📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

► Ders 6 - Rüzgâr Ölçümleri ve Micrositing Süreçleri

Rüzgâr Adam58:24

Transcription

Herkese merhabalar, Rüzgar Adam'a hoş geldiniz. Ben Barış Takan. Yaklaşık 2013 senesinden beri Rüzgar Enerji sektöründe çalışmaktayım. Çeşitli yatırım firmaları, Türk firmaları ve danışmanlık firmalarında çalıştım. Halen bir danışmanlık firmasında devam ediyorum.

Sizlere bugün, bir rüzgar yatırım sürecinin ölçüm adımı ile başlayan ve enerji raporu ve enerji değerlendirme raporuyla bitecek olan kısma kadarki süreci, ana başlıklar altında olabildiğince detaylı bir şekilde, çok da detaylara boğulmadan anlatmaya çalışacağım. Umarım faydalı bir anlatım olur.

Eğer şimdi isterseniz ilk ana başlığa girerek bir giriş yapmış olalım. İlk başlığımız sahadaki ölçümler ve ölçüm sistemlerinin nasıl olacağına karar verilmesi, ölçüm sisteminin nereye kurulması gerektiği, hangi kaynakları ve hangi kriterlere göre bu ölçümlerin gerçekleştirilmesi gerektiği ile ilgili konulara değinmiş olacağız. İlk kısımda öncelikle ölçüm süreçlerinin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili devam edelim.

Bildiğiniz üzere, rüzgar santrallerinde günümüzde çok çeşitli türlü kule yükseltiliyor, çok çeşitli türlü modelleri bulunmakta. Ölçümlerde dolaylı olarak bu türbin tiplerinden maksimum derecede faydayı almamızı gerçekleştirecek biçimde yapılması gerekiyor. Bununla ilgili bazı kurallar var. Kurallar yazılı olmayan, fakat günümüze kadar gelen süreçte tecrübe edilerek karartılmış kurallar diyebiliriz.

Örnek olarak ilk kuralımız, ölçüm sisteminin kullanılacak olan türbin kule yüksekliğinin en az üçte ikisi yükseklikte olması. Tabii ki günümüzde bu çok belki geçerli olmayabilir. 125 metrelik kuleler düşündüğümüz zaman, 13'te ikilik kısmın yüksekliğini tutturmak belki biraz zor olabilir. Ancak ya da yeterli olsa bile saplama kısmında bize getireceği ek belirsizlikler sebebiyle yeterli olmayabilir. Ancak bir kural olarak bu kuralın uygulanması önceliklerinden bir tanesi.

Bununla birlikte, ölçüm süresinin en az bir sene ve birbirini takip eden 12 ay veya bir başka deyişle tam bir dört mevsimi kapsayacak tam bir senelik bir ölçüm olması gerektiği gibi. Bununla birlikte söyleyebileceğimiz, kule kurulacak olan ölçüm direğinin santraldeki türbin noktalarıyla, planlanan türbin noktalarıyla birbirine benzer coğrafi özellikler gösteren noktalara kurulmuş olması. Buralarda ölçümün olmuş olması.

Sahanın genişliğine doğru orantılı olarak birden fazla kule kullanmak, daha doğrusu birden fazla ölçüm direği kullanma gereksinimi de var.

Evet, dikkat edilecek diğer maddeler içerisinde bir de aslında biraz önce de söylediğim gibi, ölçümlerinin nerede kurulacak, bunlarla birlikte ölçülerinin nasıl kurulması gerektiği önemli. Neye göre kurulması gerektiğini önemli. Bununla ilgili olarak tüm piyasada hem uluslararası hem bazı ülkelerin kendi içerisinde belirlemiş olduğu kurallar var. Uluslararası kurallar, daha doğrusu IEC standartları önemli. İki tanesi bunlardan bir tanesi IEC 61400-12-1, diğer ise IEC 61400-12-1'in güncel sürümü olan IEC 61400-12-1 Edition 2, 2017'de yayınlanan. Bütün ölçüm direğinin sensör kollarının açıları, açı gerçeği hakim rüzgarların değişmekle birlikte sensör kollarının birbirlerinden uzaklığı, hangi yüksekliklerde olacak, tüm bunlar bu bahsetmiş olduğum iki ana standartın kuralları çerçevesinde yapılması gerekiyor.

Bu kuralların tabii biz çok detayına girmeyeceğiz ama olabildiği kadarını değinip bir sistemin minimum ne, nasıl gereksinimlere sahip olması ile ilgili üzerinde konuşacağız. Fakat bu noktaya gelmeden önce farklı ölçüm sistemlerinden bahsetmek istiyorum.

Şu anda en yaygın olan ölçüm sistemleri bildiğiniz üzere kafes direk ölçüm sistemleri. Bu üçgen şeklindeki direklerin, yani yukarıdan baktığımızda bir üçgen şeklini gördüğümüz kafes tipi ölçüm direkleri. Ölçüm direklerinin boy uzunluğuna göre alt taraftaki statik yapıyı güçlendirmek için alt kısımlardaki modüller daha geniş, üste gittikçe daha incelen yapıda direk sistemleridir.

Bununla birlikte ilk zamanlarda kullanılmaya başlayan boru direk tipleri vardır. Boru direkler monte edilir ve vinç vasıtasıyla kullanılır, yükseltilir daha doğrusu.

Bununla birlikte bunları konvansiyonel, yani geleneksel veya daha mekanik yapılı ölçüm sistemleri olarak gruplarsak, bir de LiDAR sistemleri var. LiDAR istenilen, yani uzaktan ölçüm yapabilen, uzaktan derken yani bir mekanik sisteme sahip olmayan, çeşitli sonuç veya ışıklı ölçüm yapabilen sistemler vardır. Bunlardan, bunlar iki grupta inceleyebiliriz. Bir tanesi Lidar, havaya gönderdiği belli bir mesafede, dedik veya belirli açılarda gönderdiği ışınlarla ve o ışınların geriye dönme sürelerinden yönlü hızı saklaması yapma metodolojisi ile çalışan. Bir diğeri ise SODAR sistemidir. SODAR'lar sonic, yani ses dalgaları yöntemiyle aynı işi gerçekleştirir.

Bunlar Türkiye'de ve Türkiye'deki arazi yapısının çok kompleks olmasından kaynaklı olarak tek başına kullanmak belki her projede mümkün olmasa da, hem ölçüm süresini kısaltmaya, hem de daha doğrusu kurulumla ilgili bir kısaltma, hem de bir başka ölçüm direği var olan ölçüm direği ile birlikte kombine bir şekilde kullanıldığı zaman geniş sahaların uzak köşelerinde bize bilgi vermesi açısından kullanılabilecek sistemlerdir. Bu sistemlerin hepsini bir ölçüm sistemi grubunda kullanabiliriz, belirleyebilir ya da gruplayabiliriz.

He, bununla birlikte bu ölçüm kafes direklere geri dönecek olursak, belirtmiş olduğum gibi kafes ölçüm sistemleri en yaygın kullandığımız ölçüm sistemleridir. Bir kafes direğin tabii ki ayakta durma, statik olarak da yanılma olması önemli bir konu. Bildiğiniz gibi ülkemizin her yerinde kış şartları zorlu geçmekte olduğu için ölçümün sürekliliğinin sağlanması bakımından müstakil korunması, yani direğin ayakta kalması da önem arz eden bir konu.

Bunun için ölçüm direğinin hakim rüzgar yönüne dik olacak şekilde, yani ölçüm yapan sensör kollarının bu rüzgar yönüne dik olacak şekilde olması önem arz ediyor. Fakat bunu bu şekilde ayarlansa bile, ölçüm direğini ayakta tutan çelik halatların açısının birbiriyle tam 120 derece açı yapacak şekilde ve setinin en iyi koruyacağını, en iyi korunacak şekilde konumlandırılması gerekiyor. Bu 120 derece arazi yapısının zorluğundan veya bir hata sebebiyle yanlış konumlandırılması demek, ölçüm direğine çarpan havanın, rüzgarın ya da akışının, rüzgar akışının, akışının bozulması ve bu sebeple de sensörlerin birbirlerinin gölgesi altında daha fazla kalmasına sebebiyet verebilmek. İşte bu, bu önemli bir konudur. Tüm bu konuların hepsi biraz önce belirtmiş olduğum IEC ve MESNET gayetlarında oldukça açık bir şekilde formülasyon ve rakamsal olarak belirtilmiştir.

Bir diğer konu da ölçülerini nereye konumlandırılması gerektiği ile ilgili görüşmüş, konuşmuştuk. Ölçüm direğinin konumlandırılması tamamen santralinin planlanan türbin noktalarıyla öncelikli olarak direk alakalı bir konu. Çünkü ölçüm direği sonuçta ölçümden gelen datalar belirli bir modellemeye sokularak türbin noktasındaki ve kule yüksekliğindeki rüzgarından ve tahmine dayalı bir yöntemle enerji hesabı yapılıyor. Günümüzdeki birçok farklı metotlarla yapılsa temeli buna dayanmakta. Dolayısıyla ölçüm direğinin öncelikli olarak kullanılacak olan türbin noktalarının coğrafi özelliklerini bu noktada olması gerekmektedir ve tabii kule yüksekliğine uygun yükseklikte yapılması gerekmektedir.

Ancak bazı durumlarda bu konuda bazı esnemeler yapmak zorunda kalınır kalınabilir. Bu esnemelerin sebebi sahanın yapısıdır. Saha yapıları kompleks, yarı kompleks veya çok kompleks olarak Türkiye'de yarı kompleks ve çok kompleks ağların diğerine göre daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bunu belirleyen de IEC 61400-1-3'ün güncel güncellemesinde belirlenmiştir. Burada bir mantalite doğrultusunda sahanın kompleksini, yarı kompleks mi olduğunu belirleyebilirsiniz. Ancak o tabii ki ölçümlerini nereye konulmasını gerektiğini size bir kural, bir kanun olarak vermemekle birlikte bir fikir vermesi açısından faydalanabilecek bir kaynaktır. Bunu da göz önünde bulundurmak gerekir.

E, ölçülerinizi konumlandırdıktan sonra bir sonraki aşamada ölçüm direğinin konfigürasyonu, yani kurulum, yani sensörlerin hangi yükseklikte olacağı veya hangi açılarda olacağı veya hangi sensörlerin kullanılacağı ve bunların neye göre belirlenecek konusunda geçebiliriz. Bunu da yine belirtmiş olduğum gibi IEC 61400-12 Edition 2'de bulunabilir. Etki edebilir. Yıldırım çubuğunun ne kadar yükseklik olması gerektiği, ölçüm direğindeki sensörün anemometrenin u şeklinde mi olacağı yoksa direğin eksenini takip ederek tek bir ömür sensör olarak ölçümü yapıp yapması gerektiği, sensörler arasındaki mesafenin minimum ne kadar olması gerektiği, sensörlü taşıyan kolların, sensörün uzaklığı ne kadar olması gerektiği, bununla birlikte sensörü taşıyan dik kolun, sensörü taşıyan yatay ben okuldan ne kadar uzakta olması gerektiği ile ilgili birçok kriter tanımlanmış ve belirlenmiştir.

Bunlara uyularak yapılması ve ölçüm sonunda elde edilecek olan ölçümün enerji raporunu belirsizliğinin, ölçüm ile ilgili belirsizlikleri, ölçümden gelen belirsizlikleri düşürmede maksimum fayda sağlayacağını ve diğer belirsizlikleri de bu yönde arttırmayacağını düşünerek bu IEC 61400-12-1'e olabildiğince uygun olması ve bu şekilde kurulması gereklidir. Bu tabii ölçümü sağlığı için her şeyden önce önem arz ediyor. Bunun yanında bu daha her şeyin olması gerektiği gibi yapılması çok önemli. Fakat bununla birlikte bunun not edilmesi de, bunların çeşitli şekillerde belirli bir düzende kayıt altına alınması hem ölçümün ilk yapılmış olan kurulumu ve geriye dönüp baktığımızda "ya bu nasıl kurulmuştu?" gibi bilgileri tekrar hatırlamak ve uluslararası banka veya kredi kuruluşlarınca önem arz etmekte, hem de arada bakımlar yapıldığında gerekli olduğunda tabii arada bakımlar yapıldığında bu yapılan değişikliklerin de kaydedilmesi enerji raporuna geçildiği sürede eksi önem arz etmektedir. Çünkü ne zaman değiştiğini bilmek, her zaman an yapılan değişikliğin oluşumu aktarılması, doğru için alındığından emin olunması konusunda önemlidir.

Ölçümüzü uygun takip edilen işte gayet de aynıları, hikayenin IEC 61400-12-1 ve eklerine göre yapılan kurumlardan sonra ölçme artık takip etme sofrasına geçiyor. Burada tabii ne yapıyorsun belirlediği veya bir başka deyişle MESNET'te bu çok farklı tabii telaffuz ediliyor. Ben en bilinen adı ile söylüyorum. Burada belirtilen hangi kanalların kaydedileceği, bunların hangisinin önemli olduğu, burada verinin kaydedilenlerin minimum ne kadar bir yüzdeyle kayıt edildiği, yani ne kadar bir data kaybı, veri kaybı yaşandı konuları açıklanıyor. Bunlar tabii ülkeden ülkeye belki değişmekle birlikte genel olarak baktığımızda aslında hepsinin minimum gereksinimi data yoğunluğu olarak, yani kaydedilmiş veri sayısı olarak aşağı yukarı benzerlikler gösteriyor.

Bununla yola çıkarak da takibi, günün sonunda da aynı direğin kuruluşu ve direğin nasıl, neye göre kuruluyla orantılı olarak aynı öneme sahip, hatta belki daha bile önemli bir bu. Çünkü artık bundan sonra elde bir toplanan bir meyve var ve bu meyvenin doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Doğru değerlendirmek için de bizi ne kadar zorlaştıracak data varsa, yani ne kadar az yoracak doğru data varsa, günün sonunda doğru o kadar doğruluğundan emin olunabilecek o kadar bir detaya sahip olmuş oluyoruz. Bu da filtreleme veya bu verinin analiz edilmesi de yine kurulum aşamalarındaki işte IEC uygunluğuna, uygunluğu kontrol edilmesiyle, IEC uygunluğunun kontrol edilmesiyle başlayıp datanın içindeki istenmeyen, bozulmuş, yıldırım çarpmış, buzlanmış, doğru şakaları temizlenmesiyle sonuçta temiz bir data elde edilmiş oluyor. Bu konuya daha sonra ayrıca enerji değerlendirme kısmında değineceğim. O yüzden şimdi ölçümü ile ilgili kısımları tekrar devam ediyorum.

Tüm bu oluşumlar bitti ya da kırmızı titredikten sonra bunu bir istatistik yapıp olmamız gerekiyor. Çünkü rüzgar enerjisi istatistik gibi formülasyona göre hesaplanıyor. Bu istatistiği de İsveçli bilim adamı olan olan Valodi Vay, bir sinir bilim adamı geliştiriyor. Bu istediği kil yapıyor. İşte bunun tek parametre, iki, üç parametreli farklı varyasyonları var. Rüzgar karakteristiğinin en çok uyduğu 40 olan ama LS2 parametreli olan hepimizin bildiği ise birisi A olan, ayrılığa birisi var bu Kavla iki istatistikten oluşan bir formül. Burada tabii Baybağ ve Michael kanun neyi değiştirdiğini bilmek veya bu konuya hakim olmak size sadece ve bu istatistik, yani ölçümüzün bu istatistiğe oturmuş halini grafiğine bakarak aşağı yukarı nasıl bir enerjiye sahip olacağını, olmasa da az mı, çok mu, be hangi rüzgar hızlarında santralinin veya o ölçüm noktasında hangi rüzgarında daha çok enerji alabileceğinizi size hissettirecek bir aynı zamanda da çok basit bir grafik.

Burada A ve K parametresini ince, birazcık değinmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Vay buna ve Weibull parametresi grafiği gördüyseniz, eğer Weibull grafiği gördüyseniz, aslında bizim üniversitelerden aşina olduğumuz çan eğrisi grafiğini çok benzer. Burada grafiğin, yani eğrinin genişliği ve yüksekliği ve Weibull'la K'ye denk gelir. Grafiğin genişliği, yani yataydaki hareketini Weibull'u A parametresi ile, yüksekliğine bize farklı K parametresi ile kabaca tarif edebiliriz. İşte Weibull kapları, K parametresini düşük olması yüksek rüzgar hızlarında frekansının fazla olacağını, A parametresinin değişiminde yine yataydaki o ortalama olmasa da en çok dolgun gösteren rüzgar hızının nerede yoğunlaştığını ifade edebilir. Tabii bu genel geçer bir yaklaşım. Bu santralden santrale ve ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilecek bir şey ama genel hatlarıyla bu şekilde düşünülebilir.

Bunun yanında Weibull istatistiği bize tabii ki rüzgarın hızı ve yoğunluklu enerjinin hangi rüzgar hızında ya da enerjinin hangi rüzgarın da yoğunlaştığı ile ilgili fikir vermekle birlikte bize bir de rüzgar yönü frekans, yani rüzgarın yönü olarak dağılımı da gereklidir. Neden? Çünkü rüzgarın nereden estiğini, hangi yönden ne kadar yoğunlukla, ne kadar frekansı yüksek frekans ettiğini bilirsek, santralimizdeki türbinlerin yerleşiminde veya birbirlerinden uzaklığında buna göre belirlemiş olacağız. Dolayısıyla da ölçülerini dikip bakımlarını yapıp, bize elde edip filtrelemeyi yapıp geldiğimiz nokta istatistik yönünü bulmak oldu. Bu yönünü bulduk ve istatistik ve bunu bulduktan sonra tabii ki diğer parametreleri de artık ölçüm içerisinden faydalanacağınız diğer parametreleri de incelememiz gerekiyor.

Bunlardan biri de shear, yani wind shear. Açıkçası tam Türkçe karşılığının var mı yok mu veya farklı kaynaklardan nasıl Türkçeleştirildiği konusunda birçok ya araştırmam yok. Ben o yüzden shear olarak kullanmaya devam edeceğim. Ama tarif olarak şunu belirtebiliriz. Shear, alt seviyedeki rüzgar hızının üst seviyedeki rüzgar hızlarına oranla, tabii bu doğru bir orantı değil, logaritmik bağlı bağlı. Arada bu bağın nasıl değiştirilir veya bir örnek üzerinden gidersek 30 metrede V1 metre/saniye esen rüzgarın 80 metrede V2 metre/saniye etmezse, evde bu ikisinin arasındaki bağlantı wind shear'ı ifade eder. Wind shear'ın yüksek olması, oradaki farkının fazla olması, wind shear'ın düşük olması veya sıfır veya negatif olması ise bu iki farklı yüksekliğin birbirine hız olarak eşit ya da değişimin çok az olduğu, hatta bazı noktalarda coğrafya bağlı olarak bazı noktalarda da alttaki yüksek hızın üstteki yüksek, üstteki hızlara göre daha hızlı bile olduğunu bu parametre bakarak anlayabiliriz.

Bu parametredeki etken olan şeyler sadece coğrafi olarak değil, aynı zamanda iklimsel bazı koşullarda bu parametreye etkiler. Örnek olarak yüzey ısınmasının, yüzey buharlaşmasının çok fazla olduğu ve yüksek yüzey buharlaşmasının çok az olduğu yerlerde shear'ın artı veya eksi, gün içi veya mevsimsel olarak çok farklılaştığını aynı noktada bile görebiliriz. Ve dolayısıyla bu da hesaba katmamız gereken, iyi incelenmesi gereken konulardan biri. Çünkü bu günün sonunda bizim kule yüksekliği ölçüm yapamadığımız, ölçüm direklerinde, ölçüm direğinin en yüksek noktasından kule yüksekliğine hız tahmini yapmada kullandığımız bir parametre.

Wind shear'ın tabii hesaplanabilmesi için iki farklı yöntem, iki farklı formülasyon var. Bir tanesi logaritmik profil, birisi de power-law olarak geçen güç kanunu olarak geçen profil format. Power-law bu iki formülü aşağı yukarı birbirine çok yakın sonuçlar vermekte birlikte yaygın olarak logaritmik profil daha yaygın kullanılıyor.

Şimdi ölçümüzü bu ana kadarki kısmında elimizdeki veriyi iç dokunmadan, sadece ölçülmüş kısmıyla değerlendirmiş olduk. Yani en saf haliyle değerlendirmiş olduk. Bundan sonraki aşamada, ki bundan sonraki aşamada geleceğimiz nokta ise ölçüm içindeki eksiklikleri tamamlayıp, bu eksiklikler de tamamlandıktan sonra, yani bir yıllık ölçümü olmadığı veya bir yıllık ölçümüz olup içinde bir yıllık tamam, 365 gün, onlarda kalan oluşan 365 günlük takımın olmadığı durumlarda bunu tamamlama yoluna gidip, aynı zamanda bir sonraki adım olan uzun dönemli korelasyon haline getirip artık elimizdeki takımın uzun dönemli davranışını inceleyip enerji hesabına geçmek kalıyor.

Öncelikle adım, ilk adım elimizde bir ölçüm datası olması. Bu ölçüm direğinin olması ve temiz 12 ay, emin bir ölçüm verisi gerekli bize. E tabii içinde eksikliklerin olması kuvvetle muhtemel, muhtemel. Özellikle bu kış şartlarını düşündüğümüz zaman bu zamanlarda ölçüm olsa bile sabit bir değer veriyor ve analiz programlarında incelediğimizde ve biz bu verilerin yerine başka verilerle veya olmayan verilerin bir şekilde yıldırım düşmesinden kaynaklı, işte kaşığı yıldırım düştüğünü düşünün, bir ay ulaşamıyorsunuz ölçülerine ve orada bir kopukluk oluyor. Bozukluk olan zamanların ölçüm direğiyle eş zamanlı ve ölçüm yapmış olan başka bir uzun dönemli kaynak veya ölçülerini çevresindeki başka bir ölçüm direği kaynağından çeşitli lineer ve non-lineer yöntemlerle verilerin doldurulması işlemidir. Bunun adına biz yeni gelen enerji sektöründeki bazı sezon düşman tarafı, MSP diyebilir. Türbini üreticisi tarafındaki teknik ekip, başka bir şey de olabilir ama bu MSP olarak devam edebiliriz. MSP'nin açılımı, ölçümü başka bir ölçümü arasındaki bağlantıyı kullanarak tahmin etmek, yani yerine doldurmak, boşları. Bu bağlantıdan faydalanarak. Dolayısıyla bu işlemi yaptıktan sonra artık elimizde tam yıllık bir veri elde etmiş oluyoruz.

Bunun akabinde artık uzun dönemli korelasyon yapmaya geçmemiz gerekiyor. Bunun sebebi de bizim elimizdeki ölçüm direğinin bir yıllık datası belki aynı noktada beş sene önce veya beş sene sonra ölçülmüş, ölçülecek olan verilerden ortalama olarak farklılık gösterecek. Long Collection yapmanın yanı, uzun dönemli korelasyon yapmanın anlamı da ve amacı da işte bu farklılıkları minimize edip, ölçümüz datanın uzun dönemli davranışını, iklimsel davranışını bulup enerji yok artık girdi veri olarak bu veriyi kullanmak. Bunun için ihtiyacımız olan şey uzun dönemli, yani minimum on senelik, mümkünse daha fazla, yani 10-20 ayda, 15'te melik uzun dönemli kaynak referans dataları erişmek. Birçok farklı kaynaklı datalar var piyasada, hem ücretli, hem ücretsiz olan, direkt direkt erişilebilecek olan datalar. Birçok aslında ticari yazılımın içerisinde gömülü olan ve bunların içerisinden kolaylıkla ulaşılabilecek bazı veriler var. Bunun yanında meteoroloji istasyon verileri, bununla birlikte bazı atmosferik, atmosferik modelleme formülasyonları ile indirgenmiş bazı uzun dönemli datalar. Bunları kullanarak uzun dönemli verilerin, verileri kullanarak ölçümlerindeki verinin uzun dönemli korelasyonu kolaylıkla yapılabilir. Tabii ki buradaki en önemli konu, hangi ölçümü, ölçümü direğinin hangi uzun dönemli referans, referans datası ile kullanılacak ve hangi süre içerisinde, periyot içerisinde kullanılacak olması. Bununla ilgili çeşitli tabii ki analizlere, analizler yapılıyor. Ölçüm direğimizin bir senelik datasıyla uzun dönemli datanın kesiştiği, bir senenin birbirine uyumundan yola çıkarak hangi referans datası kullanılacağına karar verip ona göre uzun dönemli korelasyon yapılıyor. Uzun dönemli referansların ne olduğuna tek tek değinmek istemiyorum. Çünkü çok farklı olduğu için hepsinin matematiksel altyapısı farklı olduğu için şimdilik bunu es geçiyoruz. Ama bahsettiğim gibi genel olarak bu meteoroloji istasyonlar, uzun atmosferik modellenmiş veri setleri, başka bir ölçüm, uzun dönemli ölçüm yapmış başka bir ölçüm yüzeyde gururla aileleriniz referansla, kaya ve birçok farklı yazılımın içinden indirebileceğiniz veri setlerini buluşabilirsiniz.

Data ile işimiz bittikten sonra, yani long korelasyon yaptıktan sonra artık saha modellerimiz gerekiyor. Bu aşamada saha modellemekten kalktığınızda sahanın orografik yapısını, yani yüksekliklerinin dijitalleştirilmesi ve pürüzlülüğünün yerleştirilmesi, eş yükselti eğrilerinin elde etmenin birçok yolu olmakla birlikte, elde edilemediği durumlarda [Müzik] herkese açık veri setlerinden biri olan SRTM'den ya da Shuttle Radar Topography, bu açılımı, bunun kullanılmasıyla veya Harita Genel Komutanlığı'ndan alınabilecek, işte projeye belirtili, sadece orayı kapsayan 1/25000'lik sayısal eş yükselti eğrilerinin kullanılmasıyla veya yatırımcının kararına göre bir LiDAR uçuşu gerçekleştirip sahanın grid şeklinde eş yükselti eğrilerinin, daha doğrusu grid şeklinde yükselti dosyasının oluşturduktan sonra eş yükseltiye çevrilmesi gibi çeşitli farklı opsiyonlar mevcut. Ancak genelleştirme yaparsak, sahanın orografik yapısı bu şekilde bir topografik haritayı resim olarak yazılımını altına gönderip elinizde dizebilirsiniz. Tek tek beyaz zaman alan bir durum olabilir ancak bu da bir seçenek.

Bunun yanı sıra pürüzlülük haritasının çıkarılması. Pürüzlülük önemli bir konu. Bu türbülans, türbülans yaratan ana kaynaklardan birisi ve bunun yine sahadaki çeşitli bitki örtülerinin, çeşitli bitki örtülerinin sayısallaştırılması ve bunu enerji hesabını yapabilecek olan yazılımların içerisinde sayısal olarak işlenmesi gereken bir durum. E, bir konum. Bu da nasıl yapılıyorsa gözlemleriyle. Bunun en doğru yolu sahaya gidip, ölçüm direğinin ölçüm yaptığı süre içerisinde sahada olup, ölçümlerinin maruz kaldı o ölçüm süresi içerisindeki özellikle saha hanın bitki örtüsü yapısı veya bitki ordusundaki değişiklikleri not edip, bütün kurulumu, ölçüm süresindeki duruma göre T0 anına göre belirleyip, buna göre yapmak. Tabii ki süre içerisinde değişen durumlar olursa, bunu da aynı şekilde sayısallaştırıp, proje mı anlayabileceği bir dille dönüştürme.

Evet, şimdi elimizde özet geçecek olursak, kurulum yaptığımız ölçüm direği, bundan topladığımızda da bunun temizlenmesi, bakımlarının tekrar kayıt altına alınması, temizlenmesi, verilerin temizlenmesi, o boşlukların doldurulması, çeşitli yağmur ve hesaplamaları, bir shear'ın kalibrasyon testinin tekrar yapılması ve uzun dönemli korelasyonu hazır hale getirip, en uzun dönem korelasyon hazır hale getirip saha modellemesinde eş yükselti eğrileri ve pürüzlülük haritası olarak yapıp artık sadece enerji analizine geçmek öncesindeki bütün adımlar tamamlanmış oluyor. Şimdiye kadar geldiğimiz noktada ölçüm direkleri ve istediğiniz datayı elde etmiş olduk.

Bundan sonra enerji kısmına geçerken, enerji ile ilgili yapmamız gereken tek şey artık sahadaki akışın modellenmesi kaldı. Bu orografi ya, yani sahanın coğrafi yapısını, orografi ve yani eş yükselti ve pürüzlülük olarak elde etmiştik. Ayrıca ölçülerimiz de uzun dönemli korelasyon, korele edilmiş halde elimizde bulunmaktaydı. Şimdi bu ölçümleri ve elde etmiş olduğumuz sahanın coğrafi yapısını akışı olarak modelleri, bunu uzun dönemli korele edilmiş detaylı birleştirip bir model oturttu artık brüt enerji üretiminin geçebiliyoruz. Brüt enerji üretimi demek aslında baktığımız zaman [Müzik] sahadaki rüzgar kaynağının teorik olarak size kullandığımız türbin tipine göre, o türbinin özelliklerine göre, o türbinin içerisi ve citier istediğimiz eğriye göre brüt olarak bize, daha doğrusu stil, net olarak bize verecek ama ilk aşamada brüt olarak, yani teorik olarak ne kadar enerji ürettiğini bulmanızı sağlayacak.

Burada bahsetmek istediğim ve küçük bir detaylandırmak istediğim bir konu ise sahadaki akış modelinin hangi ve formülasyonları veya hangi yöntemlere göre yapıldığı olacak. Burada şimdiye kadar süregelen uzun bir süre içerisinde Danimarka Teknik Üniversitesi'nin geliştirmiş olduğu WAsP modeli, yani diğer yöntem, kabaca şöyle tarif edebiliriz: Rüzgar hızı bu şu yükseklikte bu kadar metre/saniye ise, çok kabaca söylemek gerekirse şu kadar yükseklikte kaç metre/saniye bir gibi bir bizi sonuca vardır an yöntem. Tabii ki bu arada yüksekliklerin değişimi, pürüzlülüklerin, yani sahadaki pürüzlülüğün değişimi, ölçüm direği noktasından türbin noktasına gelene kadar tüm bu değişiklikler da katılarak hesap yapılan bir varılan bir hesap sonucu. Bu.

Bunun yanında WAsP'lar dediğimiz, WAsP hesaplamaları var. WAsP aslında sadece rüzgar alanında değil, birçok farklı alanda, işte araçların aerodinamik kanatların, türbin kanatlarının, türbin kanatlarının aerodinamiğin hesaplanmasında, yani herhangi bir akışı hesaplanmasında kullanılan bir yöntem. Rüzgarda akış olarak modellenen, yani rüzgar bir akışı olarak düşünülüp bir şekilde modellenen bir olgu olduğu için WAsP'ı rüzgar enerjisi sektöründe de yaygınca kullanılan akış modellemesinde kullanılan bir yöntem. Bu tek başına kullanılabildiği gibi, işçiden geldik eşitlerken yatırımcı, türbin firması veya danışman firmaya göre değişiklik gösterebilen çeşitli yönü veya farklılaşmış yöntemlere dahil edilebilen ve tek başına kullanılabilen bir hesaplama yöntemi. Bunlardan bağımsız veya bunlardan farklı olarak söyleyebileceğimiz Numerical Weather Prediction modelleri. Bunlar atmosferik modellerdir. Bunlarda kabaca tarif edersek, atmosferin üst katmandaki atmosferin öngörü kuvveti prediksiyon formülasyonları kullanarak belirli bir bölgeye, belirli bir alanı indirgenmesidir. Bu indirgenme süresi boyunca, ya bu indirgenmenin adımları içerisinde indirgenme yapılacak olan bölgenin, o bölgeye ait eş yükselti haritaları veya sayısal haritaları ve pürüzlülük değişimleri hesaba katılarak elde edilen bir sonuç getirir. Yerleri daha çok noktasal olarak tahminde bulunan yöntemlerdir. Bu yöntemleri çeşitli firmalar, çeşitli yaklaşımlarla birbirleriyle birlikte veya ve ve hepsi aynı anda birbirleriyle değil, çeşitli test etme amaçlarıyla birbirleriyle birlikte kullanılabilir veya tek başına da kullanılabilirler.

Şimdi akış modeli de saklandıktan sonra türbin burdan biraz bahsetmek gerekiyor. Türbinlerle ilgili de dikkat edilecek veya önemli olan konulardan bir tanesi türbinlerle ilgili, türbinlerin teknik verileri. Türbinin teknik verisi ne demek? Bir türbin modelinin o türüne özgü hangi hızda ne kadar güç üretebileceğini gösteren bir liste aslında bir tablo ve bu tabloda üretilmiş bir grafik. Bu grafiğe baktığımız zaman siz türbinin hangi hızdan ne kadar güç ürettiğini, özellikle gücü vurgulamak istiyorum. Çünkü enerji üretmek başka bir konu, ne kadar güç ürettiğini görüp bu gücün hangi hızla kadar üretebileceğini ve hangi hızdan sonra bu gücü sabit olarak verebileceğini o türbin üzerinde görebildiğiniz bir ev. Ama bununla birlikte biraz önce bahsettiğim City Curve, WAsP Curve de kabaca şöyle tarif edilebilir: Türbine çarpan hava diskinin, yani hava kütlesinin türbine çarptıktan sonra arkadan et ne kadar bozulduğunu yaptığını gösteren bir grafik. Burada baktığımız zaman bu grafiğe dikkatle baktığınız zaman grafiğin türbinin devreye girme hızlarından yüksekte olduğunu, yani arkasındaki rüzgarı yavaş hızlarda çok bozduğunu, ancak rüzgar hızlandıkça türbine çarptıktan sonra çizginin arkasındaki rüzgarın hızdan dolayı kendini daha hızlı toparladığı için bozumunda yavaş olduğunu sonucunu çıkarabileceğiniz bir grafik. E, bu bize nerede yapıyor? Bu bize grup olarak hesaplanmış, yani teorik olarak hesaplanmış santral enerji üretiminin türbinlerin City Curve'üne göre ve arada kullanılmış olan ve modelleme formülasyonuna göre o kadar bir türbinin, türbinlerin birbirine ne olan etkilerinin dolayı ne kadar düşüş olacağını gösteriyor. Dolayısıyla City Curve ve Power Curve de enerji hesaplarında da önemli olan şeyler. Tabii ki sadece bunlarla kısıtlı değil. Türbinlerin Technical, yani teknik datalım, teknik verim dökümanlarında da bazı özel özel bilgiler var. İşte bu bilgilerden bazıları, örnek vermek gerekirse, birbirinin devreden çıkma hızı veya türbinin devreden çıktıktan sonra bir daha ne zaman devreye gireceğini, yüksek hıza bağlı olarak ne zaman devreye girsin hazır, bu aradaki kayıplardan kaynaklı, ya bu aradaki bekleme süresinden kaynaklı kayıpların ne kadar olabileceği ile ilgili bilgiler veya o bilgilere ulaşmamızı sağlayan bazı detay bilgiler veren. Bununla birlikte o sıcaklığa bağlı, türbinin sıcaklığa bağlı çalışmasını bekleye bilecek, işte ne kadar kayıp, yüksek sıcaklıklarına, düşük sıcaklıkta çalışıyorsa bunlardan dolayı ne kadar kayıp bir saat yaşayabileceğini belirten bazı bilgiler de önemlidir. Bunlar da enerji hesabında, hesaplama yaptığımız yaparken kullandığımız programa girilen bilgiler ve kullanılabilirler.

Şimdi enerji hesabını tabii yapmak bir şey, bir adım. Ancak bu enerji hesabının yatırımcı gözünden baktığımızda en fazla olması ya da en optimum olması beklenir. Dolayısıyla ben çok detaylı olmayacak şekilde bir de türbinlerin yerleştirilmesi ile ilgili konuya değinmek istiyorum. Türbinin yerleştirilmesi dilimizi aslında çok güzel bir karşılığı var: mikro konuşlandırma veya türbin konumlandırması. Mikro'dan kasıt tabii ki türbini genel olarak baktığımızda, de tepelere konumlandırmak isteriz. En yüksek rüzgar olduğunu gördüğümüz ölçüm verisinden yola çıkarak yüksek rüzgar olduğunu gördüğünüz yerlere konumlandırmaktayız isteriz, beyaz o bilgiler ışığında oraya konumlandırılır. Ancak günün sonunda santral hayata geçtiğinde ve operasyonel bir hal aldığında, bulunan 15 veya işte on yıl sonra aslında o noktanın, yani ölçüm kaynağı den rüzgar kaynağı windless olarak bize en çok hızlı gösterdiği yerin pratikte en çok veya en optimum enerji vermediği yer olduğu da ortaya çıkabilir. Mikro burada önemli. Çünkü aslında mikro demek, diğer bazı kural olmayan tecrübe veya üretim yapmış santrallerden gelen bazı bilgilerin ışığında türbini konumlandırmak demek. Bu, bunu birazcık detaylandırmak gerekirse, mesela türbin evet bazen öf yüksek noktalarda daha ver, çok daha yüksek enerji verecek şekilde çalışabilir. Ancak o türbin oraya konumlandırılması için belki o tepenin biraz traşlanması veya hikaye süreçlerinde sabah katılması gerekli olabilir veya türbinlerin bir saha olduğunu düşünürsek ve bu saha içerisinde türbinlerin gruplaştığı noktadan daha çok daha uzak bir noktada bir noktanın daha enerjisinin fazla olduğu görülebilir. Ancak o türbin oraya koymak, kablo kayıplarından, kablonun sadece kullanımından ve o kablodaki enerji iletimindeki kayıplardan dolayı orada gösterdiği kadar belki gerçekleştiğinde üretim gerçekleştiğinde arada sıkacak bir türbin haline bile gelebiliriz. Dolayısıyla mikro konuşlandırma da öncelik vermeniz gereken ilk şey yine IEC ile belirtildiği gibi türbin ara, türbinler arası mesafenin hakim rüzgar yönüne dik bu doğrultuda, yani türbinleri şöyle düşünebiliriz: Rüzgarın ilk çarptığı türbinin arkasındaki türbinin minimum 5 motor çapı mesafede konulması ve hakim rüzgar yönüne dik olan, yani rüzgarın çarptığı türbinin yanındaki yanına konacak türbininde minimum 3 motor çekim mesafede olması tarif edilir. Ancak biraz önce söylediğim sebeplerden ötürü her zaman 3'de 5'de mesafesi, yani bu eliptik alanın çevresinde olmak zor olabilir. Çeşitli işte havaalanına yakın olabilirsiniz, o arazide 3/3 Beste mesafenin değişti, minimum mesafe koymaya bilirsiniz, daha fazla yakınlaşmanız veya daha uzak olmanız gerekebilir. Ancak enerji açısından baktığımızda bu mesafenin rüzgarın kendini toparladığı ve bir sonraki türbe ve bozulmaların en az ulaştığı şekliyle üzerine naz bozulma ile ulaştığı hali olduğu düşünülerek bu mesafeler belirtilmiştir. Gerçek hayatta tabii özellikle ülkemizde bu mesafeleri uyumak çok zor olduğu gibi daha da hatta kısaltmak bu mesafeleri daha da yakınlaştırarak türbinlerin konulduğunu gördüğünüz santrallerin sayısı da az olacaktır.

Bununla birlikte mikro konuşlandırma yaparken dikkat edilebilecek diğer şeyler, bu tabii çalışmayı yapan tarafın kim olduğuna göre çok değişiklik gösterir. Mesela bir yatırımcı olarak bakıyorsanız, kablo kayıpları sizin için çok önemlidir. Çünkü ve tabii inşa yıkıklar da sizin için önemlidir ve izinler önemlidir. Ancak bir danışman olarak bakıyorsanız, müşterinizin yani yatırımcımızın zarf maksimum enerji verecek noktaları seçersiniz. Bu yaptıklarınız biraz daha az almaktı olur. Bir türbini üreticisi tarafından bakıyorsanız da tek düşündüğümüz şey veya en çok düşünülen şey tabii ki enerji ile birlikte türbinin tüm ömrü boyunca dayanımının, türbinin ayakta kalmasını sağlayacak limitlerde olmasını sağlamaktır. Dolayısıyla mikro konuşlandırma bu farklı bakış açılarına göre yapılabilme ana hatlarıyla bu belirttiğim birkaç madde etrafında çeşitlenerek yapılabilir.

Şimdi geldiğimiz noktada ölçüm elde ettiğimiz ölçümlerin, yaptığımız saha modellemesinin ve saha modellemesi ve ölçülerde birleştirdiğimiz akış modellemesinin sonucunda da kullandığımız sorunlar leke, bu sorunları kısaca değinmek gerekirse, bu formüllerden iki kinetik enerji formülü, yönelik enerji formülü bildiğiniz gibi rüzgar enerjisi şu kullandığımız 1/2 * ro * A * V küp. Ve burada uzun dönemli, yani 10 koli ettiğimiz ortalama hızın küpü. A dediğimiz rotorun çakılır, rotor alanıdır daha doğrusu. Ro dediğimiz hava yoğunluğudur. Hava yoğunluğu santralini deniz yüksekliğinden, daha doğrusu kulenin yanina Selin rüzgar türbini nasıl evinin yerden ve deniz yüksekliğinden deniz seviyesinden yüksekliğine göre değişir. Bildiğiniz gibi yüksel çıkıldığında hava yoğunluğu düşer, deniz seviyesine indiğimizde hava yoğunluğu orta ve normal değeri olan 1.225 kilogram/küpürlü kilogram/metreküpe yaklaşır. 1/2 de kinetik enerji formülü ile gelen sabitler.

Şimdi elimizde bu sadece varken düşünmek gerekirse, o bize sadece teorik olarak bu elde edebileceğimiz ortalama hızındaki elde edebileceğimiz gücü verir. Tabii ki sadece bundan yola çıkarak enerjiye saklamak ve yeterli değil. Bunu bir türbinin, bir makinanın, bir makineden bahsediyorsak, bu makinanın bir de verimine hesaba katmanız gerekir. Burada bu verimi nasıl hesaplandığı ile ilgili kısaca konuşmamız gerekirse veya verimli olduğunu önce en basitten, en basit şekilde açıklamak gerekirse, girdi ve çıktı arasındaki oransal farkı verim olarak adlandırıyoruz. Rüzgarda ise bu şöyledir: Rüzgar türbini ne çarpan rüzgarından o türbinin o enerji taşıyan rüzgarının ne kadarından enerji ettiğine kapasite faktörü demiyor. Kabaca bunu santrale vurduğunuzda, yani tüm türbinlerin enerjisinin toplamını hesaplayıp, tüm türbinlerin çalışma saatlerinde tam yükte çalışma saatlerini, bu çalışma saatlerini oranlanarak bulduğumuz bu oranı da bu toplam enerjiyle birleştirdiğimizde elde ettiğimize santralin kapasite faktörü oluyor. Yani kabaca şöyle düşünülebilir: Bir santralin kapasite faktörü yüksekse, o santralinin verimi, yani orada kullanılan türbinleri o sahada esen rüzgardan daha çok verim aldı ve daha çok kullandığıdır, daha çok kullandığı sonucuna varılabilir.

Burada yine bir limitinden bahsedebiliriz. Yine bir teorik olarak görebileceğimiz bir anlatabileceğiniz bir konu. Betz limiti. Rüzgar türbininde çarpan havadaki potansiyel enerjisinden bir rüzgar türbinin alabileceği maksimum verim ifade eder. Bu bölümde 150 9.3'tür. Ancak bu verme gerçek hayatta ulaşma, en şimdiye kadar en azından ulaşamadım. Yaptığım projeler ve ekibinin yaptığı projeler de bu oranı ulaşamadım. Sadece Türkiye için konuşmuyorum. Ancak bu orana yaklaşmak tabii ki, E, yani yaklaşabilmek de bir mümkün. Ancak bu oranı tutturup üzerine geçmek mümkün değil. Çünkü maksimum alabileceğimiz verir bu şekilde konuluyor.

Şimdi biz geldiğimiz bu noktada rüzgar enerjisine hesaplanmış olduk. Ancak işimiz hala bitmedi. Bizim bilmemiz gereken şey aynı zamanda bu türbinlerin konumlandırılması içinde gerekli olacak ev bir bilgi ve bu enerjinin hangi yönden ne kadar yoğunlukla desteğine geçtiğimiz bölümlerde geçtiğimizde kısımlarda anlattığım gibi bir Weibull istatistiğimiz var. Bir de yönde alalım var. Yön dağılımı bize yoğunluklu esen rüzgarın hangi yönden ettiğini, iş enerji hesabını sonuçlandırabilmemiz için, yani sonuç bir enerji hesabını bilmemiz için o rüzgar türbinin, türbinin hangi yönlerden ne kadar enerji ve da tüm yönlerinin toplam enerjiye katkısının ne olduğunu yüzde oran olarak bize gösteren bir hale dönüştürür. Sonra bunların toplamında ana enerji ulaşmış oluyoruz. Yani aslında bir rüzgar santralinin enerji üretimi şu dediğimizde, bunun altında şu yatıyor: Hangi yönlerden ne kadar bir enerji kafası var? Dolayısıyla biz de türbini müze en çok enerjinin geldiği ve tabii diğer karakterleri de hesaba katarak ve bunu göz önünde bulundurarak nasıl eliniz alamazsın, yani rotorun hizalaması buna göre yapıyoruz. O yüzden de bu anlamda önem ve faktör. Tabii ki türbinin çalışma hayatı boyunca dayanımını kaybetmeden çalışabilmesi için bazı eklemler almak gerekebilir. Biraz önce bahsetmiştim, 3'de 5'de mesafe her zaman sadık alamayabilirsiniz. Türbinleri bazen çok yakınlaştırmamız gerekir. Çok yakınlaştırmak demek, türbinleri birbirine üzerine olan etkilerini azaltmak için indirgemek için türbinlere bazı ek kontrol önlemleri kullanmanız gerekebilir. İşte bu ek kontrol önlemlerinin nasıl yapacağınızı bilmeniz için bu yönde alanında da hakim olmak ve doğru değerlendirmiş analiz etmiş olmasının büyük önemi var.

Bir enerji hesabı bittikten sonra artık dikkat etmemiz gereken bu santrale ilişkin kayıtları hesaplamak. Bu kayıplar tabii ki birçok kalemden oluşan kayıplar. Ancak ana kalem ve ana kalemlerinden bahsetmek gerekirse, eğer bu kayıplardan öncelikle WAsP kayıplarını saklanması. Bu WAsP kayıplarında bahsetmiş olduğunuz gibi, türbinlerin kendi City Curve'lerinden gelen ve bunların belli bir WAsP modelin formülasyonuna göre değerlendirilip türbinlerin birbirine olduklarını olan etkilerinin enerji kaybı cinsinden sonuçlarıdır. Normal bir santralde bu kayıplar yüzde dört, dört buçuk, beş. Tabii ki santrale göre çok değişmekle birlikte, en ortalama, en genel haliyle vurursak bu ortalama dolması beklenir. Özel durumlar yoksa.

Bunun dışında elektriksel kayıplar, çevresel kayıplar, ölçümünden gelen bizdede buzlanma kayıpları ve Power Curve'ding loss ile gelen kayıplar bu konya'dır kısaca değinebiliriz. Power Curve bildiğiniz gibi bir türbin firması ile anlaşıldığı zaman o ne olacak türbinin bir teorik Power Curve'ü vardır, bir WAsP'ı vardır. Bu bir WAsP'ı farklı hava yoğunluklarına hesaplanıp, tabii ki standart hava yoğunluğunda, yani 1/1.225'e kilogram/metreküpü yoğunluktaki güç, hangi hızda ne kadar güç vereceği ile ilgili bir grafik istedim bahsetmiştik bir tablodan bahsetmiştik. Ancak sizin rüzgar santraliniz 2500 rakımda ve yükseklikte bir santral olabilir ve bu hava yoğunluğunda hesaplanmamış bir güç içerisi olabilir elinizde veya hesaplanmış olsa bile sizin bugünü çevrelerine hangi hızda ne kadar güç vereceğini tekrar elinizdeki ölçümden gelen elinizdeki parametrelerle tekrar var türbin fabrikör günü o sahne özelliklerine ve o salonun çevresel faktörlerin, yani iklimle ilgili çevresel faktörlere göre tekrardan hesaplayıp enerjisini bu bulaşmaz gerekmektedir. Eğer bu dönüşüm yaparken olması gerekenden farklılaştığı durumlarda bir kayıp arttırır kabul edilir ve bu da çalışmalara yansıtılır.

Bununla birlikte farklı işte ne olabilir? Sizin santralinizin santral lisans kapasitesi vardır ve elektriksel kapasitesi vardır. Dolayısıyla buradan bir curtailment muhtemelen, yani bir santral gücü kısıtlaması, trafo noktasında santral gücü kısıtlamasından kaynaklı bazı kayıplarda hesaplanabilir ve bunlarda proje yansıtılır. Örnek olarak vermek gerekirse, lisans kapasiteniz 50 megabayttır ancak içeride de 13 noktamız vardır ve 4 megavatlık türbin kullanmamız gerekiyordu. Bunun toplamı 52 megavat olur mekaniksel olarak ancak siz kapasiteli megapiksel MP3 vermeniz gerektiği için üst sınırımızda olduğu için oradaki iki megavatlık kesinti mekaniksel kesin size enerji olarak ne kadar yansıtılır, yansıyacağını etti hesaplamayı bulup bu kayıplar tablosunu ekleyip bir şekilde değerlendirmemiz değerlendirilmesi gerekir. Bunun dışında kayıplarla ilgili tabii ki daha çok detaylandırmak mümkün ancak belli başlı ana noktalar, ana kayıp kaynakları tamas etmiş olduk.

Şimdi belirsizlikler kısmına geçebiliriz. Belirsizlikler aslında bütün artık yatırımın parasal anlamda akışını etkileyecek veya finansmanını etkileyecek olan genelde kreditörlerden, bankaların veya sponsorların bakmış olduğu sonuç rakamdır. Bu bu belirsizliğin hesaplamasından sonraki adımda ortaya çıkar. Belirsizlikle ilgili olarak şu kısaca şöyle bahsedebiliriz: Aslında tüm çalışmanın en başından sona geldiğimiz olan noktada biz bazı kabuller yaptık veya bazı ölçümler yaptı. Kullandığımız anemometre ölçümlerini koyduğumuz nokta, ölçüm direğinin kendisi, ölçümlerinin IEC ilgili kısımlarına veya IEC uygun mu? Tüm bunlar var. Mesela ölçüm direğinin verisinin nasıl saklandığı bile, nasıl kaydedilip güvenli olup olmadığı bile belirsizlik içinde değerlendirilebilecek noktalardır. Eş yükselti eğrileri basmanız, bunlar kişiden kişiye, yani çalışma yapanların sistem mühendisi de değişebilen şeylerdir veya çok farklı yorumlanabilecek şeylerdir. Dolayısıyla buradan gelecek belirsizlikler veya bundan bağımsız olarak öldü belki 10 sene önce ölçüm yapmış direğin çevresel faktörleri şu an günümüzdeki gibi değildir. Ancak biz o günlük çevresel faktörleri bilmediğimiz için bugünküne göre değerlendirilmiştir ve değerlendirerek yapmışızdır. İşte bu belirsizlik kaynağıdır. Aynı şekilde eş yükselti ellerinden döndük ve bilirsek verebiliriz. Ölçüm yapılan zamanda şimdiki veya santralin devreye alınması sürecinde geçen bazı farklılıklar olabilir. Yakında bir maden sağa sola bilir, saha solup atmış olabilir. Yani bizim o andaki T0 anında kurmuş olduğumuz düzen, hesaplamaları yaptığımız andaki düzenle bu ölçümün yapıldığı, hesaplamaların yapıldığı ve santral üretimi yapacağız zamandaki değişimler ve belirsizliğe faktör olarak örnek verilebilecek de kabaca örnek verilebilecek şeyler olarak söylenebilir. Power pardon bahsetmiştik. Bu da büyük belirsizlik kaynağı olarak değerlendirilebilir. Uzun dönemli korelasyonda ki farklılıklar zaten ne kadarını doldurduğunuz belki elimizde bir senelik ölçüm var ancak üç ayı kullanılamıyor ve biz üç ayını doldurmak zorunda kaldık. Bunu belirsizliği ile sadece 15 gün kafası olmayan bir bir senelik ölçümün doldurulması tabii ki de aynı belirsizlik, aynı kalem için aynı belirsizlikle sahip olmaz. Bununla birlikte önemli faktörlerden birisi kullandığımız ölçümlerinin yüksekliğiyle kullanılacak olan türbin kulesinin türbin tipindeki türbin kule yüksekliği. Bunlar da farklılık gösterebilir. İşte tüm bu belirsizlikler ve kayıpları ve pardon kayıt kayıplardan sonra bu belirsizlikleri de hesaplandıktan sonra bize bir belirsizlik yüzdesi bu ve bu belli bir formülasyonlar, formülasyonla bu özellikle belirsizlik kısmında doğru değerlendirmeler yapıp ölçünün doğruluğundan emin olup daha sonraki adımlarda özenle yapıldıktan sonra artık tüm çalışmanın doğruluğu ile ilgili bir soru işareti bırakmayacak şekilde tüm çalışma neticelendir ve raporlanır. Raporlamada tabii ki önemlidir. Kreditörler, ürün sponsorların veya kredi sağlayıcılarını, bankaların yani bakmış olduğum nokta günün sonunda sizin varmış olduğumuz bu PDM'dir. Bu konularda anlatacaklarım bu kadardı. Bu rüzgarla kalın, dostça kalın, hoşça kalın. Var mı?