📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Vaiz Fatma Bayram ile Elmalılı Tefsiri: Yasin Suresi I 16. Bölüm

Fatma Bayram ile Sohbetler 33:55

Transcription

Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Rabbimize hamdü senalar olsun, bizi tekrar bir günün sabahına eriştirdi. Yaşadığımız bu günü hakkımızda hayırlı kılsın inşallah. Kendimize ve başkalarına faydalı olabilecek işlerle bugünü doldurmayı, süslemeyi; bunları şikayet etmeden, efendim yakınmadan, bir nimet olarak alarak, Rabbimizden bir nimet gibi kabul ederek yerine getirmeyi nasip etsin inşallah. Ve kelamını okumak için, anlamak için burada bizi bir araya getirdi. Rabbimize hamdü senalar olsun. Daha güzel amellere de, daha hayırlı, daha ihlaslı, daha efendim faydalı amellere de hepimizi muvaffak kılsın inşallah. Kur'an'la meşgul olmaktan daha hayırlı bir amel yoktur ama yani onu daha güzel anlayacak inşallah işlere de, meclislere de, alimlere de efendim eriştirsin bizi. Rabbimiz çok kıymetli hocalarımızın çok kıymetli çalışmaları var, onlara da efendim eriştirsin Rabbimiz. Kendi kitabından onu okumaktan, öğrenmekten, onunla ibadet etmekten, onunla meşgul olmaktan zevk almayı nasip etsin bize. Her türlü ibadet ve kulluktan zevk almayı nasip etsin; bir görev gibi, bir zorunluluk gibi değil de, aynen bugün bu saatte yaptığımız gibi. Şimdi düşünün yani burada bulunan herkes hiçbir zorunluluk olmadan, sırf gerçekten okumak için, Allah'ın kitabını okumak için bir araya geldi inşallah. Bu güzel niyetler hürmetine çok bereketli bir ilim meclisi olmasını diliyoruz. Bulunduğumuz bu anın, şimdi bu duadan sonra, bu girişten sonra efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e de bir salavat gönderelim. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin. Efendim, kaldığımız yerden devam edelim. Yasin suresine şimdi bir bağlantıyı tesis edebilmek için şöyle [Müzik]. 69 ayette Rabbimiz, Yasin suresi 69 ayette Rabbimiz demişti ki bize; biz ona şiir öğretmedik ama annemden huşi ara Romanya ile bu ona yaraşmazdı da. Yani bu bölümde Kur'an-ı Kerim'e ve İslam'ın en temel inançlarına, inanç prensiplerine, inanç ilkelerine saldıran müşriklere cevap veriyor Rabbimiz. Daha doğrusu dikkatimizi asıl ne ile meşgul etmemiz gerektiğine çekiyor. Hani cevap veriyorsa niye hala bu itirazlar, bu şeyler devam ediyor diyeceksiniz, çok da güzel, yerinde olur bu soru. Acizane kanaatim arkadaşlar, bazı insanlar soru sorarken cevap bulmak için sormazlar. Çok yaşamışımdır ben bunu. Yani bir soru sorarlar, hakikaten de güzel bir cevap verirsiniz o soruya, hemen arkasından yani artık o cevaptan sonra söyleyecek bir şey yoktu, hemen bir başka konuyu gündeme getirir. Tamam da o öyleyse bu niye böyle diye. Yani amaç orada bir cevap bulmak ve o cevaptan sonra cevabı duyduktan sonra üzerinde düşünmek ve eğer doğruysa doğru demek değildir amaçları. Amaç arkadaşlar, muhalefet etmektir bu insanların. Arası ilişkilerde de böyledir. Neyse, güncel konulara fazla girmeyelim ki biraz ilerleyelim. Kitabımızda diyor ki Rabbimiz; biz ona şiir öğretmedik, yaraşmaz da bu ona. İnhu ve İlla likron ve bir şiir değil. Yani Kur'an-ı Kerim ancak ve ancak bir öğüttür ve apaçık bir Kur'andır, okunan apaçık bir eee kitaptır diyor Rabbimiz. Elmalılı Hamdi Yazır merhum şiirle Kur'an'ı böyle bir paragrafta kıyaslamış. Efendim, hepimiz biliyoruz ki arkadaşlar şiir duygulara hitap eder, ona işaret ediyor. Burada da duygulara hitap eder, bizi coşturur efendim olumlu ya da olumsuz ve söz oyunları yapar efendim, hakikatten çok mecazla iş görür öyle diyelim. Kur'an-ı Kerim ise arkadaşlar, hakkın sırat-ı müstakimine irşad eden hikâm ve ahkâm ile, hikmetler ve hükümler ile aynı kökten gelse de aralarında ciddi manalar farkı var bu iki kelimenin. İrfan nuru, iktan rehberi, yani insanı kesin bilgiye götüren iyi kan, yani yakini bilgiye götüren bir yadigar-ı ilahidir. Fakat kafirlerin birçokları onu bir şiir gibi mülah etmek ve ettirmekte ısrar ettikleri ve bu suretle Peygamberi bir şair gibi tanıttırmak istedikleri cihetle buyuruyor ki Rabbimiz; biz ona şiir öğretmedik. Yani onun söylediği bu şey şiir değildir. Kafirlerin birçoğunun Kur'an'ı bir şiir gibi. Yani herkes işte o dönemdeki Arap dünyasını düşünün. Düşünemiyorsanız lütfen istemezlik ve Arap ve Arabistan maddelerini okuyun. Efendim, Cahiliye dönemi ve İslam öncesi Arap dünyası, o dünyanın, o dünyadaki yaşantı biçimi, efendim gelenekleri, görenekleri ve bilhassa da hayatın akışı yani hayatı neler neler üzerine oturuyordu hayatları. Bunları anlatan çok kıymetli eserler var ama mütehassısı olmayacaksanız o konuda bir araştırma yapmıyorsanız çok da gerekli değil ama lütfen bu iki maddeyi okuyun, orada şiirin ne kadar esaslı bir yer işgal ettiğini göreceksiniz onların altında efendim ve nasıl bir iş gördüğünü yani sosyal anlamda efendim, siyasi anlamda. Böyle sırf yani eğlence olsun diye şiir söylemiyorlar veya sırf sanat olsun diye şiir söylemiyorlar. Şiiri çok kuvvetli bir unsur olarak hem toplumlarını inşa etmede hem o toplumun üzerine dayandığı her türlü rekabet, savaş ve düzensizlikte efendim şiiri bir kışkırtıcı bir unsur olarak kullanıyorlar ve Peygamber efendimizi de o kategoride saymak istiyorlar. Yani işte bu da bir şair. Biz zaten hani şiirle meşgul oluruz, şiir bizim hani doğal yeteneğimiz öyle diyelim. İşte sen de bir söz söylüyorsun, biz de bir söz söylüyoruz öyle diyenler de çok olmuşmuş hitlerden efendimize Sallallahu vesselam. Fakat bu durum değişmedi arkadaşlar, bugün de öyle. Yani dünyadaki kafirlerin, Kur'an'ı reddeden, imansızların yani kafir biraz böyle çok hakaret amiz bir anlam yüklendiği için lügat manası ile bile kullanıyor olsanız biraz böyle kulakları tırmalıyor fakat Kur'an-ı Kerim'in kullandığı bir ifadedir; inkarcı demektir. Yani hakikatin üstünü örten demektir, hakikati reddeden demektir, Allah'tan gelen hakikatleri. Bu anlamda kullanıyoruz yani asla hakaret için veya birilerini aşağılamak için kullanmıyoruz. Efendim, o sosyolojik manası ile değil yani Kur'an-ı Kerim'de kullanıldığı anlamda kullanıyoruz efendim. Orada diyor ki bu kafirler bunu hep yapmak istemişlerdir. Yani ne yapmak istemişlerdir? Kur'an'ı bir insan sözü, bir şiir olarak görmek istemişlerdir ve Peygamberi de öyle tanıtmak istemişlerdir. İşte burada böyle duygusal insanları coşturan, işte kalplerine hitap eden böyle şey yapan söyleyin işte bir inanç dünyasına, bir inanç. Evet, inanç dünyasına onları çağıran, davet eden ve bu konuda da onları böyle duygularını harekete geçiren bir metin olarak sadece böyle. Evet, Kur'an böyledir ama sadece böyle görmek istemişlerdir. İşte ona cevap olarak: "Ve ma aleyhim bi şairi ve ma yane bihi" Biz ona şiir öğretmedik ve manyakları ile bu ona yakışmazdı da. Efendim, zira işte burada şairlerle ilgili Şuara suresindeki ayeti kerimeye atıf yapıyor Elmalı merhum tefsirinde. İnhu ve İlla Dil Kurumu ve Kur'an'ı bil, o ancak ve ancak sırf yani mahsa Allah tarafından bir vaazı, irşad, zikir kelimesini vaaz ve irşad olarak çevirmiş. Çünkü hatırlatma, öğüt verme demek zikir. Arkadaşlar, bu hatırlatma ve öğüt verme kavramları üzerinde de dikkatlerinizi çekecek bir iki bir şey söyleyeyim. Şimdi arkadaşlar, öyle bir dünyada eski bu ama yeni bir şey değil, tarih boyunca da hep yapılmış. Bunun Kur'an-ı Kerim'deki örneği zirve örneği yahudilerdir. Yahudiler bilhassa bu özellikleri ile öne çıkmışlardır. Nedir nedir öne çıktıkları konu arkadaşlar; dil ile oynayarak, kelimelerin anlamlarını kaydırıp zihnimizin düşünce biçimini, biçimine müdahale etmek. Şimdi her şeyi Yahudilere bağlamayı pek severiz. Biz bugün de Yahudiler yapıyor demiyorum yani Kur'an-ı Kerim'deki örnek bu örnek Yahudiler veriliyor. Tevrat'taki kelimeleri, kelimeleri yerlerinden oynatmışlardır. Bunun niçin yapmışlardır yani o dönemdeki motivasyonları neydi? Ta İslam'dan önce çok eskiden Tevrat'a müdahale edip onu böyle değiştirmişler ve dönüştürmüşlerdir. Niçin yapmışlardır bunu? Temel motivasyonları, tarihçilerin bize söylediğine göre, Tevrat'taki ağır hükümlerin. Çünkü Tevrat'ın şeriat kısmı zaten Tevrat şeriattır yani ağırlıklı olarak son derece zordur arkadaşlar. Yahudilik çok zor bir dindir yani kitabına göre yapmaya kalktığınızda. Aslında Hristiyanlık da öyledir ve üç büyük din içerisinde bütün dinler tarihçilerimizin söylediği üzere üç büyük din içerisinde en kolay yaşanan, hayata engel olmayan, hayatta bir insanın para kazanması, daha yükselmesine çalışmasına, hayattan zevk almasına hiçbir şekilde engel olmayan en kolay din bu üçü içerisinde İslam dinidir. Şimdi Yahudiler bu zor hükümleri, Tevrat'taki bu zor, uygulanması zor olan hükümleri, bilhassa ileri gelen ve zenginler yani hem ekonomik anlamda hem siyasi anlamda ileri gelenler bunlara uymakta zorlandıkları zaman, bilhassa da cezai müeyyidelere uymakta zorlandıkları zaman kelimelerle oynayarak o hükümleri onların lehine olacak şekilde değiştirmişler, dönüştürmüşler. Daha sonra bunu başka sahiplerle de devam ettirmişlerdir kelimeler. Arkadaşlar, bu dil meselesi üzerinde düşünürler, filozoflar durur, çok ciddi durur yani çünkü dil zihnin yapı taşıdır. Yapı malzemesidir. Daha doğrusu sizin bütün düşünceleriniz, hayat görüşünüz, değer verdiğiniz, önem verdiğiniz şeyler, hiyerarşik zihninizdeki o sıralama, bunların hepsi dilinizle oluşur, diliniz, kullandığınız kelimelerle oluşturulur. Şimdi bunlardan bir tanesi de bugün öğüt vermek, öğüt vermek, nasihat etmek, vaaz vermek. Şimdi size soruyorum arkadaşlar, bana cevap veremiyorsunuz ama bir anlığına da olsa düşünün bakın burada 700 küsür kişiyiz arkadaşlar. Bugün öğüt vermek, nasihat etmek kelimeleri olumlu mu olumsuz mu karşılanıyor? Yani öğüt veriyor, nasihat ediyor, işte ne yapıyor falanca nasihat ediyor veya o işte o devamlı nasihat verir zaten falan. Hani öğüt verir veya bana öğüt verme falan cümlelerin de zaten bu çok açık bir şekilde kendini gösteriyor. Değil mi arkadaşlar? Vaiz mesela vaaz verdi, gene iyi vaaz verdi. Hani vaaz nasıl karşılanıyor? Vaiz kelimesi nasıl karşılanıyor? Efendim, öğüt vermek nasıl karşılanıyor? Yani buna dikkat edin. Halbuki Kur'an kendisini öğüt olarak isimlendiriyor, zikir Kur'an'ın bir adıdır ve öğüt vermek, onun bir anlamı da öğüt vermektir, bir anlamı hatırlatmak, bir anlamı da öğüt vermektir. İşte bu bizim en temel kavramlarımızın, hatta bunun dini kavramlar olması da gerekmiyor arkadaşlar, insani, insani insanın ihtiyacıdır. Bakın, nasihat dinlemek, öğüt dinlemek insanın ihtiyacıdır, hepimizin hatırlatılmaya ihtiyacı vardır. O yüzden mesela Kur'an'da çok tekrarlar vardır. Bir şeyi biliyor olsanız bile onun size yeni bir formda tekrar hatırlatılması sizin ona olan iştiyakınızı tekrar canlandırır. İnsanoğlu böyle bir şeyi tamam anladık, bildik deyip bir kere kendisine anlatılmasıyla hangi işi yapmıştır ki? Aslında bu nasihat ve öğüdün sürekli yapılması, sürekli tekrarlanmasının insanın, insanda ne kadar asli bir ihtiyaç demeyeyim de yani donanım, yani o tekrarın insana faydası o kadar açıktır ki bunu en çok kim kullanır arkadaşlar? Reklam sektörü kullanır. Bir şeyi tekrar ede ede mesela propaganda, reklam, siyasi propagandalar, ticari reklamlar bunların hepsinin özünde tekrar etmek vardır. Bir şeyi tekrar ettikçe arkadaşlar insanlar o üzerinde düşünmeye veyahut da dönüşmeye başlarlar. Neyse, konumuz bu değil, sadece bir hatırlatma olsun istedim. Yani böyle bazı kavramlar zihninizde nasıl diyeyim değer kaybettirilmişse bir dakika ne oluyor diye bakmak lazım. Bazı kavramlar çok yüceltilmişse o zaman da bir dakika ne oluyor diye bakmamız lazım. Yani bize böyle çok yüceltilen, çok sık tekrarlanan arkadaşlar işte özgürlük gibi, başarı gibi veya anlam içeriği tamamen dönüştürülen, anlamı kaydırılan mesela bunlardan bir tanesi cesaret arkadaşlar. Cesaret bizim sözlüğümüzde neydi? Cesur kime denirdi arkadaşlar? Birincisi cesaret kelimesini arkadaşlar benim aklımda yani ilk aklıma gelen anlamı savaşmakla ilgilidir yani cihatla ilgilidir. Cesur bir savaşçı olmak. Bu illa yani fiili savaş olması gerekmez, mücadelecilikle ilgilidir yani. Ama bugün cesaret mesela nasıl kullanılıyor? Bugün derken yani şu anda bugün değil yani son yıllarda nasıl kullanılıyor arkadaşlar? Mesela bakın ben size birkaç cümle söyleyeyim diyor ki cesur bir poz verdi. Ne geliyor aklınıza burada cesur poz deyince ne anlıyorsunuz? Yani cesareti bakın yani ne ile birleştirdi ve bizim zihnimizde nasıl değer kaybına uğrattı. Yani biz mesela bir askerin kahramanlığına cesaret diyorduk, şimdi bugün o kahramanlık gençler tarafından enayiliğe dönüştürüldü. Yani hayatının pisi pisine işte ne olacak yani sen öleceksin değil mi? Vatan kurtulacak veya işte bak birilerini safhasını sürüyor sen orada git öyle pisi pisine falan bakış açısı yani o savaştaki cesaret buna indirgendi. Günlük hayatta hiçbir ahlaki değer ve ilkesi olmadan yaşamak, toplumun değer ve ilkelerinin tam tersine yaşamak da efendim cesaret olarak nitelendirildi. Cesaret kelimesinin bütün işte o romanlar, filmler şimdi sosyal medya buna büyük bir hız kattı. Arkadaşlar, bu dille oynanması meselesine büyük bir hız kattı. Bakıyoruz işte belli kelimeler, belli metinlerde sürekli tekrarlanarak ve belli formlar içerisinde yani belli bir hikaye içerisinde sürekli tekrarlanarak o kelimelere yeni anlamlar giydirilmeye çalışılıyor. Bu konuda sizin dikkatinizi çekiyorum, sürekli birisi size bunu anlatamaz, sizin de biraz böyle epey bir uyanık olmanız gerekir. Çünkü bu hepimizin meselesidir, bizim zihnimizde hepimizin zihniyle oynanıyor. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in yani şurada bir öğüt, bir nasihat olarak zikredilmesi. Hatta diyor ki mahsa Elmalı ne demiş; mahsa Allah tarafından bir vaazu, irşad ve Kur'an'ı din ve bir Kur'an'ı bindir ibadetlerde ve ibadethanelerde okunacak bir kelamdır diyor ve niçin indirilmiştir bu kelam? Liundi rağmen kendine hayyan veya her kafirin hayat sahibi olanları inzar etmek için. Yani henüz diri olan, hayatı aklı duygusu olan, henüz hayatta olan bunlar ölmemiş olan yani çünkü bir ölüye nasıl nasihatin faydası olmazsa artık değil mi? İşte ah ah sigara içmeyecektim, bırakacaktın o sigarayı deyip gidip mezarının başında konuşmamızın bir anlamı yoksa aynı şekilde kalbi, aklı, vicdanı ölmüş insanlara da nasihatin bir faydası olmuyor. İşte onlar kalpleri mühürlenmiş olanlar, Bakara suresinde ve Kur'an'da pek çok yerde geçtiği üzere efendim ve hayat sahibi olanlara inzar etmek yani akıbetlerine hatırlatıp onları uyarmak ve hep böyle kafirin ve küfürde ısrar ile kafirlik edenlerin aleyhine olacak olan söz gerçekleşsin diye yani onlara Cenab-ı Hakk'ın vadede geldiği yani böyle inkar ederseniz bu şekilde hayatı tamamlarsanız, iman etmeden bak şunu göreceksiniz başınıza şunlar gelecek dediği o kavli hak tamamlansın diye biz bu Kur'an-ı Mübini indirdik. İki amaçla: hayatta olanları inzar edebilmek. Çünkü henüz onların kurtulma ve düzelme şansları var. Efendim, bunu bu hayatı kafir olarak tamamlayanların da Allah tarafından onlara vaat edilen söz gerçek olsun. Şimdi burada şunu demek istiyor arkadaşlar yani kanunsuz suç olmaz denir ya hukukta, bu çocuk terbiyesinden tutun da bütün insan ilişkilerine kadar geçerlidir. Sadece mahkemelerde veya işte hukuki mecralarda değil. Ne demek kanunsuz suç olmaz? Mesela işte diyelim ki ben diyorum ki bak çok basit, ben diyorum ki arkadaşlar bu videolar 24 saat kalacak diyorum veyahut da işte bir dahaki derse kadar kalacak diyorum. Bir kendimce bir kural koyuyorum çünkü bu işi ben yapıyorum, bu da benim kuralım diyorum. Ondan sonra bunu söylemeden ama silersem bunu hiç söylemeden silersem insanlar bir dakika ne oluyor yani bir bu video burada durmayacak mıydı? Ben duracak zannettim ve dersi kaçırdım, bak dinleyemedim diyebilir, şikayet edebilir, yakınabilir. Ama önceden söylerseniz arkadaşlar hiç kimsenin bundan yakınma, sonuçtan yani yakınma hakkı olmaz. Bu çok basit bir örnek efendim, bunu günlük hayatta her şeye uyarlayabilirsiniz. Yani çocuğunuza işte diyelim ki akşam 8'de yatacağını ya da 9'da yatacağını çocuğa önceden söylemeniz gerekir. Yoksa 9'da 9 olup hala yatmadıysa onu bundan dolayı azarlayamazsınız, suçlayamazsınız veyahut da hesap soramazsınız arkadaşlar. İşte Kur'an-ı Kerim'i de Allah Teala insanlar kendisine itiraz etmesin yani biz bilmiyorduk Ya Rabbi işte bize söyleseydin yapardık işte haberimiz olmadı demesinler diye. Yani asıl temel mesele budur. Tabii ki hakkı onlara öğretmek ve aslında liyun, gramer kafirinde adeta yani haddimi aşmayacaksam Rabbim inşallah yanlış söyletmesin, adeta şu da var yani insanoğlu hani bazıları böyle diyor ya arkadaşlar filozoflar ve biraz o düşünce sistemine yakın olan kelamcılar böyle diyorlar. Yani diyorlar ki işte Mutezile mesela ağırlıklı olarak Allah vahiy indirmeseydi de biz doğruyu yanlışı bilirdik. İnsan aklı bilirdi doğruyu yanlışı. Ben bileceğimizi düşünmüyorum, her ne kadar öyle görünmesek de ehl-i sünnetin kanaatine tabiiyim bu konuda arkadaşlar. Ehli sünnet, vahiy olmasaydı insan aklı doğruyu yanlışı bilemezler. En azından her konuda bilemez. Evet, hırsızlığın kötü olduğunu bilebilirdik ama mesela işte şirkin çok çeşitli konuların nasıl yapılacağı, Allah'ın bize neler soracağı mesela bunların hepsine bilemezdik. Diyelim ki onların dediği doğru, bilirdik yani ama gene de Allah Teala bize hesap soracağı zaman diyebilirdi ki Ya Rabbi sen bize böyle bir şeyi emretmedin ki biz bunu kendimiz düşündük yani doğruyu yanlışı derdik. Yani Allah Teala arkadaşlar vahiy indirmediğinde, ortada bir kitap olmadığında neye göre hesap soracak? İşte diyor ki kafirlere Allah'ın vaadi hak olsun ve henüz hayatta olan yani henüz kendini kurtarma, yanlıştan dönebilme şansı olanlara da bir inzar olsun. Bak yanlış yolda gidiyorsunuz, öyle giderseniz akıbetiniz şu olacak diye bir hatırlatma olsun diye biz bu Kur'an'ı indirdik. Yoksa böyle söz oyunlarıyla birtakım duyguları harekete geçirmek böyle işte insanların hoşuna gidecek bir metin söyleyelim böyle okusunlar gece gündüz hoşlarına gitsin işte bizim bazı Kur'an okumalarımız sırf diye sırf bu amaçla değil diyor. Sonra arkadaşlar işte şey yapıyoruz, bundan sonra son sayfaya geçiyoruz. Geçen hafta buralardan biraz bahsetmiştik orada uzunca bir bölümü Elmalılı Hamdi Yazır çok kısa çok kısa bir iki cümle ile tefsir edip geçmiş. Şöyle diyor: "Ayetler en önemli görmezler mi? Görmediler mi? Enna helak ne la biz kendileri için ellerimizin imal ettiği şeylerden yani başka hiçbir sanatın dahili olmayıp doğrudan doğru kendimizin ihdas ettiğimiz nimetlerden enam yani yumuşak başlı, yumuşak hayvanlar yarattık, görmüyorlar mı bunu? Ve la onları onlara itaatkar kıldık o hayvanları. Onların bir kısmına biniyorlar, bir kısmını yiyorlar ve lohum fiha menafe birçok faydalar, menfaatler var ve içecekleri var işte süt elde ediyorsun mesela hayvanlardan efeler yaşıyor. Hiç şükretmeyecekler mi?" Yani hayvanların insanlara musahhar kılınması, insanların emrine amade kılınması konusunu hatırlatarak Allah Teala buradan kendilerine Allah'ın nasıl nimetler verdiğini düşünülmesini istiyor. Şimdi bugün şehirde yaşayan birisi için işte hayvan deyince aklımıza kedi köpekten başka bir şey gelmediği için biraz bize böyle uzak bir örnek gibi gelebilir bu şehirli insanlar için arkadaşlar ama ben hep düşünmüşümdür yani mesela inek çok gördüğümüz bir hayvandır. Köye gidip geldikçe derdim ki yani çocukken düşünürdüm. Bunu zaten çocukken köye gidip gelirdik. Ne yazık ki sonradan irtibatımız koptu arkadaşlar yani 5-600 kiloluk koskoca bir hayvan. Bunu daha önce de söylemişimdir böyle 7-8 yaşındaki bir çocuğun boynuna taktığı iple ipin arkasından gidiyor yani ve o hayvanın her şeyinden arkadaşlar gübresinden, sütünden, etinden, derisinden, boynuzundan her şeyinden yararlanıyorsunuz. Yani bir radyo programında dinlemiştim mesela Anadolu'da diyor bir koyun kesilir işte kış mevsimine girileceği zaman yani Kurban Bayramı dışında bir hayvan kesilir o hayvanın hiçbir yeri atılmaz. Yani hiçbir yeri bağırsaklarından bile biliyorsunuz meşhur Anadolu yemekleri yapılıyor hiçbir yere atılmaz, kışlık olarak bir kış yetecek şekilde böyle hazırlanır, depolanır, kurutulur işte kaldırılır, kavrulur vesaire. Bütün her haliyle. Hatta Anadolu'da çoğu evlerde biraz da iklime göre göre efendim alt kat hayvanlarındır iki katlıdır evler. Alt kat hayvanlarındır üst katın altta barınması üst katın ısınmasını sağlar mesela ısınmasını kolaylaştırır. Her haliyle bizi emrimize har kılınmış olması hayatın devamı için burada bize hatırlatılıyor arkadaşlar. Fakat buna rağmen "Vette hadu nillahi alihe" Allah'ı bırakıp yani sana bu hayvanları yaratan, bu nimetleri yaratan işte Kur'an'ın başka yerlerinde zikri geçen nimetlere bakın bütün bunları yaratan Allah'ı bırakıp başka ilahlar edindiler "Laalehum yunusarru" onlarla efendim şey yardımlaşmak ümidiyle yani onlardan yardım almak ümidiyle o ilahlar onlara hiçbir konuda yardım edemezler. Yani Allah'ı bırakıp da tapındığı insanın oğlunun tapındığı bugün de var çok çeşitli şirk çeşitleri, şirk yöntemleri bugün de devam ediyor arkadaşlar. Bunların bazıları daha kompleks daha böyle karışık ve nasıl diyeyim daha zeki kafalar için üretilmiş, doğrudan doğruya geçip bir putun karşısına tapıyoruz demiyorlar. Çok çeşitli izahlarla bunu yapıyorlar. Çok dikkat edin arkadaşlar bunlara işte yıldızlar. Ondan sonra efendim bir takım geçende bir vaiz arkadaşımız paylaşmış bazı kelimeleri şu kadar kere söylersen işte şu işin olur, bu işin olur falan gibi bir takım yani meleklere tapınma vardı bir ara çok meşhur olmuştu. Hatta çok satanlar kitap çok satan kitaplar arasına girmişti. İşte Allah'ın işi çok onu meşgul etmeyin meleklerle görüyor zaten o da bütün işleri ona onlara yalvarın meleklerin elinde bu kainatın yönetimi işte Hazreti Mikail Aleyhisselam ve onun emrindeki meleklere tapınarak efendim işlerini gördürmek isteyenler onlara dua ederek onlara yalvararak çok çeşitli şekilleri var yani ve arkadaşlar Umberto Eco'nun bir sözü var. Kendisi de kendisini ateist olarak tamam tanımlıyor, Umberto inanç tarihini de çok iyi bilen, Orta Çağ çok iyi bilen bir araştırmacı ne diyor biliyor musunuz? Bakın kendisi de ben diyor kültürel olarak sadece Hristiyanım diyor yani inançlarını kaybetmiş bir insan diyor ki çok kıymetli bir söz bence bu bizim açımızdan bir insan diyor Allah'ı reddettiğinde, Tanrıyı reddettiğinde hiçbir şeye inanmaz hale gelmez, her şeye inanır hale gelir. Neden sizce? Yani bunu tabii böyle sadece bir hüküm cümlesi olarak söyleyip geçmek, altını doldurmadan basit gelecek kulaklarınıza ama arkadaşlar çünkü insanın her anlamda bakın sadece yani dua bir kutsal gücün yardımının yanında hissetme anlamında değil, her anlamda inandığı değer ve ilkeleri sürdürebilmek için dahi insanın arkadaşlar bir kutsala inanma, bir metafizik bir güce inanma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın en önemli göstergesi arkadaşlar tarih boyunca insanın sürekli inanacağı Tanrılar icat etmiş olmasıdır. Eğer Cenab-ı Hakk'ın kendisine anlattığı o işte bütün evsafıyla, bütün evsafıyla ilk insandan itibaren kendisini anlattığı o Tanrıyı, o Allah'ı kabul edemiyorsanız, kabul edemiyorsa bir insan sizi tenzih ederim, kendisi Tanrılar icat etmeye başlar. Bunlar yani bazen insanlar olur ya bugün insana tapan mı var diyeceksiniz? Fazlasıyla olduğunu düşünüyorum yani kocasına tapan mı ararsınız, patronuna tapan mı ararsınız, efendim çocuğuna tapan mı ararsınız, sevdiği kişiye tatlı anla ararsınız yani bazı anlatımlarda böyle irkiliyorum yani anasına babasına tapan mı ararsınız? Tapar taparcasına tapmak nedir? Arkadaşlar işte Elmalılı Hamdi Yazır'dan merhumdan hep alıntı yapıyorum o cümleyi çok müthiş bir cümle bana göre; "En ziyade mahbub olan şey sizin mabudunuzdur" diyor. En çok neyi seviyorsunuz yani kalbinizde? Şimdi mesela Allah'ın sözü ile bir başkasının sözü çeliştiği zaman neyi tercih ediyorsunuz? Yani hiç kimseyi burada şirkle suçlamak istemem, asla yapmamalıyız böyle bir şeyi ama şirki de çok iyi tanımalıyız ki arkadaşlar kendimizi ondan koruyabilelim ve halbuki "La yesta'tıu önüne" o ilahları, o taptıkları ilahlar onlara asla yardım edemez, tam tersine ve hım onlar kendileri onun hazır askerleri haline gelirler. Yani o taptığınız şeyler sizi kendilerine emre amade, hazır asker haline getirir, kendi eliyle bunu kendine yaparsın ama onlardan da hiçbir yardım göremezsin, fena yersin ki bütün bu işte kafirlerin itirazları vesaire demeleri efendim Peygamberimizin inkar etmeleri birazdan gelecek işte böyle kemikleri ufalamaları vesaire aşağılayıcı efendim hiçbir şeyde mesela yalancı demiş oluyorlar çünkü peygamber çünkü bana Cebrail geldi, Allah'ın son beklenen son Peygamberi olduğunu söyledi. Çekip gidiyorlar adamlar yani kafayı üşüttün diyorlar işte ne diyorlarsa "Felayir'in onların sözleri seni hüzünlendirmesin" diyor. Sana söyledikleri sözler seni üzmesin. Burası da bizim için çok kıymetli arkadaşlar, acizane benim anlayışım buradan adeta şöyle diyor Peygamberimize ve onun yolundan gidenlere Rabbimiz; senin görevin ne? Yani benim görevim ne arkadaşlar? Cenab-ı Hak benden neyi soracak? Söyleyip söylemediğimi soracak. Bildiklerimi anlatıp anlatmadım. Size de öyle yani bir öğretmen vardır içimizde, doktor vardır, anneler vardır yani hastanın doğruyu söyledin mi? Çocukları doğru bir şekilde eğittin mi? Efendim evlatlarına nasihat etmen gerektiği yerde, ikaz etmen gerektiği yerde ettin mi? Budur. Ondan sonra olan şeyler seni üzmesin diyor. Sen sen bunları yaptıysan ondan sonra olan şeylere takılma, onların sana ne dediklerine falan takılma diyor. Çünkü arkadaşlar acizane yani kanaatim Cenab-ı Hak hiç kimseyi zorla düzeltemiyor, biz nasıl düzelteceğiz ki insanları zorla? Bize düşen sadece söylemek, ister kabul ederler ister etmezler. "İnna la ilahe rune ve mineralu" biz onların içlerinde gizlediklerini de açığa çıkardıklarını da hepsini biliyoruz. Onların sözleri seni asla üzmesin, sakın mahzun olma diyor. İşte geçen hafta bu elmanın o atladığı ayetleri çünkü hani ayetin bir tanesinin başını veriyor ta şuraya kadar bir paragrafla anlatıyor böylece bir toparlamış olduk. Efendim, geldik 77 ayete yani dönüp dolaşıp gene kaldığımız yere geldik. İnşallah bunu da haftaya tamamlarız. Son bölümü Yasin suresinin haftaya görüşmek üzere. Allah'a emanet olun, hayırlı sabahlarınız olsun.