Transcription
Sıradan bir muhabir Türkiye'nin en büyük medya patronuna nasıl dönüşür?
Acun da benim talebemdi. Acunlıca. Acun da 10-15 yıllık talebemdir. O çok yamandı. Kerata.
Bu adam daha 20 yaşına gelmeden tüm ailesini ve sevdiklerini kaybedecek. 25 yaşına kadar yaşadığım hayatta geçirdiklerim dünyada çok az insanın başına gelmiştir. Daha sonra bir çalışan olarak girdiği medya binasından onu satın alan bir patron olarak çıkacak.
Her gün beni seyretti, bütün Türkiye. Acun nasıl zengin oldu? Ulan 20 yıldır beni seyrediyorsunuz ya. Siyasi görüşü, ilişkileri ve sıra dışı hamleleriyle 30 yıldan uzun bir süredir Türkiye'nin konuştuğu tek isim. Hanımlar beyler karşınızda Acun Ilıcalı ve sırlarla dolu hayat.
Acun Ilıcalı 29 Mayıs 1969 tarihinde Edirne'de doğdu. Ama aslen Erzurumlu. Zaten Ilıca soyadı da buradan geliyor ve çoğu kişi bilmese de şehirde büyük bir fabrikası var.
Yakında yine büyük bir yatırımımız olacak. O da Erzurum'da olacak tabii ki başka yer düşünmüyoruz.
İlerleyen yıllarda yaşayacakları tam anlamıyla bir trajedi olsa da aslında hayatı o kadar da kötü başlamamıştı. Maddi durumu iyi, eğitimli bir ailede büyüdü. Tek abisi Ömer Ilıcalı günümüzde doktorluk yapıyor. Yani kardeşinin aksine gündem ve magazinden uzak, sade bir yaşam. Ama Acun Ilıcalı için aynı şeyi söyleyemeyiz. O her zaman farklı biriydi. Örneğin liseden nasıl mezun olduğunu anlattığı şu anısı bakın.
Matematik imtihanı var. Yemekhane vardı Kadıköy'ünde. Süreyya Bey ile bir gün evvel yemekhanenin camını kırdım. İmtihan 5 dakikasında elimi kanattım. Ondan sonra hocam dedim, elim kanıyor dedim, şurada yıka yavrum dedi. Gittim, elimi yıkıyorum. O sırada da soruları cevabı soruları yazmışım bir kağıda. Selpak gibi onu kurulayarak camdan dışarı attım. Dışarıda okulun en iyi dört öğrencisi beni bekliyor. Güzelce aldılar, soruları cevapladılar. Sonra başka bir öğrenci yanlış ceket almışım diyerek bir ceket getirdi. Koydu. O ceketin astarını daha önceden yırtmışız. Ben gittim, o ceketi giydim. Okuldan mezun oldum.
Acun Ilıcalı ilk ve ortaokulu Edirne'de bitirdikten sonra Kadıköy Anadolu Lisesi'nden de böyle mezun olmuştu. Üniversite hayatı ise çok daha karışıktı.
Üniversiteye başladığım günler hayatımın dönüm noktasıydı benim. Daha okula gider gitmez o okulda okumayacağıma karar verdim. İstanbul Üniversitesi'ne gittim. Edebiyat Fakültesi. Okula girdim. Üstüme bastı okul. Edebiyat Fakültesi'ni bilen bilir belki. Böyle karanlık bir bina. Eee, yani ciddi derecede bunu aldım. Bütün lisedeki arkadaşlarım da Boğaziçi Üniversitesi kazanmıştı.
Dedim ki, çocukları da bir ziyarete gideyim hani ne yapıyorlar diye. Ya okula bir girdim. Boğaziçi Üniversitesi biliyorsunuz. Boğazın üzerinde bir okul, böyle. Abi aşağısı bildiğiniz İstanbul Boğazı. Sol tarafıma döndüm. Sosyete kantin diye bir yer var. Kızlara baktım, bebek gibi hepsi. Ve ben ondan sonra ertesi gün yine Boğaz'a gittim. Sonra bir daha Boğaz'a. Bir ay oldu ben her gün Boğaz'dayım. 6 ayın sonunda beni bölümler arası maçta oynatıyorlardı. Aç.
Bu süreçte henüz daha 19 yaşındayken Seda Başbuğ ile evlendi ve Banu ismindeki en büyük kızı dünyaya geldi. O vakte kadar hayatın tadını çıkaran ve sadece keyif aldığı şeyleri yapan biriydi. Ama bu noktadan sonra peş peşe başına gelecek trajik olayları sanırım kimse tahmin edemezdi.
Acun Ilıcalı henüz 20 yaşındayken içinde annesi, babası ve kızının olduğu bir araç kaza yapıyor ve bu kazadan sadece kızı kurtuluyor. Anlayacağınız yıllardır keyfine göre yaşayan, umursamaz genç bir anda hem öksüz hem de yetim kalıyor. Haliyle bu durum onun yoğun bir depresyon dönemi yaşamasına ve hayatı sorgulamasına yol açıyor. Bu süreçte gelecekte onun tüm işlerini yönetecek ve bu büyük servetin yaratıcılarından biri olarak anılacak çocukluk arkadaşı Esat Yontunç'un ailesiyle yaşamaya başlıyor. Bu savruk yaşam bir ilişkinin sorumluluğunu kaldıramayacağından dolayı ilk eşiyle boşanan Acun Ilıcalı kısa bir süre sonra çok daha kötüsüyle yüzleşiyor. Bağdat Caddesi'nde yaptığı bir motor kazasında arkasında oturan arkadaşı vefat ediyor.
İşte birçoğunuzun merak ettiği, binlerce farklı teorinin üretildiği Adnan Oktar dönemi ise tam bu zaman. Yaşadıklarının ağırlığından sığınacak bir liman arayan Acun Ilıcalı, bu süreçte ilerleyen yıllarda Türkiye için bir beka sorunu haline gelecek ve suç örgütü olarak anılacak Adnan Oktar cemaatine katılıyor. Yıllar sonra ortaya çıkan bu fotoğraf ve Adnan Oktar'ın bizzat "Acun da benim talebemdi" demesi belki de onun kariyerindeki en büyük skandaldır.
Acun da benim talebemdi. Acun canı abisidir. Onun doktordur abisi. O sene benim yanımda kaldı abisi. Çok eski, daha eskidir. Acun da 10-15 yıllık talebemdir. O çok yamandı. Kerata. Onun da küçük yaşta annesi babası öldü. Trafik kazasında ölmüştü. Eee, küçük sevimli bir kızı vardı onun. Minik, acayip şeker bir şeydi. Onu çok severdik. Getirirdi böyle. Acun.
Muhabirlikten medya patronluğuna yükselişinde Adnan Oktar örgütünün payı oldu ve bunun gibi daha binlerce teori içinse şöyle bir cevap veriyor.
Evet. Buna da hemen kısaca cevap vereyim. Bahsettiğimiz yıl 19 yaşındayım. 19 ve 20 yaş arasında o zamanki eee, yani annemleri de rahmetli olduğu bir dönem, hani eee manevi açıdan eee kendime yakın gördüğüm dostlarımla beraber o zaman belli bir süre görüşmüşlüğüm olmuştur. Sonra da zaten eee içinde bulunduğum e ortamı beğenmeyerek terk etmişim. Kaç sene önce biliyor musunuz? 35. Yani 35 sene önce ben 1,5 yıl Adnan Hoca'yı görmüşüm. 35 yıldır görmedim ha. 35 yıl oldu. Ne bir kere gördüm, ne yan yana geldim, hiç görmedim. 35 yıl önce baktım bir saçmalıklar var.
Anlayacağınız henüz daha 20'lerinde bir genç hayat hakkında çok fazla şey öğrenmek zorunda kalıyor. Ve bu dakikaya kadar anlattıklarımı ilginç bulduysanız size bir haberim var. Daha hiçbir şey görmediniz. Zira kendisi bu kaosun içinden çıkıp önce çeşitli işler deneyecek.
Normalde niye fırın çözmesi? Yüzlerce defa halk tarafından takdir edilip, koca bir ülkenin burada dayanışmasını tabii ki elimizden geldiğince sağlarken, yüzlerce defa da nefret sembolü haline gelecek, hiçbir menfaatimiz olmayan bir konuyla ilgili suçlanıyoruz. Sıfır parayla girdiği medya binasından onu satın alan bir patron olarak çıkacak ve tüm Türkiye'nin konuştuğu, dünya tarafından tanınan bir isim haline gelecek.
Benim şu anda ürettiğim ekonomik büyüklük benim harcamalarımla sarsılacak bir büyüklük değil. Değil. Bu arada videoyu beğenmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın. Ayrıca özel içeriklerime erişmek ve yaptığım işi bağımsız bir şekilde sürdürebilmem için katıl üyesi olabilirsiniz. Link videonun açıklama kısmında ve sabitlenmiş yorumda var. Şimdiden teşekkürler.
Acun Ilıcalı için güzel başlayan ve trajedilerle devam eden gençlik yılları artık sona ermişti. Bir an önce harekete geçmeliydi. İş hayatına aslında direkt medya sektöründen başlamadı. Daha farklı şeyler denedi.
Yurt dışından eee İtalya'dan ve Amerika'dan brand getiriyorduk. 501 bilirsiniz o zamanlar çok popüler. Armani, Valentino, Vers, hepsini satıyoruz. Kim girerse dükkana satıyoruz. Ve öyle battık. Bak bakıyordum böyle gelene, sen 29 giyersin diyorum. O inanamıyor, 29 giyiyor hakikaten. Sonra zaten güzel mallar da seçiyorduk yurt dışından. Acayip satıyorduk. Fakat hesap kitap yok. Halı sahada maç var. Çalışan yok dükkanda ve çok önemli bir maç. İddialaşmışız. Müşteri geldi. Daha önce de 3-4 kere gelmiş müşteriydi. Genç bir çocuk ya. Dedim, senden bir şey rica edebilir miyim? Evet. Bir yarım saat kalabilir misin dedim dükkanda. Allah belanı versin bak çocuk kal. Nasıl yani dedi. Fiyatlar yazıyor üzerinde dedim. Müşteri gelirse fiyatları söyle. Eğer çok zorlarsa denet dedim. Çocuğa bırakıp gittim. Yani.
Bu ilginç hikayeden sonra rotasını medya sektörüne çevirdi. Ailesinin tanıdıkları sayesinde Show TV'de önemli bir rütbesi olan İrfan Şahin'le tanıştırıldı ve bu sayede işe girdi. Başlangıçta 100 dolar maaşla çocukluktan beri tutkulu olduğu futbol sektöründe spor muhabirliği yapmaya başladı. İronik şekilde kendisi koyu bir Fenerbahçe taraftarı olmasına rağmen işe ilk girdiğinde Beşiktaş'ın muhabiriydi. Kısa sürede diğer muhabirlerin arasından sivrilip dönemin ikonik programı Televole'ye alındı. Bu program o yılların en çok takip edilen şov programıydı. Ünlülerle röportajlar, magazinsel olaylar, seyahatler her şeyi barındırıyordu ve Acun Ilıcalı'nın kendini ön plana çıkarması için muhteşem bir alan yaratıyordu.
Ve sevgili Showman Beyaz'la buradan sohbet ederken aklımıza bir soru geldi. Bu videoda Beyazıt Öztürk kendisine mikrofon tutan Televole muhabirinin yıllar sonra patronu olacağını tahmin edebilir miydi? Benimle röportaj yaptığım günleri hatırlatırım.
Aslında kimse tahmin edemezdi. Ancak Acun Ilıcalı bu görevde yaptığı ilginç röportajlar ve stiliyle kendini sevdirmeyi başarmış ve gözünü daha da yükseklere dikmişti. Ancak önce bir şey lazımdı. Bir rütbe.
Benim hayatımdaki ilk dönüm noktam aslında sunuculuğa başlamam. Ben muhabirken sunuculuğa başlıyorum ve reality show dünyasına öyle giriyorum. Sunuculuğa başlamamın sebebi de "Dokun Bana" diye bir yarışma var. "Dokun Bana" yarışmasında "Struen Zara" diye bir model her hafta hediye ediliyor yarışmacılara. Yarışmayı hatırlarsınız belki. Dünyanın en psikopat yarışmasıydı. Bir araba eller konuyor. Kim en son elini çekerse o kazanıyor arabayı. Manyaklığa bak sen. Ya ben sunucu değilim o anda. Ve "Struen"in Türkiye'deki en büyük problemi de o zaman Peugeot'yle adının karıştırılması ve o yüzden böyle bir yarışmaya büyük bir yatırım yapıyorlar. Yarışmanın sunucusu çok değerli arkadaşım, rahmetli. Onu çok severdim de. Arkamda gördüğünüz "Struen" diyecek yerde arkamda gördüğünüz Peugeot diyor canlı yayında. "Stay"in bütün algısı da o anda Peugeot olmamak üzerine ve arkamda gördüğünüz Peugeot'yu armağan edeceğiz deyince ben ertesi gün sunucu oldum.
Acun Ilıcalı artık hem çeşitli programları sunuyor hem de Televole'yi kendi oyun sahasına çeviriyordu. Hal böyle olunca 2002 yılında Show TV'de "Acun Firarda" adıyla kendine ait bir program yapmaya başladı. Bu format dünyanın farklı ülkelerindeki insanlarla Acun Ilıcalı'nın sevilen, eğlenceli karakterini birleştirerek dönemin Türkiye'sinde eğlence programlarına bambaşka bir renk getirmişti. Örneğin bu videoyu bilmeyen yoktur.
Ya abla biraz gelişmiş sevgili seyirciler. Yani bu hayvan 2 ay sonra filan ilk insanını yemeye başlar bence. Şaka mı bu abi? Ciddi abla belanı.
Ya da bunu. Televizyon Türkiye. Ben de Türküm abi.
İşte bu ve buna benzer tüm anlar "Acun Firarda" programını televizyon tarihinin en başarılı işlerinden biri haline getirdi. Hatta bu konsepti ilerleyen yıllarda Survivor'a katılan ve tüm ülke tarafından sevilen Taner Tolga Tarlacı için de yapmaya çalışacak. Ancak sonu hüsranla bitecekti. Oh yeah.
"Taner Firarda" adıyla yeniden şekillendirilen programın ilk üç bölümü çekilmiş olsa da proje sonsuza dek rafa kaldırıldı. Bahsettiğin şahısla ilgili şunu söyleyebilirim. Eee, benim hakkımdaki, eee, ileri geri konuşmaları böyle ne bileyim, eee, kullandığı cümleler ve ifadeler, eee, bir daha bir araya gelmemize kesin olarak engel. O yüzden hani böyle bir şey mümkün değil.
Bu hikayeyi tüm detaylarıyla anlattığım bir video kanalımda olduğu için şimdilik geçiyorum. "Acun Firarda"nın büyük başarısının ardından kazanılan para işleri daha da büyütmesini sağlayacaktı. Artık başkalarının yaptığı işlerde çalışmak zorunda değildi. İşte kendi prodüksiyon şirketi Acun Medya böyle doğdu. İlk başlarda yakın arkadaşları ve birkaç kişiden oluşan bu küçük ekip günümüzde yakın arkadaşları ve binlerce kişi olarak devam ediyor. Aslında bu konu önemsiz gibi görünse de bana göre yükselişindeki en önemli kriter. Zira hayatı boyunca karşılaştığı insanları hep bir şekilde çevresinde tutmayı başarıyor. Sadece şirket içi çalışanlardan bahsetmiyorum. Örneğin Mana Aydını olarak bilinen sempatikliğiyle tanınan bu adam günümüzde Acun Ilıcalı'nın Dominik'teki evinin işlerini idare ediyor.
Ya işte bakıyorum ona bakıyorum, yediriyorum yemeğini.
İşte bu yolda insan biriktirme felsefesiyle ortaya çıkan Acun Medya ekibi format dünyasına ilk olarak "Fear Factor" olarak bilinen o skandal yarışmayla giriyor.
Böcekler gelecek. Ben 1, 2, 3 diyeceğim. Başlayacaksın. Böcekleri. K.
Acun Ilıcalı bu ilginç yarışmanın reyting rekorları kırmasının ardından şimdilerde 7'den 70'e herkesin bildiği, izlemese dahi göz ucuyla takip ettiği Türk televizyon tarihinin en büyük gündemlerinden biri haline gelen Survivor'a gözü dikiyor. Bir dakika, böyle vuruldum ya. Nasıl vuruyor ya?
Bu noktadan sonra Acun Medya'nın üretim stili net bir şekilde oturuyor. Yurt dışında tutmuş bir formatı al ve Türk halkına uyarla. İşte bu mentaliteyle birlikte Acun Ilıcalı gözünü dünyanın en büyük yarışmalarından biri olan "Var Mısın Yok Musun"a dikiyor.
Ben çok iyi bir reality show sunucusuyum. Çünkü kendimi ön plana çıkarma diye bir güdüm yok benim. Ben o anda etrafta ne ilginçse, seyirci neyi görmek istiyorsa, görürse, heyecanlı olacaksa ona fokuslanıyorum ve onun üzerinde yaşıyorum. "Var mısın yok musun" da benim için aslında sunabileceğim en iyi yarışma. Çünkü bir yarışmacı var ve bir muhabir için düşünseniz de bir yarışmacıyla yarışırken de birçok şey sorup seyircinin onu daha iyi tanımasını sağlıyorsunuz. Ben "Var mısın yok musun" döneminde aslında sunuculuğumun en üst düzeyini yaşadım ve bütün yarışmacılara halka bir şekilde tanıtarak, sevdirerek programda fenomen hale getirdik. 450 bölüm prime time yapmışız. E 350 kere en az birinci olmuştur. Yani Türk televizyon tarihinin en başarılı işlerinden biri oldu ve gerçekten de yüz akıyla çıktık.
"Var mısın yok musun" Acun Ilıcalı'nın hem iş hem de aşk açısından dönüm noktası diyebiliriz. Zira ilerleyen yıllarda herkesin konuştuğu bir celebrity haline gelecek olan Şeyma Subaşı ile de ilk burada tanışıyor.
Evimizi kurtarmak için açıkçası denedik, konuştuk, kurtaramadık.
İlişki ve aşk hayatına sürekli değinmenin gereksiz olduğunu düşündüğüm için kısa bir özet hazırladım. 2003 yılında Zeynep Yılmaz'la ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten Leyla ve Yasemin doğdu. 2017 yılında Şeyma Subaşı ile evlendi ve Melisa dünyaya geldi. Günümüzde ise 2004 yılında evlendiği Ayça Çağla Altunka ile devam ediyor.
"Var mısın yok musun"da başarılı olmasının ardından 2008 yılına gelindiğinde kazandığı yüksek gelir sayesinde Türkiye'nin vergi rekortmenleri listesine girmişti. O artık sıradan biri değildi. Haliyle de bu noktadan sonra yaptığı her hareket, söylediği her söz hayatı için büyük önem taşıyordu.
Başbakan Erdoğan'la bir dostluğunuz var sanırım. Dostluğum var. Yani sonuçta kendisini çok da seviyorum. Bunu her zaman da söyledim. Yani ben AK Parti ile ilgili hiçbir faaliyetin içinde hiçbir zaman olmadım. Eee, fakat hani başbakanımızı her zaman takdir ediyorum.
Sürekli göz önündayseniz hayatınız artık size ait değildir. Acun Ilıcalı'nın bu başarısı ve şöhretinin bedeli özel hayatını 80 milyon insanla birlikte yaşamaktı. Örneğin "Var mısın yok musun" ardından yayına soktuğu yeni formatı "Yeteneksizsiniz Türkiye"deki bir şampiyonun Fetöcü çıkması acaba Acun da mı bu işin içinde? İddialarına yol açtı. Recep Tayyip Erdoğan'ı şahsi olarak sevdiğini dile getirmesi yükselişinin arkasında siyasi parti mi var? soru işaretlerine yol açtı. Lüks harcamaları, ilişkileri, her hareketi gündem haline geldi. Bu seviyedeki çoğu milyarderin adını bile bilmeyiz. Örneğin az sonra anlatacağım TV8'i alırken gizli ortaklık kurduğu ismi kimse tanımıyor. Ama Acun Ilıcalı tüm bunların tersi gibi tuttuğu takımı, siyasi partisini, neredeyse tüm yaşamını açıkça gösteriyor. Sanılanın aksine her hareketinin yarattığı bu etki onun için kötü bir şey değil. Zira hayatını insanların onu izlemesiyle kazandığı bir meslek yaparken asıl sorun konuşulmaması olurdu.
Siz ne istiyorsunuz abi? Söyleyeyim. Bana her gün olay çıkarıyorsunuz. Ne istiyorsunuz abi? Ne istiyorsunuz? Her gün olay çıkarıyorsunuz. Ne istiyorsunuz abi? Kız kız ağlayarak gitti. Şimdi.
Acun Ilıcalı'nın karakterini yaptığı işlerin önüne koyuyor olması bir yandan devasa bir nefret getirirken bir yandan da bunu paraya çevirmesini sağlıyor. Bugün ATV kötü bir haber yapsa patronunun adı dahi geçmez. Ancak TV8'deki bir hata da direkt olarak o suçlu tutuluyor.
En ufak bir şekilde bir kuruş gelirimiz olmayan, hiçbir suçumuz olmayan, eee, hiçbir menfaatimiz olmayan bir konuyla ilgili suçlanıyoruz.
Şimdi geri dönelim. "Yeteneksizsiniz Türkiye"nin de tüm ülke tarafından takip edilen ve gündem yaratan bir programa dönüşmesinin ardından Acun Ilıcalı gözünü yeni bir hedefe dikmişti.
Ya bir toplantı istiyorum dedim. Hani telekonferans toplantı istiyorum. Müsait misiniz? Tamam. Ekip toplantı karşıda. Yani bir şey söylemem lazım ve karşı tarafın ilgisini çekmem lazım. Size iki tane sorum var dedim. Birincisi dedim, o formatı dedim, hangi kanal almayı düşünüyorsa son 5 yılda dedim kaç formatta başarılı olmuşlar bir sorun dedim. Ama ben cevabı söyleyeyim şimdiden dedim. Sıfır. Sonra dedim, Türkiye'den dedim 90'ı çevirin. Ondan sonra da başına dedim 532'yi koyun dedim. Kim? Hangi numarayı çeviriyorsanız çevirin dedim, beni sorun dedim. Ne yapayım artık? Formatı kaçırıyorum denemem lazım. Son şansım. Karşı taraftan gülmeye başladılar. Tamam dediler. Kapadılar. Bir saat sonra telefon. Ne zaman Hollanda'ya gelebilirsiniz? Gözüm dönmüş tamam mı? Dedim ki, Hollanda'dayım zaten. Sabah işte 8'de ofise gelebilir misiniz? Ne münasebet, 7.30 dedim adamlarla. Sabah 7.30'da ofisteyiz. Gece Hollanda'ya geçtik. 7.30'da ofisteyiz. Adam şimdi geldi böyle dedi ki, eee, önden dedi, ödeme yapabilir misiniz dedi. Dedim ki, ben dedim, önden 2 yıllık ödeme yapmak istiyorum dedim. Ondan sonra nasıl yani dedi, ben bir yıl yetmez bana dedim, ben dedi 2 yıl ödeme yapmak istiyorum, nasıl yapacaksın dedi. Yarın dedim, peşin vermek istiyorum bütün format parasını. Bunlar bir daha birbirlerine baktılar şimdi. Sonra dediler ki, ya dediler, formatı bir kanala satamazsan dedim ki, 3 gün içinde bir kanala satamazsam formatı, param da yansın dedim.
Bu noktaya kadar yaptığı her iş başarılı olsa da aslında pastadaki en büyük dilimi o almıyordu. Medya şirketiyle tüm bu işlerin prodüksiyonunu yapıp Show TV ve Star TV gibi kanallara satıyordu ve artık yeni bir rütbe kazanma ve hikayesine yeni bir soluk katma vakti gelmişti. O yüzden akl almıyor. Hangi manyak gidip de bütün parasıyla gidip bir kanal alır? Ben bütün kazandığım parayla gittim kanal aldım. Ha, bazı anlamayanlara bir turda anlatayım onu da. Ben gittim 70 milyona aldım kanalı. Hani 400 milyona kanal almadım zaten. 70 milyona aldım kanalı. E o kanal birinci oldu. Ondan sonra 4 ay söylemesi sebep birinciydik.
Acun Ilıcalı'nın muhabir olarak başladığı kariyerinde bir televizyon kanalı satın alabiliyor olması beraberinde birçok iddiayı doğurdu. Ama insanlar her ne kadar eleştirse de izlemekten geri durmadı. TV8 isimli kanal kısa sürede kimsenin tanımadığı bir yerden Türkiye'nin en çok seyredilen kanalına dönüştü. Üstelik diğer rakiplerine göre benzersizdi. Akşamları ne bir haber ne de dizi yayınlanıyordu. Sadece Acun Ilıcalı'nın bugüne kadar topladığı yarışma formatları vardı.
Size gizli bir ortaklıktan bahsetmiştim. Bu isim Ferit Şahenk. Kendisi kısaca milyar dolarlık bir iş adamı. TV8'in ise %30 ortağı. Acun Ilıcalı'nın sadece Survivor SMS gibi şeylerden para kazandığını düşünürseniz büyük resmi anlayamayabilirsiniz.
Abiciğim, SMS'ten bir sezonda kazandığım para benim bir bölüm paramı. Ferit Şahenk aynı zamanda Nusret markasının da yatırımcısı. Bu video Nusret'in piyasada yükseltildiği PR döneminde Survivor'da tüm Türkiye'ye tanıtılma videosu. Dün aradım, Miami'deydi. Acil gelmen lazım. Yarışmacılar çok aç dedim. Gelirim abi. Seve seve dedi, sağ olsun.
Anlayacağınız bir ülkenin medyasını yönetebilme gücü size sadece kola reklamları getirmez. Doğru işbirlikleriyle dünya starları bile yaratabilirsiniz. Tüm bunları gizli bir sır ya da yanlış olarak anlatmıyorum. Sadece bana vaktini ayıran insanların farklı bir mentaliteden bakmasını sağlamaya çalışıyorum. İşin özü Acun Ilıcalı muhabir olarak başladığı medya sektöründe doğru bağlantılar, özel hayat, çok çalışma ve biraz şansla büyük masalarda oturan bir patrona dönüşmüştü.
TV8'in ilk yıllarında "İşte Benim Stilim", "Ütopya", "Yemekteyiz" gibi onlarca daha formatı hayata geçirdikten sonra artık Türkiye ile bir işi kalmadığını anlamış, gözünü tüm dünyaya dikmişti. Öte yandan sadece geleneksel medyada değil, Acun Ilıcalı sanılanın aksine internet dünyasının gücünü çok önceden fark etmişti. Aslında harekete de geçmişti.
Ben açıkçası dünyanın geleceğinin internette olduğunu düşünüyorum. Tabii Amerika'da belli yerlere gelindi ama klasik biz böyle bir 5-10 sene geriden geliriz ya. Şu anda internette reklam payı açıkçası yok. Reklam pastası yok. Benim hani demin de söylediğim gibi hani maddi bir konsantrasyonum olmadığı için internette de televizyonda verdiğim insanlara eğlence tadını vererek insanları internette eğlendirmek istiyorum. Ve burada da açıkçası tabii ki en zirveye oynayacağım bir site kurma planıyla yola çıktım. İnternette şu anda daha maddi bir getirisi olmasa bile geleceğin internette olduğunu düşünerek eee sağlam bir yere oturmak istiyorum. Çünkü o kadar kolay bir şey olmayacak yarın bir gün internette belli rakamlara ulaşabilmek. Seneler önce oluşturduğu Acun.com adlı platform aslında ilerleyen yıllarda kuracağı yeni dijital medyanın ilk taşıydı.
1 Ocak 2021 tarihinde ise Acun Medya Exxen'i yayına soktu. Burası yeni bir heyecandı. Türkiye'de tanınan tüm içerik üreticileri, YouTuberlar, senaristler, şarkıcılar, herkes bir anda bu yerli platform için işler hazırlamaya başlamıştı.
Ben seni uçağımla aldırıyorum. Tabii böyle alternatifler de düşünmediğim gibi yani. Dolayısıyla böyle bir data olmadığı için bende hani uçakla aldırabileceği gibi mazeretlerim benim datamdaki mazeretler. Hani.
Aynı yıl Nişantaş Üniversitesi işbirliği ile Acun Medya Akademi projesi hayata geçirildi. Anlayacağınız yavaş yavaş her sektöre yayılıyor ve gün geçtikçe daha da durdurulamaz hale geliyordu.
Acun Ilıcalı günümüzde futbol takımları satın alan, 10 farklı ülkede reyting rekorları kıran yarışmaların yapımcılığını üstlenen, dijital platformlar ve okullar yöneten büyük bir marka haline gelmiş durumda. Peki sizce kariyer basamakları gerçekten bu kadar hızlı çıkılabilir mi, yoksa tüm bu hikayede bilmediğimiz şeyler mi var? Yorumlarınızı bekliyorum ve izlediğiniz için teşekkürler. Watch the world bruise and GL