📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Peygamberimiz (sav) Uyardı! Bu Özellik Sende Varsa Cehennemliksin - Gıybet Koğuculuk @Mehmedyildiz

Hayalhanem58:38

Transcription

Görüşürüz, kendine iyi bak. Konuştuklarımız aramızda ama bak. Yine beklerim, ben zaten onların yüzüne de söylerim. Yine beklerim. Bilmez miyim ya? Ha bir de şey vardı. Neyse ya, gıybet olmasın şimdi. Dünler özlenir, yarınlar beklenir. Bugünlerde heba edilir. Neyle heba ediyoruz peki? Gıybetle heba ediyoruz. O yüzden bugün şöyle günümüzü, anımızı mahvedip, heba etmemek için derinlemesine bir şekilde madde madde gıybeti konuşalım. İlk konumuz, gıybetin terminolojisi, ıstılahı olarak karşılığı. İlk konuya gıyabında konuşmak diyebilirsiniz. Gıybet, gaybe kelimesinden geliyor yani gıyabında, birisi o an yokken konuşmak anlamındadır. Bir de Arapça da şöyle bir incelik var. Ğayn harfinin geçtiği bazı kelimelerde gizem ve sır mevcuttur. Yani o an bir gizlilik söz konusudur. Ğayn harfi ile başlıyorsa bir kelime. Gıybet de bunlardan birisidir. Çünkü gıyabında, bir adam orada yokken konuşmak demektir. Mesela gare kelimesi vardır, mağara demektir. Baktığında yine bir gizem içermektedir veyahut lauren diye bir kelime vardır, içinde dolaşmak gibi bir mana ihtiva eder. Başta Ğayn harfi geçiyorsa eğer bir gizem oluşturuyor, gıybette de bu şekilde bir gizem vardır. Kişinin orada olmaması da bu gizemi sağlamaktadır. Gıyabında konuşmak karşılığıdır.

Şimdi gıybeti iyice tanıyalım. Efendimiz Aleyhisselam şu şekilde anlatıyor. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, gıybet nedir bilir misiniz diye sorduğunda şu cevabı verir. Kardeşinin gıyabında, onun hoşlanmadığı bir şey ile onu anmaktır. Eğer onda olmayan bir şey söylesen, onun adı nedir? İftiradır. Hani gıybet edenler ne diyor daha çok savunmak için? Ben doğru söyledim. Zaten doğru söylersen bunun adı gıybettir. Bir de söylediğin doğru değilse, gıybetin yanına yeni bir günah daha kazanmış olursun. Nedir o? İftiranın günahını kazanmış olursun. Üstat Hazretleri de gıybeti şöyle tanımlıyor. Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsaydı, yani ne olsaydı? Bizim yanımızda bulunsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Şimdi biz bu kriteri anladık mı? Gıybetle ilgili bütün bilgileri tam buna bina edebiliriz. Gıybet edilen kişi hazır olsaydı yani bizim meclisimizde, bizim yanımızda olsaydı ve bizim konuştuğumuz cümleleri işitseydi, darılacaktı. Bunun adı gıybet midir? Gıybettir. Bak bu kriteri bir insan anlarsa, gıybetle ilgili bütün meseleleri çözmüş olur. O zaman insan şunu da anlar: Sadece konuşmak gıybet değildir. Mesela Talip bana Yunus'la ilgili, ya Yunus da şöyle şöyle diye bir cümle etti, şöyle yaptım yani bırak o Yunus'u dedim. Ama bu sefer dilimle demedim, elimle dedim. Sizce bu da gıybet oluyor mu? Bu da gıybet oluyor. Niye? O insan hazırda olsaydı, darılacak mıydı? Darılacaktı. Veyahut Yunus yanımızda yok ve ben Yunus'tan şöyle hitap ediyorum: Ya şu adam var ya şu Yunus. Yunus yanımızda olsaydı, benim şu adam, bu adam dememden darılır mıydı? Eğer darılacaksa, benim ona şu adam bu adam diye hitabımda bir gıybettir.

Başka bakalım neler gıybettir. Az önce konuştum, tekrar etmemde fayda var. Ben onun yüzüne de söylerim. Bu bir gıybet ifadesi midir? Çok da böyle lezzetli bir gıybet ifadesidir. Madem yüzüne de söylersin, o zaman delikanlılık yapsaydın da gidip söyleseydin. Onun bir hatası mı var, onun bir kusuru mu var, onu çekip birebir konuşsaydın, uyarsaydın. Siz onunla birebir aranızda konuştuğunuz her neyse, eğer üçüncü bir tekil kişiye işittirirsen bunun adı gıybettir. Sen o adama gelip güzelce uyardın, o adam dinleyip anlayabilir, anlamayadabilir. Ondan sonra aranızda geçen konuşmayı, üçüncü bir kişiye duyurduğu anda bunun adı artık gıybettir. Yok ben onun yüzüne de söylerim bunların hiçbir geçerliliği yoktur. Zira hatasız kul yoktu değil mi? Biz kuluz ve kusuruz. Kutsak kusuruz.

Başka şu gıybeti anlamak için gıybet edilen cümleleri biraz dillendirelim. Ya gıybet olmasın ama bizim Ahmet de aslında dediğin anda ne oluyor? Çok da güzel gıybet oluyor yani senin gıybet olmasın ama demen gıybeti önlemiyor. Başka bakalım. Ali ile İlgili bir şeyler konuşuyoruz. Ben de hiçbir şey anlatmamışım. Diyorum ki, neyse şimdi gıybet olmasın. Ya sen gıybet etsen, Ali'nin bir kusurunu söyleyecektin. Ya şimdi gıybet olmasın diye susuyorsun, adamın aklına bin tane kusur geliyor. Şimdi hangisi daha büyük bir gıybet. İşte tam böyle bir insanın içine kurt atıp, gıybetin ağa babasını yapmak budur. Ya şimdi neyse gıybet olmasın, dediğin anda gıybetin ağa babasını işlemiş oldun. Devam edelim. Ya şu mübarek kardeşimiz çok iyi biridir ama senin önden ona taltif etmen, iltifatta bulunman ama diyerek gıybet etmene mani, engel değildir. Bu da gıybetin farklı ambalajlı bir versiyonudur.

Nasıl ateş odunu yer bitirir. Bitirir mi? Mesela şu ambar odunla dolu olsa, bir kibrit vursak bir saat, iki saat sonra geldiğimizde külden başka bir şey bulabilir miyiz? Mümkün değil, nasıl ateş odunu yer bitirir. Gıybet dahi ameli salihayı yer bitirir. Neyi bitirirmiş. Yani salih olmuş, kabul olmuş, amellerinin her birisi neredeyse gıybette gidecek. Nasıl gidecek bakalım. Şöyle gidiyor. Şimdi ben gıybet ettim diyelim, Mahsun seni gıybet ettim. Benim hasenatım yani iyiliklerim, senin seyyiatın yani günahlarınla yer değiştirecek. Bak nasıl oluyor, biliyor musun? Ben Mahsun'u gıybet ettim, haşirde mizana tuttu Allah bizi. Önce benim sevaplarımdan Mahsun'a veriyor. Yani bir gideceğim bakacağım orada, kıldığım namazlar, tuttuğum oruçlar hiçbirisi yok. Ama benim gıybetimi karşılamadı. Ne yapacak sizce üstüne? Onun günahlarını da bana vermeye devam ediyor. Olay dengelenene kadar. Anladın mı? Hem benim sevaplarım gidiyor, hem de gıybet ettiğim kişinin günahlarını alıyorum. Yani ahirete bir bakacaksın, elin boş, gözünü yaş, güvendiğin dağlarda Kış olimpiyatları oynanıyor haberin yok. Benim namazlar, niyazlar vardı diye bekliyorsun. Onlar zaten yok. Bir de diyorsun ki, ya bu günahlar benim değil. Evet senin değil ama sen gıybet edip, karşındaki adamın günahlarını üstüne alındın. Subhanallah, böyle bir nasipsizlik olur mu?

Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki, bir mümini bir günahından dolayı kınayan, aynı günahı işlemeden ölmez. Neden böyle? Çünkü biz onun günahına şahidiz ama tövbesine şahit değiliz. Şimdi biz Allah azze ve celle'den günahlarımızı örtmesini istiyoruz ya, biz ilk şöyle bir soruyla muhatap olacağız. Acaba sen kaç kişinin günahını örttün? Yani biz ancak birilerini affedersek, ahirette af olunacağız. Yani olay şöyle. Allah'tan nasıl muamele göreceğimi, benim insanlara karşı muamelem belirliyor. Ben birilerinin kusurlarını, günahlarını örtmeyip gıybet ediyorsam, yani onları açığa çıkarıyorsam, ahirette de bana gelecek olan muamele aynı şekilde olacaktır. Benim de günahlarım örtülmeyecek, açık edilecektir. Allah muhafaza etsin.

Yine Efendimiz'in bir hadisini konuşalım. Efendimiz şöyle buyuruyor: Bir insana günah olarak her duyduğunu söylemesi yeter buyuruyor. Subhanallah! Ne demek bu? Ayette de şöyle diyor. velâ tecessesu. Yani tecessüs etmeyin. Tecessüs ne demek? Casusluk yani araştırmak demek. Bize bir müminin kusurunu, günahını bırak aleme yaymayı, araştırmak bile haram kılınmış. Neden? Çünkü bizim Allah'ımız Settar. Nasıl şu derimle, benim kemiklerimi örtmüş. Aynı şekilde hepimizin de günahlarını örtüyor değil mi? Biz kuluz ve kusuruz. Acaba bizim günahlarımız örtülmeseydi, hangimiz bir diğerimizin yüzüne bakabilirdi Halil? Senin günahların açığa çıksa, burada Böyle allame-i cihan olarak gezebilir miydin? Mümkün değil. Peki benim günahlarım açığa çıksaydı, ben burada bu kadar rahat oturabilir miydim? Mümkün değil. Madem Allah azze ve celle bu şekilde bizim günahlarımızı örtüyorsa, bize de casusluk etmeyi, araştırmayı, tecessüs etmeyi haram kılmışsa, bir insanın gıybet etmesi, insanların kusurunu araştırması demek başta Allah'ı ben tanımıyorum demenin başka bir ifadesi oluyor. Bu yüzden gıybet etmek, tahmininizin ötesinde Allah'a karşı meydan okumak ve tahmininizin ötesinde günahlar biriktirmek demektir.

Şimdi bu tecessüs etmenin en alası nerede oluyor sizce? Twitter'da oluyor. Birisi tahkik etmeden bir tane haber, ulaştırıyor. Sen ne yapıyorsun? Sen de sadece RT yapıyorsun. Sen bir yalanı yayıyorsun. Birisi sorsa sana, ya bu yalandı sen neden yaydın dese, vallahi bilmiyorum ben sadece RT yaptım diyeceksin. Ama bir yalanı yayıyorsan, sen de yalancısın demektir. Bak çok ilginç durumlar var. Özellikle sosyal medyada şu an tahribin eli çok uzun. Öyle değil mi? İnsanlar Twitter'dan nasıl gıybetler ettiğini, nasıl yalanlara, iftiralara ortak olduğunu ve bunların ahirette hesabı olduğunu hiç hesaplayamıyor. Ama inanılmaz bir yer, inanılmaz. Mesela bir tane dengesiz, aklı yarım birisi, mesela bir sahabe efendimize belki edilmeyecek bir laf ediyor. Şimdi biz de ona cevap verme ihtiyacı hissediyoruz, doğru mu? Ya nasıl laf edersin diye ama sen ona cevap verirken, o dengesizin lafı bin kişiye ulaşıyor. Benim en çok çelişkide kaldığım durumlardan birini naklediyorum. Böyle bir durumda laf edeyim mi diyorum. E şimdi laf ettiğimde de böyle saçma bir cümle, bin tane daha adama yayılacak. Şimdi burada düşünüyorum. Acaba, şeytanın planın ne olabilirdi? Sizce şeytanın planı nedir? Bu saçma cümleyi bir adama daha duyurdu. Şimdi sen bu şekilde bunu yaydığında, bu sefer bir adama daha duyurmuş oluyorsun. Halbuki kıt akıllı, yarım akıllı bir tane ahmağın cümlesi. Şimdi baktığında hakikaten Twitter'da hesabını ödeyemeyeceğimiz çok şeye ortak olmuş, çok insanların şahsiyetini katletmiş olabiliriz. Allah muhafaza buyursun. Bunun gıybetten yalandan hiç bir farkı yoktur, bilginiz olsun.

Evet, birinci konu tamam mı? Evet, geçelim ikinci konuya. lahme eḣîhi meyten yani ölü kardeşinin etini yemek. Buradaki ilk yanlış şeyler nedir? Ölü eti yemek, ilk kötü eylem bu mu? İlk eylem ne burada? Çiğ et mi? Adam ölmüş adam. Burada ilk eylem öldürme.k Yani sen bu şekilde ölü kardeşinin etini yemeden önce ne yapman lazım? Adamı öldürmen lazım. Yani gıybette cinayetinde bir günahı mevcuttur. Sen önce adamı öldürüyorsun. Öldürdükten sonra, kardeş olduğun o adamı öldürüp, bir de üstüne etini yiyorsun. Peki bir insanın eti şu dişlerle yenilebilir mi? Çiğnenebilir mi? Mümkün değil. Demek ki, sen kabirde ya bir köpeğe, ya bir sırtlana, ya bir çiyana tevessül edeceksin. Allah muhafaza. Yani gıybet edenin akıbeti, kabir azabında bile çok dehşetli bir hale gelecektir.

Bakın Efendimiz Aleyhisselam'ın bir hadisi var. Bu hadiste zaten bir kalbi titretmiyorsa, o kalp çöp olmuş demektir. Miraca çıkarıldığında, bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. Anladınız mı? Bakırdan tırnak var, ne yapıyor? Yüzünü, göğsünü tırmalıyor. Peki tırmalama işi bittikten sonra ne oluyor? Tekrar yenileniyor yani azabı görüyor musunuz? Sürekli Allah azze ve celle, o acıyı duyduracak ve o et tekrar yenilenip, o acı tekrar duyuracak. Merak ettim sordum, ey cibril bunlar kimlerdir. Cibril dedi ki, bunlar gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır. Ebu Davud hadisi. Olayı görüyor musunuz? Subhanallah. Allah bu akıbetten bizi korusun. O zaman insan kardeşinin etini yemek yerine ne yapması lazım? Kardeşine nazar-ı müsamaha ile bakması lazım. Yani kardeşin yanlış düşünüyor olabilir ama düşünceler sürekli taarruz etmekle çözülmez. Ne yapmak lazım? Onu doğru alternatiflere yönlendirmek lazım. Yani bu asırda bu işler yıkarak değil, yapıcılıkla olacak işlerdir. Özellikle karşımızdaki kardeşimizse ve bana göre bir insan öyle bir asırda, böyle beklemeli bir asırda dinin temel disiplinlerine dokunmuyorsa, o insana gıybet silahıyla ilişmek hiç ama hiç uygun değildir. Bizim Don Kişot gibi birbirimize sürekli laf yağdırmamız, tenkitin ahlakına da uygun değildir. Bu yüzden bir kişi haklı dahi olsa, İslam'a zarar verdiğinden haksızdır. Allah aşkına düşünün. Birisi İslamı araştırıyor. Twitter'dan da iki grup birbirine laf yağdırıyor. İslam'ı hiç bilmeyen ve araştırmaya çalışan, belki İslam'dan bir şefkat, bir mülayemet bekleyen bir kişi, bu şekilde iki toplumun atışmasını görse sizce böyle bir yere adım Atabilir mi? İşte bu yüzden sen bundan da gıybet ederek mesul oluyorsun. Senin konuştuğun haklı dahi olsa, İslam'a zarar verdiğinden sen ahirette haksız durumuna düşeceksin. O yüzden böyle bir asırda kardeşlerinin sürekli hatalarını nazara verenler zannediyorum ki, ileride yanlışlarının altında ezilecektir ve böyle bir asırda sürekli kusur araştırmayı kendisine şiar edilenler, maalesef bence delalete sapma noktasına kadar gidecektir. Yani gıybet, bir insanı sapkınlığa bile götürebilir mi? Götürebilir, niye biliyor musunuz? Çünkü gıybet kalbi bir hastalık, kalbi bir günahtır. Direkt kalbi bozan bir unsurdur. Fesadı kalp olmazsa, fesadı lisan olmaz. Yani eğer ağzım kirliyse, kalbim kirli demektir. Ağzın kirliliği neye işarettir? Kalbin kirliliğine, kardeşimizin hatırını düşünmüyorsak, bari ümmet için bunca çile çekmiş Resulullah aleyhisselatu Vesselam'ın hatrı için bu gıybeti bırakmamız lazım. İnanın kardeşliğin köküne sunulan bir dinamittir, gıybet. Ve bu gıybetlerin hesabı ahirette ödenecek gibi değildir. Hele böyle bir asırda.

Şimdi ben Üstat Hazretlerinin Risale-i Nurlarını okuduğumda en çok şunu görüyorum risale-i Nurların esas amacı kardeşliğin telif edilmesi yani birleştirilmesi, öyle değil mi? Bakın nurların üçte biri iman hakikatlerini anlatıyorsa, üçte biri mahkeme müdafaalarını anlatıyorsa, üçte biri de ne biliyor musunuz Üstad Hazretlerinin sürekli kardeşleriyle mektuplaşması. Sizce böyle bir insanın amacı ne olması lazım? Sürekli kardeşlerin arasındaki birliği tesis etmek amacıyla bunu yapmış. Bak Risale-i Nur Külliyatının bile amacı uhuvvettir, kardeşliktir. Bugün 15 günde bir okunmasını şart kılınan ihlas risalesini okuyun, onun bile yarısında hep kardeşlik bahisleri göreceksiniz. Üstad Hazretlerinin takva ile anılan talebelerinden Tahir'i Mutlu abinin yanında gıybet edildiğinde, o kadar mülayemet sahibi olan o zat "senin o dilini kökten koparmak lazım." diye karşılık veriyor. Niye böyle yapıyor? Çünkü kardeşlik olmadan bir yerde hizmetin büyümesi ve ilerlemesi asla ve asla söz konusu değildir.

Yeni bir konuya geçeceğim. Zinadan Eşet yani şiddetli. Yeni konumuzun başlığı. Gıybet, zinadan eşettir yani daha şiddetli daha beterdir diye Hadis-i Şerif var. Neden biliyor musunuz? Zina edenler kendi aralarında kendilerine kötülük yapar ama gıybet edenler bütün bir toplumu ifsat edip bozarlar. Zinanın karşılığında Şer'i Şerif hüküm olarak mevcuttur. Peki gıybetin cezası mevcut mudur? Yani bir insanı gıybet etti diye götürsek mahkemeye bir ceza verirler mi, vermezler. Niye böyle, gıybet çok hafif bir günah olduğundan mı böyle? Hayır hayır. Öyle değil. Bir insan gıybet ettiğinde, O kardeşinin yanında olmayışı ile tatmin oluyor ama bir de Allah'ı orada yok gibi sayıyor. Allah azze ve celle orada yok gibi sayıldığından dolayı da böyle bir günahın karşılığı dünyada olmaz, o adamı bana bırakın, diyor. Ben o işi ahirette çözeceğim, diyor. Yani gıybetin cezasının dünyada olmayışı, gıybet günahın hafifliğinden değil, aksine büyüklüğündendir. O yüzden gıybet zinadan eşet yani daha şiddetlidir.

Şimdi her gıybet zinadan daha şiddetlidir desek bu doğru olmaz. O yüzden bunu da bir aklımıza yakınlaştırmak için sıralarsak belki daha doğru olur. Ama öncelikle gıybetin tarifini tekrar yapalım. Gıybet, bir insanın kardeşinin olmayan bir yanını tenkit etmesi midir? Hayır, olan bir yanını tenkit etmesidir. Şimdi mesela ben desem ki ya bu bizim Fatih Dişçi'nin de gömleği hiç yakışmamış, şu Ömer'in de bıyıklara bak, ağzına, çenesine kadar sarkmış desem bu gıybet midir, gıybettir ama Allahu Alem bu zinadan daha beter bir gıybettir desek belki çok doğru olmayabilir. Öyle mi, öyle. Demek bunun daha şiddetli gıybet çeşitleri de vardır. Mesela bundan bir şiddetlisini konuşmaya çalışalım. "Ah şu Vanlılar da var ya..." desem, daha şiddetli bir gıybet olur mu, olur. Niye, sen kaç tane Vanlı tanıdın? +iki tane Vanlı tanıdım kötü çıktı. - Kaç tane Vanlı var? + 2 milyon Vanlı var. E kalanı ne yapacaksın? Her birisinden tek tek helallik alabilecek misin? Mümkün değil. Anladınız mı? Az öncekinden daha şiddetli bir gıybet oldu. Peki bununda üstü var mıdır, vardır. Milyonları temsil eden bir grubun piştarını, başını, önderini gıybet edersen Allah muhafaza böyle bir gıybet Allah'ın karşısında hesap günü o adamı bitirir. Desen ki ya ben bunları tanıyorum, bunların alayı böyle, bir de desen ki "ya ben olan içlerinde de bulundum, ben onların çorbalarını da içtim." Daha kötü ya içtiğin tasa da pisliyorsun. Demek ki böyle bir gıybet Allah muhafaza zinadan daha beter bir hale adamı getirir mi, Allahu alem getirir. O yüzden Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki, "gıybet eden cennete giremez." Bakın gıybet günahı tahmin ettiğimizin ötesinde bizim ahiretimizi mahvedebilir, bilgimiz olsun.

Madem gıybet bir insanı tepetaklak eder ama şu an asr-ı felaketteyiz. Twitter'da, Facebook'ta her yerde gıybet dolanıyor, ne yapmamız lazım bize düşen bu olumsuzlukları yaymamak ve bu olumsuzluklara karşı lakayt kalmaktır. bir yerlerde fırtınalar kopsa da, biz bu fırtınalara alet olmamamız lazım. Canavarların insanlar tarafından temsil edildiği böyle bir dönemde, birileri gıybet ediyor olabilir, hatta birileri bizzat bizi de gıybet ediyor olabilir ama biz burada karşılık verip bu kötülüğü, bu gıybeti, bu nefreti beslersek Hafizanallah toplumun bünyesi buna daha fazla dayanamaz. Madem öyle ne yapmamız lazım? Biraz hazmetmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü biz nefreti körüklersek o nefret ziyadeleşir. Gıybeti körüklersek karşılık verirsek, öfkeyi körükler karşılık verirsek maalesef bunlarla baş edilemez. En basit örneğini verdik. İslam'ı, hak yolu aramaya çalışan birisi, iki tarafın birbirini didik didik ettiği bir örneğe şahit olsa, bu Hafizanallah böyle bir işe asla girmek istemez ve pozitif enerjilerin israf edildiği böyle bir dönemde kullanılamayan bütün enerjilerin tek tek hesabını veririz. Yani ben zannediyorum ki sadece Ülkü Can'ı gıybet ederek bir cevap vermişim, öyle değil. Bizi izleyen İslam'a meyelan ne kadar gönül varsa, bunların enerjileri pozitif yönde kullanılmadığından çatır çatır bunların da hesabını vereceğiz.

Kadın, Selahattin Eyyubi'nin yanına gelir "Ey Selahattin sen bana ihanet ettin." der. Selahattin Eyyubi sırtını döner, hançeri verir, "bu dediğine gerçekten inanıyorsan vur hançeri." deyince, kadın böyle bir tavır karşısında hançeri alır kendi bağrına saplar. Selahattin aynı zamanda hekimdir, tabiptir, ilk müdahaleyi orada yapar. Buradan nasıl örnek almak lazım biliyor musunuz? Bu işin başını çeken insanlar, kardeşlerinin dişleri arasında eti çiğnense bile, burada öfkeyi arttırmamak, nefreti arttırmamak, gıybeti arttırmamak, gerekirse hançeri bağrına saplamak bu işlere hazmetmek zorundadır. Yoksa şiddet şiddeti doğurur, birileri bu işin altında ezilir gider, heba olur.

Peki zinadan daha şiddetli olan bu gıybetin yayılmasında bu işin başını çeken önderlerimizin, hocalarımızın, abilerimizin belki emsal bazılarının da bir miktar suçu var mıdır, şu ciyeti yapanların maalesef vardır. Bir insan, bir saatlik sohbetin 50 dakikasında o onu dedi, bu bunu dedi, öbürü şunu dedi, bu bunu dedi deyip, kendi sözünü söylemek dururken sürekli birilerinin sözlerini naklederse ve şu anki hazır olan toplumda, insanların da heyecanları yerinde tutulamaz haldeyse, bir hoca birisine vurursa, o hocanın gözüne girmek isteyen altındaki tebaası da o adamı öldürmeye kalkar bu sefer. Öyle olunca biz yine nefreti arttırmış, gıybeti arttırmış, şiddeti arttırmış olup mesul oluruz. Böyle olunca diliyle sadece Müslüman'a zarar vermiş olmaz. O diliyle aynı zamanda Müslümanlığa da zarar vermiş olur. O yüzden toplum önünde söz söyleyen insanların, bu noktaya herkesten daha fazla dikkat etmesi ve söylenecek konuşulacak meseleler olduğunda da kendi sözünü söyleyip, başkalarını fazla dillendirmemesi böyle bir asırda daha eftal olur. Çünkü gemi batarken bazı meseleler konuşulmaz derler. Şimdi ahir zamandayız, asrı felaketteyiz, gemi çok yerden su almıştır. Böyle bir zamanda tutup bir delik de bizim açmamamız daha hayırlı olacaktır.

Evet, gıybeti dinleyenler. Günah, fıtratın bozulması demektir. Yoksa ben fıtratımı bozmazsam niye günah işleyeyim? Gıybette kalbin bozulması demektir. Yani bir insanın gıybet etmesi, bizatihi kalbin bozukluğuna işarettir. Peki her insan gıybet edebilir mi? Edemez. Gıybet etmek bir sanattır. Lafı evirecek, çevirecek, süsleyecek, karşındakini eğlendirecek ki gıybet edebilsin. Peki bir insan gıybete meyalansa ama gıybet etmeye de kabiliyeti yetmiyorsa, ne yapar o insan? Dinler, işte o dinlediğinden yani gıybete müşteri olduğundan, karşı tarafta gıybet edenin de iştahını artırdığından ikisinin de aynı şekilde mesuliyeti vardır. Ha gıybet etmiş, ha gıybeti dinlemiş ikisinde de aynı gıybet günahı mevcuttur. Gıybet haramdır, harama müşteri olmak da haramdır. Sen gıybet yapmıyorsun ama o meclisten uzakta durmuyorsun. Gıybet edenlerin şevkini artırıyorsun. O yüzden gıybete ortaksın, hiçbir farkın yok.

Bu yüzden gıybet olan meclislerde, insanın üç tavırda bulunması lazım. Bir, girdin bir meclise, kardeşin gıybet ediliyor. Kardeşinin hukukunu korursan burada gıybet ediyorsunuz, kardeşimin etini çiğnemeyin, pirzola yapmayın ağzınızda dersen, sizden ilk razı olacak zat Allah rasûlü aleyhissalatu Vesselam'dır. Neden? Çünkü örneği vardır. Tebük yolunda biliyorsunuz. Medine'de Sahabe Efendimiz Kab Bin Malik Tebük seferine gelmemiştir. Resullullah aleyhissalâtu vesselâm'da Kab Bin Malik'i sormuştur. Zorluk seferi diye anılan Tebük seferi kalabalık bir seferdir. Bir rivayete göre 30.000, başka bir rivayete göre 40.000 sahabe efendimiz seferde olunca Resulullah Aleyhisselâm herkesi tek tek göremeyip seferde soruyor. Kab Bin Malik nerede, diyor. Selimeoğullarından bir akrabası, güzel evlere bahçelere daldı da gelemedi, deyince Muâz Bin Cebel şöyle cevap verir: Sen ne fena konuştun. Kab öyle birisi değil ama bilmiyorum Kab neden gelmedi. Efendimiz Aleyhisselatu vesselam ellerini açar. O sahabe efendimie cevap veren Muâz bin Cebel için dua eder. Yani bir gıybet edilen mecliste kardeşinin hukukunu savunursan ne olsun? Muâz Bin Cebele komşu olursun. Kişi sevdiğinin ahlakına bürünür ve kişi, sevdiğiyle beraberdir. Yani kimin ahlakına bürünüyorsan, onu seviyorsun demektir. Kimi seviyorsan, onunla beraber olacaksın demektir. Twitter'da şahsiyet infazına başlamışlar, yazıyorlar, dolduruyorlar, dolduruyorlar, dolduruyorlar. Bir ihtimal lakayt kalırsın, daha çok şişirmezsin. Diğer bir ihtimal, bir mümin kardeşinin eti çiğneniyorsa orada siper olursun durum bu gıybettir dersin. Biiznillah belki Muâz Bin Cebel'e komşu olursun.

İkincisi, gıybet edilen meclise gittin. Susturmaya çalıştın, susmadılar. Ne yaparsın? O meclisi terk edersin. Üçüncüsü, baktın o mecliste ağızlardan kardeşin eti hiç ama hiç inmiyor. Ne yapacaksın? O meclisle ilişkini komple keseceksin.

Bir vaka daha konuşalım. Geçenlerde bir rejim meselesi konuşmuştuk, hatırlar mısınız? Bir sahabe efendimizi konuşmuştuk. Mâiz Bin Malik. Mâiz Bin Malik recm edildikten sonra Allah Resulü bir sahabe efendimizin şu cümlesini duyar: Suçunu itiraf etti ve en sonunda köpek gibi öldürüldü. Efendimiz orada bir şey demez. Daha sonra sahabe efendilerimiz ile yürürken yerde ölü bir eşeğin etini görürler ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam şöyle buyurur: Yiyin ondan, siz biraz önce kardeşinizin gıybetini yaptınız. Allah bana onun şimdiki halini gösterdi. Mahiz cennette nehirden nehire gezip duruyor ama siz onun arkasından günaha girdiğiniz, buyuruyor. Bilmem bize ders olur mu?

Yeni bir konuya geçelim. Kâfirin gıybeti caiz midir? Bir fücuru, ifsatı, topluma zarar verecek bir hali, ahvali önlemek için kâfirin gıybeti yapılabilir. Ama böyle şartlar söz konusu değilse, alimler o kadar güzel bir noktada öneride bulunmuşlar ki. Demişler ki, siz gelin o kâfirin de gıybetini etmeyin ki, diliniz gıybete alışkanlık kazanmasın. Muazzam, yeni konuya geçiyorum.

Meşhur insanların gıybeti caiz midir? Bu gıybet öyle bir şey ki var ya. Maalesef en uzak kalanımız günde bir yapıyoruz herhalde. Bir futbolcunun futbolunu konuşup eleştirebilirsin ama özel hayatını eleştiremezsin. Bir müteahhitin yaptığı binayı konuşup eleştirebilirsin ama evini, eşini, çocuğunu bunları eleştiremezsin. Gıybet edemezsin. Bir siyasinin siyasetini, ülke yönetimini, aldığı kararları eleştirebilirsin ama evinin içine, mahremine girip bunları gıybet edemezsin. Bilmiyorum, anlatabildim mi?

Geçelim yeni konuya. Sosyal hayatı ifsat yani bozmak. Efendimiz aleyhisselam bir gün güzel yemeğinden dolayı Safiye annemizi över. Ayşe annemizin de Allah Resulüne çok muhabbeti olduğundan hafif kıskanır ve şöyle cevap verir: Safiye'nin öyle oluşu sana yeter, der. Şimdi Safiye annemiz biraz kısadır. Hani biz Türkçede şey deriz ya, iyi birbirinize mübarek olun, deriz ya Ayşe annemizde o manada bu şekilde söyler. Safiye'nin öyle oluşu sana yeter, der. Böyle olunca Allah Resulü şöyle cevap verir: Ayşe öyle bir söz söyledin ki, denize karışsa suyun tamamını ifsat eder, bozar. Ne dedi ki ayşe Annemiz? Ne dedi ki? Safiye annemize bir cümle dedi. Peki biz neler diyoruz, biz neler diyoruz? Allah Resulü buna böyle tepki vermişse eğer aleyhisselatu vesselam, bizim söylediklerimiz nasıl olacak? Neden bu gıybet bütün toplumu mahvedip, ifsat edip bozuyor, biliyor musunuz? Çünkü gıybet toplumda ilk güveni sarsıyor ve bir toplumda güveni çektikten sonra, o toplumun mahvolmaması söz konusu değildir.

Gıybeti bize yasaklayan kim biliyor musunuz? Alkolü, zinayı, faizi yasaklayan kimse gıybeti yasaklayan da aynı Allah. Biz diyoruz ki, ya bu adam zaten içki içmiyor, faize girmiyor, aman canım gıybet etsin, ne olacak diyoruz. Şimdi siz şöyle diyor musunuz? Ya benim sağ kolum sağlam, aman canım sol kolumda olmasın kesin gitsin, ne olacaksa olsun diyebiliyor musunuz? Nasıl bunu diyemiyorsanız ha namaz, ha gıybet, ha faiz, ha gıybet. Bunlardan da aman bu zaten ben de iyidir, gıybetle kötü olsun diye bir çıkarım yapamazsın. Çünkü gıybet bütün toplumu ifsat edip bozduğundan, gıybetin günahından dolayı birçok yaptığın sevap, amel karşı tarafa gidebilir. O zaman ne yapacaksın? Hangi namaz, hangi orucu konuşacaksın. Ümmetin alimleri gıybeti kebair yani büyük günah olarak görmüşlerdir. Bu yüzden Efendimiz aleyhissalatu vesselam gıybet eden cennete gidemez, buyurur. Gizli kalması gereken sırları kim toplumda açıp, toplumu ifsat ediyorsa açık bir şekilde şeytanın yardımcısı demektir. Maalesef olay budur.

Şimdi Filipinler'de klan savaşları çok oluyor. O yüzden hükümet Müslümanlığı model alaraktan şöyle bir karar vermiş. Demiş ki, bu klan savaşlarını engellemek için İslam'da yasaklanan gıybeti bizde yasaklayalım. Kim gıybet ederse ceza keselim, demişler ve böyle bir sisteme gitmişler. Neden böyle yapmışlar biliyor musunuz? O klan savaşlarını başlatan ne? Gıybet. O onu dedi, bu sana bunu dedi diyerekten, kralları kralcılar kışkırtmış sürekli. Allah Allah! Bir adam bir adama gidip, karını şunla gördüm dese, belki doğrudur ama ahlaki değildir. Niye değildir, biliyor musun? Belki onun eşini onla gördün ama sen altyapısını bilmiyoruz. Senin altyapısını bilmeden ettiğin gıybetten dolayı bir cinayet olabilir mi? Hafizanallah, bir cinayet dahi olabilir. O yüzden Efendimiz aleyhissalatu vesselam başka bir hadiste, gıybet katldan yani cinayetten daha şiddetlidir, buyurmuş. Subhanallah, o yüzden bizim doğruyu söylemede de bir ahlak edinmemiz lazım.

Mesela bir insan içki içiyor ama bunu utanarak yapıyor. Ne yapmış içkiyi? Gazete kağıdına sarmış. İşte o adamın yırtmadığı o gazeteyi, senin yırtma hakkın yok. Çünkü o adam belli ki bir nebze de olsa utanıyor. Şimdi o utancı o adama bir hayır kapısı açabilir ileride. Ama sen yırtarsan o gazeteyi, ya bu adam da böyle böyle yapıyor deyip, aleme yayarsan, o adamda arsız olur. Şimdi İmam Hasan'ın çok güzel bir cümlesi var. Diyor ki, Hz Hasan el-ar hayrün mine'n-nar. Yani utanmak, ateşten hayırlıdır, diyor. Yani bir insanın kusurunu söylesek, o adam utansa bu ateşten hayırlıdır. İyi de güzel kardeşim, herkes bu seviyede değil ki. Sen o adamı içki içiyor diye utanılacak bir hale getirirsen, gazete kağıdını sen yırtarsan, herkes İmam Hasan kametinde kıymetinde değil ki. Ne yapacak o adam? Artık Hafizanallah, arsızlaşacak ve toplum tam bu şekillerde ifsat olacak. Çok ilginç değil mi? Bak birçok Müslüman kardeşimiz artık bunu sosyal medyada rahat rahat sergileyebiliyor. Neden oluyor acaba bunlar? Çok düşünmemiz, çok üzülmemiz lazım.

Yeni konuya geçeceğim. Koğuculuk. Duydun mu koğuculuk ne demek? Doğru ama daha böyle bizim anlayacağımız şekilde söyle. Ne taşıma? Gıybet taşıma. Koğuculuk ne demek? Gıybet taşımak demek. Bak koğuculuk diye bir günah var. Nasıl beter bir günah biliyor musun? Hiç bildiğimiz bir günah değil. Allah affetsin bizi. Ayette Veylun likulli humezetin lumeze diye geçiyor. Şöyle demek: Vay haline diliyle çekiştirip alay edenlerin hepsine. Oradaki Hümeze kelimesinin bu koğucuları temsil ettiğini müfessirlerimiz söylemiş. Vay haline, yazıklar olsun onlara. Bak bak, veyl. Veyl yazıklar olsun demek. Veylin başka bir anlamı da şudur: Cehennemde dağları eriten vadinin adıdır. Yani birine veyl olsun demek, ne demek? Cehennemde gideceğin yeri de işaret etmek demek yani. Şimdi bunun karşılığı kimin için? Koğuculuk yapanlar için. Koğuculuk yapmak demek, gıybeti taşımak demek. Bu kişilere nemmam ya da kattat denilir.

Olayı özetleyim, tam anlaşılsı.n Necdet sen benim Aliye gıybetimi yaptın. Tamam mı, bu bir günah mı? Günah. Ali de gelip bana bu gıybeti nakletti. Bu günah mı? Bu da günah, bu da koğuculuk işte. Olayı anladın mı? Koğuculuk neymiş, ne taşımak? Gıybet taşımak. Koğuculuk nedir? Gıybet taşımak. Necdet beni gıybet etti Aliye, Ali de gelip bana dedi ki, ya abi ben senin iyiliğin için söylüyorum. Necdet de senin ne kadar cimri bir adam olduğunu söyledi, dedi. Şimdi bu bana iyilik mi yaptı, kendince hikmetli bir şey söylüyor? Bunun adı koğuculuktur. Bir gün Ali geldi dedi ki bana, ya bizim abim de aslında sizi hiç sevmiyor, dedi. Şimdi bunu söylese, nedir bunun adı? Koğuculuktur, laf taşımak, gıybet taşımak, koğuculuk. Hiç farkında değiliz, değil mi? Böyle bir şeyi ne yapıyoruz? Hikmetli bir iş yaptığımızı zannediyoruz. Halbuki ne yapıyoruz? Koğuculuk yapıyoruz. Bakın, hadiste geçiyor. Koğuculuk yapan cennet yüzü göremez, diye. Başka bir hadiste rivayet ediliyor. Kabir azabının en şiddetlisi ayakta bevletmek ve koğuculuk edenler içindir, diye geçiyor. Subhanallah, olayı görüyor musunuz? Koğuculuk etmek yani bilmiyoruz bile yani. Olayı bilmiyoruz? Mahvolmuş olabiliriz ama neyle mahvolduğumuzu yani neyin yasak olduğunun farkında değiliz. Koğuculuğun ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece gıybet problem değil. Bir de o gıybeti taşımakta problem. Allah Allah!

Üstad Hazretlerinin bir hatırasını anlatmak istiyorum. Said Nursi hazretlerinin senelerce arkasında namaz kıldığı, Emirdağ Çarşı Camii İmamı Hafız Namık Şenel anlatıyor. Emirdağ'ın Piribeyli köyünde, Hacı Hüseyin Efendi vardı. Müderris, alimdi. Pğlu Süleyman Tanrıkulu Yunak Müftülüğü yapmıştı. Bir gün Mustafa Acet Abi Emirdağın'dan bu köye gidecek oldu ve Üstad Hazretlerinin yanına uğradı. Üstad Hazretleri de orada Hacı Hüseyin efendi var, selam söyle o benim kardeşimdir, dedi. Mustafa ağabey de, efendim o Risale-i Nur'un aleyhinedir, diye cevap verdi. Üstad Hazretleri şiddetle, sen benim kardeşimi gıybet ediyorsun, aramızı bozuyorsun diyerek hiddet etti. Bu olayın inceliğini yakalayabildiniz mi? Allah Allah!

Geçelim yeni konuya. Neden hala yapıyoruz? Lezzetle yapmamızın sebebi, bu dersleri bilmememiz. Anlıyor musunuz, iman derslerini neden bu kadar ihtiyacımız var? Sen bu dersi bilmezsen, ahirette karşılaşacaklarını bilmezsen, şeytan sana bunu ambalajlı sunuyor. Hem de nasıl ambalajlı biliyor musun? Et bu et. Gıybet ne gıybet? Et, et, nasıl bir et? Pirzola. Öyle mi? Lokum et. Hem de nasıl? Bol baharatlı. Onu yemekten kendini alamıyorsun. Bu altyapıları bilmezsen, ne yapacaksın? Bu tuzağa sende düşeceksin. Evet diyerek, bu bahsi de bitireyim. Yeni bahse geçeyim.

Neden gıybetin hükmü bu kadar ağır? Bakın İslam toplumunda tesisi farz olan bir kurum var. Kardeşlik kurumu. Tesisi neymiş? Farz, farz. Yani olmasa da olur mu bir şekilde? Mümkün değil. Hatta farz değil, efraz diyelim mi tesise? Çünkü kardeşlik olmadan, İslam'ın medeniyetini inşa etmek mümkün değil. Gıybet dediğin bu kardeşliğin, en temeline hem de en temeline konulan dinamiğin adıdır. Yani sen gıybet ederek farkında olmadan yanan topluma ne taşıyorsun? Dinamit taşıyorsun, gaz taşıyorsun, benzin taşıyorsun. Ve gıybetin olduğu bir yerde inanın bakın samimiyet, ihlas, hamiyet, gayret bunlar olması söz konusu değildir. Mümkün değildir. Gıybet olan bir yerde bir de ne olmaz biliyor musunuz? Hizmet olmaz, hizmet. Samimiyetin, ihlasın olmadığı bir yerde hizmeti olması mümkün değildir. Gıybet olan bir yerde dilin çalışmasından dolayı, bedenin hareketin çalışması da söz konusu değildir. Gıybet bu kadar her yeri mahveder işte.

Şimdi bir şurada işlerimiz hareketlensin diye, bir WhatsApp grubu oluşturalım diyelim. Şu iş ne oldu, bu işi ne oldu diye konuşuyoruz. Güzel bir şey yapıyor muyuz? Yapıyoruz. Çayı getir, çorbayı getir, temizlik yapıldı mı. O arada birisi başladı. Başka cemaatlerden, başka gruplardan oraya bir şey atmaya. Şunlar da şöyle yapmış, bunları da böyle yapmış. Orada birisi de uyarmadı. Aman ne güzel bak, biz daha güzeliz onlar da böyle kötüymüş diye başladı mı o hikaye? Başladı. Başlamadı, hikaye orada bitti, bitti. Kardeşliğin temeline konulan dinamittir. Bu yüzden de hükmü ve karşılığı çok ağırdır.

Bir gün büyük alimlerden Süfyan Bin Umeyy, bir meclise girer. Oradan da adamın bir tanesi başlar. Müslüman kardeşleri gıybet etmeye. Süfyan sorar adama. Der ki, sen hiç batıdaki kâfirlerle cihad ettin mi. Adam, hayır etmedim, der. Peki ya sen hiç doğudaki kâfirlerle cihad ettin mi? Adam, hayır hiç etmedim, der. Desene batıdaki kâfirler de doğudaki kâfirler de senin dilinden emin. Sus biraz da Müslümanlar senin dilinden emin olsunlar, der. Tam bu değil mi gıybeti yapanlar? Hiçbir şey amel edemezler, hiçbir şekilde fedakarlık edemezler. Bu yüzden de kalpleri bozulmuştur. Kalplerinin bozuk olduğunun emaresi de ağzından çıkan bozukluklardır. Ağız kirlenmişse, önce kalp kirlenmiştir.

Biz İslam'ı savunuyoruz, zannıyla çok fazla gıybet ediyoruz ve bunun adına meşveret diyoruz, istişare ediyoruz, İslam'ı biz koruyoruz, bir savunuyoruz diyoruz. Dostum sen İslam'ın hamisi, sahibi değilsin. Olsan olsan İslam'ın hizmetkarısın. Bu dinin korunmaya da savunmaya da ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah'ın dinidir. Elhamdülillah, Allah'ın dini. Yani din bizim olsa, Allah muhafaza şişeler 10 TL'ye satardık belki de. İyi ki Allah'ın dini. Biz sadece ve sadece hizmetçiyiz. O yüzden biz bu dine omuz vererek, aslında kendimizi koruyoruz. Bu dinin korunmaya ihtiyacı yoktur Allah'ın izniyle. Çünkü Allah'ın korumasındadır.

Ama öyle hale gelmişiz ki gıybette. Mesela internette dikkat edin, videoda bir hoca çekiştirilsin, kaç izlenir o video? Bir hoca şu otelde, bir hoca bir hocaya laf etmiş, kaç izlenir? Milyonlar, aynı hocaların ders videolarını dikkat edin. 1000 izlenmiş midir acaba tefsir videoları? Mümkün değil. Niye? Çünkü biz imanı çok iyi biliyoruz. Biz allemeyi cihanız. Allah muhafaza. İşte gıybet nasıl bir olay biliyor musunuz? Artık düşman karşımıza çıkmıyor. Dostların eliyle bizi vurduruyor, bunun da en büyük silahı gıybet olarak bize sunuluyor. Maalesef, gıybet bu şekildedir.

Bu gıybetin başka bir hastalık çeşidi daha vardır. Gıybet ediliyor, ediliyor, ediliyor, artık iki grup birbirine bileniyor ve artık şu cümleler başlıyor: onlarda zaten ajan, onlarda zaten bilmem ne, onlar da zaten şöyle, onlar da böyle diye sorduğunda bir delilin var mı yani. Ajan demek, bir adama münafık demek değil mi? Sorduğunda bir delilin var mı? Yok, bir delilim yok ama ben öyle olduğunu biliyorum, öyle zannediyorum. E be mübarek adam, nasıl sen bir insana bu şekilde ajan diyebiliyorsun? Toplumu nasıl bu şekilde bozabiliyorsun? Kardeşliği nasıl bu şekilde dinamitleyebiliyorsun? Müslüm hadisinde geçiyor. Efendimiz (asm) buyuruyor ki; bir kişi din kardeşine ey kafir dese, o kafir lafı ikisinden birisini döner. Yani o adam kafirse ne ala. Kafir değilse, sen kafir oldun. Müfessirler bunu tefsir ederken diyorlar ki, o kafir aynı zamanda münafıktır, ajandır. Yani ne demek bu? Ben sana haşa münafık dedim ama sen münafık değilsin. Ne oldu? Ben münafık oldum. Ben sana ajan dedim ama haşa ajan değilsin, ne oldu? Ben ajan oldum. Toplumun gıybetle nasıl dehşet bir şekilde bozulduğunu anlıyor musunuz?

Bakın size bir cümle söyleyim. Dışarıda bir insanın başına gelecek kötülükleri düşünün. Onun en hafifi bile burada başına gelecek en büyük kötülüğü karşılamaz. Bir insanın dışarıda başına gelecek en hafif kötülük buysa, bir meclisin içerisinde başına gelecek en büyük kötülük budur. Hatta geçen bir arkadaşla konuştum. Dedi ki, ben 3 yıl dört yıl böyle ortamlardan uzak kaldım. Keşke dedi, böyle ortamların içinde olsaydım başıma her şey gelseydi, bari dünyada dört yıl bu içkiye, zinaya, kumara bulaşmaz, dedi. Bak, ne kadar mantıklı bir cümle. Şimdi mesela bir grup, bir gruba laf ediyor ya, ne oldu biliyor musun? O insanlar dışarıda kalıyor dört yıl boyunca. Çelişkiye düşüyor, şüpheye düşüyorlar. Güven gidiyor toplumda, gıybet güceni götürüyor. O insanın başına dışarıda neler geliyor farkında mısın? O insanın başına gelen dışarıdaki en ufak şey, burada başına gelecek en küçük şey gene etmiyor yani. Sen bunada vesile olmuş oluyorsun. Gıybet işte bunlara sebep olduğundan bir insanın ahireti komple gıybetle yanarsa, ahirette hiç buna şaşırmamak gerekir.

Gıybet edenin akıbeti, yeni konumuz. Abdullah ibni Ömer naklediyor. Diyor ki, Medine'de gıybet yapılmış. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın kulağına gitmiş. Olayı duyduğunda hiçbir tepki vermiyor Efendimiz (asm). Daha sonra hutbeye çıkıyor. Hutbe de aynı şöyle karşılık veriyor. Ey kalbiyle değil de sadece diliyle iman etmiş olanlar. Gıybet edenin neyi ölmüş? Kalbi ölmüş. Bir de işaret oldu mu? Allah Allah! Ey kalbiyle değil de sadece dil ile iman etmiş olanlar. Müslümanların gıybetini yapmayın, onların ayıplarını araştırmayın. Zira kim kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırırsa, Allah da onun ayıp ve kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa onu evin içinde bile olsa rezil rüsva eder. Ebu Davud hadisi. Subhanallah! Çok dehşetli değil mi?

Bazen benim bir insanla ilgili gıyabında bir şey söylemem gerekiyor. Ne yapıcaz? Onunda konuşalım. Gıybetin caiz olduğu yerler, yeni konumuz. Risale-i Nur'da geçen bir bahisten başlıyorum okumaya. Üstad Hazretleri 4 kademede gıybetin caiz olduğu yerlere anlatmış. Şöyle bahsediyor Üstad Hazretleri. Gıybet mahsus birkaç maddede caiz olabilir. Birisi şekva yani şikayet suretinde, bir vazifedar adama der, ta yardım edip o münkirleri o kabahati ondan izale etsin. Ve hakkını ondan alsın. Yani birileri bir sorun işlemiş, kusur işlemiş bana ya da topluma karşı. Benim de onu şikayet etmem gerekiyor mu? Gerekiyor. Benim yetkililere gidip bunu anlatmak gıybet değildir.

Yeni maddeye geçiyorum. Üstad Hazretleri devam ediyor. Birisi de bir adam onunla teşriki mesai etmek ister. Yani ortaklık kuracak, iş yapacak. Seninle meşveret eder. Sen de sırf maslahat için, garazsız olarak yani eski hatıralarım, kalbim karışmayarak meşveretin hakkını edâ etmek için desen, onunla teşriki mesai etme çünkü zarar göreceksin. Bu da gıybet değil. Yani şimdi Talip, Ömer'i işe alacak. Geldi Talip bana, Ömer'i sordu. Ben burada Ömer'i anlatsam, gıybet olur mu? Olmaz. Ama bir şart var, nedir? Garaz yani Ömer'e karşı eski hatıraları ve eski duygularım işe karışmayacak. Sadece diyeceğim ki, hayır Ömer böyle böyle güvenilir bir adam değildir, ortaklık önermiyor. Bu da gıybet olur muymuş? Olmaz.

Yeni maddeye geçeyim mi? Birisi de maksadı, tahkir ve teşhir değil yani adama hakaret etmek değil. Belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese o topal ve serseri adam filan yere gitti. Bu da gıybet olmaz. Yani ben desem ki, Topal Osman evet onu evi burasıdır. O adamda o şekilde anılan biri ise bu gıybet olur mu? Olmaz. Peki desem kişi, Topal buraya gel. Bu gıybet olur mu? Olur, bak tarif içinse gıybet değil. Biri geldi, sordu. O adamda öyle biliniyor. Topal Osman'ın evi burasıdır. Gıybet oldu mu tarif içinse? Olmadı, tahkir için olur mu? Topal buraya gel. Oldu mu gıybet? Olur. O adamın lakabı Topal bile olsa, sen Topal buraya gel diye tahkir ettiğin anda gıybete girmiş oldu.

Son maddeye geçiyorum. Birisi de o gıybet edilen adam fasık-ı mütecahirdir. Ne demek bu? Günahlarını açık açık işliyor. Yani adam Facebook'tan ilan yapmış, bir fotoğraf kareli. Atıyorum o rakıyı içiyor o şekilde. Kendisini Facebook'ta o kadar yaygın, sen de adam zaten rakı içiyor dediğinde gıybet olmaz. Kendisi o kadar yararsa. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyahatla, günahlarla iftihar ediyor. Bu rakıyı da böyle içerim ben be falan diye. Rakı da böyle içilir, rakı içme adabı, böyle saçmalıklar var biliyorsunuz değil mi? Rakı içmeden önce adabı falan böyle saçmalıklar var. Zulmüyle telezzüz ediyor. Yani o yaptığıyla ne yapıyor bir de? Lezzet alıyor. Rakıyı şöyle koklayıp çalkalamadan o rakıya rakı denmez falan. Bir de şeytan aynı anda onunla aynı sinyali gönderip bir cümlelerle şerefe falan diye, değil mi? Onu birden aynı şeye malzeme olmuştur, aynı şeytana. Şeytan onun aynı dürtüsünü kullanır, böyle anlamsız saçma bir laf söyletir. Haydi şerefe deyin. Subhanallah! Sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor. Yani bir insanın fıskı bu cihette aşikarsa, bunun söylenmesi belki birisine uyarılması, e dostum onların yanına gitme. Onlar bu cihette çok fazla günah işleyebiliyorlar demesi gıybet değildir.

Şu cümleyle bitireyim burayı da. İşte bu mahsus maddelerde garazsız, ne olacak yani, seni duyguları karışmayacak. Ve sırf hak ve maslahat

için gıybet caiz olabilir. Ne dedi son kelime? Olabilir. Olabilir yani gıybet caizdir hayır, olabilir. Burada ruhsat var yani onu anlamamız lazım. Yoksa gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi amali salihayı yer bitirir. Gene Üstad ikazda bulunuyor.

Evet, yeni konumuz teşhisi illet ve kurtulma yolları. Şimdi önce bir hastalığı tespit edelim. Sonra da kurtulma yollarını bakalım. Aynı anda yapalım mı? Yapalım. O zaman şunu yapmamız lazım. Bir insan niye gıybet eder, bunlara bakmanız lazım. Önce şöyle maddeleyelim.

Bir insan niye gıybet eder? Haset ettiği için gıybet eder. Birisini haset ediyorum, kıskanıyorum yani Allah azze ve celle takdirine karşı geliyorum. Allah ona vermişte, bana nasıl vereceğini bilememiş haşa. Haset o değil mi? Ya bu adam ne güzel, ben o güzellik yok. Ne olmuş oluyor? Allah kime vereceğini haşa bilmemiş oluyor. Haset böyle bir şey.

Peki nasıl kurtulacağım bundan? Çok zor bir yol ama kurtuluşu bu. Haset ettiğin adama elini açıp dua dua yakaracaksın. Allah'ım Onu cennetinin en güzel yerine koy diye, haset ettiğin adama dua edeceksin. Hatta ortam içerisindeyken onu ne yapacaksın? Tahtif edeceksin. Ya işte bizim Melih'in burası kel ama kendi de sarışın çok yakışıklıdır falan. Ya bu insanın dişleri çıkıntı böyle kaportacıya götürsen anca olur ama İhsan'da güzel adamdır diye böyle oradan da iltifat edeceksin. Bunlar çok iltifat oldu mu bilmiyorum ama. Ya bizim Emice Osman'da hamsi gibidir ama güzel, kıvrak adımdır falan, böyle taftil edeceksin ortamda. Bu şekilde ne yapacaksın? Hasetini kıracaksın. Hasret kırılınca gıybet de kırılmış olacak inşallah.

Gıybetin ikinci sebebi: Boş kalmak. Yani boş kalınca insan ne yapıyor? Sürekli geyik muhabbeti yapıyor. Senin Allah'ın dinine hizmet etmek dururken, vaktini boş geçirmen başlı başına zaten rahmet-i ilahiye de hoş karşılamadığından otomatikman nereye sürükleniyorsun? Gıybete sürükleniyorsun. Peki ne yapacağız buna çözüm olarak? Sürekli kendimize ve ümmetimize, kabrimize faydalı işler bulmak.

Evet. 3. madde. Gıybet niye edilir biliyor musunuz? İnsanları güldürmek için ederler. Bu da bir zafiyet midir? Zafiyettir. Sürekli insanları güldürmeye çalışıp, dikkati üstüne çekmek riyakarlığın diğer adıdır. Fıtri olarak insanları sevimli sevimli güldüren birinden bahsetmiyorum. İnsanları güldürerek gıybet edip, bütün ilgiyi üstüne çekmeye çalışan riyakarlardan bahsediyorum. Demek ki, bunun altında riyâ hastalığı vardır. Bunun yolu ne biliyor musun? Allah'ın seni gördüğünü hissetmeye yarayacak meseleleri attırmak. Yani Allah'ın izniyle iman derslerini arttırmak olacaktır.

Dördüncü madde diyelim. Bir insan neden gıybet eder? Kendi değerini yükseltmek için, başkasını aşağılamak adına gıybet eder. Anadolu'da şey derler. Babasını asarak erkekliğini ispat ediyor, derler. Duymuş muydunuz bu cümleyi hiç? Şu demek yani, şimdi mesela ben sana diklensem, sen bana karşılık verirsin doğru mu? Verirsin yani. Normalde dışarıda iki insanız diyelim yani. Ama bir insan babasına diklense babası kıyamaz ki, çocuğa vursun. O yüzden babasına bağırarak ne yapar adam? Erkekliğini ispat etmeye çalışır. İşte mümin kardeşine de bu şekilde yapıyor. Dışarıda hangi adama laf söylesen, o adam sana karşılık verir ama İslam'ı anlamış bir insan, o topluluk ve kalabalığın aynası olmaz. İslam'ı anlayan insanlar kalabalık olmayan insanlardır. Toplum psikolojisiyle hareket etmeyen insanlar demektir. Onlar özel Rabbinin kanunlarıyla hareket eden insanlardır. O yüzden o insan sana tutup, karşılık vermez. Ama sende o insanı asarak, kendi erkekliğini ispat etmeye çalışırsın. Yani demek ki bir insanın gıybet etmesinin bir diğer sebebi, başka birisini aşağı göstereyim ki, kendimi üstün göstereyim. Ya bizim Özgür'ün araba kullanmasına, araba kullanmak mı diyorsun ya? Ya gözünün biri trafik lambasına bakıyor, teki tekere bakıyor, şaşa adamın teki nasıl kullanacak dediğim anda, ben ne demek istiyorum? Arabaya asıl beni kullanırım.

Evet, yeni madde asabiyet hastalığı. Ne demek oluyor asabiyet? Irkçılık, milliyetçilik, kavimcilik. Peki burada bu maddeyi ne için kullanıyoruz, biliyor musunuz? Cemaat taassubu olarak kullanıyoruz. Burada bir insan nasıl gıybete düşer? Tek cemaat benim. Kurtuluş reçetesi kimde? Ben de, bir insan bunları yaptığı anda ne yapar? Mecburen ortamı gıybete düşürecek. Şimdi biz bir yerel meclise otursak, kafasına vurur gibi Risale-i Nur'ları anlatıp desek ki, ya bunu okumadan bittin, bittin, bittin. Ya ben zaten Risale-i Nur'ların çok kıymetli olduğuna inanıyorum, benim kendi hayatımı değiştirmiş. Ama sen bunu karşıdaki adama farz gibi anlatamazsın yani. Seni bunu okumadığın anda bittin, helak oldun, mahvoldun dediğin anda, bu adamın da buna altyapısı yoksa, bu adam sana düşmanlık besleyecektir. Başka biri de sana gelip dese ki, Ulum-i Arabiyy'i bilmiyor musun, bittin, mahvoldun, cehennemliksin dese? Biri dese, sen bu kitap okumadın mı, bittin, mahvoldun, perişan haldesin dese? Nasıl olacak bu iş? Demek ki cemaat taassubu gıybetin başka bir sebebi. İnsanlar kendini kurtuluşun tek anahtarı gördüğü müddetçe, biz bu işi çözemeyeceğiz. Biz neyiz biliyor musun? Kendimizi kurtarmak için Allah bize hizmet verir mi diye birilerinin kurtuluşuna vesile olabilir miyiz gayesindeyiz. Ne gayesindeyiz? Vesile, başka bir şey değiliz yani. Allah bizi de şöyle maşa olarak kullanır mı gayesindeyiz. Ama biz kendimizi dinin sahibi görmeye başlayıp, bunu yapmayan kurtulamaz dediğimiz anda ne olacak? Bu iş perişan bir hale gelecek. Ya zaten bunu dinleyen bir insanlar ki, bu adamlar Risale-i Nur'ları merkeze almış, okuyor çok da istifade ediyorlar der doğru mu? Evet ama herkes buradaki bir arkadaşımız kadar fazla okumak zorunda mı? Dışarıdaki bir adam da iki sayfa çevirmiş, istifade etmiş yani. Sen o adama böyle...

Gıybet ettiğiniz anda, kendinize ceza koyun. Gıybet mi ettim, gıybet ettiğim adama o gün yemek ısmarlayacağım. Ya da bir hayır kurumuna şu kadar para vereceğim ya da oruç tutacağım. Tebe-i tâbiîn neslinden Abdullah Bin Vef isminde bir büyüğümüz var. Şöyle kendisi rivayet ediyor. Diyor ki, ben gıybetten kurtulmak için oruç tuttum. Baktım, oruç ağır gelince on dirhem sadakaya çevirdim. Daha sonra da dirhem sevgisi bana gıybeti bıraktırdı, diyor. Şimdi bizlerde kendimizi bu şekilde cezalar koyarsak, Allah izni inayetiyle gıybeti bırakırız.

Hatta böyle başka cezalarda düşünelim. Ne gibi biliyor musun? Şimdi gıybetin bir sebebi de, insanın kendisini bir yerlerde görmesi diye, az önce derslerde altyapısında konuştuk. Mesela böyle birisine hediye bile edemeyeceğin, böyle çok ihtiyacı olan birisine veremeyeceğim bir ayakkabın olsun yırtık pırtık. Bir yıl boyunca onu giy gıybet edersen. Kendini biraz zelil gör ki, o gıybet hastalığından kurtul.

Başka ne var? En can yakıcı şey, infak et. Bol bol infak et ama böyle ucundan verircesine değil. Ciğerin yanarcasına şeyin adı infak yani. Bir de infak ederken biri derse ki, ya şu iş gerçekleşsin vereceğim. Geçmiş olsun öyle hiç kimse vermiştir, bilginiz olsun. Gıybet ettin mi, anında yapıştıracak sın orada. Allah izniyle o para 2 kez cebinden çıksın var ya, bir daha cümle konuşmazsın, bırak gıybeti.

Evet, gelelim helallik alma meselesine yeni konumuz. Helallik alma. Şimdi ben pimpirikli adamın gıybetini ettim. Adama gittim, helallik isteyeceğim. Diyeceğim ki, ya Necdet böyle böyle seni gıybet ettim, helal et. Necdet nasıl bir adamdı? Pimpirikli bir adam. Necdet bana diyecek ki, ne dedin bir anlat hele bana. İyi de ben ona anlatınca Necdet bana düşman olacak. Şimdi ben böyle bir durumda gidip, Necdet'e helallik için anlatmam gerekir mi, gerekmez mi? Burada olmaz işte. Sen o adama söylediğinde düşman olacaksın yani zaten bir tane kötülük olmuş aranızda, gıybet etmişsin, bir de adama gideceksin, adam diyecek "söyle bakayım bana ne dedin?" Bu sefer adam düşman olacak bana, haydi çatışma başlayacak, bu sefer gıybet daha büyük bir hale gelecek.

Böyle bir durumda insanlara gıyaben dua edeceğiz. Mesela pimpirikli insanları kastediyorum ama onun haricindeki insanların yüzünden gidip helallik isteyeceğiz ama pimpirikli insanlardan olay daha kötü bir hale geçecekse yüzünden isteyemeyeceğiz. Ne yapacağız onun gıyabında dua edeceğiz. Mesela Necdet bizim seninle aramız bozuldu diyelim. Bir gün sinirli sinirli geliyorsun evime, tam denk geleceğiz, bana diyeceksin ki "kardeş sen bu işi niye yaptın?" diyeceksin. Sen derken, ben de sana bir tane Lamborghini anahtarı çıkarıyorum, diyorum ki "Necdet geçen gün de kalbini kırdım. O yüzden sana bu hediyeyi aldım." desem, bana hakkını helal eder misin, etmez misin? Başka neler yaparsın? Şöyle masajlar vesaire değil mi? Şimdi sen buradaki hediyede bana o kırgınlığın geçerse eğer, bir de şunu düşünelim ben sürekli gıyabında dua etmişim sana... "Allah'ım benim ne kadar sevabı varsa sen Necdet'e de armağan et, Allah'ım Necdet'in günahlarını bağışla, Allah'ım Necdet'i sen cennetine al..." Ahiret açıldı, mahşer alanına gittik, bir baktım ben senin hakkında gıybet etmişim ama burada da bir sürü hediye birikmiş ben senin gıyabında dua etmişim, işte senin de inşallah bana hakkını helal etme ihtimalin çok büyük olacaktır. O yüzden pimpirikli insanların gıyabında dua etmek daha makbuldür.

Bir de helallik konuştuk değil mi? Peki kimi anlattım? Gıybet yapan ne yapacak diye anlattım, bir de gıybet yapılan ne yapacak diye anlatalım mı? Şimdi bak Tebük Seferi yani zorluk seferi oluyor. Allah resulü (asm) insanları topluyor ve açıktan infak istiyor insanlardan. Ulbe ibni Zeyd diye bir sahabe Efendimiz var, hiç malı yok, infak edemiyor, bir de Resulallah'a diyor ki, "Ya Resulallah ne olur beni donat, ben de cihada gideyim." diyor. Efendimiz (asm)'de diyor ki, "Ya Ulbe, elde avuçta hiçbir şey yok, seni donatamıyorum da." diyor. Ulbe gece eve gidiyor üzgün bir halde... Hem bir şeyleri infak edememiş, hem de kılıcı kalkanı olmadığından cihada gidememiş, elini açıyor Rabbine dua ediyor ve diyor ki, "Allah'ım senin peygamberin infaka teşvik etti ama benim verecek bir şeyim yok. Ben yokluktan dolayı cihada katılamıyorum, çok kardeşimin fakirlikten dolayı izzetimi çiğnediğine şahit olmuşumdur..." anlıyor musunuz olayı, yani Ulbe durumu iyi olmadığından çok kardeşi onu gıybet etmiş, diyor. "...Ben de izzet ve şerefimi çiğneyerek her hakkı helal ederek, infak etmek istiyorum." diyor. Olayı anladınız mı? Belki verecek bir malı yok infak için. Ama ne yapıyor, kim beni gıybet ettiyse bütün hakkımı helal ettim bunu infak ettim, diyor Ulbe ibni Zeyd.

Efendimiz sabah namazı cemaate dönüyor, söyleyin diyor, hanginiz bu gece ne infak etti? Semâdan kabul buyurdu o infak deyince, Ulbe en son Efendimiz tekrar tekrar sorunca vallahi ya Resulallah gece böyle bir dua ettim ama diyor. Ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor, Ey Ulbe Allah o infakını kabul edilmiş sadakalar sınıfına yazdı, diyor. Olayı görüyor musunuz, şu inceliği, sahabe ne demek anlıyor musunuz? Hepimizin örnek alması gereken ama bütün insanlık toplansa ulaşılamayacak insanlar, sahabe efendilerimiz.

Yeni bir konu, gıybete zemin hazırlamamak. Tanıdığınız birini bir kadınla gördünüz? Ne yapmanız lazım? Bana ne demek düşer. Şeytan ne diyecek? "İyi de O kadın kim?" diyecek. Sen ne diyeceksin? "Sana ne ya belki halasıdır." diyeceksin. Görene bunlar düştüğü gibi yapana da bu sui zana sebep olmamak düşer. O yüzden gıybete zemin hazırlamamakta gıybet kadar önemli bir olaydır.

Bir örnekle olayı taçlandıralım. Efendimiz aleyhisselatu vesselam itikafta iken, Safiye annemiz onu gece vakti ziyarete gelir. Efendimiz Aleyhisselam onu tekrar evine bırakmak için birlikte yürür. Yürürken de yanından iki tane sahabe Efendimiz geçince, Efendimiz'e (asm) hemen onları durdurur. Bakın bu benim eşim Safiyedir, der. Sahabe efendilerimiz, "Haşa Ya Resulallah, biz senden şüphelenecek değiliz." deyince Efendimiz Aleyhisselam, "Şeytan insanın damarlarında sürekli dolaşır." cevabını verir. Yani bir insanın Gıybet etmemesi kadar ona zemin hazırlamamasının da dersini kurban olduğum bize burada vermiştir.

Son cümlelerle dersi bitirelim. Gıybetle alâkadar olmanın en büyük yolu da şudur. Bizim sinirlerimize hançer saplanmışsa eğer, yani büyük bir derdimiz varsa, parmağımıza batan toplu iğnelerle de zaten uğraşmayız. Yani bir insanın evi yanıyorsa, o insan söndürmeye koşarken dizini bir taşa çarpmış, dizi kanıyorsa, o dizinin kanamasının o insan için hiçbir ehemmiyeti yoktur. Yani Gıybet eden veyahut gıybete cevap veren insanların asıl derdi dertsizliktir desek yeridir.

İslam coğrafyaları bu üzücü haldeyken, Kudüs bu üzücü durumdayken, 50 küsür İslam'ı temsil eden devlet, millet, vatan dururken, zulüm gören bir İslam coğrafyası onlara sığınması gerekirken, kâfire sığınırken, öyle değil mi ahval? Ne kadar üzücü. Yani biz bu noktalarda bu kadar geriyken, zulüm gören kardeşlerimiz kâfirlere sığınırken, bu dert bize başlı başına yetmesi lazım. Belki böyle dertler bir insanı bırak gıybeti, konuşmaz bir hale bile getirmesi lazım. Demek ki birileri gıybet edecek, birileri neden ben gıybet edildim diye cevap verecek ama böyle işlerin derdinde, altında, sürekli dertsizlik yatacaktır, bunu bilmemiz lazım.

Vallahi bir gün bahar gelecek ama biz böyle yanlışlarla, böyle gıybetlerle devam edersek eğer, kışlar çok çetin geçecek. Biz çetin geçecek olan şu kışları biraz tahayyül edebilsek, ne birileri gıybet eder, ne de birileri o gıybete cevap vermekle uğraşır. Yani kimse parmağına batan toplu iğne ile uğraşmaz. Herkes sinesindeki hançerin derdiyle, dininin delisi bir halde dört bir tarafa koşar durur. Demek ki parmağına iğne batırdığında değil, kolunu bile kestiğinde de dişini sıkabiliyorsan, sen kardeşliği, yani İslam'ın özünü, ahlakını, bayrağını, şerefini anlamışsın demektir. Sinesinde ki hançerin yarasıyla deli divane olanlar, parmağına batan toplu iğnelerle uğraşmayacaktır ve bu mesele gıybetin en büyük ilacı olacaktır.

Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasatti. Her merhem her yareye derman mı sanırsın? Hiç ummadığın çözer esrarı derunun. Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın. Evet. Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm. Ve ahıru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin. El- Fatiha massalavat.

Birçok kardeşimiz de bu videoları izliyor, hatta Risale-i Nurları okuyorlar. Hatta bu dersleri böyle özetle not çıkarıyorlar. Daha sonra da Hayalhanemin iletişim numaralarını arıyorlar, boş durmaktan daha hayırlıdır diye söylemek istedim. Çünkü bazı güzel arkadaşlarımız var ki böyle mahcup tavırlı arkadaşlarımız aman onları meşgul etmeyeyim diye aramıyor. Ben nasıl öyle arkadaşlarımızın aramasını çok arzu ediyorum, onlar arayacak, dualar artacak, aynı böyle bir medrese Biiznillah İstanbul'da ve daha sonra başka yerlerde de nasip olacak ki gıybetsiz hava sahaları oluşacak İnşallah diye de sözlerimizi bitirelim.

Evet Hadi bakalım selametle çorbamız var değil mi? Güzel mi çorbamız? Bak arkandan gıybet ettirme bizi? Çorbayı beğenmezsek et yeriz ha ona göre, biliyorsun senin etinde yani, senin etinde yenir ha...

Siz de Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimiz için buradaki linke tıklayarak online bağışta bulunabilir veya buradaki linke tıklayarak WhatsApp'tan bizimle iletişime geçebilirsiniz. abone ol