Transcription
Ve hızlı secdede bulsun. Andığımız secdede bulsun bize her lahza. Ezan ve Hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan. Zikrediniz arşı geçip secde kadar yükselsin mavi aralardan. Ümit ettiğimiz ses gelsin. Şiirin ve fikri nasıl takipçilerimi? Eğer cumartesi akşamı saat 22'de YouTube kanalımızda canlı olarak gerçekleştirdiğimiz Zirve şairlerimizden şiirler programında ruh Mübarek Ramazan ayı münasebetiyle Ramazan ayının biz kulları Allah'ın bir ikramı izzet-i takvanız ve faziletini zararsız günahlardan arınma alım diye rabbimiz'in lütfettiği bu Kur'an ayını hakkıyla nasıl da diyebiliriz değerlendirebilir isi konuşmak üzere B çok değerli bir konuğumuz pek çok değerli bir hocamızla.
Bütün ömrünü Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm'ın hayatını insanımıza takdim etmek, bu hayatı idrak edip insanlığı aydınlatmak üzere öğrenciler yetiştiren ve benim de her ne kadar örgün eğitimde talebesi olmasam da da Ensar vakfımızın YouTube kanalında her çarşamba günü akşam saat 21'de canlı olarak gerçekleştirdiği asra saadet sohbetleri niçin bugüne kadar hocam 50 sohbeti orada gerçekleştirdi. Her bir sohbetini bi elimde kalem önümde defter notlar alarak takip ettim. Çok kıymetli bir hocamız. Dolayısıyla o her 2'si yeri Peygamberin hayatını mevkide lere değil günümüze taşınması gereken, yaşanılması gereken üsve-i hasene olan efendimizi insanımıza takdim etmeye kendini vakfeden bir insan.
Bu programın hemen başında ifade etmeliyim ki değerli hocamızın Ramazan boyunda Ramazan Kur'an'la Efendimizle sünnetle ibadetle meşgul olma ayı ise hocamdan dinleyeceğiz. Ben Ensar Vakfı'nı YouTube hesabındaki bu 50 sohbeti birinci dersten itibaren tüm dostlarımızın not almak kaydıyla takip etmesini öneriyorum. Bu ayın geceleri bi en az gündüzleri, hatta gündüzlerin dende kıymetli ömürler ve günler daraldı. Dolayısıyla bu sohbetleri mutlaka nokta kadar takip etmenizi, aynı şekil bu beside noktada alarak takip etmenizi hasretin öneriyorum.
Evet, diyoruz ki siyer-i günümüze yani Efendimizin hayatını mı günümüze taşımazsak, o halde Peygamberimizin Ramazan'ı da günümüze taşımamız lazım. İşte bu taşımayı bu Ramazan'da ne yapmalıyız? Efendimiz'in hayatıyla ortaya koymak üzere değerli hocam Mustafa Ağırman'a sözü veriyorum. Hocam kusura bakmayın girizgah tabu geniş açıklamayla girdim. İnanıyorum ki bol bol hem geçmiş sohbetlerinizi bizi izleyen dostlar izlemiş olacaklar hem de bu gece sizinle Ramazan ayının iftarları mızı yaptık, orucumuzu tuttuk, teravihler imiz kılındı ve inşallah gecemizi ihya etmek, bütün bir Ramazan'ımızı Peygamberimiz nasıl geçirdiyse günümüze taşıyarak geçirmenin tabii bu Ramazan'da sahip olduğum çok güzel rahatsız etlerimizi bütün hayatımıza da taşımak üzere zaten annesi bir biliyoruz. Sözü seviyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
Değerli ağızlı billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbilalemin vessalatü vesselamü ala rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. İl koordinasyon şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Havuzu billah ve neuzu billah diyerek hem ben hem de sizler hep beraber kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırız. O Rahman ve Rahim olan Yüce Allah'ın adıyla başlarız. Allah'a bu sonsuz hamdü senalar ederiz. Cafer Bey, belli Bey kardeşim, ben muhterem hazirun. Biz Allah'ım etmeyelim de kim hamd etsin? Allahü Teala yarattığı mahlukat içerisinde bizi insan olarak yaratmış. Taş değil, ağaç değil, kuş değil, balık değil, insan olarak yaratmış. İnsana biz eşrefi mahlukat yani yaratılmışların yaratıkların en şereflisi diyoruz. Allah'ım bizi insanlar içerisinden de almış, dişi iman ve İslam şerefiyle şereflendirmiş. Bir insanın dünyada sahip olabileceği en yüce makam mümin olmak ve Müslüman olmak. Allah'ın biz O da lütfetmiş. Şimdi biz hamd etmeyelim de kim hamd etsin? Hem insanız, hem Müslüman. Müslümanlar arasından da almış Allah'ım bizi abi kendini tanıtmış, peygamberini tanıtmış, Kuran'ı muhabbet kılmış. Namazla, oruçla, tarçınla, zekatla diğer ibadetlerle bizi terbiye etmiş, onurlandırmış, bizi kendisine yaklaştırmış. Biz Allah'a hamd etmeyelim de kim amcasının? Sevgili kardeşim, dün akşam birinci teravih namazımızı kıldık, sahura kalktık, bugün orucumuzu tuttuk, yarınki orucun teravihi kıldık. Evlerimiz deyiz, bir sohbetle sizde çok güzel kardeşlerimizle sen netlik, mümin ve Müslümanlarla yüzyüzey başbaşayız, yanyanayız. Bir saniye etmeyelim de kim hamd etsin? Bu mübarek Ramazan ayında vakitlerimizi Kur'an kıraati ve tilavetiyle, Kur'an meali ve tefsiri ile evimizdeki ve camilerdeki ibadetlerle vaktimizi değerlendireceğiz. Beşeriyetten ya insanlık mertebesine çıkacağız, melekler içeceğiz. Rabbimize daha yakın olacak, Peygamberimizi daha yakın tanıyacağız. Allah'ımıza biz anne etmeyelim de kim hamilesin? Çevremizde mümine Müslümanım dediği halde belki dün akşam bu akşam teravih kılmayan, bugün o bu tutma zevkini yaşayan insanlarımız da vardır. Yok değil, vardır. Onların da elinden tutmamız lazım. Gelir sözügüzel söyleyeceğim şimdi bu meclis bir edebi meclis. Sözü güzel söyleyenleri matta şiire dökenlerin sözü sanat olarak icra edenlerin meclisi. Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de buyurur ki: "Allah'tan daha güzel sözlü kim vardır?" Sözü güzel söyleyerek bu insanların da elinden tutacağız. Allahü Teala Musa Aleyhisselam'ın mı ve kardeşi Harun'u, Allah her ikisine salat ve selam versin ki ravuna gönderirken onlara dedi ki: "Gideyim ona yumuşak söyle." Sefagul ne yapmalı bilen leyna yumuşak söyleyin. Bizim ecdadımız da dedi kim tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Sevgili Cafer Bey, sizi takdir ediyorum bu grubu, bu sayfayı o arkadaş grubunu takdir ediyorum. Şundan dolayı sözün güzeline değer veriyorsun. Bu din güzel konuşularak, güzel yaşanarak başkalarına anlatılır. Ben yıllardan beri Erzurum Üniversitesi büyük camiinde vaaz ederim. Sizin çok değerli arkadaşınız, sevgili evladınız Doçent Doktor Hayrettin Öztürk Bey de bunu yakın bilir. O da orada zaman zaman Kuranı Kerim okur, bizi mest ederdi ve etler de vaazlarda üniversite öğrencilerine derdim ki: "Böyle çok yakın ve samimi olarak evladım, sevgili çocuklar, burada ayet okusam bileceksiniz ki Arapça, hadis okusam diyeceksiniz ki Arapça da ama bu kürsüde önce ayet okunur, sonra hadis okunur." Bi etleri okurdum, hadisleri okurdum, manalarını verirdim. Ondan sonra da derdim ki: "Cafer Bey, çocuklar sizinle ezbere bildiğiniz atasözleri vardır. Şimdi o atasözlerini sıra geldi. Ben şunu iddia ediyorum, atasözleri ya bir ayetin mealidir veya bir hadisin mealidir veya ayetin hadisin mefhumunun komple mi hale getirilmiş, sıkıştırılmış, biz veciz ediyoruz, vecize haline getirilmiş bir tanesidir." İşte Allah'ımın Musa Aleyhisselam'a ve kardeşi Harun Aleyhisselam'a söylediği sözü biz ecdat olarak tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, güzel sözüyle ifade etmişiz. Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurur ki: "Holi hayır o iller Facebook ya hayır söyle ya sus." Bizim ecdadımız demiş ki: "Bir söyle, iki dinle." Bu manada ne kadar güzel atasözleri vardır. Şimdi ben bunları tabii hazırlamadım. Ya hazırlamadım derken böyle samimi bir sohbet havası içerisine şu anda sizin aklınıza gelen söz ile söz gümüş ise bu altındır mesela onu düşünüyordum, ilk aklıma geldi. "Söz gümüşse sükut altındır." Saygıdeğer dinleyicilerim, muhterem hazirun, hem sevgili Cafer Bey kardeşimize hem belli be kardeşimize kitap ederken asıl muhatapların sizlersiniz. Saygıdeğer dinleyicilerim, geçmişinde böyle bir ecdadı olan millet yok. Ya Kuran'ı atasözleriyle yaşatan, Kuran'ı ilahilerle nesilden nesile aktaran, Kuran'ı şiirlerle nesilden nesile aktaran Yunus'u olan, Mevlana'sı olan, Akif'i, Necip Fazıl'ı olan, gümüştül ve alevlerin sahibi Ali Ulvi Kurucu'su olan, bakisin nefisin abisi Şeyh Galip'i olan millet. Evet, dünyada az bulunur. En yakın olmaları hasebiyle farsların da vardır, Arapların da şairler vardır ama bizimkiler inan ki Kuran'ı konuşturmuşlardır. Hakkı ve hakikati yani böyle iki satırlık bir beyte, bir mısra'ya şimdi biz ediyorlar efendim dörtlük diyorlar, ben yine mısra, beyin, kıta kavramlarını kullanıyorum. Bir beyitte sıkıştırmış şairlerimiz var. Onlara ne kadar dua etsek azdır. Şimdi hepimizin kendisinin çok sevdiğimiz, takdir ettiğimiz, hele bizimlesin yıllarca salonlardan salonlara koşarak meydanlardan meydanlara koşarak dinlediğimiz konuşmalarıyla, şiirleriyle, kitabeleriyle inan ki böyle cana geldiğimizde 12 yas hitabesini ezberlediğimiz Üstad Necip Fazıl'ın şu kısa sözüne bir bakar mısınız? "Yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin. Allah kuluna hakim, kulları heyecan." Benim yaş. İşte bu sevgili arkadaşlar ya bunu ancak bir kitapla ifade edebilirsin. Bir milletin yakın tarihinde düştüğünü nokta da yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin o güzelim eskilerinin estetiğinin sanatının yeninin çirkine mahkum esir olduğunu görüyoruz. Allah kuluna hakim kulları heykellerin kim ifade edebilirim? Onun onun için bu meclisi o grubu takdir ediyorum. O bende Safer Bey bizi dinledi gibi ben de onun programlarını YouTube'dan böyle bazen kendisinden habersiz açıyorum, izliyorum. Bilmiyorum, hani derler ya mest oluyorum. Afrin, biz öyle bir milletin. Eyvallah hocam.
Şimdi tabii aslında ben programa söyleyecek çok sözümüz var. Ben şimdi programlarımızı izleyince akt1 programa o 40 dakikalık programlarını za müthiş bir heyecanla hazırlandığını zı, belki defalarca anlattığını su su su izleyenlere takipçilere olan bir saygının ve tefsiri de arz etmenin gereği müthiş bir hazırlıkla geldiğinizi görüyorum ve tabii aslında ben bunu bu programda Ramazan'a odaklı yürüttüm ama sizin 50 programı yani özellikle Ensar Vakfı YouTube'da yaptığınız sohbetlerde hiç bir sağ olasın ki orada şiirin gücünden de istifade etmiş olmayasınız. Yani Necip Fazıl'dan Mehmet Akif'ten bize ayır olan büklüm şahinlerle mutlaka az önce de özetlediği niz gibi herhalde ifadeyi meramın en üstüne olan o şiirin gücünü de kullanıyorsunuz aslında sohbetin son bölümünde de hocam Zirve şairlerimizden şiirler programı yapıyoruz. E bazen dostlar bu da neyin nesi diye gerçi epeyce bulup kırdık artık 69 program. Elbette şiirimizde bizim nasıl ölümüz ve birimiz alemlerin rabbi olan Allah içinse şiirimizde bu mesajı bu sorumluluğu yerine getirmek için sunulan az önce de ifade ettiğiniz gibi Yunus'un şiirlerini hadislerin ayetleriniz ahından Mevlana'yı efendim yine Ahmet Yesevi o ayrı düşünmemiz mümkün değil. Dolayısıyla bu anlamda Efendimiz'in de hayatında şiiri ve şairi verdiği hususunda bir İslam tarihçesinden bir siyah hocasından sünneti Peygamberin hayatını günümüze taşımak sa dolayısıyla günümüz davetin dedee bu yoldan istifade etmek lazım. Diğer büyük olacağım sorun şu şu yani sizin sohbetlerinizi de tabii önce bir özet dedim ki Hocam zaten özetini özetini 50 programda yapıyoruz zorlanıyor bu çok büyük bir ülkenin alıp olur 50 programı özetini yapmaya bırak ezber izleyici kendi adını zevkini o programlarda yaşasın ama orada üzerinde durduğunu sohbetlerde gördüğümüz yani Müslümanların sohbetten uzak bir hayatları yok. Yani bir tarafta işte daha ölüler pamuğundan enduro Ashab üstesinden varıncaya kadar bir süre sohbet 3B dolayısıyla günümüz insanına ulaşabilmek için aslında bugün elimizdeki olan bir sosyal medya YouTube'u ile Facebook'un öyle Instagram'ıyla sevgiye saygıya insanlar davete vakti edilmesi gereken bir mecra olarak da görülmesi gerekir ve burada da elbette ıspanakların diğeri ve sıralaması değişebilir ama hayra aracılık yapan her şey önemlidir. Şiirin yerine dair birkaç kelam doğrusu arzu ediyordum buradan siz gelince belki bu yönüyle de birkaç kelam yaparsanız sevinirim. Teşekkür ederim efendim.
Şimdi abi öğrencilerime diyorum ki ilahiyat fakültesinde sevgili çocuklar edebiyat bizim yan balığımız dır bu bir gerçektir. Birer bizii dinleyenler arasında ilahiyatçı arkadaşlarımız var. Bu ilahiyatçılara niyetlenmiş arkadaşlar varsa Kuran'ı okuyacağım, hadisini okuyacağım, onları anlayacağım ve buradan anlattıklarını bütün insanlığa anlatacağım diyen arkadaşlar varsa edebiyat bizim yan dalımızdır. Öğretmen olmak istiyorsanız, sözü söyleyen ve yaz sözü yazıya döken yazar olmak istiyorsanız, ilahiyat yazar diyorlar ya şimdi edebiyat bizim yan dalımızdır. Eğer İslam hukukçusu olmak istiyorsanız, hukuk fakültesi bizim yan dalımızdır. Eğer İslam iktisadi üzerinde konuşmak istiyorsanız, iktisadi idari bilimler fakültesi ekonomi bizim yan dalı mıdır? Yani mevcut üniversiteler içerisi ve bütün fakültelerle bizim bir irtibatımız ın olması lazım geliyor. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de ve bütün peygamberlerde biz bunu görüyoruz. Şimdi bakın efendim, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hayatında ben iki kere şiirle meşgul olduğunu size söyleyeyim. Belki bu sohbetlerde geçmiştir veya geçmemiştir. Bir peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak fiili iş olarak bir mescit yani cami yapma faaliyetine girdi. Caminin yerini tespit ettiler, planını Peygamber Efendimiz tayin etti. Temeller kazıldı, temellere taş doldurdular. Duvarlar kerpiçten yapılacak. Çok şeker bir için çamur karıldı, rol çamurlar tavuklara döküldü, kalıplar kurudu. Kerpiç dediğimiz güneşte kurutulmuş tuğladır, fırında pişmiş değil malumunuz. Güneşte kurutulmuş tuğla. Şimdi bu güneşte kurutulmuş kerpiçler inşaat alanına taşınacak. Herkes gücüne kuvvetine göre ya bir tane kerpiç alıyor kucağına, kimisi iki tane alıyor, gidiyorlar, geliyorlar. Yolda karşılaşıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendim de kerpiç taşıyor. Sahabe-i kirâm efendilerimiz: "Ya Resulallah, siz buyurun oturun, elbiseniz tozlanıyor, biz booker pisleri taşırız, sadece başımızda bulunun." diyorlar. Peygamberim: "Asabım Allah yolunda benim elbisem tozlanmasın mı? Al en sonunda benim elbisemin tozlanmasına niye mani oluyorsunuz?" Biz burada kanaat önderlerinin, alimlerin, idarecilerin, hadi toplanın şu işi yapın diye etrafındaki ne iş gösteren, işbuyuranların o işe nasıl dahil olmaları gerektiğinin, çalışanlara nasıl aşk ve heyecan vermeleri gerektiğini Peygamberimizden öğreniyoruz. Şimdi ayrıca bizi ilgilendiren bir konu. Burada şiirler söyleniyor, böyle kısa kısa beyitler. Hemen insanların zaten Arap'ın aşağı yukarı hepsi şairdir, hemen anında ya şiir inşa ederler veya başka şairlerin söyledikleri şiirleri hemen ezberden söylerler. Orada taşıdıkları kerpiçler in dünya evet şu olmadığını, ahiretlik olduğunu ifade eden kafiyeli sözler söylüyorlar. Bu sözler yani bu şiirler, bu değiller oradaki insanları coşturuyor. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bunları susturmuyor, müdahale etmiyor. Yine aynen bunun gibi bir faaliyetin hendek kazılırken görüyoruz. Bakın dikkat ederseniz her ikisinde de fiili ve bedeni bir çalışma vardır. İnsanlar yoruyorlar, hele hendek kazılırken oradaki yorgunluk cami yapılırken curtiz taşımadaki yorgunluğa benzemez. Kazma sallıyorlar, taşlar çıkıyor, kırılamıyor. Peygamberimiz çağırıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendim o taşları kazmayla dağıtıyor. İşte orada sahabilerin da kendilerine ayrılan yerlere kazarken şehir söyleyerek, şehir inşa ederek yani oradaki insanları aşka şevke getirdiklerini görüyoruz. Bir 3. konu. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize hicretin 9 senesinde iyi hayli elçi geldi. Dokuz seneye senetül nüfu diyoruz, yani elçiler yılı. Mekke'nin fethinden sonra Mekke fethedilince B Mekke'de oturan Kureyş Kabilesi de Müslüman olunca Araplar onları bekliyor zaten. Allah'ım da Kuranı Kerim'de vurur ki: "Bismillah, iza cae nasrullahi velfeth at. Allah'ın yardımı gelip de Mekke fethedilince ve ra eyten ne her yer dokulu nefsi dinillahi akbank." Görürsün ki insanlar fevç fevç grup kurup bölük bölüm İslam'a giriyorlar. Aynen öyle oldu. Bütün Arapların gözü Mekke'de oturan Kureyş kabilesinin deydi. Kureyş Kabilesi aradım lokomotifidir, Kureyş Kabilesi araba idare eden evk eden bir kabiledir. Bu da Mekke'de otur mallarından ve Mekke'de oturarak Allah'ın evi olan Kabe hizmet etmelerinden ileri gelmektedir. Bu İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail aleyhisselamla birlikte yaptı biliyorsunuz. İkinci olarak birinci olarak Hazreti Adem babamız yapmıştır. Nuh tufanından sonra Hazreti İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail ile beraber yapmıştır. Allah'ımız Kuranı Kerim O bize öğretir. Bismillah ve iz yarım. Sağ ol İbrahim ulga Vahide Minel beyti ve İsmail. O günden beri Araplar gelirler Kabe'yi ziyaret ederler, hacı olurlar. Allah'ın Kur'an'da bunları uzun uzadıya anlatır. Yapımı bittikten sonra ya İbrahim bütün Arapları hacca davet et, gelsinler evimi beytimi tavaf etsinler, hacı olsunlar. İşte bu işi İbrahim Aleyhisselam'ın İsmail Aleyhisselam kanalıyla olan torunları olan Araplar, yani Kureyş Kabilesi yürütmektedir. İbrahim Aleyhisselam'ın İsmail Aleyhisselam kanalıyla olan torunları Kureyş Kabilesi'dir. Diğer oğlu İshak Aleyhisselam kanalıyla olan torunları da İsrail oğullarıdır. Yani bugün İsrail'le Araplar geçinemiyor ama yukarıda Ya bunlar iki kardeşin oğullarıdır, baba bir anneleri ayrı. İsmail Aleyhisselam ve İshak Aleyhisselam kardeşlerim çocuklardır ve bir yukarıda da İbrahim Aleyhisselam'ın torunlarıdır. Kabe'ye hizmet eden Kureyş kabilesinin Araplar üzerinde bir etkinliği, bir ağırlığı vardır. Bir tavaf ediyorlar, hacı oluyorlar. Şimdi oo Mekke fethedildi, o eve hizmet eden Kureyş Müslüman olur. Müslüman olunca diğer Arapları da peşine taktık. Mekke'nin fethi Cafer Bey saygıdeğer dinleyicilerim, hicretin 8 senesi yani Miladi tarih l630 yılıdır. Hicret'in 9 senesi yani 631 da senetül nüfus dediğimiz elçiler yılıdır. Elçiler kalkıyorlar Medine'ye geliyorlar. Nereden geliyorlar? Çeşitli sebeplerden dolayı Müslüman olduklarını Muhammed aleyhissalâma bildirmek için veya bir gidelim görelim bakalım kim Müslüman olacakmış olmayacak mıyız, bilgilenmek için veya gayri müslümler gidelim ise dinimizde kalacağımıza izin verir mi sizce mizzih aracımızı verelim o konulara girmiyoruz ama gelen kabilelerden birisi şairlerini de getiriyor. Ya Muhammed işte çık gel bize hatip lerimizi getirdik, şairlerimizi getirdik. Şimdi burada dikkat ederseniz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendim eğer bizim kuranımız var, sizin şiiri ne işe yarar demedi. Yani bakım Kur'an'ın bir ağırlığı var, başımızın tacıdır, Allah sözüdür. Şimdi şairin sözüne karşı Kuranı Kerim'in efendim terazinin bir kefesine koymak yanlıştır. Ne yaptı o zaman Peygamberim? Şairin Hasan Bence abi de hadi Hasan, bunların şairlerine karşı sende şiirlerini inşa adet. Yemek ki saygıdeğer dinleyicilerim, şiir hitabe ve güzel sanatlar estetik insanın zevk kız selim'i ne hitap eden insanın diğer ürünleri gerçekten yeri geliyor lazım oluyor. Yeri geliyor peygamber aleyhissalatu vesselam Efendim kullanıyor. Yeri geliyor şairler ön plana en yeni geliyor hatiplerin plana çıkıyor. Şimdi dizi zaman zaman Musa Beyin düzeltiyorum Cafer beyin işaret ettiği Ensar Vakfı'nın asılı tarzı sade sohbetlerinde de ile getirdik. Yeri gelmişken şunu söyleyeyim. Hani Peygamberimizin sünnetini mesajını bu asra taşıyacağız ya. Bakın şimdi Peygamberim öyle bir liderdir ki saygıdeğer dinleyicilerim, kendinden sonra devleti 30 sene ayakta tutacak devlet adamlarını kendisi yetiştirmiştir. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, hatta Emevilerde Muaviye bin ebi Sufyan peygamber aleyhissalatu vesselam efendimizin şarkımdan geçmiş insanlardır. Peygamberimin dizinin dibinde oturmuş insanlardır. Bak şimdi biz az Hazreti Ali efendimiz ile Muaviye bin ebi Süfyan'ın muhalefetini ayrı atmosferde konuşuruz ama Ali Efendimiz'in idareciliğin, Muaviye bin ebi Süfyan'ın idareciliğin i ayrı bir zeminde konuşuruz. Her birisinin kendine göre başarıları vardır. Bakınız Peygamber Efendimiz vefat ederken Arap Yarımadası İslam'a teslim olmuştu. Arap yarım adasının yüzölçümü ne kadardır bildiğimiz kadarıyla 3 Türkiye büyüklüğü nedir? 2 milyon küsür kilometre kare ama Peygamberimin dizinin dibinde yetişen bu güzel idarecilerin sonuncusu vefat ettiği zaman yani Muaviye bin ebi Sufyan Emevilerin bir halifesi Muaviye bu yüzük ve Fatih bir zaman İslam devletinin efendim alanı ne kadardır? Arap yarımadasının kat kat ötesinde toprakları İslam'a kazandıran, buralarda İslam'ın nefesinin insanları birikmesine sebep olan nesil Peygamberimin dizinin dibinde yetişen nesildir. Bir peygamber aleyhissalatu vesselam Efendim devlet idarecilerini yetiştiren bir lider olduğu gibi bu toprakların genişlemesine sebep olan komutanları da yetiştiren bir liderdir. Halit Bin Velid e Seyfullah ünvanını o verdi. Suriye'yi fetheden Ebu Ubeyde İbni cerraha Ebu Ubeyde bu ümmetin emini dir sözünü Peygamberim söyledi. Saat bin ebi vakkas a Mısır'ı fetheden ama bu asa kendi zamanında değer veren bunları görevlendiren ilerisi için yetiştiren peygamber aleyhissalatu vesselam efendimidir ve peygamber aleyhissalatu vesselam efendim kendinden sonraki bakın entelektüel kadroyu da yetiştirmiştir. Bir Zeyd bin Sabit i vardır Peygamberimizin. Cafer Bey ver ha muhterem hazır un, Peygamberimizin hayatında iki tane Zeyit vardı. Bunları birbirine karıştırmayalım. Bir, isimsiz Zeyd Bin Harise Peygamberimin ağza tatlı kölesidir. Mekke'de ilk müslümandır, ilk dört Müslüman'dan birisidir. Mutede şehit olmuştur. Bu din köleleri komutanlık makamına ulaştıran, oradan da şehitlik makamıyla cennete uçuran bir dindir. Zeyd Bin Harise b o Ne oldu Üsame vardır, peygamberin vefatından önce onu da komutan tayin etmiştir. İkinci zeytin Zeyd bin Sabit tir. Medine nedir? Yetim bir çocuk annesi getirdi, ne var hatun Peygamberimize takdim etti. Peygamberin bu çocukta küllenmiş bir cevher, bir ateş tespit etti. Elinden tuttu, Bedir esirlerinden okuma yazma öğrendi ve Peygamberimizin vahiy katibi oldu. İbraniceyi öğrendi, Peygamberimin yanında devlet tercümanı oldu. Peygamberimden sonra Hazreti Ebubekir zamanında Kur'an'ın toplanmasında too misyon başkanlığı yaptı. Hz Osman zamanında Kur'an'ın şu altı olmasında yine komisyon başkanlığı yaptı. Bakın şimdi Zeyd bin Sabit bir komutan değildir, bir devlet adamı değildir ama Ümmeti Muhammed'e lazım ol bu elemandır. Hassan bin Sabit Ümmeti Muhammed'e lazım olan bir elemandır. Mu Tenin 3. şehit komutanı Abdullah bin lira Bahar, şair bir sahabi, şair bir komutan, şair bir şehittir. Allah'ı sürü Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin bu tarafını kanaat önderleri, devlet adamları, adı durun kalabalıklar, ben İslam adına varım diyen imamlar, önderleri derler, entelektüeller Peygamberimin bu tarafını almak mecburiyetindedirler. Herkes kendinden sonraki işleri yürütecek bir nesil yetiştirirse ümmetin Muhammed'in işi geri kalmaz, habire ileri gider. Şimdi bunları söyledikten sonra Cafer Bey biraz konuşsun isterseniz şey sağ olsun, ben biraz dinlenmiş olayım. Ondan sonra Ramazan konusunda da bir iki sohbet edeyim. Ondan sonra sizi saygılarla baş başa bırakayım. Allah nasip ederse.
Eyvallah hocam. Tabii biz öyle e daldık ki sizi bulmuşken birlikte olmuştun açıkçası şehir okumayı değil ve bazı konuşmalar vardır şiire ihtiyaç hissetmezler kendileri bizzat şiir gibidir lan yani olmuşsun istifade ediyoruz ama ben akrepten yine şiirlerini arzunuz üzerinde sebebi dinlenme fırsatı belki bir çay yudumlama fırsatı da olsun diye yaşayan ama çok kıymetli Kur'an'dan ve hadisten desten en değerli bir büyüğümüz Cengiz Numanoğlu'nun Ramazan'a dair yazdığı şiiri o zaman hocamın da bu talebi üzerine bu seslendirmiş olayım.
"Dünya arzuları kuşattı beni şöyle kıldım bu nefsi medeni beni gör ki yorgun düştüm özledim seni. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Özledim o soldum nurlu tenleri bi günahtan ların mı şak bedenleri Rahman cemali ne aşkı çekenleri. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Bir başka güzeldir şimdi simalar, bir başka açılır yüce semalar. Bir başla yükselir hamdu senalar. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Yürekler bir başka istenir şimdi beden değil ruhlar beslenir şimdi ezan Bu bir başka seslenir şimdi. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Nice kullar mabetler ile barışır, nice insan meleklerle yarışır. Allah nidaları arşa karışır. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Yorgun topraklara nadas çekilir, sabır tohumları güne gelir, mahşerde meyveye döner dökülür. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Dünyayı kuşatır tekmil melekler, her rızkın başında bir melek bekler. Geçerlidir şimdi bütün dilekler. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Bir başka uzanır yoksula eller, şefkate ramoğlu renk bu fiiller yaş değil müjdedir gözdeki serler. Hoş geldin onbir ayın sultanı. O minareller ki şimdi her biri ararsa tevhid yazan kalemler gibi bir başka nakşeder kalbe tekbiri. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Oruçların ecrin haptan bişirir, Kadir Gecesi'nde gökler açılın, o gün gece cennette mekan seçilir. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı. Hoş geldin beşerin gönül keşki ne hoş geldin beşerin gönül köşkü'ne şahid ol ki ibadetler maske ne ve Hazreti Muhammed'in da. Hoş geldin ey onbir ayın sultanı."
Evet hocam şimdi onbir ayın sultanı na dolayısıyla buradan da evet yani Hazreti Muhammed aşkına diyoruz de Diyoruz ki Efendimiz herhalde yanlış hatırlamıyorsam 8 Ramazan'ı idrak etme ömrümde fırsatı oldu ve dolayısıyla Peygamberimizin Ramazan'ları günü gecesi nasıldı? Yani bizim gibi bi geceyi televizyon izleyerek gündüzlerini de uyuyarak geçiren bir peygamber değil. Yine sizin sohbetlerinden gördüğümüzde hayatında mücadele var, cihat var, Bedir var, Uhud var, ibadet var, heyecan var, Kur'an okuma var, infak var, dostlarla sohbet var. Dolayısıyla Efendimiz'in Ramazan'larına ve dolayısıyla yine o sizin yaklaşımınız asla günümüze hocam taşımaya gayret dilerim. Söz tekrar size. Allah razı olsun. Hem size hem Cengiz Numanoğlu'na teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Sözün gücü, şiirin gücü bu şekliyle ortaya çıkmış oluyor. Ben saygıdeğer dinleyici lerimizi şöyle bir bilgilendirelim. Yani biliyorlar da iyice takviye edelim, doğru bildiklerini takviye edelim, yanlışlıklar varsa onları da düzeltelim ve bu şekliyle birbirimize faydalı olalım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendim bu dini anlatmaya başladığı 610 yılından itibaren namaz var. Bu tabii beynim bir incir bu imandır, tevhiddir, la ilahe illallah demektir. Bir la ilahe hiçbir ilah yoktur, illallah ancak Allah vardır. Burada esas olan önce olumsuzlamak, nefyetmek, ondan sonra da müsfer bir cümleyle inandığımız Rabbi ispat etmektir. Bir la ilahe diyerek hem o günkü Araplar hem bugünkü Müslümanlar Allah'tan başka hiçbir ilah mabut tut, herhangi bir değer Allah'a eş şerit benzer nazir kabul etmediklerini ilan etmiş oluyorlar. O çok önemlidir. Bir illallah diyerek de bütün şimdi putları, sanemleri, güçleri, tavukları, mahmutları nefret ettikten, olumsuz aldıktan sonra Allah var diyoruz. Hepsi zail oluyor, koy yok oluyor. Hani derler ya meydana Allahü Teala kalıyor zaten. Allah'ın da öbürleri hırsızı Şahin idiler, işgalci edilen o işgalcileri sürdük, işgal ettikleri mekandan Allah var. Bu la ilahe illallah dedikten sonra namaz var. Miraç gecesine kadar sabah iki rekat, akşam çıkacak bildiğimiz kadarıyla kaynaklarımız, kitaplarımız bize böyle bilgi veriyorlar. Cebrail Aleyhisselam geliyor, Peygamberimizi abdest almayı, namaz kılmayı öğretiyor. Bu sefer aleyhissalatu vesselam Efendimize ilk Müslümanlara öğretiyor. Bu Miraç gecesinden sonra da beş vakit namaz farz kılınmıştır. Bilmem siz okurmusunuz da Cafer Bey ben okurum, öğrencilere de tavsiye ederim. Aman ha Süleyman Çelebi Hazretlerinin Mevlüt'ünü okuyorsun. Ev geçen akşam bir yerde Bursa İlahiyat Dekanı Bilal Kemikli hocamızın Mevlüt'lü alakalı bir konferansını dinlediğine der ki: "Süleyman Çelebi Hazretleri sen ki Mira Ceyla YouTube ettin mi yazdım Metin miracını kıldığın namaz her kim ki bu namazı kılar cümle göç ehli sevabın bulalar her türlü ibadet bundadır hakkak o niyetle ıslak bundadır diye anlatır." Gerçekten yani edebiyatımızın şaheser manzumlarından birisidir Süleyman Çelebi'nin Vesiletü'n Necat'ın. Yani ben camilerde evlerde Mevlüt okunmasına karşı değildir Cafer Bey, siz karşı olabilirsiniz, bu sizin kanaatimizdir. Yani siz derken herhangi birisi ona da saygı duyarım ama bırakalım camiye cemaate gelmeyen, namaz kılmayan bir günahkâr Müslümanın da BİM ile bir şey olmazsa Mevlüt yönünden bir alakası olsun. Yani Merhaba okutarak, Mevlüt okuyarak, Mevlüt dinleyerek din ile bir irtibata olsun. Zaman gelir bu irtibat güçlenebilir. Bir de yine diğer hocam burada burada şunu söylemem. Yani özellikle UV Vay gelince tabii ibadet ayı bu Ramazan'da ondan uzak bir Ramazan olsun diye arzu ediyoruz. Ramazan ayı gelince cm televizyonla tabii ister istemez dini programlara yer veriyorlar. Sağolsun hocalarımız ekrandan ekranda oluyorlar. Doğrudur, bu fırsatta değerlendirilmeli. Elbette her bir insanın inandığı en güzel ve en doğru olanı budur, bir tavsiye etmesi anlaşılabilir ama hocalarımızın birbirlerini cevap getirmiş yetim yetiştirmekten, birbirlerini sözünü anlamsız kılma gayretlerinden maalesef o güzel mesajları da kayboluyor. Dinleyen de izleyen de demek öyle de olur, aslında böyle de olmuyor gibi kuşlara sebebiyet veriyor. Ben bunu doğru bulmuyorum. Programı izlerken değerli hocalarımız zaten güzel şeyler söylüyor ama iş bu özellikle işte Kuran'la ilgili meseleyi getirin ve Kur'an-ı Kerim okunan ama ikisinden biri tercih edilecekse anlamadığın işte okuma ve tilavet unsurunda işte malum manasını idrak sodayı mezgit cezasının cam elde ediyoruz. Elbette böyle ama bütün bunları ortaya koymak için Arapça'sını değil, Türkçesini oku gibi bir yaklaşımla Ee bunu anlamsız hali veya ön plana çıkaracağım derken bu hale getirmenin bir anlamı yok. Hani malum deveye sormuşlar inişte yolunu seversin çıkış mı? Ya bu yolun düzü yok mu demiş. Evet, ikisini de şu yani düşünün seviyorum ya kardeşim manasını okusun, Arapça'sını okusun, manasız cam Eresin bizim döndüğü kadar hakkı ve sabrı tavsiyesi haklı tablet tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek hocaların görevi değil. Herkesin var yani o ayeti kerimeler bilmiyorum hocam Asr suresinde böyle bir sınırlama yok. Hakkı ve sabrı tavsiye edenler kurtulmuştur. Hocalardan, alimlerden, akademisyenlerden kurtulmuştur demiyor. Dolayısıyla her birimizin beynimizi bilmeye öğrenmeye ve bu arada daha önce söylediğimiz gibi evet tercih benim mesajıma benim yaklaşıma işte Roman Uygundur diyen romanda meşgul Olsun, hikaye yazacağız yazan öykü yazdı ama diğerlerini anlamsız durmanın bir anlamı yok. Evkuran o zaman Kur'an yeterliyse Allah bak yine gönderin Peygamberi de üstüne Hasanoğlu takdim etmezdi. Peygamber göndermediği bir topluluğu hesaba çekme dediğine göre E böyle hocalarımız kendileri olmadan bile anlaşılmakta dinozor olduğunu ifade ederken neredeyse peygambersiz belki maksat Murat bu değil yani Kur'an'a ilgiyi toplayacağım derken bir başka önemli biraz kaynağımızı hafif yapıyoruz sebebiyet veriyor. Yani dolayısıyla burada evet benim bildiğim eski İslam alimleri misin hocalarımızın Allah alemde mu radiuslu bunu da çok şeyimizi kaybettik ama önüne dur o oysaki haddinizi bilmek en büyük sınır diye düşünüyorum ben. Dolayısıyla bu konuya da bu vesileyle beğenmeniz ve arzu ederim değerli hocam. Yani itibaren davet noktasında evet ben de bütün televizyon kanallarının, bütün gazetelerin, vakfı atın sosyal medyanın dini-sohbetler yapmasından dini yazılar yazmasından yanayım. Eyvallah en hiçbirimizin tekelinde değildir. Eyvallah yani bir bakarsınız ki ki bizi dinlemeyen ama başka bir kanaldaki konuşmayı dinleyen bir insan hidayete ermiştir, yanlışlarını o İslami yaşantısını daha güzelleştir miştir ve bu kanallarda konuşan ve bu gazetelerinde yazan arkadaşların mesaj nitelikli mesaj yüklü konuşmalar yapmasını arzu ederim. Birbirlerini olumsuz olarak değil, birbirlerini tenkit ederek değil, birbirlerinin konuşmalarını yok sayarak, hiç sayarak ve onları tenkit ederek değil. Herkes bu zamanda, bu asırda yaşayan insanlara mesajı nasıl ulaştırırız? Yani bu mu konuşsalar daha iyi olur? Burada bir ittifak noktası bulmamız lazım gelir ve ben bu dinin bir medeniyet meydana getirdiğini bilen bir insanım zatıaliniz gibi. Bakın biz bir medeniyet meydana getirmişiz, şiiriyle, edebiyatıyla, bu atıyla, mimarisiyle, camisiyle, minaresiyle, hakkıyla, yazısıyla, ilahileriyle, köprüleriyle, yollarıyla, makamlarıyla, Mevlid'leriyle, kasideleriyle Cafer Bey, bakın bir medeniyet inşa etmişiz kardeşim. Bu medeniyet öyle kolay kolay kurulmaz. Medeniyet kolay kolay meydana gelmez. Bu medeniyet şu milletin, bu ırkın değil, İslam ümmetinin medeniyetidir. Şimdi bizim alsana Hüzzam makamı, Uşşak makamı, Rast makamı, yiyeceğiz makamı ve diğer makamlar. Bütün bunlar dinin anlaşılması, anlatılması, yaşanması konusunda bizi böyle bir estetik zevk ile kuşatın veriyorlar. Mevlidimiz de bunlardan birisidir. Onun için sağ olsun güzel makamlarla okunsun, dinlensin ama Kur'an okunmasını diyebilir miyiz? Aşık şu yanlıştır. Bakayım yemekte yemek mi yiyeceksiniz, su içeceksin? Ya yemekle suyu karşı karşıya getirme. Bize ikisi de lazım, ikisinin de yeri ayrıdır. Yemekten sonra kahve içersiniz, çay içersiniz olabilir. Kimisi kahve içer, kimsin çay içer, kimisi tuzlu yer, kimse biber. Niye kimse biz içmeyince hiç kimse içmesin diyoruz? Ben kahvesinde dini Cafer Bey gittikçe zaman ilerledikçe medeniyetle beraber götürmeliyiz. Evet, ben Osmanlı'yı bu açıdan dolayı takdir ediyorum ve sınıflarını da şunu söylüyorum. Belki bizim asrı saadet sohbetlerinde de sık sık vurguluyorum dur. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz en iyi anlayan nesrin sahabe neslidir. Onu en güzel taktik eden birinci nesil kola Fair raşit'in, ondan sonra da Osmanlı'dır. Selçuklu Osmanlı'nın başlangıcı olabilir. Bakın emevilere atladım, abbasilere atladım, selçuklulardan Osmanlılara geçtim. Gerçekten biz Osmanlı'yı derinlemesine yeni baştan bir daha okumalı, asrı saadette ve dört halife zamanında olan belli bazı çekirdekleri filizleri yeşertecek nasıl bir çınar haline getirdiğini görmemiz gerekiyor. Böyle diyor Süleyman Çelebi Hazretleri: "Çünkü Hakk'a grubu yetle Vuslat bundadır. Sırt klan beş vakit olundu bu eda, 50 vaktin Ecrin eyler ha kata." Güzel güzel ifade ediyor. Mekke döneminde oruç yoktur ama bak Ramazan ayı var. Yani aylar var. Allah indinde 12'dir. Güm için bu ayetle sabittir. Bunları bir sayalım istersen. Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemâziyelevvel, Cemali gün ahır, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. İmiz Cemâziyelevvel diyoruz ama Araplar Cuma deluler, cumadan akıllı derler gibi olursa olur. Biz biraz Osmanlıcaya intikal ettirilmiş iz. Bunda da herhangi bir mahsur yoktur. Ay olarak Ramazan ayı vardır ama oruç hicret'in ikinci senesinde şeriatta yerini alıyor. Bu ilişki ay olan Recep ayı, ondan sonraki gelen ay olan 8 Şaban ayı yavaş yavaş o sene Ramazan'da oruç tutulacağına dair alametleri ile beraber geliyor ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Şaban ayının son gününde bak Şaban ayının son gününde cemaati ne Yarın oruç tutmalarının Allah tarafından farz kılındığını kendilerine bildiriyor ki o sırada nâzil olan El Bakara suresindeki: "Bismillah, ya eyyühellezine amenu kutibe aleyküm siyamı kem kutibe aleyküm min kabliküm lealleküm tettekun." Şimdi Peygamber aleyhissalatu vesselam Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretini ki senesinde bu Peygamber'in ve Müminler Müslümanlar yeni bir ibadetle karşı karşıya kalıyorlar. Peygamberim onlara öğretiyor: "Allah size ve Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı." Farz kıldır. Ben de size bu ayın gecelerini ibadetle geçirmenizi sünnet olarak tavsiye ediyorum. Bu sebepten dolayı Diyoruz ki oruç Allah'ın emri, bir Teravih namazı Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin sünneti. Bir Peygamberim Şaban ayının son gününde yaptığı uzun bir konuşma da daha ziyade ümmeti Muhammedi ashabını Cafer Bey paylaşmaya yönlendirmiştir. Hocam Mehmet taraftan not alma özelliği devam ediyor. Yani buyurun siz demedim ben ismi bu söylerken bu bir alışkanlık. Semra abla ekranda bile yazıyorum, dostlara söylüyorum. Hiç bir program yok ki sizi not almaya sevk edecek cümleler orada sarfediyor kalmaya devam edin ama benim ismimi ismini sizlik etmemden dolayı herhangi bir şeyler olur mu yok mu düşündün mü? Evet evet yani Peygamberimizin Şaban ayının son gününde ertesi gün Ramazan olacak müminleri Müslümanları kaynaşmaya yönlendirdiğini görüyorum. Özellikle iftar ettirin diyor. Eğer bir kardeşiniz iftar ettirirseniz Allahü Teala onun tuttuğu orucun sevabını size verir, onun sevabından ve herhangi bir şey eksilmez. Sahabe-i kirâm efendilerimiz soruyorlar, Allah razı olsun ki soruyor ve onların sorularıyla biz işi daha derinlemesine öğreniyoruz. Diyorlar ki: "Ya Resulallah, mümin ve Müslüman kardeşimize iftar ettirmenin ne kadar güzel bir sevap olduğunu öğrendik ama ya bizim evimizde elimizde onlara iftar ettirecek bir şeyimiz yoksa ne yaparız?" Peygamberin buyuruyor ki: "Bir yudum su ile iftar ettirirsin, kendisine süt karıştırılmış su içebilirsiniz, bir hurmanın yarısını siz yersiniz, yarısını diğer kardeşinize verirsiniz." Şimdi burada bize para oradan asrımızda taşıyalım. Bize düşen müminlere Müslümanlara bir iftar ettirme heyecanı, aşkı, arzu, isteyin. Şöyle bir dostsun ikimizde de ama siz iftar yemeklerinin çok ve masraflı mükellef yemekler şekline getirirseniz o zaman bir Ramazan o ayı boyunca değil, hayatımız boyunca kimseyi iftara çıkaramazsınız zaten. Bak Ramazan'la alakalı ayetlerini sen de bilirsin. Allahü Teala habire kolaylık Murat eder. "Yüreği dul la hı bir kömür sıra wl Yüreğir bükümü Rus." Yani bu ilgili ayetlerde geçen işte seferlik de hastayken oruç tutamayacağınız hallerde orucu tutamayıp sonradan kaza etmemiz ile alakalı ayetler dir. Peygamberimize bu konularda bize bakım kolaylıklar gösteriyor. Onun için saygıdeğer dinleyiciler, gelin bunu Ramazan'da ve her Ramazan'da çevremize, komşumuza, eşimize, dostumuza, akrabamıza ve özellikle öğrencilere ve de ilikle yoksullara iftar ettirelim. Evinizde bunu yaptırabilirsiniz, dışarıda iftar yemeği verebilirsiniz ama evinizde yaptırırken de işi yine kolay tutun. Aynen bu Şaban ayının son gününde Peygamberimizin Oğuz'un hadisindeki cümlelerden birisi de şudur: Buyurur ki Peygamberimizin Ramazan ayı gelince emriniz altındaki insanların işlerini hafifletir. Yani siz bir vali iseniz, belediye başkanı iseniz, kaymakam iseniz, genel müdür istenir ve işte emriniz altında çalışan işçilerimiz var, bir fabrikatör iseniz Ramazan'ın dışındaki gibi insanları ta biraz çalışacaksınız, biraz zorlamayın. Onların işlerini biraz hafif tutun. Öğren o senin öğrencilerimiz işlerini hafif tutun. Şimdi böyle buyuran ve bizi bu şekilde yönlendiren bir Peygamberimiz'in bu hadisi şerif'i önümüzde dururken hanımefendilere sabahtan akşama kadar başlık yaptırmamız, yemekle hamurla börekler tatlıyla şununla bununla uğraştırmamız nereye koyabiliriz saygıdeğer dinleyicilerim? Niye Ramazan ayı gelince ibadetlerimizde, Kur'an okumamızda, itaatimizde, taattığımızda, zikrimizde bir artış olurken hanımlara olan bu yani zulmü müz demeye ağzım varmıyor da ama bir bakıma bu bir zulümdür. Niye bunu böyle yapıyoruz? Al bu ki peygamberin vurur işlerini hafif ettim. Ramazan ayını saygıdeğer dinleyin ama yani böyle bir kendimizi yeme içme ziyafete çektiğimiz yemeklerin çeşitleri ile ilgilendiğimiz bir ay.
Haline getirmeyen kolaylaştıralım. Bak o zaman göreceksiniz, daha iyi rahat edeceğiz. Evdeki hanımlara bir çorbamız olsun, bir ana yemeğimiz olsun, bir tatlımız olsun yeter. Ama bak, bu üç çeşidi dörde çıkarmayın dediğimiz zaman belki kabul etmiyorlar mı? Alıştıkları zaman onlar da bakacaklar ki daha iyi, daha rahat ediyoruz.
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buna da vurgu yapmıştır. Ramazan'da Peygamberimizin hayatında aklıma gelenleri şöyle bir madde eleştirelim. Galiba ben sonuna kadar kalmayacağım sohbetin. Buradan da başka bir yere gideceğim. Kaçta bitireceksiniz Cafer Bey? O camı sıkıntı yok zaten. Liseyle ben normalde bir 11 buçukta bitiyor. O zaman 11 buçukta bitirelim.
Ama saygıdeğer dinleyicilerim, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin birinci Ramazan'ı ki Hicret'in 2'nci yılıdır. Birinci Ramazan'ı biliyor musunuz? Bedir Savaşı'na denk gelmiştir. Bir Peygamberin bir rivayete göre Ramazan'ın 12'sinde, bir rivayete göre 17'sinde Bedir Savaşı için Medine'den ayrılmıştır. Yolda ashabına "Oruçlarımızı açın" demiş.
Şimdi bunlarda da bakın bir güzellik var. Elhamdülillah, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin ruhsatı da azimeti de kendi hayatında kullandığını görüyoruz. Nedir ruhsat? İşte şimdi biz oruç tutmaya biliriz. Kur'an-ı Kerim ile ilgili ayetler de zaten bize bunu öğretiyor. Eğer sefer değilseniz, tutamadığınız günleri sonradan tutarsınız. Peygamberimiz bunu uyguladı. Allahü Teala Bedir Savaşı'nın Ramazan'ın birincisine, yani birinci Ramazan'ına denk getirip bunu aklımızda tutalım. Ramazan'da savaş olur mu demeyelim. O Ramazan'da cihat, savaş, eğitim-öğretim devam eder ama mecbur kalmadığı zaman işi hafifletiriz.
Şimdi biraz önce Peygamberim "hafifletin" demişti ama savaş olduysa nasıl hafifler dersiniz? Orada o zaman insanlara o ruhsattan istifade edeceksiniz. Oruçlarımızı açacaksınız. Müslümanlardan bazıları oruçlarını açmışlar, sanki Peygamberimizden çok daha ileri derecede müddeti olan ve takva sahibi olacaklar gibi. Hani bazen bizim içimizde de böyle insanlarla karşılaşırız. Peygamber Efendimiz onlara sitem ediyor. Yani bu dinin Peygamberi benim. Herkes orucunu açtı. Bedir zaferi kazanıldı.
Ama bu ayda yine unutmayacağımız bir kederimiz var. Nedir kederimiz? Peygamberimizin kızı Rukiye vefat etti. Bedir Savaşı'na giderken Peygamber aleyhissalatu vesselam efendimizin Hz. Osman Efendimiz'le evli olan kızı Rukiye hastaydı. Osman ve Rukiye çiftinin Abdullah adında bir de oğulları vardır. Rukiye hasta. Peygamberim Hz. Osman'a izin veririm. Dikkat ederseniz saygıdeğer dinleyicilerim, Bedir Savaşı'na katılanların sayısı kitaplarda değişik rakamlarla verilir, değil mi? Kitaplarda 303 Türk'e mi? Kitaplarda 313 Türk'e mi? Kitaplarda 308/1. Neden böyle rakamları değişik?
İzinli olanları da katılmış gibi sayalım mı, saymayalım mı? Peygamberimizin Ebi Sufyan kervanını takip için gönderdiği habercileri de Bedir Savaşı'na katılmış gibi sayalım mı, saymayalım mı? Buradan kaynaklanır rakamlardaki laf. Ama Peygamberim Hz. Osman'a Bedir ganimetinden hisse vermiştir. Yani izinli olanları da savaşa katılmış gibi kabul etmiştir. Peygamberimiz Hz. Osman Efendimiz'e izin verdi. "Osman sen kal, eşine yani kızıma Rukiye'ye hizmet et."
Burada da saygıdeğer dinleyicilerim, Peygamberimizin çok önemli bir mesajını görüyoruz. Bir hanımefendi için bu en yakın arkadaş, en samimi arkadaş, bütün dertlerini, ızdıraplarını açabileceği, her şeyini paylaşabileceği birinci vereceği insan onun eşidir. "Osman sen kal, Rukiye'ye hizmet et." Rukiye'nin annesi de yok biliyorsunuz. Annesi Hatice Annem Mekke döneminde 620 yılında vefat etmiş. Mekke'deki ki Hacı mezarlığına defnedilmiştir. Şu anda 624 yılındayız. Hatice annem vefat edeli efendim dört sene olmuş. Rukiye'nin iki tane kız kardeşi var. Kendinden küçük Fatma ve Ümmü Gülsüm, bir tane ablası var Zeynep. O Medine'de olsaydı onu annelik yapabilirdi ama Zeynep henüz Medine'ye hicret etmedi. Peygamberim Hz. Osman'a "abi, çalışan kal, eşine hizmet et."
Bu konuda beyefendilerin böyle geniş aile olan ailede kayın pederlerin, kayınvalidelerin anlayışlı olmalarını tavsiye eder. Eşler arasında girmesinler. Cafer Bey, yeri gelmişken söyleyeyim. Bir yerde eşlerin arasını ayırıyorsanız, bir yerde şu çocukla annenin arasını ayırırsanız, orada ciddi bir zulüm var. İslam bakın buna önem verir, değer verir. Biz bunu bunu gündeme getirmiyoruz. Birisi suç işlemiş olup insanlar suç işleyebilir ama siz tuttunuz onu 20 sene hapse mahkum ediyorsunuz. 20 sene o insana hapis çektirirken ona mı çektiriyorsun? Bu dışarıda kalan eşin evde çoluk çocuğuna. Cafer Bey, biz bu adaleti ne zaman konuşacağız canım ya? Biz bu insanlara sadece "oruç tutun, namaz kılın" mı diyeceğiz? Yoksa "durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak, kırsan kollarına makas gibi açarak deyip de gelin İslam'a geleyim. Bu İslam'ın adaletini, hakkaniyetini, medeniyetini, güzelliğini bir görün ya." Kadınlara ne veriyor İslam? Çocuklara ne veriyor? Hastaya ne veriyor? Kainatta ne veriyor? Çevreye ne veriyor? Çalışanı ne veriyor? Yoksula ne veriyor? Bütün dünyadaki İslam devletinin hakimiyetini kabul eden gayrimüslimler İslam'ın o soluğundan nasıl istifade ediyorlar? Biz bunları ne zaman anlatacağız saygıdeğer dinleyicilerim?
Var mı İslam böyle uzun müddet ne yapmak? Aşı sıksa suyunu çıkaracak insanları hapse dolduruyorsunuz ama bu insan, bak bu bir beşeri ihtiyacı var. Bu nasıl karşılanacak? Ve siz bunlara devlet kesesinden yediriyorsunuz ya. Hiç olmazsa bunları çalıştırın. Ağaç diksinler, belli bazı arazilerin taşını temizlesinler, akşam evlerine gitsinler. Öyle çalıştırın. Öyle yorum ki bir daha suç işlemesin. Nalb ki bunlar hapishanelerde suç nasıl işlenir, yaka nasıl kurtarılır, kaç ayı nasıl kurtarırız kanunları ezberleyerek ve burada benim söyleyemeyeceğim daha değişik kötülükleri alışarak çıktı veriyorlar. Biz de sadece "namaz kılın, oruç tutun, bize verin zekat verin, sadaka vereyim" diyoruz. Cafer Bey, biz mi bu Müslümanlar olarak içinde yaşadığımız bu dünyada mazlumların, mağdurların, ezilenlerin derdini gündeme getireceğiz ya? Bizim ülkemizde hatırlıyor musun Zafer Bey, işçilerin hakkını biz gündeme getirmiyorduk ya. İşçilerin hakkını sonuçta sendikalar gündeme getiriyordu. Halbuki benim peygamberim "çalıştırdığınız işçinin hakkını alnının teri kurumadan verin" diyen bir peygamberdir. İşçinin hakkını bizim müdafaa etmemiz lazım gelir. Bizlerin, müminlerin, Müslümanların, akademisyenlerin olduğu bir dünyada işçinin, çalışanın, emekçinin hakkını ya solcular, ateistler mi daha keskin? İşte biraz önce dediğim gibi televizyonlarda konuşan arkadaşlar, lütfen bu konuları gündeme getirir, bunları konuşuruz.
İslam bir nizamdır, İslam bir sistemdir. Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle İslam ve batmayan güneş, İslam solmayan renk, İslam eskimeyen bir yenidir. El İslam'ı yala la ley, el hakkı yağlı bela, yol alem-i İslam en üstündür. Onun üstüne çıkacak bir nizam beşeri bir insan yoktur. İşte bizim bunu anlatmamız lazım geliyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendim bunu bize miras bıraktı.
Rukiye annem ve Fatma bir Ramazan ayında Peygamberim onun cenazesinde bulunamaz. Peygamberimin bildiğiniz gibi yedi tane çocuğu vardır. Bu yedi çocuğundan altı tanesi kendisi hayatta iken vefat etmiştir. Kendisi hayatta iken vefat eden altı çocuğundan birisinin cenazesinde bulunamamıştır. O da Rukiye'dir. Hz. Osman cenaze namazını kıldırdı ve Bedir'den geri dönene kadar Rukiye defnedildi. Bedir 19 günlük bir yolculuk içinde cereyan etmiştir. Gidişleri gelişleri 19 gün almıştır. Bir yoldan giderseniz 120 kilometre, başka bir yolda giderseniz 160 kilometrelik mesafede dir Bedir'in Medine'ye olan uzaklığı.
Bir diğer konu, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke fethine de Ramazan ayında sürülmüştür. Bedir Savaşı ve Mekke fethi Ramazan ayında cereyan eden iki büyük zaferdir. Mekke'de bir müddet yolda yürüdüler, ondan sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendim "oruçlarımızı açın" dedi. Ramazan ayında Mekke fethedildi.
Bunun dışında şunlara vurgu yaparak sözü size bırakıyorum. Bir değil, birkaç tane şiir dinlemek ama onlar beni de dinlendiriyor saygıdeğer dinleyicilerim. Efendimiz buyurur ki, tabii bunları çok dinlediğiniz Ramazan ayı boyunca hele bilhassa bugünlerde "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutar, gecelerini ihya ederse, uğur frenle humata kat dememize mi, onun gelmiş geçmiş günahları affolur." Oruç bir kalkandır sizi dünyada bir hayli şeytanların ve şeytan gibi insanların oklarından, saldırılarından korur. Sarsılmazsınız, devrilmezsiniz, düşmezsiniz. Cehennem ateşinden korur. Öbür dünyada da "la aleyküm tek takım diye biter" ayetin sonu. Peygamberim de "hesabımı cennetin" buyurarak ayetin bu bölümünü iyice tefsir eder.
Gayet diyor ki, "sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz." Peygamberimize buyurun ki "oruç kalkandır." Bir elinizdeki kalkan sizi savaşta nasıl korursa, oruç da sizi bu dünyada ve öbür dünyada korur. Gelin Peygamberimizin yaptığı şekliyle orucumuzu tutalım, mukabelelerimizi okuyalım, itikaf'larımızı yapalım. Şu bak nelere değer verdiği Peygamberimizin. Ramazan'da yaptığımız bir ibadet, Ramazan'ın dışında yaptığınız ibadetten 70 derece size sevap kazandırır. İşte bu sebepten dolayı bizim milletimiz zekatlarını Ramazan ayında verir. Fıtır, Ramazan ve alakalıdır. Ama bak zekat Ramazan'la alakalı değildir. O fıtır, bayrama çıkan her cam için ödenecek bir şükür vergisidir. Ama zekat yıldan yıla ödemem ibadet ihtiva eden bir vergidir, ibadettir. Ama Ramazan'da verirsek yetmiş kat sevap kazanacağımız için milletimiz, Müslümanlar teamül haline getirmişiz zekatlarımızı da Ramazan ayında veriyoruz. Daha çok sevap kazanalım diye.
Hangi ibadeti yaparsanız yapın, bu ibadeti Ramazan'ın dışında yetmiş kere yaparsanız ancak o sevabı kazanırsınız. Peygamberim ibadetleri vurgu yaptı. İftara vurgu yaptı, paylaşmaya vurgu yaptı. Kur'an-ı Kerim Allahu Teala zaten öyle vurgu. Kur'an ayıdır bu. Ve Peygamberim bizzat kendisi teravih kıldıran en akıllı ve kıldırdı. 30 Ramazan değil, 3 veya 4 kayıtlarda vardı ama Hz. Ömer efendim de bunu sistemleştirdi. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali bakın şunu da yaz sevgili Zafer Bey. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali. Bunlar hem devlet başkanıdır hem mutlak müctehid dir. Yani bunların kararları hem hukuki karardır hem de devlet başkanının aldığı karardır. Bunlar Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin dizinin dibinde yetişmiş insanlardır. Yani şimdi Hz. Ömer Efendim bir imam tayin ediyor, cemaate de "gelin bu imamın arkasında teravih namazı kılalım" diyorsa, Cafer Bey, sen ve ben kim oluyoruz da teravih namazına karşı çıkıyoruz?
Ama şimdi burada duralım. Bak burada duralım derler ya da eğri oturup doğru konuşalım. İlla teravih namazı kılacaksınız, teravih namazı kılmıyorsanız orucunuz kabul değildir. Teravih namazı kılmıyorsanız Ramazan'ı boşuna, boşuna geçirdiniz demek de yanlıştır. Sevgili Cafer Bey, özellikle sizden ve din hakkında konuşan arkadaşlardan bak şunu istirham ediyorum. Arkadaşlar, derler ya sapla samanı birbirine karıştırmayalım. Sevgili arkadaşlar, biz de farz ile vacibi, vacip ile nafileyi, nafile ile müstehapı birbirine karıştırmayalım. Oruç ile teravih birbirine karıştırmayalım. Fıtır ile zekatı, infak ile zekatı bak birbirine karıştırmayalım. Onun içinde bunların hepsine ne kadar değer vermiş, nereye koymuş, hangisi farzdır, yapmazsanız olmaz, hangisi nafiledir, yaparsanız sevabını kazanırsınız, yapmazsanız Allahü Teala sormaz size niye yapmadınız. Havuzları teşvik edelim, farzları ihmal etmesinler. Farzlar üzerinde yoğunlukla duralım. Nafile de diyelim ki bak yaparsanız faydasını görürsünüz.
Allah razı olsun yıllar önce İstanbul'da öğrenci için dinlediğim bir hoca efendi, bir vaiz efendi, kendisini de saygı duyduğum muhterem bir zat. Farzları, vacipleri ve nafileleri anlatırken şöyle bir benzetme yapmıştı. Dedi ki, "biz hacca gittik, Yeşilköy'de uçağa bindik ve Medine'de indik. Medine'de ve Cidde havaalanı vardı ama Yeşilköy'e kadar iki yol vardı. Ya yürüyerek gidecektik Yeşilköy'e kadar veya bir taksi bize götürecekti. Bizim de imkanımız olduğu için taksiye bindik, Yeşilköy'e kadar gittik." Nafileleri taksiye benzetirdi. Farz ibadeti de sizi İstanbul'dan alıp Medine'ye götüren uçağa benzetirdi. Yani uçağınız yoksa ne kadar taksi tutarsanız tutun Medine'ye gidemezsiniz. Ama Medine'den bindiğin Yeşilköy'e indim, taksin olmasa bile eve yürüyerek gelirsin, çantanı sırtlarsın, terlersin, yorulursun. Bu sebepten dolayı din adına konuşan arkadaşlardan özellikle istirham ediyorum, her şeyi yerli yerine koyalım. Ayet ne diyor, hadisler ne diyor? Farz nedir, vacip nedir, sünnet nedir, nafile nedir? Bütün bunların hepsini güzelce izah edelim.
Bakın yemeklerde de benzetebiliriz. Bir yemek vardır, bir çay vardır, bir kahve vardır, bir de çerez vardır arkadaşlar. Çerez karın doyurur mu? Yani aç olan bir insanı "al çerezi, fındık fıstık ye, çay iç" dediğiniz zaman açlığından dolayı o, afedersiniz, kusabilir de. Ama karnını doyurmuş bir insan aç ayırırsanız kahve bilirsiniz makbule geçer. Şimdi insanların kadınları doymamış, farz ibadeti yapmamışlar. Ha biraz şikayet için kahve için, çayı şöyle faydası var, kahvenin böyle faydası var, suyun böyle faydası var demenin bir manası yok. Bu manada bakın Ramazan bir fırsattır. İşte hocalarımız böyle otursalar, iki hoca gibi sınıfta ders anlatır gibi bu güzel vatandaşlarımıza, bu güzel insanlara onların anlayabilecekleri şekilde, bak anlayış seviyelerine indireceğiz, misaller vererek, benzetmeler yaparak. Cafer Bey, bu da Peygamberimin metodu. Peygamberim yani bak biliyorsun çizgi çizmiş, misal vermiş, benzetme yapmış, önce soru sormuş, cemaatin dikkatini çekmiş. O işi itikaf'larla konuşalım, teravih konuşalım, Kur'an okumayı konuşalım, dua zikri konuşalım, iftarları ve paylaşılan konuşalım. Ama ben vakti çok geçirdim. Şimdi de sizi dinleyelim ve ben size belli Bey'e programa katılanlara hepinize teşekkür ediyorum. Hepinizden Ramazan'ı tebrik ediyor, hepinizi Allah'a emanet ediyorum.
Evet hocam, dilinize sağlık. Tabi biz açıkçası değil sizi dinlediği dinleyen ve bu gece birlikte olduğumuz dostlarımıza diyoruz. Biz o camla bu akşam burada oldu ama hocam, Peygamber'e, İslam'a hayatını vakfeden bir hocamız. Az önce Musa Yıldız Gazi Rektör hocamız bana mesaj oldu. Çok büyük tevafuk oldu diyor. Dün abi Üniversitesi'nin Ağrı'da beraber cuma namazı kıyafet cuma da diyor hocamın boğazını dinledik. Burada da sohbetini dinle. Dolayısıyla hocam davet ve hak ve hakikatleri söylemek nerede varsa orada var. Onur ederiz inşallah yine birlikte oluruz. Ama ben az izleyenler imizi söylüyorum. İbadetin az da olsa devamlı olan esastır. Ramazan ayı Kur'an'la diriliş ve uyanış ve Ramazan'da kazandığımız güzel hasletlerimizi Ramazan sonrasına bir hayata evet efendim taşıyabilme ayıdır. Yani dolayısıyla aslında Ramazan ayı ortak bir kültürün, ortak bir inancın, ortak bir değerler manzumesinin o havayı, iklimini birlikte oluşturabilme nin fırsatı. Hocam bilmiyorum şimdi mesela aklıma gelenlerden biri sürdü. Günümüzde artık sosyal medya, internet vesaire be çocuklar aile fertleri evde oldukları takdirde bir iftar sofrasında bile, e camide bile ellerinde telefonlar bir şeyle meşgul oluyorlar ve herkes kendi tercihine göre bir şeylerle meşgul. Şimdi Ramazan ayı birlikte bir şeyleri yapabilme, birlikte aynı değerleri paylaşabilir, ortak oluşturabilme adına da bir fırsata dönüştürülmeli. Yani bunun şunu basit deniz iftarlar, bir araya gelişler, sohbetler ve dolayısıyla malum ötesiz örneğimiz var ya "Alim ol, ya ilmi öğrenen ol, yahut dinleyen ol, dördüncüsü olma helak olursun" alakalı. Dolayısıyla bu sohbetleri dinlemekte bu anlamda öğrendim ve yine gelen temel sorulardan veya buluşlardan biri bu ya, "ne bu kadar gayretin, arzunun, çabanın işte isteyen istediğini yapar." Ya isteyen istediğini yapacak orada bir şey sıkıntı yok ama Rabbim bizim ne yaptığımızı görmek istiyor ve diyoruz ki dostlar, dünya tek başına insanların mutlu yaşayabileceği bir alan değil. Ailede mutlu değilseniz, sokakta mutlu olamazsınız, iş yerinde mutlu olamazsınız, devlet yönetiminde mutlu olamazsınız. Dolayısıyla komşularla mutlu olmadıkça, efendim komşularla iyi ilişkiler iki vurmadıkça, akraba ile kestim, hayır rahibin tahakkuku ve gerçekleştirilmesi. Yani Ramazan ayı bu zayıf, bu bağların inşası ve inşa da adına da son derece kıymetli. Ben diyorum ki bu muhterem hocamızın sohbetlerini dostlar notlarınızı alın. Ramazan ayında hocam ara verdi sohbetler çünkü çok sohbetleri var, saatleri bizi kırmadı, lütfetti programa teravih namazından hemen sonra geldi katıldığı. Eğer ama ben diyorum ki A Ramazan ayında da lütfen bir deftere alın hocamızın sohbetlerini dinleyin. 50 tane orada bir Ramazan boyu sizi istifade edebileceğiniz YouTube'da 50 tane sohbeti var. Ensar Vakfı'nın sohbeti orada birbirinden kıymetli değerli hocalarımız var. Bunlardan biri hocamın da öğrencisi benim sınıf sıra arkadaşım Hayrettin Öztürk hocamız. Geçen hafta da ay rettin hoca konumuzda. Bu sohbetleri mutlaka dinlemek, burada öğrendiklerimizi sadece biz değil, çocuklarımız da dinleyin. Şimdi çoğu zaman insanlar zannediyor ki, "ya bırak bu orada mı dinlesin, beş yaşın o çocuğun bu aklında kalacak olan buradan çok güzel efendim anılar olacak, anılar biriktirecek." Hepimizin çocukluk dönemindeki zihnimizdeki anılar çok daha anlamlı ve önemli olduğunu da açıkça ifade etmek isterim. Dolayısıyla hocamızın bu sohbeti bizi gerçekten ziyadesiyle mutlu kılmıştı. O cam, isterseniz zaten vakitte geldi. Ben de bir şiirle sizin arzunuz üzerine bir şiirle bitirmiş olalım. Son söyleyeceğiniz birkaç cümleyle de Mustafa hocam gününü ve gecesini özetini. Elbette ibadetlerde örnekte ihtiyacımız var. Yani ne yapıyor gündüzünde gecesinde ve bunları prensip olarak ortaya koydu. Onu da sizden dillere sohbeti bitirmiş olalım.
Evet, şiirimiz Necdet Eren Bey. "Gölge Recep Şaban der mi geldi Ramazan, Safa geldin ey ayların sultanı. Zalimin nefsimi vermezsen aman, Safa geldin ey gönlümün sultanı. Sürgü lendi cehennemin kapısı senin için ey mübarek Ramazan. Gönderildi cennetlerin tapusu senin ile ey mübarek Ramazan. Zincire vuruldu o zalim şeytan görmesin ey mübarek Ramazan. Kurtuluyor şevk ile orucunu tutan, cennete davetiye şehri Ramazan. Başın rahmet, sonun bana kurtuluş, sen bereket ipli misin Ramazan sofralarının? Bereketle buluşur fukaraya, sen bayram sın Ramazan. Kartaş kalplere senin ile su yürür rahmet, sen desene döner Ramazan. Çöl gönüller te menzara dönüşür, hırs ateşi sen ne söner Ramazan. Kardeşlik kistleri sarar her yeri, düşmanlıklar sende ölür Ramazan. Mescitler ıslanırsın bir bayram, yeni sevgiler coşuyor sen de Ramazan. Rakibimizin 14 ile bitirelim. Yar Al şu bazdan Ramazan hürmetine, kaldır aradan bahçede hainlik ise. Ya Rab şu asırlarca süren teknik atam artık ezile ezilip düşmesin ümmet yese. Madem ki ben o bize Ruhi'nin evinin, Ya Rab bir Ya Rab daha bir ne fait eğitimin Sinan'ın." Ve Rabbim bu Ramazan'ımızı birliğimize, birliğimize, uyanışımıza ve kardeşliğimize vesile kılsın diyorum ve bu güzel sohbet için kıymetli hocam size hürmet ediyorum. Son mesajlarımız da programı bitmiş olur efendim. Çok teşekkür ediyorum zatıalinize, Veli Bey'e, gün Ağrı'da cuma namazında kendisiyle beraber olduğumuz Sayın Rektörümüze, dinleyicilerimize çok çok teşekkür ediyorum. Allahü Teala feyzinizi, bereketinizi, aşkınızı, şarkınızı arttırsın. Ramazanınız mübarek olsun. Allah hepinizi, hepimizi sağ salim bayramlara yetiştirsin. Allah'a emanet olun efendim.
Evet, çok teşekkürler. Şirin meslekler nasıl takipçiler, az önceki Cumartesi akşamı yine güzel bir programda siz dostlarla birlikte olmayı arzu ediyor. Ramazan'ın gün ve gecelerini Kur'an'ın bu ayda indir, kurtuluşumuzun nedir, işimizin Kur'an'la kuralı bize anlatan ve yaşayan örneği Hz. Muhammed Mustafa ile mümkün olacağı bilinciyle gün ve gecelerinizi değerlendirmeniz umuduyla hepinize hayırlı geceler diliyorum. Saygıdeğer hocam ada tekrardan hürmetlerimi suyu. Oh anne ya.