Transcription
Efendim, ilk panelimize geçiyoruz. Az önce herkes böyle bir fuayeye doğru gitti, Bakan Bey ile birlikte. Eee, önemli başlıklarımız, önemli konuşmacılarımız var. Her panelimizde olduğu gibi. Global ekonomide yeni denge ve Türkiye, Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleşiyor. Eee, az önce de aktarmıştım. TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi direktörü Doktor Burcu Aydın moderatörümüz, eee, ve TED Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Ahmet Kasım Han, Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden Profesör Doktor Ali Hakan Kara, eee ve tabii ki Garanti BBVA'dan da, eee, değil mi efendim, sizleri de, eee, hoş geldiniz diyelim ve konuşmamıza başlayalım.
Evet, eee, değerli panelist hocalarımız ve değerli izleyiciler, hepiniz hoş geldiniz. Eee, bu güzel organizasyon içerisinde bugün de özellikle Türkiye'de ama küresel çerçevede en çok, eee, duyulan isimlerle beraber, eee, gerek şu aşamada yaşadığımız sermayenin, eee, yeniden dönüşüm süreçlerini, ticaret ağlarının yeniden dönüşüm süreçlerini, yeniden, eee, dengelerin bulunma süreçlerini, Türkiye'nin yetiştirdiği ama küresel anlamda en önce olan isimlerle beraber değerlendireceğiz. Eee, ben de bu panelin moderatörü olmaktan dolayı çok mutluyum. Çünkü kendilerinden görüşlerini, düşüncelerini alma konusunda büyük bir istekle beraber geldim.
Eee, panelimizi isterseniz zamanın daha verimli kullanılması için şöyle yapalım. Ben ikişer tane soru yönlendirecek şekilde, belki her panelistimiz de yaklaşık 10-12 dakika içerisinde cevaplayacak şekilde olursa, bize ayrılan toplam, eee, 1 saatlik süreyi de verimli bir şekilde değerlendirmiş oluruz diye düşünüyorum.
Eee, ben ilk önce zaman kısıtlığından dolayı Hakan hocamla beraber başlayacağım. Eee, sorularıma. Hakan hocam, şimdi bu süreç içerisinde Merkez Bankacılığı perspektifinizle size ilk soruyu ben yönlendirmek istiyorum. Eee, özellikle sizin Türkiye'deki deneyimlerinizle beraberdi, Merkez Bankacılığı çok ciddi bir farklı bir süreçte geçti. Uluslararası merkez bankacılığı süreci, özellikle Amerika tarafında, eee, merkez bankacılığında bir taraftan biz, eee, faiz baskısını birebir başkanın ağzından duyduğumuz kurumsal tarafta, eee, yapılan bütün süreçlerle beraber, davalarla vesairelerle beraber Merkez Bankacılığının kurumsal yapısına da ciddi bir değişim olduğu bir süreçten geçiyoruz. Tam bunlar, eee, zaten yeterince büyük bir volatilite oluştururken, diğer tarafta da şimdi çok ciddi bir arz kaynaklı savaş sorunuyla beraber merkez bankacılığı, bir taraftan finansal piyasalarda çok ciddi bir volatilite, bunun enflasyon kanıtında getirdiği yeni bir şok. Diğer tarafta işte ekonomilerdeki yavaşlama ve hatta bazı yerlerde negatif büyüme riskleriyle karşı karşıya kalan bir merkez bankacılığıya karşı karşıya kalıyoruz. Şimdi bu süreçte, özellikle uluslararası perspektiften ben sizin bunu yorumlamanızı dileyeceğim. Merkez bankaları bu süreci nasıl yönetmeli?
Teşekkür ediyorum. Eee, yani nasıl yönetmeliyle nasıl yönetecek sorusu farklılaşıyor genelde. Eee, bir ara bizde de öyleydi biliyorsunuz. Bir, nasıl ne yapmalıyla ne yapacak sorusu birbirinden farklılaşıyordu. Eee, aslında dünyanın geçirdiği büyük dönüşüm çerçevesi tabii ki kurumlara da yansıyor ve bu bağımsız kurumların sembolü de merkez bankaları dünyada genel olarak. Şimdi böyle bir dönemde, yani gerek bu yüksek boşluklar, yani dünyadaki yüksek borçluklar, gerekse merkez bankalarına ilişkin tartışmalar büyüyecek gibi geliyor bana önümüzdeki dönemde. Bunun, eee, en önemli işaretlerini Amerika'da görüyoruz zaten. Şu anda Trump, Merkez Bankası başkanını görevden almaya çalışıyor ama mahkeme buna izin vermiyor. Çünkü, eee, Amerika'da Merkez Bankası başkanını görevden almanın koşulu, hani yüz kızartıcı bir suç işlemek, eee, aslında, eee, ve, eee, mahkemede Powell'ın öyle bir suç işlemediği kararını veriyor ve şu anda alamıyor. Ama bu demek değil ki, eee, hep böyle kalacak yani. Çünkü bana biraz öyle geliyor ki, gelişmiş ülkeler ve dünya biraz Türkiye'yi takip ediyor. Yani bizim son 10 senede yaşadığımız süreç aslında bir bir, eee, dünyanın da başına gelmeye başlıyor. Bir kere merkez bankaları böyle bir dönemde, eee, standart bir fiyat istikrarının ötesinde biraz daha ülkenin stratejik hedeflerini de gözeten kurumlar haline doğru yavaş yavaş evrilecekler. Yani genelde savaş ortamlarında, yani şu anda büyük bir sıcak savaş olmasa bile, sonuçta bir kutup kutuplaşma ve içe kapanma dönemlerinde şunu görüyoruz. Yani merkez bankaları o geleneksel, eee, işte araç bağımsızlığı içerisinde fiyat istikrarı gözetmek yerine, eee, biraz daha finansal istikrara odaklanıyorlar öncelikle. Yani öncelik böyle enflasyonu %2'de tutmak değil de, eee, ülkeye gelebilecek şokları bertaraf edebilecek bir ağ kurmak. Yani Merkez Bankası'nın finansal istikrarı iyi yönetmesi. İkincisi de tabii ülkenin stratejik hedefleri de uyumlu hareket etmek durumunda kalıyorlar. Sanki bana öyle bir döneme gidiyor, giriyoruz gibi geliyor. Yani şu anda Fed'e baktığımız zaman, eee, Amerikan Merkez Bankası'na hala o geleneksel üyelerin çoğunluğu sebebiyle aslında eski usul devam ediyorlar ama o yavaş yavaş değişecek. Eee, özellikle yeni Merkez Bankası başkanı da gelince Amerika'da biraz daha böyle çizgi dışı, eee, geleneksel olmayan bir tarza doğru gidecek gibi görünüyor. Eee, dolayısıyla bu süreçte, eee, merkez bankaları muhtemelen böyle enflasyon hedefinde falan da çok ısrar etmeyecekler. Yani şu anda gelişmiş ülkelerde biliyorsunuz enflasyon hedefleri %2. E, bana öyle geliyor ki bu savaşın da etkisiyle beraber, yani bu tarz bir arz yönlü şokta stakülasyon riskini de dikkate aldığınız zaman ve merkez bankalarını bu değişen rolüyle birleştirince, sanki bana bu %2 hedefi uzun süre yüksek bir seviyede tolere edilecek gibi geliyor. Yani, eee, Amerika'da mesela %3 yeni normaller olabilir. Eee, bu da şunu gösteriyor aslında. Küresel ölçekte uzun vadeli faizler yüksek kalmaya devam edecek. O zaman, eee, şu soru ortaya çıkıyor. Bir mali baskınlık ortaya çıkar mı? Yani bu kadar yüksek borçlukla, bu kadar yüksek faizler nasıl çevrilecek? Yani tarihsel olarak baktığınız zaman borçluluğun genelde üç yolla düşürebiliyor ülkeler. Yani eğer kamu borcu milli geliri oranla yüksekse bunu düşürmenin üç yolu var. Birincisi hızlı büyüyebilirsiniz ve borcunuz gelirinize göre küçük kalmaya başlar. Eee, ikincisi mali disiplin yaparsınız. Yani bütçe açığını küçültürsünüz, tasarruf edersiniz. Harcamaları kısarsanız. Şimdi bu ikisinin kısa vadede gerçekleşme oluşusu çok yüksek değil. Tabii ki bir yapay zeka devrimi ile beraber orada bir verimlilik artışıyla büyümelerde büyümelerde ivmelenme olma olasılığı var. Ama tarih gösteriyor ki bu hemen ortaya çıkmıyor. Eee, ülkeler tasarruf edecek mi? Yani kamu sektörü, devletler tasarruf edecek mi? Böyle bir dünyada hiç sanmıyorum. Yani tam tersi, eee, savunma harcamalarından tutun da, yani her türlü o içeriye dönük güvenlik, eee, ve arz tedariğindeki o güvenliği sağlamaya yönelik harcamalar sonuçta bütçe açıklarını daha da büyütecek. O zaman üçüncü yol kalıyor. O da enflasyonla eritmek. Eee, muhtemelen bu olacak gibi görünüyor. Yani ülkeler bu yüksek boşluğu önümüzdeki dönemde bir miktar enflasyona tolere ederek, eee, eritecekler gibi görünüyor. Tabii bu da hani varlık fiyatları açısından ne ima ediyor diye baktığımız zaman aslında, eee, yani değerli metalleri destekleyen, nispeten borsaları destekleyen ama tahvil dostu olmayan bir dünyadan bahsedebiliriz. Ben burada bırakayım. Teşekkür ederim.
Hakan hocam. Teşekkür ederim. Bu yeni dünya gerçekliği çerçevesinde, eee, merkez bankacılığını güzel bir şekilde ele aldığınız için. Ben konu, eee, bence, eee, hızlı bir şekilde Türkiye'ye de bağlamak istiyorum buradan, tekrardan bir, eee, akışın belki daha etkin olması adına. Şimdi Türkiye'de de, eee, tabii Merkez Bankamız son 3 yıldır bir, eee, parasal sıkılaşma süreci içerisinde. Hani montanı süreci, eee, veya yöntemleri tartışılır. Ancak geldiğimiz noktada tabii savaşla başlamadan önce yine %30'ların üzerinde bir enflasyon ki, eee, piyasanın yine, eee, bu yıl sonu için enflasyon beklentisi de Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça üzerinde. Yine benzer şekilde hane halkının, eee, ve reel sektörün ve ama bir taraftan, eee, bizim işte gevşeme sürecimizin de başladığı, belki buna yönelik farklı eleştiriler de olduğu, eee, bir dönemden geçerken bir anda biz, eee, sizin de değiminizde her Mart'ta olduğu gibi yeni bir büyük bir şokla karşılaştık ve bu sefer çok ciddi bir küresel şok, arz şoku. Eee, burada tabii Merkez Bankası politika değiştirmek zorunda kaldı. İşte bir üst açık, eee, faiz artışı, politika faizini iptal ederek efektif faiz oranından fonlamaya başlayarak, yine benzer şekilde rezervlerde çok ciddi bir, eee, satışla beraber kur ve finansal piyasalar üzerindeki sürecin kontrol edilmeye geldiği süreçte olduk. Ancak şimdi biraz önce bu kurumsal çerçevenin Türkiye'de daha belki yoğun hissedildiği bu dönemde Merkez Bankası'nın para politikasını şekillendirmesi gereken bir evredeyiz. Her ne kadar işte savaşta şu anda kısa süreli bir ateşkes geçilmiş olsa da belirsizliklerin kalktığını söyleyemeyiz. Bu çerçevede Merkez Bankamız ne yapmalı sorusuyla ben sizi konuya Türkiye'de yönlendireyim.
Evet, teşekkür ederim. Eee, tabii bunu genel bir politika bileşimi olarak düşünmek lazım. Yani Merkez Bankası tek başına, eee, dünyayı kurtaramaz yani. Eee, dolayısıyla maliye politikası ve diğer politikalar da önemli. Biraz önce Mehmet Bey'i dinledik. Aslında birçok konuda katılıyorum. Sadece iki şeyden bahsetmedi bence. Birincisi bu programda enflasyonla mücadele çok daha hızlı başlayabilirdi. Yani en baştan çok daha sıkı bir şekilde bu işe girilse, bugün savaş döneminde daha düşük bir enflasyonla girebilirdik ki bu bizim avantajımıza olurdu. Maalesef o yapılamadı. Eee, bir de tabii ekonomi dışı faktörler sürekli olarak ekonomiyi domine etmeye başladı ve bu yeni norma oldu aslında. Yani geçen sene, eee, panelde hatırlıyorum şeyi konuşmuştuk. Hani belirsizlik yeni normal diye konuşmuştuk. Eee, ve gerçekten de öyle. Çünkü geçen sene bu zamanlar devasa 200 yılda bir ortaya çıkan bir, eee, ticaret savaşıı konuşuyorduk. Şu anda kimse onu konuşmuyor. Y şu anda bir sıcak savaşı konuşuyoruz. Yani şimdi böyle bir dünyada tabii, eee, şeyin de yani hakkını da teslim etmek lazım. Yani mevcut ekonomi programı biraz da şans gerekiyor bu işlerde. Ama her sene bir şey çıkıyor. Her sene yeni bir şey çıkıyor. İşte 2024 yılında, Mart ayında işte o yerel seçimler öncesi bir türbülans yaşamıştık. O bir 6 ay attı zaten. 2025 yılında, yurt içindeki siyasi belirsizlikler ve küresel ölçekte ticaret savaşları geldi. Bir 6 ay daha o attı. Şimdi sıcak savaş geldi. Bir 6 ay daha o attı. Dolayısıyla yani, eee, işler kolay değil. Böyle dönemlerde, eee, dayanıklılık kavramı ön plana çıkıyor. Ve ben Mehmet Bey'e katılıyorum. Türkiye, dayanıklı bir ülke. Yani, eee, göründüğünden daha dayanıklı. Onu da söyleyeyim. Biz uzun uzun vadeli planlamayı çok iyi yapamayan, stratejik düşünemeyen bir ülkeyiz. Maalesef çok iyi onları yapamıyoruz. Ama iş kriz yönetimine ve hasar kontrolüne geldiğinde çok çok iyiyiz ve defalarca bunu kanıtladık. Eee, bu da beni nereye götürüyor? Yani konuyu enflasyona bağlayacağım. Eee, enflasyon uzun vadeli bir planlama gerektirir ve stratejik bir şeydir. Dolayısıyla biz bu yapı içerisinde, yani enflasyona ilişkin ben çok iyimser olamıyorum. Eee, çünkü zaten baktığım zaman, yani şirketlerle konuştuğum zaman, hane halkıyla konuştuğum zaman bu tek haneli enflasyona gitmenin faydalarının toplum içselleştirmediğini görüyorum. O yüzden de enflasyon konusunda çok iyimser değilim ama dayanıklılık konusunda iyimserim. Büyüme konusunda iyimserim. Eee, yani Türkiye'nin böyle bir şoku atlatmak için alanları, manevra alanları olduğu konusunda iyimserim. Eee, mesela maliye politikası şu anda fena gitmiyor. Yani böyle bir döneme düşük bir bütçe, bütçe açığıyla girmek önemli. Ama ne kötü gidiyor diye bakarsak, eee, biraz bu dış şoklardan dolayı ve hızlı hareket etmemekten dolayı reel kuru, tahmin ettiğimizden daha fazla değerlendirmek zorunda kaldık. Yani Türk lirasının bir dönem değerlenmesi, değerli kalması olabilir böyle süreçlerde ama o süreç uzadıkça bu sefer reel sektöre ve ihracata, eee, tahribat vermeye başlıyor ve faizler de yukarıda asılı kalıyor. Bu çok uzun süre devam ettirilebilir bir şey değil. Yani hani bir noktada, eee, Türkiye'nin, eee, bu kur rejiminden çıkması gerekiyor bence. Çünkü bunu devam ettirdikçe çıkması giderek zorlaşıyor ve yavaş yavaş sıkışmaya başlıyoruz. Ha ama çok da dünyanın sonu mu? Değil. Türkiye şu anda mevcut olduğu, eee, alanlarla, manevra alanıyla beraber böyle bir şoku atlatabilir. Ama petrol fiyatları hani 120-130 dolarlarda çıkar da oralarda kalırsa, eee, o zaman bence kesinlikle, eee, mevcut döviz kuru rejimini gözden geçirmek gerekecek. Ne yapılabilir diye sorarsanız, yani bir kere Türkiye'nin bir durgunluğa izin vermesi, o sırada serbest kur rejimine tam geçmese bile biraz daha hani kuru bırakması, eee, ve bu şekilde de, yani çok fazla enflasyonist olmadan, eee, elini rahatlatması gerekiyor. Son bir şeyle bitireyim. Yani, eee, bir anekdot, anekdot değil de, e, öngörümle bitireyim. Bir küresel kriz başlamıştı. Küresel kriz döneminde bizim notlarımız düşüktü. FIT, SNP, Moodies, bunlar Türkiye'nin, eee, riskli olduğunu düşünüyorlardı. Biz anlatıyorduk. Bakın Türkiye göründüğünden çok daha dayanıklı bir ülke diye. Tam olarak ikna edemiyorduk. Sonra küresel kriz geldi. Türkiye'nin ne kadar dayanıklı olduğu ortaya çıktı. Tam bir stres testiydi. Ve ondan sonra ne oldu biliyor musun? Türkiye'nin notları tık tık tık tık tık yukarı gitmeye başladı. Şimdi bu savaş da benzer bir yetki yaratabilir diye düşünüyorum. Yani bu savaşla beraber Türkiye'nin nispeten daha dirençli bir ülke olması, bölgede güvenli bir ülke olması ve sonrasındaki avantaj ve potansiyeli düşünürsek, sanki bu toz duman dağıldığında, eee, Türkiye eğer makroekonomik istikrarı sağlayabilirse, yani bu enflasyonu ve dış açığı makul seviyelerde tutabilirse, ondan sonraki süreçte ben Türkiye'nin, eee, tekrar not artırımlarının başlayabileceğini ve bizim açımızdan avantajlı bir döneme girebileceğimizi düşünüyorum. Bu pozitif mesajla da Mehmet Bey burada olsa gözleri yaşarırdı içimde. Ama şey de bitireyim.
Hakan hocam çok teşekkür ederim değerli yorumlarınız için. Ben şimdi Merkez Bankacılığı perspektifinden bağlamışken burayı finansal piyasalarla beraber bağlamlandıralım diyorum ve burada da Seda Hanım, Garanti Bankasının, eee, baş ekonomisti olarak bizi ilk önce bir küresel perspektifle Hakan hocamın sözlerinde bir finansal piyasalar, küresel sermaye nasıl değerlendiriyor bu süreci? Eee, paranın yönü nasıl gidecek? Eee, küresel sermayede şu anda bizim baktığımız akımlar genel olarak nakide yönelme eğilimlerinin oldukça arttığı, hatta Nisan ayı içerisindeki portföy değişimlerinde genelde nakitte kalma konusundaki süreçlerin, genel risk algısı konusunda koruduğunu gösteriyor. Ama finansal piyasaların içinde olduğunuz için, eee, şimdi siz şöyle bir değerlendirirseniz, sermayenin bakışı şu aşamadaki küresel risk ortamında nasıl, neyi değerlendiriyorlar? Nasıl konumlandırıyorlar kendilerini?
Teşekkür ediyorum öncelikle hocalarımın arasında. Benim için çok büyük bir gurur. Eee, biraz daha geriden gelerek böyle temelden başlayarak konuya ben yaklaşmak istiyorum. Küreselleşmenin, eee, değişiminden bahsedildi baştan beri. Baktığımız noktada, eee, küreselleşmenin geriye gitmesinden ziyade birazdan nitelik değiştirmesinden bahsediyoruz. Bu konuda, hani uzun yıllar boyunca işte maliyet minimizasyonu, verimlilik artışları, biraz daha böyle çoklu entegrasyonu konuşuyorken geldiğimiz noktada artık güvenlik kaygıları, işte jeopolitik riskler, bununla bağlantılı olarak, eee, yeni stratejik gruplaşmalardan bahsediyoruz. Dolayısıyla geldiğimiz nokta küreselleşmenin sona gelmesi değil. Biraz daha, eee, çoklu entegrasyondan ziyade kimlerle entegre olduğunuza bağlı olarak biraz daha şekil değiştiriyor diyebiliriz ki bu konuda da güvenlik ve jeopolitik riskler ana belirleyiciler oluyor. Tabii noktaya nasıl geliyoruz? Farklı dönüşümlerden geçerek geliyoruz. Eee, en başta zaten Amerika-Çin rekabeti ya da teknoloji konularındaki ayrışmalar ya da korumacılık yönündeki tedbirler ya da bununla bilintili olarak yine, eee, stratejik alanlarda öne çıkma yönündeki bloklu gruplaşmalar burada kendisini gösteriyor ki, IMF'nin farklı çalışmaları var bu konuda. Yani artık ülkeler, eee, ticari ortaklarını belirlerken biraz daha jeopolitik olarak da eklemlenebildiği, yakın olduğu gruplar nezdinde buralarda yoğunlaştığını gösteriyor. Tabii bu küresel büyümenin gidişatı açısından bir tehdit, eee, ki bu bahsettiğim çalışmada mesela 0.2 ila 0.7 puan küresel büyümenin negatif etkilenebileceğinden bahsediyor. Yani sonuç olarak, eee, yapısal bir dönüşümden bahsetmekle beraber biraz daha yeniden organizasyonunu konuşur duruma gelmiş noktadayız. Ki bunun diğer bir yansımasını ticaret akımları olarak da görüyoruz. Ticaret akımları yön değiştiriyor ya da daha bölgeselleşiyor. Bu konuda gruplaşmaları takip ediyoruz. Geldiğimiz nokta tabii jeopolitik riskleri de içine daha fazla yediriyor. Daha çok genişte bahsettik. Sıcak çatışma ortamına çok yakın bir zeminde biz de ülke olarak bulunuyoruz ve anlıyoruz ki, savaş tek başına bir risk primi ya da enerji fiyatı kanalıyla bizi etkileyen bir unsur değil. Bununla beraber çok daha katmanlı, işte petrokimya gibi, gübre gibi, gıda gibi farklı sektörleri de içine alarak aslında daha derinleştirdiği bir tarafa doğru konuyu yansıtıyor. Yani şoku sadece fiyatlar üzerinden değil, lojistik ve aynı şekilde beklenti kanalı üzerinden de bize eklemlendiğini görüyoruz. Şimdi buradan finansal piyasalarla birleştirirsem konuyu, eee, bununla ilintili olarak zaten, eee, sermaye akımlarının da yön bulduğunu söyleyebiliriz ki, eee, jeopolitik konumlanma, işte kendini yakın hissetme burada da kendisini gösteriyor. Yeniden, yani sermaye yeniden dağılıyor ve daha seçici hale geliyor. Yani en ucuz ya da en hani karlı nereyi buluruzdan ziyade biraz daha en güvenilir ve en öngörülebilir neresi olabilir sorusunun cevabını burada almaya çalıştığımızı, yani en azından yaklaşımın olduğunu söylemek mümkün. Bunu da belki iki katmanlı olarak düşünmek biraz daha sağlıklı olabilir. Yani kısa vadeli bakış açısında çok daha fırsatçı. Bu anlamda, eee, riskleri daha minimize edip daha likit kalarak, daha hızlı atakta davranıp, e, reaksiyon göstererek yönünü bulmaya çalışan bir bakış açısı. Biraz daha orta uzun vadeye kaydığımızda tabii artık biraz daha böyle kalıcı yatırımlardan bahsetmeye başlıyoruz. O konuda da hani yine ülkelerin birbirine yakınlaşması nezdinde, işte front shoring, near shoring ya da stratejik olarak bazı sektörlerde beraber çalışma gibi imkanlara sermayenin yöneldiğini görüyoruz. Yani burada öne çıkan konu artık sürdürülebilir ve dayanıklılığı burada pekiştirmek olarak kendisini gösterdiğini söylemek mümkün. Ama hani oluşan yeni dengeye bakacak olursak, nerede, hani küresel bu düzeni, eee, konumlandırıyoruz diye bakacak olursak, günün sonunda daha maliyetli, daha parçalı ve jeopolitik olarak da biraz daha, eee, işte uyumlanılabilen ortamlarda sermayenin yer bulduğunu, yer aldığını söylemek mümkün. Eee, tabii bunun sonucunda peki sermaye en yüksek getiri yine aramayacak mı? Evet, arayacak ama en öngörülebilir ve, eee, dayanıklı kalarak, yani sonucunu biraz daha önden keserek yer almak isteyecek diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim. Hazır küresel tarafı konuşmuşken tabii buradaki, eee, izleyicilerimizin de sizden dinlemek istediği en önemli konu bir de küresel sermayenin Türkiye'ye bakış açısı. Çünkü şunları gördük biz aslında. Son 3 yıllık makrofinansal istikrar programına rağmen beklediğimiz, eee, sermaye akımlarını biz Türkiye'ye çekemedik. Ve şu aşamada da tam yılbaşında işte küresel çerçevede gelişmekte olan ülkeleri pozitif bir akımla beraber Türkiye'de bir hikaye yaratıyor mu? Hevesini yaparken Mart ayında tabii bu saldırılarla beraber hevesimiz kursağımıza kaldı ve Türkiye'de en yoğun sermaye çıkışlarını yaşayan ülkelerden birisi haline gelmiş oldu. Şimdi tabii çarşamba akşamı işte felaket senaryosunun olmamasıyla beraber tekrardan pozitif iğme oldu gibi ama şu anda çok da fazla güvenemiyoruz buna. Şimdi bu süreçte küresel sermayenin Türkiye'ye bakış açısı nasıl olacak? Bir taraftan enflasyon problemi hala ortada duruyor ama diğer tarafta da, eee, birazki kötünün iyisi bakış açısıyla beraber çok da fazla seçenek de yok. Küresel sermayenin gideceği. O yüzden Türkiye'ye, eee, siz hem kısa vadede 2026 yılı için hem de 2027-28 dönemi için küresel sermayein bakış açınız nasıl değerlendirirsiniz?
Yani tabii şimdi programdan başlayarak Mehmet Bey'in bıraktığı yerden, hani alarak devam edecek olursak, açıkçası, eee, enflasyonla mücadelenin tabii ki zemine oturtulduğu, bunun üzerinden, eee, yatırımcı güveninin kazanılmaya çalışıldığı bir bakış açısı hakimdi. Biraz da Hakan Bey'in de bahsettiği gibi sürecin yavaş ilerliyor olması umutları, hani başta çok daha yüksek tutmakla beraber geldiğimiz noktada biraz daha aza indirgemişti ve, eee, hani temel kırılık anlıklarımızın başında zaten yüksek enflasyon öne çıkmaya devam etmişti ve bu şokta da yine bunu tecrübe ettik ki, eee, şu ana kadar en azından son baktığımız 3 senelik yakın 3 senelik dönemde, eee, daha kısa vadeli, daha yine fırsatçı diyeceğimiz bir yaklaşımla o sermayenin ülkeye girdiğini görmüştük ve bu tür bir hani şokta da kolaylıkla çıkmak istediğini ve önemli bir oynaklık yarattığını da tecrübe ettik. Şimdi buradan, eee, peki biz, hani tabii ki tek başına kırılganlıklar değil, avantajlarla da belli dayanıklılıkları gösteren bir ülkeyiz. O konuda yine Hakan Bey'e katılıyorum. Avantajlarla başlayıp sonra kırılganlıklardan devam edeyim. Belki biraz daha sağlam bir zemin oluşturabilirim. Şimdi avantajlar olarak tabii ilk başta bulunduğumuz konum, her şekilde, hani farklı oynaklıklara bizi gebe bıraksa da belli bir, eee, fırsatı da bize kazandırıyor. Özellikle üretim kapasitesi çeşitliliği barındıran sanayi tarafında önemli bir üretim kapasitesinin olması, önemli bir, eee, dayanıklılık tarafında ki değişen tedarik zincirleri, ticaret takımları nezdinde önemli bir fırsat oluşturuyor. Bunun yanında, nitelikte insan kaynağımız zaten bunun en başta konabileceğimiz aracı ki, hani ona göre daha çeşitli ve, eee, katma değerli üretim yapabilelim. Özel sektörümüz, eee, oldukça dayanıklı ve çevik. E, zaten farklı kriz ortamlarına alıştığımız için, hani bu dayanıklılığı gösterir durumdayız ki değişen koşulara da bu anlamda çok daha hızlı adaptasyon sağlayabiliyoruz. Yine önemli, eee, Bakan Bey de gösterdi, hizmet gelirlerimizin son dönemde önemli bir pay edinmesi. Tek başına turizmden bahsetmiyoruz. İşte taşımacılık, lojistik, bilgi işlem gibi konularda öne çıkar duruma geldik ve politik olarak da manevra alanımızın olduğu, yani kamu borçluk oranımızın düşük olduğu bir taraftayız. Hani bunlar bizim için zaten temelleri oluşturan, bu tür şoklara karşı kendimizi daha iyi hazırlayabileceğimiz fırsatlar sağlıyor. Ama hani neden sermaye daha fırsatçı ve daha kısa vadeli olduğu sorusunun en başında kırılganlıklarımızı anlatmak gerekiyor. Orada da öne çıkan zaten yüksek enflasyon ve kuvvetli bir atalet etkisi. Dezenflasyon süreci evet başlamıştı. Eee, ama tamamlanma konusunda acaba yavaşladık mı, buralarda takıldık mı soruları doğmaya başlamıştı ki şoktan önce bunları tartışıyorduk. Şimdi geldiğimiz noktada bir, hem maliyet hem de güven şokuyla karşı karşıyayız. Bununla beraber tekrar acaba enflasyon yıl %30'a yakın bir seviyede mi bitirecek, eee, konusuna geliyoruz. Ve bugünden de, hani tekrar eden şoklarla beraber düşündüğümüzde acaba orta uzun vadede kalıcı olarak %20'nin altına inebilecek mi sorusunu tam olarak cevaplayamıyoruz. Yani bu tür açıkçası belirsizliklere açığız. Diğer konumuz enerji bağımlılığımız. Eee, ve bu bağlamdaki, eee, finansman ihtiyacımız. Hani baktığımızda son 5 yılda yaklaşık ortalama 70 milyar dolarlık bir enerji faturasına sahibiz. Bu yıl 80 milyar dolar civarında olacak. Hani bu tür, eee, oynaklıklarda hemen buradan oluşacak finansman ihtiyacı açıkçası risk primimize yansıyor ki, bunun da ilave bir maliyeti oluyor ve tek başına finansmanın maliyetini değil, vadesini ve istikrarlı olmasını da tartışmamız gerekiyor. Yani dolayısıyla her ne kadar evet, eee, sağlam bir zeminimiz, temelimiz var desek de buna karşılık biraz daha döngüsel konularda bizim, eee, daha iyi proaktif olmamız gerekiyor. Bu bağlamda neler yapılması gerekiyor? Tabii ki enflasyon daha düşük, daha kalıcı tekneye doğru gevşemeye alanı olması gerekiyor ki daha öngörülebilir, istikrarlı bir zemin oluşabilsin. Ben bitirmeden bir de bir konu daha eklemek istiyorum. Bunu artık daha fazla tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Hep makroekonomik istikrardan bahsediyoruz ve bu bahsettiğim, eee, konulara öncelik vererek bahsediyoruz ama aslında iklim değişikliği ile beraber gıda arz güvenliği de öne çıkarılması gereken konulardan birisi oldu. Yani tek başına enerji güvenliğini değil, artık bizim gıda arz güvenliğini de tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Tek başına enflasyon değil, bununla ilintili birçok alanda etkiler durumda. Yani özetle Türkiye, evet. Bu krizden de bu şok ortamından da muhtemelen daha pozitif ayrışarak bu dayanıklılığını kanıtlayarak çıkacak. Ama bizim diğer kırılganlıklarımıza, eee, eğilerek, proaktif kalarak belirsizliği ve enflasyon konusundaki, eee, gidişatı daha, eee, düşük seviyelere taşıyabilirsek sermayeyi daha kalıcı hale getirebileceğimizi düşünüyorum.
Çok teşekkür ederim Sedan. Bu arada, eee, rolleri de bu sefer değiştiğimizde çok mutlu oldum. Çünkü genelde siz soruyordunuz, ben cevaplıyordum. Bu sefer rolleri değiştirdiğim çok mutlu oldum. Eee, ben şimdi hazır, eee, genel küreseldeki yapılanmalardan bahsederken Ahmet hocamı biraz çerçeve, eee, yönlendirmek istiyorum. Çünkü, eee, şimdi Merkez Bankacılığıyla başladık, finansal akımlarla devam ettik ama diğer tarafta da çok ciddi bir küreselde, jeopolitikte yeni dünya rejiminin, eee, değişine dair bir süreçle karşı karşıya kalıyoruz gibi geliyor. İşte bizim, eee, 2000'li yıllardaki, 2010'lu yıllardaki küresel ekonomideki şekillenmeye bakışımızla, işte ülkeler büyüdükçe aradaki kalkınma farkları azalacak bakış açısıyla şu anki farklar arasında ciddi bir dönüşüm olmuş oldu. Oyunun kurallarını, Amerika ülkelerin ya da küresel dominansı en yüksek olan ülkenin hızlı bir şekilde değiştirmeye başladığını görüyoruz. Ne oldu? Geçen sene hayatımızda gümrük vergileri, korumacı politikalar, artan içe dönüş, eee, politikalarıyile beraber ciddi bir türbülanstan geçerken, bu sene başında işte Amerika'nın Venezuela'ya müdahalesi, ardından hiç kimsenin belki öngörmediği, hayatta olmaz dediği bir İran'a müdahalesi başlamış oldu. Şimdi Ahmet hocam, bu süreçte küresel, oyunun kartları nasıl dağılıyor? Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz diye bir genel resmi sizden bir çizmenizi rica edeceğim.
Çok teşekkür ediyorum. Organizatörlere de teşekkür ediyorum. Eee, bu değerli toplantıya beni davet ettikleri için. Eee, şimdi her konuşmada konuşmacı bir tercihte bulunur. Sevimli mi olacak, tartışmalı, kontroversiyal bir tavır içerisinde mi olacak? Şimdi sabahtan beri dinlediklerimi dinledikten sonra burada ciddi bir ikilemde kaldığımı hissettim. O yüzden en iyini yöntemin bu, e, meseleyi çözmek için demokrasi olduğu inancıyla size soracağım bu soruyu. Sevimli bir konuşma mı yapayım, yoksa yoksa böyle biraz daha tartışmalı bir konuşma mı yapayım? Sevimli konuşma yap diyenler el kaldırsınlar. Tamam. Yok. Demek ki herkes tartışma istiyor. Bunu anladım. Güzel. O zaman tartışmayı şuradan başlatayım. Benim, eee, son 3 senelik tecrübem, eee, şu yönde. Bir, buradaki bütün kıymetli, eee, panelistleri aynı parantezin içine alarak gene de altını çizerek söylemem lazım ki, Hakan Kara'la beraber konuşmak son derece rahat bir iş. Yani dünyadaki en rahat konuşmalarımı Hakan Kara ile beraber yapıyorum. Çünkü, çünkü ekonomi tarafında çok sağlam bir şeyiniz var, yaslanma noktanız var. Nitekim ikinci konu da bununla alakalı. O biraz daha sizle alakalı. Buradakilerin genel profiliyle, eee, de örtüşüyor zannediyorum. Portföy yöneticileri, sermaye piyasaları yöneticileri falan bir, grubun içerisinde böyle bir rengini verir düzeyde oldukları zaman gene çok rahat geçiyor benim konuşmalar. Eee, geçen sene de portföy yöneticileri zirvesinde zannediyorum benzer bir şeye rastlamıştık. Rahatın kıstası ne diyeceksiniz? Bir siyasi sizden önce konuşunca ona katıldığınız zaman her şey çok rahat. Tamam. Şimdi bugün Sayın Şimşek'in yaptığı konuşmanın arkasından genel olarak bir büyük denden hikayesi, hikayesi anlatabileceğimi size düşündüm. Çünkü aşağı yukarı aynı, eee, görüşlerdeyim. Hatta çok yakın zamanda Emre Hocala beraber bir grubun içindeyken benzer şeyleri söylediğimde, sanıyorum pek de söylediklerimden memnun kalmayan ve benim genellikle eleştirel ve pesimist olmamdan da keyif alan bir, sevgili iş adamı kardeşimiz şey demişti, ya hocam o zaman koşalım Türk varlıklarına saldıralım. Vallahi bilmiyorum ne yaparsınız ama Türk varlıklarının uzun dönemde bu savaştan olumsuz etkileneceğini, Türkiye ekonomisinin olumsuz etkileneceğini düşünmüyorum. Tam tersine çok ciddi birtım, eee, kazançların Türkiye açısından fırsatların, eee, en azından ihtimalinin orada olduğunu da gördüğümü ifade etmek durumundayım. Ha riskler var mı? Var. Özellikle kısa vadede ciddi riskler var. Çünkü bu işin sonunun bir barış, kapsamlı bir barışla gelmesi neredeyse imkansız. Neredeyse imkansız. Eee, ancak ve ancak sürdürülebilir bir ateşkese evrilebilir bu. O da, eee, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının başka bir çaresinin kalmamasından kaynaklanacak. Ama kalıcı barış nasıl olur derseniz size çok net olarak söyleyeyim. Üç ülkede birden rejim değişikliği gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde, İsrail'de ve İran'da. Bu üç ülkenin üçünde de rejim değişmeden bu bölgede kalıcı bir barış tesis edilmesi pek imkan dahilinde değil. İranlılar savaşı kaybetmedikleri için kazandıklarının farkına varmak durumundalar. Dolayısıyla aslında bir şeyi şekilleme kabiliyetine tekabül edecek bir güç birikimi diye tarif edeceğimiz zafere ulaşmış değiller. Böyle bir durumları yok. Amerikalılar herhalde Amerikan deniz piyadelerinin ilk, e, bir kıyıya çıkışı 18. yüzyılın sonunda NASA'dadır. Arkasından 1805'te Derneğ'e çıkarlar. Zaten deniz Piyade Marşı'nda da Trablus sahilleri diye bir ifade vardır. O nedenle, eee, Osmanlı tabii kontrolündedir. O dönemde Trablus bizimle savaşırlar işin doğrusu. Ya o savaşlardan bu tarafa doğru gelin. Vietnam, Afganistan, Somali, her biri kendi içerisinde ayrı bir rezalet içeren bu savaşların tamamını alt alta yazın. Bu kadar stratejik hedefinin ne olduğu belli olmayan, bu kadar çıkış stratejisi gene belirsiz, bu kadar başarısız, bu kadar ahlaken ucundan dahi tutup anlatamayacağın üstelik çok ironik. Çünkü savaştığın rejim de oldukça itibari, eee, bakımından yerin dibinde bir rejim olduğu halde anlatamadığı başka bir ülkenin siyaset ve öncelikleriyle kendini belirlediğim bir ikinci savaşı yok Amerika Birleşik Devletleri'nin. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin de haline baktığınız zaman 27 Şubat gününe dönmek diye tanımlanmış bir şey var, eee, ortada, eee, bir hedef var. 27 Şubat gününe dönmek bizi kurtarır mı? Hayır. Neden? Çünkü sadece budalalar tarihte başladıkları kareye geri dönmenin mümkün olabileceğini düşünürler. Bütün koşulların değiştiği, yepyeni bir bölge, yepyeni bir dünyadan bahsediyoruz bugün. Ve işin sert tarafı. Benim görebildiğim kadarıyla özellikle finans ve ekonomi, eee, okumuş yöneticilerimiz aynı uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi okumuş olanlar gibi diğerinin işinden anlamıyor. Bu entelektüel lüks bitti. Aziz dostlar, kendinizi ekonomist olarak, finansçı olarak görüyorsanız, eğer siyasetten ve uluslararası ilişkilerden anlamıyorsanız, jeopolitik meseleleri okurken ekonomik ve politik risk analizini bir arada götürüp yönetemiyorsanız işinizde başarılı olmanız ne yaptığınızdan bağımsız, imkansız. Çünkü bir oyun yazalım hayatımız değişsin dönemi de sona erdi. Bu savaş, Ukrayna Savaşı'ndan başlayan aslında süreç bize şunu gösterdi ki enerji altyapısı, maden, üretim kapasitesi gibi unsurlar artık hele AI döneminde öyle bir software yazdım, hayatım değişti diye bir, eee, Neo Orhan Pamuk, romanı yazmanıza izin vermiyor. Ve bunu transformasyonu da çok güç olacak sizler için. Onu da söyleyeyim. Çünkü bankacılar, finansçılar, ekonomistler, ekonomi, benim de tahsil ettiğim ve çok sevdiğim, belki doğa bilimlerine en yakın sosyal bilim ama bankacılar ve ekonomistler rasyonaliteye tutulmuş insanlardır. Siyasetinse kendisine has bir rasyonalitesi var ve o kimi zaman karşınıza bir portakal çiçeği çıkarabiliyor. Mesela Trump ve bu portakal çiçeğinin ne yapacağını bilemiyorsunuz. Şimdi size bir isim söyleyeceğim. İçinizden, eee, yani kendisinin ruhuna bir, dua ederseniz iyi olur. Stanislav Petrov diye bir adam var. Tanıyan var mı Stanislav Petrov'u? Yok. Stanislav Petrov Kızılordu'da yüzbaşıydı. 1983 senesinde görevli bulunduğu nükleer, istasyonda ışıklar yanmaya başladı. Radar karıştı. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nden Sovyetler Birliği'ne doğru bir nükleer saldırının başladığını gösteriyordu radar. Zaman şu zaman. Rusya'nın doğusunda Kore Hava Yolları uçağını düşürmüş Sovyetler Birliği. Aynı anda NATO tarihinin en büyük askeri harekatını yapıyor. Ve şu hınzır dünyaya bakınız ki bulutlar fazlaca aşağı inmiş. Güneş ışıklarını çok kötü kırıyorlar ve aynı anda dünyaya yakın geçen uyduların tamamı bir noktada toplanmış. Bu yüzden radar yanlış bir şey gösteriyor. Stanislav, Petrov, AI olsaydı bugün hiçbirimiz burada oturmuyorduk. Ama Stanislav Petrov Stanislav Petrov olduğu için bir insan olduğu için meşhur ifadeyle double check ettiği için sıyırdık. Gittikçe sıyırmanın daha zor olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz ve zihinsel olarak buna hazır değiliz. İki canavarlar çağından bahsetti. Eee, Sayın Bakan, bakana her konuda Sayın Bakana katıldığımı söylemiştim değil mi? Uzun vadede. Fakat o laf Gramsci'ye ait değil. İlk defa 1996'da Lemont gazetesinde yazılmıştır. Graminin orijinal metinlerinde böyle bir atıf yok. Buna benzer bir şey var. Ama doğru olan şu, gerçekten canavarlar çağında yaşıyoruz. Coğrafya geri döndü. Devlet geri döndü. Ticaret savaşları geri döndü. Savaş geri döndü. Ve bizler zihni olarak aynı anda premodern, modern ve postmodern dinamikleri bir arada barındıran bu dünyaya nasıl karşılık vereceğimiz konusunda bütünüyle neredeyse fikir sahibi olmadığımız bir dönemden geçiyoruz. Bir de bunun üstüne bütün bu irrasyonalite bindiği zaman durum oldukça sıkıcı oluyor. Bugünden geleceğe baktığımda kısa vadede 2 sene boyunca Türkiye'nin çok ciddi şekilde zorlanacağını görüyorum. Ama o iki senenin arkasından Türkiye için gerçekten parlak bir ufk açılacağına dair de çok net birtım göstergeleri de okuyabildiğimi söylemek durumundayım. Birbirimize şaka yapmamızın gereği yok. %30'u gübre kapasitesinin dünyanın yok oldu. Yok. %20 LNG yok. %14'ü petrolün yok. Helyumun da %30'u yok. Bunların bir tanesinin bu düzeyde olmaması zaten ciddi bir kriz getirir dünyaya. Bugün artık bütün bu krizleri bir arada düşünüp yönetebilmek mecburiyetindeyiz ve Türkiye ekonomisinin sağlam yönleri olmakla birlikte bunu idare edebilir bir tarafı olmakla birlikte Türkiye'nin siyasi süreçleriyle ekonomik kırılganlıklarını ve bu riskleri bir araya koyduğun zaman iş öyle o kadar kolay yönetilebilir değil. Özellikle siyasetçi olmak için iyi bir zaman değil. Onu da söyleyeyim. Sanıyorum bugün siyasetçi olsaydım gözlerimi kapayıp iki sene sonrasına atlamayı isterdim zaman içerisinde. Fakat henüz teknolojide o düzeye gelmiş değil. Bu zihni hazırlığı ne şekilde ve nasıl yapacağımız noktasında bu tür zirvelerin de çok önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da Sayın Bakana katılıyorum. Dolayısıyla buradaki varlığınızla umarım çözümün bir parçası haline gelmemizi kolaylaştıracaksınız. Çünkü öbür türlü 8,5 milyar insanın verimliliği, scalability'yi falan doğru anlamayan bir siyasi iktisadi ortamın içerisinde insanlığı kendi içine çökertmesi, yani 8,5 milyon insanın ağırlığı altında bugünkü düzenin çökmesi kaçınılmaz. Çöktüğü gün de evet Amerika Birleşik Devletleri olmayacak. Türkiye'de sokaklarda bir sürü tartışmanın herhalde kulak misafiri oluyorsunuz. Yaşasın bu Amerikalıların başına ne geliyorsa çok iyi oluyor falan filan. Bu memleketin en bilge insanları hiç kuşkum yok Karadenizlilerdir. Ağırlıkla bu ülkeyi yönetiyorlar. Öyle olmalı. Karadenizlilerin çok sevdiğim bir lafı var. Diyorlar ki, "Gökyüzü yıkılırsa benim hasırıma değmez olmaz." Bugünkü ekonomik, bugünkü siyasi, bugünkü jeopolitik, bugünkü iklim değiştiğinde, bu mimariler çöktüğünde insanlar bu kadar endişeli olduklarında, refahın dışına bu kadar ciddi bırakıldıklarında muhakkak bir felaket olur. O felaket de pek tatlı olmaz. Yani.
Ahmet hocam, ağzınız sağlık. Teşekkür.
Bitiriyorum. Yani 3 sene, 2 sene sonrasından sonraki 3 seneyi çok iyi geçiririz ama sonraki 25 senenin garantisini hiç kimseye veremem.
Ahmet hocam ağzınıza sağlık. Ben aslında size iki tane farklı soru sormak istiyordum ama siz ikisini de, eee, çok güzel bir şekil harmanladığınız için hem küresel çerçevede hem Türkiye çerçevesinde çok teşekkür ediyorum. Ben şimdi Kamil hocama, eee, dönmek istiyorum. Sizin de, eee, çizmiş olduğunuz bu süreçle beraber. Eee, Kamil hocam, isterseniz ben iki sorumu da size yönlendireyim. Çünkü panelizin bitmesine yaklaşık 12 dakika kaldı. Orada sayıcı görüyorum ben. Buna göre ilk önce bütün bu konuşulan çerçeve içerisinde, eee, işte, eee, Ahmet hocamızın çizdiği genel jeopolitik dönüşümler, Hakan Hoca'nın çizdiği merkez bankacılığı süreçleri, yine benzer şekilde finansal piyasaların bakış açıları derken ve bunun ticaret kanalı var. Tüm bu süreçlerde sizin uzmanlık alanınız olduğu için hem küreselde ticaretin nasıl, eee, şekillendiği hem de Türkiye'nin bu yeni ticaret konumlandırma süreci içerisinde kendisini nasıl gördüğünüz konusunda sizin uzmanlık alınızla ben konuyu size iletiyorum.
Teşekkür ederim Burcu Hanım. Ben de organizatörlere teşekkür ederim davetleri için. Eee, şimdi diğer konuşmacılar az çok küreselleşmedeki dönüşümü ele aldılar ama ben tabii ki konum itibariyle ticaret, küresel ticaretteki dönüşümü tartışmak istiyorum. Burada aslında iki süreç birlikte gidiyor. Bir tarafta bir parçalanma, yani jeopolitik, eee, enlemde bir ölçüde parçalanma görüyoruz ama diğer taraftan da aynı anda farklı eksenlerde bir yeniden entegrasyon çabaları görüyoruz. O anlamda, eee, küreselleşmenin, yani küresel ticaretin izlediği bu süreci, eee, üç aşamada ele almak mümkün olabilir. Bunlardan ilk olarak tabii ki bir geçmişe gitmemiz lazım. Bugüne nereden geldik? Küresel ticaret her zaman bu düzeyde miydi? Bunu konuşmak lazım. Küresel küreselleşme dönemi 60'lardan bu yana giderek yoğunlaşmasıyla bizim karşımıza çıkan Amerika'nın öncülüğünde ciddi boyutta ticaretin, işte dünya ulus gelirine oran olarak %60'ları.
bulduğu bir ticaretten bahsediyoruz. Sürekli artan bir küresel ticaret var 60'lardan günümüze. Ama bu dönemde de Amerika içinde ciddi boyutta sorunlar da var. Yani otomasyon ve aynı zamanda e offshoring dediğimiz uzak diyarlara üretimin taşınması, özellikle imalat sanayinin taşınması doğal olarak Amerika'da orta sınıfın giderek aşınmasına, güç kaybetmesine, gelir dağılımın daha da bozulmasına yol açıyor.
Bununla birlikte Çin'in özellikle 2000'li yıllardan itibaren eee dünyanın bir imalat sanayi merkezi haline gelmesi ve arkasından daha önce görmediğimiz şekilde geliş gelişmekte olan bir ülkenin aslında teknoloji merdivenlerini çok hızlı çıkaraktan Amerika'ya bir tehdit oluşturabilmesi ortaya çıkıyor. Ve aynı dönemde eee küresel finansal kriz 2008'de ciddi boyutta Amerika ve başka ülkelerde varlık kayıplarını getiriyor ve bunun sonucunda son 60 yıllık küresel ekonomide gördüğümüz serbest ticaret uzlaşmasında ciddi bir çöküntü var, çökme var. Yani bütün bunlar aslında bizi bugün ilk aşamayı gösteriyor. Uzun süren bir ilk aşama.
Sonra ikinci aşamaya geçiyoruz. İkinci aşamada ne görüyoruz? 2 Nisan 2025 işte Kurtuluş Günü diye lanse edilen bir gün ve dünyanın aslında en büyük ithalatçısı dünyanın her ülkesinin ihracatına tarifeleri, yüksek tarifeleri bir ölçüde koyuyor. Aynı günün ertesi günü dünyanın en büyük ihracatçısı da eee çok kritik ihracat ürünlerine, hammaddelerine ihracatına yasak getiriyor Çin elbette ki. Ve bunun bu ikisi bir arada baktığınızda bir zorlama. İki gücün dünya ticaretinde ben alıcıyım, ben alış alıcı olarak eee ticaret hatlarini ben belirlerim. Diğer tarafta da ben en büyük üreticiyim. Ben de o zaman dünyaya işte yarı iletkenler olabilir, nadir toprak elementleri olabilir, bunların ihracatını engelleyebilirim diyen bir zorlamayı görüyoruz.
Ve bunun üçüncü bir aşaması da geçtiğimiz yıldan bu yana bir ölçüde Avrupa çerçevesinde de gerçekleşen eee bir üçüncü ülkelerin, diğer ülkelerin bu tepkilere karşı biraz daha itidalli tepki vermesi, kendilerini bir ölçüde olabildiğince bu olumsuz gelişmelerden daha az etkilenecek şekilde bir politikalar geliştirmeye çalışmaları ve bir ölçüde köprüler kurmaya çalışmaları. Yani bu bölgeselleşme dediğimiz giderek ticaret anlaşmalarıyla bir üçüncü yol mümkün mü? Yani dünya ticareti belki e bunun sonucunda geçmişte gördüğümüz herkesin herkeste ticaret yaptığı eee tek merkez Amerika'nın merkezde alıcı olduğu bir ticaret eee sistemi olmaktan çıkacak. Ama yine kurallı yine kurallı. Eee, ama aslında çok bloklu ticaretin yapıldığı, bloklar arası ticaretin olduğu ve ama o bloklar içinde ticaretin daha yoğun olduğu yeni bir dünya ticaret sistemi doğabilir mi? Tabii bunu engelleyebilecek bu İran savaşı gibi çok daha farklı jeopolitik gelişmeler olabilir ama uzun dönemde dünya ticaretinin daralması herkesin aleyhine. E, dünyada bugün e ve kamplaşma ya da bloklaşmanın çok hızlı gerçekleşmesi, Çin ve Amerika arasında bloklaşmanın çok hızlı gerçekleşmesi, dünyanın IMF'nin hesaplarına göre %23 civarında eee daralmasını dünya milli gelir ulus dünya gelirinin diyeyim ama çok daha kapsamlı bir eee ayrışma eee bunun %7'lere 8'lere kadar bir kayıpların tırmanması anlamına geliyor.
Yani aslında gördüğümüz tamamen enseyi karartmamıza gerek yok. Eee, dünya ticaretinde Trump'ın getirdiği aslında bir 2018'lerde başlayan Çin ABD ticaret savaşlarının aslınd tepe yaptığı bir nokta geçen sene. Ama bundan sonra gelecek aşama ona tepki veren diğer ülkeler tamamen ayrışaraktan kendi ayaklarına kurşun sıkmayacaklar. Yani bir ölçüde büyük buhran sonrası 1929-33 sonrasında Amerika'nın getirdiği korumacı politikaların diğerleri tarafından uygulanmasıyla dünya ticareti 1/üçte bir yani %66 daraldı. %66. O dersler çok önemli. O daralma dünya gelirinin de daralması anlamına geliyor. Hepimizin kendimiz açımızdan olumsuz olan bu gelişmeye bir cevap olaraktan elbette ki acaba işte AB'nin Hindistan'la yapmış olduğu anlaşma. Bizim açımızdan oldukça bunun farklı sonuçları var. Merkosu ile yapmış olduğu anlaşma. Aynı durumda Pasifik'te geçmişten beri süre gelen Pasifik paktı çabalarına farklı ülkelerin de katılmasıyla bir ölçüde eee artık tek merkezden yönetilen küreselleşme değil bir ölçüde kümeleşmiş küreselleşme dönemine geçiyoruz. Ama yine kurallar var ve bu kurallar çerçevesinde de dünya ekonomisi daralmadan yoluna devam edebilir. Dünya ticareti de daralmadan yoluna devam edebilir.
Tabii ki ben savaş sonuçlarını çok fazla tartışmayacağım. Benim daha uzun önemli tartışma konuları olduğunu düşünüyorum. Savaşın yani başka mecralarda hocalarım da savaşın makro etiklerini de tartıştı ama Türkiye'ye geldiğimizde Türkiye bu yeniden yapılan dünya ticaretinde nerede? nerede? Aslında oldukça avantajlı bir konumda. Çünkü bu blokların oluşumunda belki coğrafi olarak oldukça uygun bir noktada Orta Asya ile olan ilişkileri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Avrupa'ya yakınlığı aynı zamanda Afrika'ya olan yakınlığı ve ticari olarak ilişkileri kesinlikle Türkiye'yi doğru bir konumda koyuyor. Avrupa'yla Gümrük Birliği'nden bu yana başlayan bir 30 yıllık entegrasyon elbette ki bizim için çok büyük bir deneyim. Bunu çok daha üst seviyelere taşıyabilmemiz lazım. En büyük aslında önümüzde duran challenge'lardan birisi bu. Bunu becerebilmemiz ve o zaman ekonomimizi bir üst sınıfa çıkarabilmemiz gerekiyor.
Ama tabii ki bu yeni doğan, yeni dünya düzeninde bizim kendimize bulacağımız yerin aslında bize ne kadar eee fayda sağlayacağı, bizi ne kadar ileri götüreceği bizim öncelikli olarak makro makroekonomik istikrarı sağlamamız ve kurumsal güvenilirliği sağlamamız gerekiyor. Biz 2001 krizi sonrası çok önemli adımlar attık ve bu adımlarla aslında dünyaya kendimizi kanıtladık. Dünyaya kanıtladığımızda Türkiye aslında normal bir makroekonomi. Diğerleri kadar reform yapabilir ve kendisini dışarıda rekabetiyle arttırabilir ve krizin hemen arkasından Türkiye'de >> Kamil hocam pardon biraz mikrofona yaklaşabilir misiniz? Duyulanmıyormuş size? >> Aman pardon. Krizin hemen arkası 2001'den sonra da çok hızlı bir büyüme sağladık. Elbette ki burada çok önemli bir nokta Gümrük Birliği'nin bize sağlamış olduğu bir bizim kendi evimizi derlememiz, toparlamamız, sanayimizi yeniden bir güç kazandırmamız, yeni yatırımlarla sanayimizin rekabet edebilir hale gelmesiydi.
Şimdi biz yine gümrük birliği konusunda bir yeni adımlar atmak durumundayız. Yani önce makro makro istikrar ve kurumsal güvenilirlik sağlandığı varsayımı altında gümrük birliği konusunda daha önce uzun zamandır ertelenen derinleşmesi, genişlemesi AB ile bu konuda anlaşmaya varmak eee ciddi hem diplomasi hem iktisadi alandaki ilişkiler açısından önem kazanıyor. Bunu sağlayamadığımız zaman AB avant, AB ile olan ilişkilerimizin bizim bir ayak bağı olma ihtimali çok daha yüksek. Çünkü AB'nin şu anda yapmış olduğu Hindistan'la STA, aynı şekilde Merkosur'la yapmış olduğu serbest ticaret anlaşmaları bizim açımızdan bir tehdit oluşturabiliyor. Çünkü Gümrük Birliği'nin asimetrik yapısı gereği biz otomatikman onlarla bu anlaşmayı yapabilmiş olmuyoruz. Öyle olduğu için de tabii ki onların ürünleri bizim pazarlarımıza yeni Avrupa gümrük tarifeleri ya da sıfır tarifelerle girerken bizim ürünlerimiz onların pazarlarına hala yüksek tarifelerle girmek durumundalar. Ve burada elbette ki otomotiv, eee, kimya, tekstil, makine gibi sektörlerimizin, demir çelik gibi sektörlerimizin etkilenmemesi mümkün değil. Böyle bir durumda da baktığınızda bizim ihracatımızın en büyük oyuncularından bahsediyoruz. Eee ama bizim gümrük birliği konusunda yapacağım, atacağımız adımlar ve AB ile yeni anlaşmalara vararaktan gerçekleştireceğimiz eee daha derinleştirmiş, gelişmiş gümrük birliği çerçevesi, hizmet sektörünü de dahil edebilecek gümrük birliği çerçevesi. Bizim bu ülkelerle de bu asimetrik eee pozisyonumuzu bir kenara bırakıp bu ülkelerle de anlaşmaları sağlamak ve aleyhimize olan durumu leyhimize çevirmemizi sağlayabilir.
Buna ekleyebileceğim farklı tabii ki çok önemli bir nokta bizim için önemli olan yani makro istikrar. Bunun yanında gümrük birliği ama diğer bir konuda eee doğrudan eee teknoloji merdivenine tırmanmak. Katma değerli, daha yüksek katma değerli ürünlere doğru kayabilmek, teknolojilere kayabilmemiz gerekiyor. Sayın Bakan gösterdiği aslında teknoloji olarak çok iyi durumda gözüküyoruz ama tabii orta teknolojiyle yüksek teknolojiyi eklerseniz ihracatımızın %44'ü gibi bir oran çıkıyor ama orta teknolojiyi çıkarırsanız geriye kalıyor %4 %3. Bu hala ciddi bir sorun. Sanayi bir ölçüde baktığınızda askeri eee harcamalar, askeri bir ölçüde savunma sanayi ile birlikte belki bu biraz artacak, %5'lere çıkacak ama çok daha gerideyiz. Eee kurumsal güvenirizi sağladığımız zaman hukuk hukukun üstünlüğü konusunda geri giden Türkiye Devlet Cumhuriyetini tekrar ön plana çıkarıp hukukun üstünlüğünü tanıdığımızda emin olun ki yabancı sermayeyi çekmek konusunda hiçbir sorunumuz kalmayacak.
Bugün işte bizimle bir ölçüde bu bloklar arası e pozisyonlara göz kırpan Hindistan, Meksika, eee Vietnam, Polonya gibi ülkeler aslında bize göre çok daha iyi durumdalar. Çünkü onlar çok daha yüksek doğrudan yabancı yatırımları çekebiliyorlar. Bizim geçtiğimiz yıl çektiğimiz 13 milyar dolar. Bunun 1üçte'i civarı imalat sanayide ama Meksika 36 milyar dolar, Hindistan 28 milyar dolar. Vietnam 18 milyar dolara yakın doğrudan yabancı yatırımlar çekebiliyorlar. Bizim bu bölgede daha güçlü yabancı yatırımlar çekebilmemiz için öngörülebilirliğimizi arttırmamız lazım. Çünkü hiçbir yabancı gelip burada fabrika kurduğu zaman bir 10 yılını göremiyorsa bunu yapmaz. Bir 10 yıllık ötesini 5 10 yıl ötesini görebilmesi lazım. Makroekonomik durum nereye gidecek? Siyaset nereye evrilecek? Kurumlar ayakta kalacak mı? Yoksa birer birer yıkılacak mı? Bu tür belirsizlikleri elbette ki yönetebilmemiz ve bizim leyhimize çevirebilmemiz çok önemli.
Bunu ekleyebileceğim daha da uzatmadan. Elbette ki elbette ki eee Avrupa'yla sınırda karbon düzenlemesi konusunda mekanizmasını bizim uyarlamamız, bunun ölçümü konusunda da adımlar atmamız lazım. Eğer bu adımları atabilirsek bu yeni oluşan dünya düzeninde bir ölçüde canavarlara çok yer bırakmadan eee bir ölçüde yeni düzende yine kural bazlı eee bir düzenin oluşmasında bizim de çorbada bir tuzumuz olabilir ve bundan da biz de fayda sağlayabiliriz diye düşünüyorum. Ama tabii ki savaş ve bir ölçüde otakrat liderlerin olduğu dünyada eee çok taraflı da bakılsa, tek taraflı da bakılsa yanlış kararların verilmesi çok mümkün. O anlamda da bu savaşın bence hepimize iyi dersler çıkarması ve belki Amerika'da ve İsrail'de rejim değişikliği olmayabilir. Demokrasi olduklarını biliyoruz ama en azından yönetim değişikliği olsa herhalde hepimizin tercih edebileceği bir ortam olacağını düşünüyor.
>> Eee değerli değerli hocam çok teşekkür ederim. Ağzınıza sağlık. Eee bir saatlik kısıtlı bir süremizi tamamen doldurmuş olduk ama dolu dolu gerçekten dört uzmandan her alanda dolu dolu bir eee küresel ortama ilişkin, Türkiye'ye ilişkin bilgiler edinmiş olduk. Benim şu anda cebime koyduğum bu değerli uzmandan Türkiye açısından koşullu bir iyimserlik olduğu senaryolarını duymuş oldum. Eee tekrardan ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ediyorum hem değerli uzmanlarımıza hem de katılımcılarımıza.