyor ya: "Mutluluk beynimizde." Evet, öyle. Bu kesinlikle böyle. Bu tip hastalarda tabii ki istatistiklere baktım ben, bununla ilgili yapılmış çalışmalara da baktım. Ne yaparsanız yapın, mutlu edemeyebilirsiniz. En iyi sonucunu bile laf edebilir. Çünkü zaten takıntılı ve abartı düzeyde bir takıntı, hele de sonucunuzda birtakım sorunlar da varsa ki yine çok özel bir şey söylüyorum: Hiçbir ameliyat %100 olamaz.

Bakın, hiçbir burunda %100 muhteşem bir sonuç elde edemezsiniz. Kusursuz diye bir şey yok yani, asla, asla. Yani ben görmesem bir meslektaşım görür, meslektaşımın görmediğini ben görürüm. Hasta da görüyor zaten, bir sürü örneklerle karşılaşıyor. Nihayetinde siz o %100 yapamadığınız için o kişi de o sizin yapamadığınızı gördüğü için ve bunu zaten sizi test eder zaten, hani sonucunuzu 3-5 kişiyle de zaten şey yaptı, onaylattı. Oh, tamam, elinde şey de hazır ya, kafasında kurgusu da hazır. Artık o hastayla uğraşıp durursunuz.

Bir hastam vardı yıllar önce, herhalde 25 yıl olmuştur tahmin ediyorum, burun hastasıydı. Hı hı. Tabii ismini falan söylemeyeceğim. Burnunu yaptım, çok da güzel oldu, erkek hastaydı ve çok da başarılı bence, süper ama bir türlü mutlu değil, bir türlü mutlu değil, bir türlü. Ve bana geldi bir gün dedi ki: "Hocam dedi, bak dedi, ben bir süredir plastik cerrah geziyorum." Yani İstanbul'da gitmediği hekim yoktur tahmin ediyorum o derece. Ondan sonra bir hekimle anlaştım dedi. O hekimi de tanıyorum, meslektaşım. Ona kartımı gönderdim meslektaşım: "Lütfen bu hastaya yardım etme, önce beni ara, lütfen ara, buna bulaşma ya, bu hastaya bulaşma. Çünkü burada yani bu kadar diyeceksin, başka ötesi yok bunun." Ve o meslektaşım gerçekten onu ameliyat etti ve daha sonra ciddi problemler yaşadılar, ciddi sıkıntılar. Bu sefer bir sürü izler, şunlar bunlar, yine mutlu olmadı. İşte bu bir body dismorfik örneği yani.

Evet, benim yaşadığım yani en tipik şeydi. Allah'tan şey değildi ama böyle nasıl diyeyim, taciz edici boyutta değildi, iyi bir insandı yani onu söyleyebilirim. Bazen tabii tehditkar kişilerle de karşılaşabiliyorsunuz. Bu da bizim en büyük sorun zaten, biliyoruz maalesef. Sağlıkta şiddet. Yani bizim bir insan olduğumuzu... Yani şimdi şöyle bir şey yapmaya çalışıyorsunuz, bakın bunu anlatayım, bu bence önemli bir detay. Lütfen. Şimdi her hekim, ben de dahil, bütün hekim arkadaşlarım da dahil, en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Zannetmesinler ki işte emekten, şuradan buradan... Herkes her şeyi biliyor. Bilim artık gözler önünde. Bilimle ilgili olarak kimsenin, bugün çocuklar bile o kadar enteresan şeyler biliyor ki şaşırırsınız. Yani bilgiye erişim çok kolay, bilişim çok kolay. Yani 30 yıl önceki doktorlar değiliz artık. Herkes her şeyi biliyor. Yani bilmekle ilgili sıkıntı yok, yapmakla ilgili herkes en iyisini yapmaya çalışıyor.

Fakat hastanın şöyle bir tavrı çıkıyor bir sorun olduğunda: "Yapamadın." Suçlayıcı bir tavır elbette. Tabii, "Yapamadın." Bunun bu kadar olabileceğini kabul etmiyorsa hasta, işte problem yaşıyorsunuz. "Ben de seni şikayet ederim." "E buyurun et, yapacak bir şey yok." Ne demek istediğimi anladınız mı? Yani bizim yaptığımız işi gerçekten çok yaygınlaştı. Bence hukukçular bu konuyu mutlaka çözmeleri gerekiyor. Bizim yaptığımız işi hala bir masa sandalye yapmaktan farksız görüyor hukuk. Yani biz eser bir iş yapıyoruz. Yani benim yaptığım iş bir bardak cam değil, canlı bir şey üzerinde yapıyorum ve onun olabilirliği o kadardır.

Burun yapıyoruz mesela, ne yaparsanız yapın çok eğri bir burnu %100 düzeltemiyorsunuz ne yaparsanız yapın. Evet, en iyisini uğraşın. O hastayla normal bir hastayla uğraştığınızın katı fazla uğraşıyorsunuz ama üç katı fazla fırça yiyorsunuz maalesef. Şimdi şöyle söyleyeyim, ben programı izleyenler çok bence net olarak algılarlar demek istediğim şeyi. Şimdi siz muhteşem bir iş yapıyorsunuz ki yani "Eline sağlık." bir yemek yaptın, "Eline sağlık." denecek ama güzel şey de duymak istiyorsunuz yani. Uğraşıyorsun, uğraşıyorsun, uğraşıyorsun. Geliyor misafirlerini çağırdın. "Yemekteyiz" programda var ya böyle: "Onun tuzu eksik, onun şeyi eksik." Ve bunu o programdaki o hanımlar, beyler neyse programdaki kişiler ne yapıyorlar? Hemen birbirlerine sataşıyorlar, kavga ediyorlar, küsüyorlar. Şunu bizler düşünün, bir hekim olarak hastaların her gün böyle şikayetleriyle karşılaşıyoruz.

Özensiz yaptığımızı düşünüyorlar. Hayır, hiçbir hekim özensiz değildir. Ha, tecrübe başka, tecrübe. Evet, tecrübe başka ama bu da hastanın kendisine kalmış bir şey. Hasta o halde ne yapacak? İyi araştıracak, doğru hekim çok önemli, doğru hekim çok önemli. Yani bu konuyla ilgili olarak işte ucuz peşinde koşma sevdası. Evet, maliyetler mesela. Neden bir yerde 3 iken bir yerde 10 ve bunun önemi ne? Aslında 3 olandan da korkmamamız gerekiyor biraz.

Ben bunu hep şöyle söylüyorum, şimdi yemek örneklerine hep bayılıyorum, anlatıyorum. Şimdi düşünün, gidip bir tavuk dürüm alsanız bir yerlerden, yani 100-150-200 lira vereceksiniz. Yani bu 50 liraysa burada bir hinlik var ya, bir şey var yani, burada bir sorun var. Lütfen yani bu konuda bir şey çok ucuzsa orada durmanız gerekiyor. Şimdi ucuz olduğundaki konu ne? E bizler de öyle yetiştik nihayetinde. Ben anamın karnında öğrenmedim bunu, öyle değil mi? Tecrübeyle ucuz yapıyorsunuz ki o hastaya üzerinde aslında bir anlamda tecrübenizi, pratiğinizi geliştiriyorsunuz. Doğru mu? Doğru. Hekimlik böyle ilerliyor, bunu kabul etmek gerekir.

Sizin evladınız da hekim olabilir, doktor olabilir. O da ilk başta birtakım tecrübe izlerle karşılaşabilir ama bunların hiçbir tanesi kasıtlı şeyler değildir. Bakın, kasıt farklı bir şey. Siz kazarak bir kişiye çarptınız, trafik kazası yaptınız, Allah korusun kişi öldü. Cezanız nedir? Hiç kaza. Sonuçta kaza başka bir şey. Ha, orada dikkatsizlik der, alkol der, bilmem işte ehliyetsiz der, şu der, bu der, farklı bir şey ama kaza nihayetinde kaza. Ama kasıtlı yaptınız mı ne oluyor? Ömür boyu hapiste yargılanıyorsunuz, öyle değil mi?

Hiçbir hekimin kasıtlı bir şey yapma ihtimali yok. Geçen bana bir hastam geldi, diyor ki: "Ben de yurt dışında ameliyat oldum, çok kötü sonuçtan da memnun değilim. O hekim diyor aslında diyor böyle diyor Nazi kafasında bir hekimdi diyor. O yüzden diyor biz de Türk olduğumuz için diyor bizim burnu kötü yaptı." Ya böyle bir şey olamaz. Gerçekten böyle diyor, bakın, hasta buna inanmış durumda. Ben onu vazgeçiremedim. Yani yabancı da olsa insan sonuçta hekim yani böyle bir şey yapmaz, yapamaz yani. Yapmaz ki nasıl yapsın? O zaman hekim olamaz zaten. Bu mümkün değil. Ben bunu kabul edemem. Yani hiçbir hekimin din, dil, ırk ayrımı yapabileceği ihtimalinde dahi düşünmüyorum. Böyle bir ihtimal benim kafamda yok. Evet hocam, doğru. Belki insan kendi gibi hisseder çevresindeki insanları ama hiçbir hekimin böyle bir şey olacağını ben ihtimal vermiyorum. Uçak düşüyor, onun kadar ihtimal bu kadar. Evet, çok güzel söyledin.

Peki şimdi karar vermedeki konuları da konuştuk, maliyetleri konuştuk. Başka eklemek istedikleriniz varsa yine siz ekleyin ama aslında tüm bunlarda en önemlisi doğru hekim dedik. Biraz deneyimden de söz edelim istiyorum ben, özellikle sizin hakkınızda konuşalım, tamam? Yani size anlatalım, buradasınız. Son nasıl istersiniz? 32 yıllık bir deneyiminiz var, değil mi hocam? Doğru biliyorum. 32 yıllık hekimim tabii.

Şimdi şöyle: Ben çok ameliyat yaptım, çok sayısız, çok. Şimdi bunlar tabii deneyimi artırdı, artırdı, artırdı, belli bir noktaya getiriyor yani. Ben hep şunu söylerim bazen: Şimdi bir hekim ameliyat yapar bir tane, ondan sonra da evine muzaffer kumandan gibi gider. Yani işte "Ben bugün çok büyük bir ameliyat yaptım." falan. Benim için bazen 4, 5, 6 ameliyat çok sıradan şeylerdi çünkü hayatımı ona göre planlamıştım. Buna ne diyordum ben kendi pratiğimde? Ben diyordum "uzun maraton koşucusuyum." Şimdi biz mesela 100 metre koşabilir miyiz? Koşamayız. Ama bugün Afrika'da bir siyahi 40 kilometre hiç durmadan koşabiliyor, maraton koşucusu. Bunu yaşam tarzı haline getirmiş. Evet.

Yaptıkça ve bunu çeşitli şekillerde, yani mesela nedir deneyim konusunda mesela bazen hastaların böyle bir problemi de oluyor. Ben bunun aslında altını çizmek istiyorum. Bunlar çok önemli konular, bu anlatacağım konular aslında. Evet, şimdi hekim çok hastası olmuyor, kendisi bohem bir hayat içinde. Bohem dediğim ya böyle "yiyelim, içelim, gezelim, eğlenelim." Böyle bir tarz insanlar var yani. Şimdi bu kadar yoğun çalışmak onu şey yapıyor. Hatta o yanlış da buluyor ya, diyor: "Niye bu kadar uğraşıyorsunuz, niye şu..." Seviyoruz, seviyoruz yani. Ne kadar güzel söylediniz. Evet, seviyorum, çok seviyorum yaptığım işi. Seviyorum, üretmekten hoşlanıyorum. Yani bu benim için bir iş değil, benim hobim de bu, benim tatilim de bu, benim her şeyim bu. Ne kadar önemli ya.

Sevgi olduğunda da zaten başarı da doğru orantılı, hocam. Şimdi normalde İstanbul gibi metropoliten bir şehirde düşünün, trafik şu bu filan. Benim öyle bir engelim yok. Neden? Ben muayenehanemi kapattım, hastanedeyim. Ben aynı hastanede hem ameliyatımı yapıyorum hem kontrolümü yapıyorum hem görüşmemi yapıyorum, bütün her şeyimi orada yapıyorum. Bir yere git-gelle uğraşmıyorum. Yani bugün "Bu hastamı aldım şu hastanede yapayım, kontrolünü işte yapayım, hemen göndereyim, o muayenehaneye gelsin, şuraya gelsin, buraya gelsin." Böyle bir şey olmayınca zaman bereketlenir diyorum ben buna.

O zaman ne yapıyor? Bu sizin pratiğinizi etkiliyor. Eğer çok daha az sayıda ameliyat yaparsanız, bu defa mesela siz ayda ya da yılda diyeyim, şimdi 50'nin altında meme protezi yapıyorsanız, 50'nin altında karın germe yapıyorsanız, 50'nin altında yüz germe yapıyorsanız, hı hı, siz bunlardan alta düşenleri terk etmeniz gerekiyor. Çünkü zaten sosyal medyanızda, akışınızda, her şeyinizde de artık o tip hasta grupları çok azalmaya başlıyor. Bu defa ne oluyor? Hastalar sizi tek bir konuda sanki uzmanlaşmış bir hekim gibi görüyorlar. Aslında gerçek bu değil.

Hani ben bunu yapan arkadaşlarıma eleştirmiyorum, bakın, bu benim kendi düşüncem, beni bağlar. Ben şunu demeye çalışıyorum: 360 derece biz plastik cerrahız, dokunabildiğimiz her yerle uğraşmalıyız, anlatacağım burada. Evet, çok seviniriz. Çok net. Ve ben dokunabildiğimiz her yerle uğraşmayı seviyorum. Yani bu benim kendi pratiğimde örnek olarak ben 20 yıldır popo protezi yaparım. Hı hı. Ama şu an geldiğim noktada Türkiye'de çok az popo protezi yapan, dünyada da çok az. Evet, gerçek ve çok iyi bir noktaya geliyorum, hastalar çok memnun. Kalf protezi, bacak protezi yapıyorum mesela örnek olarak söyleyeyim ve hakikaten hastalar memnuniyeti çok güzel. Pek çok hekimin uğraşmadığı konular.

Ama bunlar nasıl oluyor böyle? Siz yaptıkça referans hastalarınız vasıtasıyla, komplikasyonunuz az ise, revizyonlarınız az oluyorsa bunlar artıyor. Tabii ki revizyon konusu burada çok önemli bir konu. Şimdi revizyonu bir hekim olmaz ön. Yani burnun için bunun dünya ortalaması en iyi hekimlerden bahsediyorum, kötü hekimlerden bahsetmiyorum, biraz kötü demeyeyim de tecrübesi az olan ya da ne bileyim işin yeterli katı olmayan hekimlerden bahsedeyim. Çünkü bizler aslında hep söylüyorum, sadece doktor değiliz, aynı zamanda sanatçıyız. Çok doğru. Plastik cerrahlar sadece hekim değildir, sadece cerrah değildir, aynı zamanda bir sanatçıdır. Sanatçının da sanatı başkadır.

Yani bugün buraya ben resim yapayım, siz resim yapın, 1000 kişi resim yapsın, 1000 tanesi de ressam olsun, yapsın. Herkes farklı resim çıkarabilir. Bizim yaptığımız iş de böyle. Ve nihayetinde bu tip hastalarla ilgili olarak siz ne kadar çok uğraşır iseniz, bu hasta mutlaka geliyor. Revizyonun olmuyor mu? Oluyor. Bunların bir kısmı ne yaparsanız yapın yapamayacağınız şeylerden kaynaklanan konular. Bir kısmı da gerçekten iyileşme döneminde bazı şeyleri kontrol edemezsiniz. Mesela burun revizyon oranı söyleyeyim size: %3 dünyada en iyi hekimlerde bile. Şimdi bu oranınız %20'lere çıkıyorsa, e hasta geliyor: "Burun ameliyatı bir defa da olmazmış." diyor, "İki defa yapılıyormuş." diyor. Yok efendim, öyle bir şey yok yani. İki defa yapmaya gerek yok, düzgün yapın, bir defa da yapın.

Ama ufak tefek şeyler olunca da bunu da diyorum: "Çok da fazla bizim gözümüze batırmayın, bu bu kadar oluyor demek ki." Evet, doğru. Yani ben örneklerimle de gösteriyorum: "Bak, benim tarzım bu. Ben mesela bir Barbie burun yapmıyorum." diyorum. İşte bu net. Yani siz istiyorsanız bu Barbie burun olmak çok önemli ama Barbie burun yapan bir arkadaşıma gidebilirsiniz. Benim için no problem. Benim orada anlatmaya çalıştığım şey: Benim tarzım bu, örneklerim bu. Eğer sizin hoşunuza gidiyorsa doğallık sizi memnun ediyorsa... Evet, ve bu şekilde bilimsellikle, dürüstlükle ve güvenle yaklaştığınızı da biliyoruz ve empati yapmanız gerekiyor. Çok önemli.

Bakın, bu empati bence hastayı gerçekten derinlerine inmeniz gerekiyor. O yüzden ben son söz olarak şunu da söyleyeyim: Evet, lütfen. Bizler cerrahinin psikiyatrisi yapıyoruz aslında bir anlamda. Çok güzel söylediniz hocam. Evet, hem psikolog hem cerrah, her alanda. Evet. Kıymetli aktardıklarınız için çok teşekkür ediyoruz tekrar vakit ayırdığınız için.

Evet değerli izleyenler, bugün de yine Doktor Fatih Dağdelen'le birlikteydik. Bugünkü konumuz da estetiğin insan yaşamına olan katkısıydı. Bir sonraki cumartesi akşamı yine aynı saatte, aynı kanalda, yeni bir konuyla karşınızda olacağız. Sizleri de ekranlarınızda bekleriz. Bizleri izlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz. İyi hafta sonları diliyoruz, hoşça kalın.

[Müzik] [Alkış] [Müzik] [Müzik]

DEM Parti heyetinin siyasi parti ziyaretleriyle vereceği mesaj ne olabilir? Türkiye'de terörün barışçıl bir şekilde sonlandırılması için hangi adımlar atılmalı? PKK YPG'nin Suriye'deki varlığı nasıl sonlanacak?

[Müzik]