Transcription
elhamdülillahi rabbil alemin vasilatu vesselamu ala rasulna Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Yasin suresinde 47. ayeti kerimedeyiz. Rabbimizden kalbimizi, aklımızı, bütün iyi niyetimizle, bütün samimi inancımız ve gönülden dindarlığımızla kelamını açmasını diliyoruz.
Öyle ki bunlar bizim bu okuduklarımız bizim sağlam, şaşmayan, bizi şaşırtmayan, her zaman elimizden tutan, sapasağlam bir imana dönüşsün, güzel bir ahlaka dönüşsün. Çünkü onların da iç içe olduğunu görüyoruz. Bu ayeti kerimelerden ve ta yememe Mahşere Kadar bizi hiç bırakmasın, biz onu hiç bırakmayalım ve mahşerde de sağlam Müslümanlar olduğumuza şahitlik etsin bu ayet. İnşallah o niyetle 47. ayeti kerimede şimdi buraya kadar Allah Teala'nın varlığına, onun peygamberlerine gönderdiği peygamberlerine indirdiği kitaplarına, hakikate, yani hakikate bizim dışımızda, tabii ki kaynağı aynı zamanda bizim içimiz olan kaynağı ve yansıdığı yer bizim içimiz olan ama bizim dışımızda bir hakikatin olduğunu, hatta bu evrenin, bildiğimiz bildiğimiz evrenin dışında bir hakikat olduğunu ve oraya doğru gittiğimizi bize haber veren ayetler, bize bunları gösteren bu ayetlerin Allah'ın indirdiği bu ayetlerin doğruluğuna işaret eden afaki ve tekvini işaretler, yani neydi onlar hatırlayın. İşte o surenin hemen başında anlatılan kıssa, bizim dışımızda cereyan eden liseler, işte yaratılışta şu anda gözlemlediğimiz kainatta, etrafımızı saran işaretler. Efendim ve ta yaratılışta kainatın, evrenin, dünyanın, bizim ilk yaratılışımızda Allah'ın varlığını gösteren işaretlerden sonra şimdi de tenzilli ayetlerden, yani 47. ayetten itibaren bir bölüm tenzilli ayetlerden, yani Cenab-ı Hakk'ın onlara indirmiş olduğu ayetlerden nasıl itiraz ettiklerini, yani nasıl yüz çevirdiklerini, nasıl uzak durduklarını gösteren bir bölüm, bunu anlatan bir bölüm şöyle dile getiriyor Elmalı merhum. Ama önce ayeti kerimeyi okuyalım, tam metnini almamış tefsire, hemen şuradan metinden okuyalım 47. ayeti kerimeyi. Yasin'i ne kadar çok iyi ezberleyebilsek de böyle konuşurken aralarda ayetleri hatırlamak kolay olmuyor. Ve Esence billah ve ilahi İlahe Hum enfekûn marazaka kumulu, ne zaman ki onlara dense Allah'ın size rızıklandırdığı şeylerden, Allah'ın size verdiği rızıklardan siz de infak edin, siz de başkalarına verin dense, halen Medine keferu, küfredenler derler ki. Bakın bu küfür edenler hiç değişmedi arkadaşlar, sadece biz, biz Müslümanlar yine de öyle olalım. Aman ha, bu bizim en önemli vasıflarımızdan birisidir. Biz kimseyi böyle kafir ismiyle nitelemediğimiz için, nitelemeyiz. Ee, kimseye de kafir gözüyle bakmayız, yani açıkça ben kafirim yani demedikçe efendim o gözle de bakmayız hiç kimseye. Ben Müslümanım diyen herkesi, herkesi, kim olursa olsun Müslüman olarak kabul ederiz. Ama tabii ki eşit değildir hepsi, nasıl ki bizim tanıdığımız bütün insanlar kalbimizde eşit değilse efendim, yani bütün Müslümanlar da eşit değildir nazarımızda. Yani iç dünyamızda hepsini belli bir yere yerleştirmişizdir, hiyerarşiktir yani insanlara karşı duygularımız. Dolayısıyla Müslümanlara karşı da öyledir, yani kime sırrılarımızı paylaşacağımızı, kime önemli bir mevkiye getireceğimizi, emanet yani büyük bir mevkii ona emanet edeceğimizi, kime çocuklarımızı emanet edeceğimizi hep dikkatle, özenle seçeriz ve hepsini eşit görmeyiz bu konuda, fakat hepsi bir Müslümanım diyen herkes Müslümandır, fakat sıfatlarını bilmek çok işlevseldir.
Arkadaşlar, bu bakımdan Kur'an-ı Kerim çalışanlar içinizden buna çok dikkat etmenizi tavsiye ediyorum, yani böyle benim de yapmam gereken bir çalışma bu tabii. Aklımda böyle hani bir çırpıda sayabileceğim nitelikler var ama şey değil, böyle hani şematize edilmiş, tıkır tıkır tıkır böyle hiçbir şeyi eksik bırakmadan anlatabileceğim kadar sağlam değil böyle hemen zihnimden. Müminlerin vasıfları nelerdir Kur'an-ı Kerim'de, kafirlerin vasıfları nelerdir, münafıkların vasıfları, yani vasıfları nelerdir, yani Cenab-ı Hak onları bize hangi vasıflarla tanıtmış? Şimdi bu vasıfları öğrendikten sonra mesela Nisa suresinde inanılmaz münafıklarla ilgili ayetler var arkadaşlar. Şimdi bunları öğrendiğimizde önce şuna bakmamız gerekiyor. Sakın ha tersini yaparsanız bu şeytanın bir aldatmacası kanaatimce. Önce şuna bakmamız gerekiyor: Bu vasıflar bende var mı? Yani bu kafirlik vasıfları bende var mı? Allah korusun. Bu münafıklık vasıfları bende var mı? Bu müminlerin vasıfları bende var mı? Yani ben sıfatlarımla, kişilik özelliklerimle, ahlaki niteliklerimle hangileriyle daha çok örtüşüyorum kendimi? Tabii mümin olarak biliyorum ve müminim de bundan şüphe edilmez arkadaşlar. Hiç kimse imanından şüphe etmemelidir, fakat vasıflar hangisine daha çok yakın? Anlatabildim mi? Buna bakmak kendimize ilahi bir ayna tutmak demektir, kendimize ilahi bir ayna. Çünkü hani insan insanın aynasıdır, Mümin aynasıdır, kendimizi başkalarıyla tanırız ama bunu Kur'an'la yaptığımızda, Kur'an'ın aynasına kendimizi gösterdiğimizde arkadaşlar, bu bizim iki dünyamızı da kurtaracak bazı farkındalıklara yol açabilir, sebep olabilir, yardım edebilir. Böyle olmasına çok kıymetlidir. Bu açıdan işte şimdi onların, kafirlerin bir niteliğini söylüyor arkadaşlar. Göreceksiniz ki bu nitelik ben müminim diyen, ben Müslümanım diyen bazılarımızda da olabiliyor. Arkadaşlar bunu ben benim çevremde bildiğim kadarıyla kafir yok, yani hiç hatırlamıyorum ama mesela çok duydum ben bu sözü, yani demek ki normalde Kur'an-ı Kerim'e göre ancak şaşkındır, çok geçer yani. İnfak geçen yerlerde hemen hemen her yerde mimar Azak nakom, yani mesela servetinizden demez, Allah kazandığınızdan demez, mimarız bizim size verdiğimizden der, bizim sizi rızıklandırdığımız mallardan siz de onlara infak edin der. Yani neyi vurguluyor burada? Hani sen cimrilik ediyorsun, böyle çok sıkı tutuyorsun efendim, paylaşmak istemiyorsun, vermek istemiyorsun ama zaten o senin değil ki tam anlamıyla, yani onun sana biz verdik. Şimdi bazıları da çok yüzeysel bakanlar nasıl ya ben kazandım bunu diyor. Aslında arkadaşlar elbette tabii yani gayrimeşru kazançlar dışında bütün kazançları az veya çok bir çaba sarf ederek veya işte ortaya bir şey, bir emek koyarak ya da bir risk alarak kazanmış oluyorsunuz, başka türlü helal olmaz zaten. Ama hani o yeteneği kim verdi? O imkanı kim verdi arkadaşlar? O sağlığı kim verdi? O aklı kim verdi değil mi? Bir de eğer rızık sadece ve sadece, altını çiziyorum buranın çalışmakla olsaydı her çalışanın kazanması gerekirdi, her çalışan kazanabiliyor mu? Değil mi? Dolayısıyla biz biliyoruz ki kader yardım etmedikçe, şartlar elverişli olmadıkça insan sadece çalıştığı ile kazanamaz.
Arkadaşlar şimdi bugün sınav var, bugün ve yarın çocukların üniversite sınavı var diye herkes panik halinde dua, 45-50 tane böyle dua talebi gelmiş. Bunları da çok önemsemeyin arkadaşlar, acizane ettim. Çocuklarınızın şu ya da bu üniversiteye girmesi onların hayatlarında çok önemli bir şey değil arkadaşlar, bunu bizzat gözlemlemiş bir insan olarak söylüyorum, yani onların karakterleri, onların ahlakları, onların insanlarla ilişkileri okudukları üniversitenin hangisi olduğundan çok daha kıymetli ve belirleyici hayatları boyunca. İnanın buna, yani açık öğretimde okumuş ama hayat başarısı çok yüksek insanlar var, çok iyi bölümlerde üniversitelerde okumuş ama hep kenarda kalmış insanlar var. Onun için okul başarısından hayat başarısına diye seneler önce okuduğum bir kitap vardı; İlkay kasa Turan'ın doçent bir araştırma kitabıydı. Yani gerçekten okul başarısının hayat başarısı anlamına gelmediğini orada araştırmalarla göreceksiniz eğer bakabilirseniz. Hayat başarısı böyle. Bunlar çok klişeleşmiş laflar gibi gelebilir kulağınıza. Ben mesela hiç bir zaman, hiçbir zaman demeyeyim, o çok iddialıdır da çok azdır yani sınavlar için dua etmem, neden? Yani sınava dua edilmez değil elbet, yani şey çok şey değildir arkadaşlar, çok önemli bir şey değildir ya. İmanımız önemlidir, ahlakımız önemlidir. Çalışkan mı mesela o insan? Çalışkansa her yerden sivrilir. Arkadaşlar her yerde öne geçer, unutmayın yani. Bir de bir insanın, bu benim yine acizane kanaatim, çok iyi bir yerin kötü bir öğrencisi olmasındansa daha kolay, daha basit bir yerin iyi bir öğrencisi olması onun için hayat boyunca daha iyidir, daha iyidir bir defa. Muhtemelen beni anne babalar dinliyor şu an, anneler ağırlıklı olarak dinliyor şu anda veliler. Yani rahat olun ya, çocuğunuza da şey yapmayın, eziyet etmeyin yani. Kendini iyi hissetmesi, çalışkansa bakın tekrar ediyorum, yani şartları yerine getirmiş, gayret etmiş, çalışkanlık da efendim eşit değildir değil mi? Herkesin kendi kapasitesi ile ölçülmelidir, bazılarının bambaşka zekaları vardır, akademik zeka bütün zeka çeşitlerinden bir tanesidir sadece, başka zeka sosyal zekaları kuvvetlidir, ticari zekaları kuvvetlidir, ne bileyim sanat zekaları kuvvetlidir, estetik zekaları. Bunları hep eğitimciler size söylüyor. Bakın ben de aynı kanaatteyim. Benim bulunduğum böyle vaizler grupları var, oralarda da WhatsApp'ta işte yarın şöyle dua edelim, böyle dua edelim falan diye yazılıyor, paylaşılıyor bilmiyorum. Benim böyle şey çok içimden gelmiyor arkadaşlar. Çünkü emin değilim yani, çocuklarınızın çok iyi bir yere girmiş olması falan üniversiteye şimdi adını vermeyeyim de onun için hayırlı mı olacak? Belki oradan ateist birisi olarak çıkacak arkadaşlar, belki orada kötü bir arkadaşla karşılaşacak, hayatı kayacak. Eğer daha yakında, daha mütevazi bir yere gitseydi belki daha böyle kendisine faydalı, etrafına faydalı bir insan olarak, mutlu, huzurlu bir insan olarak oradan çıkacaktı belki. Yani biraz denizde balık gibi olun ya bugün ve arkasından gelen günler, yani uyum sağlayalım hayatla arkadaşlar. Sınavları bu kadar önemsemenin, bu kadar hayatın merkezinde görmenin ve çocukları sadece sınavla ölçmenin kendimize de onlara da çok büyük haksızlık olduğu kanaatindeyim. Ayrıca zeka da bir rızıktır arkadaşlar, kader de bir rızıktır, takdir-i ilahi bu da bir rızıktır. İnsan çalışır çalışır, çok zekidir ama işte bir aksilik olur, bir terslik olur veya bambaşka bir faktör girer devreye, bilinmez bunlar yani. Allah'tan daima Hz. Ali'nin duası çok güzel, Hz. Ali'nin olduğu söyleniyor ben de tabii araştırmadım, şöyle diyor Hz. Ali: "Allah'ım benim için her zaman hakkımda hayırlı olanı takdir et, benim için takdir ettiğine de kalbimi razı et" diyor, tamam mı? Aklımızın hep başka yerde kalması seçeneklerin çok olmasından ve kendimizi her seçeneğe layık görmemizden kaynaklanıyor. Şimdi bakın mesela yani basit bir örnek olsun diye söylüyorum, diyelim ben ayakkabı alacağım, kaç liralık, kaç lira aralığında ayakkabılar var arkadaşlar? Üst limiti bilmiyorum, pek görmüyorum onları da. Farz edelim ki yani şu günler için söyleyelim işte hani en en döküntü ayakkabı olsun artık 50 liradan 5 bin liraya kadar ayakkabı var değil mi? Şimdi ben kendime bir aralık tespit ederim arkadaşlar, öyle yapıyorsunuzdur herhalde yani ben işte 50 liralık da olmasın yani işte 100 lirayla ne olsun işte 300 lira arasında bir ayakkabı alacağım diyelim, tamam mı? Ne oluyor? Seçenekler daralıyor, oraya giren ayakkabı azalıyor, onlardan birini bulduğunda da ben çok mutlu oluyorum. Bu konuda araştırmalar yapılmış arkadaşlar, insanların seçeneği arttıkça mutluluğu azalıyor biliyor musunuz buna? Yani o elde ettiği şeyle mutlu olma oranı azalıyor. Çünkü o kadar çok seçenek var ki hepsini yapabilirdi, niye şu bir tanesini ne mahkum olsun? O yüzden bazı insanlar ayakkabı almaya gittiklerinde 10 tane falan alıyorlar, 10-15 tane alıyorlar, ondan yukarısı artık gündeme bile girmiyor bilmiyorum yani var mıdır. Dolayısıyla arkadaşlar bunlar bize Allah'ın takdir ettiği rızıklardır. Ömür bir rızıktır arkadaşlar, bir rızıktır, zeka bir rızıktır, kaderde yani sizin seçimleriniz dışında sizin için takdir edilmiş olan her şey. Peki mal mülk nedir? O zat onun rızık olduğunu zaten hepimiz biliriz, bir rızıktır, Razak olan Allah onu bize nasip etmiştir. E peki biz çalışmadık mı? Biz, ben bu kadar insanlarla iyi geçinmeye çalışıyorum, gayret ediyorum tabii ki benim arkadaşım daha çok olacak, işte daha çok sevileceğim falan diyebilir bir insan kendi gayretlerine bağlayabilir. Fakat arkadaşlar işte dediğim gibi o aklı sana kim verdi? O kalbi sana kim verdi? O düşüncelere ulaşmana kim zemin hazırladı? Hani bunları veren kim en başta yani? Dolayısıyla sahip olduğu her şeyin Müslüman Allah'tan bilir, sahip olmadıklarını Allah'a havale etmez. Bak bunun da altını çizelim. Kader bu anlamda kadere havale etmek kendi sorumluluklarını tembelliğin dindarlık şekline sokulmuş halidir. Burayı da açıklayayım birazcık. Şunu demek istiyorum: Madem Allah takdir ediyor işte Allah'ım dersin bana güzel arkadaşlar nasip et dersin, tamam yatarsın yani ne bir fedakarlık ne bir ziyaret Nebi Efendim özen, itina hiçbir şey, dikkat etmezsin insan ilişkilerinde. Allah takdir ederse arkadaş bir rızkıymış, madem Allah takdir ederse benim de arkadaşım olur dersin. Bir de kimseyle iyi bir dostluk kuramamışsan bunu da insanların kötülüğüne havale edersin, senin bir kabahatin yoktur efendim, insanlar çok kötüdür çıkarsın işin içinden. Bu, bu anlamda her şeyi kadere havale etmek, olmamış şeyleri kadere havale etmek tembelliğin bir başka adıdır. Aman ha buna dikkat. Müslüman kazanmış olanları yani kazandığı şeyleri Allah'tan bilir, kazanması gereken şeyler yani hedefleri konusunda da kulun kula düşen gayret olduğunu bilir, o gayreti göstermekten kaçınmaz ama neticede ben nasıl başardım, ben gayret ettim de başardım falan demez. Allah nasip etti, Allah takdir etti der. Bu yüzden de şimdi ayeti kerimemize dönelim. Verirken ben kazandım ve bakın nasıl veriyorum falan demez. Allah'ım bana verdiği rızıktan insanların hakkını, toplumun hakkını ben onlara geri veriyorum der. İşte o kafirler arkadaşlar kendilerine ve ideal en maraza, Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden siz de insanlara infak edin, karşılıksız hiçbir beklenti olmadan sadaka verin, iyilik yapın denildiğinde alemle yine keferu lillediğine amenu, küfür edenler iman edenlere derler ki, dediler ki: Enü emo menevşek. Çünkü bak ilginç bir şey değil mi? Bak küfür edenler Allah diyorlar, dikkat edin Kur'an-ı Kerim'de bunları fark edin arkadaşlar ya. Nasıl küfüre kafir yani Allah'ı inkar eden değil mi? Hayır, bazı kafirler Allah'ı inkar etmiyor arkadaşlar, peygamberi inkar ediyor, ahireti inkar ediyor onlar, onlar da kafirdir Kur'an-ı Kerim'in diliyle efendim. O küfür edenler iman edenlere derler ki: Eut emo menevi yaşa Allahu, eğer Allah dileseydi doyuracağı kişileri biz mi doyuracağız? Yani kader onların, onların kaderi de buymuş, onları da Allah böyle yaptı. Dolayısıyla hani Allah'ın aç bıraktığını biz mi doyuracağız derler. [Müzik] Şüphesiz apaçık bir sapıklık içindesiniz, apaçık bir şekilde sapıtmışsınız yani böyle düşünerek. Peki şunu da söyleyelim böyle diye işte ilerleyemiyoruz. Biz şunu da söyleyelim arkadaşlar, neden Allah Teala işte dünyada önce Necip Fazıl yine rahmetli anarak onun o güzel ifadesini tekrarlayalım, çok seviyorum o bölümünü şiirinin. Diyor ki: "Allah'ın on pulunu bekleye dursun, ongul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul, bu taksimi kurt yapmaz kuzularda şah olsa, yaşasın kefenimin kefili karaborsa" diyor. Yani Allah Teala yeryüzündeki insan kadar, hatta ondan da fazla rızık yaratmıştır. Şu anda da biliyoruz ki araştırmalar onu söylüyor, bunu bilhassa sordum yani kaynakların yetersizliği değildir dünyadaki açlığın ve fakirliğin sebebi, kaynakların adil bir şekilde paylaşılmamasıdır. Bu oranlar her an değişiyor. O yüzden siz yine de teyit edin benim söylediğim rakamı ama en son ben baktığımda dünyadaki kaynakların yüzde 85'i dünya nüfusunun yüzde 5'inin elinde, yani bakar mısınız aradaki farka. Dünyada Allah'ın yarattığı kaynakların, zenginlik kaynaklarının %85'i dünya nüfusunun yüzde 5'inin elinde, yani geriye kalan %95 insan kaynakların %15'i ile yetinmek zorunda, o yüzde 15'i %95 paylaşıyor, yüzde 85'i %5 paylaşıyor. Peki Allah şunu yapamaz mıydı eşit paylaşsaydı herkese arkadaşlar? Yani en baştan eşit paylaşsaydı. Ama işte o bizim halife olmamızın doğal sonucudur, yani Allah Teala burası da yanlış anlaşılmasın, dünyaya karışmıyor derken diyeceğim de hani seküler bir şekilde böyle din ayrı dünya ayrı sonucunu çıkarmayın. Dünya işlerini arkadaşlar adeta bize bırakmıştır, yani kayıp tutmaktadır dünya işleriyle ilgili amel defterlerimize yaptıklarımız kaydedilmektedir. Bir de bu dünya işlerini idare ederken, yönetirken uymamız gereken temel ilkeleri de bize bildir, bak dünyayı yarattı tamam mı? Şahane bir şekilde herkese yetecek şekilde dünyayı yarattı, insanları da yarattı, bu kaynakları nasıl kullanırsak bunun adil olacağını da öğretti. Ondan sonrasını insana bırakıyor arkadaşlar. İşte bu dünyadaki kötülüklerin sebebi Allah'ın kötü olması değil, haşa bazı kötülük problemi yüzünden böyle Tanrı fikrinden vazgeçenler var. Allah'ın kötülüğünden değil, Allah'ın insanı özgür bırakması ve insanın kötülüğü tercih etmesi sebebiyle. Bu yüzden inşallah bu 700 şu anda kişinin içinde de muhakkak yani sabahın bu erken saatinde kalkıp bu Yasin tefsirini dinleyelim diyenlerin kalplerinin ben çok iyi olduğunu düşünüyorum, niyetlerinin, kalplerinin çok iyi olduğunu düşünüyorum. İyiliğin yayılması ve nasıl diyelim yanlış bir şey söylemek istemiyorum, yani iyiliğin yayılması için çalış arkadaşlar, Allah'ın iyiliğinin yeryüzünde tezahür etmesi demektir ve insanların Allah'a güveninin artması demektir. Yani sadece biz sevap kazanmış olmayız iyilik yaptığımızda ve iyiliğin hakim olmasını çalıştığımızda sadece sevap kazanmış olmayız, aynı zamanda insanların kalbinde iyiliğe güven duygusunun yerleşmesine, onun da sonucu olarak Allah'a güven duygusunun yerleşmesine öne yok olmuş oluruz bir defa böyle. Burası önemli. İkinci olarak da arkadaşlar Allah insanları eşit yaratmamıştır, bu bizim imtihan konumuzdur Kur'an-ı Kerim'de. Müteahhitlik yerde geçer aynı zamanda birbirimizi istihdam etmemiz içindir. Yani eşit bir dünyayı düşünemiyorum, herkesin eşit olduğu bütün yetenekler eşit, bütün zihinler eşit, bütün bilgiler statüler her şey eşit. Aman Allah'ım şu anda böyle bariz farklar olduğu halde ne çatışmalar var, ne çatışmalar var o farkları kabullenmemekten doğan. Peki bunlar işte apaçık sapıtmışlardır dedi 47. ayeti kerime ve Elmalılı merhum da afaki ve tekvini ayetlerden sonra bu ayet, 47. ayet tenzilli ayetlerden. Çünkü Allah onlara infak edin dedi. Bu nedir? Allah'ın bir emridir, Allah'ın onlara indirdiği bir vahiydir. Tenzili yani indirilmiş olan ayetlerden de irrazlarını beyan eder bu ayetin zındıklar hakkında olduğu nazilli olduğu söylenir. Mekke'de bir takım zındıklar sadaka ve ihanet için teşvik bulunduklarında Allah fakir edecek biz besleyeceğiz öyle mi diye böyle küfür ederlermiş ki bu zendeka eski İran'dan münakis olmak gerektiriyor bunun neden eski İran'a bağladı onu bilemiyorum. Eski İran inançlarını, yani İslam öncesi İran'daki inançları bakmak lazım, incelemek lazım doğrusu oturup onu çalışmadım ama böyle bir telmihte bulunup bir cümleyle geçmiş Elmalılı merhum. Zendeka kafirlik, dinsizlik demek, zındık da bunu bu işi yapan kişi yani kafir kişiye deniyor. Bir rivayete göre de yani bir tanıma göre de mal ve eczacının iştirakine ve dehrin bekasına kail olanlarmış bunlar. Mal ve eczacının iştirakî ne demek? Yani bütün mallar bütün eşler ortaktır, bir nevi komünizmin kökeni demek bu arkadaşlar, yani senin eşin benim malım, benim evim, benim bahçem benim diye bir şey yok, bütün mallar herkese arasında ortaktır, bütün eşler de herkes arasında ortaktır, aile diye de bir şey yok yani. Efendim düşüncesi ve dehrin bekası yani maddede sonsuzdur, dünya sonsuzdur, sonsuza kadar böyle yaşayacak diye düşünenler, sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini maddenin düşünenler diyenlerde var bu inancı için işte böyle bakanlar. Arkadaşlar daha doğrusu Allah'tan gelen vahyi inkar edenlerin bir özelliği olarak burada Allah onları fakir bırakmış, biz mi besleyeceğiz? Allah'ın doyurmadığını biz mi doyuracağız diye efendim itiraz ediyorlar infak emrini ve bu insanların bir başka özellikleri bunların. Şimdi şöyle arkadaşlar bu küfre yaklaşırız dedik ya Allah korusun hani böyle bir düşüncemiz varsa küfre yaklaşırız. Şimdi bu yardıma muhtaç olanların da bazen nadiren aslında ben bunun da infakın imtihanı olduğunu düşünüyorum, infakın imtihanı bu insanların yani böyle yardım edeni böyle sinir eden, içine böyle bir şüphe sokan, gıcık hareketlerinin olmasıdır. Bu yardımın imtihanıdır arkadaşlar acizane, yani hiçbir vasıf bedavadan insana verilmez arkadaşlar, hiçbir mertebe bedavadan, emeksiz bir şekilde karşılanmaz bu işte alt tabaka ya şunu da söyleyeyim infak her zaman alt tabakaya yapılmaz arkadaşlar, birbirimize verdiğimiz hediyeler de bir infaktır, ailemize yaptığımız harcamalar da bir infaktır. Şimdi bir düşünün yani; böyle insanlara verdiğiniz bu karşılıksız, karşılığını beklemediğiniz yani çocuklarınızı doyuruyorsunuz, yediriyorsunuz, bakıyorsunuz hani hiçbir karşılık beklemiyorsunuz, işte misafirlerinize, herkese gittiğiniz yere bir hediye götürüyorsunuz falan. Bunların hepsi infaktır arkadaşlar. Karşılığını görür müsünüz? Bunların çoğu kere, çoğu kere görmezsiniz karşılığını, zaten karşılık düşünülmesi de hani onu infak olmaktan çıkarır. Tam tersine bazen nankörlük görürsünüz işte. Nankörlük arkadaşlar sizin o iyiliği Allah için yapıp yapmadığınızı ortaya çıkaran bir sınavdır, imtihan yani fitne arkadaşlar, madenin eritildiği zaman üzerinde oluşan köpük anlamına geliyormuş en eski kullanımında. Bu da ne demek arkadaşlar? Yer altından çıkarılan madenin saflaştırılması için eritilmesi ve içindeki karışık malzemenin ayrıştırılması gerekiyor. İşte imtihan da sizin içinizdeki karışıklığı sizden ayrıştırır, köpük gider o öz saf pırıl pırıl insan kalır. Bunun böyle olması için yani bizim insanlığımızın saflaşması, billurlaşması, kalitesinin artması için imtihanlardan geçmesi gerekiyor arkadaşlar, doğanın kuralı bu yani. Nasıl ki işte denizde gemiler şöyle yüzer, havada uçaklar böyle uçar diyorsak canım ama niye öyle? Niye öyle yüzüyor? Öyle yüzsün öyle uçmasın da böyle uçsun demenin artık anlamı yok değil mi arkadaşlar? Dağlar, göller böyle, denizler böyle, bu coğrafya böyle, yani iklim böyle. Bunu biz istediğimiz şekle sokamayız, nasıl ki doğayı böyle kabul ediyorsak işte aynı şekilde arkadaşlar vahyin bize bildirdiği hakikatleri de ben öyle diyorum bir doğa belgeseli gibi bunları okuyun, bir dua belgeseli gibi yani itiraz etmenizin bir şeyi yok, bir anlamı yok çünkü böyle kurgulanmış, böyle kurgulanmış. İnsan ancak imtihanlardan geçerek yükseliyor, ancak imtihanlardan geçerek bir mertebe sahibi oluyor işte. Arkadaşlar bu infak imtihanının da geçilebilmesi için infak ettiğimiz insanlardan gelen böyle ya işte bu da biraz çalışsam mı acaba böyle çok mu şey işte niye bu kadar doğuruyorlar mesela çok söylenen bir şeydir bunlar niye bu kadar doğuruyorlar? Aslında ben de bazen öyle düşünürdüm yani realistçe bakıp hani daha az doğurmaları gerekmez mi diye düşünürdüm. Sonra onu bir genç bana hatırlattığı daha doğrusu öğretti daha açıkça söyleyeyim öğretti arkadaşlar çok ilginç bakın insan doğası kriz anlarında doğurganlığı artıyormuş kriz anında insan doğasında. Yani artık cinselliğin en başından doğurganlığa kadar yani bütün o süreçte bir artış, o enerjide bir artış oluyormuş. Niye? Çünkü soyunu bir sonraki nesle aktarabilmek için yani savaşlarda, açlıkta işte böyle kıtlık zamanlarında falan doğurganlık artıyormuş, ilginç bir şey bu sizde bakın araştırmalara isterseniz. Daha doğrusu cinselliğe düşkünlük artıyormuş sebep işte şey çok fazla yaşamayacağı için, çok az çocuk yaşayacağı için büyük risk altında olduğu için soyu efendim mümkün olduğu kadar çok çocuk yapıp yani en azından bir tanesi, iki tanesi kalır. Ben Anadolu'da söylendiğini kendi kulaklarımla duymuştum işte kızım çok çocuk yapın, birini yel alır birini sel alır kalan size kalır diye. Bu işte kıtlık zihniyeti yani zor zamanlarda daha fazla çocuk doğurulmasının mesela böyle bir temeli varmış. Yani o da bunu planlayarak isteyerek yapmıyor, doğası onu böyle fıtratı onu böyle itiyor arkadaşlar. Sonra bu kafirlerin bir başka özelliği veya Ulu ne onlar derler ki 48. ayeti kerimede metal vardı. Şimdi arkadaşlar infaktan hemen sonra bu ayetin gelmesi de çok anlamlı. Derler ki bunlar eğer siz doğru söylüyorsanız bu vaat ettiğiniz kıyamet ne zaman, zamanı söyleyin bize diyorlar peygamberlere. Bu bütün neredeyse bütün peygamberlere söylenmiş kıssaların çoğunda geçiyor. Arkadaşlar bu ifade burada da zaten hani şu peygambere bu peygambere diye bir tahsis yapılmamış, umumi bir şekilde kafirlerin nitelikleri anlatılıyor, infaktan hemen sonra gelmesi çok anlamlı acizane kanaatim yani yanlış bir şey söylemek istemem. İnsanın ahirete, dirilişe, kıyamete imanı çok sağlam olmalı ki infak edebilsin arkadaşlar çünkü yani kendin kazanmışsın o malı. Düşünsene işte Marmaris'e tatile gitmezsin de Hawaii'ye gidersin, uyduruyorum şu anda hava ne bileyim başka dünyanın başka bir yerine gidersin, her yerine gittiysen dünyanın aya çıkarsın, adam bak uzay seyahati başlattı, oraya gidersin yani para harcayacak yer mi yok anlatabiliyor muyum? Gerçi şey yıllık 500 bin doların üstünde ise insanın geliri çok fark etmiyormuş şey mutluluk açısından çok fark etmiyormuş öyle araştırmalarda var fakat insan harcar yani onlar için üretiliyor bu 50 bin liralık, 100 bin liralık aksesuarlar, çantalar bir takım lira da değil dolarlık öyle diyelim bir takım ürünler yani kendilerini iyi hissetsinler, bunu alabiliyoruz diye kendilerini iyi hissetmeye. Yani şöyle düşünün arkadaşlar bir yerde çay şu anda çay fiyatlarını da bilmiyorum dışarıya çıkmaktan gitmekten odum kopuyor efendim. Farz edelim ki bir yerde çay 5 lira bir başka yerde 100 lira, aslında aynı çay biliyor musunuz arkadaşlar? Sadece neden o 100 lira? Çünkü oraya girebilmenizin parasını ödüyorsunuz ve peki niye insanlar hani haşa deli mi yani niye böyle bir şey için bu kadar büyük para ödüyorlar? Çünkü işte kendilerini iyi hissetmek istiyorlar yani böyle yaparsın, gidersin işte 20 kişiyi 30 kişiyi toplarsın, bardağı 100 lira çay, bardağı 100 lira olan bir yere gidersin yani işte harcarsın yani. İnfak niye diyeyim ki ahirete inanmıyorsam arkadaşlar. O yüzden mesela bu imansız toplumlarda gönüllü faaliyetlerin aslında ne için yapıldığına dair de çalışmalar var. İnşallah bir gün onu size serbest kürsüye tekrar hayatiyet kazandırabilirsem oradan onu anlatacak biri de birini de biliyorum o size anlatır inşallah. Yani dünyadaki bu hayır faaliyetlerinin hepsi çok hayırlı değil onu bilelim arkadaşlar. Bu vakıflar, fonlar işte bu verilen burslar, araştırmalar efendim bir takım dünyanın başka bölgelerine güya iyilik yapılan, iyilikler ihtiyaç bölgelerine yapılan iyiliklerin arkasında nasıl bir hedef olduğunu ve bunların neye hizmet ettiğini aslında dinlediği zaman insan dumura uğruyor gerçekten hani bizim bizim gibi yetiştirilmiş insan. Şimdi aklıma ne geldi bakın arkadaşlar. Bir de herkes işte kendi yaşadığını biliyor ya onu da sizinle paylaşayım çok ilginç bir hatıradır benim için, saati de kontrol edeyim bir tek hatıra da değil yani her bayramda neredeyse tekrarlanan bir şeydi çocukluğumuzda. Köyden birisi geldiği zaman bize özellikle de tabii bizi onların hepsini ayırt edemezdik küçükken ama babam onları bildiği için köydeki durumlarını, kimin ihtiyacı olduğunu, kimin hani fakirliğini falan bilirdi. Ondan sonra birisi geldiği zaman eve, ben misafiri çok severdim sebebi de çok ahlaklı olduğundan falan değil muhtemelen işte ahlak böyle böyle kazandırılıyor çocuklara şeyden iki sebepten arkadaşlar şimdi tahlil ettiğimde iki sebepten olduğunu görüyorum. Bir bizim her zaman böyle çok gergin bir evimiz vardı, ilişkiler çok sıkıntılıydı evde efendim, misafir geldiğinde bir sakinlik, bir huzur olur yani göstermelik de olsa hani bir pause düğmesine basılır, tartışmalar biter işte daha sakin bir ortam olur, o huzur yani misafir demek benim için huzur demektir. Hatta çocukken hatırlıyorum yani böyle evde bir sorun çıktığında koşa koşa bir komşuya veya bir akrabaya gidip işte bu akşam bize gelsenize derdik. Böylece hani biraz daha bir sakinleşsin evdekiler diye. Misafir her zaman huzur getirirdi arkadaşlar. İkincisi de her zaman iştahlı bir çocuktum, misafir gelince daha güzel yemekler yapılacağı ve daha güzel özellikle de yatılı misafirse sabah kahvaltılarında daha çeşitli olacağı için yemeği sevdiğim için yani misafire severdim. Şimdi misafir, köyden misafir geldiğinde arkadaşlar babam hemen etrafa bakmaya başlardı, bizim üstümüz başımız dahil okuduğumuz kitaplar dahil arkadaşlar ne verebilirim bu gelen misafire, ne verebilirim? Bir bayramda üstümüzdekileri çıkarttırıp gönderdiğini hatırlıyorum. Hatta bir arkadaş aman ben sana o elbiseden yapayım diye yapıp göndermiş, aklımda kaldığından değil arkadaşlar sadece yani vermek bu derecede vermek ahirete inanmadan mümkün mü sizce? Çünkü o insandan mesela bir taraftan da diyelim işte köyde dönen dedikodular bu Anadolu'nun da ben hiçbir zaman kimse kusura bakmasın şu anda bin olduk muhakkak her yerden birçok insan var içinizde ama böyle büyük şehirlerde bir Anadolu fantazisi var arkadaşlar orada yaşamayanlar
Kanaatim, kişisel ölümümüze de işaret var; yani Azrail'i gördün, bir sayfa geldi dedi. Yani, "Efendim, bitti." Hani ne bir kelime edebilirsin o anda, bir tartışmanın içindeysen; ne arkandaki bıraktıklarınla ilgili bir tek cümle, bir tek kelime söyleyebilirsin. Hatta ben biraz polisiye izlemeyi severim. Hani biliyoruz ki, kendisini öldüreni tam söyleyecekken ölür mesela. Baktık, kendini öldüreni bile söyleyemez; yani kimin? Ee, kimin kendisini öldürdüğünü, kötülük ettiğini söyleyemeyecek durumda. Efendim, işte onlar böyle çekişirlerken, başlarına bir sayhayla bu iş geliverir. "Kişinin ölümü kendisi için kıyamettir," der Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Ben de buna cihan gönülden inanırım. Yani onun söylediği her söze tabii inanıyoruz da, buna böyle çok içtenlikle… daha doğrusu şöyle; sanırım bu hadisi görmeden önce de ben böyle düşünüyordum, o bakımdan böyle çok hoşuma gitti bu hadis-i şerifi görmüş olmak. Neden? Çünkü ben gençliğimde böyle işte bu işlerle ilgilenmeye başladığımızda, ki ortaokul öğrencisiyken, okula meali götürüp teneffüslerde arkadaşlarla işte onlar üzerinde konuşur, tartışırdık; ne kadar yapabiliyorsak, çocuğuz çocuğuyuz yani, ortaokul öğrencisiyiz. Düşünmüştüm bunu yani; ben öldükten sonra kıyamet ne zaman koparsa kopsun fark etmez ki; ister 5000 yıl sonra, ister 10.000 yıl sonra zaten oradan sonra arkadaşlar solucan deliğinin öbür tarafına geçiyorsun yani. Zaman, oradaki zaman kavramı da şimdi buradaki zaman kavramı değil artık. Dolayısıyla, hani ben öldüm diyelim, bir ay sonra kıyamet kopacak, Allah korusun diyelim ki benim de biraz kabir azabı çekmem gerekiyor, belki de o bir ay bana 5000 yıl gibi yaşatılacak değil mi? Bilmiyoruz ki bu zaman meselesi… biraz geniş düşünmekte yarar var arkadaşlar. Bakara suresinde Üzeyir aleyhisselam olduğu söylenen, hani bir ismi geçmiyor ama o olduğu söyleniyor tefsirlerde, bir zatın yolculuk sırasında bir köyde, ama harabe, harabe olmuş bir köy, böyle sadece kalıntılar kalmış, orada konakladığında, efendim, "Allah'ım yarabbi, burada yaşayanları sen nasıl dirilteceksin?" dediğinde Cenab-ı Hak onu öldürüyor, 100 yıl sonra diriltiyor. "Ne kadar kaldın?" diye soruyor. "100 yıl sonra" diyor ki, "işte birkaç saat. Çünkü mola verdim, uyudum. Şimdi de uyandım, birkaç saat." Peki, eşeğine bak diyor, eşeğin sadece kemikleri kalmış, birkaç tane kemiği kalmış. Peki, yiyeceğine bak diyor, yiyeceği hiç bozulmamış. Yani aynı mekanda 3 tane varlık için zaman farklı farklı işleyebilir; çünkü zaman bir mahluktur, Allah'ın elindedir arkadaşlar. Dolayısıyla ben öldükten sonra ister bir ay sonra kopsun, ister 5000 yıl daha yaşasın dünya, benim ölümümle zaten benim kıyametim kopmuştur, amel defterim kapanmıştır. Eğer arkada onu açık açık tutacak bir şey bırakamamışsam… buradan sonra arkadaşlar kıyamet ahvalini anlatıyor, çok uzun uzun kıyamet ahvalini anlatıyor Rabbimiz. 51 birlikte ve nüfi kafiye suri ve ilahi minel ecdad ilah Rabbim yansıyul sura üfürülür. Bir de bakarsın ki İbrahim… bir de bakmışsın ki sura üfürülür, üfürülmez yani onlar kabirlerinden Rablerine doğru böyle akın akın geliyorlar, kabirlerinden böyle ot biter gibi yani öyle tasvir edebiliyorum, yerden ot biter gibi hızlandırılmış… bir ot var ya böyle filmler var, videolar var, işte bir şeyin bitkinin çıkışının hızlandırılmışı; o nasıl böyle yerden çıkıyor, insanlar kabirlerinden böyle kalkıp Rablerine doğru, hani böyle kaçış da yok. "Eğlenme far" diyor kıyamet gününü anlatan bir ayeti kerime. Kaçış nereye? Nereye kaçacaksın şimdi? Bugün şey diyor yani, "ben şurada sığınayım, arkada kalayım" falan öyle bir şey de yok artık. Ondan sonrası senin iradene bırakılmış değil. Efendim, Rablerine doğru yollarını tutmuşlar. "Alo!" derler ki o kabirden kalkanlar, "yağ ve ilena yazıklar olsun bizlere! Eyvah bize! Yani ben affederim. Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti? Hala Rahman." İşte bu Rahman'ın verdiği sözmüş, gerçekmiş bu ve sadakal nurselun ve peygamberler de doğruyu söylemişler diye böyle o kalktıkları anda akılları başlarına gelir. Peygamberler bize doğruyu söylemiş, Rahman'ın vaadi gerçekmiş. Hani az önce demişlerdi ya, "ne zaman olacak bu? Madem doğruysanız söyleyin," demişlerdi. Efendim, böyle bir şeyle korkunç bir pişmanlık ve endişe duygusuyla kabirlerinden kalkarlar. Ve nüfufi hafif suri, ikinci nefadır diyor Elmalılı Hamdi Yazır. Çünkü birinci nefada bütün canlılar ölür, ikinci nefada… sonra iki defa üfürülecek. Efendim, ikinci nefada ise tekrar böyle kabirlerinden dirilirler. Bu da Zümer suresinin 68. ayeti ile delillendiriyor. Çünkü tüm menünün tekrar üflendiğinde diye ikinci bir üfürüş olduğunu oradan biliyoruz. Onlar cemiye onu topluca hepsi le de kavurun bizim katımızda, huzurumuzda hepsi getirilmiş, dizilmiştir. Tek bir haykırışla, "felyume!" işte bugün. Öyle bir gündür ki, "la tuzla mu nefsün şey," yani hiç kimseye zerrece zulmedilmez, haksızlık yapılmaz. Olumsuz cümlelerdeki nekreler umum ifade eder kuraldır bu Arapçada. "La tuzla mu nefsün," hiç bir nefse zulmedilmez. Nefsün bakın nekra geldi. Şeyh en o da nekra geldi. Hiçbir nefse; yani hiçbir kişiye en ufak bir şekilde, akla gelebilecek en ufak bir haksızlığın yapılmayacağı gündür bugün. "Vela" üzerine onlar cezalandırılmayacaklar da illa makun tüm… siz affedersiniz veya türlerine siz cezalandırılmayacaksınız. Cümlenin gelişi o kadar güzel ki arkadaşlar. Şimdi bunu düzgün cümle olarak çevirdiğinizde o vurgu olmuyor. "Vela siz cezalandırılmayacaksınız illa makun tüm" termalıyorsun, sadece yaptıklarınızla cezalandır siz. Yani eğer o gün bir ceza görecekseniz, o gün göreceğiniz azaplar, cezalar, sıkıntılar bir haksızlık değil. Cenab-ı Hak o gün sizi asla zerre kadar haksızlık yapmayacak, başınıza gelecek olan, o gün başınıza gelecek olan her şey yaptıklarınızın karşılığıdır diyor ayeti kerime. Sonra burada arkadaşlar cennet ehline dönüyor. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in üslubudur bu; cennet ehliyle cehennem ehlini, iyilikle kötülüğü böyle hep peş peşe anlatır, mukayese; çünkü daha iyi zihinde oturmasını sağlar. Mesela zihninizde tam oturmamış gibi kelime varsa, onun zıttını öğrendiğinizde o kelime daha güzel oturur zihninizde. İnin ashab-ı kerimeden itibaren de efendim cennet ehline geçer Rabbimiz. Orada bırakalım. Bugün 12 dersimizi yaptık inşallah, üçüncü ders ise cennet ehlinden kaldığımız yerden devam ederiz efendim. Çok dua istiyor, herkes dua bekliyor. Rabbim evlatlarımız için, onların dünyalarına, dinlerine en hayırlı olacak, onların insanlıklarına, ahlaklarına, müslümanlıklarına en hayırlı olacak, onları en yüksek mevkilere… bu anlamda yani en yüksek mevkilere çıkaracak… hani bize İbrahim suresinde öğretildiği gibi efendim dua ediyor orada mıydı? Rabbena hep bina yok. Furkan suresinde hep nenemin bizi muttakilere önder yap ey Rabbimiz diye neslimize böyle dua etmemizi bize öğretiyor Allah Teala. Böyle muttakilere önder olacak güzel mevkilere, içecekleri güzel dostluklar kuracakları, güzel insanlarla tanışacakları, hayatları boyunca pişman olmayacakları bir yara yerleşmelerini nasip etsin Allah Teala. Böyle de dua etmiş olalım. Allah'a emanet olunuz. Hayırlı sabahlar herkese, tekrar hayırlı hafta sonları.