Transcription
O o [Müzik] bu sevgili Rüzgar adam izleyicileri. Bu günkü dersimizde sizlere atmosferle tanıştıracağız. İsmim Levent Yalçın. Karşınızda bir meteoroloji, size bir yenilenebilir enerji uzmanı olarak buluyorum. Meteorolojisi 30 yıllık profesyonel geçmişe dayanıyor. Yenilenebilir enerji ehliyetini ise doktora çalışmaları itibaren yaptım. Bakalım akademik çalışmaları ve sektörel hizmetleri dayandırmak mümkün.
Atmosferden bahsederken öncelikle aynı bir okyanus gibi bir akışkanın içerisinde, yani bir gaz tabakasının, yani havanın içerisinde yaşayan canlılar olduğumuzu insan türü olarak fark etmemiz çok önemli. Bunun önümüzdeki dakikalarda da sık sık vurgulamaya çalışacağım. Çünkü ben de mesleğe başladığım yılların ortalarına kadar bunu işte böyle düşünmemiştim. Yanılmıyorsam Galileo'nun tarifleri bu. Bir gaz okyanusun içerisinde yaşıyoruz. Ama nasıl bir ilişki var şimdi ona bakalım.
Dünyamızı bir yer küre olarak tarif ettiğimizde ve ölçeklendirdiğimizde bu büyüklükteki bir yer kürede gaz tabakasını göstermemiz imkansız olurdu. Oysa atmosferimizin tam sınırı belli olmamakla birlikte 600 kilometreye kadar kalınlığı olduğu biliniyor ve üzerinde olması muhtemeldir. Henüz ispatlanabilir bir durum değil. Ancak bizi ilgilendiren kısmı, yani meteorolojik ve iklimsel kısmı, bir 20 kilometrelik tabakada daha çok gerçekleşiyor. Bunu yıldızları da katarsak diğer 30 kilometre kadar çıkarabiliriz. Ama bütün meteorolojik hadiselerin ilk 20 kilometrelik tabaka olduğunu hatırlattı. Tamam, yine çizimde belli olsun diye artık bu ölçekten uzaklaşmak durumunda ise atmosfere yer küreyi saran bir gaz tabakası olarak şu şekilde ölçeği bozarak göstermenizi rica ediyor.
Şimdi bu gaz tabakası yüzde yetmiş sekiz azot, yüzde yirmi bir oksijen, yüzde 0.4 ya 1/4 oranında su buharından ibaret ve diğer Argon ve benzeri gazlarda atmosferde bulunuyor. Bizim bizden kasıt, insanları ilgilendiren meteorolojik hadiseler ise su buharının bulunduğu kısımda cereyan ediyor. Su buharı atmosfer içerisindeki gazların en ağrıları. Ağırlıktan kastımız birim alandaki, yani birim kütlesinin ağırlığını, birim hacminin ağırlığının en fazla olduğu gaz. Dolayısıyla bu gaz tabakası yer küreyi çekim kuvveti üzülerek atmosfer yerküreyi sarıyor. Bunu şöyle canlandıralım biraz daha ilerlemeden önce. Elmayı yer küre olarak düşündüğümüzde kabuğunu atmosfer olarak değerlendirebiliriz ve bu zaten uydu fotoğraflarında da artık çok açık belli olmaya başladı. Çok ince. Yer küreye göre çok kalın, insana göre çok kalın, yerküreye göre çok ince bir gaz tabakasından bahsediyoruz. Demin de bahsettiğim üzere bu moleküllere sahip ve gazlarda yerküreye en yakın seviyede bulunuyor.
Şimdi bu şu seviyesinden su buharı içeren katman olduğunu, dolayısıyla bunu da şuraya artık atmosfer olarak adlandırırsak, burayı da troposfer olarak söylemek mümkün. Yani su buharının bulunduğu katmana troposfer diyoruz. Yerkürenin hemen üzerinde yer küre bu kadar iri ve azmi fazlayken gaz tabakasının hem yoğunluğunu, bazen de bu kadar ince olması yerkürenin tüm hareketlerinde doğrudan atmosferin gönderilişi söz konusu. Yine bir analoji yapalım. Bir kadını düşünelim ve bolca bir etek giydiğini. Kadına kütlesinin, yani bedeninin yer küre olduğunu, efendim atmosfer olduğunu düşünelim. Hızla dans eder gibi etrafında döndüğünde gaz tabakası, yani eteği ve bir şey ancak arkadan gelerek takip edebilecektir. Bu aynı atmosferin içerisindeki meteorolojik hadiselerin, ki biz bunları meteor diyoruz. Meteorlar atmosfer içerisindeki hadiselerin genel anı. Meteoroloji birinin adı da meteordan video. Meteorları inceleyen bilim anlamında meteoroloji. Aynı bu şekilde atmosfer yerküreyi arkadan takip ediyor. Ancak ve kadının bedeni gibi ince uzun olmayan yerküre miyiz? Yani bir top şeklinde olan yerküre miyiz ve kendi ekranında eğer ne kadar girmiş derece yaptık olsa da kendi eksenindeki dönüşümde hız farklı söz konusu. Tahmin ettiğiniz üzere daha fazla yol kat ettiği Ekvator ile daha az yol katettiği kutuplar arasında bir hız var olacaktır. Bu hızla arkada atmosferin, yani kadının eteğini sağlayan kuşlarının ters istikamette olmasına sebebiyet veriyor.
Şimdi çok uzun yıllar yenilenebilir enerjiden bahsedilirken alternatif enerji kaynağı diye bahsedildi. Güneş ve rüzgar gibi kaynaklardan. Oysa en kadim enerji kaynağımız bizim güneş. Dünyanın ve evrendeki bize göre artık güneş sistemindeki tamamen enerji kaynağının güneş olduğunu asla unutmayalım. Ve yer küreye de gelen güneşten enerji kaynağında iki türlü ayırıyoruz. Birincisi Güneş'ten gelen elektromanyetik dalgalarla gelen ısı enerjisi. İkincisi de Güneş'in çekiminden kaynaklı olarak ve dünyada kendi etrafında döndürülmek ve Güneş etrafında döndürmek durumunda. Bunun bırakan kütle çekimi. Dolayısıyla iki tane güzel bir maruz kalıyoruz dünyada yaşarken ve bu da atmosferi bizde bir ısı ve acısının birikimiyle, ikincisi bu mekanik enerji sinerjisi yansımasıyla kendini gösteriyor. Atmosferdeki tüm olayların cereyan etme kaynağı işte şu karşı kalmadı. Daha doğrusu bire verdik. Güneş bu artık alternatif enerji kaynağı değil, kadim enerji kaynağı. Fayda var. Rüzgar da bunun en güzel ve ikinci çıktısı olarak karşımızda bulunuyor. Dolayısıyla rüzgar enerjisi de bizim için bir alternatif enerji kaynakları.
Yerküre denizlerden da karalardan oluşur biliyorsunuz. Denizlerin ve karaların bu ısı enerjisine emme o potansiyelleri, onu kaydetme ve yansıtma kapasiteleri farklılık gösteriyor. Yerin yüzeyine göre, yüzeyinin rengine göre, üzerindeki yapıya göre ve ormanlık olmasına göre, bitki örtüsüne göre veya karlı gibi farklı katmanlarla kapanışına göre bu radyasyonu, yani elektromanyetik gelen ısı enerjisine emiyor ve yayıyor. Evrende her şey ısı enerji o radyasyon bünyesine alır, geri geldiğinde koşullar uygun olduğunda yansıtır. Yer küre de bizim çalışma mekanizması aynen bu şekilde. Karalar moleküllerinin sırtından kaynaklı olarak gelen ısı enerjisine yoğun bir şekilde tutmak, hızlı bir şekilde tutma eğilimindedir. Ancak verici de aynı, aynı bu şekilde hızlıdır. Tenis topunu geliyor analoji yapalım. Tenis topunu sert bir duvara vurunca karşılığını bize yansıması gibi. Eğer biz bunu bir yorgan kütlesine vursaydı tenis topunu, onu bakımlar gibi içine alacaktı ama bize yansıtmayacaktı. Karalar hızlıca alıyorlar ve hızlıca veriyorlar. Genişler ise bu ısı enerjisine yavaş yavaş alıyorlar, kaydediyorlar, ağır ağır da veriyorlar. Dolayısıyla karara bağladı, özellikle karalarla denizler arasında böyle bir kapasite farkı da söz konusu.
Yine güneş ışınlarını yerküreye ulaşmasında Ekvator ve kutuplara, dolayısıyla aradaki bu çünkü Ekvatordan kutuplara gidene kadar kötü önlemler için elinden değiştikçe güneşin ışığını dik gelmesi ve atmosfer içerisinde kat ettiği yolu kısaltması veya uzatması gibi iki ayrı durum söz konusu. Kısa olan yerlerde tahmin edeceğiniz üzere ve dik gelen açıyla gelen yerlerde ısı enerjisi daha fazla biliniyor. Oyüzden kutuplara doğru gittiğimizde atmosfer daha çok katediyor. Katı derken içindeki derin saydığımız oksijen, azot, argon, su buharı gibi gazların tamamı bu radyasyonu seviyor, yansıtıyor veya sıçratıyor. Bunların tamamı bu radyasyonda bir kayba sebebiyet veriyor. Kutuplardaki bu kaybın fazla olması, Ekvatorda az olması anlamına geliyor. Ekvatordaki bu radyasyonun daha fazla birikmiş olması, oradaki enerji birikiminin artmasına sebebiyet oluyor. Enerji birikiminin Ekvatorda atması demek, yok artık lise bilgisiyle de öğrendiğimiz üzerine ısınan her şeyi genişlemesi, yani modelleri moleküllerin genişlemesi anlamına geliyor. Dolayısıyla Ekvatorda sürekli bakalım ve çevresinde sürekli bir enerji depolaması ve bu enerjiden kaynaklı olarak gazların sürekli genişleyerek ve yukarı sağa sola doğru artık gelecek alan kısıtlı olduğu için geriye yukarıya doğru yükselmeye kalıyor ve birim hacim yoğunluklarda azaldığı için sürekli yukarı doğru bir hareket oluyor ve Ekvatordaki bu sürekli hareket özellikle seviyesini kilometre, kilometre sınırı 20 kilometre ya ben de geçtikten sonra bu yanlara doğru açılmak durumunda kalacaktır. Yanlara doğru açılınca da kutuplara doğru kuzeye veya güneye doğru açılacak. Güneye doğru geldiğinde kuzeye doğru geldiğinde de enerji kaybına maruz kalacağından dolayı bir çökmeye oluşturacağız. Dolayısıyla biz Ekvatorda bir yükselir, kutuplara gelmeden orta enlemlerde bir düşüş görüyor. Biz buna termodinamik alçak basınç merkezleri ve dinlenmek artık termal önemli değil, dinamik olarak da yüksek basınç merkezleri oluşu orta enlemlere, orta enlemler Türkiye'nin de bulunduğu önlemlere tekabül ediyor. Bu sürekli hareket kutuplarda sürekli bir soğumadan kaynaklı ısı versin az olmasından kaynaklı bir çökmeye, dolayısıyla bir yüksek basınca, çöken havanın da gideceği yere kalmadığı için yer seviyesinde tekrar genişleyerek orta enlemlerde tekrar yükselmeye oluşmasına sebebiyet veriyor. Buna biz sürekli bu hareket ediyoruz. Dolayısıyla birazdan da bahsedeceğimiz üzere sürekli rüzgarları anlatırken en anlamlı tarifi bu oluşturacaktır.
Yine bu yerkürenin sadık olduğu dönmediği bir teorik durumda, topik bir durumda olan pozisyon. Buna bir de yer kürenin kendi etrafındaki dönüşünü eklediğimiz zaman buradaki hava hareketleri, yatay hareketlerin üst seviyede bir haftayı, yersel seviyesindeki onların doğuya ve batıya doğru kaymalar söz konusu. Biz doğuya ve batıya doğru kayan bu sürekli hareketlerini sürekli rüzgarlar diyoruz veya ticaret rüzgarları veya batı rüzgarları diye tarif ediyor ve ticaret rüzgarları denmesinin sebebi orta aşağıdaki coğrafi keşiflere kadar dayandırılabilir.
Şimdi atmosferi bu genel hareketini anladıktan sonra bir tespiti mi veya öğrenmiş mi daha sizlerle paylaşmak istedim. Evrenin işleyişi bir bütündür. 1700'lü yıllara kadar da artık aydınlanma çağı ve bu böyle alıp algılanmıştır. Geçmişteki 1700'lü yılların öncesindeki bilim adamlarına zamanı değerli kişilerin rahatlarına baktığımızda hukuku tıkla astronomi ve yerbilimlerine bir arada inceleyen kişiler olduğunu görür. Çünkü evleri bir bütün olarak ince ediyorlardı. Ancak 1700'lerden itibaren galerilerden Galileo onlardan daha öncelerden itibaren ki insanlığın bilgi birikiminin artması artık bunu parçalayarak alt dallara bölmesini gerektiriyor. Dolayısıyla biz artık evrenin, yerküre misin söyleyelim, yerküreimize yerbilimleri, gök bilimleri, tıp, canlılar, cansızlar gibi ve benzeri alt başlıklara ayırmak zorunda kalıyoruz. Daha iyi anlayabilirim de odaklanalım diye. Atmosfer tarafına geldiğimizde de meteorolojinin doğuşunda bunları endekslemek mümkün.
Şimdi atmosferin işleyişindeki artık meteorolojik hadiselerin bu noktalarda, yani profesörden bahsederken de bunu öncelikle meteoroloji kahvesi olarak hava olayı olarak alıyoruz. Daha sonra bunu alt başlıklarını ayırmak zorunda kalıyoruz. Alt başlıklarına ayırırken de en önemli şey hisse dişleriniz. Bizim mesela yağış, yağışı bir görmemiz, bir hissetmemiz, bulutların oluşumunu izlememiz bir hissetmemiz, rüzgarı temiz dokunuşu bir hissetmemiz. Nitekim günümüzdeki ölçerler e sen sor diye söylüyoruz. İngilizcesi hissetmekten kaynaklanarak. Dolayısıyla bu hisset işleri de biz olabildiğince gözle kaydederek veya cihazlarla ölçerek sayısal değerlere dönüştürerek bildiğimizde onu anlamlandırma mı ve analiz etmemiz kolaylaşıyor. Atmosferin bu işleyişine meteorolojik anlamda biz umutların oluşumu, basıncın tespiti, birazdan anlatacağım hızlıca bunu da yağışın oluşumunu, sıcaklık birikimi, dolayısıyla enerji birikimi ısıyla bu farkında hemen değilim. Bu arada şimdi enerji kaynağından güneşten bize gelen ısı enerjisine hisset işimize biz sıcaklık diye tarif ediyoruz. Dolayısıyla enerji ve sıcaklık kavramında bu dersi dinlenmiş olan arkadaşlarınızı olarak bir daha karıştırmamız bekliyor. Çok karışıklığa sebebiyet verdiği için ısıyı biz ısı enerjisine kalori cinsinden veya bahçesinden güç olarak tarif ederken sıcaklığı hissediş olarak ve birden fazla sık alayla bu sen sus olabilir, para olabilir, akademik çalışmalarda Kelvin olabilir. Farklı derecelendirme usulüyle hissediş olarak alıyoruz. Oysa şu an havanın sıcaklığı dediğimizde ısı enerjisinin bize yansıması olarak değerlendirmemiz de faydalar. Bir yerin sıcaklığı yükseliyorsa ısı enerjisi birikimi artıyor anlamda değerlendirilmelidir. Tekim Demin de anlattığım gibi hep atmosferin içerisindeki partiküllerin hem karaların hem de ısı enerjisine farklı tuşlarından kaynaklı olarak ve yerkürenin görüşünden ve açısındaki yapmadan kaynaklı olarak hem mevsimlerin değiştirebiliyoruz hem de bu farklı enerji kahve birleşiminden birikiminden kaynaklı olarak da atmosfer içerisinde bir hareketlilik söz konusu.
Bunu anlayabilmek adına yapılan ölçümlerin birincisi sıcaklık ölçme. Sıcaklık ölçümü biz çok uzun yıllar termometre, yani sıcaklık olacak metre yolcu olarak değerlendirip termo zaten sıcaklığı bir simgesi Latinceden. Termometrede termograf, termometrede anlık çok uzun yıllarca ve alkolle yapılan cihazların kullanıldığı termograflarda grafik üzerine yazan da kolaysa kaydediciler de termograf diye kullanıldı. Ancak 1990'lardan itibaren de bir eşit koyalım 2000'lerde bu sürecin tamamlandığını vuruyor. Vurgun ve elektronik olduğuna geçirdi. Dolayısıyla anlık ve kaydedici cihazlar bir arada kullanılmaya başlandı ve biz bunları artık Türkçe sıcaklık olacak diye onunla elektronik devreleri var. Engelli pt100, pt100 sensörlü sizin cevabınızı çok yüksek doğrulukta olacak. Tabii işin kalibrasyon tarafı da var. Önümüzdeki derslerde anlatıldığı bir incir oksijenize meteorolojik değişken sıcaklık.
İkincisi basınç. Basıncı da kısaca şöyle anlatalım hemen tahtaya dönerek. Üzerinizde bulunan atmosferin bir gaz hava vakası olduğunu, gazlardan ibaret olduğunu ne değinmiştik. Şimdi şöyle bir yer seviyesindeki şu şekilde bir hava sütünü ele aldığımızda hava sütün içerisindeki birden fazla gaz türü var. Bas türünün en yoğun olanlarını yere en yakın seviyede olduğunu söylemiştik. Üst seviyelere doğru çıktıkça daha hafif, bas çok seyrek moleküllü gazların olduğunu söyleyebiliriz. Ve demek ki ilkelerden bir tanesi de hatırlayalım. Bütün maddeler ve partiküller ve moleküller enerji emeller diye sordum değil mi? Yer seviyesindeki partiküllerin çok olması enerjinin daha fazlasının kaydedilmesini tutulmasına sebebiyet veriyor. Dolayısıyla yer seviyesindeki sıcaklık normal koşullarda her zaman hep seviyelerden daha yüksek oluyor. O yüzden bir daha seveyim. Dağlara doğru çıktığımızda rakım yüksek yerlere gittiğimizde güneşe daha yakın olmasına rağmen meteoroloji bu artık kadın bir soru olmuştur. Niye güneşe daha yakınken dağda üşüyoruz, dayı deniz seviyesi düşünüyoruz? Sorunun cevabı budur. Alt taraftaki moleküllerin gazı daha fazla enerji tutuşur. Dolayısıyla yukarı doğru çıktığımızda ki seyredince daha az enerji kaydedici olduğundan dolayı da bu sıcaklıkta bu şekilde bir değişim, düzenli bir değişim söz konusu. Hatta her normal koşullarda herkes metre çıkıldığında bir santigrat derece diye ortalama bir hesap yapabilirsiniz. Sıcaklık kaybedişi vardır. Bunu birazdan belki de bir sonraki dersimizde for rüzgar anlatırken tekrar buraya değiştirmek zorunda kalacağız.
Şimdi basıncı anlatıyorum. Şuradaki hava sütün üzerinde diyelim bir metre geniş, bir metreküplük bir hava sütunu içerisinde olduğunu düşünelim. Bu moleküllerin her birinin bir ağırlığı söz konusu. Bunun 600 kilometreye kadar çıktığını gözümüzde canlandıralım. 600 kilometrelik bir hava şu an bana basınç uyguluyor. Biz buna bir atmosfer hava basıncını yazıyoruz genel iyiydi. Ama detaylara geldiğimizde bunu biz nasıl ölçeriz diye düşündüğümüzde Android dediğimiz çok yaygın olarak önce tabii Torricelli'nin civalı barometresi, Steve Arvas tonlu baz alarak da deniz seviyesinde 760 milimetrelik bir, yani 76 santimetre bir vasıta olarak yaptığı çalışma söz konusu. Çok uzun yılların yıllarda atar 1990'lara kadar bu elektronik geçene kadar tüm bilim meteoroloji teşkilatları civalı barometre kullanmışlardır. Yine havanın basıncına maruz kalarak şeklinin değişmesine temel alanda barografları kullanmışlardır kaydedici. Özellikle barometreler demin de söylediğim kaydedici özelliği yok. Anlık aldığınız ölçümlerin otele kanka kayıt olabilirsiniz. Ancak artık gerekli ördük tarafa geçtiğimizde itibaren de bir elektronik cihazlarla gibi bir şansa sahip oluyoruz. Dijital ortama bildiğiniz için bu hava sütunun üzerimizdeki molekülü sayılarının fazlalığı da bize havanın basıncını yazdı ve bunu biz bar cinsinden daha çok da mi var cinsinden veya hektopaskal cinsinden ölçümlenir derecelendirme miz bu şekilde. Bu yukarı seviyelere çıktığımızda rakım yükseldiği zaman da havanın bünyesinde bulunan molekül sayısı az olacağından dolayı takdir edersiniz ki basınçta bir azalış olacaktır. Dolayısıyla basıncı ne yüksek olduğu yerler deniz seviyeleridir. Hatta meteorolojik çalışmalarda iklim çalışmalarında şu Lara gözden kaçırılmaz da havacılıkta da bütün basınç değerleri deniz seviyesinde indirgenerek ve çalışmalar yapılır. Küresel çalışmalar veya bölgesel çalışmalar. Bunun sebebi de şudur. Rakımda beraber bir metre yükseklikte bile basıncı değeri hemen değişiklik göstereceğinden dolayı bölgesel ve küresel çalışmalarda kıyaslama yapılamaz, yanıltıcı olur. Siz Ağrı Dağı'nda 5000 metrelerde ölçeceğiz belki hg500 milibarlık basınç Iğdır'a indirdiğinizde Iğdır'da 850 metrelik rakımı geldiğinizde bu basınçsız karşılığı 900 milim bu çıkacaktır. Bu kadar ciddi farklar söz konusu. Dolayısıyla ortak bir çalışma yapabilmek adına bütün denize indir, deniz seviyesine indirilmiş basınç diye bir tabir de söz konusudur.
Şimdi meteorolojinin iki tane ana parametresinde bahsettik. Bir sıcaklık, ikincisi basınç. Bütün hadiseler buna dayandırılarak oluşuyor. Nitekim rüzgarın hareketinde biz şimdi sıcağı yaktık birikimine yalnızlığı enerjisine ve basınçtaki değişmez yine bir ülkeye dönelim. Bir sonraki hadise bize rüzgarı anlatmak için bir sonraki ülkemiz çok ısınan maddeler genişler. Aynı moleküllerin olduğu gibi moleküllerde ısındıkça aralarındaki mesafe açılacaktır ve bu öncelikle yatayda, daha sonra da yatayda da gidecek yer bulamadığından dolayı aynı suyu gibi düşünün. Atmosferinden bahsederken sürekli gözünüzün önünde suyu getirmenizi rica ederim. Çünkü rüzgar anlatırken ve buna değineceğiz. Bir akışkandır zat ve akademik camiada akışkanlar mekaniği olarak dersler vardır biliyorsunuz. Akışkanlığı anlayabildim hem havayı hem suyu hareketlerine ağız edebilmek için önemlidir ve ısı enerjisine biriktiği yerlerde moleküller seyrek değişeceği için yatayda ve dikeyde havanın yukarıya doğru hareketi söz konusudur. Dolayısıyla bizim buradan ölçtüğümüz yerin 900000000 var bir varlık bir basınç ölçümü enerji birikimi olunca moleküller seyrekleşen den dolayı havanın yukarı doğru hareketi şöyle düşünün. Bir arkadaşınıza kucağınıza alıp kaldırdığınız düşünün ve onun kendisini yukarıya doğru çektiğini düşündüğünüz. Kendisini aşağıya doğru bıraktığında mı cansız bir şekilde daha çok zorlanırsınız, yoksa o kendisi yukarı çektiğinde mi veya bir kuvvetten yararlanarak kendini askıya aldığında mı kolay kaldırırsınız? Şimdi enerji birikimi olduğunda ve hava hareketi yukarıya doğru gittiğinde havanın aşağıya uyguladığı da düşük olacaktır ve biz bunu alçak basınç diye söylüyoruz. Çevresine göre düşük olacağından dolayı meteoroloji çekirdek.
Yine bu dersin demiş birisi olarak aklımızda kalması gereken şey yok görecelilik önemlidir. Çevresine göre bu tabir çok duyacaksınız. Alçak veya yüksek dediğimizde alçak basınç ve yüksek bakmış beyaz sıcak veya soğuk dediğimizde bunlar hepsi ve etrafı ile kıyasladığımızda. Yani mutlak değer değil. 13 derecenin altı soğuktur diye öyle bir tarif yok veya 951 civarına 66 çıkmasın yok. Sadece kıyas, kıyas yapınca biz alçak yüksek olduğunu anlarız. Dolayısıyla göreceli olarak daha çok ıslanan yerlerde hava yukarıya doğru hareket edeceği için göreceli olarak diğer çevresindeki yerlerde de hava aşağıya doğru daha soğuk olacağından dolayı aşağıya doğru hareket edecektir. Biz buraya alçak basınç mac bölgede yüksek basınç diye tarif edeceğiz.
Şimdi alçak ve yüksek basınç ben seni benden rüzgar sevdalısı olarak değilim. Rüzgar sevdalılarının rüzgarın mekanizmasının nasıl çalıştığını anlayabilmek için bu enerji birikimlerini ve havanın bu dikey hareketlerindeki alçak yüksek basınçtaki hareketlerini anlamı ihtiyaçları var. Orada rüzgar almak için biraz daha detay verebilir. Yine hazır atmosfer olaylarından bahsetmişken bu derse anlatmak için bana verilen şahıs da size beğenmek isterim. Kısaca bir de yaşaması dedim. Yaştan bahsedelim. Şimdi her şey bu seversin eve havanın yerküreden kaynaklı olarak olarak dönüşüne bağlanmış tık. Yaşadı sesi de yine bu şekilde oluyor. Tabii bunu artık birdenem söz konusu. Su buharının yoğunluğunu o ilgili tabakadaki yoğunluğunu ne kadar olduğuyla ilişkilendirmek tir. Gün yine bu dersi dinlemiş olan kişiler olarak hakkımızda Dur bakalım bunları not edildiği özellikle söylüyor.
Atmosfer bir organdır. Kalkıp ortam olmasının çıktılarında hem belirgin özelliği şudur. En güzel göstergesi hava tahminlerindeki tutarsızlık. Hava tahminlerini tutarsız olmasın, yani tahmin tutmasını veya saparak tutmasının düşük yükleyip tutmasın ana sebebi atmosferin kaotik olmalıdır. Aksi takdirde eğer bütün girdileri biliyor ve hakim olsa gibi bir formülasyon bir tarafındaki bu bir de lere belli algoritmalarla işler elde ettiğimiz sonunda önümüzdeki günlerin hava tahmini olarak sunulabilir dik. Yine sunuluyor benzer ancak tutarlılıklar süt özellikle süre uzadığı zaman ışık oluyor. Bu numara sebebinden bahsetmiş olduğum.
Şimdi yavaş hadisesinde oluşmasında en önemli unsur sulara su. Yani havanın olarak söylüyorum. Ne olmazsa Hı hı gerçekleşmesi takdir edersiniz ki mümkün değildi. Ancak ben tek başına yağışlı olabilmesi için yeter gerek şartı ama yeter şart değildir. Yeter şartların oluşabilmesi için en önemli parametrelerden biri de yoğunlaşma parçacıkları. Yani havada bulunan toz parçacıkları, küçük partiküller. Bunlar volkan kürede olabilir, ölenler de olabilir. Havanın yerden kaldırdı tozlar da olabilir. Bunların her biri tabii gözle görülemeyecek bir büyüklükte oldukları için yoldaş manısa gerçekleşmesini sağlarlar. Yine bir an alacağını kim seviyorum şekilde ve sizin hakkınızda kolay kalsın diye bir otomobilin içerisinde içerinin sıcak, dışarısı soğuk olduğu bir durumda camı buğulanmasını düştü. Arabanın içerisinde men var doğru aman her yerde yağışa daha doğrusu yoğunlaşmaya dönüşemiyor. Yoğun ulaşabilmesi için onun bir zemine ihtiyaç var. Orada arabanın camı en soğuk yüzeyle karşılaştığı yer ve fiziki bir öyküde olduğu için arabanın camında veya evin içerisinde pencere camında yoğunlaşma gerçekleşiyor. Atmosferde böyle bir zemin arıyor. Ben yoğun ulaşabilmek adına. Bunda da ihtiyaç duyduğu şey bu partiküller, toz partikülleri oluyor. Nitekim Suriye yağışı çalışmalarında da memnun bulunduğu ortamı partikül ediliyor. Bu da videolara aktarmış olayım kafamızda yer etsin diye.
Yine yağışının gerçekleşebilmesi için ikinci en çok kullandığım kelimeleri yoğunlaşmak. Şimdi yarını yere yakın seviyede çok fazla bulunan su buharı ısınmaya, ısı enerjisi ile beraber yukarı doğru çıktığında yine bir ülkemizde elimizin her iki yüz metre değil, bir derece santigrat ısı kaybı, enerji kaybından kaynaklı sıcaklık düşüşü gerçekleşiyordu. Yukarı doğru sıcak hava yükseldiğinde o yukarıda onu bir soğuk hala bekliyor. Her ikisi karşılaştığında artık yavaş yavaş yoğunlaşma başlıyor ve bu yağı yoğunlaşmayı biz daha çok öncelikle bulut olarak görüyoruz. Bulutlar zaman zaman citratus umutlar yer seviyesinde başlamak üzere üst seviyelere artık 12000 metrelere kadar bulutların oluştuğunu düzenli bulutların oluştuğunu görüyoruz. Yine gök gürültülü sağanak yağış ve yıldırım, dize yıldırım ve şimşek al sesi yapan 2010'un bulutları artık 15 bin metre kadar çıkabiliyor. Elim neden böyle yaptım? Çünkü buradan yükselen hava artık ropos seviyesine geleyim, orayı aşama dın dan kaynaklı olarak doğru şeklinde kendisini yanlara doğru atıyor. Bir hava sütun şeklinde oluşan bulupta yanlara doğru genişlemek durumunda kalıyor. O katmanı geçemediğini çünkü demiştik profesör üzerine artık bunları bulunmuyordu tarifimiz bu şekilde.
Şimdi tekrar yağışlı oluşumunda dönersek yerden yükselen basacak. Bu arada soğuk hava ile karşılaştığında önce bulup şeklinde kendini gösteriyor. Bunun sebebi ne? Çünkü oluşan buradaki su buharı türevleri diyelim, bulutlu oluşturan parçacıkları ağırlıkları, bir yoğun ağırlıkları, bir bacım ağırlıkları etrafında bulunan azot ve oksijen gibi cihazlardan daha hafif olduğu için bulut şeklinde yüze videolar. Yukardan bir okyanusun içinde hatırlarsanız. Ne zaman ki bir parti gibi üzerinde ol yoğunlaşıyorlar ve birden fazlası bir araya gelir yenip birim yoğun ağırlıkları, yani birim hacimdeki ağırlıkları artıyor. Artık hava bunu taşıyamaz hale geliyor. Taşıyamadığında bu damla yere doğru düşüyor. Bu şekilde yere düştü ne biz yavaşlıyor. Yağış gökyüzünden aşağıya inerken tabii orada oluştu bir ortam söz konusu. Yaklaşık yağışlı oluşma seviyesini biz 500 ila 3 bin metre arasındaki katmanda olduğunu olmasını bekleriz. Esneklik gösterebilir coğrafi enlemlerdeki değişmekte ve o seviyelerdeki sıcaklık zaman zaman eksi derecelerde oluşur. Dolayısıyla eksi derecelerde oluşan bu yağışlı kar gibi kalk buz kristalleri veya dolu gibi buz kütleleri olması beklenir. Yukarıda oluşan dolu tanesi aşağıya doğru düşerken etrafına gelecek soğuk su damlacıkları da onu katmanı geliştirir. Ancak ne zaman ki aşağıya doğru geldiğinde yer sıcaklığa sıfır derecenin üzerindeyse böyle bir eşit yapmakta gene ulaşırken su damlasına dönüşür ve o yağmurda yapmamız ama bazen yer seviyesinde sıfır derece olur ve üzerinde katman eksi 1, -2 derece gibi para doğru çıktığımızda daha düşük olacaktır ve bu güzergahı izleyen yağışın yukarıdaki kristal olarak o aşağıya doğru değil mi biz pardon genel itibariyle yağışlı bu şekilde tarif edebiliriz.
Şimdi bugünkü anlattığımız da atmosfer genel işleyişi ile tanıştırmış olduk değerli Rüzgar Adam izleyicilere. Müzik derslerde görüşmek üzere. Bugün kapatılmış o.