📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

KÂFİRCE İŞLENEN BÜYÜK GÜNAHLAR #iman #amel

Concept Diggers Rüştü Emir50:52

Transcription

Değerli kardeşlerim, bugünkü konumuz, münafıkların yönetime geldiğinde ne yapacakları, ekini ve nesli nasıl helak ettiklerine dair bir ayet-i kerime üzerinde duracağız ve kafir işlenen büyük günahlar. Bunu işlemeye gayret edeceğiz inşallah.

Değerli kardeşlerim, gerçekten bu konuları Kur'an'ı merkezli bir anlatım yaparken kelimeler ağzımdan nasıl dökülüyor, ben de hayret ediyorum. Kur'an kendi kendisini anlatıyor, bizim haşa yaptığımız bir katkı yoktur. Mucize Kur'an'a aittir. Yemin ederim, ben de sohbetimi bazen bir, iki, hatta üç defa kendi sohbetimi dinliyorum ve kendim faydalanıyorum. Çünkü gerçekten böyle bir Kur'an'ın mucizesi vardır. Cefri Len Amerikalı, daha önce ateist bir matematik profesörü olan değerli muhtedi, ihtida etmiş, Müslüman olmuş olan değerli profesör hocamız bunu defaatle vurguluyor. Diyor ki: "Kur'an'ın ilginç bir üslubu var. Kur'an sizinle konuşuyor. Kur'an canlıdır. Kur'an hayata okunur. Kur'an yaşayan bir kitaptır. Haşa, tarihsel bir metin değildir." Onu sizinle bugün daha iyi, daha yakından mercek tutacağız bu konuya inşallah.

Değerli arkadaşlar, bazen ara verip bir yudum çay içiyorum. Çünkü ses tellerimi ısıtmaması denilen, sesimin böyle mikrofonik olması ondandır. Aslında bu bir arızadır. Belki çok konuşmaktan, belki böyle mitinglerde filan bir zaman çok böyle şeydi, aktifti. Yani siyasette çok bağırmaktan filan ses tellerim zarar görmüş. Onun için özür diliyorum. Arada ara verip bir bir yudum su, çay veya su içiyorum arkadaşlar.

Değerli kardeşlerim, Kur'an ameli esas alır, işi, eylemi esas alır. Kur'an ama Ehli Sünnet iki dudak arasında çıkan lafı esas alır. Hani bir zamanlar size söylemiştim, Cübbeli'nin Ehli Sünneti ifade eden korkunç bir cümlesi vardır. Bir kişiyle annesiyle bir kişi annesiyle işte nokta nokta nokta nokta babasını öldürüp kafatasıyla içerken, özür dilerim, onu tekrarlamaya benim vicdanım el vermiyor. O kadar korkunç bir cümle ki, "Bunları diyor, inkar etmedikçe kafir olmaz." diyor. Bundan dolayı Ehli Sünnet ve Mutezile birbirinden ayrıldılar, biliyorsunuz. Vası Bin Ata ile Hasan Basri, sırf bu yüzden büyük günah işleyen dinden imandan ayrılır dedi Mutezile. Ehli Sünnet ayrılmaz dedi. İkisi arasında, iki görüş arasındaki büyük fark bundandır.

Ehli Sünnet, Kur'an'ın kadim olduğuna inanır. Mutezile, Kur'an'ın mahluk olduğuna inanır. Mihne hadiseleri patlak vermiştir. Bu yüzden Harun Reşid'in oğlu, oğlu Memun zamanında. Memun ve Harun Reşit mutezili idi, akılcı idi, bilime taraftardı. Bilim, bilim, bilim yaptılar. İslam aleminin en parlak dönemleridir. Ehli Sünnet dedi ki: "Hayır, bilime gerek yok. Kur'an her şeyi söylemiştir. Arkasından da Peygamberimiz her şeyi açıklamıştır. Hadisler bize yeter." Hadis tedvini, hadis toplanması, hadis ilimleri ile meşgul olmak ilmin ta kendisidir dediler. Ve Ehli Sünnet o gün bugündür böyle. Aklı dondurduğun için, nedenselliği rafa kaldırdığı için, bilim nedensellik üzerine kurulur. Dolayısıyla biz Ehli Sünnet yüzünden ve Şia yüzünden İslam alemi bugün medeniyetler yarışında nal hale gelmiştir. Bunu defaatle vurguluyoruz.

Evet, Kur'an ameli esas alır. Bütün mesele buradadır. Kadim Kur'an anlayışının da temelinde bu vardır. Kur'an kadimdir. Ehli Sünnet'e göre bunu böyle söylemezseniz kafir olursunuz. Bir ilahiyatçı arkadaş, biraz Ehli Sünnet'e meyyal ama çoğunlukla bizden, Kur'an merkezli düşünür. İsmini söylemiyorum. Sünnilerin içinde dedim ki: "Kur'an kadim midir, mahluk mudur arkadaş?" Dedik: "Mahluktur. Kadim olur mu?" "Ehl-i Sünnet'e göre sen kafir oldun zaten." dedi. "Biz Ehli Sünnet'in kafiriyiz." dedim. Tamam da, bir daha da seni sünnilere kaptırmaya artık. Bu deklarasyon %100 kesin bir sünnilerle bizim aramızdaki bir ayrım.

İnancı neden ne demek, biraz açıklayayım. Kadim Kur'an demek, Kur'an Allah ile beraber, Sübhanu ve Teala, ezelde var olan bir kelamdır. Vakti geldiğinde dünya semasına indirilir. Oradan da Cebrail vasıtasıyla Resul'ün kalbine getirilir. Kadim Kur'an böyle inanır. Halbuki mahluk Kur'an, Allahu Teala olaylar üzerine, devrin şartlarını da göze alarak yarattığı ve gönderdiği ayetlerdir. Yani Kur'an kadim değildir, Allah gibi değildir, Allah değildir. Kadim, yani Kur'an Allah değildir, kadim değildir. Kur'an mahluktur, Allah'ın yarattığı ve söze çevirdiği Allahu Teala'nın ayetleridir. Yani ikisi arasındaki fark budur.

Ne olur böyle düşünsen? Ne olur? Niye mihne hadiselerinden yüzlerce kişinin, binlerce kişinin kellesi gitmiş? İşte bir sürü olaylar olmuş, acı olaylar. Neden? Çünkü bu işin temelidir. Bak, Hristiyanlar İsa'yı tanrının katına çıkardılar. Tanrı, Allah üçün üçüdür dediler. Ve Kur'an'ın ifadesiyle, "Allah üçün üçüdür diyenler kafir olmuşlardır." Baba, oğul, kutsal ruh üçlü teslis, triniti Hristiyanların esası olmuştur. Paulus mu yapmış, kim yapmış bilmiyorum. Genellikle Paulus'a izafe ederler. Hz. İsa'nın böyle haşa böyle bir şey söylemesi mümkün değil. Kur'an'la sabittir. Allahu Teala Hz. İsa'yı sorguya çekiyor: "Hayır ya Rabbi, benden sonra bu şirke düştüler. Bunu sen benden daha iyi biliyorsun." diyor.

Efendim, Müslümanlar da böyle yapmasın. Peygamberi putlaştırmak çok sert önlemler almıştır. İkide bir Kur'an'da en eş de ki: "Ey Ey Muhammed, ey Resul, ey Nebi, de ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Benim sizden farkım bana vahy ediliyor. Ben de onu size aktarıyorum. Benim sizden fark sadece farkım budur. Beni ilahlaştırmak vasıflarla övmeyin." Ama gelin görün ki, sala denilen, ezandan önce okunan sala denilen manifestoda peygamber ilahlaştırılıyor. Ve aynen Hristiyanlar gibi peygamberin kendilerini kurtaracağına, şefaat edeceğine inanıyorlar.

Geçelim, konumuz bu değil. Tamam, kadim Kur'an'la mahluk Kur'an arasındaki fark budur. Ehli Sünnet kadim Kur'an'a inanır. Dolayısıyla peygamberi ilahlaştırmak... Leheb suresinde Ebu Leheb'in cehenneme gideceğini, karısının da ona odun taşıyacağını söyleniyor. Kadim Kur'an teorisine göre, Ehli Sünnet'in iman ettiği, bel kemiği yaptığı paradigmasının bel kemiği yaptığı, inanmayana kafir dediği bu teoriye göre, Ebu Leheb'in kafir olmasını Allah ezelde kadim olarak takdir etmiştir. O zaman Ebu Leheb demez mi: "Ya benim ne suçum var? Ey Muhammed, senin Allah'ın benim kafir olacağımı ezelde takdir etmiş." Onun için sakat bir mantıktır. Onun için artık hiçbir ilahiyatçı, artık Ehli Sünnet fanatikleri dışında böyle bir teoriye inanmaz.

Efendim, daha önce yine belirtmiştim, özet bu mukaddimeyi özet geçiyorum. Kur'an'a göre amel, iş, eylem esastır. Ehli Sünnet'e göre söz, laf esastır. Laf ile "La ilahe illallah Muhammed Resulullah" ya da şehadet getirirseniz, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdullahi ve resuluh" derseniz, bu yeterlidir. Sizin cennete girmeniz de, ne kadar günah işlerseniz işleyin, yanıp yanıp çıkacaksınız. Ehli Sünnet'in inancı böyledir. Oysa ki Kur'an'a göre böyle değildir. Kur'an iman ettiğinin belirtilerini amelde arar, lafta aramaz.

Ehli Sünnet'e göre "La ilahe"nin "la"sını dört elif miktar çekerseniz cennettesiniz. Bunu Cübbeli defalarca söylemiştir televizyon ekranlarından. Oysa Mülk Suresi 2'de der ki: "O Allah ki ölümü ve yaşamı..." Bakın, ölüm ve yaşam. Bugün son bilimsel gelişmeler ışığında ölüm ve yaşam aynı şeydir. Ölüm diye bir şey yoktur, yaşam diye bir şey yoktur. İkisi de aynı şeydir. Allahu Teala'nın gösterdiği bir dünya hayatı, evren bir hologram, bir simülasyondan ibarettir. Bu simülasyonu, bu hologramı Allahu Teala yarattı ki diyor, "Kimin daha iyi amel işlediği ortaya çıksın." Ahsen, en iyi. Hasen, ahsen, ihsan kelimesini daha önce bir videomuzda açıklamıştık. İslam'ın paradigmasında bel kemiğinden birisi hasen, ihsandır. Yaptığın işi en iyi şekilde yapmaktır. Bunu bu yüzden, bu bu İslam'ın Kur'an'ın paradigmasıdır. Ama Ehli Sünnet davranışın hiçbir önemi yoktur. Namaz, şehadet getir, namaz kıl, tamamdır.

Yasin 65 yine muhteşem bir manifestosudur Kur'an'ın. Ne diyor? "O gün nahtimu, mühürleriz, kapatırız alihim, ağızlarını. Tük, bizimle konuşurlar. Eydihim, elleri ve o gün..." O gün yalan söyleyenler, yalana alışmış olan bu bu bu Ehli Sünnet'in hepsinin, bu geleneksel Müslümanların ve müşriklerin ağızlarını kapatırız. Bizimle konuşurlar. Ayakları şehadet eder yaptıklarına dair. Eller ve ayaklar ne yapar? Amel yapar, iş yapar. Ağız ne yapar? Laf yapar. Allah lafa bakmaz, bakmıyor diyor. Yani onlar yalan söylemeye alışmıştır, mitomani hastaları. Bana da yalan söyleyecekler. Allahu Teala diyor: "Allah sizin yalanlarınızı dinleyecek. Allah sizin derilerinizi, göz retinalı, ayaklarınızı, ellerinizi konuşturacak." (Bakara 93) Bu da evvel emirde Mekke müşriklerin, şimdi ise bütün müşriklere müthiş bir hitap.

Sudur. Kur'an der ki: "Kul, de ki: Ey Resulüm, onlara de ki: Eğer siz Müslüman, mümin, Ehli Sünnet vel Cemaat, fırka-i naciye olduğunuzu iddia ediyorsanız, ey Hristiyanlar, Yahudiler, ehli kitaba da söylüyor, siz bizden başka kimse cennete girmeyecek diyorsanız, ey müşrikler, bu Muhammed nereden çıktı, fitnedir bu, biz asıl Müslümanlar biziz, Kabe'nin sahibiyiz, Kabe'yi biz tamir ediyoruz, imar ediyoruz, hacılara su veriyoruz, kurban kesiyoruz, deve kesiyoruz, bizden daha iyi Müslüman mı var diyorsanız, eğer Kur'an diyor, de ki: Eğer imanlı olduğunuzu iddia ediyorsanız, bu yaptıklarınız ne? İmanınız size ne kötü şeyi emrediyor?" Neye bakıyor? Kur'an lafa değil, lafa değil, lafa değil, işe bakıyor. Yani şirketler müşteri memnuniyeti ölçerler. Gider, şirket bir sürü para verir, müşteri memnuniyeti ölçen şirketlere bakın bakalım, benim müşteri ettiğimde itibarım nasıldır? Bunu ölçün, bana rapor getirin der. İşte melekler de Allahu Teala'ya götürdükleri rapor, insanların iman ettiğini iddia edenlerin amelleridir, işleridir. Şimdi o işlere bakacağız biraz sonra.

Ona bakacağız. Bu özet, mukaddime kısmı bitti. Efendim, İslam'ın, İslam'a girişinin ilk şartı, girdikten sonra yapılması gereken şeyler üzerin şeyler. Yani bugünkü gelenek, in oluşturduğu İslam'ın, İslam'ın şartları diyor ya, birkaç kalem ritüel, lafla iman ettiğini söylemek ve birkaç kalem ritüelden ibaret hale getirilmiştir. Kur'an'ın bütününü esas alan Resul Nebi aleyhisselamın da buna aykırı davranması mümkün değildir. Kur'an'da can, nebi, resul de canlı bir Kur'an'dır, canlı bir vahiydir. Bunu esas almaz. Nebi'nin hayatında esas almaz, almaz. Nebi aleyhisselamın asıl sünneti olan sosyoekonomik konulardaki görüşlerini de esas almaz. Sadece şekilsel Arap adeti olan giysisini, yediklerini, içtiklerini, saçını, sakalını, bıyığını esas alır. Buna sünnet der Ehli Sünnet. Asıl Nebi'nin davranışlarına, Kur'an'ı hayata tatbik etmekteki prensiplerine bakmaz. Hiç bakmaz. Ahlak, adalet, adil bir sosyoekonomik düzen talebi, yoksulların doyulduğu bir infak, İslam'ın şartları arasında yoktur. Belli belirsiz bir zekat koymuş ama o da kırkta bir'e indirmiş. Arap topraklarının örfüdür kırkta bir. Kur'an asla kırkta birden söz etmez. Kur'an bunun tam tersinden söz eder. Der ki: "Cimri çoğunu tutarsınız, sımsıkı kendinize ayırırsınız, azını Allah yolunda infak edersiniz." Böyle bir infak sizi cennete götürmez.

Kur'an'ın kıble kavramı... Kur'an, Ehli Sünnet'in kıble kavramıyla örtüşmez. Kur'an kıbleyi bir Allah'a yönelme, Allah'ın otoritesini kabul etmek, Allah'ın hükümranlığı dışında başkasının hükümranlığını kabul etmemek, Allah'ın hükmü dışında başkasının hükmünü kabul etmemek anlamında alır. İsrailoğullarına der ki, İsrailoğulları için geçen ayette, keşke alsaydım... Prompt yanımda değil, onun için oraya kaydetmiştim. İsrailoğullarına der ki: "Evlerinizi kıble edinin." Bir ayet. Siz internetten bulabilirsiniz, Google amcaya sorarsanız size gösterir. Hangi ayet? İsrailoğullarına dedik ki: "Evlerinizi kıble edinin." Musa Aleyhisselam'a inanan İsrailoğullarına. Ne demek? Vahyin öğretildiği, hayata geçirildiği mekanlar olsun evleriniz. Bu anlamda kıble demek, Allah'a yönelmek demektir. Ama siyasi bir anlamı da var. Bakın, kıblenin siyasi bir tarafı da var. Neden var? Efendime söyleyeyim, biliyorsunuz yine o ayetleri, ben rakamını aklımda tutamıyorum. Bütün mihraplar, camilerde üstünde yazar bu ayet. "Mescid-i Haram yüzünü Mescid-i Haram'a çevir." Bu ayet... Bu ayetin önceki ayetlerinde Kur'an der ki: "Nebi aleyhisselama yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Ey Nebi, ey Resulüm, senin hoşnut olacağın bir kıbleye seni döndüreceğiz. Hah, şimdi artık yüzünü Mescid-i Haram'a çevir." Daha önce rivayete göre kıble Yahudilerin merkezi olan Kudüs, Beytül Makdis idi. Dolayısıyla sanki Müslümanlar Yahudilerin, Yahudilerin kıblesine uyuyor, onların otoritesini kabul ediyor gibi bir anlam ortaya çıkıyordu. Onun için Nebi Aleyhisselam kendine ait bir kıble, kendisine ait bir otorite, kendisine ait bir sistem olmasını arzu ediyordu ve Cenabı Hak da bu arzusunu yerine getirdi. Yani sadece namaz kılmak için yönelen bir yön, bir Direction yön değildir. Yani kıble arkadaşlar, kıblenin böyle derin bir manası vardır Kur'an'da. Ama şeye göre Ehli Sünnet'e göre böyle şey, kıbleyi gösteren işte kıble pusulalar icat edilmiş. Sadece Kabe tarafına şekilsel olarak namaz kılarken yönelmeyi ifade eder. Başka bir şey ifade etmez. Aslında bugün Ehli Sünnet ülkelerinin gönüllerinin kıblesi Washington'dur, Tel Aviv'dir. Ama şekilsel olarak namaz kılarken kıbleye yönelirler. Özellikle Araplar. Araplarda Tel Aviv olmayan, Amerikancı olmayan var mı? Yok.

Değerli kardeşlerim, onun için bu Kur'an'ın kavramlarını doğru yerli yerine oturtmak lazım. Bu Ehli Kitaba söylediğini, bugün Kur'an aslında Ehli Şia ve Ehli Sünnet'e de söylüyor. Kelimelerin yerlerini değiştirdiler. Kur'an der, Bakara suresinde numarasını yine unuttum, "Kelimeleri, Allah'ın kavramlarını olması gereken yerden kaydırdı, başka tarafa koydular, anlamını değiştirdiler, anlamını saptırdı." Kur'an'ın tahrif edilmesinin bir yolu da budur. Kur'an'ı rafa kaldırdılar, kavramlarının içini boşalttılar. Yoksa Kur'an lafzi olarak tahrif edilmemiştir. Bugün elimizde duruyor, indiği gibi. Onun için Kur'an, Kur'an'ı sürekli vurguluyoruz. Kur'an elimizde ama mihraplarda, minberlerde anlatılan İslam'la Kur'an'ın hiçbir alakası kalmamış.

Bakın, Ehli Sünnet'le Şia, şey, Kur'an arasındaki çok komik farklar vardır. Ehli Sünnet dedik ki, şeye esas alır, lafı esas alır, şekilsel ritüelleri esas alır. Kur'an ise ameli esas alır, gerçek imanı esas alır. Bakın, Suudi Arabistan'da Cidde'de yaşayan bir kardeşim, arkadaşım var. Orada 5-6 sene kalmış. Rüşt abi dedi, şimdi Cidde ile Cidde, if, o şehirlerle Mekke, Medine farklıdır. Ben oralarda gezdim. Yani Cidde'de falan gidip gezdim. Mekke, Medine'de daha ziyade hacılar vardır, umreciler vardır. Pek Suudi'nin yerlisine rastlamanız yabancı da yoktur. Çünkü Mekke, Medine'ye Harem bölgesine şekilsel olarak Kur'an'ın emrine güya uymuşlar. Suudiler, müşrikler giremez. Kur'an diyor ki, bu bu bu yılınızdan sonra müşrikler buraya yaklaşmasın. Onlar yanlış anlamışlar da oraya girmeyelim. Onun için Mekke, Medine'de yabancılar olmaz, açık saçık gezen kadın olmaz. Amerikalılar pek göz görünmez. Yani varsa da sokaklarda pek dolaşmaz. Ama Cidde'ye giderseniz, Taif'e giderseniz, yani bizim İstanbul, Ankara'dan farksız bir manzara görürsünüz. Tamam, şafıl da var ama açık saçık gezen, yani dekolte gezen kadınlar da var. Yani şey, Amerikalılar var, İngilizler var, yabancılar var. Ama ve lakin orada bile şu uygulama devam eder. Arkadaş diyor ki, ben de rastladım. Yatsı namazında dedik ki: "Biz dönüp Mekke'de kılalım, vaktimiz sınırlı, biraz alışveriş yapalım." Cidde'yiz. Birdenbire ezan okundu. Hemen polisler çıktı: "Salah, salah, yallah, salah!" dediler ve şey, insanlar da akın akın mescide gitti. Biz de utandık, gittik. Yatsı yine mescitte kıldık, camide. Böyle bazı şehirlerde Suudi Arabistan'da sopayla, copla polisler döverek camiye tıkarlar milleti. Ya Allah, salah, salah, yallah, salah! derler. Haydi namaz, haydi namaza derler. Sokakta kimse kalmaz. Benim arkadaşım, ismini vermiyorum, ayıp olur çünkü dedi ki: "Vallahi dedi, Rüşt abi, çoğu zaman insanlar diyordu ki, biz abdestsiz girip kılıyoruz." O anda nereden abdest alırım? Sopayla tıkıyor bizi cami. Hadi yallah, salah! Arkadaşlar, bu uygulama halis muhlis münafık üretir. Zorla namaz kılmak neyin nesi? Ya zorla namaz kılan abdestsiz namaz kılar. Abdestsiz namaz kılınca kafir olur. Çünkü şey, abdest namazın ön şartı sayılmış Kur'an'da, bugünkü Ehli Sünnet yorumuna göre en azından öyle. Abdest siz namaz olur mu? Besmele, besmele çekerek şarap içilir mi? Hayır. O zaman küfre girilir diyor şey, Ehli Sünnet inancı. E sen ona zorluyorsun, adamların münafıklığı zorluyorsun. Yallah, salah! Adam abdestsiz namaz kılıyor. Ve ayrıca namaz kılmayan dört mezhepte de öldürülür. Yahu, ölüm korkusuyla Allah aşkına ya, söyler misiniz? Ölüm korkusuyla ibadet olur mu ya? Bu absolü münafıklık değil de nedir ya?

Ya ama öyle ya. Adam namaz kılmıyor diyelim. Namazın İslam'da olmadığına inanıyor. Şu anda bir sürü ilahiyatçı bile buna inanıyor. Namaz diye bir şey yok diyor. Sonradan bu Kur'an'ın Salat emri değildir, bu namaz. Ehli Sünnet iktidar olsa, bu düşünce onları hepsinin kellesini keser. Adamlar da mecburen münafıkça namaz kılarlar. Yani adam kelle dicek arkadaş. Ben sen olsan, namaza inanmasan bile Ehli Sünnet iktidarında, bu cihatçılar iktidar olsa, IŞİD, Taliban, Boko Haram, El Nusra, yarın öbür gün HTŞ de bu sistemi getirirse şaşırmayın. Suriye'deki HTŞ, Ehli Sünnetçilerin bir bir münafıklığı da bir iki yüzlülüğü de şu. Ya arkadaş, sizin savunduğunuz şeyleri Taliban, IŞİD, Boko Haram, El Nusra, HTŞ hayata geçiriyor. Onların resmini koyuyor, aynaya akşama kadar onlara küfrediyor, tükürüyor. Lan sen kendi suratına tükürüyor musun? Sen böyle inanıyorsun. Adamlar senden samimi. Adamlar da bunu iktidar yapıyor. İktidar işte sokakta namaz kılmayanları dövüyor, çarşafa girmeyenler kadınları dövüyor, saçı göründü diye mahsan amini öldürüyor. Ondan sonra Ehli Sünnet budur, Şia budur. Neye tükürüyor musun? Yani suratına kendi atına. Sen sen de iktidar olsan, yani bu düşünceyle iktidara gelsen, Diyaneti de getirsen, desen ki Diyaneti şeriat kur. Diyanetin kuracağı şeriat da budur. Vallahi başka bir şey bilmezler. Bir sosyoekonomik adil düzenler fikirleri filan yoktur. Bilmezler zaten. Faiz haram derler ama faizsiz ekonomi nasıl yürüyecek en ufak bir fikirleri yoktur. Döviz alacaksın, altın alacaksın, yastık altına koyacaksın derler. Arkadaşlar, bundan daha büyük vatana ihanet olmaz. Yani milli parayı cebinde tutmayacaksın, yavru parasını ve altını tutacaksın, onu da yastık altına koyacaksın, yatırıma sevk etmeyeceksin, kenz yapacaksın. Kenz de Kur'an'ın direkt en büyük haramlarından birisidir. Helal bile kazansan kenz edemezsin. Karun gibi biriktiremeyen tutacaksın, gerisini Allah toplumun yararına infak edeceksin, üretime sokacaksın. Geçelim bunları anlatmıştık İslam'ın İktisat derslerinde.

Şimdi arkadaşlar, bugünkü esas konumuz şudur. Mukaddime çok uzadı. Esas konuya girmemiz zor şeydi, gecikti. Özür dilerim. Cehennemi hak ettiren, kafir, işlenen büyük günahlar. Şimdi Ehli Sünnet der ki: "Küfre ancak lafla girersin, imana da lafla girersin, lafla çıkarsın." Kur'an öyle demiyor. Amelle girersin. Söz bir manifestoda. Hatta bir ayette der ki: "Ve Araplar dediler ki: İman ettik." De ki: "Ey Resulüm, siz iman etmediniz henüz. Velakin 'Gul eslemna', velakin deyin ki: Biz Müslüman olduk." Müslüman olmak, iman ettik anlamına gelmiyor. Biz bir kimlik edindik, geldik ve senin Allah'ın Resul olduğuna ve ve ve Allah'ın bir olduğuna, Allah'ın ortağı, şeriki olmadığına iman ettik, ahirete iman ettik, falan, Kur'an'a iman ettik, senin getirdiğin vahiye iman ettik. Tamam. Bu Müslüman kimliğine girmektir. Henüz iman sizin kalbinize yerleşmedi. Bundan sonra davranışına bakacağız diyor Kur'an. Allah'a ve Resulüne uyarsanız, bu sizin için hayırlıdır, bir şey kaybetmezsiniz, kazanırsınız. O zaman ömrünüzün sonuna kadar yapacağınız işler imanlı olup olmadığınıza tanıklık edecek. Kur'an'ın Kur'an'ın yolu budur. Ama Ehli Sünnet, önemli olan lafla iman ettiğini söylemektir. Onun için amele bakmaz. Ama Kur'an amele bakar, bakarak amele bakar.

Ve cehennemi hak ettiren, kafir, işlenen büyük günahları ben Kur'an'dan şöyle çıkardım: Cehennemin küfür, kafirlik ve kafirce Allah ve ahiret yok farz edilerek, yokmuş gibi davranarak veya yok olduğunu açıkça söyleyerek işlenen günahlar için olduğu. Yani cehennem bunlar için olduğu. Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinden açık ve net bir şekilde anlaşılıyor. "Bu kafirin, cehennem kafirler için hazırlanmıştır." "Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi cehennemin ateşinden koruyun ki o cehennemin ateşi insanlar ve taşlardır." Yakıtı makıta yoktur. İnsanlar taş bir mekan içerisinde kendi kendine yanacaklar, yani kavrulacak cehenneme gittikleri için, böyle bir sınavı kaybettikleri için. Onu ben cehennem ayetlerinde açıklamaya çalıştım. Ona da dönmeyelim yine konuyu uzatmayalım.

Bakın, kafir işlenen günahlar neler olabilir? Yani bir kafir, kafir ne yapıyor da kafir oluyor? Ulan kafir dediğimiz adamlar bizden iyi davranıyor. İslam'lık endeksinde o birinci sırada çıkıyor. Sakın kafir bizler olmayalım, Allah muhafaza. Sınavı kaybedenler bizler olmayalım. Onun için bir bakalım Kur'an nasıl tarif ediyor kafir eylemleri. Bak bakalım. Bir, sapık bir ideolojiyi insanlara zorla dayatmak, binlerce insanın dünya ve ahiretini karartmak. Arkadaşlar, bu kafirlik budur. Firavunluk, tiranlık budur. Biz bakıyoruz bu İslam ülkelerinde var. Sopayla namaz kıldırmak, belli bir mezhebi dayatmak. İşte Şia, İran'daki gibi Caferi, İsna Aşeri. Bunu dayatıyor, anayasaya koymuş. Ya bir mezhebin, mezhep anayasayla dayatılıyor. Irak, insanlar istediği istediği şeye inansınlar. Ama adamlarda demokrasi var. Böyle bir zorlama yok. Kur'an'ın kafirlik dediği eylemlerin birisi bu. Sapık bir ideolojiyi insanlara zorla dayatmak. İki, faizin haram olduğunu inkar edercesine, ribayı, riba diyelim, Kur'an ifadesiyle ribanın haram olduğunu inkar edercesine ribayı kat kat yemek, milyonlarca insana kredi faizini ve haksız vergiyi fiyatların içine sokarak ödetmek. En fakir, asgari ücretli bir insana faizci kapitalist sistem faiz giderini fiyatların içine sokarak ödetiyor. Bundan büyük bir zulüm olabilir mi? Bundan büyük bir küfür, kafirlik olabilir mi? Kafirlik bu işte. Üç, gulül yapmak, kamu malını haksız yere zimmetine geçirmek. Ki Nebi Aleyhisselam gulül yapanın cenaze namazını kılmamıştır. Kimin cenaze namazı kılınmaz? Kafirin. Nebi Aleyhisselam da gulül yapanı, devlet malından çalanı, kamu malından çalanı kafir kabul etmiştir. Bu kadar basit. E böyle bir insanın mümin olması mümkün değil. Efendime söyleyeyim. Dört, Kur'an'ın dilini sarkıtıp soluyan köpek diye nitelediği din alimlerinden, ilmini tağuti iktidarlar lehine kullananlar. Akşama kadar mihraplarda, minberlerde bu faizci kapitalist, aşırı kapitalist, aşırı zulüm olan, fakirin aleyhine işleyen, fakirden alan, zengine pompalayan sistemi, sisteme rıza üretirler. Bu din adamları. Dolayısıyla bunların yaptığı işte küfürdür. Bunların arkasında namaz kılınmaz. Bunların hutbesi filan dinlenmez. Eğer küfrü, küfrü Allah'ın ayetleri aleyhinde işleyen sistemi meşru kabul edip buna, buna rıza üretiyorlar. İsa, onları dinlemeyin, onlar arkasından namaz kılmayın. Vebali bana ait. Beş, infak, sosyal adaleti, infakı, sosyal adaleti engelleyerek Maun Suresi'nde bu diyor, sapkın ekonomik modelleri uygulayarak milyonlarca insanı aç, açıkta bırakanlar. Namaz kılsalar bile ne diyor Maun Suresi? "Ve'l-mussallin, lanet olsun o namazcı." "Veyl", cehennem demektir. Niye? Çünkü salatlar andan gafildirler. Ne yaptıklarının farkında bile varmıyor. Şekilsel bir bir bir şey uyguluyorlar. Kutsal Kabe'ye karşı Mekke müşrikleri ıstık çalıp çapuk alkış çalarlardı. Evvel emirde onları söylüyor, ondan sonra da kıyamete kadar bütün müşrikleri, şuursuz patates çuvalı namazcı, İsrailci, müşrikleri, İsrail'i destekler, Amerika'yı destekler, gönlü sosyoekonomik düzenden yana değildir. İsrail bir iktidarı, Amerikancı bir iktidarı destekler ve onun ayakta durması için oy verir ama namaz kılar. İşte bu Maun Suresi bunları söylüyor. En ufak bir sosyoekonomik adaleti meneder, fakirlerin lehine hiçbir uygulaması yoktur. Tam tersine fakirden alıp zengine pompalayan bir sistem için çalışır ama namaz kılar. İşte bunlar, bunlar kafirce bir eylem içindedirler. Maun Suresi'ndeki lanetli namazcı bunlardır. Na lanet edilesi namazları budur.

Efendime söyleyeyim, cinsel sapıklığı, sapıklıkta çığır açanlar. Allah'ın emrettiği meşru yolları, Lut Kavmi gibi kapatıp fuhuş ve cinsel sapıklık yollarını açanlar, fuhuşu sektör haline getirenler. Muhafazakarım deyip ekranlarda akşama kadar zina etmiş olan yaşlı kadın erkekleri oynatanlar, zinayı suç olmaktan çıkaranlar ve tarihte görünmedi kadar zinayı yaygınlaştıran, gençlerin nikahlanması önünde duvarlar örenler. Fakirlikten gençler artık evlenemiyor, nikahlanmıyor. Geçen gün bir sağlıkçı arkadaş dedi ki: "Rüşt abi, ben evlenemeyeceğim dedi." "Neden ya?" "Adam maaşlı memur yani." dedi. "2 hesapladım, 2 milyon lazım bir düğün için. Ben vallahi bu parayı veremeyeceğim dedi." Oysa ki nikah o kadar sade bir törenden, nikahı Kur'an'ın nikahı, Ehli Sünnet'in nikahı, Kur'an'ın boşanması, Ehli Sünnet'in boşanma, boşanma konusundaki uygulamalarını bir video yapmıştım. Lütfen ona tekrar bakılsın. Korkunç bir fark var.

Efendim, ana babaya işkence edecek kadar insanlıktan çıkanlar. Kur'an anaya babaya ve bil valide ihsan, ana babaya iyilik edin diyor. İsra Suresi'ndeki 12 emirden biri budur. O kadar insanlıktan çıkmışlar ki, ana babanın parasını almak için onlara işkence yapıyorlar. Ana baba yaşlandığında onları sokağa atıyorlar. Bu nasıl bir insanlık ya Rabbi? Bu kadar insanlıktan çıkmışlar. Bu da kafir bir eylemdir.

Kanserojen ve zararlı maddeleri gıdaya katıp binlerce insanı hasta edip öldüren gıda teröristleri kafirdir, kafir. Bunların ithaline, satışına rüşvet alıp göz yumanlar, brusellalı, şarbonlu etleri halka getirenler vallahi de kafirdir, billahi de kafirdir. A bu yüzden Allahu Teala beni hesaba çeksin. Ben Allah'ın ayetlerini söylüyorum. Bu küfür budur. Yani laf değildir. İnsanların kanser olacağını bile bile kanserojen maddenin ithaline izin verirsen, ey bakanlık mensubu, ben bakanlıkta çalıştım, bunu yapanları gördüm. Bu gözler bunu gördü. O zamanlar o ilk dönemlerde yine dürüst insanlar vardı. Fakat şu anda hiç, hiç, hiç, hiç, hiç yok. Yani isteyen istediği kadar çalabilir, istediği kadar rüşvet alabilir. Arkadaş, bu nasıl iş ya?

Efendim, tarımın bilerek katledilmesi, çiftçiye verilmesi gereken desteklerin verilmeyip köylerin boşaltılması, hayvancılığın yok edilmesi ve sırplardan oradan buradan gavurların etinin getirilmesi, onlara milyarlarca dolar, milyonlarca dolar verilmesi. Bu bu bu kaynağın çiftçiden, hayvancılıktan yapandan esirgenmiş geliyorum arkadaşlar. Bunları gördüm. Avrupa hayvancılık ile kalkındı. Avrupa tarım ve hayvancılıktır. Fakat bizde bir hayvancılık bakanlığı bile yoktur. Bunu söylediğim için beni karar listeye aldılar. Ben söyledikten 15 sene sonra yine AK Parti hükümeti tarafından, bak iyisine iyi derim, hayvansal üretim Genel Müdürlüğü kuruldu. Hayvancılıkla ilgili bir birim bile yoktu tarım bakanlığında. Vallahi yoktu, billahi yoktu. Yabancılar geliyorlardı, hayvancılıkla ilgili seksiyonunuz neresi diyordu, apışıp kalıyorduk. Yoktu çünkü. Ya hayvancılık gibi katma değeri yüksek bir tarımın kolu Türkiye'de senelerce ihmal edilmiştir. Tamamen şavaklılar, yörüklerin göçer hayvancılığına, o verimi çok düşük yerli ırklara dayanan bir hayvancılık vardı. O da bitti terör vasıtasıyla ve köylerden şehirlere göç vasıtasıyla. Bu yerli ırklar, bu çok kısa otları yiyebilen, bununla kıt kanaat geçinebilir yerli sığır ırkları, yerli kara ırklar, güney Amerika kırmızı, güney Anadolu kırmızısı. Bunlar bitti. Ama Holstein inek, Montofon, Simmental inek, bunlar böyle kısa otları otlayan, aç kalır. Bunları sürekli hazır yemle beslemeniz gerekir. Dolayısıyla hayvancılık büyük işletmelerin yapabileceği bir şey haline geldi. Dolayısıyla hayvansal ürünler inanılmaz şekilde pahalılandı. Et alabiliyor musunuz sofranıza? Süt ürünleri, peynir, çocuklarınıza yedirebilir misiniz bunları? Bilerek baltalamak, bunları bilerek baltalamak da arkadaş küfre eşdeğer bir sapıklıktır. Anlatabildim mi?

Bu bunu bir ayet-i kerime üzerinden izah edip konuyu kapatacağım izninizle. Değerli kardeşim, Bakara 205. Güncel meal bu meal bana ait. Ben kimse, ben Arapça öğrendikten sonra kimsenin mealine takılmıyorum. Ama bakıyorum, yani bütün meallere bakıyorum. Belki benden iyi yakalayan olmuştur. Diyor ki: "Tevealla, arkasını dönüp geri gittiği zaman, insanlıktan davasından ayrıldığı zaman, dinini davasını sattığı zaman, dünyalık için." Birinci manası bu. Tevealla, bu demek. Yani geri döndüğü zaman. Birçok ayette geçer. Yani Allah'ın Resulünün mesajına tevealla yapıyor, dönüp gidiyor. Ya arkasını dönüp gidene desen bir şey anlatamazsın diyor Kur'an. Sen ancak sana kulak veren anlatabilirsin. Bu insanlar özgürdür, yani kabul eder etmez. Senin görevin tebliğ etmektir diyor Resulüne. Ama bu burada böyle birisinden bahsetmiyor. Burada münafık bir tipleme bahsediyor. Bir zaman mümin, Müslüman, İslamcı olan ama dünya menfaati için davasını satan, arkasını dönüp davasından dönenden bahsediyor. İkinci manası tevealla, valilik anlamına da geliyor. Ve orada veli kelimesi var. Tevealla, valilik makamına, yani yönetime geçtiği zaman, yani özerkliğini ilan edip ana ana akımdan, ana hidayet merkezinden yüzünü çevirdiği zaman, başka tarafa döndüğü zaman ve bu, bu, bunun ikramiyesini nem içinde söylüyorum, alıp Siyonizm merkezlerinden iktidar vizesi aldığı zaman, başka dostlar tuttuğu zaman, o ülkede fesatlık çıkarır, ekini ve nesli helak etmeye çalışır. Allah fesatları sevmez." (Bakara 205)

Arkadaşlar, bu bu medeni bir ayettir. Medine'dedir. Çünkü Mekke'de böyle bir münafık tiplemesi yoktu. E demin söyledim, Maun Suresi Mekki'dir. O Maun Suresi müşrikler namazından, salatan bahseder. Ama bu Bakara 205, Müslüman kimliğini aldıktan sonra davasından dönen münafıkları resmediyor. Bu çok önemli. Bak burası, bunu kaçırmayalım arkadaşlar. Bu bu ayette geçen "ve'l-hers", hars ne demek? Toprakta yetişen her türlü ürün demektir. Hars. Evvela toprağın korunması, bitkilerin genetiğinin korunması. Bugün tohumu İsrail'den alıyoruz. Dikkatinizi çekerim. Gen merkezlerimizi koruyacağız falan, hepsi palavra. Elimizde bir yerli domates, hıyar, biber tohumu kalmadı. Karpuz, kavun tohumu, hıyar tohumu kalmadı. Hepsi İsrail'den geliyor. Tarladan sofraya gıda emniyetinin korunması, sağlıklı ve bol bitkisel ve hayvansal üretim, milli tarım ekonomisi. Hars kavramının içerisinde bunlar girer.

"Ve'n-nesl" ise insan nesli, insan soyu, üreme emniyeti, insan sağlığı, bebek ölümlerinin önlenmesi, gıda emniyeti, sağlıklı gıdaya ulaşım. Bugün kanser, ozon gıdadan neredeyse ülkenin yarısı kanser olacak. Bunun önlenmesi, açlık, yoksulluk sınırı üstünde bir gelire sahip olması insanların. Bugün halkın %60'ı açlık sınırının altında yaşıyor. Bu nasıl iş ya? Kanserojen ve genetiği ile oynanmış gıdaların üretim ve ithalatının engellenmesi, milli tohumlarımız ve gen gen kaynaklarımızın korunması. Arkadaşlar, şöyle bir parantez açayım. Bugün bütün Müslümanlar, İslamcılar, özellikle muhafazakar, İsrail bizim en baş düşmanımızdır. Kur'an, "İsrail, Yahudi, sizin en şiddetli düşmanınızdır" diyor. Belki soruyorum, Kur'an'ın en sert düşmanınız dediği Yahudi'ye tohum emniyetini, gıda emniyetini nasıl teslim edersiniz? Ya siz sıfır numara salak mısınız, yoksa imansız kafir misiniz? Bir insan düşmanına tohum gibi bir stratejik ürünü teslim eder mi ya? Tohumu İsrail'den alıyorsunuz ya büyük oranda. Bunu bana izah edebilir misiniz? Ben tarımcıyım, bana kül yutturamazsın. Biliyorum. Vatandaş da biliyor. Vatandaş da biliyor. Bu standart karpuz, kavun, bunların hepsi tohumları İsrail'den geliyor. Evet. Demek ki budur. Tevealla, arkasını dönüp gitmek demek. Vilayete, yönetime geçmektir. Yani davasından dönmektir. Dinini, davasını dünyalık menfaatler, makam ve koltuk için satmaktır, der Kur'an. "Az bir pahaya Allah'ın ayetlerini satmayın" der. Bunları yapanlardır tevealla edenler, davasından dönenler, ihanet edenler. Ülkesinin menfaatlerine ihanet edenler. Başkasının, başka çiftçinin menfaatlerini göz önüne bulundurup Amerika'dan mısır şurubu ithal edip halkını kanser edenler. Ya Avrupa mısır şurubunun kotasını %5'in altına indirmiş. Bizde sınırsız, %30-40 diyorlar. Ama bence sınırsız bir şekilde bizim yerli şeker pancarımızı baltalayıcısı ithal edenler. Hayvanlarımıza bunu yediriyoruz. Güney Amerika'dan mısır geliyor. Yolda gemilerde uzun yolculuktan dolayı küfleniyor, aflatoksin üretiyor. Benim laboratuvarı, ben kurmuştum, ben akredite etmiştim laboratuvardaki arkadaşlar, müdürüm, müdürüm diyor, "Biz et ve süt ürünlerindeki aflatoksin, kanserojen maddelerin kaynağını bulduk." "Ne, nasıl?" dedim. "Yemden dedi, mısırdan dedi, Uruguay'dan, Güney Amerika'dan yem geliyor. Uzun süren okyanus yolculuğunda gemilerin ambarlarında küfleniyor. Bu küflenen ürünü inekler yiyor, ineklerin sütüne karışıyor ve çocuklarımız kanserojen madde alıyor, aflatoksin alıyor ve insanlar genç yaşta kanser oluyorlar." Bunu bilerek yapıyorsa bir memur, bir bakanlık mensubu, vallahi de kafirdir, billahi de kafirdir. 1 milyon rekat namaz kılsa da kafirdir. Binlerce insanı kanser edeceksin, bir kısmını öldüreceksin, ondan sonra ben Müslümanım diyeceksin, hacca gideceksin, ondan sonra günahlarını temizleyeceksin. Var mı öyle yağma ya? Allah'ı mı kandırıyorsunuz arkadaş ya?

Efendim, geleneksel tefsirler, tarihselci ve ateistler Kur'an kafirlerin, münafıkların ekini ve nesli helak ettiklerini söyler. Geleneksel tefsirciler ise, tarihselci ve ateistler ise Kur'an'ın Mekke, Medine'de Araplara hitap ettiğini söylerler. 7. yüzyıldaki Arap Yarımadası olayları ile ilgili tarihsel olgular olduğunu söylerler. Hadi kafirler böyle söylüyor. Ateistler diyelim. Ya bu kendilerine tarihselci denilen bir takım ilahiyatçılar da bunu söylüyor. Ya Kur'an'ın bugünümüze bir mesajı yoktur. Bu 7. Arap sorunları ile ilgili bir kitaptır diyorlar. Bu küfürdür, bu söz küfürdür, absolü küfürdür. Bakın, Kur'an ekini ve nesli helak eden münafıklardan bahsediyor. Bakın, Ebu Cehil en büyük kafirlerden birisiydi. Sembolik bir isim. Onun için Ebu Cehil dedim. Daha ne kafirler var Mekke'de, müşrikler var. Abdullah İbn Selul, Ubey bin Selul, o da münafık lideridir Medine'de. Bu ikisi ekini ve nesli helak etmeye karar verdiler. Arkadaş, ne kadar helak edebilirler? Yani genetiği ile oynayamazlar, kanserojen madde ithal edemezler. Anlatabildim mi? Hastalıklı hayvanların etlerini ithal edip halka yediremez. Ne yapabilirler ki? Zaten Mekke'de ekin yok, Medine'de yer yer işte az bir ekim var. Hepsini tutup kibritle çaksalar, yok etseler bile bu Kur'an'ın bu muhteşem kavramını, ekini ve neslini helak ederler. Ve ve nesli. Bu ayeti bu 21. yüzyıl münafıkları kadar temsil edemezler. Ama bugün bir münafık, bir kafir istediği zaman, bir bir bir Yahudi, bir Rockefeller veya bir Elon Musk, bunu yapacaklar da zaten. Bunu pandemi vasıtasıyla, Korona vasıtasıyla bunu bir miktar yaptılar. Bir ilaç diye, bir aşı diye icat ederler, size bir sıvı verirler, genç yaşta kalp krizinden ölürsünüz, öldü yani binlerce insan öldü. Yani bunu yaparlar. Yani bunu yap, bunu ancak bugünkü kafirler, münafıklar yapar. Mekke'de Ebu Cehil böyle bir şey yapamaz. Hani hani Kur'an tarihseldir? Kur'an o günden çok bugünü anlatıyor. Onun için buna bugün dikkatinizi çekmeye çalıştım.

Ama Ehli Sünnet alimlerinden en büyük alim, bence en ilk sıraya koyabilirsiniz, birkaç sene önce vefat etmiştir. Yusuf El Kardavi, Ehli Sünnet'in en büyük alimlerinden birisi, belki de en birincisidir. Ona dediler ki: "E, bak Kur'an'da bu yeni ilahiyatçılar, yani akademik seviyede ilahiyat araştırmalar yapanlar, hakikaten iyi insanlar var, iyi araştırmacılar var. Bunları diyorlar ki, bunları takip edenler hocam diyorlar, Yusuf El Kardavi, siz Ehli Sünnet uleması diyorsunuz ki, dinden dönen yani mürted öldürülür. Vallah biz bunu Kur'an'da göremiyoruz. Nebi Aleyhisselam'ın uygulamasında da böyle bir şey yok. Ha, getirin bir rivayet deyin ki, dinden döndüğü için Nebi Aleyhisselam kafalarını kesti. Bir rivayet var, o da rekat memurlarını öldürüp bahri eşkıya oluyorlar, ondan, ondan idam ediliyorlar. Eğer bu rivayet doğruysa, bugün PKK müesses anayasal düzene karşı geliyor. Yani yerli PKK'yı söylüyorum, Suriye'deki YPG'yi söylemiyorum. Gerçi onlar birbirleriyle bağlantılı da. Yani Türkiye'de isyan ediyor, anayasal düzeni değiştireceğim, bir Kürtçü komünist bir iktidar kuracağım diyor. Tamam, gel siyaset yoluyla bunu yap. Yok, ben silahla yapacağım diyor, askeri Mehmetçiği şehit edeceğim, köyleri basacağım, terör yapacağım, çoluk çocuğu öldüreceğim. E bunu da devlet yakaladığında, bu bugün idam yok, idamı da bu iktidar kaldırdı, MHP kaldırdı ve AKP kaldırdı. İdam vardı yani, bunlar gelmeden önce. Bunların cezası idamdan da da idam." Efendime söyleyeyim. Bu adamları, bundan dolayı öldürmüştür Nebi Aleyhisselam. Eğer bu şey rivayet doğruysa, zekat memurlarını öldürüp onu gasp eden mürtedleri, aynı zamanda da irtidaddan da çıkmışlar. Tamam, ama dinden çıktıkları için değil, devlete, müesses anayasal düzene isyan edip insanları öldürdükleri için, PKK gibi, bundan dolayı Nebi Aleyhisselam katletmiştir. Bugünkü modern hukukta da bu böyledir. Nebi Aleyhisselam en modern hukuku uygulamıştır. Bugün Atatürk döneminde bile Dersim İsyan ettiğinde 14.000 kişi öldürülmüştür Dersim'de. E hani en modern düzeni kurdu Atatürk değil mi? Ne ile suçluyorsunuz İslam'ı, Kur'an'ı? Ama Ehli Sünnet saptırıyor. Dinden dönenler öldürülmüştür diyor. Hayır, dinden dönmek, dine girmek de dönmek de hür iradeyle yapılan bir şeydir. Allahu Teala hür iradeyle dine girmeyi ve dinden çıkmayı serbest etmiştir. Amma ve lakin anayasal düzene karşı çıkıp nifak yapıp devletin anayasal düzenine bağlı kalacağına yemin etmiş olan birisinin kalkıp da anayasal düzene eşkıyalık yapması, bağil yapması ölüm sebebidir. En modern hukukta da ölüm sebebidir. Ya da en büyük, en ağır ceza, ölüm kaldırılmış da idam kaldırılmış da. Yusuf El Kardavi bunu soruyorlar. Diyorlar ki: "Kur'an'da ve Sünnet'te böyle bir şey yok. Bunu nereden çıkardınız Ehli Sünnet uleması olarak?" Yusuf El Kardavi cevabı korkunç, korkunç ötesi. Diyor ki: "Eğer biz bu kuralı koymasaydık, bugün Müslüman kalmazdı. Ölüm korkusuyla bu dinde kalırlar, yoksa çıkar giderlerdi." Arkadaş, ben bazen söylüyorum, Ehli Sünnetçi arkadaşların ağrına gidiyor bu ifade. Bu ifadeye göre bu Yusuf El Kardavi ifadesine göre Ehli Sünnet vel Cemaat bir münafıklık manifestosudur. Dinde kal, münafıkça kal, namaz kıl, ölüm korkusuyla kıl. Dinden dönenin kellesini vururuz. Zaten bunu bildikleri için Cübbeli bununla dalga geçiyor. Bu ne biçim din diyor, alttan kesiyorlar, üstten kesiyorlar. Lan senin dinin benim dinim değil. Benim Kur'an'ımda böyle bir şey yok. Hem buna iman ediyorlar, hem aynayı koyuyorlar. Haşiye, efendime söyleyeyim, Golani, efendime söyleyeyim, IŞİD'e, Taliban'a kendi dinlerini uyguladıkları için, kendi itikatları Ehli Sünnet ve Cemaat teorisini, mezheplerini uyguladığı için koyuyorlar böyle karşılarına. Akşama kadar onlara tükürüyor. Ulan o senin suratın be! Kendi suratına tükürüyor musun? Biz öyle inanmıyoruz. Biz artık Kur'an'a iman ediyoruz. Allah'ın evren ayetlerine iman ediyoruz. Allah'a iman ediyoruz. Allah'ı gerektiği gibi takdir etmeye çalışıyoruz. Sizin kafanızdaki gibi bir din anlayışımız yok. Dolayısıyla kendi kendinizi, kendi suratınıza tükürüyor sunuz. Niye? Neye göre eleştiriyorsun sen IŞİD'i, Haşabi'yi, efendime söyleyeyim? O Şiilerin de sünnilere söyleyelim, HTŞ'yi, neye göre suçluyorsun? Ne, adam daha bir şey de yapmadı. Dur bakalım. Bismillahirrahmanirrahim. Belki iyi bir düzen kurar, bir şans verin. Adam cadılara. Yok, İsrail'in adamı, bunlar kafir, Amerikanın adamları. Ya o sensin ha. Senin hangi kurduğun Ehli Sünnet iktidarı İsrailci, Amerikancı değil ki? Bir tanesini gösterin deyin ki, Ehli Sünnet ve Cemaat'ın kurduğu bu iktidar Amerikancı ve İsrail değil. İsrail'e bir mantar tabancası atmış deyin. Hadi gösterin. Şiiler iyi kötü göstermeli birkaç tane füze fırlattılar. Hadi bakalım Ehli Sünnetçiler, hodri meydan. Allah'a emanet olun, hoşça kalın.