📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

İsviçre Neden Artık Zenginlerin Durağı Değil?

49W52:52

Transcription

Şöyle bir filmi kesin izlemişsinizdir. Kahramanımız içinde kasaların olduğu bir bankadan içeriye girer. Elinde uzun bir sayı listesinin olduğu kağıdı böyle ciddi takım elbiseli bir bankacının eline tutuşturur. Bankacı hiçbir soru sormadan bu kağıtla beraber içeri gider ve içeriden bir kasayla döner. Kasanın içinden de külçe külçe altınlar çıkar. İşte bu noktada artık o bankanın bir İsviçre bankası olduğunu anlarsınız. Hem bankacıların ciddiyetinden, takım elbiselerinden hem de külçe külçe altınlardan.

Peki İsviçre bankacılığı gerçekten böyle bir şey mi? Nasıl zaman içinde evrildi ve bu bize küresel finans sistemi hakkında ne söylüyor? Gelin bugün İsviçre bankacılığını ve onun küresel sistemdeki yerini konuşalım.

Nereden esti bu videoyu çekmek Ömer? İsviçre son yıllarda biraz önemini kaybetse de hala dünyadaki offshore servetin yani sınır ötesi servetin diyeceğim %20'sinden fazlasını kontrol ediyor. O yüzden hala küresel finanstaki en önemli oyunculardan bir tanesi. Ama İsviçre özellikle jeopolitik ve küresel finans sisteminin kendisinden oldukça fazla etkileniyor. Yani İsviçre bankaların en önemli özellikleri aslında zaman içerisinde küresel finansı ne emrediyorsa o yöne doğru evrilebiliyor olmaları. O yüzden İsviçre bankalarının değişimini görmek aslında biraz küresel. Finansın 14. yüzyıldan günümüze nasıl değiştiğini göz önüne sermesi için de çok anlamlı gelmişti bana.

Bugün bir değişimin içinde miyiz? Yani bugün de bir değişimin içindeyiz. Nasıl bir değişim bu?

İsviçre bankalarının altın çağı aslında Dünya Savaşı sonrası. Dünya Savaşı'ndan sonra özellikle üç sebeple İsviçre bankaları küresel finans sisteminin merkezinde bulunmaya başlayacaklar.

Bir, özellikle soğuk savaş zamanı İsviçre tarafsızlığıyla çok önemli hale gelecek. Bir batı bloğu var, bir doğu bloğu var. İki tarafın da bir şekilde finansal işlemlerine devam edebildiği bir orta nokta ihtiyacı var. İsviçre bu aslında boşluğu dolduracak. O yüzden birçok ajan filminde İsviçre'yi görüyoruz. İki, bloğun konuşabildiği ender alanlardan bir tanesi.

İki, dünya özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında oldukça gergin. Birçok dünyanın yerinde vesalet savaşları var, proxi savaşları var. Bu iç savaşlar ya da küçük sınır savaşları olarak devam eden mücadelelerde birçok insan mülklerini, paralarını İsviçre'ye taşıyacak. Böyle dünyanın gergin olduğu zamanlar İsviçre'nin önemi artacak.

Üçüncüsü ve en önemli sebep bu. İsviçre frangı dünyadaki en önemli para birimlerinden bir tanesi haline gelecek. Neden? Çünkü biliyorsunuz Dünya Savaşı'ndan sonra bir yeni ekonomik sistem kuruluyor. Bretton Woods sistemi. Özellikle siyaset bilimi öğrencileri bu ismi anne babalarından daha fazla duyarlar. Nedir bu? I. Dünya Savaşı'nda Amerika merkezli ve altın merkezli bir yeni küresel sistem kurulur. Sermaye hareketlerine çok fazla izin verilmez ve Amerikan doları altına bağlanır. Diğer paralar da kabaca Amerikan dolarına bağlanır. Şimdi bu durumda Frank dünyada konvertibilitesi olan hem altına hem dolara dönüştürülebilen ender para birimlerinden bir tanesi haline gelecek. Neyden bahsediyorum? Mesela 1950'ler 60'lar Türkiye'sinde olsaydınız kafanıza göre dolar alamayacaktınız. Bu sadece bize özgü bir durum değil. Biraz Bretton Woods'un küresel yarattığı sistem. Dolayısıyla aynı zamanda Frank yüzyıllar boyunca krizlerde değeri artan bir para birimi. I. Dünya Savaşı'nda da bu tescilleniyor. Özellikle OPEC krizi zamanında Frank'ın değeri korunmaya hatta değer kazanmaya devam ediliyor. İnsanlar kriz zamanlarında tedirgin olarak Frank'a, İsviçre Frankı'na dönüyorlar.

İki temel sebep daha var.

Bir, İsviçre enflasyonu çok düşük. 1918-2018 arasında İsviçre frankının ortalama enflasyonu %2. Sadece dünyadaki en düşük enflasyon oranlarından bir tanesi. Amerika'da yaklaşık %4 bir oran. Bu yüzden İsviçre Fang'ı değer kazanmaya en azından az değer kaybetmeye devam edecek.

Aynı zamanda da normalde Dünya Savaşı'ndan sonra birçok ülke Amerika'ya ticaret açığı verirken İsviçre'ye ticaret fazlası veren nadir ülkelerden bir tanesi. Bu İsviçre frangının gücünü katmerleyen durumlardan bir tanesi olacak. Amerika'ya ticaret açığı vermediği için devalüasyon yani paranın değer kaybetme yükümlülüğü ya da gerekliliği olmayacak. O yüzden birçok kişi paralarını İsviçre bankalarına değerlendirmeye başlayacak Altın Çağ'da.

O zaman sen Dünya Savaşı sonrası aslında İsviçre bugün konuştuğumuz o prestijli pozisyona geldi diyorsun.

Evet. Evet.

Ondan önce nasıl bir yerdi?

Aslında bildiğiniz gibi İsviçre oldukça küçük bir ülke ama daha 14. 15. yüzyıldan itibaren bu küçük ülke ciddi bir sermaye birikimi sağlayacak. Bu sermayenin değerlendirilmesi için yani ülkede doğulan artı değerin değerlendirilmesi için de güçlü bir bankacılık sistemi inşa edilecek. Bu küçük ve biraz ekonomik olarak geri kalmış ülke nasıl bu kadar ciddi sermaye biriktiriyor diye sorabilirsiniz. Buna cevap vermek için 5 tarihi üzerinden İsviçre'nin arka planını vermem gerekiyor.

Nedir bu tarihler?

1291 ilk tarihim. İsviçre'nin doğuşu aslında. Nasıl doğuyor İsviçre? Üç tane Kanton yani bölgesel yönetim bir araya gelerek bir kardeşlik yemini ediyorlar ve herhangi bir Habsburg saldırısına karşı birbirlerini korumayı taahhüt edecekler. Bu İsviçre'nin resmi doğum günü olacak. Bundan sonra da 3 tane olan kanton sayısı zaman içerisinde büyüyecek. Bugün 26'ya ulaşmış durumda ve hala bölgesel yönetimler çok çok kuvvetli.

İkinci tarihimiz bence en önemli tarih 1515. Bu kantonlar bir kardeşlik yemini altında örgütlendikten sonra ilk 150 sene boyunca çeşitli askeri zaferler elde edecekler. Hem sınırlarını Avrupalı büyük devletlere karşı koruyacaklar hem de özellikle İtalya'ya doğru genişlemeye başlayacaklar. İşte 1515'te Milan'ı ele geçirecekler ve Fransızların o dönem elinden alacaklar Milan'ı. Müthiş bir başarı bu. Ama 1515'teki Marignano Savaşı'nda Fransızlar İsviçrelileri darmaduman edecekler. Normalde başka bir ülke olsa geri çekilir. Yeniden ordu kurar ve tekrar Milan'ı almak için saldırır. Ama İsviçreliler böyle yapmayacaklar. Burada artık doğal genişleme alanlarına ulaştıklarını karar vererek komşularıyla tarafsız bir şekilde barış masasına oturacaklar. Milan'dan vazgeçecekler ve bundan sonra da büyük bir ordu kurmamaya başlayacaklar. Bunun yerine yani ordularını sefere göndermek yerine daha zekice bir şey yapacaklar. Ordularını pazara çıkartacaklar ve paralı asker olarak Avrupa'nın birçok devleti İsviçreli paralı askerlere dayanacak. Özellikle Fransızlar ve papalıkta da şu an popüler örneklerini bildiğimiz İsviçre ile paralı askerlik kurumu 600 sene boyunca kalacak.

3. tarihimiz 1648 Vestfalya Barışı. O nedir? 30 yıl savaşlarının sonunda yani Katolik Protestan savaşlarının sonunda İsviçre tarafsız ve bağımsız bir ülke olarak bütün Avrupa tarafından tanınacak. Bu tarih bence niye önemli? Çünkü İsviçre Avrupa'daki en erken Protestan ülkelerden bir tanesi. Protestanlığın en güçlü olduğu ülkelerden bir tanesi ve 1648'den sonra en azından İsviçre dışından bu konuda baskı gelmeyecek İsviçre'ye. Bu da çok önemli bankacılık sistemi için.

4. tarihin 1798. İsviçre kantonlarıyla devam ederken bir kere işgale maruz kalacak. Fransızlar Fransız devriminden sonra İsviçre'yi işgal edecekler. İsviçre için bundan sonra endüstriyelleşme çağı başlayacak. Çünkü Fransızlar ilk defa bir merkezi hükümet kurmaya çalışacak İsviçre'de. O kantonların yerine başarısız olacak ama ilk defa en azından bir ortak devlet çatısı görebiliyor olacağız. ve 1848'de de İsviçre gerçekten o kantonların bir araya geldiği ve bir merkezi hükümet oluşturduğu bir yapıya ev sahipliği yapacak küçük bir iç savaş sonrasında ve artık ortak pazar ortak para haline gelmiş olacak. 1848 öncesinde 8.000'e yakın para kullanılıyor İsviçre'de. Bunun sayısı 1'e düşecek. O yüzden bankacılık için, ortak pazar için çok önemli bu 1848 tarihi de yani İsviçre'nin tarihi bizim konumuz için bu 5 tarihle özetlenebilir.

Peki şey diye sorabilirsiniz. Ya bunu bize niye anlattın? İsviçre'nin bankacılıkla ne alakası var? Bu işte o kadar da zengin bir ülke değil demiştin diyeceksiniz. Yedi sebep var. Neden İsviçre'nin sermaye biriktirildiğine dair aslında birçoğunun ipucunu vermiş oldum size tarihi anlatırken.

Bir ve bence en önemli sebeplerden bir tanesi Protestan göçleri. İsviçre çok erken aşamadan itibaren protestanlara ev sahipliği yapmaya başlayacak. Onları kabul edecek. Bu insanlar da gelirken servetlerini de yanında getirecekler. İsviçre'de o yüzden erken dönemde daha 17. yüzyılda büyük servet birikimleri olmaya başlayacak. Aynı zamanda protestanlar biraz daha yakınlar bu finansal kuruluşları kurmaya. Katolikler faiz konusunda biraz çekingenken, protestanlar bu konuda biraz daha rahatlar ve finansal kurumlara, faize hatta türev araçlarına daha sıcak yaklaşacaklar. Aynı zamanda Protestanlar Weber'in Protestan etiğinde anlattığı gibi daha mütevazi yaşamaya, lüksten kaçınmaya ve daha çok çalışmaya özen gösterecekler ve Tanrıya ibadeti çalışmakla eş güdümlü olarak değerlendirecekler. O yüzden protestanların elinde ciddi bir servet birikimi olacak. Özellikle iki yerde İsviçre'nin Protestanlığının en önemli iki yeri Zürih ve Cenevre. Zürih'te bir yerel İsviçreli Zwingli'nin kurduğu protestanlık, Cenevre'de de Calvin'in, bir Fransız'ın kurduğu protestan rejimler gündeme gelecek. Bu insanlar ciddi bir finans grubunda ortaya çıkartacaklar. Özellikle Calvin Cenevre'de kendi demir yumruğuyla bir protestan cenneti yaratacak kendine göre. O kadar bir cennet ki bu şuna dikkat edin. Mesela Calvin lüks takıları yasaklayacak. Birçok değerli metal üreticisi de mecburen saat üretimine kaymak zorunda kalacak Calvin yüzünden. Finansal sistemde de böyle insanları para biriktirmeye, daha az harcamaya yüreklendirecek protestanlık sistemi. Cüzi maaşlar kazanan insanlar bile paralarını bankacılık sisteminde biriktirmeye başlayacaklar. Mesela enteresan bir anekdot. 18. yüzyılda bankacılık müşterilerinin Cenevre'de yarısı hizmetlilerden oluşuyor. Yani evlerde çalışan hizmetliler paralarını mütevazi şekilde biriktirerek bankalarda değerlendirmeye başlıyorlar. Bu dünyada örneğini görmediğiniz bir şey. O yüzden fakir bir ülke olsa da görece sermaye birikimine bankalar eliyle para biriktirmeye başlıyor İsviçre'de.

İki Protestan reformu sırasında çok fazla Katolik kilisenin malına el konacak ve bu paralar sermaye olarak çeşitli bankaların kasalarında tutulacak ve yeni bir sermaye devşirilmiş olacak. Katolik kiliselerinden, manastırlarından (parantez içinde yağmalanan para). Öyle ki mesela Bern Kantonu, İsviçre'nin başkenti olan Bern'de bu manastırlardan elde edilen para bir fona aktarılacak devlet tarafından ve dünyadaki ilk varlık fonunu Berniler kuracak. Hatta Adam Smith Ulusların Zenginliği'nde bunu yüceltecek. İlk defa diyecek ki bir ulus başka bir ulusa borç para veriyor. Ben Fransız hazinesine borç para verdiği için.

3. Paralı askerlik. İsviçre'de paralı asker ihraç ediyor demiştik. E paralı askerler yurt dışındayken hem maaş alıyorlar hem seferlerden pay alıyorlar. Yağmadan pay alıyorlar. Bonus alıyorlar (parantez içerisinde prim alıyorlar). Normalde bir paralı askerin temel maaşı biz çiftçi maaşının iki katı kabaca. Bütün bu paralı askerlerin biriktirdiği para İsviçre'ye akacak. Onlar evlerine gönderecekler. Aynı bizim Almanya'daki gurbetçilerimiz gibi. Bu da İsviçre'de bir sermaye birikimine sebebiyet verecek.

Dört bir saray yok. Yani İsviçre'de kantonların küçük yönetimleri var. Bunlar direkt demokrasiyle seçiliyor ya da aristokrasi var. O yüzden böyle büyük harcama yapan Fransız sarayları gibi saray yok. Büyük bir sermaye biriktirilebiliyor. Lükse harcanmadığı için para. Ama tabii bütün Fransız sarayının finansmanını İsviçre bankacılığı yapacak. Daha 17-18. yüzyılda bu Cenevre bankalarının büyük oranda elde ettiği para Fransa saraylarına akacak. Onların borç senetlerini alacak Cenevreliler. Hatta çok enteresan bir şey yapacaklar. 19. yüzyıla kadar Fransa bir anüite yani size hayat boyu belli bir kupon ödemesi yapan bir tahvil ihraç ediyor. Bu tahviller kişiye odaklı değil. Yani 70 yaşında biri de tahvil aldığında, 30 yaşında biri de tahvil aldığında, 15 yaşında biri de tahvil aldığında hepsi aynı ödemeleri yapıyor. Aynı oranda size senelik ödemeler yapıyor siz ölene kadar. İşte Cenevre bankaları mesela bu tahvilleri toplayacak. Özellikle soylu genç kızların tahvillerini satın alacak. Çünkü en büyük ödemeyi onlar yapacaklar uzun ömürleri olduğu için. ve bunlardan farklı finansal araçlar geliştirecekler. İşte Fransa'nın bu anüitelerini yani hayat boyu ödeyen tahvillerinin %25'ini Cenevre bankaları tutacaklar. O yüzden asıl sarayı finanse eden aslında İsviçreliler ama kendi sarayları olmadığı için de büyük para biriktirebiliyorlar.

5. Büyük ordu yok. Mesela Osmanlı'yı düşünün. Ciddi bir masraf ordu. İsviçre'nin ciddi bir ordusu olmadığı için bu masrafı finansal sisteme aktarıp sermaye yapabilecek.

6ı. Toplumsal büyük hareketler yok. Tamam bir Protestan, Katoliklik, arada gerginlikler savaşları oluyor ama böyle kitlesel köylü isyanları vesaire olmayacak. Bu da İsviçre'nin en azından sermaye stoğunu zarar görmemesini sağlayacak.

Sonda Fransız devrimi sonrası hariç hiç işgale uğramayacak İsviçre. Bir bankacılık sisteminin korkulu rüyası işgale uğramaktır. İsviçre bunu bir kere hariç yaşamayacak. Zaten Fransa, o yüzden o tarihi verdim, işgal ettikten sonra bu bahsettiğim finansal sistem çökecek. Çünkü Fransızlar Cenevre ve Bern'deki bankaların hazinelerini yağmalayıp Fransa'ya götürecekler. Artık zaten Fransız sarayı kalmadığı için oraya borç para vermek mümkün hale gelmeyecek. Bütün bu krediler batacak devrim sonrasında ve aynı zamanda da paralı askerlik kurumu çökecek. Fransız devriminde 600'den fazla İsviçreli asker hayatını kaybettiği için. O yüzden Fransız devrimi ile beraber bu İsviçre bankacılık sistemi geleneksel olarak çökecek ve yeni bir şey doğacak. Ama köklerinin ne kadar eskiye gittiğini göstermek için oldukça etkileyici bir giriş bence İsviçre bankacılığının tarihi kökleri.

Şimdi senin bu anlattığın maddelerden ben şunu anladım. İsviçre endüstriyelleşme öncesinde ya saraylara, ya ordulara ya da soylulara borç veren ve bunun üzerinden para kazanmaya odaklanan bir bankacılık sistemine sahip. Ama bugün mesela banka dediğimizde aklımıza gelen ilk şey iş kurmak için gidip kredi çektiğin, krediyi, sermaye yaptıktan sonra kazandığın parayla ödeme yaptığın bir sistem. O eski sistemden yeni sisteme geçiş nasıl oluyor?

Bu İsviçre'ye özel bir durum değil. Bu arada Osmanlı'da da bütün finans tüketim finansmanı. Bütün Avrupa'da da böyle bildiğimiz önemli bankacılık aileleri, Mediciler, Rothschild'lar, Fugger'ler hepsi ya hanedan finanse ediyorlar, hanedanın ordularını finanse ediyorlar ya da üst düzey bürokratların, soyluların tüketimlerini finanse ediyorlar. Çünkü endüstri devrimi öncesi bir iş kurayım, bu iş üzerinden karlılık hesaplaması yapayım işte kaç senede geri öderim gibi kavramlar yok. Çünkü sermaye birikimi endüstri öncesi o kadar anlamlı bir şey değil. Siz zaten tarla üzerinden üretim yapabilirsiniz ya da çok basit şekilde Hollanda örneğiyle ticaret filoları kurabilirsiniz var olan paranızla. Onun dışında zaten yeni sermaye devşirmeniz çok zor. Dediğim gibi Osmanlı'da da aynı problem var. Sadece saray çevresinde bürokratların finansmanı yapılıyor. Klasik Osmanlı dönemindeki özellikle Kapalı Çarşı çevresindeki sarraflar tarafından.

Bu ne zaman değişecek? Endüstri devrimi ile beraber değişecek. İsviçre'nin eski bankacılık sistemi çöktükten sonra İsviçre için yeni bir yüzyıl başlayacak. İsviçre dünyada İngiltere'den sonra en hızlı endüstriyelleşen ikinci ülke sayılabilir. Çok enteresan bir şey bu. Çok uzun bir tartışma neden böyle olduğuna dair ama şunu biliyoruz. Gerçekten İngiltere'den 20-30 sene sonra İsviçre'de de aynı İngiltere gibi tekstil endüstrisi doğacak ve İsviçre bir demir yolu ülkesi haline gelecek. Gerçekten demir ağlarla örülecek İsviçre. Özellikle St. Gallen ve Zürih'te tekstil işi ve bütün kantonları birleştirmek için demir yolları inşa edilecek. Zaten 1848'de dediğim gibi ilk modern İsviçre devleti merkezi olarak kurulduktan sonra da o birbirinden bağımsız kantonları birleştirmek lazım. O yüzden İsviçre müthiş bir demir yolu yatırımı yapacak. Artık o eski bankacılık sistemi de ortadan kalkacak. Bunun yerine bu demir yollarını finanse etmek, tekstil atölyelerini finanse etmek için yeni bir bankacılık sistemi kurulacak. Bugün bildiğimiz büyük İsviçre bankaları ki bir tanesi geçen sene battı biliyorsunuz. Ona da değineceğiz. Hepsi aslında bu dönem kurulacak ve asıl kuruluş amaçları demir yollarını finanse etmek ya da demir yollarını Fransızların finanse edip daha sonrasında Fransızların hak iddia etmesini önlemek. Bu açıdan yeni bir bankacılık sistemi doğacak. Mesela Alfred Escher İsviçre'nin demiryolu taahhütkârı olarak biliniyor. Bütün dünyada çok zengin iş adamları doğacak. Rockefeller Amerika'da, İsviçre'de Alfred Escher gibi. Escher hem demir yollarını inşa edecek, demir yolu finansmanı için de bugünkü Credit Suisse'i kuracak mesela. Asıl amaç o demir yollarının finansmanını yürütmek. Daha sonrasında tabii bu demir yolları bir şekilde millileştirilecek. İsviçre'de çok ciddi bir referandum geleneği var. 1898'de referandumla devlet millileştirecek demir yollarını. Alfred Escher gibi zenginler doğmasın diye ama yine de bankacılık geleneği kalmaya devam edecek ve bugün bildiğimiz İsviçre bankaları o büyük kurumsal İsviçre bankaları bu İsviçre endüstri finansmanı için kuruluyor olacaktır.

Peki şimdi Fransız devrimi sonrası Fransızların işgalinden bahsettin ama sadece işgaller değil aslında küresel risk ortamları da küresel savaşlar da bankacılık için negatif etkisi olan şeyler değil mi? Mesela I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı. Bu dönemlerde İsviçre bankacılığının durumu nasıldı?

Şimdi aslında I. Dünya Savaşı öncesinde İsviçre yavaş yavaş Avrupa genelinde bankacılığını duyurmaya başlıyor. Yani dediğim gibi eskiden sadece kendi parasını borç verirken yavaş yavaş İsviçre dışındaki insanların da paralarını toplamaya başlayacak. Ama asıl büyük değişim iki Dünya Savaşı arasında gerçekleşecek. I. Dünya Savaşı çok beklenmedik. İsviçre için oldukça tatsız gerçekleşecek. İsviçre çok hazırlıksız yakalanacak. Sosyal problemler ortaya çıkacak. İsviçre'deki ilk kitlesel grev ortaya çıkacak örneğin. Ama ilk Dünya Savaşı geçtikten sonra İsviçre'nin gerçekten bankacılık sistemi Avrupa genelinde takdir edilir hale gelecek. Bunun dört temel sebebi var bence. En azından ben bütün literatürü dört şemsiye altında topladım. Bir şekilde sıkıştırdım. Akordeon gibi.

Bir, İsviçre'nin parası I. Dünya Savaşı'ndan sonra ciddi değer kaybetmeyecek. Bütün dünya ekonomileri savaş zamanı bu altın standardın yani paranın altınla direkt olarak takas edilebilirlik halinden çıkacak. İsviçre hemen geri dönecek buna. 1925 gibi erken bir tarihte ve çok sıkı para politikası izleyecek. Enflasyonu düşük tutmak için. Aynı zamanda bir büyük buhran var biliyorsunuz. İki Dünya Savaşı arasında. Bütün dünyadaki krizlerin anası atası sayılabilir. Bence hala o ölçekte bir şey yaşamadı bizim jenerasyon ama böyle giderse yaşayacağız gibi hissediyorum. Bu dönemde mesela İsviçre parasını çok geç devalüe edecek. İngiltere 1931, Amerika 1933'te parasını devalüe edecek ki ekonomiyi bir şekilde canlandırmak, ihracat yapabilmek için. Ama İsviçre 1936'ya kadar parasını devalüe etmeyecek örneğin. O yüzden insanlarda şey gibi bir algı olacak. Ya İsviçre frankı güçlü bir paradır. Biz en azından paramızı İsviçre frankında tutarsak bu devalüasyon zincirlerinden az etkileniriz diye düşünecekler. Gerçekten de İsviçre 2018'den 1918 arasında sadece bir kere parasını devalüe edecek. Bu mesela Fransa'da 14 kere gerçekleşecek. O yüzden Frank'a yatırım yapanlar için mantıklı bir karar gibi gözükmeye başlayacak İsviçre bankacılık sistemi.

İki, İsviçre totaliter rejime dönmeyecek. Bütün dünyada totaliterleşme artarken, özellikle İsviçre'nin kuzey ve güneyinde yani Almanya ve İtalya'da iki totaliter lider gündeme gelirken İsviçre buna direnecek ki nüfusun ciddi bir kısmı Almanca konuşuyor ve aynı zamanda İtalyanca da konuşuyor. %9-10 İtalyanca, %60'a yakın Almanca konuşuyor. Ona rağmen bu totaliterleşme rüzgarlarına girmeyecek İsviçre. Hatta bir o dönem referandum var. Fronten referandumu. %70'ten fazla red gelecek. Böyle daha totaliter bir rejime geçmek için yapılan referanduma insanlar hayır diyecekler. Bütün dünyada aslında en azından daha stabil rejimler arayan insanlar için bir kaçış noktası haline gelecek.

3. II. Dünya Savaşı'nda gidiş çok adım adım belli oldu. Yani I. Dünya Savaşı bence çok bir anda ortaya çıktı. Önlemini alamadığınız bir şeydi. Ama II. Dünya Savaşı eğer iyi bir siyaset takip eden insansanız aslında geldiği belli olan bir şeydi. Birçok kişi için İsviçre'nin tarafsızlığı daha 1930'larda belli olmuştu. Yani İsviçre'nin Almanya lehine aleyhine savaşa girmeyeceği netleşmiş gibiydi. O yüzden bir orta nokta olarak potansiyel bir savaşta tarafsızlığını aynı I. Dünya Savaşı gibi koruyacağına dair bir kanı vardı.

4. İsviçre'de yavaş yavaş küresel finans kurumları ortaya çıktı. Bunların başında da BIS Bank of International Settlements yani Uluslararası Ödemeler Bankası kurulacak. Nedir bu? Şu an çok önemli bir kurum bu. 1931'de kurulmuş. Bütün merkez bankalarının bankası gibi bir kurum. Merkez bankaları arasında koordinasyonu yönetiyor. O İsviçre Basel'de kurulacak. Asıl ilk görevi Almanya savaş tazminatlarının ödenmesini sağlamak. Yani Almanya savaş tazminatları ödeyecek. I. Dünya Savaşı sonrasında bunun yönetimini yapan banka Basel'de kuruluyor. Mesela şöyle söyleyeyim. Neden Basel diyeceksiniz? İngiltere ve Fransa. İngiltere Amsterdam'ı, Fransa Brüksel'i isteyecek. İkisi orta nokta olarak Basel'i seçecekler. Bu her orta noktaya gidelim tartışması İsviçre'de bitecek. Ve bu dört sebep İsviçre'nin yavaş yavaş küresel bankacılıkta isminin duyulmasını sağlayacak.

Ama sonra çok çok önemli bir şey olacak ve asıl sermaye girişi bununla beraber ortaya çıkacak. Bütün finansal dünyada aslında bence bir kural var. Bunu takip edebilirsiniz. Büyük krizlerden sonra özellikle kamu parası bankaları, finansal sistemi kurtarmak için kullanılmışsa bir regülasyon yani düzenleme dalgası geliyor. Neyi kastediyorum? Bir banka battı. Siz kamu parasıyla o bankayı kurtardınız. Kriz bittikten sonra insanlar diyecekler ki ya benim vergilerimle yapıldı bu kurtarma operasyonu ya da biz bu kriz sonrasında aç kaldık. İşte aç gözlü finansçılar yüzünden büyük bir kitlesel işsizlik doğdu. Örneğin bu işte bankalar üzerindeki finansal sistem üzerindeki baskıyı arttırıyor. Büyük buhran sonrasında aslında bu söylediğim şey gerçekleşecek. Bütün dünyada yeni bir bankacılık düzenlemesi fikri doğacak. Amerika'da meşhur 1933 Glass-Steagall Act olacak. Yani ne yapacak Amerikalılar? Bu finansal sistem çok istikrarsız. O yüzden daha böyle riskli olan yatırım bankacılığıyla bizim bildiğimiz bankacılığı ayırmak isteyecekler. Yani mevduatınızı koyduğunuz tarafla biraz daha böyle riskli yatırımlar yapan kurumları ayıracaklar. Bu 33'ten 98'e kadar Amerika'da devam edecek. 98'de kaldırılması Bill Clinton döneminde 2008 krizlerinin kök sebeplerinden bir tanesi olacak. Benzer şekilde sigorta mevduatı fonu kurulacak Amerika'da. Bizdeki TMSF'nin çok benzeri. İşte İsviçre'de de böyle. Büyük buhran sırasında iki banka battı İsviçre'de. Discount Bank'la Volksbank. İsviçreliler diyecek ki ya bu bankacılık sisteminde hiçbir regülasyon yok. Gerçekten İsviçre'de hiçbir düzenleme yok bu arada. O zamana kadar İsviçre Merkez Bankası 1907 öncesinde kendi parasını bile basmıyor. Her banka kendi parasını basacak, banknotunu basacak ya da diyeyim. O yüzden İsviçreliler diyecek ki bu bankacılık sistemine bir ket vurmak lazım. Yani bunun bir düzenlenmesi lazım ve büyük tabii böyle bir talep olacak. Bunun sonucunda bir bankacılık yasası hayata geçirilecek 1933'te. Ne var bunun içinde? İsviçreliler diyecekler ki ya kardeşim bu bankaların bir denetlenmesi lazım. Düzenli aralıklarla denetçilik, audit kurumu kurulacak. Bu bankacılığın belli kuralları olması lazım diyecekler. Mesela bir kredi battı. Bu batan krediyi nasıl değerlendirmek lazım? Nasıl kurallar olacak? Bunun kuralını, kaidesini koyalım diyecekler. Bir tane de bir bankacılık kurumu kuracaklar. Şimdi buraya kadar müthiş. Hiçbir sorun yok. Ama İsviçre'de çok eskiden beri gelinen bir bankacılık geleneği var. Bahsetmiştim zaten. Özellikle mesela Cenevre'de 1713'ten beri bankalar müşterileriyle dair bilgileri paylaşmıyorlar. Bu eski bir hani Protestanların da çok benimsediği bir gelenek. Bu yeni kurulan kurumlar özellikle bankacılıkla ve müşterilerle olan bilgileri sızdırmasınlar diye bu kanunun içine böyle bir madde eklenecek. Bu maddeye göre bankacılık bilgilerini sızdıran işte denetçiler, banka kurumu görevlileri 6 aya kadar hapis cezası alacaklar ve bu şekilde bir gizlilik yasası ortaya çıkartılacak. Yani ciddi bir suç unsuru yoksa İsviçre'de takip edilen hiç kimse bankalar dahil içinde mevduatı bulunan yatırım yapan insanların bilgilerini dışarıyla paylaşmayacaklar. Bu aslında İsviçre bankacılığının hem en çok hakaret edilen diyeceğim yani en nefret edilen kısmı özellikle diğer ülkeler tarafından hem de İsviçre bankacılığının en sevilen kısmı özellikle parasını kaçırmak isteyen insanlar tarafından. Bu 1933 aslında bankacılık yasası ile beraber kanuna entegre edilmiş olacak ve bu çok tartışmalı bir konu. Yani İsviçre bankacılığı deyince aklınıza gelen ilk konu bu gizlilik yasası. Dediğim gibi aslında bu okuma çok ender yapılır ama o bankacılık kanunu içerisinde değerlendirilmesi gereken bir madde o. O yeni gelen regülasyonlara bir aslında eklenti olarak ve o dönem böyle müthiş halk desteğiyle geçecek. Hem siyaset tarafında hem direkt referandumlar tarafıyla.

Peki şey diye sorabilirsiniz. Ya bütün aslında tartışma buradan çıkıyor. Yani İsviçre kötü niyetli olarak diğer ülkelerdeki insanların vergi kaçırması için işte kara para aklaması için bir kanun mu geçirdi? Yoksa İsviçrelilerin anlattığı gibi insanların otoriter, totaliter ya da kleptokratik rejimlerden parasını bir şekilde koruyabilmesi için bir aslında güvenli alan mı açtı? Şunu düşündüm. Bu yasadan kimler faydalandı? Yani bu yasadan yabancı ülkelerdeki zenginler mi faydalandı yoksa hani mağdur olabilecek insanlar mı? Ya da mağdur olabilecek zenginler mi?

Yani doğru bir soru bu. Hem parasını bir şekilde korumak isteyen ve hani nazilere kaptırmak isteyen insanlar kullandılar bu gizlilik yasasında. Mesela neye örnek verebiliriz? Almanya'da mesela sendikalar kapatılıyor Hitler döneminde. Sendikacılar paralarını İsviçre'ye kaçırdıkları için en azından bir nebze kurtarabiliyorlar. Ya da erken dönen birçok Yahudi parası İsviçre'de değil, parasını nazilere kaptırmaktan kurtarıyor. İki olay anlatayım. Fransızlar Handelsbank'ın en önemli bankalardan bir tanesinin Paris şubesini basacaklar polis eşliğinde 1932'de ve özellikle birçok üst düzey Fransız bürokratın vergi kaçırmak için bu bankayı kullandığını iddia edecekler. Bu muhtemelen doğru. Hatta iki yöneticisini gözaltına alacaklar. Tutuklayacaklar da sonra ve Basel'deki banka kayıtlarını almak isteyecekler. Başka hangi Fransızlar burada hesap açıyor, vergi kaçırıyor diye. Ya da 1931'de bir Alman ajanı diğer önemli banka Union Bank'ın çalışanlarına rüşvet verecek. Vergi kaçıran Almanlarla ilgili bilgi almak için. O yüzden tabii ki insanların zaman içerisinde biraz parasını kaçırmak için, vergiden kaçınmak için kullandığı bir yere de dönüşecek. Özellikle 1900'lerin sonuna kadar. O yüzden bu da doğru. Ama bence olayın başka bir yönü var. Yani ne melek ne şeytan. Bence biraz araftan bakmak lazım sosyal bilimlerde. İsviçre'nin bu kanunu çıkartmasının asıl sebebinin ben mesela ekonomik bağımsızlık olduğunu düşünüyorum. Yani Fransa İsviçre'nin şubelerini basıyor, banka yöneticilerini gözaltına alınıyor. Bir ülke eğer buna reaksiyon gösteremezse bir şekilde kendi halkına bağımsızlığını, kendi ülkesinin bütünlüğünü ikna etmekte çok zorlanır. İsviçre için bu çok daha özel bir konu. Çünkü şöyle düşünün. Tepede Almanya var. Batıda Fransa var. Güneyde İtalya var. Ya zaten bu ülke üç dil konuşuyor temelde. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve etnik olarak da bu çizgilerde bölünük. Başka bir ülke olsa zaten bu üç büyük güç arasında bölünmesi lazım. Polonya gibi. Ama İsviçre işte onunla direnmek zorunda. Onun için biraz sert o bağımsızlığının altını çizecek şekilde devam etmek zorunda. Ben biraz İsviçrelilerin o zaman için en azından bu duruma böyle yaklaştıklarını da düşünüyorum. O toplumsallık İsviçre için çok kuvvetli. İsviçre'nin hani mottosu yok ama resmi olmayan mottosu "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için". Birçe şöyle bir şey düşünün mesela İsviçre birçok entelektüel çıkarmış, çok önemli insanlar yetiştirmiş biri. Bana bir İsviçreli söylesenize. Malum tenisçi hariç.

Ercan Saatçı İsviçreli miydi? Mesela? Yok. Anladın mı? Mesela İsviçreli bir tane ressam söyleyemezsiniz. Fransız müzisyen söylersiniz İsviçreli müzisyen söyleyemezsiniz. İsviçre dünyada kafa başına en çok Nobel kazanan ülkelerden bir tanesi Norveç'le beraber. Ama mesela bir tane bilim insanı sayamazsın. O kadar İsviçreli bilim adamları diye bir geyik var ama bir tane sayamazsın. Mesela toplumsallık, o toplumsal bütünselik İsviçre için çok önemli. O yüzden İsviçre'nin siyasi bir amaçla da bu yasayı geçirdiğini düşünmek gerekiyor.

I. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemin merkezine oturdu finansal açıdan İsviçre. Ama bir yandan da I. Dünya Savaşı esnasında nazilerle ilişkisi olduğunu da konuşuyoruz İsviçre bankalarının. Bu nasıl mümkün oldu?

Şöyle çok kısa o ilişkiyi tanımlayayım. Bu İsviçre'de çok konuşulması istenmeyen bir konu ama bütün dünyanın da İsviçre deyince ilk aklına gelen konulardan bir tanesi. Şimdi dört suçlama var. Çok kısa bir iki cümleyle hepsini değerlendireyim. Bu Nazi altınları meselesinde dünya İsviçre'yi neyle suçluyor? Hatta bir sözle başlayayım. Bu Şotabir yemeği de olan Fransız diplomat Fransız devriminden sonra şöyle bir ifade kullanıyor İsviçreliler için. Bence İsviçrelilerin bu karanlık tarafını çok iyi özetleyen bir söz bu. "Çevrelerini saran devletlerin büyük devrimlerinde tarafsız kalarak başkalarının tarihsizliklerinden zenginleştiler ve insanların felaketleri üzerine bir banka kurdular." diyor. Şimdi bu hem Fransız devriminde milletin parayı kaçırmasına yönelik söylüyor bunu Şotabir ama Nazi Almanya'sıyla yapılan sıkıntılı ilişkiden dolayı da bu ifade tekrar tekrar gündeme gelecek.

Bir, İsviçre'nin aslında I. Dünya Savaşı'nda pasif kalmadığı, Nazilere bir aktif bankacılık hizmeti sağladığına dair bir suçlama var. Özellikle Nazilerin bugünün parasıyla 2,5 milyar dolarla 8,5 milyar dolar değerindeki altını İsviçre'deki bankalara transfer ettiğini biliyoruz.

Çok değilmiş.

O zaman için kontekst olarak çok bir para. Yani zaten o dönemki ticaretin boyutu belli. 3 aşağı beş yukarı. Eğer bunu yapmasaydı birçoklarına göre Almanya hiçbir zaman savaşı 1945'e kadar sürdürebilecek finansal daha da önemlisi malzeme kaynaklarına sahip olmayacaktı. Mesela Hitler'in silahlanma bakanı Albert Speer diyor ki, "Eğer İsviçre olmasaydı ve bunun üzerinden dönen ticaret olmasaydı Alman savaş makinesi daha en başında durma noktasına gelirdi" diyor. Gerçekten de öyle. O dönem Almanların altın akışının %77'si İsviçre üzerinden olacak ve özellikle Almanlar İsviçre bağlantısı üzerinden ticaret yapacaklar.

Bu da ikinci suçlamaya getiriyor. Niye Almanya İsviçre bankalarını bu kadar altın transfer ediyor? Yani bu bir şey değil. Yastık altındaki altınları bankaya götürün tipi bir yaklaşım değil. Aslında bu para daha sonrasında yapılan ticaretin ön koşulu olarak kullanılacak. Yani ne yapacaklar Almanlar? Altınları İsviçre bankalarına verecekler. Karşılığında Frank alacaklar. Frank convertible olan yani takas edilebilen tek para hala. Frank'ı alacaklar. Daha sonrasında İsviçre'den demir, bizden krom, Portekiz'den de Tungsten alacaklar. Çok çok önemli bunlar savaş için. Ve bunu Frank'la ödeyecekler. Daha sonrasında bu ülkeler Frank'ı alacaklar. Bizde o kadar olmuyor. Biz daha çok takas yapıyoruz. Ama mesela İsveç bu İsviçre frangını alacak ve altına çevirecek ve bir şekilde o ticaret yürüyümeye devam edecek. Dediğim gibi Amerikalıların mesela savaş sonrası raporuna göre Almanların bütün uluslararası ticaretinin %90'ı İsviçre üzerinden gelen parayla gerçekleşiyor. Bu müthiş bir şey. İsviçreliler bu ticarete izin vererek aslında Almanların savunma endüstrisine ve savaş makinesine büyük bir alan açıyorlar.

Bu arada konunun bir muhatabı da biziz. Bizde çok konuşulmayan bir konu ama bizde hem İngilizlerle hem Almanlarla ticarete devam ediyoruz biliyorsunuz I. Dünya Savaşı'nda ve bu Nazi altınları ki bu Nazi altınlarının bir kısmı tabii ki nazilerin y Almanların kendi altınları ama birçoğu özellikle Avrupa'da işgal edilen ülkelerin merkez bankalarının altınları. Çekoslovakya, Avusturya, Hollanda, Belçika ve bunların üzerinden yapılan bir ticaret var. İsviçre'ye bunlar delege ediliyor. Dediğim gibi Türkiye'ye de gelecek bu altınların bir kısmı. Biz de hem krom satacağız, özellikle 42 sonrası Almanlara ciddi krom satışına başlayacağız mecburen. Hem de bizim iki tane büyük sorunumuz var. Bir Erzincan depremi oluyor. Tıbbi ekipman lazım. Hem de bizim tarımsal üretim mallarımızı ihraç etmemiz lazım. Standardize olmadıkları için sadece takasla yapabiliyoruz. O yüzden krom ve böyle bir tarım paketiyle büyük ticaret gerçekleşecek Türkiye-Almanya arasında. Bunun sonucunda mesela bir iki rakam vereyim. Amerikalı uzmanlara göre Türkiye Nazi altınlarından bugünün parasıyla 200 milyon dolar, o dönem parasıyla 10'la 20 milyon dolar arası bir para kazanıyor. Savaş başında Türkiye'nin 27 ton altın rezervi var. Bu savaş sonunda 216 tona çıkacak Amerikan raporlarına göre. Hatta bizden de bu para sonra istenecek ama biz sonunda vermeyeceğiz. Zaten soğuk savaş zamanı. Kimse Türkiye'yi küstürmek istemeyecek ama İsviçre bu kadar şanslı olmayacak. İsviçre bir bedel ödeyerek ancak küresel sisteme entegre edilecek.

Bir de asıl problem birçoklarına göre en azından daha duygusal kısım İsviçre'ye gelen altınların bir kısmının toplama kamplarından yağmalanan altın olması. I. Dünya Savaşı'nın en dramatik yerlerinden bir tanesi toplama kamplarıdır. Sen de Outfit'ten bir video çekmiştin hatırladığım kadarıyla. İşte orada outfit'te özellikle insanlar toplama kamplarına götürülmeden üzerindeki değerli eşyalar çıkartılıyor. Gözlük çerçeveleri, gömlek düğmeleri, dişler. Bunun üzerindeki altın da tekrar eritilerek kullanıma açılacak. İsviçre'nin kabul ettiği altınların bir kısmının bunlar da olduğuna dair bir sürü spekülasyon olacak. Bir İsviçreli bağımsız kurumun araştırmasına göre İsviçre'nin aldığı altınların %0.04'ü soykırım suçu çerçevesinde yağmalanan altınlardan oluşuyor. Tabii daha yüksek oran olma ihtimali yüksek. Mesela Treblinka toplama kampı var Polonya'da. Haftalık 8 ile 10 kilo arası altın üretiliyor mesela. Ya da bir Melnenlen altınları meselesi var. Bunu tamamen perspektif olsun diye söylüyorum. O dönem mesela Deutsche Bank'ın aldığı altınların %29'unun direkt toplama kamplarından geldiği sonrasında raporlandı. Bunu nasıl raporluyorlar? Bruno Melner adında bir SS subayı var. Bütün kampları gezerek bu toplanan altın ekipmanları topluyor ve bir spesifik darphaneye getiriyor. Bu darphanenin altınları takip edilerek işte Deutsche Bank'ın altınlarının %29'unun bu Melner'in yaptığı araba seferlerinden geldiği ortaya çıktı. Yani muhtemelen oran daha yüksek. Hiçbir zaman bilinmiyor bu ama İsviçre'yi suçlamak için, ahlaken yaralamak için çok fazla gündeme getirildi.

Son suçlama biliyorsunuz çok fazla Yahudinin İsviçre'de hesabı olduğunu söylemişti. Nazi rejimi bu insanların hesaplarına el koymak istediği için komünistlerin, solcuların, Romanların başta avantaj en azından paralarını koruyabilirler ama birçok insan holokostu hayatını kaybetti. Bu insanların çocukları, evlatları bankaya gittiğinde bankacılık gizliliği gereği bu insanlara hesap bilgileri verilmedi. Ölüm belgeleri istendi. Örneğin holokostu hayatını kaybeden, toplama kampında hayatını kaybeden insanlardan. O yüzden birçok kişi hesabına ulaşamadı ve buradaki suçlama İsviçre bankaları bu hesapların üzerine çöreklenmiş oldu.

Peki abi bu suçlamalar geldi İsviçre'ye ama buna rağmen nasıl oldu da o finansal sisteme entegre olabildiler? Asıl soru bu değil mi?

Yani şöyle İsviçre özellikle 1945'te çok ciddi bir tepkiyle karşılaştı. Özellikle Amerika tarafından dediler ki yani bu savaşın parçası olan bir ülkenin yeni küresel sistemin parçası olmaması lazım. İşte İsviçre 440 milyon dolarlık bir katkıda bulundu. Özellikle Avrupa'nın tekrar yapılandırılmasına. Ya buna haraç da diyebiliriz bana kalırsa. Ancak bu haraç sonrasında Washington protokolü ile küresel finans sistemine dahil edildi. Bu arada İsviçreliler de şunu söylüyorlar. Yani hiçbir zaman kabul etmeyecekler bunların hiçbirini. Özellikle Holocaust bağlantısını. Ama diyecekler ki ya bizim kuzeyimizde Almanya var. Güneyimizde İtalya var. Biz ne yapalım ki Hitler'in İsviçre'yi işgal etmek istediği biliniyor. Çam Ağacı Operasyonu adında bir operasyon bile var bununla alakalı. O yüzden biz zaten yapacak bir şeyimiz yok. 39'da altınlarımızın yarısından fazlasını Amerika'ya taşıdık zaten diyecekler. Hatta milli gelirimiz %9 daraldı 39-45 arasında ama Amerika'nın %59 arttı milli geliri Dünya Savaşı boyunca. Yani biz bu savaştan zaten zararlı çıktık diyecekler ama tabii ki ancak bu parantez içinde 440 milyon doları verdikten sonra finansal sisteme akredite olacaklar. Aynı şey 1990'larda da olacak. Soğuk Savaş sonrası yeniden finansal dönüşüm İsviçre'ye yine bir para vererek ancak bu sefer Yahudilere 1.25 milyar dolar vererek yine finansal sisteme entegre olabilecek. O yüzden böyle İsviçre bu şeyleri ödüyor genelde. Ancak böyle olabiliyorsunuz. Biz de jeopolitik olarak çok iyi durumda olduğumuz için sonsuza geçtik yani.

Evet. Şimdi soğuk savaşın bitişi dedin aslında. İsviçre'nin küresel sistemdeki rolünün azaldığı bir döneme de girdiğimiz bir zaman sanırım.

Bu hikayeyi de dinleyelim senden. Yani nasıl oldu da İsviçre küresel sistemde eski gücünü yitirmeye başladı?

Tarafsızlığın anlamlı olması için biraz da felsefi bir şey bu. İki taraf olması gerekiyor ya. Yani uzlaşan tarafsızlık anlamlı. Tarafın olmadığı bir durumda tarafsız olmak kendi içinde bir değer önerisi barındırmıyor. Soğuk savaş sonrası tek kutuplu dünyada ya da şu anki isimle çok kutuplu dünyada o kadar da önemli bir şey değil iki tarafı birleştiren nokta olmak. O yüzden bu tarafsızlık o kadar da önemli olmuyor ve Amerika kendi finansal sistemine, İngiltere kendi finansal sistemine yatırım yapmaya başlıyorlar ve bir İsviçre ile rekabete giriyorlar. Bu zaten kendi içine tarafsızlığın dönüşmesine işaret ediyor. Daha bence problematik olan şu. Özellikle yeni güçlerin doğuşuyla ne bunlar? Çin, çok konuştuk bu kanalda. Çin anlatmayacağım ama işte Japonya gibi ülkeler kendi finansal bölgelerini yaratıyorlar. Yani Singapur, Hong Kong gibi ya da şu an Ortadoğu sermayesi Dubai yaratıyor. Bunlar İsviçre'de rekabet ediyorlar. Çünkü eğer iki kutup değil de çok kutup varsa onlar kendi finansal sistemlerini yaratmayı, finansal merkezlerini yaratmayı tercih edeceklerdir. O yüzden İsviçre o kadar da önemli bir yer olmayacak. Bir de şu var. İsviçre'nin anlamı Bretton Woods sistemindeydi. Yani Frank'ın tek convertible para olduğu sistemdeydi. Biz Türk lirasıyla dolar alamazken İsviçre Frank'ı tutmak anlamlıydı. E şu an özellikle 80 sonrasındaki o dönüşümle beraber Frank'ın o kadar büyük bir anlamı kalmadı. Herkesin parası convertible oldu ve enflasyon bir küresel sorun olmaktan çıktı. Bizde hala sorun belli ki.

Olmaya devam edecek ama bütün dünyada büyük enflasyon düşüşleri yaşanacak. 80 sonrasında enflasyonun olmadığı, bütün paraların birbiriyle takas edilebildiği dünyada Frank'ın egemenliği de o kadar da önemli olmayacak. Biraz sıradan bir para olacak. Hala önemli ama eskisi kadar finansal sistemin merkezinde değil.

Bir de şey de var ya 90'larda İsviçre ekonomisi büyük çıkmazlara girmeye başlıyor. İşsizlik 90'larda 1.1 iken 90'ların başında 96'da 4.7'ye çıkacak. Böyle bir yavaşlama dönemine girecek İsviçre yavaş yavaş. Bundan bankacılık da etkilenecek ne yazık ki. Ve bütün dünyada aslında İsviçre ekonomi hastalığı diye bir şey duyulmaya başlayacak literatürde. Hala bakabilirsiniz o makalelere. İşte bu büyük market ekonomileri yavaşlayan ekonomiler haline mi dönüşüyor diye bir soru sorulmaya başlanacak. Bu soru anlamsız olduğu ortaya çıksa da 90'lar biraz kayıp 10 yıl İsviçre ekonomisi için.

Bütün bu ekonomik sıkıntılar sebebiyle burada çok önemli bir şey devreye giriyor. Şimdi siz küresel anlamdaki anlamınızı yitirmeye başlarsanız yani o altın çağınız bitti ki bu hani bir sporcudan örnek vereyim. Bazen sporcular eskisi kadar iyi fiziksel yeterliliğe sahip olmayınca ve beyinlerinin emrettiği şeyi vücut yapamayınca yani İsviçre örneğinde de bankalar eskisi kadar dominant olamayınca, kolay mevduat bulamayınca riskli hamlelere dönüyorlar. İşte futbolcularda da böyle bir şey var. Kendi vücudunu zorlamaya başlıyorlar. Genelde bu sakatlıkla bitiyor. Mesela İKARD örneğinde olduğu gibi bankacılıkta da fazla risk almakla bitiyor. Çünkü siz o kaybettiğiniz önemi biraz kompanse etmek, onu gidermek için daha riskli yatırımlara dönüyorsunuz. Çünkü bankacılar ne kadar karlılık elde ederlerse bonusları o kadar fazla artar, o kadar fazla prim alırlar. O yüzden bu geçişi biraz risk iştahının artışıyla beraber karşılıyoruz.

Bütün dünyada bu böyle yani 86'da İngiltere'de Bing Bang denen bir olay olacak. Bir gecede bütün İngiltere bankacılık regülasyonunu kaldıracak Thatcher. Bundan sonra İsviçre de bunu takip edecek. İçeride değil ama İsviçre bankaları o hırsla bütün dünyadan yatırım kurumlarını satın almaya başlayacaklar ve riskli yatırımlar yapmaya başlayacaklar. Bu aslında İsviçre'nin son 30 senede bir sürü skandal, çalkantılar, kötü yatırımlarla anılmasının yolunu açacak. 2008 krizinde UBS 40 milyar dolara yakın zarar edecek. Yani bir Amerikan Bankası'ndan daha fazla zarar edecekler. Bütün bu riskli yatırımlardan dolayı işte Amerika'da yatırım kurumlarına yatırım yapacaklar, mortgage alacaklar. Bütün bu bizim aslında sıkıntılı gördüğümüz ve 2008 krizinde ciddi para kaybeden yatırımlara İsviçreliler de dahil olacaklar. Bu riskli yatırım manevralarından dolayı devlet kurtarmak zorunda kalacak UBS'i ama Credit Suisse diğer büyük banka radarın altından geçecek. Onlar 2008'i görece az atlatacaklar.

Şimdi asıl problem şu. Bir şey söylemiştim hatırlarsanız. Büyük krizler büyük regülasyon dalgaları yaratır. Yani insanlar eğer bankaları kurtarmak için kamu parası harcarlarsa kamu üzerinde finansal piyasaları denetleme baskısı artar. O yüzden 2008 krizinde de aynısı oldu. Hatırlarsanız 2008 krizinde bir sürü banka battı. Bir sürü insan işsiz kaldı ve devlet hem büyük bankaları kurtarmak için para verdi hem bir sürü sosyal harcamalar yaptı. İşte tam bu sebeple özellikle Avrupa Birliği'nde yeni bir bankacılık regülasyonu gündeme geldi. Ama bu sefer iç değil de dışarıda. Yani herkes gözünü İsviçre'ye çevirdi. Bu herifler bizim vergi kaynaklarımızı kurutuyor. Biz düzgün vergi alamıyoruz zenginden. Bu sebeple de en azından finansal harcamaları zenginlerden aldığımız vergilerle yapalım diyecekler. Ve bu İsviçre'nin 1933'ten beri uyguladığı gizlilik konusu yavaş yavaş dünya kamuoyunun merkezine doğru gelmeye başlayacak. Ne olacak? 2014'te bir UBS çalışanı itiraflarda bulunacak IRS'e. Özellikle UBS'in çok fazla Amerikalının vergi kaçırmasına imkan sağladığını söyleyecek. UBS Amerikan hükümeti ile anlaşacak. 780 milyon dolar verecek. 4.500 kişinin de hesap bilgilerini paylaşacak Amerikalılarla. Amerikalılar bu insanlardan 5 milyar dolar vergi toplayacaklar.

Şimdi siz eğer kolunuzu kaptırırsanız finansal piyasalarda onun devamı gelir. Orada Amerikan Senatosu da biraz kan kokusu aldı ve bunun üzerine gitmeye başladı. Yani gerçekten İsviçre bankaları Amerika'daki vergi gelirlerini ne kadar düşürüyor ya ne kadar vergi kaçırılmasına aracılık ediyor diye. İşte 2014'te Amerikan Senatosu bir rapor yayınladı McCain önderliğinde. Amerika'da sadece Credit Suisse 22.000 Amerikalı müşterinin vergi kaçırmasına imkan tanıyor dediler ve 10 milyar dolardan fazla vergi kaçakçılığına sebebiyet veriyor bu olay dendi. İsviçrelileri köşeye sıkıştırdılar. Ya bunu bitirirsiniz ya da sizi finansal sistemden dışarı atarız dediler. Bir de bu olay dramatize edildi. Raporu okursanız şöyle ifadeler var. Mesela İsviçreli bankacılara yapılan suçlamalardan bir tanesi şu. İşte spor dergilerinin arasına banka dökümlerini koyup gönderiyorlarmış. Ya da işte kimin İsviçre'de bankada hesabı olduğunu devlet görmesin, Amerikalılar görmesin diye bankacılarını golf turnuvasına gönderiyormuş gibi Amerika'ya sokup orada vergi mükellefleriyle buluşturuyorlarmış. Ya da işte İsviçre'de hiçbir düğmesi olmayan asansörlerde uzaktan kumandalı insanları aşağı indirip gizli böyle kapalı kapılar ardında nasıl Amerika'dan vergi kaçırılacağını anlatıyorlarmış gibi bir sürü gereksiz detay da var. Ama doğru mu bunlar? Peki bunu denetlemenin bir yolu yok. İsviçre bankaları 1980'den itibaren çok gevşetmişlerdi. Şimdi çok kısa onlara değineceğim ama bunların hani olması akıl dışı değil. O yüzden 2017'den itibaren İsviçreliler otomatik olarak kimin ne kadar vergi yükümlülüğü var bunu Amerika'yla, Avrupa'yla paylaşıyorlar. Hatta bizle de paylaşıyorlar kağıt üzerinde. Ama Asya, Afrika ülkelerinin birçoğuyla böyle anlaşmaları yok İsviçre'nin. Yani hala o ülkedekiler vergi kaçırmak için İsviçre'yi kullanabilirler. Ama Amerika için çok zor bu. O yüzden gizlilik yasası da 2010'ların ortasında kaldırılacak. İsviçre'nin en önemli değer önerilerinden bir tanesi kaybolacak ve bu İsviçre bankalarının en azından Credit Suisse'in çöküşüne de zemin hazırlayacak diyeceğim.

Şimdi üç temel tip skandal var. En azından ben öyle derledim. Bir sıkıntılı insanların sıkıntılı paralarına ev sahipliği yapmak. İşte İran şahının kaçırdığı para. Petrobras yani Brezilya Petrol şirketinin yolsuzluk parasına ev sahipliği yapmak. Medellin kartelinin parasını almak gibi böyle çok sıkıntılı paralara ve sıkıntılı kaynaklı paralara ev sahipliği yapmak var. İşte Swiss Secrets diye bir veri havuzu yayınladı OCCRP yani Bağımsız Gazeteciler Birliği diyeceğim. Orada böyle 30.000'den fazla hesap var. Çok sıkıntılı isimlerin. Gerçekten cümbüş gibi bir liste. Bu insanların parasını da almazsın be kardeşim diye ama aldılar. Bütün bu risk iştahı sebebiyle. İki çok sıkıntılı yatırımlar var. Green Seal Capital, Archegos. Çok para kaybeden yatırım evlerinde İsviçreli bankaların parası battı ve aslında mevduat sahiplerinin de paraları battı. Bu riskli yatırımlar sebebiyle. Bu da ikinci tip skandal. Yani kötü yatırım üzerine çok düşünülmemiş yatırım skandalları. Bunlar da çok uzun bir liste. Üç, kötü niyetli manipülasyonlar var. İşte Libor oranlarını yani bankaların birbirine verdiği faiz oranlarının bir şekilde değiştirilmesi, bankaların bir araya gelerek manipüle edilmesi gibi. Ya da hatta başka bir iddia UBS'in üzerinden ticaret yapan insanların kurlarını manipüle ettiği yani senin gördüğün kurların gerçek kurlar olmadığı gibi iddialar var. Bunlar hiçbir zaman tam kanıtlanmıyor. Çünkü İsviçre bankaları bu durumlara şöyle yaklaşıyorlar. Bu skandal ortaya çıkıyor. Dava sonuçlanmadan İsviçre bankaları anlaşmaya gidiyor. Ya hükümetle, devletlerle ya da ya da bu olaydan zarar görenlerle. Yani hiçbir zaman bu davalar sonuçlanmadığı için hiçbir zaman kesin emin olmuyoruz. Ama bu üç tip skandal yavaş yavaş İsviçre bankalarının özellikle Credit Suisse'in albenisini ve finansal gücünü aşağı çekmeye başlıyor.

Bir de tabii çok skandal yönetici işleri var. Çok kısa bir anekdot yani ne kadar olayın garipleştiğini anlatmak için söyleyeyim. Credit Suisse'in bir müdürü var. Özel müşterilerle ilgilenen. Bu CEO ile takışıyor. Aynı gölün etrafında iki evleri var bunların. Bu genel müdür kendi evinin tadilatını hafta sonu ya da çok erken saatlerde yapıyor. CEO buna bozuluyor. Bunu işte yönetim kuruluna şikayet ediyor. O onu bahçesine ağaç dik diye şikayet ediyor. Sonra bu özel bankacılık müdürü UBS'e geçince de CEO peşine özel dedektif takıyor mesela. Ve bu daha sonra ortaya çıkınca hem özel dedektiflerin başı intihar edecek hem de CEO görevinden ayrılmak zorunda kalacak. Sadece tadilat saatleri uygunsuz yapıldığı için ya da sen şuraya ağaç diktin, sen buraya ağaç diktin tartışmasına girdikleri için ya o kadar artık olayın cılkı çıkıyor. Olayın artık bereketi kaçıyor diyebiliriz Credit Suisse için.

Daha sonrasında 2022 sonunda Credit Suisse batıyor mu diye bir dedikoduculuk yapmaya başlanıyor ve 2022'nin son çeyreğinde 4. çeyreğinde 110 milyar frank çıkış oluyor. Bunu euro olarak da düşünebilirsiniz kabaca. Sadece 3 günde 35 milyar dolar insanlar mevduatlarını çekiyorlar. Credit Suisse'ten bütün bu skandallar sebebiyle bir mesela gazeteci tweet atıyor ABC muhabiri. Çok büyük bir banka batmanın eşiğinde topun ağzında diye. İnsanlar korkup para çekmeye başlıyorlar. İşte bu 3 gün o 3 gündü. Daha sonrasında hükümet can hıraç şekilde biraz nakit enjekte ederek ayakta tutuyor. Ama hatırlarsınız bu 2023'ün ilk çeyreğinde Amerika'da bir sürü banka battı. İşte Signature Bank, Silicon Valley Bank gibi. E bunlar batınca insanlar direkt en zayıf halkaya döndüler. Küresel finans piyasasındaki Credit Suisse zaten makineye bağlı yaşıyordu. O da mı batacak derken onun batmasına izin vermeden çünkü o batsa gerçekten 2008 gibi bir finans krizine doğru girerdik. İsviçre hükümeti UBS'e yani daha büyük bankaya Credit Suisse'i aldırdı. Credit Suisse hisseleri UBS'e geçti. Defter değerinin küçük bir miktarına. Böylece o kitlesel kriz önlenmiş oldu. Ama İsviçre'nin de en eski, en köklü bankası batmış oldu. Bir taraftan parantez içerisinde. Kimin parası battı? Suudi Ulusal Bankası'nın büyük parası vardı Credit Suisse'te. Sadece bir sene önce 2022'de hisse başına 3.82 frank verip 1,5 milyar dolarlık yatırım yapmışlardı. Credit Suisse el değiştirirken yani UBS'e geçerken sadece hisse başına 0.76 frank aldılar. Yani paraları neredeyse 5te 1'e indi. Sadece bir senede korkunç bir yatırım zararı bu. Ama çok üzüldüğüm de söyleyemem. Yine de İsviçre bankacılığının çöküşünün hem ahlaken hem maddi olarak sembollerinden bir tanesi o Credit Suisse'in hiç beklenmeyen ve çok hızlı gerçekleşen çöküşüydü açıkçası. Yani bir ifade var çok vurucu. Ben bu videoyu hazırlanırken bir İsviçreli bankacı arkadaşla konuştum. Bana şey dedi yani 60 saatte 180 senelik bankayı batırdık dedi. Yani bu örneği olan bir şey değil dedi. Yani 80 saat önce bana Credit Suisse batacak desen inanmazdım dedi. Ama gerçekten öyle oldu.

İsviçre için bir geri dönüş imkanı var mı yoksa onu da batırdığımız ülkeler listesini ekleyecek miyiz? Ya İsviçre'ye batmış dersek bizi burada taşlarlar. Yani dünyada kişi başında servetin en büyük olduğu ülke. Batmışla aynı cümlede kullanmamak lazım. Ama hani İsviçre bankacılığı eskisi kadar kuvvetli olacak mı? Muhtemelen hayır. Ben şey diye düşünüyorum. İki avantajı, iki de riski var bence İsviçre'nin. En azından ben öyle derledim.

Riskleri çok söyledin. Biraz avantaj dinleyelim. Biraz da güzel haber ver dedin. Ya şimdi şöyle bir şey var. İsviçre neden tercih ediliyor? Genel olarak tarihi boyunca diğer bütün jeopolitik gelişmeleri bir kenara koyalım. İşte tarafsız bir siyaseti var, istikrarlı bir ekonomisi var, güçlü bir parası var, güvenilir hukuk sistemi var. E zaten bunlar değişmedi aslında İsviçre'de. Yani bütün bu sıkıntılı sürece rağmen bu başat unsurlar devam ediyor hayatına. Mesela hala bir totaliterleşme eğilimi yok. Yani son zamanlarda mesela büyük bir son zaman diyeyim geçen hafta neredeyse bir referandum yapıldı. 50 milyon frankın üzerinde serveti olanlara büyük bir servet vergisi ve miras vergisi konması gündemdeydi. %78 oranla reddedildi bu. Hani İsviçre'nin başa taktır olmasını sağlayan iç şartlar pek değişmedi. O yüzden tekrar jeopolitik gelişmeler sebebiyle düzelebilir diye düşünüyoruz. Hala özellikle servet yönetiminde, kişisel servet yönetiminde çok önemli bir oyuncu ve söylediğim gibi dünyada offshore yani uluslararası servetin hala en önemli merkezlerinden bir tanesi. Uluslararası servetin %27'sini İsviçre bankaları ve İsviçre finansal sistemi kontrol ediyor. O yüzden hala baz seviyesi oldukça kuvvetli bütün son yıllarda yaşadığı çalkantılara rağmen. E ikinci avantajı karlılığı çok yüksek İsviçre bankalarının. Mesela Carne'nin bir raporu var. Batı Avrupa'daki büyük bankalarla kıyaslıyorlar İsviçrelileri. Müşteri başına geliri İsviçre bankalarının 901 euro. Avrupa bankalarının özellikle Batı Avrupa bankalarının ortalaması 80 euro. Yani İsviçre bankaları müşteri başına iki kat daha fazla para kazanıyorlar ve karlılıkları da iki kat daha fazla müşteri başına karlılıkları yani başka bir segment ve başka bir karlılık seviyesiyle hayatlarına devam ediyorlar. Bu da çok iyi bir bas. Hala o segmenti kaybetmedikleri anlamına geliyor. Çok temelde normal bankacılık içerisinde bile. Üç, İsviçre özellikle iki alana çok ciddi yatırım yapıyor. Bence gelecekte kıymetli olacak iki alan bu. Kripto ve sürdürülebilir bankacılık. Yani çevreci bankacılık. İsviçre'de 2022 itibariyle 400'den fazla fintech şirketi var ve son 10 senede her sene %14 sayı arttırıyor. Fintech ekosistemi İsviçre'de yeni şirketler kurulmaya devam ediyor. Özellikle kripto alanında bu DLT yani dağıtılmış defter konusunda İsviçre dünyadaki en önemli merkezlerden bir tanesi. Böyle kripto vadisi denen bir yer var İsviçre'de. Bu girişimlerin, kripto girişimlerinin olduğu. Aynı şekilde sürdürülebilir finans. Bu yeşil tahvil meselesinde de İsviçre dünyadaki en önemli oyuncularından bir tanesi olacağa benziyor. Yaptığı yatırımlar sebebiyle bunlar geleceğin alanları olduğu için İsviçre'nin bence oradan kitlesel finansa bir dönüş şansı olacak. Eğer bu alanlar büyümeye devam ederse.

Bir de riskleri de sayayım. Onlar küsmesin yani. En azından bu videonun başındaki en büyük problemimiz onlardı. Şimdi şöyle düşünün. En büyük risk ne? 10 sene önce İsviçrelilere sorsaydım bunu ki bankacı AKŞ da öyle söyledi. Bana şey derlerdi. İki büyük bankamız var. Credit Suisse ve UBS. Bu ikisi çok büyükler. Bunlara bir şey olursa biz kurtaramayız. Şimdi Credit Suisse battı ve UBS onu satın aldı. Şimdi bir mega bank var. Mega bir risk var. Yani bir banka İsviçre'nin gerçekten varlığını tehdit eder hale dönüştü. UBS'in bankacılık varlıklarındaki payı %67. Yani bir ülkenin varlıklarını, bankacılık varlıklarının %67'si tek banka tarafından kontrol ediliyor. Bu çok ciddi bir risk işaret ediyor. UBS'in bilançosu İsviçre'nin senelik milli gelirinin iki katından fazla. Yani bir şey olsa gerçekten İsviçre bunu kurtarabilir mi emin değiliz. Şu anda İsviçre'nin varlığı için bir tehdit bu kadar büyük bir bankanın olması ve zaten sıkıntılı bir arka plana sahip bir bankacılık sistemi olduğunu risk anlamında söylemiştik. Genel olarak banka sayısı da azaldı. 10 sene önce 100'den fazla banka vardı. Şu an 82 ama 2030'da bu sayı muhtemelen 70'in altına inecek. Bütün bu konsolidasyon sebebiyle. İki bireysel müşteri kaybediyor İsviçre. Yani dünyada servet ciddi şekilde artarken İsviçre'nin bireysel müşterilerinin varlıkları ve sayıları azalmaya başladı oransal olarak. Bu çok ciddi bir tehdit. Çünkü bu trend kırılabilir bir trendi değil. Bu bankacılık ilişkileri çok uzun süreli bankacılık ilişkileri. Yani neredeyse jenerasyonlar boyunca inşa edilen bankacılık ilişkileri. Siz eğer çok zengin bir aileden geliyorsanız dedenizin çalıştığı İsviçre bankasıyla çalışmaya devam edebiliyorsunuz. O yüzden oradaki azalma İsviçre'nin uzun vadeli bu hani %20'lik payının daha da daralacağı anlamına geliyor olabilir. Çünkü bir sonraki jenerasyonu yakalayamayacağı anlamına geliyor olabilir. Bu ikinci büyük risk bence. Üç, işte bu Dubai, Hong Kong, Singapur meselesi İsviçre için daha büyük problem olacağını düşünüyorum ben. Çünkü bütün dünyadaki yeni servet Asya, Pasifik ve Amerika'da yaratılacak. Önümüzdeki 5 senede Asya'daki servet işte %8 artarken Amerika'da %7 artacak ama Avrupa'da sadece %3 artacak. İsviçre'ye asıl, İngiltere ve İskandinavya zenginleri geliyor. E şimdi bunların sayısının artmasını beklemek önümüzdeki 10 senede çok optimist bir tahmin olur. Asıl zenginlik Vietnam videosunda konuştuk. Vietnam'da, Hindistan'da ve biraz da işte Çin'de gelişmeye devam edecek gibi gözüküyor. İsviçre buralara ulaşamadığı, buradaki servet sahipleriyle yakın temas kuramadığı senaryoda geleceği çok da parlak olmayabilir. Hiçbir zaman sürünmez ama küresel anlamda o kadar merkezi bir konuma sahip olur mu ondan emin olamıyorum.

İsviçre benim üzerine çok düşündüğüm bir ülke. Dünyadaki gerçekten en özgün ya İsviçre'ye dair son bir senedeki okuduğum kitap sayısı 20'nin üzerindedir. Yani o insanları anlamaya özen gösteriyorum. Çünkü Avrupa'da kalıp bu kadar farklı düşünebilen bir yapı benim çok ilgimi çekiyor. Hala bence İsviçre'nin dünyaya verebileceği çok şey var. Ve şunu görmek lazım ya bütün bu hikayeden anlattığım işte 14. yüzyıldan alma sebebim hikaye bu. Bu adamların en büyük yeteneği çok güzel adapte olabiliyorlar. Yani zaman ne emrederse İsviçreliler ona dönüşebiliyorlar. Kimi zaman işte kendi finansmanlarını yapabilse edebiliyorlar. İçlerine geldikleri zaman içeride bir endüstri kurup onu finanse edecek bir sistem yaratıyorlar. Dünyanın bankacısı oluyorlar. Son pragmatik şekillerde Nazilerle işbirliğine gidiyorlar. Bu onayladığım bir şey olmasa da. İşte bu dönüşüm ve bu adapte olabilme yeteneği İsviçrelilerin bence en önemli başarılarından bir tanesi ve ben en azından buradan biz ülkeye öğrenebiliriz. Yani biz hep çünkü gelişmekte olan ülkelere bakıyoruz ama İsviçre bize ne sağlayabilir? Ben ona özellikle bu sene çok fazla vakit ayırdım. Bankacılık sisteminde bundan bağımsız düşünmemek lazım. Evet bugün İsviçre bankacılığını konuştuk. Eğer şu konuyu da konuşalım. Bu konu da çok enteresan. Özellikle finans ekosisteminden, ekonomi dünyasından. Onları da yorumlarda belirtebilirsiniz. Mesela şu ilgi çekici olur mu? Bu videoda hem Rockefeller'dan hem Rothschild'lerden biraz bahsetmiştim. Bizim ekosistemimizde biraz küresel komplo teorilerinin parçası bu insanlar ama bunları konuşmadıkça biraz muhabbet tıkanıyor diye düşünüyorum. Eğer hani bunlarla ilgili video görmek isterseniz de yorumda belirtirseniz çok memnun olurum. Sağlıcakla kalın.