📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Cumhuriyetin 200.yılının ilk günü. Hemşireler Nereye Bakmalı?

Türk Hemşireler Derneği (THD)56:38

Transcription

Yayın başlamıştır mı dedin? Evet hocam, başlayabiliriz. Dur, bir şey yapayım. Şey, iyi akşamlar herkese.

[Müzik]

Eee, Cumhuriyetimizin eee 100. yılını büyük bir coşkuyla kutladık. Buna tanık olmak, bunun içinde olmak mutluluk verici açıkçası. Daha da eee güzeli, şimdilik benim için 200. yılın 1. gününde sizlere seslenme fırsatı bana verildi. Bu nedenle de çok mutlu olduğumu, bu fırsatı bana verenlere de teşekkür borçlu olduğumu bildirmek isterim.

Evet, Cumhuriyeti eee yansıdığı kadarıyla basından ve görebildiğim kadarıyla eee gerçekten büyük bir coşkuyla kutladık. Coşkular her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Umuyor ve diliyorum ki bu coşkunun ardında, Cumhuriyetin ne anlama geldiğini bilen, sahip olduğu taşıdığı değerleri kavramış insanlar bu coşkuya yol açmışlardır, coşkuları paylaşmışlardır.

1789 Fransız eee devriminden eee yola çıkarak ortaya çıkan bu yönetim şekli, bu sözcük eee taşıdığı anlamlar itibariyle, daha doğrusu değerler itibariyle doğru dürüst altında baskıcı rejimlere dönüşebilir. Bu nedenle, evet kutladık, maçlarımızı söyledik. Ancak Cumhuriyetin değerlerini, taşıdığı değerlere gerçek anlamda ne kadar vakıfız, ne kadar kavradık ve 200 yıla nasıl yürüyeceğiz? Zafiyetlerimizin farkında mıyız? Nerelerde zafiyetler var? Var mı? Bunlar için ne yapacağız? Birinci günden bu soruyu size, eee sizinle paylaşma gereğini duyuyorum.

Ve hemen ardından bir de önemli bir kitap vereceğim. Bülent Tanör adlı çok önemli bir hukuk adamımız var, yaşamıyor artık. Onun "Kuruluş" adlı bir kitabı var. "Türkiye 1920 Sonrası Cumhuriyet 23, 1923 Türkiye 1920 Sonrası" kitabın adı "Kuruluş", yazarı Bülent Tanör. Bu kitabı okuyunca Cumhuriyetin taşıdığı değerleri, kuruluş öncesi ve kurulduktan sonra yaşadığı sancıları önemli bir kısmına tanık olacaksınız, okuyacaksınız. Bilen bir kalemden, bir önemli hukuk adamından. Bu da 200 yıla yürürken Cumhuriyetle ilgili yaşadığımız değerler anlamında sorunlar neyse, onlara daha bilinçle yaklaşmamız açısından bize yol gösterecek.

Bülent Tanör'ü şimdi bir tarafa koyalım. Önemli. Hatta size kitabı da göstereyim. Gösterebildiğim. Bana hiç tepki gelmediği için evet ya da hayır anlamıyorum. Kendi kendime konuşuyor gibiyim bu bu sistemde.

Şimdi ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği çok önemli bir insanın sözünü sizinle paylaşmak istiyorum. Aziz Nesin. Aziz Nesin'in yığınlar la kitabı var. Bunlardan bir tanesi de "Korkudan Korkmak". Bu kitapta bir bölümünde bir paragraf var, çok anlamlı. Bunu sizinle paylaşma zorunluluğunu hissediyorum.

"Ezberletilen insanlar öğrendikleri bilgileri yineler, yani tekrar ederler. O bilgilerin taklitçisi olurlar ama yeni bilgi üretemezler ve yaratıcı olamazlar. Öğrendikleri bilginin isi olurlar ama sahibi olamazlar. Edinilen bilginin sahibi olabilmek için o bilgiyi kullanabilmek gerekir. Soru sorabilmek, içinden sorular çıkartabilmek gerekir, merak etmek gerekir."

Neden Aziz Nesin? Açıyorum. Açtım bu konuşmayı. Çünkü 100 yıllık dönemin çok önemli bir kısmında eğitim düzeni, sosyal hayatımızın eğitim düzeni ne yazık ki Aziz Nesin'in bu tanımlamayı yapıp bize sunmasını zorunlu kılacak sorunlar yaşadı ve giderek ve giderek derinleşerek yaşıyor. Bu karanlıktan, bu yanlış gidişten çıkmadığımız sürece Cumhuriyetin 200. yılında insana yakışır değerlere sahip çıkılmış, eşitlikçi, bağımsız insanlar ve o insanların barındığı bir ülkeyi yaratmak ne denli mümkün olabilir? Bu soruyu sizinle paylaşıyorum.

Şimdi bunlar giriştir. Türk Hemşireler Derneği yönetimi benden eee bu 100. Yıl münasebetiyle, Cumhuriyetin 100. Yılı münasebetiyle ta Çin'de yaptığım, 2019'da yaptığım bir konuşmayı sizlerle paylaşmamı istedim. Bu konuşma nereden kaynaklandı? Neden Çin? Hemen şöyle size şuradan okuyayım. Çünkü tarihleri eee [Müzik] şaşırabilirim.

24 Aralık 2018 tarihinde benim adıma ithafen yazılmış bir e-posta geldi Çin'den. Kongreye davet ediyor ve diyor ki: "Bu kongrenin amacı," diyor, "hemşirelerin sadece sağlık bakımı vermekle yetinmeyip, yetinmeyip, sadece sağlık bakımı vermekle yetinmeyip, aynı zamanda eğitim, cinsiyet eşitliği, yoksulluk ve bunun gibi sosyal belirleyicileri dikkate alarak evrensel anlamda sağlığın insanlara ulaştırılması için yolları bulup çıkartmak üzere binlerce hemşireyi bir araya getirmek." Olarak açıkladılar. Mektup böyle bir açıklama getiriyor. Sadece bakım vermekle kalmasınlar, yoksulluğa da zihinlerini yorsunlar, eşitsizliğe de zihinlerini yorsunlar. Yoksulluğun nedenlerini anlamaya çalışsınlar, eşitsizliğin nedenlerini anlamaya çalışsınlar. Giderek sağlıksızlaşan bir dünyanın, havanın, suyun ve toprağın giderek yaşamı imkansız hale getirmeye doğru yüz tutmuş koşullarını anlamaya çalışsınlar ve bunlar için de anlayan birer olarak sağlık ordusunun madalya verebilsin." Çin bunu istiyor.

Çin'in bir süredir uluslararası bulduğu, uluslararası alanlarda bunlardan bir tanesinin Afrika olduğunu biliyorum. Eee, "Yol Kuşak Projesi" var. Diğer ülkeleri de bu projeye katılmaya davet ediyor. Projeye okunduğunda çok iyi, güzel, iyi niyetli, emperyalist amaçlar taşımayan bir proje olarak görünüyor ve dünyayı da bu projeye, ülkeleri katılmaya davet ediyoruz. Ama biraz kurcaladığımızda, dikkatle baktığımızda sonuçta dünyadaki bu üretme ve satma kapışmasının bir parçası olarak da görmeden görmemezlik edemiyoruz "Yol Kuşak Projesi". Ama Çin, hemşireler derneği, ulusal dernek, bu eee kendi ülkesinin bu uluslararası projesine entegre olmuş ve "Yol Kuşak Projesi" kapsamında bu kongreyi yapma, yapmayı planlamış ve bütün ülkeleri bu e kongreye davet ediyoruz. Ve diyor ki: "Düşüncelerimizi paylaşalım. Eğer katılırsanız," diyor, "bana hitaben, o sırada bilmiyor benim başkan olmadığımı, katılırsanız bütün masraflarınız, yol giderleriniz, otel giderleriniz de yiyeceğiniz, içeceğiniz Çin Dernek tarafından karşılanacaktır." Eee, diyor. Yani mektup böyle.

Ben de bu mektubu tabii ki yönetim kuruluyla paylaştım. O dönemde yönetim kurulunun yedek üyesi de değildim. 2019'da yalnız Çin'in bu çağrısına karşı, yani sadece bakım vermekle kalmayan, sadece işte maaşım şöyle olsun, çalışma koşullarım böyle olsun, eee sosyal koşullarım şöyle olması için bana destek olunsun diyen haklı istekler ama sadece bununla sınırlanmasına, tam bir hızla eee uçuruma doğru gidişine de [Müzik] eee tanık oluyor, içinde yaşıyor ve Türk Hemşireler Derneği'nin de bunun karşısında söyleyecek bir sözü olabilmeli diye arkadaşlarıma bu daveti açtım. Yani Türkiye'nin burada bir sözü olmalı. Bu kongrede Türkiye keynote speaker diyorlar, temel konuşmacılardan biri olmaya aday olmalıdır dedim. Eee ve bu adayım benim olmama karar verildi. Bu nedenle de teşekkür ediyorum. Çok büyük bir deneyde ve metnim hazırladım. Bu yolculukta yaşım ileri, büyük bir yolculuk, uzun e ve önem, çok da önemli bir sorumluluk. Bunu tek başıma götürebilecek bir güce sahip değildim. Ayrıca bütün yıllar içerisinde 1968'den itibaren tüm dünyayla olan ilişkilerimi tek başıma yürütmekten de son derece yorgun düşmüştüm. Bu nedenle Türk Hemşireler Derneği'nin yanımda, bana teknik anlamda da olmak üzere her anlamda destek olabilecek bir meslektaşımın da yanımda olmasını teklif ettim. Tekrar teşekkür ediyorum. Anladılar, kabul ettiler. Onun da sadece yol masrafı, uçak biletini karşıladılar. Otel ve bütün diğer masraf katılan meslektaşım Gülten Koç karşıladı.

Şimdi bu açıklamayı size, bu yaptığım açıklamayı kısa kısa bir biçimde eee şeyde de yaptım, Çin'de de yaptım. Ve asıl konuşma metnim geçmeden önceki son paragrafta şöyleydi: "Bu bağlamda tabii ki konuşma İngilizceyi ve Çinceye çevriliydi. Dil Çince ve İngilizce. Bu bağlamda 110 kuruluş yılını Çin Hemşireler Derneği'nin 110 kuruluş yılıydı aynı zamanda. Ve biraz okuduğunuz zaman size verdikleri metinleri şunu görüyorsunuz. Çin'de hemşireliği kuranlar İngiltere misyonerler. 110 yıl önce. O gün de 6-7 Eylül 2019'da Çin'de biz bulunurken bu kongrenin de akıl hocalarının, yönlendiricilerinin, eee Amerika, İngiltere ağırlıklı olarak en başta olduğuna tanık oldu. Şimdi Çin başka bir yönetim, başka bir tarz. Ama sonuçta dünyanın kapitalist ülkeleriyle aynı yoldan mücadeleler eee götüren bir ülke. Her ne kadar eee yönetim biçiminde bazı önemli farklılıklar varsa da gidişi buna doğru."

Şimdi bu bağlamda tekrar ediyorum: "Türkçeden bu bağlamda 110 kuruluş yılını anlamlı bir gündemle kutlamak üzere bizleri bir araya getiren eee Çin Hemşireler Derneği'ne, derneğim yani Türk Hemşireler Derneği ve şahsım adına yürekten teşekkür eder, kongrenin dünyamızın sağlığı, hemşirelik mesleği ve hemşirelerin refahı için ışık tutucu olmasını dilerim." Dikkat ederseniz dünyamızın sağlığı öncelikli bir vurgu.

Şimdi bu konuşmanın başlığı okumak zorundayım. Çünkü birebir metni size yansıtmak istiyorum. Ondan sonra sizin sorularınıza açılacak açılacağım. Konunun epeyce düşündükten sonra Türkiye'nin bir deyişi olmalı değil mi eee dediğimize göre buna anlamlı bir başlık, içeriği de belirleyecek olan ya da belirlenmiş içeriğe uygun başlık şu olacaktı: "Hemşireler Nereye Bakmalı? Büyük Resme mi Bakmalı? Yani dünyada olup biten bu düzen içerisinde nedir bu düzen? Nedir Türkiye? Bunun neresindedir? Çin bunun neresindedir? Efendim Arnavutluk bunun neresindedir? Her ülke kendini buraya bir yere koysun. Büyük resme mi bakacak? Küçük resme mi görecek? Sadece kendi ülkesinde ve sadece kendi sorunlarını mı görecek? Yoksa her iki resme de mi baksın? Ya da sadece küçük resimden yola çıkarak büyük resme yönelmesi gerektiğinin ayrımında mı olsun?"

Şimdi artık metni size Türkçe olarak okuyorum. Ama biraz ağır okuyacağım, gözden kaçmaması için, dikkatlerden kaçmaması için. Sanırım hemşireler olarak içinde sağlığın da yer aldığı ve sağlığı doğrudan etkileyen politik tartışmalara hemen hemen hiç katılmıyoruz diyebiliriz. İlk cümle bu. İngilizce yani hemşireler politik tartışmalara katılmıyor. Bu durumun nedeni konusunda haylice araştırma ve tartışma yapılabilir. Birçok neden sıralanabilir. Birçoğu haklı ya da doğru da olabilir. Ama nedenler ne olursa olsun, bizim politik içerikli tartışmalara girme konusunda hem birey hem de hemşire olarak sahip olduğumuz çok değerli fırsatlarımız var. Bu fırsatlarla çevrelenmiş durumdayız. Sorun bunların gücünün, yani bu fırsatların gücünün ne kadar farkında olduğumuzla ilgili olsa gerek. Fırsatlar var elimizde. Farkında mıyız? Nasıl mı? Oy kullanma hakkımız. Birey olarak sahip olduğumuz en önemli imkan. Demokrasilerimiz şöyle ya da böyle olsun, oy kullanıyoruz. Bu hakkımız var. Sıcak politik ortamın içinde yer almasak da oy kullanarak politik bir tercih yapmış oluyoruz. Bu tercihi açarsak şunu demiş oluyoruz: "Oy verdiğim parti, kuruluş ya da örgütün sağlık, ekonomi, eğitim, ulaşım, iletişim ve çevre gibi ve bunun gibi politikalarını benimsiyorum." Şu partiye oy veriyorum. Bütün bunları inceledim ve benimsiyorum demiş oluyoruz. İnceledim, kıyasladım, kendi görüşüme ve beklentilerime en uygun olan bu. Mühürü basıyoruz. Aktif olarak politikanın içinde yer almayabilir ama oyumuz politik bir tercihi, farkında olalım olmayalım ifade ediyor. Kısacası kimse benim politikayla işim olmaz demesin. İstesek de istemesek de politikanın tam da içindeyiz. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun niteliğini o belirliyor. Yani biz belirliyoruz.

Şu sorunun yanıtı tabii ki çok önemli. Birey ve hemşire olarak kullandığımız oylarımızın gerisinde derin, güçlü bir işçilik var mı? Yani bu oyu kullanmadan önce bu oyu hangi dayanaklarla kullanacağım, kendimi o konuda geliştirdim mi? Bir işçilik var mı? Yoksa öylesine mi oy kullanıyoruz? "Politika beni ilgilendirmez, onun kapsadığı işler beni açar, ben işime ve alacağım paraya bakarım" anlayışıyla mı oy kullanıyoruz? Biraz tuhaf, üzücü ama sanırım yaygın olan bir durum değil bu.

Hatırlarsanız Şili'de Ekim 2010'da maden göçüğü olmuştu. Türk hemşirelerden Neyi 14 Ekim 2010'da sayfasından şu mesajı yayınladı: "Sevinç ve hüzün. Çok uzaklardaki şanlı bir ülkede maden kazasından aylar sonra yeraltından çıkartılan her can için çalan sirenle birlikte yüreklerimize umut ve sevinç doldu, doluyor. Ülkemizin trafiğinde yol alamadığı için can kurtaranlar hep acı siren çalıyorlar ama bu sirenler bize can kurtarabilecek mi acaba acının keder ve telaşını yaşatıyor. Biz de başarabiliriz, başarmalıyız. Ulaşım, şehirleşme, şehir planlaması konusundaki zafiyetler nedeniyle ambulanslar yollarda tıkanıp kalabiliyor. Aynı siren sesi umut kaynağı olmak yerine acaba içindeki yaşamını sürdürme imkanı bulabilecek mi gibi ciddi bir kaygı, hüzün ve öfke kaynağı olabiliyor. Sağlık alanında yer alanlardan hiç ses çıkmıyor çünkü onlar ambulans kendilerine ulaştığında ne yapacakları ile ilgililer." Kısacası birey olarak ülkemiz için sürdürülen politik tartışmaların içine girmesek de oy kullanarak politik bir tercih yapmış ve böylece politika yapmış oluyoruz. Tekrarda fayda gördüğüm için sorumu yineliyorum: Oylarımız gerçekten geniş bir kavrayışın ürünü mü? Yoğun bir zihinsel çabanın ürünü mü? Yoksa öylesine mi? Yani oy kullanmış olmak için oy kullanmak.

Hemşire olarak aynı tartışmayı örgütlerimiz içerisinde ne kadar yapıyoruz? Hangi sonuçlara varıyor ve bunu diğer kurum ve kuruluşlarla ne kadar paylaşıyoruz? Ortak bildirgelerimiz ne kadar oluyor? Yoksa herkes kendisine göre bir yol tutturmuş, "Pozisyonumu koruyayım, gerisi beni bizi ilgilendirmez" diyen bir davranış içinde toplumdaki görülmez, duyulmaz kalışımızla ilgili durumumuzu bu yönden ciddiyetle değerlendirmemiz gerekiyor.

Diğer bir gücümüz sağlığın tanımı. Sağlığın tanımı bize büyük bir güç veriyor. Ülkemde Dünya Sağlık Örgütü'nün halen geçerli olan sağlık tanımını orta eğitim beyindeki öğrenciler bildiği gibi tüm sağlık çalışanları da ezbere bilir. Çünkü eğitim programlarında bu vardır. Sınavlarda öğrenci ya da mezunlara sorulduğunda herkes tam not alır. Çünkü hemen herkes bu sorunun geleceğini bilir. Geriye ezberlemek kalır. Ezber de zorlayıcı değil. Çok iyi bildiğimiz bu tanımı hatırlayalım: "Sadece bir sakatlığın olmayışı değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam iyilik halinde olmak demektir sağlıklı olmak." Bakın üç tane çok önemli bileşen söyledi: Fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik hali.

Hepimiz biliyoruz ki sağlık hizmetine ulaşabilmek ya da hizmetin sunumundan herkesin yararlanmasını sağlamak çok önemlidir. Bizler genellikle hizmetin sunum kısmında yer alıyor, ağırlıklı olarak ya da sadece burada görmüyoruz. Burada kısmen de olsa mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin içeriği de ağırlıklı olarak kendi çalışma koşullarımız ve özlük haklarımız konusunda oluyoruz. Oysa tanımın içerdiği leşenler, yani fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam iyilik hali bize çok önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu tanım bizi bireyi kuşatan çevre, yaşam koşulları, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve bunun gibi sağlıklı olmayı ve sağlıklı kalmayı imkanlı kılan koşulları bilmeye, anlamaya, gerektiğinde değiştirmek için mücadele vermeye davet ediyor. Bu konularda yüklenmemiş gerektiğini hatırlatıyor. Oysa biz hemşireler genelde sağlığın tanımının bize yüklediği görevlerin farkında pek değil gibiyiz.

Örneğin bir ülkede arabalar kötü sürücüler nedeniyle kaldırımlara çıkıp kaldırımdaki yayaların ölümlerine ya da ağır yaralanmalarına yol açınca bunu önlemek için kaldırımlar yükseltilebiliyor. Bu sefer de yayalar kaldırımları bu nedenle gerektiği gibi kullanamaz oldukları gibi başka tehlikeler gündeme gelebiliyor. Sağlıklı olmanın belirleyicisi olan durumlarda ki büyüklü küçüklü aksamalara biz hemşirelerin sesini kimse duymuyor. Ülkelerimizi gelir düzeylerini, ülkenin parasının büyük bölümünün kimlerin elinde ve nasıl toplandığını hiç sorgulamıyor. Oysa sağlıklı olmada ve kalmada önemli bir etken olduğunu biliyoruz ama sorgulamıyor. Ülkemizdeki gelir düzeylerini, ülkenin parasının büyük bölümünün kimlerin elinde ve nasıl toplandığını hiç sorgulamıyor. İşsizlik, göçler, savaş çığlıklarını sağlığın dışındaki konular olarak görüyor ve mesafeli duruyoruz.

Burada önemli bir tablo vardı. 1992 Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı'nın bir tablosu. Bir kademe eee şimdi gelir gruplarını eşitlik %5'lik dilimlere ayırmış. Diyor ki: "Dünyanın toplam gelirinin %4'ü dünyanın en zor yoksul kesimi pay alıyor." Yani dünyanın en yoksul kesiminin %5'lik dilimi dünyanın toplam gelirinin %4'ünü alıyor. Bakın bu şeye, olaya genel bakış. Dünyanın en zengin %5'i dünyanın toplam gelirinin %182,7'sini alıyor. 1992 Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı. 2016'da bu sefer merkezi İngiltere'de olan Oxford kurulumlu Oxfam şirketinin verilerinde de bu rakamlara benzer. Bakın kaç yıl sonra? 1992, 2016. Neredeyse yaklaşık dünya gelirinin açısından yaklaşık değerler olduğuna tanık oluyoruz. Buna bakın. Bir de şey, ben şimdi buradan ek yapıyorum bu konuşmaya. Bu burada yoktu çünkü bu 2023, 2022 raporunu şimdi size vereceğim. "Dünya Eşitsizlik Raporu 2022" yayınlanmış. 2021 verileri diyor ki bakın o raporda: "Covid-19 krizi çok zenginler ile nüfusun geri kalan arasındaki eş iği derinleştirdi. Ancak zengin ülkelerde hükümetlerin müdahalesiyle yoksulluktur." Hemen Türkiye'yi düşüneceğiz. Türkiye'de gelir eşitliğinin son 15 yılda artmaya devam ettiğini söylüyor. 2021 Dünya Eşitsizlik Raporu daha arttığını söylüyor. Ve diyor ki: "Artık burada bu raporlara baktığınız zaman bir bakmanız gerekir, bakmamız gerekir." Baktığımız zaman şunu görüyoruz: En yoksulu Türkiye'nin %5'i toplam servetin %4'ünü alıyor. En zengin %10'u %67'sini alıyor. Şimdi bunu göremediğimiz zaman, biz bunun farkına varamadığımız zaman bizim maaşımı yükselt filan mücadeleli çığlıklarda öteye geli gitmiyor ve bir şey elde edemiyoruz.

Şimdi dönelim yine rapora. Raporu okuyorum. Raporun Türkçesini okuyor. Bu İngilizce olarak orada sunuldu. Tekrar ediyorum. Şimdi "Kısacası ne büyük resim dünyada olup bitenler, ne de küçük resim dünya ile bağlantılı olarak kendi ülkemizde olup bitenler. Biliyorsunuz dünyada merkez kapital ülkeler var. Kapitalist ülkeler bunları biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İngiltere, Alman, Fransa, Çin, İtalya işte içerisine giriyor, çıkıyor filan bir şeyler. Ama çevre kapitalist ülkeler bizleriz. Yani ana kapitalist ülkelerin hele ki Türkiye'yi 1900 eee 50'ler sonrayı da iyi ele geçirdiğini, bizim de ele geçmek için eee elimizden geleni ardımıza koymadığımız 50 sonrası, yani 40'lar ortalarından başlayan bir hareket ve bugünlere geldiğimiz eee bir çevre ülkesi olarak değil mi? İlgi alanımıza bir türlü bu olaylar girmiyor. Biz bunları düşünmüyoruz. Benim işim politika değil diyoruz ama gidip oy kullanıyoruz. Alanımıza girmedi, giremedi bir türlü giremedi bunlara bir baksak sermayenin nerede, kimlerde toplandığına bir baksak, yetmez baktığımızı bir görsek eşitsizlikle karşı karşıya kalacağız. Gördüğümüz bu olacak. Bunun da kaynağında emeğin sömürüsünün olduğunu göreceğiz. Böylece biz hemşirelerin hem bu eşitsizliğin neden olduğu sağlık sorunlarının bakıcısı, bakın hem bu sağlık sorunlarının bakıcısı hem de öznesi olduğumuzu göreceğiz. Emeğin koruyucusu, savunucusu olması gereken sendikaların bu bağlamda genel olarak nerede durduklarını hiç sorgulamıyor. Sendikal haklarımızın, sendikal gücümüzün ne kadar farkındayız? Sağlık sistemi özelleştikçe, sağlık hizmeti alınır satılır bir hizmet haline düştükçe, kar kaygısı nedeniyle sömürünün arttığını ve tüm çalışanların bu sömürünün bir parçası haline geldiğini görüp anlamamız gerekiyor. Görmeye ve anlamaya direndiğimiz ölçüde şikayet ettiğimiz alanların hiçbirisinde olumluya doğru bir değişme olamayacağını anlamaktan başka çaremiz yok."

Şimdi burayı tamamladık. Devam ediyor metin. "Hemşirelik yemini bir diğer gücümüz. Bundan yola çıkarak hareket edebiliriz. Toplum sağlığı adına, dünyanın bu toplumun sağlığı adına, dünyanın sağlığı adına 1893'te Hipokrat yemininden ilhamla kaleme alındığı haliyle, daha sonra metinde yapılan bir iki önemli dışında zamanımızda geniş çaplı bir vizyon içermeyen bu metnin, yani hemşirelik andının yeni bir anlayış doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir." Öyle okunuyor, geçiliyor şeylerde, törenlerde. "Bu da yetmez. Yemin her ülkeye göre değil, tek bir metin halinde olmalı ve her ülke bu yemini mezuniyet törenlerinde kullanmalıdır. Ancak değerler ve vaatler manzumesi olan yeminin gerçekten anlaşılmış, içselleştirilmiş bir yemin olabilmesi için mesleğin temel eğitiminin çok güçlü olması gerek. Örneğin yeni mezun, sağlığın tanımının kendisine yüklediği misyonun farkında olarak mezun olmalıdır." Ne gezer böyle bir şey yok.

"Uluslararası Hemşirelik Örgütü bir diğer gücümüz olabilir ama bana göre henüz değil. Ama şimdi metni okuyorum tabii. Hiç hoşlarına gitmiyor bunları dinledikleri zaman. "Uluslararası bağlamda sağlık alanının bu en eski örgütünün varlığı kuşkusuz dünya hemşireliği için bir güçtür. Dayanakta kendisine bağlı olan hemşirelik örgütlerinin dünyadaki ve ülkelerindeki resmi görmelerine destek olması ölçüsünde bir anlam ifade edecektir." Şimdi burada sorgulayacak. Metin ayrı olarak söylüyorum. ICN, Uluslararası Hemşirelik Örgütü. Bu resmin gerçekten bu verdiğim sermaye bölüşüm açısından ve onun sağlığa yansıması, başka her şeye yansıması açısından değerlendirmesini yapmaya davet ediyor mu? Katılıyor mu bu mücadelelere? Hayır. Örneğin ekonomik ve siyasi darboğazlar ya da savaşlar nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan hemşireler konusu bir sorun olarak ifade edilirken, bu soruna yol açan temel ideoloji ve onun amacının ne olduğu ifade edilmeden, asıl sorun anlaşılmadan yaşanan sorunlara çözümler getirilemeyeceği anlaşılması gerek."

Şimdi metin dışı söylüyorum. ICN hemşirelik göçüne vurgu yapıyor ama göçün nedenleri üzerinde istediğimiz anladığımız anlamda tartışma platformu açıyor mu? Savaşların, ekonomik darboğazlar nedenlerinin iyi bilinmesi ve anlatılması. Bu değerli örgütümüzün bu sorunların nedenlerine inmek ve çözümleri oradan üretmek yerine genellikle çıkan sorunları hafifletme yönünde bir yaklaşımda bulunduğuna tanık oluyoruz. Bu durumda uluslararası hemşirelik konseyinin dünyada hemşirelikle ilgili olarak yaşanan sorunlara çözüm üretmede öncü olması neden mümkün olabilir? Bu çok önemli olan çatı örgütümüzü eleştirmemle, eleştirilerimizi katkılarımızla destekleyerek güçlendirmemiz gerekir. Ama unutmayalım ki sonuçta onun da gücü bizim gücümüz kadardı. ICN bu güçlerin toplamıdır. Bu güçler ne kadar güçlü olursa ICN güçlü olabilir. Ama yine unutmayalım, ICN'in çok önemli güçleri var. Onlara da metin bitti. Çok az kaldı. Ondan sonra vurgulayacak.

Şimdi diğer bir gücümüz. Son olarak bu çok kısa. Bizim hemşireler olarak dünyada ulusal örgütlerimiz var. Bunlar bizim gücümüz. Nasıl anlıyor ve nasıl kullanabiliyorsunuz? Çok önemli bir fırsattır hemşirelik için, hemşireliğin toplumda görülmesi ve duyulması için. Bu örgütler genel olarak görüldüğü üzere sisteme bütünleşmiş, sistemin var haliyle sürmesine destek olan örgüt niteliğinden çıkıp, sistemin anlaşılmasına ve aşılmasına yol açacak örgütler olmalıdır. Hemşireler olarak sağlık sistemi içerisinde sayımızın en fazla olmasının bize verdiği güçten sık sık söz ediyor. Ancak bu sayıların taşıması gereken niteliği bütünüyle göz ardı ediyoruz. Bu durum güçsüzlüğümüzü daha da dramatik hale getiriyor.

Bereketli Anadolu topraklarından çok sayıda değerli düşünce ve mücadele insanı yetişmiştir. Bunlar arasında yer alan ve aynı zamanda halk ozanı olan Pir Sultan Abdal'ın bir deyişiyle bitsin bu sesleniş: "Bozuk düzende sağlam çark olmaz." Teşekkürler. Dedik ve bitirdik.

Şimdi bu muhtelif konuşmalar yapılan yerler var. Keye olarak temel konuşma olarak her yere do. Yar çok kalabalık Keler kongrelere çok insan. Çinliler çok katılmıştı. Bu konuşmayı, konuşma öbürleri neree kadar ne ilgi çekti onları bilemiyorum ama bizim bildiğimiz Gülten Işık'la beraberdik. Portekizli bir delege bizim salondayım ya da başlığı dikkatini çekmiş. Artık orasını tam o sırada anlayamadım. Çok ilgisini çekmiş bu konuşma. Teşekkür etti ve ayrıldı. Onun dışında herhangi bir kimseden bir yansıma almadık. Herhangi bir kimsenin konuşmasına da bir şey olmadı. Dinlediğim kadarıyla ama bu metin bastığı dallar dediğiniz işte Dünya Sağlık Örgütü'ne de, onun bağlı olduğu Aman Uluslararası Hemşirelik Konseyi'ne de, onun üstünde yalan kuruluş var. Dünya Sağlık Örgütü. Dünya Sağlık Örgütü'nün üstünde olan en büyük kuruluş Birleşmiş Milletler. Birleşmiş Milletler'dir. Bütün bunlara sataşan, bütün bunları sorgulayan bir konuşma ve başlangıçta mesafeli de olsa selam veren bir zamanların ICN başkanı ki Türkiye'de onunla iki defa görüştüm ve onun yanındakiler ve İngiltere. Bu konuşmanın onlar dinlemediler ama biliyorlar. Metin gitti. Çünkü artık tamamen görünmez oldu. Şimdi uluslararası düzlemde öyle zannediyorum ki, eğer varsa bulanda çıkarsa çok mutlu olurum. Bu ölçekte dünyanın, dünyayı sorgulamaya davet eden, kendi kitlesini davet eden sağlık alanından başka bir örgüt olmuş mudur? Şik alanında soruyorum tabii. Tabipler Birliği ayrı türlü mücadele veriyor. Onlar olmuş mudur bilemiyorum.

Şimdi bunu bu konuşmayı yaptık. Bu iş bitti. Şimdi ben size ek olarak şunu şunları söylemek istiyorum. Gittik, okuduk, paylaştık. Efendim işte alkışlandı. O hiçbir şey ifade etmiyor zaten. Bakınız size en başta Aziz Nesin'in çok önemli bir saptamasını sizinle paylaştım. Ezber. Eğitim sistemimizi tümden ezbere dayalı. Hemşirelik bunu en sıkı bir şekilde, en sadık bir biçimde götürüyor. Üniversite düzeyinde en sadık bir biçimde. Hiçbir şeyi içselleştirmiş, sorgulatır mıyor. Ezberletiyor. Ezberleyenler de sonu Aziz Nesin'in söylediği gibi oluyor. Köle oluyor, korkuyor, ses çıkartamıyor, siniyor, mutsuz oluyor ve başka ülkede mutluluk aratıyor. Parayı bulabilir. Para olabilir. Bir süre, bir süre olabilir. Nereye kadar olur onu bilemeyiz. Çünkü kapitalizm, uluslararası kapitalizm müthiş bir şekilde daralmış durumda. O da kapılarını kapatacak. Türkiye'den işçiler 1960'lı yıllarda Almanya kapılarını açtığında her gelenine motosiklet, şube hediye ediyor, baş tacı ediyor, törenlerle alkışlarla karşılıyor. Ondan sonra sanayisini kurup her şeyi yerleştirdikten sonra bir denge. Ondan sonra artık gitseler diye bakmaya başlıyor. Şimdi yaşlandığı için yeni bir şey, çalışma gücü ülkesine istiyor. Farklı farklı alanlardan insanlar istiyorlar. Yani kapitalizmin işleyiş mekanizmasını, sermayenin işleyiş mekanizmasını biz hemşireler anlamadığımız sürece özel hastanelerin, devlet hastanesi olarak söylenen yarı özel, yarı devlet ama kamusal olmaktan neredeyse çıkmış ciddi Cumhuriyet aynı zamanda halkın kendi istediği biçimde yönetilmesini ne yol açan bir sistem. Bunun içerisinde kamuculuk çok esaslı olarak ağırlıklı olarak yer almalıdır. Var mı? Yap-işlet-devlet modelinde şehir hastanelerinde hemşirelerin bunlara bakmaları gerekir. Bunları değerlendirmeleri, örgütlerini bunları değerlendirmeye çağırmaları ve zorlamaları gerekir. Tek örgüt şimdilik Türk Hemşireler Derneği'dir. Türk Hemşireler Derneği'nin yapmaya çalışıyor bütün bunları bu kıskanç altında ama kitlesinin de örgütüne destek ve baskı unsuru olması gerek.

Evet, şimdi bir de bu sürdürülebilirlik meselesine şey yapmak istiyorum. İşte Türkiye'de, dünya biliyorsunuz 2000, 1978'de bir 38 hedef belirledi. Sonra 2000'de bir baktı ki bu çok fazla birbirini tekrar eden hedefler. Bunu 21 hedefe düşürdü. Bir de bütün üye ülkeler bu hedefler doğrultusunda işte her ne problemleri varsa sağlıkta onları şu kadar yıl, şu kadar yıl, şu kadar yıl sonra yapacaklardı. Sonra bu 21 hedef işte artık işliyor, işlemiyor bilmiyoruz ne durumda. Ondan sonra 2015'te Birleşmiş Milletler Kalkınma Teşkilatı bu sefer 8 küresel hedef belirledi. Yetmedi. 201, 2016'da da bu sefer 17 tane küresel sürdürülebilir hedef. 2016 sene, 2023 kaç sene geçti aradan? 2016, 4, 3 daha 7. Bu hedef 2030'a kadar kaç senemiz var? 7 senemiz. Yarısı gitmiş, yarısı kalmış. Bu 17 hedefin gerçekleşmesi için sağlam bir biçimde gerçekleşme yoluna girmesi için. Peki ve sürdürülebilir olacak. Üstelik yapacağız. Her müdahale ne demektir? Sürdürülebilir yi sustainable. Herkes böyle çok güzel şey sustainable, sustainable. Sürdürülebilir, sürdürülebilir. Yani kaynaklarınızı, yeraltı, yerüstü her ne varsa, kaynak, insanla birlikte bu kaynakları o kadar dikkatli ve özenle kullanacaksınız ki gelecek nesillere de kalsın bunlar. O güzel. Bravo. Bu savaş nedir? Ortadoğu'da çocuklar ölüyor, hastaneler bombalanıyor, silahlar, cephanelikler tüketiliyor, bombalar atılıyor. Bunlar üretiliyor, oralarda tüketiliyor. Bu nedir? Nasıl sürdürülebilir olacak? Böyle o bölgede bombalanan bölgede ve çevresindeki bölgede biz de dahil olmak üzere toprak, atmosfer, su ne oldu? Ne oluyor? Benim ülkemde, yani bizim ülkemizde Milas'ta biliyorsunuz Milas'ta Akbelen zannedersem. Hani ormanları 450 ya da 70 hektar araziyi ağaçlarını kestiler. Niçin kestiler? Orada eee bir termik santral var. O Limak'ın sahibi olduğu. Eee kesildi ki santrala enerji kömür elde. Peki bu santraller çok yakın geçişlerde bacalarını değiştirmedikleri için o bölgedeki insanların sağlığını, kronik akciğer hastalıklar açmıyor muydu? İnsanlar bu yüzden ölmüyor muydu? Ağaçlar bu yüzden püy kuruyorlar mıydı? Verimlerini yitirmektir bu. Peki yaşlı insanlar, benim kadar benden yaşlılar direndiler, mahkemeye verdiler, kaybettiler. Türkiye Birleşmiş Milletler Kalkınma, Birleşmiş Milletler'in bir üyesi olarak bu 16 hedefi bu yaklaşımla Türkiye'nin her tarafını oydu geçti, oyuluyor. Altın madenleri aranıyor, her tarafı kazıyor. Sürdürülebilir mi? Bu soruyu sormak gerekir. Sürdürülebilir sözcüğü fevkalade şık ama baktığınız zaman ne olup bittiğini gördüğünüz zaman ne oluyoruz diye sormak gerekiyor. Bu böyle mi olur diye de sorgulamak ve hatta yargılama yoluna girmek gerekiyor. Bunun için de hakikaten bireyselden başlayarak, kendimizden, çoluğumuz, çocuğumuzdan, yakın çevremizden, öğrencilerimizden, iş arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan görüş birliği içerisinde olduğumuz topluluklarla bir arada yol almamız gerekiyor. 200. yüzyıla Cumhuriyet yaralarla girdi. Çok büyük yaralarla girdi. Hem bu yaraları onarması hem de o insana yakışır değerleri, insana ve canlıya ve doğaya yakışır değerleri koruyarak yaşatabilir hale getirmek gerekiyor. Yoksa şarkılar, türküler, marşlar, bayraklar güzel. Dündü. Bugün 1 Ocak. Teşekkür ederim. Benim söyleyeceklerim bitti.

Hocam çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten çok eee dinlemekten yine zevk aldık. Ben açıkçası kendimi şanslı hissediyorum. Bu konuşmayı ben Çin'de sizinle, sizin de bahsettiğiniz gibi canlı canlı bir ilk dinleyiş yapmıştım. O zaman da çok heyecanlanmıştım. Gerçekten bugün de ilk kez dinliyor gibi ve o heyecanı yine hissederek bu konuşmayı dinledim. Çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girdiğimiz bu ilk günde çok anlamlı oldu. Çok değerli bir eee konuşma oldu. Çok teşekkür ediyoruz. Ben size şimdi eee biraz tabii siz dediniz ya başta ne olduğunu bilmiyorum kaç kişi var kim var çok yemediğim için kendi kendime konuşuyorum gibi oldu diye düşündünüz ama ben bir taraftan da YouTube canlı kanalındaki canlı dinleyenleri izliyorum. Yaklaşık 60 kişilik bir katılımcı şu anda bizi dinliyor hocam. Aktif olarak bizi dinliyorlar. Bu arada da pek çoğu mesaj da göndermişler kısa kısa. Bu mesajlardan da bahsetmek istiyorum. Özellikle tabii bu güzel eee ilk günümüz Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılın başlangıcı ilk gününde herkes yine tüm katılımcılarımız Cumhuriyetimizi kutluyorlar. Bu heyecanı coşkuyu yine paylaşıyorlar. Bunun dışında hocam şunu görüyorum dinleyiciler Türkiye'nin her bir yönünden yerinden. Yani şöyle tanıdığım kadarıyla bakıyorum Konya'dan Isparta'ya, Mersin'den Manisa'ya, onun dışında Kırşehir, çok farklı illerden katılımcılarımız var hocam. Herkes size öncelikle saygı ve sevgilerini iletiyorlar. Onunla birlikte sizi görmekten çok memnuniyet duyduklarını iletmiş, sizi dinlemekten çok büyük zevk aldıklarını iletmiş. Özellikle Fatma hocamız, Fatma Cebeci hocamız Antalya'dan, "Bireysellikten evrenselliğe uzanan geniş verilere dayalı bu ufuk açıcı konuşmanız için çok teşekkür ediyorum" demiş mesela hocam. Dinleyicilerimizden yine "100 yılda Cumhuriyet'ten aldığımız gücü mesleğimize de kullanabilmek yolunda bir çoğumuza ışık olan Saadet hocama sonsuz sevgi ve saygılarımı iletiyorum" demiş Havva hocamız. Böyle güzel dilekler pek çok hocamız, pek çok katılımcımız bu güzel dilekleri ifade etmişler. Sizlere saygı ve sevgilerini sunuyorlar hocam. Bursa'dan da Bursa şube, Bursa'dan da sevgilerini iletiyorlar hocam. Özellikle ben tabii sayamadım bazı katılımcıların hangi illerden olduğunu bilmediğim için ama dediğim gibi 60'a yakın, 60 civarında dönem dönem 58, dönem dönem 55 gibi katılımcı izledi. Gördüğüm kadarıyla soru yok. Herkes teşekkür ediyor hocam. Sizin eğer söylemek istediğiniz son sözleriniz varsa alalım. Sizi daha fazla yormayalım isterseniz. Dilerim bundan sonrasında da sık sık beraber olur ve sizden yine güzel, ufuk açıcı eee konuşmalar dinleriz hocam. Buyurun.

Çok teşekkür ediyorum sevgili Gülten. Konuşmacılara da dinleyicilere de çok teşekkür ederim. Tabii ki çok memnun oldum. Burada anlaşılabilir olmayı çok arzu ediyorum ve en büyük arzum insanların soru sorgulamakla bir şeylere bir şeylere dokunmakla oluyor. Onsuz olmuyor. Benim bütün dileğim bu. Bütün dileğim, bütün heyecanım eee yani son gücüme kadar paylaşmaya hazırım. Bildiklerimi öğrenmeye devam ediyorum. Asla bu bitmez. Öğrendikçe de çok büyük boşluklar olduğu anlaşılıyor, görülüyor. Eee ve bütün meslektaşlarımın da kendilerinden, ülkelerine bu anlayışla, bu geniş perspektiften kavrayışla bakmalarını, kendilerini inşa etmelerini, çocuklarını, yakınlarını bu şekilde desteklemelerini gönülden rica ediyorum. Gerçekten buna çok ihtiyacımız var. Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

Hocam yine gerçekten çok net, çok açık ve yol gösterici bir mesajla bitiriyoruz. Tekrar biz çok teşekkür ediyoruz. Tüm katılımcılarımıza da çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten eee bu eee ilk bu toplantımızda bizi yalnız bırakmadılar. Hep birlikte güzel bir akşam geçirdik. Hepinize iyi akşamlar diliyorum. Hoşça kalın.