Transcription
Değerli arkadaşlarım, hepinize merhabalar. Cephelerden devam ediyoruz. Yine kameramanımız Murat kardeşimizle beraber, Nazım kardeşimizle beraber ki Nazım, şimdi en kritik yere geldik, Çanakkale'ye. Sen yıllarca gezdin o bölgeyi. Özellikle şey Süleyman Paşa'yı, ki yazarken çok gezdin. Nereleri gezdin? Şey, tarihi yarımadayı gezmişsiniz. Aynalı Çarşı. Aynalı Çarşı. E Lapçek taraflarından Çardak, 18 Mart köprüsü var ya. Ha, 18 Mart köprüsü. Evet. Köprünün iki ayağında gezdim. İki ayağında gezdim. Çekmeye kadar gittim diyorsun. Evet.
Şimdi, eee, Nazım, Nazım kardeşimizin özellikle roman çalışmaları Osmanlı Devleti kuruluş dönemi olduğu için o bölgede Rumeli Çimpe Kalesi'nin olduğu yerleri gezebilmek amacıyla Çanakkale'ye gidiyor. Tabii Çanakkale'ye, ya bu savaşı nasıl anlatacağım bilmiyorum ama şöyle anlatayım. Eee, olayların bir başından gelmek lazım. Yoksa anlaşılmıyor. Yani Çanakkale'ye gitmeyen bir arkadaşımız, şu an gençlerimizin yarısı, sınav heyecanı veya sınava çalıştığından dolayı şu an gezemeyebilir, gitmeyebilir. Daha şimdiye kadar görmeyebilir. Atandığınız yerlerden biri olsun Çanakkale. Bir kere ondan başlayayım. Çünkü çok güzel bir yer. Hem yaşam açısından çok güzel bir yer, hem de o yarımadada olmak bambaşka bir duygu. İnsanları alıp da bir yere gezdirebiliyorsun. Evet. Hüzünlü bir yer ama hani bir Çanakkale'ye misafiriniz geldiği zaman, şimdi Ankara'ya geldiği zaman nereye gidebiliyoruz? Anıtkabir, Ulus, TBMM, birazcık o cadde bu cadde bitiyor Ankara. Ama şey gibi değil yani. Ankara'da çok gelecek yer var ama bilen kişiler, yani toplum bu kadar biliyor. Şimdi Çanakkale öyle değil arkadaşlar.
Şimdi Çanakkale'yi anlamak için, yani bu, eee, olayları anlayabilmek için önce şuna bakmak lazım. Açılma nedenlerini. Sonuçta bu bir savunma cephesi. Ne demek istiyorum? Onlar bize saldırdı, biz kendimizi savunduk. Şimdi diyelim ki bugün benim hocam değil de kanalımızın adı My Teacher olsun. Yani ben bir İngilizim, sen de İngilizsin, sen de İngilizsin. Allah korusun tabii ki. Şimdi mantıken ben bu dersi İngiltere'de anlatsam, İngiltere'de bir tarihçi olsam ve tarihçi olduğumdan dolayı da mantıken önümdeki öğrencilere derste şunu anlatırım. Biz Çanakkale'ye niye saldırdık? Çünkü biz savunmada kalırsak, savunmada kalanın nedeni olmaz. O adam zaten savunma yapıyor ama saldıranın gözünden bakmak lazım. Şimdi sizi İngiltere'ye götürüyorum. Benim hocam değil. Bu kanalın adı ne? My Teacher. Ve My Teacher size ne yapıyor? Şu an tarih öğretmeni, history teacher. Size Çanakkale'yi anlatıyor. Diyorum ki ben, biz Çanakkale'ye niye saldırdık? Bir, eee, özellikle Rusya'ya yardım götürmek. Çünkü Rusya zaten belirli şartlarda şeye girmişti, ne derler, savaşa girmişti. Ekonomik anlamda zaten zor durumda. Biz onlara yardım ulaştıracağız. Artı onların da buğdayını alacağız gemilerle. Çünkü savaş zamanı ekmek kıymetli, yani yiyecek kıymetli. Onu baştan söyleyelim. Rusya'nın buğdayından faydalanacağız. Şimdi bu seçenek geldiği zaman, açılma ne alaka var deme. Ne alaka var deme. Var yani. Çünkü savaşta insanlar sadece mermilerle ölmüyor arkadaşlar. Açlıktan ölüyor. Evet. Bunu da söyleyelim. İki, hatta ileride çok ilginç bir şey anlatacağım size. Açlıktan ölmenin bir başka olayı yaşanacak. Irak cephesini yaşanacak ama ona Irak cephesini anlatacağım. İki, bir İngilizin gözünden. Biz Çanakkale'ye niye saldırdık? Çünkü Osmanlı Devleti'ni yok edersek, Çanakkale'den İstanbul'a gidersek Osmanlı Devleti'ni alırız. Osmanlı Devleti'ni alırsak, özellikle Osmanlı Devleti'nin Asya ve Avrupa kıtasındaki askeri birliklerini ortadan kaldırırız. Orayı böleriz. Artı Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakırsak savaşın süresini kısaltırsın. Bütün mantık bu. Niye saldırıldı? Kararsız kalan Balkan ülkeleri var. Romanya, Bulgaristan, Yunanistan gibi. Bu ülkeler Osmanlı'dan dolayı korkuyorlar. Çünkü Osmanlı savaşta, sonuçta savaşta. E bugün Yunanistan, savaşa ben girdim dese, Osmanlı oraya da cep açacak. O yüzden kararsız kalan Balkan ülkelerine güven telkin etmek lazım. Bakın, Çanakkale ve İstanbul'u aldık. Eee, Trakya'yı aldık. O yüzden artık rahatça savaşa bizim yanımıza girebilirsin. Yani kararsız kalan Balkan ülkelerini kendi yanlarına çekmek istiyorlar. Bu da bir sebep. Bunların hepsi birleşince bu adamların kafalarında iki şey var. Bir, Çanakkale'ye denizden bir hareket yapmak. İki, daha sonra kara harekatı yapmak. Çanakkale deniz harekatının içinde de zaten biraz kara harekatı var ama asıl kara harekatı daha sonra başlayacak. Öğrencilerimizin bilmediği bir şey var. Çanakkale iki savaştan oluşur. Bir, deniz savaşları, iki, kara savaşları. Deniz savaşlarında Mustafa Kemal yoktur. Kara savaşlarında Mustafa Kemal vardır. Çünkü karacıdır. Deniz savaşlarının adı üzerinde, denizlerdeki geçen gemileri vurmaktır amacımız. Denizaltılarını vurmaktır. Bunlara karşı mücadele etmekti. Tabii bunu ederken de yavaş yavaş karaya da asker çıkartacaklar. Onları anlatacağım. Şimdi önce size bir açılma nedenlerini bir yazalım. Sonra harita çizeceğim Çanakkale ile ilgili. Çünkü çok anlatacak şey var. Çanakkale hepimizin gururlandığı ama maalesef gururumuzu hüznüyle yaşadığımız bir şey. Yani gurur şöyle, Çanakkale'de 250.000 şehit yerine atayım 25.000 şehit versin de üzerine bu adamların 250.000'ini öldürseydik bu tam anlamıyla müthiş bir zafer olarak kutlanırdı. Şimdi biz Çanakkale'ye 18 Mart'ta gittiğimizde veya farklı zamanlarda gittiğimizde, 18 Mart haricinde çıkıyorum. Gidin bakalım, hüzünlenirsiniz. Çünkü zaferi zafer gibi yaşayamadık ki. Çünkü bir Dünya Savaşı'nın sonunda topluca yenik sayıldığımızdan dolayı aralarda elde ettiğimiz zaferler de güme gitti. Tabii bizim tarihimiz açısından değil. Çanakkale'de Kut'ül Amare'de kazandıklarımız var. Evet. Ama keşke bir Dünya Savaşı'ndan galip çıksaydık da bu zaferleri zafer gibi kutlasaydık. Çünkü gidiyorsun Çanakkale'ye, hüzün basıyor kardeşim. Ben Gelibolu tarihi yarımadasına görür görmez başlıyorum. Eee, abideyi görüyorsun ayrı, şehitliği görüyorsun ayrı. Tek tek anıtlar var. Adamların mezarları var, Anzak askerleri var. Acayip bir coğrafya. Tarihe Centilmenler Savaşı, Dardanelles Savaşı diye geçen bir savaştır. Diğer adıyla Aydınlar Savaşı'dır. Mesela bu isimlendirmelerin de neler, neden konulduğunu zamanla anlatacağım. Şimdi önce şu klasik açılma nedenlerini bir yazalım. Söyle kardeşim. Osmanlı'nın olası Hindistan saldırısını engellemek. Çünkü Hindistan, İngiltere'nin ve orada inanılmaz insan, yani inanılmaz bir eleman getiriyorlar, asker getiriyorlar. Hindistan saldırısını engellemek. Şimdi diyeceksin ki hocam, lan Hindistan nere, Çanakkale nere değil mi? Mantıken. E tamam da bu cepheyi açınca ne oluyor? Osmanlı birlikleri mecbur buraya kaymak zorunda kalıyor. Buraya kayarsan da Hindistan'a düşünülen, yapılması istenilen sefer gitti. Devam. Osmanlı'ya son vererek savaşın süresini kısaltmak. Savaşın süresini kısaltmak. Bunu da yazalım. Çünkü Osmanlı Devleti savaşa girince ne olmuştu? Savaşın süresi otomatikman uzamıştı. Devam. Kararsız kalan ülkeleri kendi yanlarına çekmek. Balkan ülkelerini kendi yanlarına çekmek. Bir kere daha söylüyorum. Saldıranın sebebi vardır, savunmada kalanın değil. Ben bu açılma nedenlerini kimin gözünden anlatıyorum? İtilaf Devletleri'nin gözünden anlatıyorum. Anlaştık mı? Onların nedenleri var. Biz zaten savunma yapıyoruz. Balkan ülkeleri kendi yanlarına çekmek. Evet. Rusya'ya boğazlar üzerinden yardım göndermek. Rusya'ya boğazlar üzerinden yardım göndermek. Boğazlar üzerinden yardım göndermek. Evet. Rusya'nın buğdayından faydalanmak. Rusya'nın buğdayından. Böyle bir seçenek gelince anane saçma demeyin. Tamam. Son maddeyi de söylem. Osmanlı'nın, Asya ve Avrupa tarafındaki Avrupa söyle lazım arasındaki birliklerin bağlantısını kesmek. Yazarız. Sorun değil.
Şimdi bir harita çizeyim. Burası harita alanımız. Sen de zoomla Murat. Haritayı da arkadaşlar görsünler. Çanakkale'ye giden arkadaşlarımız zaten biliyor bu haritayı ama mantıken bir şeyi öğrenmeniz açısından çiziyoruz. Şöyle bir harita çizelim. Tamam mı? Şöyle. Bir de şöyle bir harita çizelim. Şu bölgemiz Çanakkale arkadaşlar. Bugünkü şehir merkezi dediğimiz yerdir. Tamam. Doğru mu Nazım? Sen gittin. Şöyle gösterebiliriz. Yani şöyle dursun. Şimdi bu bir boğaz. Boğazın biliyorsunuz ki gelgitlik şeyleri vardır. Ne derler ona? Dar alan yerleri vardır. Eee, açılan yerleri vardır. Şimdi bizim buralarda her bir, özellikle şu Kilitbahir olduğun yerlerde tabyalarımız var. Tabyanın ne demek olduğunu bilir misiniz? Nazım, ne demek tabya? Burasına yerleştiriliyor. Amaç ne? Özellikle buradan geldikleri zaman İtilaf dedi, gemileri bir, onların gözünden anlatıyorum. Amaçları şu tablaları yok etmek. Doğru mu? İkincisi, biz bizim açımızdan özellikle tabyalarımızdaki top mesafelerimiz kısa arkadaşlar. Kısa olduğundan dolayı da ister istemez bizim bu adamların top alanına girmesi lazım. Yani bunlar da ne yapıyor? Mantıken en ortadan gidiyorlar ki en ortadan giderken iki taraftan atılan topçu ateşleriyle gemileri zarar görmesin. Bunlar mantıken nasıl gidecekler? Böyle tam ortadan gidecekler. Bütün mantık bu. Tabii bunu yaparken de Osmanlı Devleti'ni oyalamak için, Osmanlı Devleti'nin tabyalarını susturabilmek amacıyla, çünkü buralardaki tabyalar gerçekten Namazgahı var, işte Kilitbahir var. Bu bölgelerde özellikle şuralara da zamanla asker çıkartacak ki arkadan, yani Gelibolu tarihi yarımadaya çıkacaklar, buraya arkadan bunları alacaklar. Dertleri o. Anlaştık mı? Demek ki şu görülen savunma hatlarını, tahkim hatlarını atlarına biz tabya adı veriyoruz. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Aziziye tabyaları vardı. Hatırlayın. Nene Hatunlar o bölgede müthiş mücadele göstermiştir. Şimdi adamların amaçları belli. Buraya kadar. Tamam. Şimdi buralarda bazı yerler var. Ben o yerlerin isimlerini de bir yazayım. Mesela şu uçta gördüğünüz yerin adı Seddülbahir'dir. Anlaştık. Doğru mu Nazım? Buradaki şeyin adı nedir Nazım? Kumkale'dir. Tamam. Şu bölgeye geliyorsun. Bak burada şu özellikle şu bölgede daha sonraki ismi de değişecek. Niye değişti? O da bir ayrı konu da, Anzak Koyu var. Şu bölgede Arıburnu var. Hani anlamanız için yazıyorum bunları ki öğrenin diye. Şu bölgelerde özellikle şurada, eee, ve şu, şu, üç tane bölge yazım. Hatta şu dördünü yazayım. Küçük Anafartalar, Büyük Anafartalar. Anafartalar diyorsun bak. Anafarta demiyorsun. Anafartalar ne demek? Çift. Demek ki burada iki tane var. Hemen bu bölgelerde şöyle atayım. Kemal Yeri var. Mevkileri. Önce bir söyleyeyim de şu Seddülbahir'in olduğu yerde şura özellikle çok kıymetli. Burası Alçıtepe ve Kirte var. Yine bu bölgelerde Kereviz Dere var. Tamam. Zığındere var. Yani bunları niye isimlendiriyorum? Çünkü yeni gelen sınav sisteminde, yani yeni gelen sınav sistemi derken sorusal anlamda Zeynep öğretmen dersine girdiğinde Kerevizdere, işte Zığındere, Kanlı Sırt, Adana Bayırı, Conk Bayırı. Şimdi sen Conk Bayırı'nın, Arıburnu ve Anafartalar'ı yıllarca duydun. Tamam, bu soruyu çok rahatlıkla yaparsın ama sen efendim Cesaretpe, mesela şurada Cesaret diye bir yer var Nazım. Tamam. Adana Bayırı var. Kemal Yeri defalarca soruluyor. O zaman benim bazı mevkilerin isimlerini bilmen lazım. Kerevizdere gibi mesela. Tamam. Zığındere gibi. E ben bunları bilirsem, o zaman soru yaparım. Herkes istiyor ki işte Zeynep öğretmen dersine gitsin, ders sırasında işte Arıburnu, Anafartalar ve Conk Bayırı kelimelerini kullansın. E kullandı, hangi cepheyle ilgili? E herkes yapar. Arkadaşlar bu soruyu yapmayan var mı? Ama ben oradan üç tanesini farklı alayım. Cesaretpe, Zığındere, Kerevizdere. Hayırlı uğurlu olsun. Bilen yapar. Bilemeyen bir soruyu yapma ihtimali var mı? Yok. Kemal Yeri nerede kardeşim? Kemal Yeri deyince aklınıza yazayım ben oraya Selanik yazayım, ben oraya Ankara yazayım, ben oraya Makedonya. İnanın soruyu zorlaştırsam yapamaz kimse. O yüzden bizler sonuçta profesörün ne yazdığını bilmeden biz onu ne yazabileceğini tahmin ederek size ders anlatıyoruz. O yüzden buradaki mevki isimlerini az da çok da olsa bilmeniz lazım.
Şimdi olayın iki yönünü anlatacağım size arkadaşlar. Ben size dedim ki Çanakkale iki savaştır. İki savaş. Bir, Çanakkale Deniz Savaşları. Tamam. Bunun ben tarihini vereyim size. 19 Şubat'ta başlar. Tamam. 18 Mart'ta biter. Bakın şuraya. 19 Şubat, 18 Mart. Çok y şey yok. Bu bu arada hangisiydi değerli arkadaşlar? 1915'ten bahsediyoruz şimdi. Sonra devam ediyor. Bir de Çanakkale Kara Savaşları var değerli arkadaşlarım. Çanakkale Kara Savaşları da 25 Nisan'da başlar ve 9 Ocak'ta net olarak biter. Net. En son birliklerin çekilmesi. Aralıkta çekiliyor da en son birliğini 9 Ocak'ta. O zaman Çanakkale iki savaşmış. He, hocam ben yıllardan beri 18 Mart kut. Yanlış. Zaten 18 Mart'ı kutladıktan sonra bizim aslında Çanakkale Kara Savaşlarını da kutlamamız lazım. 18 Mart'ta biz Mustafa Kemal'i anarak yapıyoruz. Bir Nicatay'yı orada yapıyoruz. Mustafa Kemal 25 Nisan'dan sonra evet oradadır ama kara savaşlarını yapmaya başladığı tarih Anafartalar Grup Komutanı olarak zaten Ağustos ayındadır. Yani ne demek istiyorum? Bizim deniz savaşlarını 18 Mart'ta kutlamamız ayrı bir şey. Bir de kara savaşlarının yıldönümünü kutlamak ayrı bir şey. İkisi birbirinden farklı şeyler. Onu bir kere anlatalım. Bu bir. İki. Burada çok değerli komutanlarımız vardır. Esat Paşalar. Efendim, bu dönemde zaten Bahriye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa. Burada yine Liman Paşa var. Liman von Sanders. Efendim, bu tarafa bakıyorsun 57. Alay var. Hepinizin bildiği alaylar. Kızıl Alay grubumuz var. Efendim, Zatonbaşı da o zamanlar ta oradaydı. Düşünün yani. Yani mesela Çanakkale'de o kadar çok anlatılacak hikaye var ki ama önce savaşı bir anlatayım size. Ondan sonra.
Şimdi savaş için hazırlıklarını yapıyorlar. Aslında Kasım ayında da birkaç kere deneme yaptılar. Yani geldiler şuralara bir vurdular, çıktılar. Şimdi onlar da öğrenmek istiyor. Şimdi Çanakkale'yi öğreneceğiz ama Çanakkale'ye asıl saldırıyı hangi gün başlattılar? 19 Şubat 1915'te başlattılar. Şimdi dikkat. 19 Şubat 1915 tarihi rastgele seçilmiş bir tarih değildir. Şimdi adamların, eee, tarih eğitimlerinde özellikle bir noktaya tekül ettireceğim. Şimdi bunu Mustafa Kemal gibi büyük insanlar yapabiliyor. Şimdi bazı tarihleri bazı tarihlerle eşleştirirsen tarihte o tarihi de unutmuyorsun. Ne demek istiyorum? Yani 29 Ekim'de Cumhuriyet ilan edildi ya değerli arkadaşlarım. Mesela ülkedeki 100 yıl sonraki seçimleri de 29 Ekim günü yaparsan bu sefer ne oluyor? Oraya atıf olacağından dolayı insanlara şunu öğretiyorsun. Bakın, 100 yıl önce bu oldu. İngilizler, Fransız tarihçiler özellikle bunu yaparken çok dikkat ederler. Şimdi şunu anlatmak istiyorum. Bu seçilmiş tarihte 19 Şubat boş yere seçilmiş bir tarih değil. Nereden anlatıyorum? Şuradan. Tarihler 19 Şubat 1807 yılını gösteriyor. Hatırlayın. Ben size 19. yüzyılda anlatırken dedim ki arkadaşlar, 1806-1812 yılları arasında Osmanlı-Rus Savaşı vardı. Hatırlayın bu Rus Savaşı'nın içinde 1807-1809 Osmanlı-İngiltere Savaşı var. Savaşın içinde var. Hatta onlarla biliyorsunuz 1809'da Çanakkale, diğer adıyla Kale-i Sultaniye diye bir anlaşma yaptık arkadaşlar. 19 Şubat 1807 bizim Kurban Bayramımıza denk geliyordu. Amiral Duckworth diye bir adam buraya geldi. İngiltere, İngilizler. 1807'den bahsediyorum bu arada. Bizim Kurban Bayramında izinli personelimiz, asker bayramlaşmaya gittiği için buralar bomboştu. Çok az kişiyle savunuyorduk. Elin adamı buradan girdi, hiçbir direniş göstermeden İstanbul'a geldi. Olaya bak ya. Ve bir anda karşımızda neyi gördük biliyor musun? İngiliz gemisi gördük Marmara'da. Ya adamlar işte niye tarihte bu tarihi bir daha seçiyorlar? Gene aynısını yapacağız diye. Bak adam unutturuyor mu tarihini? Lan aradan geçmiş 108 yıl. 108 yıl önceki bir tarihe vurgu yaparak yapıyorlar. İşte Türkiye'de atlanılan şey bu. 29 Nisan'da atıyorum Kut'ül Amare'nin biz yıldönümünü kutlayacaksak buna benzer bir şeyi 29 Nisan'da yapacaksın ki neden 29 Nisan dediklerinde o cevabı verebilsin. İşte bunu tarihte ender yapan adam Mustafa Kemal'dir. Neden 30 Ekim'de değil de 29 Ekim'de Cumhuriyeti ilan etmiş? Neden Erzurum Kongresi'ni 23 Temmuz'da açmış? Bazı sebepler var ama sen bilmeyince tarihe vurgu yapamıyorsun. Yüzyılı geriye de gidemiyoruz. O yüzden bizim bunlara dikkat ederken, bakın İngiliz, Fransız tarihçiler demiş ki zamanında bizim gemimiz hiç zorlanmadan gitti İstanbul'a. Biz de o günün tarihini seçelim dedi. Amiral Cardigan başında 19 Şubat'ta başladı. Şimdi senin buradan gemiyi göndermen için şu Seddülbahir denen ve Kumkale denen yerleri, şu iki yere bak lazım. Senin buraları bir kere bombalaman lazım. Buralarda tabyalar var. Amaç ne? Ama burada şaşırtma. En azından şu bölgeye uçtan asker çıkartabilmek. Arkadaşlar işte en büyük mücadelelerin başlangıcı orada oldu. Yani Seddülbahir ve Kumkale'yi aslında asker çıkar ama adamların amaçları şu taraf değil. Çünkü askeri yığınağımız burada. O yüzden Çanakkale merkezinden ziyade şu yarım adayı alabilmek. Set Bayı geldiler. 19 Şubat'ta, eee, gemi harekatı başladığı zaman yavaş yavaş buradan gemilerini sokmaya başladılar. Bizim tabyalar vuruyor, vuruyor ve 12 tane gemisinden zaten 4 tanesi yara aldı ve geri çekildi. Bak daha 18, 18 Mart'a gelmedik. Zaten bizim tabyalarımız hemen vurmaya başladı ve vurmaya başladıktan sonra zaten o adamların birkaç gemisine biz zarar verdik zaten. İlk demek ki saldırıyı 19 Şubat'ta kaç gemiyle yapmışlar? 12 gemiyle yaptılar. Ama ne yaptık? Bizim buralardaki tablolarımız onların gemilerini vurdu ve çoğunun yara almasını sağlayıp geri çekilmelerini sağladılar. Bu bir. İki, şuraya çok büyük akım var. Seddülbahir'e. Eee, Seddülbahir akın yaparken ne oldu? Seddülbahir'e akın yapılacağını Osmanlı Devleti bilmiyor muydu? Ama asıl menzil şu tabyaları vurdurmak. Çünkü tabyaları şöyle bir geniş çukur kazıyoruz. Top sadece gözüküyor. Çünkü diğer türlü adamlar attıkları o gemilerden ateşlerle, ateş tahribatları çok yüksek. Zaten tabyalarımızın çoğu gidecek, Namazgahı şuradan. Bunu ama en azından Seddülbahir'de İngilizler dedi ki, ana ne kadar güzel bir yer var. Hiç kimse yok lan burada dedi. Halbuki köyün içine saklanmışlar var. Kimler? İşte o cesaretli bizim askerlerimiz var. O bizim askerlerimiz orada müthiş bir mücadele verecekler. O müthiş mücadeleyi veren adamlardan bir tanesi de değerli arkadaşlar, Bigalı Mehmet Çavuş'tur. Bigalı Mehmet Çavuş Seddülbahir'de müthiş bir mücadele verecek. Komutanı şehit olmasına rağmen o devam edecek. Devam ettikten sonra değerli arkadaşlar, tüfeği mekanizması çalışmayacak. Eline kürekle, bazı kaynaklar taş dese kürektir. Kürekle saldıracak İngilizlere ve İngilizlerin bölgeden geri çekilmesini sağlayacak. Adamı yaralı olarak hastaneye götürdük. Mustafa Kemal oradaydı. Gitti hastaneye ziyaret etti kendisine. Ve bugün Mehmetçik kelimesini biz bu adama borçluyuz. Bigalı Mehmet Çavuş. Bir daha söylüyorum. Bugün Mehmetçik deniyorsa kimin için deniyormuş? Bundan dolayı Muhammed'in askerinin kısaltmasıdır. Mehmetçik. Bir galı Mehmet Çavuş unutulur mu ya? İnanılmaz bir adam. Bak burada şunu şu an başardı. Buradan adamı geri püskürttü. Asıl mesele bu. Şimdi tabii diyorlar ki biz buradan ne yapalım? 19 Şubat'taki başarısızlık var. Amiral Cardigan sürekli sürekli girdikçe bizim tabyalarımız vuruyor. Dediler ki efendim biz ne yapalım? Eee, daha büyük filolarla gelelim. O kadar gemileri var ki arkadaşlar, o dönemin yenilmez, hani Titanic'e verilen bir isim vardır ya, hani batmayan gemi. Bunlarda da vurulmayan gemi, yenilmeyen gemi. O isimler boş yere değil. İşte Oceanlar, Residable'lar, Inflexible'lar, efendim Buffenlar, eee, Sovyet, Sovyetler. Yani birçok gemi isimleri var. Ve o gemilerin isimlerine lütfen anlamlarına bakın. O gemilerin anlamlarının çok ilginç olduğunu göreceksiniz. Aynı Titanic gibi hani kesinlikle batmaz demeyen gemi battı ya. Bunlarda da yenilmez, vurulmaz, kaçılmaz, bilmem ne. Hep böyle isimler konulmuş ve 18 Mart günü buraya gelecekler. Şimdi biz bunun buradan geleceğini adım gibi biliyoruz. Adım gibi bilen adamlardan bir tanesi Mustafa Kemal mevki komutanı olan o günkü Cevat Çobanlı'dır. Cevat Paşa. Cevat Paşa diyor ki, arkadaşlar şu gerilere diyor mayın serdik mi? Evet. Buralarda 11 hat boyunca mayın vardır. Onu da söyleyeyim size. 11 hat boyunca mayın var. Çok kişi anlatmıyor bunu da. Geride de mayınımız var. Ama istiyoruz ki bu gemiler daha ilk gelişlerinde bir vurulsun. Bir şekilde bir mayına çarpsın. Ha mayın dediğinde Ruslardan kalan mayınlar patlayıp patlamayacakları belli bile değil. Yani sen mayın döşüyorsun ama o mayının patlayıp patlamayacağı belli değil. Şimdi iki tane komutan var. Bir tane gemimiz var. Geminin ismi Nusret Mayın Gemisi veya Nusrat Mayın Gemisi. Peki Nusret Mayın Gemisi'nde iki tane komutan var. Biri mayın komutanı var. Bir de genel komutan var. Tamam. Genel komutanımızın adı Yüzbaşı Topan Ali İsmail Hakkı Bey'dir. Mayın komutanımız ise neydir? Nazım Beydir. E şimdi kardeşim ikisine emir gidiyor Cevat Çoban'dan ve Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey kalp rahatsızlığı olmasına rağmen görevinden, hatta kalp krizi geçirdi. Tam göreve çıkmadan önce dediler ki Cevat Çoban, sen dinden başkası yapıyorsun. Kabul etmedi adam ya. Adam kabul etmedi ve kalbini tuta tuta o karanlık yere gitti. Karanlık, karanlık liman deriz. Bu hemen şu bölgenin başıdır değerli arkadaşlar. Şöyle göstereyim. Hemen şu bölge var ya, şu bölgenin başına şuraya 26 tane mayın döşedi. Ama bunu yaparken bir fener açamaz. İki, ışık veremez. Bunları yaparken çok dikkatli alman lazım. Artık mayın döşedikten sonra bun adamlar da geri zekalı değil. Bunlar da sürekli olarak mayın taramak için alttan denizaltı gönderiyorlar. E kardeşim böyle bir olaydan bahsediyoruz. Ona rağmen, ona rağmen savaştan neredeyse 10 gün önce, yani 18 Mart'tan 10 gün önce 8 Mart'ta döşenmiştir ve gemiler değerli arkadaşlar artık Mondros limanı. Bu arada toplanma limanları nereymiş? He, anladın mı şimdi? Niye Mondros'la imzalattırıyorlar bize sözleşmeyi ya? Ateşkes Mondros limanından çıkıyorlar, geliyorlar. 18 Mart günü amaçları burayı geçebilmek. Ama geçmeden önce bu 26 tane mayının bazı kaynaklar 13'ünün patladığını söyler. Onu tabii bilebilmek çok zor. Ve burada öndeki büyük gemiler hasar almaya başlıyor. Bazısı yan yatıyor, bazısı karaya oturuyor. Bazısında bizim askerimiz işte o 215 kiloluk, bazı kaynaklar 245, bazı kaynaklar 275 dese de hani tahminler 215'tir. Kilogramlık bir mermi yanındaki tabyadaki arkadaşların şehit olmasına rağmen tek başına sürüp sürdükten sonra onu ateşleyip, bunu da bir defa yapmadı bu arada, üç defa yaptı. Üçüncüsü vurmuştur değerli arkadaşlar. Ocean adındaki gemiyi vurmuştur. Güvertesinden vurmuştur. Bazı kaynaklar bacasını vurduğunu söyler. Böylelikle oradaki paniği düşünebiliyor musunuz? Bir top mermisi geliyor. Ancak o top mermisinin gelebilmesi için bu muhakkak ki biraz ilerlemesi lazım. Bizim ateş alanımızın içine girmesi lazım. Arkadaşlar bizde bir top var. 300 metre gidiyor. Adamların geçtiği noktada en kötü 800 metreye ihtiyacımız var. Öyle anlatayım. E sen 800 metrelik bir atış yapabilmen için de adamların dar bir mevkiye gelmesini beklemekten başka çare yok. Elin adamı da buradan geçerken sağ sol, sağ sol vura vura gidiyor ve çok zayiat verdik. Bu bir gerçek. 18 Mart 1915'te biz bu adamları buradan geçirmedik. 18 tane büyük gemilerin 12 tanesi yara aldı da çekildi. Diğerini gören diğeri gelir mi? Daha bir de bu burada. Daha bir de buralara da çarpma ihtimalleri var. O yüzden 18 Mart 1915 tarihimize Çanakkale Deniz Savaşlarının yıldönümü olarak kaldı. Bugün kutladığımız bu 18 Mart'ı kutluyoruz biz deniz savaşlarının yıldönümünü ve burada Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Çobanlı'ya İstanbul'u kurtaran birinci kişi ve tarihe ne olarak geçti? 18 Mart kahramanı. Ha o zaman ben bugünkü olaydan sonra şunu bileceğim. 18 Mart kahramanı dikkat. İstanbul'u kurtaran birinci kişi. Aa, hocam İstanbul'la bunun ne alakası var? Hep bu soruluyor arkadaşlar. Bu adamlar buraya geçtikten sonra amaçları burayı almak değil mi? İstanbul'un mantıken bu tarafa doğru kapısı Çanakkale'de. Çanakkale'ye gitseydi adamların hedefi burası olacaktı. O yüzden buradaki bir zafer burayı kurtarıyor. Burayı kurtaran birinci kişi oraya Nusret Mayın Gemisi'ne döşeme emri veren Cevat Çobanlı'dır. Tamam. O yüzden tarihte Cevat Çobanlı bu isimle geçmiştir. Tamam. Bunu bilelim. Bu bir. İki. Şimdi 18 Mart'ta büyük yenilgi. İngilizlerin boyu vardır. Nazım. Başarısızlığa assmezler. Başarısız olan adamı isterse Churchill'ın yeğeni olsun alırlar, görür. Çünkü onlarda farklı bir sistem var. Ve başarısız olunduğu an hemen komutan değişikliği yaparlar. Ve komutanları değiştirdiler. Komutanları değiştiler. Çünkü niye? Buradan geçemeyeceklerini anlayınca dediler ki biz bu tabyalara nasıl ulaşacağız? Tabyalar burada. A burada tabyalar var. Biz bu tabyalara ulaşmak için ne yapmamız lazım? Şuradakiler çok önemli değildir der. O zaman biz şu arka bölgeye değil mi kardeşim? Karadan asker çıkaralım ki burası Gelibolu. Buradan çıkartacaklarımızla beraber arkadan dolanalım ve bu tabyaları arkadan esir alalım. Çünkü önden vuruyorsun, vuruyorsun ama önde bir tümsek. Aşağıda biz çukur olunca bazı keşif uçakları zaten onları görüyordu. Nerede olduklarını şey veriyordu, konum veriyordu. Ama o zamanın savaş teknolojisi, bu zaman savaş teknolojisi, evet, tahrip gücü yüksek bombalar kullanmıştır. Evet. Ama bu bir taraftan da o tam atış menzili yapabilmek öyle kolay değildir ya. Müsteci bombaşı var ya. Müsteci bombaşı adam aynı Seyit Onbaşı gibi. Bak o da onbaşı. Bak onbaşının almış olduğu cesarete bakın. Bir Fransız denizaltısının geldiğini görüyor. Geldiğini görür görmez topu ateşliyor. O da üçüncüsünde vuruyor. Ve Müstecip bombaşının vurduğu Turkuvaz gemisi, gemisi demin de denizaltısı. Tabii o periskopundan vurulduğundan dolayı. Şimdi periskop ne? Dışarıyı görüyorsun değil mi? Şöyle ucu çıkan bir şey. E göremezsen ne olur? Nereye gideceğini ve zaten gitti araya oturdu. Mürettebatıyla esir aldık. Bak bir başı hiç kimseden emir almayı beklemeden Çanakkale'de destan yazıyor. Müstecip onbaşı. Hep sen Seyit Onbaşı'yı biliyorsun. Hep Seyit Onbaşı mı gelecek sınavda? Ya Seyit Onbaşı sordular bu arada. Allah rahmet eylesin mekanı nur cennet olsun hepsini. Ama bir sorusal anlamda da bir gün Müstecip bombaşı gelecek ve herkes Seyit Onbaşı yapacak. Seyit Onbaşı on gemisini vurmuştur. Müstecip bombaşı neyi vurmuştur? Fransız Turkuvaz denizaltısını vurmuştur. Bak aradaki fark bundan ibarettir. Ama bunu bilmezsen ne de olsa yılların eğitim sisteminde görmüş olduğun o kişi Seyit Onbaşı olunca mantıken sonra soyadı kanundan sonra ismi Çabuk oldu. Seyit Çabuk yani gerçekten çabuk hareket etti. Bu yani boş yere o soy isimler verilmiyor. E ne oldu? Hep Seyitbaşı çıkmaz. Bir gün Müstecip bombaşı da çıkacak. Ama bunun için ne oluyor? Sınavlar ilerledikçe derine doğru girilmeye başlanıyor. Derine girildikçe sen de derin anlatmaya başlıyorsun. Müstecip Onbaşı'yı ben 18 yaşından beri bilirim ama Seyit Onbaşı'nın hiçbir zaman önüne geçmemiştir. Ama Seyit Onbaşı sorusu geldiğine göre bir gün Müstecip bombaşı sorusuna gelme ihtimalini arttırmıştır. Biz olaya bu gözle bakarız. Ama siz bilmeniz açısından hem bilgi hem genel kültür açısından bilin. Bak Müstecip bombaşı'yı söyledik. Doğru mu? Şeyi söyledik. Neydi onun ismi? Eee, Mehmetçik kelimesi Bigalı Mehmet Çavuş'tan geliyor. Mustafa Kemal hastanede ziyaret ediyor falan. Yani önemli şeyler kardeşim bunlar. Bu boş şeyler değil bunlar.
Peki devam edelim. Şimdi bu adamlar 25 Nisan itibariyle karayı nereden çıkarıyorlar? Denizden karaya asker. Şimdi dikkat. Bunun için denizden karaya asker çıkartman için bunun önce tatbikatını yapman lazım. İskenderiye'de 18 Mart'tan 25 Nisan'a kadar Mısır'da denizden karaya tahkimat yapmışlardı. Nasıl çıkılır, nereden çıkılır, ne yapmak gerek? E biz de boş durmuyoruz. Siper kazıyoruz. Bir taraftan tel örgü çekiyoruz. İnanılmaz yani. Hani 50.000 tane şey yapıyoruz. Çünkü Çanakkale giderse İstanbul gidecek. Ya İstanbul'da 18 Mart'a kadar ne hazırlık var biliyor musunuz? Söyleyeyim de. Padişahın Allah korusun burası işgal edilirse padişahın İstanbul'a gedirler seni de indirirler dedikleri için 5. Mehmet Reşat, Eskişehir'e taşınması gündeme geldi. Hani oradan uzaklaşalım, iç kısma geçelim diye. Eskişehir'de evi bile tutuldu. Evi, evi. Padişahın evleri bile tutuldu. Bak evi diyorum. Hatta önemli mücevvahlar, padişahın hazinesi oraya getirildi. Birçok elçilik İstanbul'dan Eskişehir'e taşınması gündeme geldi. Ne zamana kadar? 18 Mart'a kadar. Çünkü 18 Mart'ta geçemeyince bu işlemler durduruldu. İstanbul'un ne kadar tehlikeli, tehlikede olduğunu size anlatmaya çalışıyorum. Olay bu.
Sonra ne oldu? Müthiş bir kara harekatı başladı. Hakkara harekatında önemli mesele şudur. Mustafa Kemal gibi yarbaydır o zamanlar. Bazı önemli paşalar var ve bu paşalar düşmanın nereden geleceği ile alakalı bir fikir beyanında bulunmak zorunda. Hep Mustafa Kemal dedi, bak şuradan çıkarlar, buradan bizi yanıltırlar dedi. İnanmadılar. Liman Paşa özellikle hiç inanmadı. Sonra giderken özür dedi, bilmem ne dedi. Senin gibi komutan görmedim. Oğlum burası senin vatanın değil ki. Sen eleştirdiğini Türk'ü çağıra çağıra kardeşim burası bizim vatanımız. İşte buradaki temel sıkıntı burada özellikle bölgeyi tanımayan Almanlara vermemiz lazım. Ya Liman Paşa ne anlatsın Çanakkale'de? Halbuki zamanında Çanakkale ile alakalı Mustafa Kemal devamı daha önceden geldi. Kuvay-i Mürettebe Komutanlığı yaparken Çanakkale'yi adım adım gezdi. O yüzden diyor ki bana burayı gösterirler, iki gemi ama Arıburnu'ndan çıkar diyorlar. E öyle de oldu. Mustafa Kemal emir mi beklemişti? Kendisine 19 tümen verilmişti. Oradan asker kaçarken 261 rakamı tepeyi gösterip niye kaçıyorsun dediğinde askere, ya 261 rakamı tepeyi gösteren asker efendim düşman dedi. Düşman varsa var dedi. E cephanemiz yok dedi. Cephane yoksa süngü dedi. Süngü yat emri verdi. Şimdi tepe tepe olduğu için Çanakkale, tepeyi ele geçirmek çok kıymetli. Şu tepede İngiliz askeri yukarı doğru çıkarken bizim askerimiz aşağı doğru kaçarken Mustafa Kemal burayı görüp, bütün askerimizi elimizde bir şey de kalmadı. Doğru söylüyor asker, cephane yok. Süngüye yatırınca tepenin gerisini göremeyen düşman askeri de yatmak zorunda kaldı. Ha o 20 dakikalar var ya, o 10 dakikalar, işte onların hepsi savaş kazandırıyor. Niye? Arkadan gelen birlik yardım etti. O tarihi emirler boş yere verilmiyor. Ben size ölmeyi emrediyorum. Biz ölene kadar yerimize geçecek kuvvetler bu işi devam ettirecek diyen Mustafa Kemal gibi adamlar kazandırıyor. Esat Paşa gibi adamlar kazandırıyor burada. Tamam. Yani boş yere değil arkadaşlar. Şimdi biz burada, evet, Mustafa Kemal gibi çok yarbay orada, albaylar var, yarbaylar var, çok adam var. Ama burada fikren şuradan değil, buradan saldıran önem kazanıyor ve orada emir beklemeden harekete geçenler kazandırıyor savaşları. Emir beklese ne olacak? Gelene kadar ölme, şişe bölme. O yüzden burada çok kıymetlidir. Mesela o bölgede Mustafa Kemal'in bulunduğu yere aslında Enver Paşa falan hep ziyaret etmek istedi ama yoğun ateş olunca ziyaret edemedi. Bölgeyi ziyaret eden Fahrettin Altay. Fahrettin Altay. Fahrettin Paşa değil. Medine müdafaasında Fahrettin Altay bambaşka bir adam. İzmir'e giden süvari bölümünün komutanının adamı soyismi Altay'dır. Bugün Altay tankının verilme sebebi ismi odur. Fahrettin Altay Paşa'yı gördü. Paşa da şöyle bir dere yatağının içinde duruyor. Çünkü şöyle durmak zorunda. Çünkü şöyle, yani şöyle bir yer. Çünkü bu taraftan şey geliyor sürekli. Atış geleceği için atış bu tarafa doğru gider. Sen şöyle bir dere var burada. Dere yığıntısının içinde Mustafa Kemal şurada konuşlanmış askeriyle beraber buradan gelecek şeyi bekliyor. Çıkarmayı bekliyor. Dedi. Mustafa ne yapıyorsun orada? Ne yapalım dedi. Düşmanı bekliyoruz. Aynen muhabbet söyleyeyim. Bunu Fahrettin Altay anlatıyor. E sen dedi burada daha uzun kalacak mısın? Herhalde uzun kalacağım. E o zaman gel burayı Kemal'in yeri yapak. Senin yerini yapak dedi. Hani bizde de var ya hocanın yeri, öğretmenin yeri, bilmem çok durduğun zaman orası senin yerin oluyor. O yüzden Fahrettin Altay bu bölgede Mustafa Kemal'in durduğu yere Kemal Yeri ismini Genelkurmay Başkanlığı'na öneri olarak sunmuştur. Bugün Çanakkale'ye gidenler Kemal Yeri'ni de ziyaret ediyor. Kemal Yeri Mustafa Kemal'in orada siper aldığı yerdir askeriyle. Sınavda sana Kemal Yeri nerede diye sordukları zaman hangi cepheymiş? Çanakkale. Adamlar bu bölgeden inanılmaz savaşlar verdiler. Bakın o savaşlardan birkaçının ismini yazın. Savaşın adı neymiş kardeşim? Zığındere. O kadar çok şey oldu ki bunun diğer adı Kanlı Sırt. Başkan, bazı kaynaklar Kanlı Sırt, Kerevizdere olarak da verir. İki Kerevizdere Savaşı fark etmiyor. Şu, şu, şu hepsi neredeyse aynı. Mesela Alçıtepe Savaşları var. Değil mi? Kirte Savaşları var. Kirtepe. Bak o kadar çok tepe var ki Çanakkale'de. Kirte Savaşları var. Bak bu savaşların hepsi dersler bu arada. Kerevizdere bir kere de değil ha. Üç kere. Üç kere Kerevizdere ile savaş var. Adamlar bir türlü burayı geçemiyorlar. Hele şuradaki şeyi alsalar, şura var ya Alçıtepe'yi, yani Seddülbahir'i aldılar, Kirte'yi aldılar. Alçıtepe'yi alsalardı eğer ciddi söylüyorum, belki de biz bu savaşı kaybeder. Orada inanılmaz direnç gösterildi ve Çanakkale Savaşlarında yavaş yavaş yavaş yavaş en sona 9 Ocak'ta def olup gittiler. Ama giderken ne bıraktılar kardeşim? Binlerce yaralı askerimiz açlıktan, susuzluktan, kıtlıktan, tifustan, koleradan, o bulaşıcı hastalıklar yüzünden ölen şehitlerimiz. Hastanelerde, sahra hastanelerinde ayaklarından topuk kıranlar çıkartılamayıp da kangren olup ayağı kesilen gazilerimiz ki çoğu ayağı kestikten sonra da kanama durdurulamadığından dolayı maalesef şehit olmuşlardır. Şimdi bunu çok az kişi anlatıyor, biliyor. Maalesef ki sizler bilin. Bunları müzelerde de göreceksinizdir. İleriki zamanlarda tarihe bakış açınız değişti ki aslında o gördüğünüz demir parçalarının sizler için tarihinize ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız. Bunlardan bir tanesi topuk kıran veya diğer adıyla topuk patlatan. Üç tarafı çengelli bir demir parçasıdır. Hani Hacı Yatmaz vardır ya, bir şey nereye vurursan, nereye savurursan sonra o gene dimdik olur. Topuk kıran da öyledir. Üç köşeli olduğu için yukarıdan atıyorlar. Yukarıdan attıkları zaman onlar nasıl atıyorlar? Bizim bölgenin tam arasına atıyorlar ki bizimkiler hücuma kalktığı zaman o ayaklarına girsin diye. Yazın şimdi topu kıran veya topu patlatan diye görürsünüz bilmeyen arkadaşlar. Peki bu ne işe yarıyor? Ne yapıyor bu? Ucu çengellidir. Hatta bazı kaynaklar üzerine zehir döküldüğünü, bazı kaynaklar normal atıldığını söyler. Fark etmiyor arkadaşlar. Ayağımızda zaten günümüzdeki gibi bir askeri bot yok. Doğru mu kardeşim? Sen şimdi askerlik yaptın geldin. Sana devletimiz zincik gibi bir tane bot verdi. Bot değil gerçek bot ya. Lan yıllarca kullanıyorsun da bir şey olmuyor ya. Yakup Oğlu Deri Sanayi. Doğru mu? He. E tamam da kardeşim bizim o zaman öyle bir teknolojimiz mi var ya? Orada millet çarığıyla gelmiş. Çıplak ayakta olan, bez bağlayan. Ya o kadar sıkıntılı bir durum ki ayak çıplak aslında. Herkesin ayağı çıplak. Bakmayın toprağa bastığımız için insanlar şey yapmıyor. Süngü hücumlarında veya normal hücumlarda bizim o hücum yapılacak yere attıklarından dolayı askerimiz toprağın içine girmiş olan görmüyor. Bir basıyor, çarığın üstünden ayağı deliyor. Bazıları ayağın üstünden çıkıyor. Demir çubuk 10 cm yakın olduğu için yukarıdan çıkıyor. E ne olacak hocam şimdi? Eee, bir asker orada kalıyor, adam atıyor. Atamıyor. İki, e, o belirli bir süre durduğundan dolayı kangren oluyorsun. E ne yapacaksın peki? Hadi size söyleyeyim. Ne yapacaksın? E, sen sahra hastanelerine götürüyorsun. E var mı ilaç? Var mı uyuşturucu? Bazısına var, bazısına yok. Bazılarının kolları, ayakları kestirirken, ciddi söylüyorum değerli arkadaşlar şunu bilin. Uyuşturucu olmadan kesilmiştir. İlk hemşiremiz var orada. Hep Florence Nightingale'i anlatıyoruz. Şimdi gelelim bizim tarihimize. Safiye Hüseyin Elbi burada gönüllü hasta bakıcılık yapan bir kadın. Bu kadın değerli arkadaşlar bizlerin ilk Türk hemşiresi olarak geçer. Bir yanlarına anlatsın da bir gör bakalım ne insanlarımız Çanakkale'de ne halde sahra hastanelerine taşınıyor yani savaş hastanelerine. Bak bakayım oralarda ne muameleler görüyor. Hemen taburcu edilip tekrardan savaşa döndürülüyor. 50 tane şey var. Safiye Hüseyin Elbi ilk Türk hemşiresidir. Florence Nightingale'i bileceğim dünya çapında ama kendimizinkini de bileceğiz. Safiye Hüseyin bu ismi unutmayın arkadaşlar. Onu da buraya yazayım mı Nazım? Şöyle Safiye Hüseyin Elbi özelliği neymiş kardeşim? İlk Türk hemşiresi. Nerede? Ha var. Saran ses var. Evet. Aynen öyle. Simülasyon olarak var. Çanakkale'yi gezerken zaten o kadar çok şeyle karşılaşacaksınız ki. Mesela bunlardan bir tanesi bu kahramanlarımızdan. İşte 1915 Savaşı'nda Çanakkale ikmal yapılacak. Kamyon kamyon var. Kamyonun lastiği yok. Acil lastik alınacak. Lastiğe de Yahudi var. Yahudi'de lastik var. Gidiyor Yahudi'ye diyor ki bana lastik ver. Dört tane. Dört tanesini 100 lira diyor. E şimdi bize dört tane lazım. İki tanesiyle gitmiyor bu melet. Dört tane lastik vereceğine ben sana diyor 2 lira 2 tane vereyim çünkü üzerinde 50 lira var. Öyle mi diyor? Yüzbaşı Mehmet Muzaffer Gazze Cephesi şehit oldu Allah rahmet eylesin. Gece oturuyor bir yerden bulduğu çini mürekkebiyle oturuyor, 100 lira yapıyor. 100 lira bu arada 100 lira diye bir para birimimiz yok. Hani benim oturup bu gece 500 lira yapmam gibi bir şey. Benim böyle dedim ya kesin 500 lira çıkarırlar. Bir daha söylüyorum, 100 lirayı kendisi yapıyor ama diğer paraya benz benzeterek. Şimdi Gölbaşı'ndaki polis akademisi de bir kasada saklanıyor. Önemli Yahudi çünkü almak da zorunda. Yani adam da mecbur kandırmak zorunda. Yüzbaşı Mehmet Muzaffer Allah biliyor ya. Yalana iki şeyde izin.
Veriyor. Nerede kardeşim? Bir savaş meydanında, bir de karakoca ilişkilerinin düzeltilmesinde. Seninkini çok düzelttim, biliyorsun lazım. Efendim, 100 lirayı yapıyor. Lan, 100 lira diye para yok. Çünkü orada para şu demek. Banknot'a gidiyorsun, bankaya. Osmanlı Bankası'na. Oradan altın olarak aldığından dolayı banka, yani o aslında bir şey, ne derler ona? Eee, bono gibi düşünebilirsin veya işte elinde bir makbuz olarak düşünebilirsin. Ben gittim, onu verdim. Ben altın olarak alıyorum. Yahudi ertesi gün bankaya bir gidiyorlar. Öyle bir şey diyorlar. "Bizim böyle paramız yok." "Nasıl yok diyor ya? Paramız yok diyorlar. Ver o parayı bize diyor. Veriyorlar." Yahudi de gidiyor. Çünkü Yahudi eee iki gün sonra şunun denilmesinden de rahatsız olur. Hani adam ya adamdan bizden istediler. Ben adama vermedim. Sonra bunlar peşime düşerler diye de korkmuş biraz gidiyor. Yıllar sonra haber dolaşınca herkes o 100 lirayı görmeye gidince devlet o 100 lirayı satın alıp Yahudinin parasını veriyor. Bak, unutulmuyor. Gene o adama gidildi. 100 altın parası da verildi. Bak, yüzbaşı Mehmet Muzaffer'in yaptığına bak. Kim bir gecede oturur da yapar ya? Eline mürekkep alacaksın da bugün en iyi ressam diyen adam sabaha kadar uğraşsa şu 200 lirayı yapamaz.
Need Osmanlı Hazan Çanakkale >> o da Bedir Çanakkale'de ödenecek. >> Aynen. Bedir Çanakkale'de ödenecekti. Harbiden öyle oldu. Yüzbaşı Mehmet Muzaffer unutulur mu inşallah? Vallahi yani. Ezine diyorum. Aa hocam diyor, her gün yiyorum peynir diyor. Ne zaman Ezine kelimesini duyduğunda aklına peynir değil Yahya Çavuş gelirse, sen o zaman tarih öğrendin demektir. Anlaşıldı. Sen bak, bir daha söylüyorum. Ezine kelimesini duyduğunda aklına peynir gelmeyip de Yahya Çavuş geldiği zaman, o zaman sen tarih öğrendin demektir. Anlaşıldı mı? Kimmiş bu Ezineli Yahya Çavuş ya? Bir anlatılsın bakalım. Ezineli Yahya Çavuş ne yapmış? Büyük mücadeleler vermemiş mi? Kendi komutanı ölmesine rağmen hemen başa geçip çavuş olmasına rağmen idare etmemiş mi? Ezineli Yayağuş. Herkes bir araştırsın bakayım kimmiş. Ne adamlar var burada ya. Ne adamlar var. Her biri bir kahraman zaten. Doğru mu? O yüzden Çanakkale'yi biraz da sizi merakta bırakmak istiyorum. Yani Çanakkale'ye gidin. Bakın, bir Türkiye'de birçok belediye var. Ulan saçma sapan etkinliklere para vereceğinize. Saçma sapan konserlere, konserlere para vereceğiz. Saçma sapan yerlerde kültür festivali adı altında bizlerin hiç alakası olmayan, bizim kültürümüzle yakından uzaktan alakası ama ismi kültür festivali ya da kültür yolu bilmem ne. Ya kardeşim, bu memleketin çocuklarını Çanakkale'ye götürmemiz lazım. Biz tarihi niye öğretemiyoruz? Milli bilinci sağlamamız lazım. Milli bilinç nasıl oluyor? Bak, senden önce senin için şu vatanı savunmak için bak, bu kadar adam şehit oldu deyip göstermemiz lazım. O çocuk kendinden pay biçmeli. Orada Diyarbakırlısı da var, Edirnelisi de var, Mersinlisi de var, Karslısı da var. Hatta Suriyelisi de var. O zamanlar bizim olduğu için Halep git bakayım. Halep yazıyor. Git bakayım Basra yazıyor. Herkes var ya adam anlatıyor. Çıkmış Çanakkale'de diyor, bilmem ne diyor, işte diyor, atıyor. Kürt hiç yoktu diyor. Arap hiç yoktu diyor. Hep biz savaştık. Oğlum olur. Allah'ın Osmanlı bölgesini lütfen bir tarayın. Seferberlik ilan edin de gidelim bakalım beraber Çanakkale'ye şu şehitleri bir bakalım beraber. Kimler? Sen niye insan ayırıyorsun kardeşim? Bu memleket komplece topluca savaştı. Bu insanlar bu zaten ayrıldığımız için zaten sıkıntı yaşıyoruz. İşte Çanakkale'ye bugün bazı belediyeleri takdir ediyorum. Ne zaman görsem Çanakkale'ye gezi var ya. Yani şu anlamda takdir ediyorum. İçinde dışında ne de olar ihalesi mihalesi otobüsü beni ilgilendirmiyor. O anlamda söylemiyorum. Ama adam nereye götürüyor kardeşim? Çanakkale'ye. Hatta uçakla götüren belediyeler var. Belki de şu an beni dinleyen arkadaşlar arasında annesi, babası veya kendisi bu hizmetlerden faydalanıp da Çanakkale'ye gidenler var. Çanakkale'ye götüren belediyeler Çanakkale'yi yaşamış belediyeler. İşte o da o topraklarda yaşadığı için götürüyor. Aynısını bir benzerini gör diye. E belediye böyle olur. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Genç Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı. Kardeşim, siz bu işlere eğilin. Bak, biz eskiden otobüslerle Anıt Kabir'e giderdik. İlkokullarda dönerdik TBMM'ye giderdik. Döndürün lan. Kalmamış kardeşim ya. Bütçe yok, ödenek yok, o yok, bu yok. Kısıtlama bilmem ne. Ya sen bir öğret bakayım ya. Japonya'da çocuklar nasıl Hiroşima'ya götürüyorlarsa, Gazaki'nin atıldığı bombalara götürülüyorsa, bu bir bu arada kehanet veya bu bir safsata değil arkadaşlar. Cidden götürüyorlar. Buna benzer yerleri insanlar çocuklarını çok küçük yaşlarda götürüp milli bilinç sağlıyorlar. Çanakkale'ye öğrencimiz 40 yaşına gelmiş, daha Çanakkale'yi görmemiş. Neyle açıklayacağım ben şimdi sana? Çanakkale'yi şu an benim gören, buraları gezen bir öğrenciye mi anlatmam daha kolaydır? O hissi yaşatmam mı daha kolaydır? Yoksa hiç görmeden dinleyen bir arkadaşımıza mı? O yüzden en kısa zamanda atanın atanmayın. Çanakkale'ye gidin kardeşim. 18 Mart'ta gitmeyin ama çok kalabalığın içinde anlaşılmıyor. Normal bir zamanda arkadaşlarla grup yapın ve gidin arkadaşlar. 3 kişi, 5 kişi gezin. Orada Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı var. Kardeşim, biz atıyorum Mersin'den geldik. Atıyorum Van'dan geldim kardeşim. Ben bu bölgeye gezmeye geldim ama ben bilmiyorum. Lütfen bize bir rehber verin. Adamlar zaten canıperver orayı tanıtmak için uğraşıyorlar. E gideceksin, neler göreceksin? Fransız mezarları, İngiliz mezarları, Anzak askerleri, Avusturya ve Yeni Zelanda. He, bir de onlar gelmiş. Adam Avustralya'dan ve Yeni Zelanda'dan asker getirmiş. Lan gıta gıta. Gıdadan gıdaya adam gelir mi lan? Ya Somaliler var, Senegalliler, Senegaller zaten Somaliler hiçbir şey demiyor. Hindistanlı askerler var. İçinde Müslümanlar var. Müslümanlara ne diyorlardı? Padişahınızı kurtarmaya gidiyoruz. Kimin? İttihat Terakki'lerinden zannediyorlar. Eee, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar o bölgeye geldikleri zaman bizim askerlerimizin direnişini görünce herifler bize saygı duydu ya. Dediler ki bize de saldıran olsa ne yaparız? Bak, bu düşünce eğitiyor insanı. Başlangıçta amaçla bu direnişle karşılaşan ne oluyor? Lan diyorlar ki acaba bize saldırsalar biz de aynısını yaparız demeye başladılar. La cuma namazlarını ortak kılıyorsan cuma namazını şeyini veriyorlar. Gametini. Sonra ezan okunuyor. Beraber İtilaf devletlerin içindeki Müslüman askerleri bizim askerler beraber kılıyorlar. Sonra helalleşiyorlar. Siperlerine geri dönüyor. Olaya bak ya. Centilmenler savaşı. Niye centilmenler? E sigara alıyoruz. Sigara atıyoruz. Bir şey yazıyoruz, geri atıyoruz. Onlar bize bir şey geri atıyor. İnanılmaz saygı var. Bir İngiliz askeri, Fransız askeri tam siperin oradan kalktı. Bir hücuma kalkayım dedi. Bizim asker vurdu onu. E siper arası 8 metre olduğu için 4 metreye düştü. Hadi bakalım. Ne o taraf alabiliyor, ne bu taraf alabiliyor. Ne o taraf ateş kesiyor, ne bu taraf ateş kesiyor. Bizim Türk askeri durdu komutan. Ölünüzü alın dedi. Durdurduk. Oradan iki tane asker atladı. Tekrardan çekti ve siperine götürdük. Kimse de ateş etmedi. Neyle açıklayacağım bu savaşı? Şimdi bu savaş uzadıkça her iki tarafın, özellikle karşı tarafın askerlerine bize karşı olan saygıları artıyor. L bu nasıl bir direniştir diyorlar. Ve tarihe tanıklık ettikleri zaman, ülkelerine geri döndükleri zaman hep Türk askerinin, bizim insanımızın özelliklerinden, misafirperverliklerinden, savaş dışında ne kadar centilmen olduklarından bahsediliyor. Bunlar bizim için çok kıymetli. Birçok Avustralya ve Yeni Zelandalı askerlerin günlükleri yayınlanmıştır. Ama saçma sapan filmlerle anlatıldıkları için Çanakkale, bana bir söyleyin bakalım. Çanakkale ile ilgili adam bakalım film. Hadi deyin ki hocam şu da muhteşem bir film. O diyemezsiniz. Yok yaptırmayalım adamı. Bu film nasıl çekilmez ya? Gelibolu diye film çapıyor yabancı. Oraç yapıyor yabancı. Yabancı. Yabancının gözünden anlatıyor. E şimdi bizim gözümüzden anlatan adam akıllı bir film var mı arkadaşlar? Varsa bile inanın izlenmesi çok düşük. Halbuki çok güzel projeksiyona sahip olacak bir savaştan bahsediyoruz. Çok güzel yapılabilir. Çanakkale ile adam akıllı savaş. Adam Vietnam'da yenildi la. Amerika Vietnam'da yenildi. 100 tane film çevirdiler ya Vietnam'da. En minileni Rambodur biliyoruz. Erkeğim benim. Bir tane okla gidiyor da Vietnam'daki Amerikan askerlerinin esirlerini kurtarıyor. Murat biliyorsun değil mi kardeşim? Çamura yatıyor da yağ batıyor da. He, öyleydi lan. Vietnam asker gelir ormana döşediğim mayınları bugün temizleme kararı aldılar. 250 hızer diyor. Aramızda Battlefield Vietnam oynayan var mı? Oynadın mı Murat? >> Mayın yok mu asker verilenlerde? E mayınları hep atabiliyorsun. E adam yenilgisine 100 film çekmiş de sen yeniliğine çekemiyorsun adam akıllı. E buradan konuşunca konuştu oluyor. E konuşturuyoruz işte kardeşim. Sektör keşke benim elimde olsa. Benim sinema sektörüm olsa da ben keşke şunun filmini yapabilsem. Kaç milyon insan izleyeceğini hesap edin. Bir de 18 Mart gününün konulduğunu hesap edin. Kısmi çek >> tam işte kısmi çekildiği için olmuyor zaten. Mesela bir taraf sadece atıyorum Mustafa Kemal Yarbay'ı çekiyor. Sadece orayı anlatıyor. Halbuki oranın içine gelmeden önce çok şey var. İşte bak Bigalı Mehmet Çavuş'u söyledim. Üsteğmen Bombayçı'yi söyledim. Safiye Hüseyin Elbi'yi söyledim. Doğru mu kardeşim? Ezineli Yahya Çavuş'u gidin siz araştırın dedim. E yüzbaşı Mehmet Muzaffer, Topaneli İsmail yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey Nusret'in komutanı. Onun mayın grup komutanı. Doğru mu Nazım Bey? Hepsini anlatıyoruz ama bunun gibi çok var. Esat Kuttpaşa var. Neler neler var ya. Çanakkale'yi gezmek de biter mi? Allah'ını sev kaç gün kaldım? Kaç gün gezdim ya? Ya inanılmaz bir şey ya. Boş yere mi yazıyor kardeşim orada? Dur diye. He. E o zaman bizler de atanıp atanmamayla alakadar olmamalı bu ders. Bu dersin ruhunu işlemek için o bölgelere gitmemiz lazım. Gitmeden olmuyor. Coğrafyacının bir coğrafyayı gezmeden coğrafya dersi anlatması gibi. Ya tarihçi de ben kendim açısından Allah'a şükürler olsun 43 yaşındayım. Yani şu bölgeleri 43 defa gezmişimdir. İnönü savaşlarını, efendim Haymana, Sakarya'yı, Polatlı'yı, Muş Malazgirt'i, bu bölgede yaşayan Yasçimen Savaşı'nın olduğu Erzincan'ı, Otlukbeli gezmediğim yer kalmadı. Kösedağı hepsini yerinde gördüm. Allah herkese imkan versin. Ama biz imkansızlar içinde gezmiştik o zamanlarda. Ben de diyorum ki bu memlekette güzellikleri ve doğal güzellikleri ve tarihi alanları görmek için bazen çok paranıza ihtiyacı olmayabilir. Neden? Bazı belediyeler, bazı kültür evleri, bazı dernekler bu tür Çanakkale organizasyonları yapıyor. Lütfen bunun için yaşadığınız şehirde olabilir diyorum. Ona dikkat edin. Şuradan bir uçakla düşünsene Nazım. Uçakla gidiyorsun, seni gezdiriyorlar. Anlatıyorsun, anlatıyorsun, geliyorsun. Sonra da açıyorsun bu dersi benden. O zaman anlamı. Etkileme tamam, ben insanları anlatım yönünden etkileyebilirim ama etkilenme benim anlatımımla atıyorum bir hafta kalır ama sen oraya gittiğin zaman onu gördükten sonra ömür boyu kalır. Benim derdim sendeki merakı arttırmaktır. Başka bir şey değil. Çanakkale budur kardeşim. Çanakkale'de daha çok anlatılacak hikaye >> yani. Çok var. Mustafa Kemal'i yıllar sonra herkes niye Mustafa Kemal'le röportaj yapmak istedi? Eşrefaydın Çanakkale mülakatları diye Anafartalar kumandanıyla mülakatlar diye serisi var. Ş Eşref Ünadin biliyorsun Mustafa Kemal'le röportaj yapan adamdır. Mustafa Kemal bu savaşta göstermiş olduklarından dolayı liyakat madalyalarına şey oldu. Albay rütbesi albay oldu. Sonra dönüp vermiş olduğu demeçler sayesinde Anadolu'da tanınan bir komutan haline geldi. Ve Mustafa Kemal buradaki başarılarından dolayı da ileriki zamanlarda neden Kurtuluş Savaşı'nın milli mücadele lideri olmasının sebepleri var? Adam şuradan çıkmaz kardeşim. Ben bu İngilizleri bilirim. Kesinlikle buraya şey atacaklar, bilerek bizlere hile yapacaklar. Buraya iki tane gemi gönderecekler ama dertleri bura deyip Liman, Van Sanders'e tarih bilgisi, strateji bilgisi vermiştir. Bunlar boş şeyde konulmuyor. Ve tabii ki şunu da söylemek lazım. Onun anlattığı en büyük olay bomba sırtı vakası hepinizin bildiği gibi biliyorsun siperler arası 8 metre, hatta bazı yerlerde 5 metreye kadar düşüyor. Bu arada Çanakkale'de gezdiğiniz siperler tam oralar değil. Onlar düzenlendiği için sürekli top şubu olduğu için düzenlendi. Mevkiler biraz kaysa da anlayın diye oraya konuluyor. O siperlerde. Mustafa Kemal bomba sırtı vakasını anlatırken siperler arası 8 metre. Ölüm muhakkak. Ölüm muhakkak. Ön tarafa gelen öleceğini biliyor. Arka taraftaki tereddüt etmeden ölen askerin yerine geçiyor. Bu nasıl bir iman ki diyor. Kur'an bilenler Kur'an-ı Kerim okuyarak cennete girmeyi hazırlanıyorlar. Bilmeyenler ellerini açıp dua ediyorlar. İşte diyor bu bizim imanımız yani buradaki iman bu inanç kurtardı bizi diyor. Çanakkale ruhunu adam bomba sırtı vakasıyla özetlemişti Mustafa Kemal. Anlaşıldı mı? Çanakkale uzun tutmamız değil, daha anlatamadığımız 1000 olay var. O zaman bizler aslında en pratik yoldan anlatıyoruz. Amacımız sizleri Çanakkale'ye göndermek. İnşallah atanır gidersiniz, atanamazsanız bile zaman içinde gidersiniz, atanıp gidersiniz yani fark etmez ama bir şekilde muhakkak ki gidin. Gidin görün ki ama 18 Mart'ta gitmeyin önermiyorum. Sebep çok kalabalık olduğundan dolayı oraları anlayamazsınız. Anlayamazsınız kardeşim. Oraları sakin zamanlarda gideceksiniz. Yani 13 Mart'ta git, 20 Mart'ta git ama 18 Mart'ta. Ha ben orada o heyecanı yaşamak o ayrı, onu demiyorum. Ben ilk gidişinize orayı öğrenmek, olayı anlayabilmeniz için koylar var. Sulağla Koyu, Anzak Koyu bu tarafa geçiyorsun. Arıburnu, Anafarta bu tarafa geliyorsun. Seddülbahir bu tarafa geldin. Erenköy Karanlık Liman bu tarafa geçeceksin. Kilit Bayır bunları görmeniz açısından söylüyorum. Tamam. Yoksa dediğimiz o. Evet. Not kısmına yazan lazım. Ver bakalım şey silgimiz nerede? Tamam. Önemli burada var. >> Efendim kardeşim? >> En üst nokta. Şu öbür bezi verin ya. Bu olmuyor. Silmiyor mu? Ver bana. Şurayı şöyle bir silelim. Şöyle. Evet. Söyle bakalım. Şuraya bir bu savaşın diğer hatlarını yazalım mı? Nazım bir şuraya. >> Evet. Dardanelles boğazın diğer ismidir onlara göre. Cenmenler ve Aydınlar Savaşı. Neden Aydınlar denildiğini de birazdan anlatacağım. Tamam. Şimdi şu araya bir notumuzu yazalım lazım. Söyle. >> Anafartalar. Conk Bayırı. Bu arada dikkat Mustafa Kemal Anafartalar komutanıdır. Unvanı da budur bu arada onu söyleyeyim. Anafartalar kumandanı veya Anafartalar komutanı olan Mustafa Kemal 19. tümeni yönetmektedir. Bu bir. İki, o ünlü emri var ya hani ben size taarruz değil ölmeyi emrediyorum. Biz ölene kadar yerimize geçen kuvvetler. Onu JNK Bayırı'nda söylemiştir. Ama ne komutan olarak? Anafartalar Grup Komutanı olarak. Evet devam et. >> Arıburnu savaşma yetkilerinden bahsediyoruz biraz. Evet. Kanlısırt. >> Kanlısırt. Bazı kaynaklar Zığındere, bazı kaynaklar Kerevizdere'nin diğer adı olduğunu söylüyorlar. Kocaçimen. Evet. >> Zığındere çok yoğun savaşlar var burada. >> Aslantpe var. Adana Bayırı var. Kireçtepe var. Alçıtepe var. Doğru mu? Alçıtepe var. Seddülbahir var. Bak bunlar hep mevkilerdir arkadaşlar. Kilit Bayır bak çok düşman mağlup edilmiştir değerli arkadaşlar. Tabii savaşın sonuçlarına mantıken beraber bakabilir. Şimdi açılma nedeni neyse mantıken açılma nedeninin tersi olur. Niye? Açılma nedeni aslında hedefin adıdır. Ancak bu hedeflerin hiçbirini İtilaf defteri gerçekleştiremedi. Dikkat. Bir İstanbul alınabildi mi? Çanakkale'yi alamadık ki İstanbul alsın. O zaman mantıken İstanbul alamadığından dolayı Osmanlı Devleti savaşa devam ettiğinden dolayı savaşın süresi en az 2 yıl uzadı. İki boğazı geçemediğinden dolayı Rusya'ya yardım gönderemedin. Rusya'ya ekonomik yardım gönderebilince Rusya 1917 tarihinde Bolşevik devrimini yaşayacak ve 3 Mart 1918 tarihinde savaştan çekilecek. Böylelikle Rusya'ya gerekli yardım gitmedi. E Rusya'nın buğdayından da faydalan hep tersini düşüneceksin. E Osmanlı Devleti'nin Asya ve Avrupa arasındaki kara birliklerini de yok edemedim. Bak dikkat. Kararsız kalan Balkan ülkelerini kendi yanlarına çekeceklerdi. Buraya bak şimdi. Burası Osmanlı. Burası ne? Osmanlı. Şurası Balkan bölgesi. Burası Osmanlı Devleti'nin yanındaki devletler. Burası Macaristan. Hepimizin bildiği Avusturya Macaristan ve şurası da Almanya diyelim. Şimdi değerli arkadaşlar şu bölgede bir boşluk olduğundan dolayı Osmanlı Devleti savaşa girdiğinde Almanya ile doğrudan bir kara bağlantısı yoktu. Ama savaşı bizim kazandığımızı gören Bulgarlar ne yapmıştır değerli arkadaşlar? Bu savaşı bizim yanımıza girdi. Yani İttifak bloğunda. Böylelikle Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki hangi bağlantı sağlanmış oldu? Kara bağlantı da sağlanmış oldu. Anlaşıldı mı? Yani Bulgaristan'ın girişinin Osmanlı Devleti'ne lojistik açıdan en büyük faydası Almanya'dan gelecek malların ulaştırılması veya buradan askerin gitmesi konusundadır. Var mı sıkıntımız kardeşim? Buradaki anladığımız bu. Şimdi Osmanlı Devleti Bulgaristan'da artık yan yana savaşıyorlar. Halbuki daha evvelden 3 sene önce hatırlayın Balkan Savaşları'nı, birbirimizi boğazlıyorduk. Evet. Not >> 261 rakımlı tepe Mustafa Kemal'in değil mi? Ünlü emrini verdiği yerdir. Ünlü emrini vermiş olduğu yerdir. Yani burada kastetilen ney? Hangi emirdir? Ben size taarruzu değil değil mi? Ölmeyi emrediyorum. Ölmeyi emrediyorum. Bu vakitte bizim yerimiz bak bizim yerimize bazı kaynaklarda diyor ki e Mustafa Kemal diyor askerlerini ölüme yolluyor. Sanki ölüm yok da yani 260.000 kişi Mustafa Kemal şeyinde sayesinde şey oldu. Arkadaşlar şimdi bazı safsatalar artık bu tarihin yürümeyeceğini anlayın. Mustafa Kemal zaten nerede? O da orada. Bense diye taarruz değil ölmemiz mi? Biz ölünce sen ölünce demiyor. Biz ölünce yerimize geç lan. Ölümden korkan adam Çanakkale'de ne iş var? Gönül olarak Trablus'ta ne iş var? E biraz dikkatli düşünün. Yani insanları sevmiyorsanız bile saygı göstermeyi öğrenin. Böyle hayatınızda bir tane kurşun görmemiş adamlar. Bir tane kurşun yanından geçmemiş insanlar ki biliyorsunuz bir tane şarapnel parçası da göğsüne geldi. E saati parçaladı değerli arkadaşlar. Saat par yani o da ölümden döndü. Yani kumandanlar biraz daha geride yönetirler tepelerin kısımlarında ama kaç tane kumandanımız da burada şehit olmuştur. Yani o yüzden burada ben size taarruz değil ölmeyi emrediyorum da git askeri öl demek anlamında kullanılıyor. Cesaret verici konuşmalar vardır savaş esnasında. Bunlar çok kıymetli. Devam. Sonuçları >> Savaşın süresi en az 2 yıl uzadı. Evet. Osmanlı >> Bulgaristan Osmanlı'nın yanında savaşa girdi. Osmanlı'nın yanında savaşa girdi. Bunun özellikle önemi ne? >> Evet. Almanya ile kara bağlantısı sağlandı. Alman Osmanlı kara bağlantısı sağlandı. Bu çok önemlidir. Onu size söyleyeyim. Devam. Albay >> Mustafa Kemal'in rütbesi albaylığa yükseltilmiştir. Albaylığa yükseltilmiştir. Evet. >> Kendisine ne denilmiş? Anafartalar kahramanı. Mustafa Kemal Anadolu'da bu şekilde tanınır arkadaşlar. Onu da söyleyeyim. Anafartalar kahramanı unvanı verilmiştir. Evet kardeşim not. >> Evet Cevat Çobanlı'ya da biraz önce de yukarıya da yazdım. Neydi? 18 Mart kahramanı. Evet. Veya İstanbul'u kurtaran birinci kişi unvanları verilmiştir. Unvanları verildi. Bir dönem ülkemizde Genelkurmay Başkanlığı yapacak Cevat Çobanlı. Devam. >> Mustafa Kemal Anadolu'da tanınan bir bunun önemi ne peki? Anadolu'da tanınan bir komutan haline gelmesi ileride milli mücadelenin lideri olması da etkili olacak. Tanınan bir komutan haline geldi. Tanınan bir komutan haline geldi. Bu da ileride, Bu da ileride ne olacaktır değerli arkadaşlarım? Milli mücadelenin lideri olmasında etkili olmuştur. Lideri olmasında etkili olmuştur. Bunu da söyleyelim. Evet, devam edelim. >> Evet, 500.000 tabii bilinen biz ne kadar olacağını çok da biliz. Öbür tarafına da rakamlar alamıyoruz ama 260.000'e 240.000 bazı kaynaklar İtilaf devletlerin 235.000 bizim daha fazla 255.000 olduğunu söyler ama genel maksat 500.000'in üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. İnsan hayatını kaybetmiştir. İnanılmaz bir rakam. İşte şeydeki Dünya Savaşı'ndaki Verdun muharebeleri de böyledir. Naz devam. Evet. Rusya'ya yardım gitmediği için gitmediği için ekonomik kriz derinleşmişti. Bu da ileride neye sebep olacak? Bolşevik ihtilalının çıkışının bir nedenini oluşturacak. Ekonomik kriz derinleşmişti. Bu bir daha söylüyorum. Bu olay gitmediği için yardım ileride Bolşevik ihtilalinin nedenlerinden birini oluşturacak. Bolşevik ihtilalinin nedenlerinden birini oluşturacaktır. Oluşturacaktır. Evet. Çanakkale ile alakalı şunu söyleyeyim. Bu arada çok önemli bir şey daha söyleyeceğim. Çanakkale Savaşlarının sonuçlarında sizler de biliyorsunuz ki bu dönemde liseler artık mezun veremez hale geldi. Çünkü yani liseyi 4 sene olarak düşünelim. Bu sene bugün mesela Türkiye bir savaşa girse lise 4'teki çocuklarımızın hepsini askeri alanına düşsek ve biliyorsunuz lise 4 sene, 3tekiler de gittiğini düşünsek e ne olacak o zaman? Kimse mezun veremez ki. Birçok lise mezun verememiştir. O yüzden bunun eksikliğini biz Cumhuriyet döneminde göreceğiz. Biz yeni Türk devletini kurduğumuzda Çanakkale'de kaybettiğimiz o çocukların o aydın olacak ileride büyüyecek hani deriz ya adam olacak çocukların yarısından çoğunu kaybettiğimizden dolayı Cumhuriyet'in ilk yıllarında gene öğretmen bulamadık, veteriner bulamadık, eczacı bulamadık. Birçok sıkıntımız oldu. İşte Osmanlı Devleti'nin özellikle 1915 Çanakkale Savaşı Türkiye'nin ileriki yıllardaki yetişmiş personel ve eleman eksikliği ortaya çıkaracaktır. Onu da söyleyeyim. O yüzden bu savaşın diğer adına Aydınlar Savaşı denir. Tamam. Yani orada birçok eğitimli çocuğumuz şey oldu. Peki bu çocuklar mantıken böyle bir savaş olmasa liseyi bitirip Darülfünun bitirecekti. Memlekete hizmet edeceklerdi. Ama bu mümkün olmadı. Bunu da söylemiş olduk. Evet. Çanakkale'de size anlatacaklarım bunlar. Gerisinin tüm hikayelerini inşallah Çanakkale'ye gittiğinizde öğreneceksiniz. Sadece benim sizden istediğim Ezineli Yahya Çavuş'u bir araştırın derim. Anlaştık mı Nazım? Tamam. Sıkıntımız. Evet. Geldik şimdi Irak Cephesi. Hepimizin bildiği bir cephe mi? Yıllarca ders kitaplarında bile yer almıyordu. Allah'tan sonra millet dedi ki kardeşim, Türk milletine unutturulan bir zafer var burada ya. Böyle tarih kitabı mı olur diye diye diye diye bizim gibi işte tarihçiler söyleye söyleye en sonunda yapmak zorunda kaldı. Bak zorunda diyorum ha. Kimse buradan kendine pay çıkartmasın. Zorunda. Bu zaferi yıllarca bu memlekette unuttular. Şimdi git annene babana teyzene amcana halana sor bakayım Kutul Amare diye bir zaferi biliyor mu? Duymuşsa daha yeni duymuştur. O da sosyal medyadan şuradan buradan artık kutlanmaya başlandığı için zafer kutlanıyor. Ama sor bakalım o zamanlarda okutulan tarih derslerinde niye bu Kutül Amare Zaferi yoktu? Çünkü yapılan eğitim anlaşmaları maalesef ki yapılan şeyler senin eğitim sistemini o kadar etkiliyor ki bu etkilemenin sayesinde senin kazandığın zaferler adamlar tarafından tarih ders kitaplarına yazdırılmıyor ya. E ondan sonra birileri çıkıyor. Diyor ki, "Kardeşim tarih bize yanlış öğretiliyor." Yanlış öğretilmiyor. Eksik öğretiliyor. Bak aradaki fark bu. Buradaki her şey gerçek. Bak bu gerçek. Şimdi bunun devamı da var. O devamını öğrenmeyi biz sana bırakırız tarihçi olarak. Ama sen buradaki düşüncen ne o? Tarih bize yanlış söyle. Tarih bize hatta. Tarihimizi Ermeni yazmış. Tarihimizi Yunan yaz. Böyle dersen bir onların ekmeğine yağ sürersin farkında olmadan. Ama şunu dersen kabul ederim. Eksik anlatılıyor. Hak eksik anlatılıyor ama soru gelince de geliyor işin çünkü eksik anlatan MEP soruyu yazan heitede profesör. Anladınız mı aradaki farkı? Biri akademik çalışıyor. Birin tabii ki lisedeki her çocuğa her şeyi anlatmak zorunda değiliz ama şurayı devlet kavradığı zaman Çanakkale'yi tam 10 hafta işlediği zaman o zaman devlet devlet olur. Eğitim açısından. Çünkü bir noktayı derinlemesine işlemek mi acaba? Parça parça, kısım kısım verip ve hiçbir şey öğretememek mi? E bazı şeyleri üniversitelere bırakalım ama bazı çocukları milli bilinç açısından bazı şeyleri lisede kısım kısım işleyelim ya 5 hafta işleyelim Kutul Amare'yi rahatça işleyelim. Hocaya o müfredat özgürlüğü verilsin. O hoca gerçekten Kutul Amare'yi anlatsın. Tek anlatsın. Harita üzerine anlatsın. Ama bunların hiçbirinden hersinden birer şey. Ne derler ona değerli arkadaşlar? He tadımlık. Lokantaya gidiyorsun diyor ya şu mezelerden bir tadımlık getir haydari humus bilmem böyle öğretirse olur mu ya? İşte benim karşı çıktığım tarihim noktaları bu. Bir şeyi çok öğreteceğimize bir konuyu daha derin öğretelim ama bu konu hayati bir mesele olsun Türkiye'nin Osmanlı'nın o zaman bak işin rengi nasıl düşüyor. Ben Çanakkale'de dedim mi hocam biz biliyoruz biz bunu 10 hafta dersini aldık desin çocuk. E Irak Cephesi işte Türkiye'nin gene bilinmediği, yıllar sonra değer anlaşılan bir cephe. Çok ilginç bir adam var. Nazım burada ben hani şey söyleyeyim. Süleyman Askeri Bey diye bir adam var. Tabii Süleyman Askeri Bey Irak Cephesi'nin bir açılma nedenlerini bir kendimiz işleyelim. Ondan sonra değerli arkadaşlar bu açılma nedenlerinden sonraki olay işleyelim. Şimdi bir harita çizeyim size. Haritada klasik olarak şöyle Türkiye'yi göstererek çizelim. Şimdi adamlar biliyorsunuz şu boğazdan geçemediler. Doğru mu? Çanakkale'yi boğazdan geçemediklerinden dolayı ne yapmak zorundalar? Rusya'ya farklı bir yerden yardım göndermek istiyorlar. Burası da değerli arkadaşlar Dicle ile Fırat ırmağıdır. Bunun bittiği yere biz Şattül Arap deriz. Birleştiği yere. Evet. Şattül Arap neymiş? Arab'ın suyu. Peki bu Dicle ile Fırat ırmaklarının arasında bu topraklara biz Mezopotamya deriz. Osmanlı Devleti bölgeye aslında bir Mezopotamya birliği kurdu. Irak'ı çünkü istiyoruz. Bağdat değerli arkadaşlar bizim elimizde. Amacımız İngilizleri Bağdat'ı kaybetmemek. Neden ama? Çünkü İngilizlerin bir amacı var. Herkes burayı dikkatini Çanakkale'de gönderemediği birlik yani yardımı şuradan şöyle yukarı göndermek. Tamam. Burada çünkü hangi devlet var? Rusya var. O zaman bir karadan yardım göndermek Rusya'ya. 2. Bu cepheyi bu arada biz açmadık. Gene ben kimim? Gene İngiltere'de bir hocayım. Doğru mu kardeşim? Kanalımın adı ne? My teacher. Peki ben burada anlatıyorum arkadaşlar diyor. Müttefiğimiz Rusya'ya yardım götürmek için bu sefer de Irak Cephesi'ni açtık. Denizden gönderemediğimiz yardımı karadan göndermek istedik. Bu bir. 2. Bölgede özellikle Musul ve Abadan adında petrol bölgeleri var. Biz bu petrol bölgelerini alalım. Bu petrol bölgelerini aldıktan sonra savaşta bunları kullanalım. Üçüncü amacımız bölgedeki Bağdat'ı alabilmek. Eee, biz ne yapacağız şimdi peki? Biz bölgeyi savunabilmek amacıyla Süleyman Askeri Bey'i gönderdik. Bu arada Şattül Arap'ın olduğu kısımda da ne var kardeşim? Hangi körfez var? Basra Körfezi var. Basra Körfezi var diyelim şöyle yapalım anlaşılması için. O zaman şuradaki şehrin adı ne? Basra. Şimdi şurayı yukarı bir sileyim. Şimdi amacımız ne? Onların amacı söylüyorum. Bunları yapabilmek. Şimdi bunları yapabilmek amacıyla da biz bölgeye Süleyman Askeri Bey'i gönderiyoruz. Burada şurada Amara var. Bilmediğiniz için söylüyorum. Burada da ne var kardeşim? Kut var. Hani bilinsin diye bu tam tersidir ya herhalde. Bir dakika Kut yukarıda. Amara aşağıda mıydı? Tam tersi mi? Nazım baksana. Belki yanlış çizmiş olabilirim. Şimdi amaç şu. İngilizler bölgeye gelecekler. İngilizler bölgede değerli arkadaşlarım özellikle bizlerin elindeki bölgeleri alacaklar. Amaçları petrole ulaşmak özellikle. Ancak Süleyman Askeri Bey özellikle Basra'ya yaptığı yerlerde Basra'ya bir hücum yapıyor. İngilizlerin elinden alabilmek için. Bu hücumda yaralanıyor. Yaralandıktan sonra da değerli arkadaşlar gururuna yediremeyip intihar etmiştir. Ya Süleyman Askeri Bey bu bölgeye Sakallı Nurettinler geliyor. En sonunda gelen adam Halil Paşa. Kim bu Halil Paşa? Enver Paşa'nın amcasıdır. Hatta 1 yaşta küçüktür ha. Öyle söyleyeyim size. Enver Paşa bazen öyle oluyor ya yeğen amcadan büyük oluyor. Çok ilginç şeyler var ya Türkiye'de. Onlar diyor bana diyor amca diyeceksin falan. İşte bunlardan bir tanesi Enver Paşa'nın amcasıdır demek. Doğru yazdım değil mi? Sıkıntı yok. Şimdi bölgede özellikle İngilizlerin bir birliği var. İngiliz General Townsend eşliğinde yaklaşık olarak 16.000, 14.000, 15.000 bir birlik var. Ve bu birlikte özellikle bizim Halil Paşa buraya geliyor. Geldikten sonra bakın ne yapıyor değerli arkadaşlar. Önce Selman-ı Pak diye bir muharebe var. Bu Selman-ı Pak muharebesini biz kazanıyoruz. İyi dinleyin. Demek ki buradaki bir tane muharebenin adı neymiş? Selman-ı Pak muharebeleri. Ha bu önce mi oluyor Nazım? Bu önce oluyor. Bunu biz kazanıyoruz. Kazandıktan sonra bunlar geriye doğru çekiliyor, çekiliyor, çekiliyor. Buradan şuraya doğru. Normalde amaçları şuraları falan alabilmekti ya. Buralar bunlar bu tarafa doğru çekiliyor. Şu bölgeye çekiliyorlar. Şimdi bu bölgeye çekilince bizler de Halil Paşa'da Halil Paşa'da alıyor. Nerede gitti? Şey kalem nerede? Halil Paşa da alıyor. Şu Kut bölgesi bu arada şu Dicle'lerin tam dibindedir. Nazım YouTube'dakiler iyi dikkatli şurayı komple kuşatıyor Nazım. YouTube'dakiler. Kutül Amare İngilizlerin elindedir. Biz kuşatıyoruz orayı. İngilizler bir yukarı doğru gitti. Sonra geri çekildiler. Geri çekildikten sonra Kuta geldiler. General Townsend ne de olsa bana yardım gelir diye orada duruyordu. Biz de burayı kuşattık mı? Kuş atınca hiçbir yerden çıkamıyorlar mı? Çıkamayınca üç kere dört kere yardıma girişimde bunlar hiçbirinde olmadı. Lan ora olmuyor. İngilizler yukarıdan gelemiyor. Lan ne yapalım? Ne yapalım? Ne yapalım? La dediler ki oğlum havadan havadan günümüzde görüyorsun Filistin falan böyle İspanya gibi devletler bazı uzak devletler yiyecek malzemesi atıyor havadan. İlk defa denenmiştir. İkmal böyle deneniyor. Yukarıdan ne atılmıştı biliyor musun? Yiyecek. Çünkü ölmek üzereler. General Townsend diyor ki artık kuşatmadan çıkamadıkları için at eti yiyeceğiz diyor. Atları kesin diyor. General Townsend atları kestiriyor da Sih dediğimiz yani Hintli askerler onlar Budist olduklarından dolayı çoğu çoğunluğunu da Budist getirmişler. Müslüman olsa atı hamla yer yani. Doğru mu kardeşim? Açlık olacağını yer. Ama Hintli askerler kardeşim vejetaryen, kusura bakma dediler. E biz yemeyiz lan. Zaten elde avuçta bir tek atları kalmış. Her gün at kesip at yiyorlar. General Townsend atları. Hintli askerler onlara Sih askerleri derler. Onlar da vejetaryen olduklarından dolayı hayvan eti yemek yasak olduğu için yemiyorlar. 1916'dan sonra yakalanan Hintli askerlere bakın. Bir de İngiliz askerlere. İngilizler böyle duruyor. Maşallah at eti yiyen adam da bir şey olur mu ya? Ama Hintli askerler bir deri bir kemik kalmış çünkü yemiyor herifler. İnançları gereği yeni. Kurban olduğum benim inancımda zorda kalsan domuz bile yediriyor. Doğru mu? Ejderha yediriyor. Ne bulursan onu yediriyor. Ama adamların inancı kardeşim biz Budist demiş. General Townsend biz at eti mat eti yemeyiz. Kusura bakma demiş. Yani yaralanan ve esir alınan Sih askerlerine bence fotoğraflarına bir bakın. Bir de yaralanan veya esir alınan İngiliz askerlerine bakın. Aradaki farkı anlarsınız. Çünkü bunun sebebi o. Peki o hava ikmali niye olmadı? Onu söyleyeyim. Nazım YouTube'dakiler yukarıdan atıyorsun. Şimdi görünüş gibi değil arkadaşlar. Eskiden uçağın onu yardımı attın kesin oraya düşer diye bir şey yok. Atıyor atıyor bizim tarafa düşüyor. Şuraya atıyor buraya düşüyor. Atıyor buraya. Nimete bak nimete yerden gökten gönderiyor yüce rabbim ve düşman eliyle geliyor. Bak buralara geliyor. Eee bir de gönderdikleri attıkları yere çarpma hızıyla bazen açılmıyor. Patlayıp gidiyor. Onu da yiyemiyorlar. Filan dediler ki Dicle'ye şey yapalım. Şimdi bunlar bu tarafta ya. Şimdi şurada nehir. Her ikisi tarafta nehirde. Şuradan bir tane gemi ayarlıyorlar. Gemi. Gemi. Gemiye geminin adı Junlar. Junlar gemisine 2 aylık yiyecek hazırlıyor. Bak İngilizler Dicle nehrinden salıyorlar. Gemiler gidiyor. Geminin içinde mürettebat da var, şey de var. Ne derler ona? Yiyecekler de var. Işıkları da kapatmışlar. Gariplerim biz koca gemiyi görmeyeceğiz zannedi. Dicle'nin üzerine gezerken hop Kuta doğru gelirken hop Halil Paşa'nın müfrezesi yakaladı. Junlar gemisinin adına ne koyduk biliyor musunuz ismine? Kendi gelen. Kendi gelen. Yani öyle bir şey oldu ki bir de orada da yiyecek var mı? İk Allah. Ondan sonra Türkiye savaştı. [kahkaha] Sabaha kadar savaşırım. Doğru mu kardeşim? Bir havadan gelen tüm yardımlar bizde. Bir de Junlar gemisini ele geçirmişiz bizde. E öyle olursan sen savaşmaz mı? E adam da buradan acından ölüyor. En sonunda anladı ki General Townsend bu iş böyle olmayacak. 13.300 R81 subayla teslim olma kararı alındı. İngilizlerci James Boris ne dedi? Britanya tarihinin en sefilane hareketi. Britanya tarihinin yani İngiltere tarihinin en sefilane, en aşağılayıcı tablosu dedi. Niçin dedi ya? Bu teslim için Halil Kut tarihe Kutül Amare kahramanı olarak geçti. Halil Kut bu savaşın hemen ardından ordusuna bir beyanname yayınladı. Orduya zaferi müjdeliyor ve bu bütün Osmanlı coğrafyasına yayınlıyor. Ne dedi Kutül Amare Kahramanı Halil Kut? Orduma diye başladı. Anlattı anlattı. Biz bugün dedi 13.300 481 subayı esir aldık. Dedi ki Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı ilk yer Çanakkale'dir. İkinci yer buradır. Bak bir daha söylüyorum cümleyi. Türk sebatının sabrının değil mi? İngiliz inadını kırdığı ilk yer Çanakkale'dir. İkinci yer Kutül Amare'dir. Dedi. Muhteşem bir soru. Adam sana beyannameyi verir. Evet. Uzun bir beyannameyi kısalta kısalta kısalta kısalta verir. Sen orada şunu izleyeceksin. Bu lafı vermeden asla ÖSYM sorusu. Ve ben bunu anlattığımda bundan iki sene önce AYT sınavında birebir geldi. Dedim ki bakın arkadaşlar bu bu soru böyle gelir. Bir gün bir tarihçi alır burayı yazar bunun hangi cephede olduğunu sorar. O zaman Irak Cephesi ile ilgili gelen sınav soruları şöyledir. 1. Kutül Amare kahramanı kimdir? Halil Paşa. 2. Irak Cephesi'nin açılma nedenleri nelerdir? 3. Değerli arkadaşlar, orduma adı verilen beyannamenin içeriğinden bir paragraf alır. Onu size sorar. Ancak onu sorarken Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı 1. vaka Çanakkale'de. İkincisi burada gerçek lafını muhakkak verecektir. O yüzden Halil Paşa Irak beyannamesi ve açılma nedenleri bizler için çok çok kıymetli. Bir yazalım lazım. Şurayı anladık mı? Şöyle komplece. Güzel. Çünkü harita çizmek, haritada anlamak çok kıymetli. Tamam. Ama burada Selman-ı Pak muharebeleri de var. Y aslında sonun başlangıcı ora. Çünkü burada yenilince aşağı doğru indiler. Aşağıda da Kuta geldiler. Kutta sıkıştılar zaten. Hadi başlayalım. Açılma nedenleri. >> Sen söyle söyle. >> Rusya'ya karadan yardım gönder. >> Rusya'ya nereden yardım göndermek? Karadan yardım göndermek. Evet. 2. >> Türklerin İran üzerinden Hindistan'a ulaşmasını engellemek. Hindistan'a ulaşmasını engellemek. Tamam. Türkler özellikle şu bölgeden ne yapacak? Şuradan nereye ulaşacaklar? Hindistan. Çünkü Hindistan bunların neyi? Hindistan bunların ekmek kapısı ya. Ekmek kapısı. Buradan sürekli adam. Bir de buradan getirmeden önce Avustralya Yeni Zelanda'dan buraya getiriyor. Buradan da buraya getiriyor. Hint askerlerinin diğer adını da söyleyeyim. Sih neymiş? Böyle bir kelime duyduğun zaman anla ki bunlar Hintli. Budist Hintli. Ama devam. >> Musul ve Abadan. Musul ve Abadan petrollerini ne yapmak? Ele geçirmek. Petrollerini ele geçirmek. Evet. Bu cephede yaşananlar söyle kardeşim. >> Süleyman Askeri Bey. Allah rahmet eylesin. Adam intihar etti. Gururuna yediremedi. Evet. Sonra kim var? >> Cevabında >> Sakallı Nurettin Paşa var normalde. Sonra kim var? Halil Paşa var. Devam. Osmanlı kuvvetleri 222 Kasım. >> 222 Kasım. Evet. Selman-ı >> Selman-ı Pak'ı kazandı. Evet. >> Nisan >> 29 Nisan 1916. Mantıken bu 1915 olur. 1916'da >> Kutül Amare Savaşı'nı kazandı. >> Amare Savaşı'nı kazandı. Evet. Ortalama 14.000'e yakın İngiliz askerini esir aldı. Evet. İki notumuz var. Nım söyle. >> Bu cephede başarı elde eden Halil Paşa'ya değerli arkadaşlar Kutül Amare kahramanı unvanı verilmiştir. Kutül Amare Kahramanı unvanı verilmiştir. Zaten en çok gelebilecek sınav sorularından bir tanesi de budur. İkinci not. >> Kut zaferinden sonra >> ha Kut zaferinden sonra Evet. Halil Paşa orduya bir beyanname yayınlamıştır. Orduya yani askerlerine bir beyanname yayınladı. Şimdi o beyannameye bakacağız. Daha sonra bunun ne olduğunu da söyleyeceğim. Yayınladı ve bu yayınladığında muhakkak ki şu cümleyi verecektir size. Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı İngiliz inadını kırdığı. Evet. >> Ne? Bu harfte >> Bu harfte >> birinci vaka >> birinci vaka Çanakkale. >> Evet Çanakkale. İkinci vakası ya da ikincisi burada gerçekleşmiş burada olmuştur. >> Evet. O yüzden buna hangi bayram adı veriliyor? Kut Bayramı. Şimdi gelelim buraya. Ülkemizde 1952 NATO'ya girene kadar arkadaşlar Kut Bayramı diye bayram vardı ya. Bu bayramı kutluyorduk. 1952'den NATO'ya girdik. E İngiliz Amerika'nın ikisi birbirinden ayırt etme ya dediler ki siz bayramı kutluyorsunuz ama bu bizim için sıkıntılı. Bu Britanya tarihinin en sefilane anlaşması, en ağır yaşanan vakalardan biri. Gelin dediler bunu tarih kitaplarınızdan silelim. O yüzden bir nesil 1952'den 2012'ye kadar neredeyse kaç sene? 50 yıl ya. 50 yıl 60 yıl Kutül Amare'yi bilmeden yaşadık. Bak bu eksiklik. Bak yanlış anlatım demiyorum. Eksik anlatım. Zaferini elin adamı sana yazdırmıyor. O kadar çok saçma sapan anlaşmalar yapılmış ki zamanında Fulbright anlaşmaları, bilmem neler. Amerika'yla olsun, şuyla olsun. Böylelikle ya sen bizim müttefikimizsin. Hem de bize karşı kazandığın zaferi yazıyor. Olacak iş mi demişler ya. E sonra ne olduğunu bilen kimse anlatmıyor bu cephede. Daha sonra ne oldu arkadaşlar. Bu cephede İngilizler ne dedimse hemen komutanlığı görevden zaten General Townsend zaten gitti. Esir aldık. Hatta biz onu büyük adaya yollayacağız. İyi dinleyin. General Townsend büyük adaya gidecek. İleride Mondros görüşmelerini yani ateşkes teklifini biz bu savaştan çekiliyoruz. General Townsend'ı oradan çıkarıp da yollayacağız. Anladınız mı? General Townsend'ı
Biz niye kullanmışız? İleride Mondros mütarekesi için kullandık. Bunu bilin. İki e thousand gittiğine göre buraya başka adamlar gelecek. İleride arkadaşlar bu adamlar da ilerleyecek. Ne kut kalacak elimizde, ne Amere kalacak, ne Basra kalacak. Orada Nasırye var. Nasriye kalmayacak. Bağdat düşecek. Anladın mı? Ve adamlar Musul'a kadar gelecek. Musul'u da Mondros'tan sonra hemen işgal edecek. Yani biz bu cephede kazandığımız yine anlık bir başarı oldu. Sonunu getiremedik bir türlü. Yani o bölgeleri elimizde tutamadık. Güçlenen birlikler, Basra Körfezinden çıkan İngilizler buraları yukarı doğru tek tek aldılar. Buraya kadar geldiler. Mondros imzalandı. 3 Kasım'da da Musul'u işgal ettiler. Anlaşıldı mı? Bu mesele budur.
Bizim buradaki gördüğümüzde çok önemli. Burada ikiü tane şey anlatmıştım. Onları da söyleyeyim. Junlar neydi? Bizimkiler ne isim veriyordu? Kendi gelen. Bu neydi? Onlar tarafından yani İngiliz tarafından gönderilen yardım gemisi. Yardım gemisi. Dicle üzerine bıraktı ama biz aldık. Hani burada görmeniz aklınızda bulunsun diye yazdığım bir şey. Peki neydi? Bir tane tarihçi vardı. İngiliz tarihçi. Onu da söyleyeyim. James. Eee ama yazılımını bilmemiz lazım. Şey lazım onun yazılımını tam söylemen lazım. James Morior muydu? Yaz bir İngiliz tarihçi diye hemen hızlıca. Tarihçi Kutülamer'de hemen çıkar. James Morior muydu ya? Tam yazmam lazım bunu.
Evet. Nazım araştırmaya başladı. Evet. Hemen sizler de gidiyorsunuz çayınızı, kahvenizi. Namazı kılmayanlar hemen namazını kılsın. Bir 20 dakika vaktimiz var. Onun James More yazısı çıkar zaten. Mo ile başlayacakız. >> James Mormuş. [kahkaha] Özellikle İngiliz saçları var bunların. Tonby diye mesela. >> Heh. Ver bakayım bir. Britanya tarihinin en sefilane diye yaz çıkar zaten. Öyle yazarsan çıkar. Bak araştırma bilmemek çok kötü bir şey. Nazım >> bana mı di? >> Evet sana diyorum Nazım. İnternet araştırmasında doğru kelimeleri yazamadığınızdan dolayı o bir türlü şeye ulaşamıyorsunuz. İngiliz tarihçi yaz ya da şöyle yaz. Britanya tarihinin en aşağılayıcı diye yaz. Çıkar. Kim söylemiş ol? >> Morris. >> Morris değil mi? He ben sadece yazımını istedim sende. >> James Moris. >> Heh James. İngilizce desen var. Evet. James Morris. Evet. James değil yani. Bu başka. Ne demişti? Britanya tarihinin yazalım onu da hazır gelmişken. >> Britanya yani İngiltere tarihinin en sefilane yani aşağılayıcı değil mi? olayıdır. Hatta şöyle söyleyeyim. Eee Halil Paşa özellikle burada şey olacak. Bir tane karikatür yapılacak. Ben deneme sınavına da koydum ben. O karikatürde Osmanlı bayrağını tutuyor Halil Paşa. İngilizlerin aslan. Yaralı bereli bir aslan var. Oradan geri çekiliyor. Kutül Ameri'deki olayı anlatıyorlar. Yani İngiliz tarihinin ensefilan demesinin sebebi Çanakkale'den sonra bir de burada yenilince İngilizler kamuoyu şoka uğramıştır. Hiç beklemedikleri yeri. Bir de İngiliz savaşm ki kardeşim Hint var, Senegal var. Dünyanın dört bir tarafında adam Birleşmiş Milletler gibi ya. İngiltere o kadar şey ki her yerden adam getiriyor. Ben sadece Dünya Savaşıla sadece İngiliz karşı savaşmadım. İngilizin altındaki birliklere karşı savaştım açıkçası. O yüzden çok kıymetli olarak gelelim üzüldüğümüz bir yere.
Niye üzülüyoruz? Bazen hayatta beklemediğin insanlardan beklemediğin şeyler görürsen ne yaparsın kardeşim? İnsan sevdiğini üzür değil mi? Yani gidip de sen dışarıdaki bir adamın yaptıklarını umursamazsın. Ama en yakınındakilerden birileri olunca bu dedilen yere de sen 400 500 yıl boyunca önem verirsen önem verirken de bunlar başına gelince insan büzülüyor. Hicaz Yemen cephesinden bahsediyorum. Biliyorsunuz ki Yemen türküsü nün oluşumunu sağlayan bu cephede yaşananlar gerçekten hani şöyle anlatayım ben size. Osmanlı Devleti'nde Abdülhamit bu Suilesinin bunlar vehabidir. Eee İngiltere ile yakınlaştığını bazı kaynaklar Ruşit ailesiyle yakınlaştığını çok iyi bildiği için zamanında bunların oğulları hep İstanbul'da rehin tutuluyordu arkadaşlar. Evet. Babası orada ne yapıyordu? Babaları orada yöneticilik yapıyordu. Emir ismiyle ama ya da şerif ismiyle. Ama ne oluyordu? Çocukları muhakkak İstanbul'da bırakıyordu. İnsan çocuğundan ne oluyor? Bak bir şey yapsa, isyan etse çocuğu orada. Sıkıntı. E ne olacak kardeşim? Savaş başlamak üzere. Başta gitti. Ha burada bazı şeyler de var ama biz 1900 çok anlatılmayan bir yer var aslında. Bir Suud ailesinin kendi bölgesindeki egemenliğini kabul etti. Osmanlıydi ama herifin ismi tüm Arabistan'ın krallıydı. Tamam onu da söyleyeyim. İkisinin de şimdi hangisinden bahsettim? Önce Abdülaziz ibn Suud'tan bahsettim. Abdülaziz İbn Suud Necit bölgesinde, Riyad bölgesinde, bazı Arabistan'ın bölgelerinde o hilafeti istiyor. Öbürküsü değerli arkadaşlarım İngilizlerle işbirliği yapan Şerif Hüseyin de bu da İngilizlerle işbirliği yap bu da yaptı. Şerif Hüseyin ise bu işin isyan tarafında isyanı yapacak ama isyanı yapmadan önce özellikle İngilizlerle inanılmaz bir yazışması var arkadaşlar. Tarihi McMah İngiliz anlaşması diye geçer. Ancak MMA bir anlaşmadan ziyade birbirlerine gönderilen onar adet mektuptur. Mektupta diyor ki Şerif Hüseyin ben Osmanlı'ya karşı isyan ederim ama siz de benim oğullarıma şurayı verirsiniz burayı verirsiniz. Ben Osmanlı'ya isyan ederim ama beni Hicaz kralı olarak tanırsınız. Tüm Arabistan'ın kralı. Tüm Arabistan'ı kıralı da öbür tarafta Necit'teki, öbür taraftaki Asir'deki, öbür taraftaki Arabistan'ın çeşitli bölgelerindeki kabileler kabul ediyor mu bunu? Sen diyorlar her yerin neyi olamazsın? Hakimi, Hicaz kralı olamaz. Yani Arabistan kralı olamazsın. Neyse İngiltere'de yapılan bu görüşmeler sonucunda e İngilizlerin valisi McMahın yapıyor bu görüşmeleri. En sona Şerif Hüseyin'i adamlarıyla beraber ayaklandırıyor. Biz bu cephede değerli arkadaşlar eee hem İngilizlerle mücadele ettik hem de buradaki en önemli şeylerden biri Mekke gitti, Medine gitti. Zaten Suriye Efesin cephesine Kudüs gitti. Fark ettiniz mi? Cihat ilan etmişiz. Dünya Savaşı'a İslam'ın üç önemli bölgesi elimizden çıkmış. şaka gibi değil mi ya? Medine, Mekke, Kudüs. Bak üçü de bir Dünya Savaşı cihat ilan etmemize rağmen oluyor bunlar başımıza geliyor. Arabistan Yarımadasında herkes isyan etti demiyorum. Elbette ki herkes isyan etti. Her Arap kabilede isyan etmedi. Onu da söyleyeyim. Osmanlı'ya çok destek verenler de vardı. Ama İngiliz kışkırtıyor. Bakın ne diyor İngiltere burada. Ya diyor bu hilafet Yavuz denen adam sizden zorla aldı. Sülale olarak Osmanoğullarına geçirdi. Ya bu sizin hakkınız. Kureyş'in hakkı diyor. E sen gazı ver. Ver gazı ver gazı ver gazı. E Lavrus gibi adamlar biliyor musunuz? Hani hep böyle capslerde dolaşıyorlar ya. Görmüşsündür Nazım. O kadar Müslüman olduğumu belli etmemek için geceleri kimse yokken bile teheccüt namazı kılıyordum. Lan ben kılmıyorum lan. Lan ben kılamıyorum lan. Manyak ama adam ajan olduğu için onlar gibi olacak. Hatta onlardan üstün olacak ki onlar oraya tabi olacak. Ben müslümanım. benden daha fazla ibadet yapan. Bu bu bir skaladır. Hep budur. Yani psikolojik olarak dersi ulan ben bu benden daha iyi ibadet ediyor. Ben ona bağım. Onun üstü böyle gidiyor. Zaten Arabistanlı Lavr yani böyle bir ajan sadece bunun gibi 50 tane ajan var. Bölgedeki Arapları gerçekten Osmanlı Devleti'ne kışkırtmak, Osmanlı Devleti'ni ayırmak için eline geleni yapmıştır ve başarılı da olmuştur. Özellikle değerli arkadaşlarım Osmanlı Devleti'nin tren ikmal yolundaki trenlere saldırıp Osmanlı askerleri şehit edilmiştir. Ya halbuki askerlerimiz Arapları görünce orada at üzerinde şey zannetti. Yardıma geldiler zannetti. Halbuki öyle olmadı. Artı bölgede tabii Mekke'ye gittikten sonra Medine'ye doğru yöneldiler. Medine'de bir adam var. Adam gibi adam. Adam gibi adam. Medine'yi, Medine'yi bir yılın üzerinde savundu. Hatta Mondros imzalandı gene vermedi. Çünkü adam peygambere söz vermişti. Ben senin mezarını şeyi bırakmayacağım diye. Çünkü İngilizlerin ne yapacağı belli olmaz arkadaşlar. Belli değil. Peygamberin mezarını tahrip edebilirler. Doğru mu kardeşim? Peygamberin yanında Haz Ömer var. Haz Ebubekir var. Öbür tarafa gidiyorsun. Karşı tarafta eee Cennetül Baki'de Hazreti Osman var. Onun sahabelerin mezarları var. E bugün vehabilerin en çok sıkıntı çektiği içeri mezarlara hiç önem vermezler. Mezar taşları yoktu. Kimin öldüğü belli de bir tane taş dikerler. Onu da üzerine üzerine üzerine üzerine dikerler. Anlamazsın bile yani. Hani bizde de vardır ya bir mezara kazılır. Atıyorum iki karı koca birbirinden ileride ayrılmasın diye önce mesela anneannen vefat eder onu koyarsın. Aradan bir 15 sene geçer mesela dede ölür onu da üstüne gömersin. Doğru mu kardeşim? Cennetül Bakit de öyle değil. Çok az bir vakit üzerine üzerine gömülüyor. Çok ilginç de bir yapısı var. Ee her şey olabilir. Fahrettin Paşa bir türlü vermek istemiyor ve Medine'yi ölümüne savunuyor. Yah çekirge fetvası çıkarıyor ya. Yok yok yok. Çekirge fetvası çıkarıyor. Çekirge yemiştir bu bizim askerimiz mecburiyetten. O da yok artık. Medine müdafaasını savunan askerler Allah'ını seversen bırak diyorlar. Açlıktan gene orada inanılmaz ölmek üzereyiz. Fahrettin Paşa Peygamber Efendimizin Ravza-i Mutahara'da veya işte tam olunduğu ölgede kendini zincir etiyordu. Gelsenlik ben sadece namaz vakitlerinde zinciri çözdürüyordu. Namazı kılıyor tekrardan. Çünkü söz verdim sana ya Resulallah dedi. Burayı sana bunlara vermeyeceğim. Bunların ne insanlar olduklarını bizim biliyorsunuz Türkiye'de ve Anadolu'da birçok müzeden kaçırdıkları olduğu için hırsız aynı hırsız tanıdık olduğu için. O yüzden bunlar Mekke'ye girdikleri zaman peygamber ve peygambere ait olan birçok şeyi alıp götürebilecekler diye Fahrettin Paşa hepsini numaralandırmıştır. Sandıkalara koyup trenlerle İstanbul'a göndermiştir. Niye? Bunlar alır da bunları tarif eder. Peygamberin mezarını saran adam peygambere Arap da olsa ne yapılacağı belli değil mi? İslam tarihinde birçok olay var da çok anlatılmıyor. Çok anlatılmıyor. Ya Medine kuşatması sadece bizim dönemimizde olmadı. Peygamberin vefatından 100 sene sonra da Medine kuşatıldı. Binlerce insan şehit edildi. Mekke kuşatıldı. Mekke şehridi. Taririp edildi. Kabe çok şey anlatılmıyor. O yüzden bizimkilerin biliyoruz ne yapabileceklerini. Far Paşa ne yaptı? Gitti gitti gitti hepsini numaralandırdı yolladı. Kaybolmasın çalınmasın diye. Sonra yıllar sonra Birleşik Arab Emir Emirlikleri'nin dışişleri bakanı mı ne çıktı Fahrettin Paşa'ya hırsız diyor. Neymiş hırsız oğlum? E şimdi siz Sudan da katliam yapıyorsunuz. İsrail destekli Birleşik Ara bebekleri beş para etmez bir ülke. Beş para etmez. Ne tarihi var, ne bir şeyi var. Sınırları İngilizlerin çizdiği, Allah'ın verdiği petrolden dolayı, şeyden dolayı, paralarından dolayı itibar gördükleri bugün musluktan, yerden, topraktan kesilse o petrol var ya köle yaparlar. Kölesiz. Bugün sizin itibarınız sadece bir tek şey sağlıyor. O da bu. Başka yok. Dubai de böyle. O da öyle. O da öyle. Bir gün buralarda bir gün savaş alanına dönerse kimse şaşırmasın. Dediklerimi unutmayın ama olur mu? Birleşik Arap Emikleri çok zıplıyorsun. Senin sonun iyi değil. Ha ben söylüyorum. Çünkü bu Osmanlı tarihinde en büyük Mustafa Kemal diyor ki adını tarihe altın harflerle yazdıran komutan kim? Fahrettin Paşa'ya ya. Ya sen Fahrettin Paşa'nın soyadını bilir misin? Türkkan. Bu soyadını veren Mustafa Kemaldir. Ülkemizin Kabil büyükelçiliğini yapmıştır. Fahrettin Paşa gibi adam mı var ya? Adam mı var böyle? Kaç kişi kaldı böyle? Osmanlı'nın yetiştirdiği en büyük komutanlardan biri. Onun yanında bulunan Yaveri Ferudun Kandemi'in Medine müdafaası hatında kitabını alsın da herkes okusun. Bir insanın ne kadar şekle mücadele ettiğini okusun. Bakın bunlar Hicaz, Yemen cephesinde maalesef Mehman Gizli anlaşmasından sonra Şerif Hüseyin ve adamların isyanı isyan neticesinde yaşanan durumlardır.
Evet başlayalım lazım. Onları da söylemiş olalım. Yani çok üzüntü verici bir olay burin kutsal bölgeleri >> İngilizlerin kutsal bölgeleri ve >> ve bölge petrolünü ele geçirmek için. Evet. ele geçirmek istersin. Değerli arkadaşlar bu ana sebepti. Evet bu cephede yaşananlar lazım. >> İngiliz ajanı Arabistanlı Lavrence bölge Arapları üzerinde etkili olmuştur. Bölge Arapları üzerinde etkili olmuştur. Evet. Devam. Mekke emiri ise Şerif Hüseyin'ir. Bunun iki tane oğlu var arkadaşlar. Bilen var mı bunları kardeşim? Bir tanesi Faysal. Diğeri nezım? [kahkaha] >> Evet. Devam. >> İngiltere ve Şerf Hüseyin arasında. Şeref Hüseyin arasında. Mm. Mm. Mmun anlaşması imzalanmıştır. İmzalandı. Evet. Nazım iki tane not var. Söyle bakalım. >> Evet. Şimdi beni bir dikkatli dinleyeceksiniz. Burada Fahrettin Paşa bu cephede yaptığı savunmadan dolayı dikkat burada dikkatin Nazım. Dur oğlum. Her şeyi sen söyleyeceksen o zaman ne anlamı? Senin yüzüne yazamıyorum bile. Hayır orayı ben söyleyeyim diye zaten durduruyorum. Sen orada dursana. Tarihimizde bir adam var. Plevne kahramanı. Hatırla 7778 Ulus Savaşı'nda be şay mücadele etti. Premne'yı kuşatılmasına rağmen hatırlayın en sona çıktı. İki kuşatma hattını yerdi. Üçüncüsü omzundan yaralandı ve bu adam tarihe Pilvne gazisi olarak gitti ya da Pilvne kahramanı. Kimdi bu? Gazi Osmanpaşa. Şimdi buraya kadar tamam. Peki bu mücadelenin bir benzerini gene aynı zorluklar içinde Medine'de yapan adam Fahrettin Paşa'dır. Fahrettin Paşa bunu çölün ortasında yaptığı için tarihe çöl ortasında Pilvne Kahraman. Normalde Pilevne burada mı? Değil ama lütfen unvana dikkat edin. Çöl ortasında Pilvne kahramanı. Kime verildi? Fahrettin Paşa'a. Diğer ismiyle ne? Çöl Kaplanı ya da Medine müdafii. Yani Medine'yi savunan adam. Onları bir söyleyelim hepsini. Çöl ortasında ya da şöyle yazalım. Çöl kaplanı. Tamam. Çöl ortasında Pilvre kahramanı kahramanı veya Medine Müdafii Medine'yi savunan isimlerini almıştır. Medine Müdafii unvanlarını almıştır. Evet. Şuradaki nota gelelim lazım. >> Bu cephede esir alınan Şimdi buraya da dikkat. Osmanlı askerleri. Şimdi değerli arkadaşlarım bunu İngilizler bizim böyle bir kampımız yok demişlerdi. Böyle bir şey uydurmadır demişler falan demişler filan demişler ama Seydi Beşir kampı. Sidi Beşir diye de geçer. Bu kampa gönderilen askerlerimiz sizler de biliyorsunuz ki çeşitli kimyasallar atılan havuzlara zorla sokularak gözleri kör edilmiş. Ciltleri büyük yanıklar halinde bırakılmış ve burada ölüme mahkum edilmiştir. Çoğu gözleri kör aldıktan sonra çöllere salınmış. maalesef ki kurda kuşa ve yırtıcı hayvanlara yem edilmiştir. Değerli arkadaşlar bu olay tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi 1921 tarihinde bu olayı soykırım olarak nitelemiş ve tarihte değerli arkadaşlar bu olay hakkında kınama vermiştir İngiltere'ye. Çünkü bu olaylar gerçekten tarihimizde çok önemli hadiselerden bir tanesidir. Yani esir düştük. Esirden sonraki görülen muameleye bakın. Yani düşünün askerlerimizi ne hale Onu da yazalım. Osmanlı askerleri değil mi? Mısır'da bulunan >> Mısır'da bulunan Sidi Beşir ya da Seydi Beşir Evet. kampında sistematik işkenceye uğramıştır. Sistematik işkenceye uğramıştır. Bu arada bunu TEM'nin kınadığında söyledikten sonra bir yere de bir şey daha yazayım lazım unutmadan. Mustafa Kemal'in özellikle eee bölgedeki Fahrettin Paşa için söylediği lafı söylerim. Yaşarken adını tarihe altın harflerle yazdıran komuta. Tamam. Bu kimin lafıdır? Mustafa Kemal'in Fahrettin Paşa için sözüdür. Bir ve Fahrettin Paşa'ya verilen soy isim Türk kanır. Şimdi diyecek hocam bunu vermenizin sebebi ne? Soru geliyordu o yüzden arkadaşlar Fahrettin Paşa'ya verilen soy isim bir sınavda çıkmıştır. O yüzden Fahrettin Paşa'ya verilen soyisme lütfen dikkat edelim. Türkan. Ama bu çıktığından dolayı KPS'de gelmedi bu arada. Başka sınavda geldi. KPSS'de gelebilir. Dikkat. Ama bence şu daha önemlidir. Mustafa Kemal'in şöyle soru gelebilir. Mustafa Kemal özellikle Dünya Savaşı'da Medine savunmasından dolayı tarih altın bunu söyler. Bunu kimin için söylediğini sorar. Cevap Fahrettin Paşa. Yani Fahrettin Türk. Bir de bak Çanakkale Cephesi'e Kemal Yeri ismini veren kimdi? Hatırla. Fahrettin Altay. Demek ki Çanakkale'de o Kemal yerini kim vermiş isim olarak? Fahrettin Altay. Tamam. İki tane Fahrettin'den bütün sınav sorusu gelirse anlarsın beni. Burası tamam mı? İki önemli, üç önemli cepheyi de işledim. Yani Çanakkale, Irak, Hicaz, Zemen. Bir tane sorunun gelmesini beklediğim yer burası. Yani dört sınavdan birine buradan bir tanesine bir öncekinden gelme ihtimali var. Tabii bunun devamı var. Wilson ilkelere. Evet. Açı değiştireceğimiz için 10 dakika molanız var. 10 dakika sonra devam ediyoruz. Haydi bakalım.
Evet, geldik yardım cephelerine. Yardım adı üzerine biz gönderdik. Öyle özellikle eee Enver Paşa Galiça cephesie Ruslarla savaşmak için gönderildi de Mustafa Kemal'in tümenini gönderiyor. 19'un tümeni. Öyle söyleyeyim sana. Bir de biz Galiç'ye falan gönderirken şimdi Avrupa'da bir Türk imajı var ya bıyıklı işte uzun boylu kuvvetli yani bu bu tür bir algı var. Bu algı da çok değiştirmemek amacıyla Enver Paşa Ruslarla savaşılsın diye en iyi seçme birliklerimiz deriz ya askerlerden. Onlardan bir tümen oluşturup yollamıştır. Galiça'da kimlerle savaşıyoruz? Ruslarla. Romanya'da adı üzerine Romanya ile savaşılacak. Makedonya'da aslında sadece Sırplar ve Ruslar değil. Sırp, Rus, Fransız, efendim İngiliz hepsiyle savaşılıyor. İtiraf devletlerinin tümüyle. O yüzden yardım cepheleri de biz kendimizin dışında da gönderdiğimiz yerler oldu. Onları da bir yazayım. lazım. Galiçya'da ama kimlerle savaşıyoruz? Bu belli. Bu Ruslarla. Romanya'da kiminle savaşılıyor? Romanya'yla. Bu arada Gali bu cephelerin ağırlığı Avusturya Macaristan İmparatorluğu tarafından açılmıştır. Makedonya'da itilaf devletleriyle, bu özellikle de Sırplarla savaşılacaktır. Bunu da bölebilirim.
Peki . Dünya Savaşı'nda birçok gizli anlaşma var. Bu anlaşmaların hiçbiri, "E hocam gizli. E sen niye nereden biliyorsun? Sağ mı söyledileri?" Yook. Çünkü Rusya bunların hepsini özellikle Bolşevik devriminden sonra yeni gelen hükümet hepsini sarı kitap adı verilen belgelerle açıkladı. Dünyada eee devletlerin renkleri olarak arkadaşlar mesela Türkiye'de kırmızı kitaptır. Belki bilmeyen arkadaşlar şimdi niye sarı kitap, niye mavi değil, niye turuncu değil diyor. Bazı renkler vardır. Bunlar eee devletlerin özellikle dışişleri bakanları tarafından tutulan defterlerdir. O yüzden mesela bizlerde kırmızı dosya değil mi Nazım? çok çok önemli bir şeyi arz eder. Hani e Kemal Sunan filmlerinde de vardır. Hani kızım kırmızı dosyayı getir vardır. Efendim şeyde eee ne bileyim kırmızı kitap vardır. Eee işte Türklerin özellikle işte kırmızı çizgi dediğimiz bak kırmızı bize ait. İşte atıyorum turuncu belli bir dönem Ruslara aittir. Ruslar daha sonra sarıya döndü. Mavi kitaptır aslında İngilizlerdir. Dosyaları mavidir veya kapakları mavi. Ne demek bu? çok önemli demektir. Bak bu çok önemli demektir. Bizde de algılı böyledir. Bir şeyin işte kırmızıyla çizmek falan bize aittir mesela. Onlar da sarıya turuncudan sarıya dönmüşlerdir Sovyetler. O yüzden sarı kitaba da verilen belgelerle sunacaklar. Bunu da söylemiş olalım. Dünya Savaşı'ta Gizli anlaşmalar 1915'te Osmanlı Devleti'nin özellikle savaşa ittifak bloğuna girmesinden sonra itilaf devletlerinin kendi aralarında imzaladıklarıdır. Yani bu gizli anlaşmalar bizi yarısından çoğu bizim toprakları paylaşmadır. O zaman bizim olma ihtimalimiz var mı? Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nin taraf olduğu bir anlaşma değildir? Senjende Mariende taraf değilsin ki. Taraf derken içinde olacaksın. Anlaşmada sen de olacaksın. Seni paylaşıyorlar. Adam seni paylaşırken seni çağıracak hali yok. İki, burayı niye gizli yapıyorlar? E gizli olmasa ne olacak arkadaşlar? Açık açık yapsalar sen ne olacağını daha iyi bileceğinden dolayı bunu işte o yüzden bu gizli anlaşmaların dünya kamuoyuna duyurulması ileride Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson tarafından 14 madd ilkelerde yasaklanacak. Yani açık diplomasi olacak. Gizli diplomasi olmayacak.
İstanbul diğer adıyla ne? Boğazlar. Peki İstanbul ve Boğazları ta 17 18. yüzyıllarda anlattım. Grek projesi kim istiyor ağırlıklı? E Ruslar aslında Dünya Savaşı'na çok katılmak istemiyorlardı. Ekonomik anlamda çarlık zor durumda. Ona rağmen İngiltere ve Fransa Çarlık Rusya'yla yapılan bu anlaşmayla, bu gizli anlaşmayla Boğazlar ve İstanbul kime bırakılmıştır? Rusya. Bir yazalım mı lazım? Hangi üç devlet arasında imzalanıyor? İngiltere, >> Fransa ve Çarlık Rusya tarafından. Çarlık Rusya arasında imzalanmıştır. Tamam. Gizli anlaşmalarla şimdiye kadar ü tane sınav sorusu geldi. Üçünü de söyleyeceğim. Nasıl nasıl sorulabileceklerini söyleyeceğim. Buradaki en önemli şey Boğazlar ve İstanbul kime bırakılmıştır? Evet, Boğazlar ve İstanbul Çarlık Rusya'ya bırakılmıştır. Zaten burada boğazlara kim hakim olmak istiyor denildiği zaman herhangi bir gizli anlaşmada ama diğer adı İstanbul onu bilmek zorundasınız. Rahatlıkla yaparsınız.
Şimdi gelelim bence en kritik iki anlaşma var burada. Biri Londra diğeri de SPO. Yani soru gelirse bu ikisine ama son zamanlarda Sen de Marian'le de geliyor. Üçüne de bakacağız. Şimdi Londra, İtalya savaş başlarında tarafsızlığın ilan ediyor. Normalde ittifak bloğundaydı. Sonra tarafsızlığın ilan etti. E bu her iki taraftan birine girebilir. Kim ne vaadediyorsa. Bir Trablus Karp Savaşı'na işte işgal etmiş olduğu 12 ada ve Rodos bunları istiyor. Ege'de üstünlük istiyor. Bir de Antalya limanı istiyor. Bunların hepsi kendisine verince de tarafını değiştirdi. Tarafsızken taraflı olduğu itilaf bila geçti. O zaman Londra anlaşması gene hangi devletler arasında imzalanmıştır? İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanmıştır. >> Var var. İtalya arasında imzalandı. Kimlerde varmış? Hah Nazım gönlün olsun lan. Ayıpsın. Onu sormayacaklar da. Burada neymiş? İtalya'ya ne veriliyor? Asıl bütün mesele bu. İtalya'ya 12 ada Rodos ve Antalya verilmiştir. Antalya verilmiştir. Böylelikle İtalya hangi bloğa geçiyor? İtilaf bloğuna geçmiştir. Tamam mı? İtilaf bloğuna geçti. İşte bunu bilmemiz lazım. O yüzden işaretleme yaparken de söyleyeceğim. Sa Pico Ort Doğu için yani bugün onun bir benzerini yaşıyor Ortadoğu. Eskiden eee bu S Piko kimlerdir diye soracağım. Mark S ve değerli arkadaşlar General Pico arasında yapılan bir anlaşma. Biri İngiliz diğeri Fransız. Ortadoğu'yu paylaşıyorlar. Ortadoğu kimin? Bizim. Bizim olan yerleri mesela Anadolu'nun güney kısımları ve Suriye kısımları ve Lübnan Fransa'ya veriliyor. Bu tarafa bakıyorsun değerli arkadaşlarım. Musul özellikle Irak bölgesi. Musul hariç diyorlar. Daha sonunda kaçacaklar. Görünüşte başlarda Musul yok. E Basra işte Bağdat ora bura hepsi Irak yani İngiltere'ye bırakılıyor. Filistin'le beraber. Sa Pico'nun aktörleri değişmiştir. Aktörleri. Bugün Siko projesini yapan Amerika Birleşik Devletleri İsrail'dir. O zamanlar kimlermiş? İngiltere ile Fransa anlaşma ölmedi. Şekil değiştirdi. Bugün Ortadoğu'nun kan gölü olmasının temel sebebi Osmanlı devletin bölgeden çekilmesi ve buraya önce İngiliz Frans'ın daha sonra günümüzde Amerika'nın ve İsrail'in bu bölgede aynı anlaşma bakın şu anlaşmanın yerine getirmek için uğraşıyorlar. Buna bir tanesi şey diyor. Ne derler? Arzı Mevut diyor. İsrail biliyorsunuz ki o bölgeyi bize kadar uzatacak. Kafasında o var. Yani işte Amerika Birleşik Devletleri de zaten siyonizm nesil olmuş. Onlar da İsrail'e destek veriyor. Bugün bu projeyi ABD İsrail yönetiyor ama Saspiko ölmedi. Bak söyleyeyim. Sevr ölmedi. Tamam. Yani bu bana göre Sevrin bir önceki halidir. Öyle anlatayım. Ağırlığını söyleyeyim. O zaman bu anlaşmada bir İngiltere'ye nereler veriliyor onu söyleyeyim. İngiltere'ye Irak ve Filistin bölgesi veriliyor. Fransa'ya bakanlığı veriliyor. Fransa'ya ise Suriye ve Lübnan veriliyor. Hatta Anadolu'nun da bir kısmı. Şimdi burada bir şey var. Tamam da bunlar kendi aralarına parçalıyor. E Rusya nerede? E Rusya diyor ki kardeşim siz kendi aranıza par hani bana hani bana diyor. Burada zaten gizli anlaşmaların en büyük sıkıntısı da bu. Çünkü iki taraf da giz yapan, anlaşman yapan iki taraf Rusya'nın haberi olunca Rusya diyor ki, "An nerede bana?" "Rusya da Doğu Anadolu bölgesi verilmiştir arkadaşlar. Ek olarak bak burada ne verilmişti? Boğazlar. Şimdi ne veriliyor? Nazım Rusya'ya Doğu Anadolu verilmiştir. Şimdi bu arada dikkat. Şimdi bunu verirken de bunu S Picot'un içinde değil de Pedrograt protokolüyle verilmiştir. Yani aslında S Pikot antlaşması sadece İngiltere Fransa'dır. Ama bunun ek protokolü nedir? Pedrograd'tır. Böylelikle aslında Pedrograd Rusya'ya doğanın verildiğidir. Niye? Savaş aman devam etsin. Çünkü 1915'te Çanakkale'ye geçemediler. Kutül Amerika'ya geçemediler. O yüzden Pedrograta ne yazan lazım? >> Evet. İngiltere, Fransa ve Rusya ile imzalandı. Rusya arasında imzalanmıştır. Şimdi dikkat bak. Dikkat dikkat. Neyin devamıdır? S Piko'nun devamıdır. O yüzden genellikle genellikle eee akademik kaynaklarda PedroKrat protokolü yer alması lazım. Neyin içinde yer alır? S Pikot'un içinde yer alır. Peki ikinci olarak zaten ne yazacağız? >> Evet. Rusya'ya Doğu Anadolu bölgesi verilmiştir. Doğu Anadolu bölgesi verilmiştir. >> Önemli değil lazım. Trabzon'u kimseye vermem lazım. Kusura bakma. [kahkaha] Geçen Trabzon'daydık biliyorsun yani. Trabzon verilir mi ya? Evet. Mcmahın aslında Mcmahın bir kere daha söyleyeyim. Mekmah'ın bir vali. Bu valinin özellikle Şerif Hüseyin'le yapmış olduğu 10 adet mektuplaşmadır. Yani birbirlerine mektup yollayarak şey yapmışlardı. Tabii arada aracılar var, elçiler var, şunlar bunlar. Aslında bu bir mektuplaşmadır. MECMA mektuplaşmaları. Bu mektuplaşmalar sonucunda Şerif Hüseyin isyanını görecek. Peki en son alınan karar ne? Şerif Hüseyin Osmanlı'ya karşı İngiltere'nin yanında yer alacak. Bunun üzerine Şerif Hüseyin'e Arabistan merkezli bir icaz devleti kurulacak. O zaman Mekmean anlaşması neymiş? Mantıken kimle kimin arasında yapılıyor? İngiltere ile Şerif Hüseyin arasına yapılmıştır. Şerif Hüseyin arasında yapılmıştır. Yıllarca biz de hep merak ettik. Lan niye isyan ediyorsunuz? Ne yaptık oğlum biz size? Yıllarca Suriye alayları, paralar gönderme, bölgeye inama ama işte Arap milliyetçiliği burada çok fazla eee ön plana çıkartılmaya başlıyor. Bunu ileride de 1950'lerde Mısır ön plana çıkacak. Özellikle Cemal Abdülnasır diye bir adam. O da Arap milliyetçiliğini pompalayacak. Normalde Araplar eee yapısal anlamda arkadaşlar böyle milliyetçiliği dönem dönem ortaya çıkıyor. Yani Fransitralinden bana göre en son etkilenen milletlerden biridir Araplar. Onu da baştan söyleyeyim ama Suisi farklı bir şey. Su Alesi yıllardır vehabilik Abdülvehahhab'tan beri inanılmaz Osmanlı isyanendi. Asla bir kere daha sonra Osmanlı onun hükümdarlığını da tanımıştır. Bak onu da söyleyeyim. O güme gitti sonradan. Ama burada ne var? Şerif Hüseyin kullanılıyor. Biz eee Osmanlı'ya niye isyan ettik? Neden isyan ettik diye bir kitap var. Herkes okusun o zaman. Anlar benim ne demek istediğimi. Hani onların bakış açısına Arap niye isyan etmiş olabilir? Yani Arap derken hepsi değil ama Şerif Hüseyin tayfası niye isyan ettiğini anlatıyor Osmanlı'ya karşı. Şimdi buna göre başlayalım. >> Araplar İngiltere'nin yanında yer alacak. Yanında yer alacak. Evet. >> Savaş sonunda Hicaz. Hicaz neresiydi? Dört yer say bakayım. Nazım dört yeri. >> Güzel kaldım diyorsun. He Tayyip Evet. Helal olsun lan sana. Hiç gitmedim o bölgelere ama sayabiliyorsun. Tebrik ediyorum seni. Evet. >> Hadi lan >> Kudüs. >> Nazım hocamız Hacı Bayram'dan koku alıyor arkadaşlar. Oradan biliyor isimleri. Tayf Gülü. Kabe örtüsü kokusu. Evet. Hicazı bilmiyorum. Dört yer. >> Mekke, Medine, Tayf, Hayber. >> Evet. 4. >> Oğlum ben söylüyorum. Sen de inanıyorsun ya. Dur bakalım. Allah sor. [kahkaha] Ben bilmem. Git araştır. Savaş sonunda Hicaz merkezli ne olacakmış değerli arkadaşlarım? Arabistan devleti kurulacak. Arabistan devleti kurulacak. Araştıracağım lazım. Hicaz nere? Yıllardır duyuyorsun. Türkiye'de Hicaz narı diye bir nariyorsun. >> Tamam. Arap yarım. Nere? Nere? Bak sen. Hicaz bir bölgenin adı. Ben bilmem >> bir de araştır. >> Evet. Sen Jende Marianne son 4 senede iki defa sınav sorusu olmuş. Tak sınavlarda gelmiş ama KPSS'de gelirse Londra ağırlıklı gelebilir ama bu da gelebilir. Şimdi buradaki önemli noktayı anlatacağım. Şimdi öğrencinin kaçırdığı bir nokta var. İleride anlatacağım. Monozk antlaşması ve işgallerde İzmir'in işgal kısmında özellikle arkadaşlar İzmir'i normalde İtalya'ya verilmesine sonrasında bakıyoruz ki Yunanistan işgal ettin şimdi İtalya'ya, İzmir ve çevresi nerede veri? Çünkü İtalya büyük bir muharebe kaybetti. O muharebeyi kaybedince İtalyan'ın üçte bir askeri gitti. İtalya savaşa devam edip etmemekle çok kararsız. Bunun üzerine itiraf devlet İtalya'nın yanına geldi. İngiltere Fransa dedik ki sen savaşa devam et. İzmir ve çevresini sana vereceğiz dedi. İşte o anlaşma bu. Ama ileriki yıllarda bu anlaşmada bir değişiklik olup olmadığını nerede anlıyorum? İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinde anlıyorum. O zaman Senşen de Marien'le çok önemli bir anlaşmadır. Bakın Londra'yla sadece neresi verilmişti hatırlayalım. 12A'da Rodos Antalya ama bunda İzmir ve çevresi veriliyor. Hadi bakalım yazalım. İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalandı. Eee, Rusya nereden yazdı? Niye yazmadım? [kahkaha] Anadolu >> Evet. Güney Batı Anadolu yani İzmir dahil kime verilmiş normalde? İtalya'ya bırakılmıştır. Son zamanlarda Marine sorusuna bir yıldız atıyorum çünkü dikkat. Çünkü Londra'yla karıştırmamanız için söylüyorum. Onu da söyleyeyim. Bu arada not şudur. Sovyet ya da şöyle diyeyim. Sovyet Rusya diyeyim. Hadi. Sovyet Rusya bu gizli anlaşmaları ne yapmıştır değerli arkadaşlarım? Şöyle yazalım. eee, Sarı Kitap adında adıyla açıklamıştır. Adıyla dünya kamuoyuyla paylaşmıştır. Gazetelere gönderiyor. Dünya kamuoyuyla paylaşmıştır. Düşseniz Osmanlı Devleti özellikle Saç Pikot anlaşmasıyla kendisinin parçalandığını, Ortadoğu paylaşımlarını anca nerede görebiliyor? Bu adamlar yayınlamasa dünyadan haberimiz yok. Gizli gizli kalacaktı. Ama kim açıkladı? Sovyet Rusya. Sınav sorusu mu? Evet. üç defa sınav sorusu olmuştur. Dünya Savaşı'nda yapılan gizli anlaşmalar aşağıd hangi sarı kitap adı belgelerle açıklamıştır? Bu Vikris belgeleri gibi falan da düşünebilirsiniz. Aynı mantık. Kim açıklıyor? Sovyet Rusya açıklıyor.
Şimdi Amerika geldik yılanın başına. Doğru mu? Bir Dünya Savaşı'da Amerika Birleşik Devletleri var mı yok mu? Şimdi hep bu tartışma konusu olmuştur. Evet fiilen yoktur. baktığın zaman başlarda yoktur ama gönlünün ne kadar itilaf bloğunda olduğuna yönelik çok emare vardır. Şimdi ben bunları bir anlatayım. Dinleyin arkadaşlar. Amerika Birleşik Devletleri 1780'lerde Filadelphia kongreleriyle ve İngiltere'ye karşı 13 tane koloninin ayaklanmasıyla bağımsızlığı kazanan bir devlettir. İlk başkanı da hepinizin bildiği gibi George Washington'dır. Amerika Birleşik Devletleri kıtadan çok uzak olduğu için 1823'te James Monreo diye bir adam gelir ki çağdaştan da anlatacağım. Monre'ya doktrini yayınlamıştır. İnfrat veya diğer adıyla yalnızlık politikası. Ne demek istiyor Amerika? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Yani Avrupa kıtasından Amerika kıtasına bir saldırı olmadığı takdirde ben de Avrupa kıtasındaki hiçbir olaya karışmayacağım denilen doktrinin adı Monreod'dur. James Monre Amerika başkanı. Aradan yıllar geçmiş. Geçen Amerika sözünü tutmuş mu? Evet. Hiçbir olaya karışmıyor. Avrupa kıtasında da kendis hiçbir saldırı da yok adam akılı. yıllar geldi, geldi, geldi, geldi. 1900'lere dayandı ve ekonomik krizler artmaya başladı. Artık Amerika Birleşik Devletleri artık devletlere borç verir hale gelen bir devletten bahsediyoruz. Ve Amerika Birleşik Devletleri'de Demokrat Parti adayı George Washington 1912'lerde artık Amerika Birleşik Devletleri başkanı oluyor. Yani Müya Savaşı'an önce. Hatta eee 1912'lerde eee bu başkan geldikten sonra işte elçilik muhabbet oluyor. Hangi devletlere elçi atayalım falan. Sıra Osmanlı'ya geliyor. Osmanlıca hakkındaki ilk düşüncesi bak söylüyorum. Diyor ki Osmanlı demiyor Türkiye diyor. Türkiye diye bir devlet mi kaldı ki? Diyor ben ona elçe atayım. Bak 1912'de adam Türkiye devletini yani Osmanlı Devleti'nin parçalandığını, parçalanmak istendiğini veya yok olduğunu kendi gözleriyle ta Amerika'dan görmüş ve ben oraya niye elçi atayım? Ne yapacağım demiş. Yani düştüğümüz duruma bak. Kan Sultan Süleyman zamanında George Washington yaşasaydı kendi gelir elçi olurdu. Sırf Osmanlı'yı yakından takip edeyim diye. >> Wilson. >> Ha Wilson. Washington bak nerede Washington? >> Ha yok Wilson ya. Sen anla ben Washingtonyum sen de portakal anla ya. Evet Wilson o kadar çok şey anlatıyorsun ki Nazım yani insan. Biraz önce de senin yüzünden yüzbaşın Nazım diyorum lan. Ne Nazim? Nazmi lan mayın komutanının adı Nazmi Nazım değil Nazım diye diye diye adamın da adını Nazım. Oğlum tarihi karakterinin adı değiştir mi? Evet. Wilson yani Wilson aslında Osmanlı Devletine bakış açısı bu. Şimdi eee . Dünya Savaşı başladı. Amerika Birleşik Devletleri gerçekten tarafsızın ilan etti ama devletlere borç para veriyor. Borç veriyor, gemi veriyor, denizaltı veriyor, silah yardımı yapıyor. Ayrıca en büyük isteği de kendi ticaretinin bozulmaması için dünyadaki birçok geçidin açık olmasını istiyor. Yani özellikle boğazlar, e, Boyazları da biz kapattık biliyorsunuz. Şimdi Alman denizaltıları inanılmaz derecede özellikle İngiltere'ye, Amerika Birleşik Devletleri tarafından satın alınan silahlar İngilizlere gidince gemilerle bu gemilerden aslında eee şöyle anlatayım size. Belki de 400 gemi vurmuştur. Öyle anlatayım da anlayın. Almanya 400 tane gemi vurmuştur arkadaşlar. Ama bunların sadece 67 tanesi Amerika Birleşik Devletleri'ne aittir. Her vurduğu ABD gemisinde de yanlış istihbarat sonucunda da gidip tazminatını ödemiştir. Ama son vurduğu iki tane gemi. Bir çok ağır silah yüklü gemi, diğeri de yolcu gemisiydi. Ve artan baskılar ve İngiltere'nin özellikle sürekli Amerika Birleşik Devletleriyle e sonuçta ABD'yi de kuran İngilizler olduğuna göre mantıken öyle düşün. 13 tane koloni gene İngilizlerdi. Mantık açısından söylüyorum. E sonuçta ne olmuştur? En sonunda Woodro Wilson savaşa katılmayı taahüt ediyor. Ama bunu yaparken de özellikle 14 madde hazırlıyor. Bak 14 tane madde. Biz buna 14 nokta da diyoruz. Tamam. Wilson'ın 14 tane maddesi var ve Wilson bunu kendi senatasyona kabul ettiriyor. Kabul ettirirken de aslında kafasındaki düşünce şu. Hiçbir tarafın zafere dayandırılamayan belgesi. Ne demek o? Yani öyle bir belge hazırlayacağım ki bu savaşın galibi yok demek. Aslında normalde kafadaki düşünce bu ama hiç öyle olmuyor. İngiltere git alışveriş yap. Osmanlı'nın parçalanacağını anla. Niyetini anla ve ondan sonra maddelerde değişiklikler yapılıyor. Tabii ki Wilson bunu yayınlıyor. İngiltere'de o zamanlarda bir maddeler yayınlıyor ama İngiltere'nin çok önemli olmuyor. Hep Amerika Birleş Devletleri'nin Wilson ilkeleri. Peki Wilson ilkelerinin özelliği ne? Önemi ne? Bir savaşın bitiminde etkili olmuştur. İki ABD savaşa girdikten sonra sürekli sürekli sürekli neredeyse ayda bir 250.000 adamı Batı Cephesine sevk etmiştir. Ne olacak öyle? 4 yıldır yorgun Alman'a karşı atıyorum ayda iki defa, 3 defa bazen haftada bir defa 250.000 askere yıldırmışlar. E böyle ne olacak arkadaşlar? Elbette savaşı Almanya kaybedecek. Almış olduğu tüm yerlerden geri çekecek ve tabii ki teslim koşulları var ama şimdi hiçbir devlette şey yapamıyor. Ne derler ona? Yani ilk teslim olan olmak istemiyor. Bir de işin bu tarafı var. Dör tane devlet var. Sayalım. Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti. Bunların arasında ilk böyle şey olan Bulgarlar oldu. Bulgarlar gitti Wilson'a başvurdu ve ben dedi bu maddeleri kabul ediyorum ve benim lehime yani çünkü çünkü lehine baktığın zaman yenilen devletlerin lehine birçok madde de var. Ben kabul ediyorum diyerek savaştan çekiliyor. Peki Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle mantıken şöyle düşünelim. Osmanlı devleti ne yapmış olabilir? Aradaki Almanya ile kara bağlantısı tekrardan gitti. E gitti. Artık İstanbul'un işgal edilmesinin önünde hiçbir şey kalmadı. O yüzden çok sıkıntılı günler geçireceğini ve Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına tekrardan saldırı olacağını ve İstanbul'un elimizden alınma tehlikesine karşı Osmanlı Devleti Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson'a aracılıklarla çok İngiltere'ye başvurduk defalarca hiç kabul etmediler. En son işte bu General Tzent'ı Büyük Adadan gönderdik falan da Mondros'u bile düşünsün ki Mondros'un maddelerini anlayınca söyleyeceksin hocam bunu bunu yani o maddeleri imzalamak için biz çaba sarf ettik. Öyle anlatayım, öyle anlayın. Yani halbuki ne kadar kötü madde. Sen adamın ayağına gidersen, sen adamdan sürekli istersen, elin adamı da maddeleri önüne koyar. Bir tanesinde bile değişik yaptırmadan sana imzalım. Zaten biz bu süreci yaşadık. Wilson ilkeleri veya 14 nokta veya 14 madde diye olan bu maddelerden özellikle 12. maddesi bizim için çok kıymetlidir. Çünkü direkt Osmanlı Devletini ilgilendirir. Osmanlı'ya özel bir maddedir. Yani öyle söyleyeyim. Wilson dediğimiz gibi değerli arkadaşlar her iki tarafında zafere dayanmayan belge olarak nitelenmiş olduğu Wilson ilkelerini 8 Ocak'ta yayınlamıştır. ın tarihine 8 Ocak 1918 yani savaşın artık son senesi ve bu maddelere güvenen Almanya önce Bulgaristan sonra işte Avusturya Macaristan sonra Almanya sonra Osmanlı kimse işte ilki Bulgaristan ama hepsi bunu imzalayacak hepsi kendilerine sunmuş olan ateşkes tekliflerini inceleyip incelemeye bile fırsat bulmadan mecbur imzalayacak. Almanya'yla retondes yapılacak mesela mesela Osmanlı Devleti biliyorsun Mondros ateşkes antlaşması yapıyor. Birazdan ateşkes antlaşmalarına geleceğim. Hani Wilson'ın önemi ne diye soran arkadaşlara bir daha söylüyorum. Wilson savaşın bitirmesindeki bu 14 madde herkes buna uyacağını taayahüt ettiğinden dolayı gidip imzalamış herkes. Yoksa belki de o savaş 3 sene daha sürebilirdi arkadaşlar. Almanlar direnebilirdi. Osmanlı direnebilirdi mesela ama devam ettirmedi kimse. Onu da söyleyeyim. ABD Başkanı Woodro Wilson'ın eee bir generali var Jens Smith diye. Bu bir Afrikalı generalaldir. Özellikle Afrikalı general Wilson'ı çok etkilemiştir. Hangi konuda peki? Şu konuda efendim demiştir. Birçok yeni devlet kurulacak. Birçok imparatorluk parçalanacak. Ve bu imparatorluklar parçalandıktan sonra birçok yeni devlet kurulacak. Ama bu yeni devletlerin kendilerini idare edecek bir sistemleri yok. Olamaz da yıllar alır. Biz ABD olarak bunların kendi kendini yönetilebilecek bir sisteme gelene kadar onları biz yönetmeliyiz diyerek manda ve himayenin fikir babasıdır General Jean Smit. Çok kişi bilmez bunu kime söylüyor ama >> Wilson'a söylüyor.
O yüzden Wilson neyi biliniyor? Manda We'nin babası Wilson biliniyor. Halbuki kimmiş? General Jean Smith'tir. Onu da söyleyelim. Hadi bakalım.
Wilson ilkeleri Nazım başla. >> Bir >> 1. madde özellikle çok kıymetli. Galip devletler. Evet. devletlerden, >> mağlup devletlerden >> toprak >> toprak ve savaş tazminatı alınacak. Maddeye bak. Ne kadar güzel değil mi? Nazım. >> He bir şey söyleyeceğim. Ben adamdan toprak almazsam, adama da savaş tazminatı ödemezsem. Lan mantıken biz bu savaşa niye girdik demez mi adamı? Özellikle yenen devletler. Arkadaşlar o yüzden bu maddelerde her zaman ne olacaktır? oynamalar yani yorumlamalar olacak. Mondros'un her maddesi açık değil ki. Mondros'ta çok muğlak ifadeler var. Aynısını bunlar da yapıyor. Bir de tercüme hataları, İngilizcenin Amerikan kullanımı, şey kullanımı çok farklı. 50.000 tane iş var bu işte. Yani diplomaside o kadar ince ayarlar, o kadar yorumlamayı açıklama maddeler var ki.
Mustafa Kemal Mondros ateşkesini okudu. Dedi ki bu maddelerin yarısı Muğlak. Ne demek o? Yani herkese göreyim. Bana göre de yorum. Sana göre diyorum. Wilson'a göre de galip devletler ne anlayacakmış? savaş tazminatı almayacak. Onlarla anlaşmalara savaş onların bedeli yazar. He buyur işte bir tane bir tane kelimenin anlamı değiştirdiğine bakın ama muhtebatı aynı. Sonuçta savaş tazminatı yerine savaş onların bedelinde yasan sonuçta adamdan gene para alıyorsun. İki toprak almayacağım o zaman. Toprak almayacaksan ben o hükümeti deviririm. Kendi adamlarımı oraya koyarım. Koyduktan sonra da orayı yönetirim. Bizdeki damat verdi işte. Beş kere geldi. Niye geldi bir adam beş kere? Niye gidiyor? Beş kere hükümet olur mu? 2 yılda aynı adam sürekli. Çünkü itiraf defteri işine geliyor. Çünkü bu mandacılık değil de nedir? Sana sorayım abım. Mandacılık değil de nedir? Bu YouTube'dakiler böyle böyle oluyor.
İkinci madde mesela bağımsız bir Polonya devleti kurulacak. 3ünc madde bak sıralayayım maddeleri önce bir. 3. madde mesela uluslararası gizli anlaşmalar yapılmayacak. Açık diplomasi olacak. 4. madde dünyadaki tüm boğazlar uluslararası ticarete açılacak. Mesela bak bunlar hepsiyonun maddeleridir. İşte 5. madde. Bu bizim namı diğer 12. maddemizdi. Bu Osmanlı Devleti'nin en çok ilgilendiren madde. Dikkatli Osmanlı içinde yaşayan Türklerin nüfusça çoğunluklu olduğu yerler Türklere verilecek. Nüfusça çoğunluklu olmadığı yerler. Bu arada madde tam anlamıyla böyle değil de ben anlamanız için söylüyorum. Onlar da gayrimüslimler verecek.
Şimdi Osmanlı için kendinizi düşünelim. Ben bir Osmanlı padişahı. Kimim? Yeni geldim, vahdettim. Şimdi bu imzaladığımda yani bu Wilson ilkelerine tabi olacağımı söyledim ya. Mantık düşünüyorum. Eee, benim ülkemin hepsi Türk ve Müslüman. O zaman mantıken bir bölge tamamen Türklere verilecekse, örnek verelim Afyon. Afyon'da Müslüman nüfus 300.000, Rum nüfusu veya Hristiyan gayrimüslim nüfusu 100.000. Şimdi üçe bir üstünlüğümüz var Afyon'da. O zaman normalde bu bölge kime verilmesi lazım? Osmanlı Devleti'ne. Peki acaba şu madde şu mu? Bir de gayrimüslimler tarafından okuyalım. Ben bir Afyon'da yaşayan Rum. Wilson ilkelerini 1918 tarihinde gazetelerden okuyorum. Diyor ki Osmanlı'nın içinde yaşadığı yerlerden Türklere olanlar Türklere verilecek. Nusça azınlıkların çoğunlukta olduğu yerler azınlıkları. Zaten madde baştan hatalı. Ulan azınlık niye denir? Senden az olana denir. Azınlığın çoğunlukla olma ihtimali var mı? İşte buraya dikkat. İşte oradaki Afyon'daki Rum diyor ki ben diyor bire iki durum şunu diyor öldürsem bunu da diyor göç ettirsem Kütahya'ya Afyon'daki ne nüfusu azaldı? Müslüman nüfusu azaldı. Anladınız mı? O yüzden Rumlara bu madde ne diyor biliyor musun? İçimizdeki yaşayan Rumlara, içimizde yaşayan Ermenilere, Yahudilere, içimizde yaşayan vatanha aynı işbirlikçilere kardeşim olaylar çıkartın. Bölgelerden Türk Müslümanları göç ettirin veya onları öldürün. Sayısını azaltın. 1. Nüfusunuz yetmedi mi? Yunanlılar adalardan getirin adamları oğlum. Yunanistan'dan, Şu Selanik'ten, şuradan, buradan, Atina'dan getirin. Yunanlıları oraya yerleştirin. Sonra biz plezit yani bir halk oylaması yaptığımızda muhakkak oranın nüfusu Müslüman nüfusunu geçsin ki Wilson ilkelerine uygunluğumuzu tescil ettirelim. Biz de orada bak sen ne dedin? Madde bu. Bak biz o maddeye uyduk mu? Uyduk denetelim. Yani böylelikle ne yapmaya çalışıyorlar? Aslında bir gayrimüslimleri veya Osmanlı devetin içinde yaşayan Hristiyanlara yol göstermedi bunlar. Bu madde okunduğunda ne gibi duruyor? Osmanlı'nın lehine gibi duruyor. Ama ben bir gayrimüslim okuduğum zaman ne diyorum? Nazımla Murat Müslüman. Ulan diyorum Nazım'ı öldürsem. Murat da diyorum zaten Nazım'ın öldürdüğünü görürse bu da kaçar diyorum Kütahya'ya. Anladın mı? Kayın validesinin evine gider. Ben de diyorum burada bak ne oldum bir anda işlendim. E biraz da Yunanistan'dan akrabaları buraya getirdik mi? Öne geçtim. Evet. Bu maddenin yorumlanması her iki taraflıdır. Buraya dikkat. Evet.
Devam edelim lazım. Gizli antlaşmalar ol >> gizli antlaşmalar yapılmayacak. Devam. Belçik >> Polonya devleti kurulacak. Belçika'ya tam bağımsızlık verilecek. Belçika neydi? Almanların . Dünya Savaşı'a ilk işgal ettiği ülke. Belçika'ya tam egemenlik verilecek. Tam egemenlik verilecektir. Devam lazım. >> Evet. Dikkat buraya dikkat. Devletlerin biliyorsunuz kendi aralarında birçok sorunu var. Örnek alsasören sorunu özellikle Fransa ile Almanya arasında müthiş bir sorundu. Bu tür gibi sorunlar hala günümüzde de var. Keşmir gibi, Karabağ gibi birçok mesele var. Şimdi arkadaşlar Golan tepeleri gibi diyor ki bazen diyor iki ülkede duygusal davranabilir ve dünya barışını tehdit edebilir. O yüzden diyor ulusların kendi aralarında veya devletlerin kendi arı sorunlarının çözümü için başvuracağı tek bir merkez olsun onun da adı cemiyeti Akvam yani Milletler Cemiyeti olsun dedi. Ve Milletler Cemiyeti kurulması fikri burada ortaya çıktı. Nerede? Wilson'da ortaya çıktı. Söyle arkadaş. aralarınd >> TRT'nin kendi aralarındaki sorunları için lazım. Evet. >> Uluslararası bir teşkilat kurulacak. Arkadaşlar günümüzde bu teşkilatın adı Birleşmiş Milletlerdir. Ama o zamanlardaki ismi ney? Milletler Cemiyetidir. Cemiyeti Akvan diğer adıyla devam. >> Boğazlar ve geçitler. >> Boğazlar ve geçitler ne olacakmış? lazım. >> Uluslararası ticarete açık olacak. Evet. >> Her millet kendi geleceğine kendisi karar verecek değil mi? Kendi geleceğine kendisi karar verecek. Evet. >> Bakalım ne olmuş. Alsas Lören Asas Lören Fransa'ya verecek. Almanya'dan geri alındı. Sedan Sedan Savaşın Almanlar anlaştı. 1871'de Fransa'ya geri verilecek. Namı diğer 12. maddeye gelmem lazım. Bu kaçıncı maddeymiş arkadaşlar? Normalde Wilson'ın 14 maddelik prensiplerinin 12. maddesidir. Başla. Osmanlı >> Osmanlı içinde >> Türklerin çoğunlukta yaşadığı yerler Türklere. Evet. Azınlıkların çoğunlukta olduğu yer. >> Azınlıkların nüfusça çoğunlukta olduğu yerler. Nüfusça çoğunlukta olduğu yerler. Evet. >> Azınlıklara bırakılacak. Bunu da böyle söylemiş olalım. Bu Osmanlı Devleti'ni parçalamaktır. Bu madde olumlu gibi görünebilir ama alakası daha yok. Nereden baktığına bağlı. Vahdettin baktığında miso ama o taraf baktığında o taraf da Miko diyor. Oho diyor yapıştır diyor. Şimdi diyor iki Müslümanı öldürdük diğerine göç ettirdik. Selanik'teki arkadaşlar, akrabaları da çağırdık mı diyor. Tamam diyor. Afyon'da kurarız diyor bir te diyor. Ne olacak diyor. Bir Rum Mahallesi ya da bir yeni yerleşim y anlaşıldı mı? Mesele bu.
Evet. Dünya Savaşı bitiyor. Bu savaşta arkadaşlar çok fazla kayıp var. Yani aslında 30 milyona yakın kayıp var. Bu çok anlatılmıyor da 10 milyon değil. Yani 10 milyon sadece sivil vefa yaşamını ihtiyacı. Yani bu ne demek? Artık bombalar, tanklar, e klor gazları Çanakkale'de çok kullandılar. Orada da işte efendim Almanlar da çok kullandı. Bu tür gazlar, bütün hatta Dünya Savaşı'tan sonra öyle aletler, öyle savaş, insanları öldüren e şeyler ortaya çıkacak ki bazıları yasaklanacak. Yasak. Lav silahı ya. Dünya Savaşı izliyor musun kardeşim? Lav silahı ne demek ya? Adam buradan atıyorum 50 metre, 100 metre ötedeki yere ateş fışkırtıyor arkadaşlar. Ateş fışkırılmıyor. Ateş fışkırtıyor ve içindeki insanlar yanarak ölüyor. Şimdi bazı silahlar, kitlesel iman silahları aslında dünya barış istiyorsun bunların hepsi yasaklanması. Keşke kılıca geri dönsek adam. Niye kılıca geri dönemiyor? Nasıl dönecek İsrail Kılıca? Nasıl dönecek abi bu nüfusa? >> He nüfusu az olan teknolojisine yatırım yapıyor. Bütün mesele bu. Nüfusu çok olan önce beslenme ve barınma ihtiyacını var. Türkiye hala bu ikilemi çözemediğinden dolayı sıkıntı yaşıyor. Beslenme ve barınma. Türkiye bu iki meseleyi çözdükten sonra anca bir şeyler olur. Daha fazlası olur yani. O anlamda söyle. Ha diğerleri çözmüş. İsrail çözmüş. Amerika'da hala barınma hala sıkıntılı da onlarda gene gene %90 çözülmüş vaziyette. Bazen onu hayat meselesinden dolayı hayat felsefesi açısından dışarıda yaşıyor. Görüyorsunuzdur haberlerde sizler >> efendim >> Avrupa'da mesela. Aynen öyle ya. Şimdi biraz olay bu gözle bakmak lazım. Onu da size söyleyeyim.
Evet. Şimdi Dünya Savaşı'nın sonuçları bir çok fazla insan öldü ve bunlar arasında sivil insanların ölmesiyle beraber tarihte sivil savunma teşkilatları bundan sonra kurulmaya başlanacak. İlk defa hayatta görülen ya ilk defa görülen mesela taarruz uçakları, tanklar. Tank deyip geçme. Bu dönemde kim görmüş tankı? Tank ya. Adam tank gör la. Şimdi biz televizyonu açtığımızdan beri, doğduğumuzdan beri bazı bilimsel ve teknolojik gelişmeler hep gözümüzün önünde. Örnek küçük yaşta bir çocuk, 3 yaşta çocuğu oyuncakçıya götüren orada tankı görebiliyor. Onun büyütülmüş haline YouTube'da videosunu görebiliyor veya televizyon izlerken görebiliyor. Uçağı havada görebiliyor. Siz hayatınızda ilk defa tank görseniz ne tepki verirsiniz? Abi bir vuruyorsun o önündeki top yani bizim topçuların, eski topların sabit yere konulmuşunun gezen halidir tank. Yani bütün mesele bu. Yani ileride Almanlar şey diyecek. Eee, bir Dünya Savaşı sırasında Fransızlar özellikle bir adam vardı adamın da ismini unuttum. General Forge muydu neydi ya? Forge diyeyim hadi. Eee, Fransız general. Bu Almanları Dünya Savaşı'nda durduran adamdır. Yani bayağı da bir ünlü. Bu böyle Fransızların böyle ikiü tane adamları çok çok kıymetlidir arkadaş öyle söyleyeyim. Bunlardan heykeli dikilenlerden bir tanesi de bu. General Foş olması lazım. >> Foştu. General Foşa'a mesela Almanlar ne diyor biliyor musun? Biz diyor general Fuşa'a yenilmedik ki diyor. Yani onun dehasına falan yenilmedik. E niye yenildik diyor? Biz diyor general tanka yenildik. Lafa bak. Lafa. Anladınız mı lafı? Bir kere daha söyleyeyim. Alman general ne diyor? Biz diyor o Fransızların generali Foşaval'ın re'sına me'sına yenmedik diyor ya. Biz diyor general tanka yenildik. Yani tankın ne kadar önemli bir alet olduğunu bir Dünya Savaşı'nı anlayın arkadaşlar. İlk defa görüyorsun ya. İlk defa İsrail'le İran birbirlerine füze attılar. İran ilk defa farklı füzeler gönderdi. Böyle baktık lan nasıl bir füze bu? Nasıl gidiyor? Nasıl bir şeydir bu? Bak füzeyi hep gördük mü? Füzenin bir türevini görüyoruz da biz hala hayret ediyoruz. Anladın? Havai fişek. Ülkemizde düğünlerde, nişanlarda, sünnetlerde, her yerde şampiyonlukta maç kazanınca atılıyor. Ulan hep aynı havai fişek. Otur gene izlem yok mu ya? Pencerede a havay fişek. Şimdi bunu yapmayan var mı aramızda? Var mı Murat? Dikkat çek >> ya. Bir dikkat çekmiyor. Aa hava fişek atıyor. Hemen izliyor zaten. Türk hava fişeğinden üç kere atıyor tık bitti. Bitti lan. Japonlar ne bileyim uzakta olar bu şeylerde, yılbaşı Noelerde. La kardeşim 40 dakika havaşek gösterisi mi olur ya? Bir de nasıl havaş? O içinden bir yarılıyor, bir daha yarılıyor. Bizimki tıkh iki parça. Bugün havai fişeği bilmemize rağmen hala sağımızda solumuzda patlatıldığında ilk irkeriz. Böyle bir ilkiliriz. Sonra çocuklar genelde oraya cama koşarlar. Aa işte baba havaş attı. Otur izleriz. Adam tank görmüş hayatta kardeşim çok yadırgamamak lazım. Ve işin ikinci tarafı bu tanklardan bazılarını Enver Paşa'ya Almanya gezisine gösterdiler. Halbuki daha üretim aşamasına bile gelmemişti. İngilizler, Ruslar ve Fransızlar o tankları üretmişti çoktan. İşte Almanlar ta 1918 tarihinde anca tankları sürebildiler Dünya Savaşı'na. Yani o gösterdikleri şöyle anlayın arkadaşlar. Ev almaya geliyor da maketten gösteriyorlar ya. Hah o maketten gösterince maketten ev alınca ev senin olmuyor. Daha bir evin bir yapım süreci var. İşte bu sıkıntı vardı. O yüzden tankların Dünya Savaşı'da çok büyük etkisi olduğunu söyleyeyim. Bir Dünya Savaşı'ta o kadar şeyin etkili olduğunu söyleyemem kardeşim. Neydi onu? Uçakları hala uçaklarla çünkü atılan bomba askeri testlere düşmüyor. Atılan bomba rastgele sivil zaten bu kadar sivilin zarar görmesinin bir başka sebebi de bu zaten. Bu zaten onu da söyleyeyim yani.
Evet. Mesela birçok ülke parçalandı. K birçok ülke kuruldu. Mesela dör tane imparatorluk parçalandı. Sayalım. Rus İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya Macaristan İmparatorluğu. Bak parçalananlar arasında ve Alman İmparatorluğu parçalandı. Bu ne demek? Bunlardan yeni devletler ortaya çıktı demek. Letonya, Estonya, Litvanya, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan mesela, Yugoslavya, Çekoslovakya bakın hep Türkiye bak hep çıkanlar bu parçalanmasıyla beraber ortaya çıkanlar. Polonya bak bunlar hep Dünya Savaşı'nın sonuçları. Hadi bir yazalım bakalım lazım. Bir Dünya Savaşı'nın sonuçları. >> En karlı çıkan devletler, >> en karlı çıkanlar. Dikkat mantıken itiraf bile olacak. Ama bir tanesi var ki uzak doğuda işini halletti hemen çıktı. Japonya, >> İngiltere ve Fransa'dır. İngiltere ve Fransa en karlıdır. En zararlı çıkan hep sorarlar arkadaşlar. En zararlısı Almanya'dır. Almanya'ya yapılan Versay anlaşması bizim Sevden de daha kötüdür. Öyle söyleyeyim. Çünkü savaşı Almanların başlatması, Almanların başlatması demeyeyim de Almanların Avrupa'daki bu Avrupa'yı ateşe vermesi falan hem birde yaptı hem 2'de yaptı. Almanya Almanya'nın savaş suçu çok. Bir daha gündeme gelmesin diye korkudan ölüyor. Anladın kardeşim o Hitlerin Yahudileri öldürme meselesinden dolayı bugünkü onlara ne veriliyor sürekli? Çünkü görebiliyor mu Almanların? Ya bu Filistinlilere de zulüm yapıldı denili diyemez. Hem . Dünya Savaşı'da yaptıkları hem Dünya Savaşı'da yaptıkları hem İtlerin yaptıkları birleşince Almanya sesini çıkaramıyor kardeşim İsrail'i İngiltere'ye. Şuna çünkü diyorlar ki oğlum hadi bir geçmişe doğru bir gidelim o zaman diyorlar. O yüzden Almanya bu noktada hiçbir zaman açıklamalarıyla Filistin yanında yer alamaz başkan. Ha giziden gizliye görüşür belki Amas destekler ileride Filistin devletin kurulmasına Birleşmiş Milletlerde onay verir ama bunu açıktan yapamaz. Onu anlatmaya çalışıyorum. Onun hala neyini ödüyor? Diyetini ödüyor. Diyetini Almanya hala diyetini ödüyor. Haberiniz olsun. Evet. En zararlı kimmiş? Almanya. Hatta biz de yani fark et. Evet. Devam et kardeşim. >> Imparatorluklar parçalandı. >> İmparatorluklar parçalandı. Evet. >> Ve yeni devletler kuruldu. Yeni devletler kuruldu. Şimdi bu yeni devletlere biraz örnek verin lazım. Hadi bakalım. >> Rusya çarlığı yıkıldı. Neyi kuruldu? Sovyeti. Devam. >> Türkiye. Evet. >> Polonya. Özellikle bu soru geldi. Bir son ilkeleri kararıyla kurulan devlet diye sorular Polonya. Devam. Eski adı Lehistan'dır. >> Çekoslovakya kuruluyor. Daha sonraki yıllarda bu Çek Cumhuriyeti ve Slovakya diye ta ileride 1988'lerde ayrılacak. Yugoslavya, Estonya. Evet. Ukrayna. Nazım isim hayvan şehir oynamıyoruz lan. Oğlum söylesene Finlandiya Esponya öyle diyeceğine söylesene be adam. >> Allah Allah. Söyle. >> Hızlı söyledi. Hızlı >> ama tamam da yavaş söylüyorum bunu. Sonundaki yağları niye uzatıyorsun? >> Hadi >> Evet. Beyecan değil Baycan. Evet. >> Ermenistan. >> Gürcistan da kuruluyor. Onu da yazayım. Başka ne var? >> Litvanya. Litvanya ve Avusturya'dan ayrılarak kurulan ne? Macaristan. Bunlar yeni kurulmuş devletler. Bir sınav sorusu geldi söyleyeyim. Aşağıdakilerden hangisi Dünya Savaşı sonunda kurulan devletlerden biri değildir? Adana İsrail verildi. Doğru. İsrail ne zaman kurulmuştur? Dünya Savaşı'ndan sonra kurmuştur. Bunu da böyle bilelim. Doğru mu? Nazım. Devam lazım. Parçalanan imparatorlukları yazayım ben. Sen yazman lazım. Almanya, Rusya. Osmanlı Devleti ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu. Avusturya Macaristan İmparatorluğu. Evet bunlar dağılanlardır. Evet devam et. >> 10 milyon sivil hayatını kaybetti. Tamam. Sivil hayatını kaybetti. Devam. >> Bunun üzerine ne kurulmuş? Sivil savunma teşkilatları kuruldu. teşkilatları kuruldu. Devam. >> Milletler Cemiyeti kuruldu. Evet. >> İlk defa denizaltı ve tank kullanılmıştır. Evet. Kimyasallar kullanılmıştır. Kimyasal silahlar kullanılmıştır. Silahlar kullanıldı. Bizim üzerimize de çok atlar Çanakkale'de. Evet. Bunları söyledikten sonra . Dünya Savaşı'nın genel manada sonuçları şu ama biliyorsunuz ki bazı imparatorlar parçalansa da bir de rejimi değişenler var. Mesela İtalya, İtalya, Rusya ve Almanya'da rejim değişiklikleri ve önemli devlet adamları bir Dünya Savaşı'tan sonra geliyor. Örnek devletleri söyle bana. Almanya ikincisi İtalya ve Sovyet Rusya. Şimdi onlara tek tek bir ben bakayım. Almanya'da lider olarak değerli arkadaşlar İlyi Çilenin geliyor. Vladimir İlyi Çilenin. Aman Almanya'da diyorum. Sovyet Rusya'da Vladimir İlçen'in rejimi de ne oluyor? Komünizm oluyor. Şuraya ben bir şuradaki Lenini sileyim. Soru mu gelecek? Nazım ne diyorsun Lenin'den? >> Evet ya. Bravo. Vallahi tebrik ediyorum. Evet söyleyelim. Almanya'da başa lider olarak Adolf Hitler gelecek ve onun kurmuş olduğu parti Nazi. Buna inananlara Nazizm Nazi gelecek. Tamam. İtalya'da ise Benito Mussolini gelecek. Bu adamın geleceğini niye gülüyorum biliyor musun? Bu da faşizm getirecek. Naz faşizm arasında çok bir fark yok. Şimdi şöyle Nazzi Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi demektir. Eee, Mussolli'yi gülmemin sebebi şu. Trablus Karp Savaşı'nda İtalya Trabzgarp'a saldırmadan önce tren raylarına yapıp savaş engellemek isteyen adamdı. Sonra dünyayı ateşe verenlerin arasında görünce şaşırıyor bir insan. Yani 1911'de Trablus Garbe'e gidecek askeri birliğin, İtalya'nın demirlerin rayların üzerine yattırıyordu. Kendi yatıyordu askeri. Aman savaş çıkmasın diye. Anladınız mı? Ya bu adamın bir ileride savaş makinesine dönüşmesi çok ilginç. O şey yapıyor. Peki savaş sonunda devletleri tek tek bir yazalım. Önce söyle devletleri kardeşim. >> Almanya biraz farklı bir durum var. Evet. >> Bulgaristan mı? Almanya'dan sonra. Evet. >> Osmanlı Devleti >> ve Avusturya Macaristan. Bu biliyorsunuz ikiye ayrılacak. Evet. Anlaşmayı tek yapacak ateşkesi ama barış anlaşmaları bu iki devletle ayrı ayrı olacak. Almanya'nın imzaladığı ateşkes antlaşmasının ismi Retondest'tir. Bulgaristan'ın lazım >> Selanik Ateşkes Antlaşmasıdır. Evet. Osmanlı'nınki Mondros. Bir soru geldi. Birazdan söyleyeceğim. Avusturya Macaristan'ın Villa Gusti antlaşmasıdır. Değerli arkadaşlar şöyle anlatacağım ama dikkat. Bir sınavda Osmanlı Devlet dedi karşısına Versay verdi. Şey Mondros verdi. Almanya dedi karşısına Versay verdi. Bir tane daha delet dedi. Gene yukarıdaki verilenlerden hangileri 1 Dünya Savaşı'tan sonra imzalan ateşkes antlaşmalarına örnektir. Şimdi sen ateşkesle barışı karıştırma diye söylüyorum. Ateşkes var mı? Bak Sevr dedin mi? Sevr barış anlaşmasıdır. Versay barış anlaşmasıdır. Nöyi Bulgaristan'la yapılan bir barış anlaşmasıdır. Avusturya'la yapılan Saint-Germain bir barış anlaşmasıdır. Macaristan'la yapılan Triyanon bir barış anlaşması. Ama bunların hepsi ne zaman olacak? Şimdi ateşkes savaşı bitirmeye yönelik. Bunların hepsi Paris Barış Konferansından sonra olacak. Doğru mu? Lazım tut bakalım. lazım. Şimdi siyah kalemi. Şimdi zamanı tabii ki ve tabii ki genel tekrar zamanı. Bu buradan bir tane soru bekliyoruz. Bu şeyden bu tahtadan. Bu tahtadan bir soruyu da yapacağınıza canı gönülden inan. Ama çok zor bir tahta yani hani baktığın zaman öyle anlatması kaç saat oldu? 2 saat 2,5 saat oldu mu? Ne kadar? 2 saat 25 dakika 15 dakika daha koysan he? Yani düşün yani az değil yani lazım. Anlatmayı orada oturunca tabii güzel.
Evet geldik bir Çanakkale Cephesinin açılma nedenlerini İngilizin gözünden yani itiraf devletlerinin gözünden bilmeniz lazım. Özellikle Rusya'nın buğdayından faydalanmak diye bir seçenek de ne alaka deme. Savaşta patlıcanlı musakka vermiyorlar canım. Ne veriyorlarmış? Heh. Un ekmek. Şimdi gelelim iki tane olduğunu söyled Çanakkale'nin. Bir Çanakkale deniz savaşlarıdır. 2. Çanakkale Kara Savaşıdır. Biz 18 Mart'ta neyi kutluyormuşuz o zaman? Çanakkale Deniz Savaşlarının yıldönümünü kutluyoruz. 19 Şubat'ta girmeye kalktılar. 4 Mart'ta özellikle Settür Bayır'e geldikleri zaman birçok olay var. Birçok kahramanımız var. Hepsini anlattım. Mesela o kahramanlardan ilk Türk hemşiresini bileceğim. Safiye Hüseyin Elbi ama Adana'ya büyük ihtimal Florence Nightinger koyacaklardı bizim o ne kek la bu diye. Oğlum Türk diyor lan Türk. Türk Türk. O yüzden olabilir mi? Olmaz. Doğru mu Nazım? İlk Türk hemşirisi Safiye Hüseyin Elbi'yi bileceğiz. İki neyi bileceğiz mesela? Fahrettin Altay'ın Mustafa Kemal'in olduğu bölgenin adını kendisini koymasına. Yani Kemal yeri denmesini bileceğiz. 3. Buralardaki mevkileri bileceğiz. Özellikle Anafartalar, Conkbay Bayırı ve Arıburnu Mustafa Kemal'le özdeşi yaşayan yerlerdir. Mustafa Kemal 19. tümenin komutanıdır. Yarbaydır ama albay olacaktır savaştaki savaşta birçok yer var. Kendiniz de görüyorsunuz. Haritada da çizdim. Özellikle burada şunu da söylemekle yarar görüyorum. Şu bölge 26 tane mayın döşedik. Bu mayını döşeyen Nusret veya Nusrat mayın gemisidir. Bu mayın gemisine emri yani döşeme emrini veren adam müstahkem mevki komutanı Cevat Çobanlıdır. Ki Cevat Çobanlı zaten burada bunun emrini verdikten sonra bu adamlar buradan İstanbul'a kadar gidemediklerinden dolayı tarihi İstanbul'u kurtaran birinci kişi dönüyorum ayrıca nedir? Tarihe 18 Mart kahramanı olarak geçer. Nerede Cevat Çobanlı? Elbet ki sınavda gelecek. Cevhat Çoban değil şimdiye kadar sormama kayıp onu da söyleyeyim. Ülkemize Genelkurmay Başkanlığı yapacak Osmanlı Detin'de. Burada özellikle iki kişi Nusret Mayın gemisinde. Biri mayın grup komutanıdır. Nazım değil Nazmi. İkincisi de değerli arkadaşlarım hepiniz yüzbaşı Tophaneli İsmail Hakkı Bey'dir. Bunların da eee çabalarıyla bu karanlık limana dökülmüştü. Şimdi geliyorum burada Anafartalar kahraman unvanı kime veriliyor burada? Mustafa Kemal'e veriliyor. Onu da söyleyelim. Burada özellikle bilmeniz gereken insanlardan, önemli kişilerden bir tanesi araştırın dedim. Kimdi? Ezineli Yahya Çavuş'u bileceksiniz. Söyledim. Bir de müsteci bombaşı. Doğru mu Razım? Fransız denizaltını periskopundan vurarak savaş dışı kalmasını sağlayan ve emri emir almadan yaparak yapan onu görüyor. Görünce atıyor 3üncü atışına vuruyor. Seyit Onbaşı'yı zaten bilmeyeni bu memlekette döverler. Doğru mu Nazım? Seyit Onbaşı Oş'in gemisini vurmuştur ama Seyit Onbaşı geldi ama bak bir onbaşı bir onbaşı daha. Hangisi gelebilir artık bu saatten sonra? Müstecip onbaşı ama Türkiye'nin %90'ı eğer videolarımı izlemiyorsa bunu ne olarak biliyor? Yani o olayı bir şey batırmadan dolayı seyit onbaşı diye hemen yapar. Halbuki neymiş cevap? Müstecip onbaşıdır. Bunu da söyleyelim. Yani çok adam var bu arada hani Esat Paşalar falan da var ama dediğimiz gibi önemli. Şimdi bakıyoruz sonuçları her zaman sınavda soru olarak gelir. Mustafa Kemal bu emri hangi savaş sırasında vermişti? Evet. Conk Bayırında verdi. Tamam. Emri Conk Bayırında kendisi veriyor.
Evet. Irak cephesi. Nasıl biliyoruz Irak cephesini? Amaçları karadan yardım göndermek. Türklerin olası bir Hindistan'a ulaşıp engellemek. Üçüncüsü de değerli arkadaşlar Musul ve Abadam petrollerine ulaşmak. Hatırlayalım. Biz burada normalde geri çekildik. Daha sonra bizim ilerleyince onlar geri çekildi. Selman-ı Pak'tan sonra Selman-ı Pak muharebeleri hangi cephede yaşanmış? Dikkat bak Selman-ı Pak'a dikkat. Hep Kutülamer anlatılmaz ya da her sınavda Kutül Amere'e sorulmaz. Selmanı Pak'a dikkat ediyoruz. Geriye çekildiler biz kutu kuşattık. Kutu kuşattıktan sonra en sona 29 Nisan'da yarı ölü vaziyette öyle söyleyeyim ben size. 13.300 481 subay hepsini aldık ve esir elde ettik. General Tant'da büyük aday ol daha sonra General Tant Mondos müdaakiresinde bizim arabulucumuz olmuştu. Devam edelim. İngiliz tarihçi James Morris'in önemli bir lafıdır. Britanya tarihinin en süflane aşağılayıcı olayıdır diyor. Ne için? Kuttaki 13.300 tane yerle beraber 481 subayın teslim olması için James Bondis'in ifadesi. Ayrıca ben size ne dedim? eee o dönemin karikatürlerinden Osmanlı sancağını tutan Halil Paşa'nın yaralar bereler içinde ve sarılar içinde bir aslanı eee tarif ettiği bir karikatür var. Muhakkak ona bakın. Ben zaten kendi soru bankamda da şeyde sordum. E AGS AGS KPSS soru bankamda da var bu karikatür. Geldik buraya. Burada özellikle ilk komutan kim kardeşim? Ama Süleyman Askeri Bey yapmış olduğu bir hareket sarına hem orayı alamıyor bir de yaralanıyor üzerine intihar ediyor. Değerli arkadaşlar önemli bir adam. Burada Kutülamere kahramanı kimdir? Tabii ki ve tabii ki Halil Paşa'dır. Bu her zaman sınavda çıkar. Enver Paşa'nın amcasıdır. Tamam. Öyle anlatayım ben size. Geldik buraya. Şu laf çok önemli. Hangi cephede olduğunu soracaklarsa. Tamam mı kardeşim? Soru nasıl geliyormuş bu? Türk sebatına ingilizcenin adını kırdığı birinci vaka Çanakkale'de ikincisi burada gerçek yani burada diyenlere Irak cephesinde gerçekleşti. Dikkat geldik Fahrettin Paşa Mustafa Kemal'in Yaşar Ken adını altın harflerle yazdıran komutan dedi. 1934 soyadı kanunundan sonra ona Türkansoy ismi verildi. Tarihe çöl kaplanı. Türk kaplanı, Medine müdafii, çöl ortasında Pemevne kahramanı unvanını alan Fahrettin Türkkan'dır. Dikkat her zaman sınavda soru olarak gelebilecek bir kişidir. O yüzden soyadından tutun da Mustafa Kemal'in onun hakkındaki sözünden tutun da doğru mu Nazım? Medine müdafaasını yaptığından tutun da unvanlarına kadar hepsi size soru olarak gelebilir. O yüzden Fahrettin Paşa çok çok önemli. Bir kere daha söyleyelim. Burada Şerif Hüseyin'i bilmeniz lazım. Özellikle Mekma İngiliz anlaşmasını. Çünkü bu anlaşma mektuplaşmadır aslında anlaşmadan ziyade. Bunu da böyle bilelim. Hicaz Yemen muhabbeti ile alakalı durumu söylemaz. >> Ne? Anlamadım ya. >> Fet Paşa caddeye >> Ankara'da yaşanan olay. Ha Birleşik Arab Fahrett Paşa hırsız dediğinde yani normalde bir caddenin adı neydi oradaki caddenin adı? Şunu şöyle söyleyeyim ben anlatayım da eee bu hırsız muhabbetini Birleşik Karabem Emiriklerin Dışişleri Bakanı söylediğinde burada Ankara Büyükşehir Belediyesi'de caddenin adını yani Birleşik Arab Emirlikleri'nin konsolosun bulduğu caddenin adını eski cadde satsın yumurcak olsun onu değiştirip Medine Müdafii ve Fahrettin Paşa Caddeleri adı altında verdi. İşte bu neyle alakalı? Tarih bilinciyile alakalı. İşte onu verince biz oraya caddeye verdik. Şimdi adamlar mecburiyetten her şeyde ne yazmak zorunda? Artık Medine Müdafaasıa Caddesi Fahrettin Paşa soha yazmak zorunda. Güzel bir şey. İşte bunlar önemliş. Onu demek istiyorum.
Geldik buraya. Geldik. Demek ki biz Kafkasya'da da savaştık Ruslarla. Nerede de savaşmışız lazım? Garciaya'da da Ruslarla savaşmışız. Yapılan gizli anlaşmaları dünya kamuoyuna sarı kitap adı verilen bir belgeyle sunan hangi devlettir? Sovyet Rusya'dır. Burada şunu bilmeniz lazım. Londra anlaşmasıyla dikkat İtalya taraf değiştiriyor. Tarafsızken tarafa geçiyor yani. Ama burada çok kritik bir şey son zamanlarda çıkıyor. Şey İzmir ve çevresinin İtalya'ya verildiği anlaşma. Senjandan de Marian'den Ortadoğu'yu iki devletin paylaştığı Mark ve General Pico. Bunlar biri İngiliz biri Fransız Ortadoğu'yu paylaşıyor. Bunlara duyulunca da Rusya hani bana hani bana diyor. Rusya da Karadeniz kıyılarıyla beraber birazcık bir de ne veriliyor? Doğu Anadolu bölgesi veriliyor. Bu SPOT devamıdır veya ekidir. Pedroat protokolü. Geldik buraya. 14 nokta. Doğru mu Nazım? 14 nokta diye sınavda gelirse anlayacaksın ki bu Wilson'ın 14 maddesi. Wilson kim? Hudro Wilson. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı. 14 maddeyi senatöy kabul ettirip yayınlıyor. Yayınladıktan sonra özellikle 12. madde bizimle alakalıdır. Bir gün bu maddeyi verip size yorumlamasını isteyebilirler. Haberiniz olsun. 14'ünün 12. maddesine çok güvendik. Bir de 1e güvendik. Birde ne yazıyor? Galip devletler, mağlup devletlerden savaş tazminatı ve toprak almayacak. Her insan gider imzalar yani. Ve bizim bloktan ilk çıkan Bulgaristan olmuştu. Bulgaristan'ın çıkmasıyla beraber İstanbul ve Boğazlar ve Trakya saldırıya açık pozisyona gelmiştir. Bu yüzden de biz de ne yapıyoruz arkadaşlar? Mondros Ateşkes Antlaşması imzalayarak çekiliyoruz.
Peki devam edelim. Dünya Savaşı'nın sonuçlarına bakıldığı zaman yeni birçok devletin kurulduğunu görüyoruz. Ama İsrail var mı? Yok. Hindistan var mı? Yok. Pakistan var mı? Yok. İsrail, Hindistan ve Pakistan devletleri Dünya Savaşı'ndan sonra kurmuştu. Dikkat. O yüzden . Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan devletlerden biri değildir. Bir de bir de dikkat Yugoslavya'yı ve Çekoslovakya'yı herkes sanki İk Dünya Savaşı'tan sonra kurmuş zannediyor. Alakası yok. Nereden sonra kurmuşlar? Dünya Savaşı'ndan. O zaman ben Dünya Savaşı'ndan olmayanları bir sayalım mı kardeşim? Yani İsrail tarihi kaç? 1948, Hindistan ve Pakistan. Bunların da kuruluş tarihleri 1947 ve 48'dir. Yani hepsi Dünya Savaşı'ndan sonur. Dünya Savaşı 1945'te bittiğine göre bu üç devletin kurulması ikiden sonadır. O yüzden bunlar arasında yoktu. Burada en çok dikkat eden Azerbaycan. Şimdi Azerbaycan hep 90'larda anlatıyoruz ya kurulunu. Öğrenci de zannediyor ki Azerbaycan bir defa kurulmadı ki. Azerbaycan t şeylerde 18'de Sovyet Rusya'nın o dönemlerinde Mehmet Emin Resulzade başkanı da kuruldu ki sonra Sovyet Rusya kendine kattı. 1990'larda tekrar aydı. Günümüz Azerbaycan oldu. Anlaştık. O zaman bak Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan. Oğlum bunlar ayrılmıyor, devlet olmuyor da ben gümrü anlaşmasını kimle yaptım? E Ermenilerle yapmadım mı? Nasıl yapacağım o zaman? Bağımsız devlet olmasa ben gider Rusyala yapardım o zaman. Anlaşıldı mı tüm mesele? Aşağıdakilerden hangisi? Çok basit soru gibi gözüküyor ama çok düşünürüm. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan devletlerden biri değildir. İsrail'in mazisi nedir ya? Kaç sene kardeş? 1948'de kurulmuş devlet. Kaç sene olabilir? 52 oradan. 25 oradan. 52 + 25 77 yılı devlettir. Matematik desen var. Ondalık sayı var. Maşallah nazik.
Geldik buraya Nazım. Tekrar >> Milletler Cemiyeti kurulacak. İleride anlatacağım. Paris Barış Konferan. Ama bunun kurulması nerede? Wilson ilkelerinde nerede oluyor? Yani şurada oluyor. >> Evet. Devletlerin kendi aralarındaki sorunların çözümü için bir teşkilat kurulacak. Bunun Osmanlı'daki ismi cemiyeti Akvam. Onun şeyiyle Milletler Cemiyeti. Geldik buraya arkadaşlar. Şöyle söyleyeyim. Eee, yapılan ateşkes antlaşmalarıyla barış antlaşmaları birbirinden farklıdır. Bu saydıklarımın hepsi nedir? Ateşkesttir. Mesela bunu ileride barış anlaşması olacak. Örnek barışın adı ne? Versay. Bulgaristan'la barışın adı ney? >> Nöyi. Osmanlı Devleti ile barışın adı ney? Sev. Avusturya Macaristan 2 ayrılacak. Avusturya ile yapılan anlaşmanın ismi ne? Macaristan. E triyan. Eee, hadi Nazım. Hadi Nazım. Avusturya yapılan anlaşmanın adı, Barış anlaşmasının adı [kahkaha] Sen German. Tamam. Yani demek ki bunlar barış. Ama bunlar da şimdi değil. birazdan Paris Borç konferansı yapılacak. O yüzden size be tane devlet verir, karşılaştırır. Hangileri barış anlaşmalarından biri değildir? Veya hangileri ateşkes antlaşmalarından biri değildir der. Ve sınavda da sorusu da gelmiştir. Ünite bitmedi. Şimdi Mondros'a gidiyoruz.