Transcription
Günde 6 bardak ve 8 bardak en az 6 bardak çay içmek kalp damar hastalıklarından korur. Herkese de tavsiye ediyorum. O yüzden işte kırmızı et kanser yapar. Süt zaten hayvan kendi yavrusunu beslemek için veriyor. Bitkilerle beslenen hayvanların mideleri insan midesi gibi tek bölmeli değil. Daha uzun bir bağırsakları var. Yanı sıra salgılıkları sindirim enzimleri de değişik. Bütün bu hastalıkların, kendimizi depresif hissetmenin, sabah kalkarken zorlanmanın, iş yerinde isteksizlik, ilişkilerdeki hatalı kararlar. Bu 5.000 yıl içerisinde bizim gözlemlerimiz var. Mesela uyusun da büyüsün. Çünkü ancak ve ancak uykudayken growth hormon G H growth hormon uykudayken artar. O zaman evinize peynir sokmayın, kırmızı et sokmayın, yoğurt sokmayın demek hava kirliliği olan İstanbul, Ankara'da nefes almayın, nefes almayı durdurun demek.
Merhaba Sözlük TV izleyicileri. Bugün çok özel bir yayın yapacağız. Çok değerli bir hocamız var. Abdullah Keskin konuğumuz olacak. Neden uyanamıyoruz? Neden iletişim kuramıyoruz? Neden mutsuzuz? Bunlar yediğimiz, içtiğimizle alakalı ve neden hastalanıyoruz? En önemlisi de bu. Bunları konuşacağız. Abdullah Keskin konuğumuz. Hoş geldiniz diyelim. Programımıza başlayalım.
Hoş geldiniz hocam.
Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Nasılsınız? İyi misiniz?
Biraz uykusuzluk var ama iyiyim. Teşekkürler hocam.
Vallahi çok iyi görünüyorsunuz. Sabahın bu saatinde nasıl böyle iyi göründüğünüzü sormak istiyorum. Önce onunla başlayalım.
Eee, takside bir 15 dakika uyudum ama bunu çok büyük katkısı yok. Esas olan yaşam tarzı. Esas olan yaşam tarzı.
Tabii hocam. Şimdi ben de birçok kişiyle konuşuyorum. Uyuyamama problemi var, uyanamama problemi var, iletişim problemi var, hayattan zevk almama problemi var gibi birçok sorun var. Sanki bunlar bir hastalık semptomu gibi geliyor bana. Ne diyorsunuz?
Hastalık. Şimdi şöyle konuşacağız mecburen vaktimiz sınırlı olduğundan. En üst başlıklarla ve ortalama rakamlarla. Heh. Bunu tespit ettikten sonra artık rahat açılabilirim. Bu bu prensip doğrultusunda bu pencere doğrultusunda devam edelim. Şöyle hastalıkların tabii binlerce sebebi var. Virüsler, bakteriler, genetik faktörler, yaşam tarzı neyse toksinler. Yalnız bütün bu hastalıkların, kendimizi depresif hissetmenin, sabah kalkarken zorlanmanın, iş yerinde isteksizlik, ilişkilerdeki hatalı kararlar veya atılımlardaki hatalı kararlar, dikkat eksikliği gibi bunların hepsinin %80'i yaşam tarzı, %80'i yaşam tarzı günlük hayatımızın neticesi oluyor. Genellikle ülkemizde genetik yazılım, genetik faktörler falan gibi bir çıkış vardı. Bu doğru değil. Öyleyse not almamız gereken konu genetik değil epigenetik hep etkiledir. Etkili olan epigenetiktir. Genetik değildir. Yani epigenetik o ne? Bizim genetik yazılımımızda ve genetik altyapımızda olanlar nasıl dışarı çıkacak, nasıl açığa çıkacak? Potansiyelimizi nasıl gerçekleştireceğiz? Esas olan bu. Bu epigenetiğe çevresel faktörler, bizim aile hayatımız, iş hayatımız ve günlük alışkanlıklarımızın hepsi bunu etkiler. Öyleyse bir insanın dedesinde veya babasında bir hastalık varsa genetik altyapı var diye o kişide gözükmek zorunda değil. Değil. Yani genetik yazılım bir böyle bir alın yazısı. Genetik yazı su değil mi? Öyle anlaşılıyor. Bizde ırsi bu. Öyle bir şey yok mu? Öyle bir şey yok. Şimdi genetik yazı alın yazısı gibi algılanıyor ve eee ihtimal tabii Arabesk'in de etkisiyle, Arabeskin de etkisiyle daha çok böyle benim dedem de var o zaman kesin bende de olacak. Benim babam bundan çekmişti kesin ben de çekeceğim. Bundan kurtulamam. Sevdiğim kızı vermediler çünkü genetik yazı. O yüzden bir anlayış bu. Halbuki epigenetik bunu değiştirir. Peki ne yapacağız? Mevcut bizde yaz yazılı olan en yüksek potansiyele erişeceğiz. Şimdi herkesin tanıdığı bir örnekten gidelim. Mesela Hüseyin Bolt kendisi eğer diyet, egzersiz, uyku, aile hayatı ve gıda takvi tamamlayıcılarını iyi programlamasa koşamaz. Hatta ihtimal 60 yaşından sonra baston kullanmaya başlar. Ama şu an dünyanın en hızlı insanı. Heh. Bu potansiyel var. Onun ailesine bakacak olursak dedesinde babasında da hipertansiyon falan vardır. Yani haliyle epigenetiğin burada önemini fark ediyoruz. Heh. Öyleyse hayatımızı buna göre planlarsak bütün hastalıkların 100den 80'inden arınmış oluruz ve hatta ailemizde gözükenlerden de kendimizi korumuş oluruz.
Hocam şimdi bir şey soracağım. Neden hastalanıyoruz? Ya neden beslenemiyoruz? Doğru beslenemiyoruz. Şimdi ben bunu kendi kendime öğrenmedim. Bunu bana annem öğretti, babam öğretti, internetten öğrendim, televizyondan öğrendim, okulda öğrendim. Böyle beslenmeyi televizyonda görüyorum. Neden hastalanıyoruz?
Evet, müthiş bir soru. Çok güzel bir soru. Keşke her geçtiğim programda bu şekilde sorular sorulsa. Pekala. Sizin sayenizde aydınlanalım. Şöyle diyelim. Bu vücut aynı zamanda bu organizma aynı zamanda bir laboratuvarı var. Başlangıçta karaciğer bir laboratuvar olmak üzere eee hipofiz gibi, hipotalamus gibi hormon üreten bezlerimiz gene böbrek üstü bezleri gibi ve yine tüm organlarda kaslarımız dahil ve kemiklerimiz dahil olmak üzere bir üretim var. Bir üretim var. Bu sabit değil. Dışarıdan bakınca sabit gözüküyor ama öyle değil. Sürekli olarak hareketli tüm organların bir üretimi. Özellikle laboratuvar olan karacın bir üretimi var. Şimdi biz bunu biz bunu eee sabit bir cisim olarak değil de bir organizm olarak düşünmek zorundayız. Çünkü işin gerçeği de bu. Bu bir organizma. Üreten bir organizma. Heh. Bizim dışarıdan aldıklarımız, bu organizmaya dahil ettiklerimiz ikiye ayırabiliriz. Bir kısmı bizim üretemediklerimiz. Bu laboratuvarın üretemedikleri, bir kısmı da üretebildikleri. O zaman yine en üst başlıklar ve ortalama rakamlarla devam edelim. Dışarıdan aldıklarımız özellikle gıdalardan bahsediyorum ve yine her şeyin ısı, enerji neyse dışarıdan aldıklarımız genellikle gıdalardan aldıklarımız ya proteindir, yağdır, ya karbonhidrattır. Ben tavuk da yesem bu üçü var. Ben ekmek de yesem bu üçü var. Bir yere kadar her ne olursa olsun bu üçü var. Bu üçünün farklı bileşenlerde bir kompozisyon haline gelmesinden kaynaklanıyor. Çeşitli renklerde, tatlarda ve biçimlerdeki gıdalar. Yalnız bunlardan bir kısmını vücudumuz üretebiliyor, bir kısmını üretemiyor. Şimdi dikkat. Önce basit bir örnekle başlayalım. Örneğin benim vücudum evet bir sürü molekül üretebilir ama oksijen üretemez. Bu vücut oksijen üretmek için tasarlanmadı. O zaman oksijen için ben dışarıya mecburum. Haliyle oksijeni dışarıda almama yönelik bir tasarım var. Çekiyor. Çektim ve oksijen oldu. Oksijen çektim. Bu oksijen sonra hücrelerime dağılıyor. Kısa bir süre içerisinde mesela 10 dakika 15 dakika içerisinde dışarıdan aldığım bu oksijen artık konuşan, düşünen bir adam oldu. Cansız oksijen atomu bir süre sonra canlı bir organizmaya dönüştü. Şimdi eğer beni oksijensiz bir ortama koyarsanız veya oksijeni düşük bir ortama koyarsanız, azaltılmış bir ortama deney için koyarsanız bende bazı hastalıklar başlar. Mesela sallanmaya başlarım. Dikkat yoğunluğu, dikkatimi toplayamaz, bir yere odaklanamaz hale gelirim. Görüş bulanmaya başlar. Yavaş yavaş bilinç kavyo başlar. Genel vücut ağrısı, halsizlik hatta ayağa kalkamayacak duruma gelirim. Çünkü benim üretemediğim, çünkü oksijeni azalttığım an bu vücut onu kompanse edemez. Azalttığımız an bir sürü de hastalıklar ve semptomlar başlar. Bu örnekten bizim günlük reel hayatımıza geçelim. Protein, karbonhidrat, yağ dedik. Heh. Bazı proteinleri vücut üretemez. Bazı yağları vücut üretemez. Eğer vücudun üretemediği proteinlere, diyelim ki 20 tane protein var. 9'unu vücut üretemez. He. Vücudun üretemediği proteinlere esansiyel protein denir. Esansiyel. Yani az evvelki oksijen örneğinde olduğu gibi ben bu proteinler için dışarıya bağlıyım. Eğer bu esansiyel proteinleri az bir ortama beni sokarsanız, az evvelki oksijen örneğinde olduğu gibi az bir ortama beni sokarsanız veya bu esensiyel proteini benden keserseniz tamamen. Bu durumda protein biliyorsunuz bizim yapı taşımız. Amino asitler yapı taşımız. Bu durumda hücre içi süreçlerde aksaklıklar meydana gelir. Çünkü yapı taşı bir binanın tuğlalarının eksiltilmesi gibi yapı taşı bunlar. Hücre içi bizi yapan hücreler bir araya gelir dokuları yapar. Dokular bir araya gelir organları yapar. Organlar bir araya gelir beni yapar. İşte insanı yapar. Yapı taşı hücrenin içerisinde amino asitler yani esansiyel proteinler eksildiğinde ben bunu genel vücut ağrısı, halsizlik, sabah uyanamama, iş yerindeyken çalışma isteksizliği, ilişkilerde kavgalar ve açmazlar. E uyanırkenki zorluk ve yataktan kalkmama, yanı sıra dikkat dağınıklığı, odaklanamama, eklem ağrıları başlar. Unutkanlık, unutkanlık ve eklem ağrıları başlar. Bunun sebebi bu organizmanın üretemediği ve dışarıya bağımlı olduğu molekülleri almıyoruz. Esansiyel proteinleri kestiğimiz zaman bu meydana gelir. Peki bu esansiyel proteinler üretemediklerimiz nerede var? İşte size sizi uzak tutulan size uzak durun almayın eve sokmayın yemeyin denen gıdalar da var. Yani yumurta da var, kırmızı et de var ve peynir de var. Dikkat ederseniz sosyal medyadaki açıklamalara dikkat ederseniz şiddetli bir dezenformasyon var. Şiddetli insanları sürekli olarak yumurta alma, yumurtadan uzak dur, kırmızı etten uzak dur ve peynirden uzak dur deniyor. Bütün açıklamalara dikkat ederseniz hatta bir de sudan da uzak tut deniyor bunları. Çünkü metabolize etmek için yüksek miktarda suya ihtiyaç var. Sudan da uzak tutuluyor amaçsız yanlış yönlendirmek. O yüzden de şöyle diyemezler. Su içmeyin. Böyle diyemez. Ne yapar? Çaktırmadan sizi kandıracak şekilde der ki, "Uyandıktan sonra içme. Yatağa girmeden evvel içme. Yemekle beraber içme. Banyoya girmeden evvel içme. Banyodan çıktıktan sonra içme. Uyku arasında uyandığın uyku arasında içme. Yolculukta içme." Şimdi ne yaptı? Suyu öyle bir sınırlandırdı ki insanlar günde 3-4 bardak içiyorlar. Halbuki 12-15 bardağa ihtiyaçları var. Aynı bunun gibi vücudun üretemediği, bu organizmanın üretemediği esansiyel proteinlerden de insanları uzak tutarak üretebildikleri ama yine de hücre içi süreçleri tamamlayamayan proteinlere zorunlu tutuyorlar. Eee, üretemedikleri olan yumurta, kırmızı et ve peynirden uzak tutarak da hepimizin şu an günlük gündelik çektiğimiz maalesef semptomlar ortaya çıkmaya başlıyor.
Şimdi hocam inek yavrusu için süt yapar diyorlar. İnsanoğlu o sütü içemez. İçmemesi gerekir diyorlar. Peynir çok bakteri. Eve sokmayın diyorlar. İşte kırmızı eti çok tüketenler daha fazla kanser olur diyorlar mesela. Bunlar için ne diyorsunuz?
İlk önce hepsini beraber burada cevaplayalım ve tartışalım. E ilk önce bunlar son 2000 senedir bilinen cevaplar zaten. Nedense son 30 senedir insanlardan gizleniyor. Ama bu bilinen cevapları gene paylaşacağız aramızda. Burada hatırlatılması gereken eğer bunlardan sizi uzak tutarlarsa siz doktora gidip ilaç kullanmak zorunda kalacaksınız. Global bir sistemik insanları manipüle etmek. Global bu. Tüm ülkelerde var bu. Çünkü ilaç şirketleri global. Tüm ülkelerde var bu. Her yerde aynı dezenformasyonu yapıyorlar. E işte kırmızı et kanser yapar. Süt zaten hayvan kendi yavrusunu beslemek için veriyor. İnsana yaramaz. İnsan buzağı değildir. Ya da tavuk gene civciv içini. O civciv olsun diye insana yaramaz gibi. Halbuki burada atlanan konu şu. Örneğin inek çimen, kök, yaprak yediğinde bunu kendi bedeninde metabolize ediyor. Yani ineğin midesi insan midesi gibi tek bölmeli değil. Bütün sadece bitkilerle beslenen hayvanların mideleri insan midesi gibi tek bölmeli değil. Bunlar iki bölmeli, bölmeli neyse o şekilde. Yanı sıra onların bağırsak traseleri daha uzun daha uzun bir bağırsakları var. Yanı sıra salgılıkları sindirim enzimleri de değişik. İçlerinden bazıları midesinin birinci bölümünde biraz sindirdikten sonra tekrar ağzını alıp çiğneyip ikinci bölüme alıp 3üncü bölüme atıyor falan. Bütün bunlar işte o aldığı bitkideki özü çıkarabilmek, sellozdan temizleyebilmek ve proteini, aminoasitleri oradan ekstrakte etmek için geliştirilmiş sistemler onun organizmasında, onun fizyolojisinde ancak ve ancak o kökü ve o bitkiyi metabolize ettikten sonra omuzuna, göğsüne, bacaklarına geliyor. Yani ben o hayvanın şimdi hayvanı baypas edip de hayvanın yediğini yersem mesela saman kök hayvandaki gibi 3-4 tane bölmeli midem olmadığından, hayvandaki gibi uzun bir bağırsak trasesi olmadığından ve hayvandaki enzimlerin hepsi bende olmadığından onu ekstrakte edemeyeceğim içeriden. İnsan midesi tek bölmelidir. İnsanın bağırsakları çok kısadır. Eee, sindirim enzimleri de ona göre tasarlanmıştır. Hala hayvanı baypas edersem ve hayvanın yediklerini yersem ben hayvanın etinde bulunanı alamam. O da bir organizma. O da bir laboratuvar. Aldıklarını metabolize ettikten sonra ben alıyorum. Yani bir işlemden geçtikten sonra, işlenmiş hale geldikten sonra ne var ki bu bir doğal süreç. Fabrikada işlenmiş değil. Bir organizmada işlenmiş. Ancak ve ancak hayvan bunu metabolize ettikten sonra ben alabilirim bu gıdayı. Yoksa elimle havanda döverk veya midemde eriterek alamam. Haliyle ben bekleyeceğim. Hayvan bunları yiyecek. Sonra sindirecek ve bunu kendisine et yapacak. Fonksiyonlar doku. Kas, yağ ve et yapacak. Sonra ben alacağım. Süreç böyle işliyor. 2000 yıldır bilinen her şey son 30 yılda değiştirildi. Yanlış denildi. Yeni bilgiler geldi. 30 yıldır onları öğreniyoruz. Mesela eskiden de hastane demiyorlarmış. Şifahane diyorlarmış. Neyi unuttuk hocam biz? Bize unutturdukları gözlem yeteneği. Mesela biz şimdi 5.000 yıllık bir ulusuz biz. Ulus ulus millet. 5.000 yıldır bu yeryüzünde geziyoruz biz yani. Ve işte Orta Asya'dan işte neyse güneyden Anadolu'ya, Trakya'ya. Bu 5.000 yıl içerisinde bizim gözlemlerimiz var. Mesela uyusun da büyüsün. Çünkü ancak ve ancak uykudayken growth hormon G H growth hormon uykudayken artar. Ama o zamanlar laboratuvar yoktu ama gözlem yeteneği vardı. 5.000 yıllık bir kültür. Aynı bunun gibi mesela yoğurt bizim Türklerin bulduğu bir gıdadır. Pastırma, peksimet hepsi Türklerin bulduğu gıdalardır. Bu gözlemler bize unutturulup bilim, bilimsel bilimsel diye fiyakalı bir kelimeyle yalanlar ezberletiliyor insanlara. Ta ki sağlık sektörü çalışsın. Ta ki ilaç eee sektörü çalışsın. İlaç, büyük ilaç şirketleri, eee, baronları kazansınlar diye bizi kendi gözlem yeteneklerimizden uzaklaştırdılar. Çünkü insanlar söyler kırsal kesimde 70-75 yaşında dede elinde, benim kendi müşahedelerim bunlar ve bu gene bilinir ülkemizde tırpan sallallar. Biliyorsunuz ben profesyonel sporcuyum. Profesyonel sporcuyum. Bu ülkenin yetiştirdiği en iyi sporculardan birisiyim ben. Yaşıma göre çok yüksek performans sergiliyorum. Kırsalda tırpan sallayamıyorum. Öylesine ağır iştir o. Yani bir tane tarlın başına tabii halini denedim çünkü damarım var bu konuda. Dedeyi gördüm orada tırpan sallarken. Dede dedim ver şunu bana. Ben yapacağım bunu. Bunu yapacağım ben. Ve sallayamadım. Oblik kaslarım yetmedi ve inanamadım yani. Ve inanamadım. Ne kadar oldu? Diyelim ki yarım saat sallayabildim. Daha devam edemedim. O oradaki dede tarlanın ortasında bir tane meşe ağacı mı var? Bir ağaç var böyle üstü dağınık. Oraya kadar gidiyor. Öyle yemeği yiyor. Yarım saat uyuyor. Ondan sonra devam ediyor tırpan sallamaya. Ama ne yiyor? Tereyağı, yumurta, tamam, kırmızı et ve peynir. Bütün günde çalışıyor. Ama kırsal kesimden, bu ziraat kesiminden ofis kesimine gelelim. Şehir merkezine gelelim. Bırakın 75 yaşındaki dedeyi. 65 yaşındaki insan emeklilik maaşı için torununu gönderiyor ATM'ye. Bankomat kendisi evden çıkmak istemiyor. İşte bu benim kendi müşahedelerim. Yavaş yavaş insan zaten insanlar son 5.000 senedir bunu görüyorlardı. Ya eğer öyleyse niye bu tereyağını yiyen ve peyniri yiyen dede şu an hala tırpan sallıyor? İşte bunlar unutuldu. Günümüzde 35 yaşındaki bir erkekte bulunan kanında bulunan testosteron seviyesi bundan evvel 65 yaş erkeklerde vardı. Şu an öylesine düştü ki testosteron seviyesi. Erkeksi hasretler bitti. Atılım yapmak, ailesini bir şey getirmek, eee, hediye almak, memnun etmek, yedirmek. Bunlar bitti. Şimdi erkekler ihtiyar kadınlar gibi davranıyor. Birisi ona getirsin, birisi ona hediye getirsin, birisi ona yemek getirsin. Günde üç kez sıcak yemek yesin gibi atılım yapmasın. Başka birisi atılım yapsın gibi. Yani bu erkekler bütün dünyada böyle bu erkeklerdeki testosteron seviyesinin düşmesine bağlı. Bunların hepsi tekrardan yerine konabilir ama uygulamalar var. Bizzat dezenformasyonla bizi bu uygulamalardan uzak tutuyorlar. Gözlem, gözlemlerimizi ve tespitlerimizi unutturuyorlar. Unutturmak için de yapılan bilimsel çalışmada, çok bilimsel bir şey bu, acayip bilimsel bu bilimsele mutlaka uyun diye fiyak akıllı kelimelerle kandırıyorlar. Onlara diyorlar ki ya demek ki bu 5.000 yıllık bizim gözlemimiz çok da tespitlerimiz çok da bilimsel değilmiş. Yani bak Harvard'tdan diyor bak adam Harvard kesim dediği doğrudur. Yani bir de Amerikalı her dediği doğru. İngilizce konuşuyorsa ayet ayet. Eğer bir şey internete giriyorlar. Herhangi bir konuya araştıracak şimdi giriyor. Eğer o konu İngilizce yazıyorsa var ya kıyamete kadar doğrudur. Kendi aleminde öyle zannediyor. Halbuki kendi kendi yaşındaki bir tane oğlan mezun olmak için verdiği yıllık ödev yani onu yayınlamak zorunda. Tek konu o. Yayınlamak için de İngilizce yayınlıyor. Hiçbiri geçerli mi? Yok. Çocuk çevresindeki 15-20 kişiyle bir çalışma yapmış. Tespitlerini yazmış. Doğru ya da yanlış. Ama İngilizce ya hocam dediniz ya bunlar İngilizce tespit ama tespit sonuç olarak yani bir şekilde tespit ama çocuğun kendi tespiti. Sizin tespitlerinizin bilimsel bir karşılığı var mı? Var elbette. Neticede hastaları ben tedavi ediyorum ve Türk doktorları gene hastalarını tedavi ediyorlar. Bütün dünya tıbbı içerisinde en başarılı doktorlar Türkiye'de. O yüzden sağlık turizmi diye bir kavram var. Başka ülkelerden buraya geldikleri için ne var ki dediğim gibi halkımızdan bu bilgi gizleniyor fiyakalı kelimelerle.
Şimdi biraz geriye döneceğim hocam. Az önce sağlıklı beslenme dediniz. Şimdi ben gerçekten sağlığımı koruyarak işte doğru beslenmek istiyorum. Girdim internete sağlıklı beslenme ya da besin piramidi yazdım. Neyle karşılaşacağım şimdi?
İşte bu üzerinde mutlaka durmamız gereken bir durum. E yalnızca bir örnek olarak ele alınmasın. Bu çok büyük bir hakikatin ucu. Lütfen bunu iyi değerlendirin. Bundan sonraki hayatınızı şu andan itibaren bu eee örneklemi bu örneklemi müşahede ettikten itibaren lütfen hayatınızda bir kırılma noktası olsun ve bundan sonra hayatınızı buna göre programlayın. Bu örneklemden itibaren. O yüzden de yavaş yavaş anlatım. Anneler çocuklarını ve eşlerini, kocalarını en doğru şekilde besleyebilmek, onları hastalıklardan korumak ve daha rahat, güzel bir hayat verebilmek için bilgiyi arıyorlar. Sadece anneler değil, babalar da gene kendi karılarına, eşlerine ve çocuklarına daha iyi bakmak ve onları korumak için bilgi arıyor. Yine tüm vatandaşlarımız bilgiyi istiyor. Bilgiyi de en çok tabii internete başvuruyor. İşte ilaç sektöründeki kötü niyetli baronlar ve bu global manipülatörler zaten herkesin ulaşabileceği yerde dezenformasyon yapıyorlar. Ve şimdi bunu beraber deneylerle göreceğiz. örneklendirteceğiz. Şimdi ben hepimiz artık bu organizmanın üretemediklerini oksijen gibi ve esansiyel proteinler gibi üretemediklerini günlük almamız gerektiğini nasıl ki ben dakikada 16 kez nefes almam, 16 kez oksijen almam gerekiyorsa günde iki öğün veya 3 öğün protein, esansiya protein almam gerekiyor. Bunun ölçüsü bu. Üretemediğimde eee internete o zaman siz de fark ediyorsunuz ki bunun üzerine üretemediklerim üzerine bina etmeliyim kendi beslenme alışkanlıklarımı ve her şeyi. Ama ileriki programlarda onları konuşacağız. Egzersizi, suyu, uykuyu hepsini konuşacağız tek. Eee insanlar şimdi bilgi istiyor. Bakınız nasıl manipüle ediliyorlar ve ne korkunç bir dezenformasyon var. Ben şimdi internete girdim. Şimdi burada hangi ağırlıkta ve nasıl bir oranda beslenmeliyim diye besin piramidine bakıyorum. Çünkü zannediyorum ki iyi niyetle, iyi niyetle zannediyorum ki besin piramidindeki bilgiler eee piramidin en altında en fazla yemem ve yedirmem gerekenler. Aileme, sevdiklerime üstünde daha az yedirmem gerekenler. Üstüne daha az, daha az en üstüe de çok nadir yedirmem gerekenler. Öyleyse ben pazarlık alışverişimi buna göre düzenlemeyim, düzenlemeliyim ve sevdiklerimi de bu şekilde programlamalıyım. Öyleyse bilgiye ulaşmak isteyen iyi niyetli birisi buraya besinleri sat alışveriş yapma, pişirmeye ve sevdiklerine sunma noktasında besin piramidine bakıyor. Çünkü bu iyi niyetli ve entelektüel bir insan. Her entelektüel insan gibi besin piramidini öğrenmek istiyor ki hayatını ve sevdiklerinin hayatını ona göre programlayabilsin. Besin piramidi yazdım. Arama çubuğuna bastım. Genelde ilk çıkana tıklarlar. Burada ev burada diyor ki besin piramidi temelde beş yiyecek ve içecek grubunu içerir ve ve besin zinciri piramidi olarak da bilinir. Yatay katmanlar halinde yükselen besin grupları şunlardır. Tahıllar, ekmek, makarna. Tahıl birinci bu şey birinci tahıllar, ekmek, makarna. Peki ya hiçbir şey yiyemiyorsanız tağıl ekmek makarna yemek demek bu değil mi? Makne yemek. Evet. Ama bunlarda esansel protein var mı? Yok. Ne demiştik? Et, kırmızı et, yumurta ve peynir demiştik. Bunlar da var esansiyel proteinler. Şimdi biz görsellere bakalım. Burada bir sürü bilgiler var da bir sürü dezenformatif bilgiler var da yanı sıra görsellere bakalım. Şimdi görsellerde ilk baştakine tıklayalım. Tıkladık. Şöyle bu resmi bir açayım. Ben diyor ki bakın şimdi ben resmi tıkladım. Herkes gördü mü hangi aşamalardu? Herkes gördü. Ev besin piramidi Harvard Tıp Fakültesi. Harvard. Harvard Tıp Fakültesi tarafından geliştirilen yeni beslenme piramidi günlük beslenme alışkanlıklarımızda dikkat etmemiz gereken temel özellikleri ortaya koyuyor. Böyle fiyakalı kelimeler. Tamam bu bakan insan da abo diyor. Ne bilimsel bir şey bu böyle. Aman ne bilimsel. Baktık piramidi burada yayınlamışlar. Harvard'taki adamlar yayınlamışlar. Bak en altta ne var? Ekmek, pirinç, makarna. Tahıllar ekmek, pirinç, makarna. Peki burada şimdi benim söylemiş olduğum esansiyel protein var mı? Yok. Her öyle almamız lazım. Ama bunu organizmamız üretemiyor ama bakın burada yok. Burada hatta birçok kişinin şu an eee reaksiyon geliştirmiş olduğu glü tahıl içeren yiyecekler var. En altta yani en fazla yememiz gereken. Bu doğru değil. Bu doğru değil. Bir üste çıkıyorum ben. Son derece şekerli meyvelerden bahsediyor. Bakın burada sebze meyve grubu diyor. Şuraya başa son derece şekerli meyveleri koymuş. Üzüm bunlardan birisi. Bu bu şekerli meyvelerin yanına da kök sebzeleri koymuş. Havuçlar var, şalgamlar var. Neyse mantarlar var. Bu arada mantar sebze de değildir ama neyse. Tamamen yanlış bilgi. Bun. Halen daha bakın halen daha vücudumuzun yapı taşlarına gelemedik. Şu an hücre içi süreçlerde aksaklık var. Şu an böyle devam edersek hala ne zaman? Süt, yoğurt, yumurta, peynir. Ancak 3üncü basamakta heh esansiyel proteinleri organizmamızın üretemediği ve dışarıya bağımlı olduğumuz maddelere şimdi geldik. Sonra dezenformasyon devam ediyor. Et, sakatat, balık grubu. Yani bu daha da az yenmesi gerekenler güya. Halbuki sakatat, içindeki fosfor, demir, ülkemizde demir eksikliği çok fazla. Magnezyum, çinko gibi özelliklerden en zengin besindir. Sakatatatın en altta şurada olması lazım. Etin en altta şurada olması lazım. Çoğu ülkede yasak bir de sakat değil mi? Evet. Bazı ülkelerde ilaç sektörü yaptığı lobicilik hizmetleriyle yasaklattığı yerler var. Halbuki sakat en altta en sık tüketilmesi gereken, en zengin besinlerden biri. Yanı sıra yumurta ve burada olması lazım ki bakın ta nerede? Şimdi buna bakan bir insan hayatını yanlış programlayacak. Buna bakan bir insan ve bu piramitte giden bir insan insülin direncine yakalanacak. İnsülin direnci piramidi bu. Bu besin piramidi değil. İnsülin direnci piramidi. Buna göre pazarlık yapan, markete giden, alışverişini böyle yapan ve mutfağındaki çekmeceleri buna göre düzenleyen bir insan sevdiklerine zarar verecek. Bu yalnızca bir dezenformasyon değil. Bu bir insanlık suçu. İşte şimdi bu bir insanlık suçu. Şu an bu şekilde beslenen, alışveriş yapan, pazarlık yapan birisi kaçınılmaz bir şekilde hastaneye gidip ilaç kullanmaya başlayacak. Semptomlar başlayacak çünkü şimdi burada. Başka bir tanesine gidelim. Şimdi başka birisine bakın. Bir yandaki piramidi açıyorum. Şimdi bir yandaki piramidi açtım. Bakın aynı bilgi. En aşağıda tahıl, pirinç, makarna, ekmek. Hiçbir şey boş. Bir yukarıda gene kök sebzeler ve yanında çok şekerli meyveler. Bunlar en fazla tamamlayıcı gıda olabilir. Esas gıda olamaz ama sanki esasmış gibi böyle. Sonra onun üstünde süt, yumur, süt, yoğurt, peynir demiş buraya. Yanına da kümes hayvanları, balık yumurta demiş, kırmızı et demiş. Sakat hiç bahsetmiyor zaten. Ve en az tüketilmesi gidenler bakın dikkat edin. En az tüketilmesi giden daha da üstünde neredeyse hiç tüketilmemesi gerekenlerde yağlar var, şekerler var. Yani pasta şekeri ve işlenmiş rafine glikozla yağı aynı yerde yayınlıyor. Halbuki yağın en altta olması lazım. En altta olması lazım. Çünkü esansiyel protein vardır ve ben dışarıya mecburum. Esansiyel yağ vardır. Dışarıya ben mecburum. Esansiyel karbonhidrat yoktur. Mecbur değilim. Aldığım proteinlerden ve yağlardan karbonhidrat yapabilirim. Bunun ismi glikoneogenezdir. Böyle bir bende böyle bir laboratuvar işlemi var. Glikoneogenez. Ben proteinlerden ve yağlardan karbonhidrat elde edebilirim. Tabii ki karbonhidratı sıfırlamayacağız. Yeri var ama yerini bileceğiz. İşte besin piramidinde bakın hiç yenmemesi gerekenler sırasında yağ. Halbuki burada olması lazım.
Hocam şimdi biraz önce gösterdiniz ya Harvard falan bir e besin piramidi. Bu kaç yıllık bir piramit? Ne zaman hazırlanmış? Bunun hiçbir aslı esası yok. Bundan önce hazırlanmış olması gereken bir piramit var mı? Yoktu. Bir zamanlar biz onları gösterirdik insanlara. Yok silindi. Bulamıyorum yani. Öyle bir şey yok. Besin piramidi öyle uydurulmuş. Bakın bir tanesi daha fiyakalı çekmiş. Bakın daha da fiyakalı. Fotoğraflamış falan böyle fotoğraf hemen ona gidelim daha da bilimsel olalım diye söylüyorum. Yani bunlar ama daha da bilimsel güya diye gösteriliyor. Ama bu yalan. Yani sizin gibi hem entelektüel hem de e prensip sahibi insanların yanında, edepli insanların yanında bu kadar ağır konuşmak istemem ben. Böyle dezenformasyon, yalan gibi kelimeler kullanmak istemem. Ama bu insanlık suçunun boyutunu göstermek istiyorum ve neden vatansever doktorların neden üzerine gidildiğini ve onların yasaklandığını ve neden bizim disiplin soruşturmasından bir türlü kurtulamadığımızı burada anlatmak istiyorum. Zaten hayatımı yaksam 5.000 yıllık bir kavim için yakmış olacağım. Bir millet için yakmış olacağım. Kötü de bir şey değil yani. Gayet de mukaddes bir şey. Bakın bu bu da bambaşka bir besin piramidi. Yiyecek grubunun dört katmana bölünmesiyle oluşturulan bir üçgendir. Her katmanın uzunluğu o seviyede yer alan besinlerin ne kadar tüketilmesi gerektiği ile direkt olarak ilişkilidir. Süper fiyakalı bilimsel kelimeler. Hiçbirisi doğru değil. Bu arada günlük olarak piramitte yer alan katmanlardan bir ya da ikisini tüketiyorsanız bu sağlıksız ve tek yönlü beslendiğinizi gösterir. Çünkü besin piramidinde yer alan tüm katmanlardaki yiyeceklerin her gün doğru miktarda tüketilmesi ile ancak sağlık karanlığa ulaşılır. Böyle diyor. Yani bilimsel bilimsel yanlış besleniyorsunuz. İnsanlara evham veriyor ve insanlar bu piramit sırasına göre beslensinler diye. En altta ne var? Tahıllar, ekmek, makarna. Korkunç ya. Üstte ne var? Çok şekerli. Meyveler. E mesela burada ananas, kırmızı üzüm gibi arkasından sebzeleri mesela brokolide hepsini birden tıkmış. Adeta çok şekerli meyvelerle brokoli ve lahana gibi hepsi aynı seviyedeymiş gibi değil ama işte çok şeker meyvelerin daha üst basamakta olması lazım. Çüncü basamağı koymuş bakın eti, balığı ve peyniri 3üncü basamağa koymuş. Halen sakat hat yok. En kötüsü de bakın gene yağ ve kurabiye. Kurabiye ile aynı en üst tüketilmesi gerekeni söy halbuki şu et, bu peynir ve bu yağ tüm gün sadece sebze ya da eterek sal. Tamam neyse. Pekala. Buraya kadar yani bu şu an nasıl olmalı hocam piramit?
Peki. Piramit az evvel benim bahsetmiş olduğum gibi en geniş ayakta birinci ayakta en altta sakat at, yumurta, peynir e ve eee kırmızı et olması lazım en altta.
Hocam şimdi eti çıkaralım oradan bir enflasyon dolayı da insanlar nereden bu etti diye şunu soracağım. Peynir diyorsunuz ya. Hangi peynir hocam? Marketten alınan peyniri okey miyiz?
Ya şöyle şimdi peyniri hayatımızdan çıkaramayız. Eee, kimi zaman ben bunu seminerlerde de görüyorum. Akademisyenlerin yaptıkları seminerlerde de görüyorum. Yine YouTube'da da görüyorum. Kimi zaman şöyle laflar oluyor. Yoğurdu hayatınızdan çıkarın. Peyniri eve sokmayın. Evet. Bu yanlış. İşte peyniri eve sokmayın demek çünkü içinde gıda sektörünün hileleri var. Peyniri sokmayın demek. İstanbul'da hava kirliliği var. Nefes almayın. Demek oluyor. Aynı bakın aynı şeyi söylüyorum. Çok güzel bir örnek. Ben şimdi oksijen için dışarıya muhtacım. E esansiyel protein için de peynire muhtacım. Muhtacım yani buna kırmızı ete muhtacım. Başka çaresi yok. Üretemiyorum. Karaciğer üretemiyorum. O zaman evinize peynir sokmayın, kırmızı et sokmayın, yoğurt sokmayın demek hava kirliliği olan İstanbul, Ankara'da nefes almayın, nefes almayı durdurun demek. Ama bunu üretmiyor vücut. İşte bu. O zaman açıklamaların şu yönde olması lazım. Peynir, kırmızı et, e, yumurta gibi, e, mecbur olduğumuz gıda maddelerinin en temizlerini bulun. Heh. Ha, o zaman insanlar artık aktarlara mı giderler yoksa yakın köylere mi giderler? Ya da köy kooperatifleri yeni bir organizasyona mı gider? Eğer geniş toplum kitlelerini biz doğru yönde bilgilendirirsek toplumun gelişimi oraya doğru gidecektir ve yavaş yavaş bu doğru bilgilendirmeyle gıda sektöründeki hileler de engellenecek. Bu sefer eee köy kooperatifleri ve denetim ekipleri ona göre devam edecekler. Haliyle biz yavaş yavaş temiz besine ulaşmaya başlayacağız gideceğiz. Ama bu çelişkili ve dezenformatif bilgiler hatta bu radikal açıklamalar proteini tamamen kesin gibi.
Hocam şimdi peki pişirme konusunda ne diyorsunuz? Çünkü şimdi kırmızı et deyince insanın aklına mangal geliyor. Yani yağ konusunda mesela o yağları yaktığımız zaman mangalda faydalı yağları da yakmış oluyor muyuz?
O esential yağları madem konu başlığını attık tencere yemeği. Yani et yiyeceksek haşlama et yiyeceğiz. En en sağlıklısı odur. Aşağı doğru seviyedir. Tek tek ayarlarız biz ama e ifade ederiz. Ama önemli olan tencere yemeydi. Evet. Bu kadar diyeyim. Çünkü e üzerinde çok durulması, aylarca düşünülmesi ve sizin hitap ettiğiniz ben inci sözlüğe sizin davetinizden sonra bir baktım buraya gelmeden evvel. İnci sözlük nasıl bir yer diye baktım. Hitap ettiğiniz grubun çok entelektüel olduğunu, kitap okuma alışkanlığı olan eee ve araştırma alışkanlığı olan bir grup olduğunu fark ettim. Üstelik sizin videolarınızdan sonra gelen sorular da o videoyu anlayan ve içerikle ilgili sorular. Ve ben açıkçası çok takdir ettim. Çok takdir ettim. Böyle bir ortama da girmek isterim. O yüzden de buraya geldim. Ev şu an bu yazdıklarımızdan ve verdiğimiz bu örneklemden canlı canlı müşahedelerimizden insanlar fazla istifade edecekler. Birbirleriyle paylaşacaklar ve harikulade bir bilgi tecrübe alışverişi olacak. Heh. Öyleyse konuyu çok fazla da böyle devam etsin. Tamam. Böyle devam etsin. İlerleyen sohbetlerimize devam. Biz de yeni konular açarız.
Tamam hocam. Vallahi çok teşekkür ederim. Çok güzel bir yayındı. Çok faydalı bilgiler verdiniz. Ben uzun zamandır kimseyle yayın yapmıyordum. Sizinle tekrar yayın yapmak çok keyifli oldu. Var mı bir şey eklemek ister misiniz?
Bana sürekli olarak seminerlerde, Instagram'da ve yaptığım kongrelerde soruluyor. Diyorlar ki, "O zaman en iyi diyet hangisi?" Norveç diyetimi, İsveç diyetimi, Dukan diyeti yasaklandı. Tamam. Eee ama mesela Hollywood starların yaptığı diyetler var ve Akdeniz diyeti var. En iyi diyet Japonların yaptığı fazla deniz ürünlerine yönelik diyet mi? İzlanda'da ve Finlandiya'da yapılan çok sardallarlığı içeren en iyi diyet hangisi diye soruyorlar bana. Bir tane cetvel alın elinize. Elinize bir cetvel alın. Türkiye haritasında Ankara'nın üstüne koyun. Sağ taraf doğru besleniyor. Dünyanın en iyi beslenen kısmı sağ taraf. İşte Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu gibi onlar doğru besleniyor. Her akşam ve öğle et yemeği var. Yanında da yeş yeşillikler var. İzmirliler, Antalyalılar kızmasın hocam. Ne ne sorun ne sorun varsa ve insinin direncind ne sorun varsa gerekle sol tarafta Adanallah ki böyle haftanın her günü et yiyen ve kırmızı et sakatatla ilgili zengin men dolaştıran sağ taraf dünyanın en iyi beslenenleri. Oradaki hastalıkların sebebi başka. Yine bu sağ taraf sigara ve çaydan çekiyor. İşte çayı kaynar derece sıcaklıkta içiyor. Sigara da 12 yaşından itibaren içmeye başlıyorlar. Sağ taraftaki hastalıklar genellikle öyle. Yoksa diyet neredeyse dünyanın en doğrusu.
Ya vallahi hocam böyle anneannelerimiz, ninelerimiz, dedelerimiz derler ya onu yeme, bunu yeme hasta olursun. Tam onun gibisiniz. Araştırmışsınız, gelmişsiniz. Çok güzel bilgiler verdiniz, anlattınız. Teşekkür ederim hocam.
Ben de teşekkür. İyi ki çağırdınız ya. Çok eğlendim vallahi. Çok daha ve ümidim arttı yani. Sizin seyirci kitleniz anlayacak bunun değerini.
Evet. Sözlük TV izleyicileri gerçekten çok ilginç, çok aslında sansasyonel anlatım oldu Abdullah Hoca'dan. Çok doğru bilgiler gibi geliyor bana. Araştırın biraz kadim insanlar nasıl besleniyormuş görürsünüz. E gerçekten bu farklılıklar neye göre oluyor araştırmak lazım. Bu konuya da cevap vermek isteyen olursa onu da bekliyoruz yayınlarımıza. Görüşmek üzere.