📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Ben De Şaşırıyorum! Ama Testesteron Verilen Hastalar İyileşiyor!

Emel Özuğur55:17

Transcription

Büyüme hormonu 1. Telomeli uzatır. 2. Saç tellerinin kalınlaşmasını sağlayan hormondur. Kaşlar da aynı. Dudakların küçülmesini engeller. Kulakların büyümesini engeller. Çenenin uzamasını engeller. Cildi kalınlaştırır. Soğuk duş alan insanlarda büyüme hormonu anormal yüksek. Bu çok güzel bir şey. Yani büyüme hormonu kullanmadan soğuk duşla büyük ihtimalle soğuk duş vücutta ani bir akut stres geliştiriyor.

1000 kadına testosteron enjeksiyonu yaptık. Memnuniyet oranı %99,5. Bir tane bayan vardı. Hiç unutmuyorum. 92 yaşındaydı. İşte sırt ağrıları, kemik ağrıları, adele ağrıları vesaire. Dedik ya bir deneyelim yani hiçbir zararı yok çünkü. Bütün ağrıları geçmiş.

>> 90 yaşında.

Yani ben şok oldum tabii ki.

>> Kadınlara da uyguluyoruz dediniz ya. Sakal büyük çıkıyor mu?

Yok ha yok.

>> Büyüme hormonu konuşulduğunda ilk akla gelen hatta meslektaşlarınızın da önemli bir kısmı böyle düşünüyor. Bu hormon kanserli hücreyi de çoğaltır. Dolayısıyla risklidir diyenlere cevabınız ne olur?

Bir sürü insan Bali'ye, Singapur'a, şuraya buraya sırf bu güneş lekelerini temizlemek için oralara gidiyorlar. Glutasyon başka hiçbir şey değil.

>> Cildin rengini de açıyor mu?

Açıyor.

İyot gebelikte düzenli olarak kullanılırsa çocuğun IQ seviyesinde %11,5 bir artış meydana getiriyor. Sisli beyin, çok iyi konsantre olamayan beyinlerde eğer biz iyot kullanırsak o sisli beyin ortadan kayboluyor. Bir gün sabah çok mutlu olarak uyandığın zaman bir gece önce ne yediğine bak.

>> Ne yemek lazım o zaman?

Ulusal Lojistik Emel Özuğur'la derin sohbeti sunar.

Efendim merhabalar. Kendisini ikinci kez konuk ediyoruz ve çok mutluyuz. Yarım kalmıştı çünkü. Türkiye'ye döndü ve bir büyüme hormonu efsanesi başladı. Çok eleştirenler oldu ama kendisi arkasında durmayı hep sürdürdü. Bugün yarım kaldığımız yerden ilerleyeceğiz. Tıp doktoru, anti-aging jinekolog Fuat Aytekin bizimle birlikte. Kanserden güzelleşmeye hepsini sormaya çalışacağım. Sizlere hoş geldiniz kıymetli hocam. Hoş geldiniz.

Hoş bulduk. Teşekkürler ağırladığınız için. Sağ olun.

Büyüme hormonu yarım kalmıştı. Dilerseniz oradan başlayalım. T hücresi ile ilgili söylediğiniz, telomerle ilgili söylediğiniz çok ses getirdi. Çünkü iddianız şu ki büyüme hormonu o denli etkili ki ömrü uzatıyor. Orada öyle bir müdahale yapıyor ki ömrü uzatıyor. Arkasında mısınız hocam?

Arkasındayım tabii ki. Yani şimdiye kadar 21 yıllık bir tecrübe de var bu konuda. Yani yüzlerce hastamız büyüme hormonu kullandı. Ben de kullandım tabii ki hala kullanıyorum ama büyüme hormonu Türkiye'de büyüme kelimesinden dolayı yanlış anlaşılıyor. Yani bunu zamanında çıkardıkları zaman işte 90-92 civarında piyasaya çıkıyor. Çıktığı zaman insanlar sadece çocukların boylarını uzatmak için çıkmış ve dolayısıyla da ismi büyüme yani growth hormone dediğimiz şey büyüme hormonu olarak adlandırılmış.

İlk nerede kullanılıyor? Amerika mı? Amerika'da kullanılıyor. Boyları uzatmak için çocukların belli bir yaştan önce işte kemiklerin sonunda bulunan terminal plak dediğimiz bir plak var. Yani o büyüme çizgisinin kapanmamış olması lazım. İşte büyüme hormonunun değerleri. Bu arada tiroidler çünkü o da boy kısalığı için sebep. Tiroidle büyüme hormonu birbirine çok paralel çalışır. Biraz bizim Türk ırkının kısa boylu olma sebebi de bu. İyot eksikliğinden başlarsak yani iyot bizim Türkiye'de ciddi bir sorun. Yani ben bu işe ilk başladığım vakit yani iyot konusunda Türkiye'yi ilk getiren benim. İyot olmazsa tiroid bezi çok iyi çalışmıyor ve gebelikte iyoda ihtiyaç iki katına çıkıyor. Bu artık bilimsel olarak da var. Laboratuvar testlerinde de ölçtüğünüzde işte gebelikteki ihtiyacı bir bakarsınız iki katına çıkmış. İyot gebelikte düzenli olarak kullanılırsa çocuğun IQ seviyesinde yani zeka seviyesinde %11,5 bir artış meydana getiriyor. İstatistiksel olarak %11,5 daha zeki. Eğer balık yağı da düzenli olarak kullanırsanız %7,5 yani demek ki %20'ye yakın daha IQ seviyesi yüksek bir çocuk doğuruyorsunuz.

Nasıl kullanılacak kullanım şekli? Damla olarak mı aslında? Kanlı olarak piyasada Lugol solüsyonu olarak satılıyor. Var Amerika'da veyahut da Avrupa'da da. Avrupa'da pek yok ama Amerika'da var. Lodoral veya Iodoral diye 50 ve 75 miligramlık tabletleri var. Bir radyasyon, bir radyoaktif bombalama. Körfez Savaşı nedeniyle böyle bir tablo çıkarsa ortaya yani bizi radyoaktiviteden koruyacak tek şey iyot. O yüzden de yani iyot bizim hayatımızda çok önemli. Zaten kitabının üzerinde de şunu yazar. Niçin ihtiyacımız var? Neden onsuz yaşayamayız? Yani kitabın üzerinde bu yazar. İyot ilginç bir madde ve bir barutun keşfi sırasında bulunuyor enteresan bir şekilde. O yüzden de iyot hayatımızda mutlaka olması gereken bir şey. İşte üçüncü gözümüzün etrafındaki kireçleri temizlemek için de iyot önemli. Çünkü florlu diş macunları maalesef şeyin etrafında ne derler? Pineal bez dediğimiz üçüncü gözün etrafında kireçlenme yapıyor. Dolayısıyla da hani böyle sisli beyin, çok iyi konsantre olamayan beyinlerde eğer biz iyot kullanırsak o sisli beyin ortadan kayboluyor. Bunu gördük yani çoğu hastamızda. Bir zamanlar Vietnam Savaşı'nda Amerikan askerlerine de mesela yüksek yoğunlukta flor verilmiş, flor tablet verilmiş. Fazla miktarda flor verirse bir insana biat duygusu gelişiyor. Yani askerlere biat etmeleri için de o yüksek florlu tabletler de verilmiş olabilir.

Yani sorgulama, muhakeme yeteneğini alıyor.

Emir ver yürürsün. Yani tabii tabii oluyor. Evet. Koruyucu hekimliğin Türkiye'ye gelmesi lazım. Teşhis ve tedavinin değil. Teşhis tedavi artık bu çağda herkes yapar. Yani sonuçta bu kadar laboratuvar testi, MR'lar, ultrasonografiler, laboratuvar testleri, bilmem artı bir şey teşhis koymamanız imkansız. Eğer onu da koyamıyorsanız çıkartın beyaz gömleğinizi gidin. Yani ama koruyucu hekimliğin ön plana çıkması lazım. Yine her zaman söylüyorum ben. Panolarda meme kanseri için erken teşhis hayat kurtarır diye yazıyor. Ama bu ilaç firmalarının lafı. Sizin erken teşhis dediğiniz şey ondan 20 yıl önce başlamış olan bir kanserin ortaya çıkması.

Erken dediğiniz de erken değil yani.

Değil tabii ki. Yani 1 milimetre olana kadar 15 ile 20 yıl geçiyor. Dolayısıyla da hastalara veya insanlara meme kanseri olmamanın yollarını öğretmek lazım. Hipotiroidi direkt meme kanseri sebebi.

Ailede yoksa dahi mi?

AY o genetik kısmı meme kanserinde %5 %10 %90'ın sebebi biziz. O yüzden de a teyzemde var bende de olacak. Öyle bir %100 kural yok.

Mesela tiroid hastalarına büyüme hormonu yaparak mı tedavi şekli veriyorsunuz?

Tiroidi düzeltmeye başladığınızda zaten büyüme hormonu normalize olmaya başlıyor. Hipo veya hipertiroid yani tiroid bezinin az veya çok çalışması büyüme hormonu düşürüyor. Bakın çok çalışması da düşürüyor, az çalışması da düşürüyor. Ama enteresan bir şey hipotiroidi olan vakalarda da meme kanseri oranı yüksek. Bize Ankara'dan tane hasta geldi böyle. Hepsi de hipotiroidiydi. Hiç zamanında fark edilmemiş ve tedavi edilmemiş ama meme kanseri.

Döndürdünüz mü?

Ve tabii artık o teşhis konmuş tedaviler de başlanmış. Biz sadece koruyucu hekimliğini yaptık. Tiroidini düzelttik. İşte ne bileyim diğer kanserle ilgili olan çarelerimizi ya da tedavi şekillerini uyguladık.

Kanser konusuna geleceğim ama sizin asıl konuşmayı sevdiğiniz ve uzmanlığınız anti-aging. Ve burada büyüme hormonu önemli oranda kullandığınız bir aparat. Şimdi hocam biz zaten büyüme hormonu çalıştığı için yaşlanmıyor muyuz?

Yok. Hayır. Hayır. Yani büyüme hormonu en yüksek olduğu dönemler işte gençlik ve çocukluk dönemlerimiz ama 25 yaşından sonra düşmeye başlıyor. Her 10 yılda bir %15 düşüyor. %15 %15 %15 sonuç olarak çok aşağılara doğru iniyor. Eğer büyüme hormonu değeri kanda 92 pikogramın altına düşerse size FDA de kullanma izni veriyor. Çünkü yaşlanmanın başlangıcı oluyor artık o. Ama büyüme hormonu ne yapıyor ki? Biz yaşlanıyoruz. Onu düşünecek olursanız ben kabaca saymaya çalışayım. Bir telomerin uzamasını sağlar. Telomer nedir? Kromozomların altında bizim ayakkabı bağcığının ucundaki plastik. Düşünün oldu mu? Nasıl ki o ayakkabı bağcığının işte döner döner ve en yağ plastiği koyduğunuz anda o bütünlük sağlar. Ama o plastik düşerse ayakkabı bağcığı çözünmeye başlıyor. Değil mi? Bir müddet sonra çıkartıp yeni bir ayakkabı bağcığı takıyoruz. Dolayısıyla da o çözünme olayı başladığı zaman kanser de başlıyor.

Hem yaşlanma hem kanser.

Evet. Çünkü bütün o serbest radikaller ve işte oksijenin negatif elektronu olan hidrojenin, azotun bilmem her şey ortaya çıkıyor ve vücut bunu tanımlayamıyor. Nedir bunlar diyor ve oraya işte makrofaj dediğimiz lekositler, lenfositler hepsi hücum ediyor ve sonuç olarak bir kanserin başlangıcı oluyor ve telomer bittiği anda yapacak hiçbir şey yok.

Oradan dönüş yok.

Oradan dönüş yok. Ama teromere bakıyorsunuz bu bizim 150 kb yani mikronun da bindi. Bakıyorsunuz kaplumbağada işte kısa ama kaplumbağa uzun yaşıyor. Ama bakıyorsunuz fare de çok uzun ama fare kısa yaşıyor. Şimdi onu baktığınızda objektif olarak kaplumbağa doğada yaşıyor. Yeşilliğin içinde taze sebzesi işte ne bileyim otu böceği hepsi önünde. Evi de sırtında hiçbir sıkıntısı yok. Gamsız yavaş yavaş da hareket ediyor. Ama fareye bakıyorsunuz e kanalizasyonlarda, karanlıklarda, tozlarda, ne bileyim şurada burada pis yerlerde ve stres altında her an yakalanma şeyi var. Enfeksiyon var, şu var, bu var, güneş ışığı yok, bilmem ne yok. Onlar daha hızlı yaşlanıyor. Dolayısıyla onların tramerleri daha uzun. İnsanlardakine baktığımızda bu birçok faktöre bağlı. Yani egzersiziniz, beslenmeniz, stresiniz vesaireniz birçok faktöre bağlı.

Her birimiz doğduğumuzda telomer uzunluğumuz aşağı yukarı aynı.

Evet. Aşağı yukarı aynı.

Hor kullanan daha telomerinden yiyor mu?

Tabii ki. Tabii. Sigara, alkol, hareketsizlik, stres çok büyük faktör. Yani ben İstanbul'a geldiğimden beri kan, kortizol değerlerine baktığımızda hakikaten insanlar çok stresli. Çok stresli. Yani stres en büyük şey. Yani diyabetten tutun, kanserden tutun, yaşlanmadan tutun hepsinden önemli.

Daha önceki yayında sormuştum. Tekrar olacak ama rica edeceğim. Büyüme hormonu konuşulduğunda ilk akla gelen hatta meslektaşlarınızın da önemli bir kısmı böyle düşünüyor.

E bu hormon alındığında eğer içeride bir kanserli hücre varsa teşhisi yapılsın yapılmasın bu hormon kanserli hücreyi de çoğaltır. Dolayısıyla risklidir diyenlere cevabınız ne olur?

Şimdi bakın, 30-35 yaşlarında beynin yaptığı büyüme hormonu miktarı 0.286 pikogram günlük. Bizim verdiğimiz doz 0.3 miligram. Yani beynin ürettiği dozla aynı dozu veriyoruz. Ve laboratuvar testlerine baktığımızda o spektrum içinde oynuyoruz biz. Yani her önüne gelen büyüme hormonu verilmez. Böyle bir şey yok. Ama bir insan gelmiş 92, 90, 88, 60 daha iyi gördüm 48 bile gördüm. Yani her şey bitmiş durumda insanların. Bu insanlar ne diyor size? İşte adelelerim eridi. Eskisi gibi konsantre olamıyorum. Enerjim kalmadı. Cildim inceldi. Kırışıklar arttı. Saç tellerim inceldi. Çünkü saç telinin kalınlaşması da büyüme hormonuna ait. Görme faktörüm iyi değil. Kırıldak dokularım, tırnaklar bir sürü faktör var.

Kirpikler, kaşlar.

Şimdi büyüme hormonunun ne işe yaradığını bir kabaca anlatayım. Büyüme hormonu 1. Telomeri uzatır. 2. Saç tellerinin kalınlaşmasını sağlayan hormondur. Yine kaşlar da aynı. Dudakların küçülmesini engeller. Kulakların büyümesini engeller. Çenenin uzamasını engeller. Cildin cildi kalınlaştırır, kırışıkları azaltır. Kıkırdakı onar, DNA tamirinden sorumludur. Protein sentez eder. Yani kas yapmak büyüme hormonunun işidir. Testosteron kas yapmaz. Testosteron var olan kas hücrelerini maksimum %25 oranında büyütür. İyi spor yaparsanız. Ama yeni kas hücresi yapmak büyüme hormonuna aittir. Tek dikkat edilmesi gereken nokta büyüme hormonu glikoneogenez yapıyor. Yani şeker dışı kaynaklardan şeker elde ediyor. Çünkü büyüme hormonu kullanmak şu demek sizi akut streste yani bir şey heyecan, trafik kazası, bilmem şu. O zaman büyüme hormonu artıyor. Bu yüzden de akut streste büyüme hormonu arttığı için sizin kan şekerinizi yükselterek büyüme hormonu sizi savaşa hazırlıyor. Oldu mu?

Daha mı gergin yapıyor o zaman?

Tabii gergin. Gerginlik zaten akut stres sizin büyüme hormonunuzu artırıyor ama kronik stres büyüme hormonu düşürür. Yani kronik stres yaşlanmanın başlangıcıdır.

Sürekli stres.

Evet. Sürekli stres tabii ki. Yani İstanbul'da yani mutlaka.

Nedene bağlı olmaksızın artık stresli bir insanlar böyle yaşıyor.

Pesimist yani stres altında. O zaman düşüyor. Hipo ve hipertiroid yani tiroid bezinin az veya çok çalışması da büyüme hormonu düşürüyor. Egzersiz yine büyüme hormonu artırır. Aç kalmak ve son dönemlerde hastalarımıza çok güzel feedbackler aldık. Mesela soğuk duş alan insanlarda büyüme hormonu anormal yüksek. Bu çok güzel bir şey. Yani büyüme hormonu kullanmadan soğuk duşla büyük ihtimalle soğuk duş vücutta ani bir akut stres geliştiriyor ve dolayısıyla da büyüme hormonu şeyi soğuk duş alan insanlarda en azından 4-5 hastamızda gördük. Büyüme hormonları sınırları bile geçmiş. E o zaman ben soğuk duş aldım, soğuk duş aldım kanser mi olacağım? Bu benim doğal bir şekilde vücudumun ürettiği bir madde.

Sanki dışarıdan almışçasına soğuk duş alanlar.

Evet. Evet. Soğuk duş alanlarda yüksek. A bunlar mesela 40, 50, 55. Ben bile şaşırmıştım. Hatta laboratuvar testlerini tekrarladım ya. Dedim ki bu kadar yükselmez bu. Ondan sonra 2 laboratuvara yolladık. Onlarda da yüksek. Bu çok güzel bir şey.

45 sonrası kadın ve erkekte kas kaybı kontrolden çıkıyor. Hele spor yapmıyorsa ve beslenme de ona uygun değilse evet kayıp çok daha hızlı oluyor. Tabii daha ileri evrelerde düşmene neden oluyor. O kas kaybı hayat konforunu çok bozuyor. Uzmanlar diyorlar ki giden kas geri gelmez.

Yani gider.

Sen eğer spor yaparsan olana sahip çıkarsın. Kas hafızası vardır.

Eğer zamanında çok iyi spor yapıp iyi kas yapmışsanız.

Hiç yapmadıysanız biraz zor. Yine geliştirirsiniz kası ama biraz zor ama daha önce biraz spor yapıp kas yaptıysanız kasların bir memorisi var, hafızası var. Tekrar hemen toparlanır.

Hem de çok çabuk bir şekilde.

Büyüme hormonu bunu tetikler mi?

Tetikler tabii ki. Protein sentezi ona bağlı. Yani yeni kas hücresi yapmak ona bağlı. Ama testosteron kas gücünü arttırır. Yani bir bardak suyu şöyle almak anca testosteron işidir. Hani yaşları hatırlarsınız böyle gelirler ev titrer. Bak artık kaldıramıyorum falan. Bu tamamen testosteron eksikliği.

Kadında da erkek.

Kadında da erkek de tabii. Yani şunun şöyle kasılması bu testosteron kan yapımı testosteron.

Bunun böyle sarılması hayat ipiyle de ilintili. Hayat ipini de belli bir yaştan sonra böyle tutmuyoruz. Tabii ki.

Onu da sıkılaştırır mı? O gevşeyen yaşama sevincini de artırır mı? Testosteron.

Aynen. 1000 kadına yaptık. Yani 1000 kadına testosteron enjeksiyonu yaptık. Memnuniyet oranı %99,5.

Yaş aralığını biliyor muyuz?

Ya yaklaşık olarak 40'la 70'e kadar. Hatta bir tane bayan vardı hiç unutmuyorum. 92 yaşındaydı. 92 yaşında. İşte sırt ağrıları, kemik ağrıları, adele ağrıları vesaire. Dedik ya bir deneyelim yani hiçbir zararı yok çünkü hem kan yapımını sağlayacak hem kas gücünü sağlayacak vesaire. Sonra bir kadından bize mesaj geldi. Yani mail olarak attılar. Bütün ağrıları geçmiş.

92.

Yani ben şok oldum tabii ki. Yani herkes de bir şekilde etkileniyor bundan ve tamamen kas gücü artınca etten boşluklarına yani diz mesela dizim ağrıyor. Başka bir sebebi yoksa kas gücünü artırsanız dize düşen yük azalıyor. Kas onu tolere ediyor. Anlatabildim mi? Düşen yük azaldığı için kas eklem ağrıları da ortadan kalkıyor.

Ne kadar süreyle verdiniz?

Valla şöyle söyleyeyim ben size. Bunun bir protokolü var. Bu Belçika'da da uygulanır. Erkeklere yaptığımız dozun onda birini yapıyoruz. İlk baştan enjeksiyon şeklinde adale içine yapılıyor. 0.15 cc filan civarda.

Nereden uyguluyorsunuz?

Bacaklara, sağ veya sol bacağa, adale içine. 20 gün sonra tekrarlıyoruz. Bunu 15 günde bir tekrarlayan da var. Biz 20 gün hani laboratuvar testini çok yaptığımız için 20 günde bir tekrarlıyoruz. 3 tekrardan sonra reseptörleri doyurduktan sonra testosteronun krem formuna geçiyoruz.

Yine aynı bölgeye mi uyguluyor?

Ya onların uygulanış şekli var. İşte omuzlar, yan taraf, koltuk altı, tüylere değmeden yan taraftaki yağsız bölge böyle dönerek uyguluyorlar.

Tabii testosteron denince ilk akla gelen sakal bıyık.

Yok.

Kadınlara da uyguluyoruz dediniz ya. Sakal, bıyık çıkıyor.

Yok. Ha, hiç alakası yok. Eğer böyle cildi yağlatıyor birazcık. Testosteron cildi biraz yağlatır. Bu tip şikayeti olan yani hafif bir tüylenme veya sivilce çıkanlara eczanelerde var olan Saw Palmetto dediğimiz cüce palmiyeden veriyoruz. O dihidrotestosteronu bloke ediyor. Veyahut da prostat ilacı var. Ondan da yarım tablet günde verdiğimizde hiçbir yan etki olmuyor.

İnsanlar size ağrısız hastalık üzerinden mi daha çok geliyorlar yoksa 10 yaş geriye götür diye mi geliyorlar?

Esasında şu son dönemlerde yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorum veyahut da yavaş yaşlanmak istiyorum. Bazı fonksiyonlarım çok geriye gitti. Bunları tekrar kazanabilir miyim? Kendimi daha zinde, daha iyi spor yapmak istiyorum veyahut da kas kaybım var. Mesela şu anda çok fazla şey kullanılıyor. Ozempic var, işte Monjaro var. Bu midenin boşalmasını geciktiren GLP denen bir agonistik madde var. Onu çok kullanmaya başladı herkesler. Ama işte onları kullanırken beslenme çok bozulduğu için.

Zayıflama ilacı mı hocam?

Zayıflama ilacı dediğimiz ilaçlar.

Bu konuştuğumuz zayıflama ilacı. Onu da soracağım.

Boşalmasını geciktiriyor.

Tokluk hissi veriyor.

Evet. Tokluk hissi veriyor ve yemek istemiyorsunuz. Yani mide daha boşalmadığı için. Ama bu arada beslenirken bu tip ilaçları kullanırken protein oranımızı iyi artırmamız ve ağızda çok iyi çiğnememiz gerekiyor. Mesela bir et parçasını ki o da yani orta rare dediğimiz yani az pişmişle orta arasında olacak. Çok iyi çiğnemek gerekiyor. Bir eti ağzınıza aldığınız vakit en az 35 kez çiğnemeniz lazım. Eğer bu daha az yapıyorsanız, hızlı bir şekilde yiyorsanız o şişkinlik ve gerginliğin sebebi o. O yüzden de 35 kez mutlaka çiğnemek gerekiyor. Bunlar çok fazla miktarda besin almıyorlar. Yani iştahları olmadığı için yemekten de uzakta kalıyorlar. Ve protein oranında düştüğü için de bu arada büyüme hormonları da düşüyor ve adele kayıpları meydana geliyor. Yani hepsinin şikayeti şu. Evet, çok iyi kullandım, zayıfladım ama adelelerim azaldı. Şimdi bana kızacaklar ama zayıflama iğnesi kullanıp da.

Kızmayın bana yüzü çökmeyeni görmedim.

Evet. İşte adale kaybı.

Protein kaybı.

Hocam. Evet. Bakıyorsunuz 56 kilo vermiş ama bir o kadar 10 yaş.

İleri gitmiş.

İleri gitmiş hali. Doğru.

E kızdırıyoruz birilerini ama anlıyorum. Saygı duyuyorum ama bu hani attığın taş kurbağayı ürkütüyor mu? Siz zayıflama iğnesi kullanan birine büyüme hormonu.

Kesin veriyorum artık. Kesin baş hormonu veriyorsunuz. Birlikte gidebiliyorlar mı? Etkileşim riski var mı?

Hayır yok yok. Yani büyüme hormonu onların adale kayıplarını engelliyor. Bazı şeyler kitapta yazmıyor. Yani kitabi olarak aradığınız bulduğunuz böyle bir şeyler yok. Bunlar yeni ilaçlar ve yeni ilaçların daha sonuçlarını da bilmiyoruz. Yani daha aradan bir 3 sene 5 sene daha geçmesi lazım.

Zayıflama iğneleri için. Ama kullanan var mı? Var. 2 sene kullanan var. 3 sene kullanan var. İngiltere'de şu anda neredeyse bu obez hastalara bedava veriyor İngiliz hükümeti.

O zaman.

Onu anlayabiliyorum. Hani 100 ve üzeri kilodakiler çok zor onlar için zayıflamak. En azından hayata dönmek adına, hareket konforu adına anlaşılabilir. Ama artık konu şeye döndü. Birazcık göbeğim var. Onu işte veremiyorum.

Onu vermek için bu belki tehlikeli olabilir.

Şimdi hocam hepimizin derdi bu longevity ile başlayan furyayla evet uzun yaşayalım ama aynada da iyi görünelim. Dolgular, botokslar endüstrinin bir başka oyuncağı ama sürdürülebilir de değil. İşte botoksu 3 doz yaptırıyorsan bir diğerinde 5 doz yaptırmak zorundasın. Başka bir şeye ihtiyaç var. Burada büyüme hormonu gençleştirici etkideyse mesela kaç yaş vadediyorsunuz?

Şimdi kaç yaş vadetmekten ziyade bir kere hayatı şöyle bir özetleyelim. Bir üçgen yapalım. Burada diyet var. Diyet yalnız şu hani ben diyetisyene gittiğimde diyet zayıf. Onun dava o değil. Diyet denince ne yiyorsunuz? Nasıl çiğneyip yiyorsunuz? Kaç derecede pişiriyorsunuz? Neleri tercih ediyorsunuz? Bunlar önemli. Oldu mu? İşte o elektronik fırınların yani akıllı fırınların içerisine hemen koyup da 180 dereceye çevirmek son derece hatalı bir şey. En güzel yemek pişirme şekli 90'la 100 derece arasında. O timerı da ayarlayacaksınız işte 3 saat 4 saat sonra yavaş yavaş pişecek. Ama bizim genellikle böyle bir vaktimiz olmak.

Bunun güzellikle bir ilgisi var mı?

Var tabii. Protein almak çok önemli.

Yani yemeğin yavaş yavaş pişiyor olması.

Tabii ki protein kaybını engelliyorsunuz.

Şimdi yüzün sarkmasının altı nedeni var. Yani bu akademide de söylenen bir şey. Kural. Bir, düşük proteinli gıdayla besleniyorsunuz. 2. büyüme hormonunuz düşüktür. 3. Testosteron önemli. 4. Tiroit çok önemli. 5. DHA dediğimiz böbrek üstü bezinden salınan bir hormon var. O önemli. 6 östrojen. Bunlar yüzün düşmesini engelleyen faktörler. Ben bir zamanlar işte Amerika'dan bir ara döndüğümde yüzün hormonal mezoterapisini sunmuştum. Bir meşhur bir doktora. Beraber gel beraber yapalım filan dedim. Fakat çok iyi işe yaradığını görünce doktor vazgeçti ondan. Çünkü yüz germek çok daha fazla bir para getiriyordu. O yüzden de ondan vazgeçtik. Yoksa yüzde hormonal mezoterapi yani büyüme hormonu enjeksiyonu bize yapılır. Rahatlıkla yapılır.

Dünyada uygulanıyor mu?

Uygulanıyordur.

Yani bu mezoterapiler uygulanan dolguların yerine büyüme hormonu enjekte ediyor.

Büyüme hormonu yanında birkaç tane daha şey onun bir form şeyi var. Bir formülasyonu var. 67 tane maddeyi bir araya karıştırıp o tabancalarla çıt çıt çıt çıt çıt çıt enjekte ediyorsunuz.

Bir de damardan alınanlar var. Naltrexone çok popülerdi. Artık güvenimiz de kalmadı. Dönem dönem [boğazını temizler] influencerlar aracılığıyla ya da bilim insanlarına da çok güven yok. Onların makalelerinin de bazılarının satın alındığını biliyoruz. Dolayısıyla kime inanacağımızı şaşırdık kaldık. Naltrexone bir furi olarak esti ve geçti. Mesela şimdi popüler sizin sıralayabileceğiniz ve onay vereceğiniz neler var?

Şimdi şöyle söyleyeyim. Naltrexone yeni bir olay değil. Naltrexone 1960 yıllarında uyuşturucu kullananların uyuşturucuyu bıraktıktan sonra düştükleri enerji eksikliği ve boşluk nedeniyle çıkartılmış olan bir madde. Nikotinamid adenin dinükleotit denen madde. Bu enerji mikromotorları dediğimiz mitokondrilerin ürettiği bir madde. O enerjiyi sağlamak için daha sonra bunun dil tabletleri çıktı. Daha sonra kapsüller çıktı. Daha sonra yavaş yavaş IV modelleri çıktı. Yani damardan yapılan modelleri çıktı. İşte 100 miligram var. 300 miligram, 500 miligram. Biraz abartıldı bizim piyasada ama 100 miligram yeter de artar bile. Çünkü Amerika'da Naltrexone'lar 100 miligramlık flakonların üzerinde yok. Öyle 1000 miligram filan yok. IV verilmesi lazım. Yavaş verilmesi lazım. Dikkat edilmesi lazım. IV formatı yani damardan yapılan formatı ağızdan alanlara göre çok daha etkilidir. Ama bizler daha çok enem uyku şeyi yapmıyoruz uyguluyoruz veyahut da enema öneriyoruz. Enema daha düşük moleküllü, küçük moleküllü olduğu için emilim oranı çok yüksek. Emildikten sonra da Naltrexone'a dönüyor.

Bu uzun vadeli bir koşu olarak kabul edeceksiniz. Yani hem enerjiniz artacak hem de enerji mikromotorlarınız artacak.

Bunların yan etkisi var mı?

Vallahi tek taşikardi dışında yani kalp çarpıntısı dışında biz şimdiye kadar yaptığımız hiçbir hastamızda herhangi bir yan etki oluşmadı. Şu anda kliniğinizde uyguladığınız ve efsane diyebileceğiniz son dönemin keşfi cilt gençleştirme ve güzelleştirme Almanların yaptığı çok özel formülasyonlar var. Yüz güzelliğini geliştirmek için belli aminoasitler var. İşte belli maddelerle birlikte bir kutu halinde size yüz güzelliği için özel kutular hazırlıyorlar. Özel aminoasitler, özel enerji maddeleri hazırlıyorlar. Bunları uyguluyoruz.

Klinikte uyguluyorsunuz.

Klinikte uyguluyoruz tabii ki.

Ama bir defa değil. Bunlar arka arkaya haftada bir en az 4 defa veya 5 defa uygulanması gereken şeyler.

Deformasyonu, cildi kaldır, protein sentezini artırıyor. Cilt kalınlığını arttırıyor. Daha yüzü bir şekil haline getiriyor. Esasında yüzün mesela kolajen alıyorlar ya dışarıdan durmadan. O kolajenin yüze remodeling olması yani yüzünün şeklini alıp sizin tekrar bir hamile kadında olduğu gibi bir ay yüzü oluşturması için relaxin peptidi lazım. Relaxin peptidi olmadan o alınan kolajen yüze remodeling olmaz. Yani model kalıp haline dönmez. Bu yine büyüme hormonu olmadan yine olmaz bunlar. Ama insanlar muazzam derecede kolajen kullanıyorlar. Amerika'da pek kolajen konuşulmuyor. Hiç ben akademide ders esnasında kolajen lafını duymadım.

Bizde de konuşulması azaldı ama bir dönem endüstriyi resmen domine etmişti.

Ama böyle paça çorbası yani benim annem 86 yaşında öldü. Yüzünde bir kırışık yoktu ama paça çorbası, balık kafası yani her şeyi yerdi o. Anlatabildim mi? Balık çorbası bilmem nesi filan. Dolayısıyla paça çorbası bence kolajen açısından en güzel madde. Haftada bir daha yeseniz yeter de artar bile.

Testosteronun etkileri şu ifadeniz var. Çok şaşırmıştım. %35 görme kazanırsınız. Bu esasında şey değil yani bir sihir veya büyücülük veya başka bir şey değil. Yani benim sağ gözümde dört adale var. Sol gözümde dört adale var. Bir de çevresinde var yuvarlak. Yani şurada 10 adale var. Bu adale testosteron ve büyüme hormonuyla çalışıyor. İki kere iki dört. Siz eğer testosteronunuzu iyi bir seviyede tutarsanız büyüme hormonunuzu da kullanıp yanında selenyumdur, işte A vitaminidir, çinkodur bunları da koyarsanız ya da ki retina tabakası için önemli maddeler bunlar. Görmenize değişiklik olur. Niye olmasın? Ben niye hala gözlük kullanmıyorum? Büyüme olmadım. Ötesi tamam.

Yaş ilerledikçe gözün feri de kaçar ya.

Evet. O ışığı da tekrar sabitliyor.

Sağlıyorsunuz. Yani herkes eskiden şunu derdi. Yani 40 yaşına gelen bir insanın mutlaka gözlük takması lazım. Hayır öyle bir şart yok. Yani dejenerasyonu engellersiniz. C vitamini mesela C vitaminin depolandığı yerlerden iki yer var zaten. Tek bir yerde gözün retina tabakasıdır. C vitamini, selenyum, çinko, lutein. Ya lutein dediğimiz şey de illa kalkıp ilaç almaya gerek yok. O portakalı soyduğumuzda ortasındaki çubuk var ya beyaz veya mandalinanın ortası işte lutein o.

Yani onları atmamak onları yemek lazım. Bir de böyle mandalinayı, portakalı cillop gibi yapıp pırıl pırıl vermek anlamı yok. O etraftaki beyaz şeyleri de yemek lazım. Çünkü lutein o. Göz için bizim yaptığımız hatalar var.

Ortadaki [homurdanır] çubuğu asmayın onu yiyin. Çünkü lutein o. Göz içinin faydası olan madde o. Herkes gidip lutein alıyor eczanelerden. Halbuki portakal mandalinadan bunu rahatlıkla sağlayabilirsiniz.

Bir dönem glutatyon çok popülerdi. Kanser hastalarına uygulanmaması gerekir dendi. Yine meslektaşlarınızdan glutatyon pahalı bir idrardır. Alırsınız 15 dakika sonra tuvalete bırakırsınız diyenler oldu bu masada.

Şimdi glutatyonun yararlanma ömrü 3 saattir. Glutatyon biraz hızlı verilmesi gereken bir damardan bir üründür. Glutatyon dediğim gibi biz genellikle ciltteki lekeleri yani güneş lekelerini açmak için kullanıyoruz ama onun bir protokolü var. Sadece iki flakon damardan vermekle olmuyor. O yaklaşık olarak 2,5-3 ay süren bir protokol. Onu yapıyoruz. Bu inatçı lekeleri gidiyor.

İnatçı lekeleri temizliyor. Hatta N-asetil sistein dediğimiz şey o da mesela verildiği zaman glutatyonla beraber cildin gayet de güzel açıyor. Bunlar uzakdoğu'da çok kullanılıyor. Yani bir sürü insan Bali'ye, ne bileyim Singapur'a, şuraya buraya sırf bu güneş lekelerini temizlemek için oralara gidiyorlar. Glutatyon glutatyon başka hiçbir şey değil.

Cildin rengini de açıyor mu?

Açıyor rengini.

Yani lekeleri açıyor. Bir de daha akça pakça bir yüz yapıyor mu?

Tabii. Mesela bir sarhoş insan gelsin. Burnu kıpkırmızı, gözleri kıpkırmızı, yüzü kıpkırmızı. Siz glutatyon verin. Yarım saat sonra bembeyazdır. Gözlerin içi de beyazdır. Alkolün etkisinde kalmaz. Temizlemek için çok iyi. Ama piyasada bulunan glutatyon sadece hücre dışındadır. Yani serumdaki kandaki bulunan toksik maddeleri temizler. Ama hücre içine giren glutatyon klasik glutatyondan çok farklıdır. Onun adı S-adenozil glutatyondur. Yani klasik glutatyon hücre içine girmez. Hücre içine giren glutatyon farklı.

E biz bunu nereden bilelim? Glutatyon diye damardan biliyorlar.

Ben de şöyle söyleyeyim. Ben de 2023'ün Aralık ayında Dünya Anti-aging Kongresi'nde bir Avustralyalı biyokimya profesörü dinlerken bunu öğrendim. Yani idrar diyenler aslında belki de bu sizin yanlış dediğiniz glutatyon için söylüyorlar.

Evet. Tabii ki olabilir. Tabii olabilir ama 15 dakika sonra idrarda çıkmaz. Yok hayır öyle bir şey.

Ne diye uygulatsınlar mesela leke tedavisinde glutatyonu kullan.

Leke tedavisinde protokol şöyle. Bir ay boyunca haftada 4 flakon. 2. ay haftada 2 flakon. 3. ay haftada 15 günde 2 flakon tamamlandığı zaman citteki lekeler yok oluyor.

Sıfırlanıyor.

Sıfırlanıyor. Hiçbir şey kalmıyor.

Evet işte güneşe çok çıkmanın anlamı yok yani. Güneşe yanmanın anlamı yok. Mesela bir zamanlar ne vardı? Meşhur bir artist, en güzel boyunlu artist neydi o? Audrey Hepburn.

Audrey Hepburn.

Audrey Hepburn değil mi? Mesela o hiç güneşe çıkmamış bir kadındır. Oldu mu? Hep böyle eskiden biliyorsunuz aristokratların rengi beyazdı. Hatta pudra pudra dökerlerdi.

Ama işte paryalar dedikleri işçiler de güneşin altında çalışan esmerler. Esmer insanlardı. Yani güneşte yanmanın farkını bizim insanların daha iyi idrak etmesi lazım. Yanma olayı farklı bir şey. Ona tanning dediğimiz olay o. Melanosit stimulating hormon denen melanin pigmentini cilde yayan veya cilt altındaki melanin salınımını arttıran bir hormon. Ama D vitamini için D vitamini yapmak o apayrı bir sistem. Oldu mu? Yani güneşe gittiniz bir 20 dakika kalın güneşte ya da bilemiyorum dolaşın etrafta şudur budur. Ondan sonra eğer yanmak istiyorsanız yani tanning olayını sağlamak istiyorsanız o zaman sür güneş yağını ondan sonra yat esmerleşmeye çalış ama esmerleşmek cildi yaşlandırır.

Net.

Net.

Kaçın.

Yani o güneşin altına yatmak esmerlik pek yapılabilecek bir şey değil yani. Mantıklı değil.

Hocam modern tıbbın çok oyaladığı sonuç bulamadığı konulardan biri diyabet diğeri tansiyon. Bu bizim buraya kadar konuştuğumuz büyüme hormonu da içeren müdahaleler bu ikisine çözüm oluyor mu?

Vallahi şimdi şöyle söyleyeyim. Tansiyon olayı apayrı bir olay. Tabii o benim konum değil açıkçası. O dahili ve kardiyologların veya diğer doktorların olayı. Diyabet olayı yakın bir dönemde bitecek. Yani şu anda Japonlar çok üzerinde çalışıyorlar ve tahmin ediyorum 2-3 yıl içinde diyabet tarihi olacak.

Tip 1 dahil mi?

E tip 1'in çoğu yani baktığınızda kökenini gebelikte annenin D3 vitamini kullanmamasından kaynaklanıyor. Oldu mu? Magnezyumu, D3 vitaminini vesaire önemli. Mesela yeni doğan bebeğe D3 vitamini verdiğinizde 2000 ünite bir yıl boyunca %85-90 konjenital diyabete bay bay diyorsunuz. Kalmıyor.

Bana tip 1 diyabet çocuğun anneleri o kadar çok yazıyorlar ki tabii çocuklukta diyabeti yönetebilmek çok da zor.

Çok izleyicimiz var bu müjde mahiyetinde. Ama bunlar artık klasik bilgi oldu. Yani bunlar yeni konuşulan bir konu değil. Ben 2007'de 2008'de bunları öğrenmiştim. Yani yeni doğan bir bebeğe 2000 ünite günde D3 vitamini verirseniz bunun bir sürü eksperimental çalışmalar var ve sonuç bakıyorsunuz ki yani %85-90 konjenital diyabet yani tip 1 diyabet ortadan yok oluyor ama annelerin gebelikte mutlaka D3 vitaminini çok iyi kullanması magnezyumunu çok iyi kullanması gerekiyor. Eskiden çoktu bunlar yani. Çok aşırı kilo alan anneler vardı. Ne bileyim işte eklemsiler vardı, preeklemsiler vardı. Böyle duymuşsunuzdur. İşte tansiyonlar yüksek kasılmalar oluyor. Bebek de anne de riske giriyor falan. Artık onlar eskisi gibi yok. Anneler daha bilinçli, daha iyi besleniyorlar. Bir kere gebelikte anne ne yerse yesin %15'i bebeğe gider. Artık kalanı kendine kalır. Yani kilo almakla bebek büyümüyor. Böyle bir şey orantı yok aralarında. Bence bir anne ne bileyim 10 kilo, 9 kilo, 10 kilo alması bütün gebelik boyunca normal, ideal ama onun üzerine çıkmaması lazım. Hani 3,5 kilo bebek deyin, 1 litre de suyu deyin, yarım kilo plasenta, o da ancak diyabetlerde olabilecek maksimum bir şeyde. 2 kilo da rahim ağırlığı diyelim. İşte damarın şey kan, man filan. Heh. 6,5-7 kilo. Hadi 3 kilo da yağ al. Oldu mu? Onu da süt yapımı için doğumdan sonra yeter de artar. Her yerde şirazeyi kaçırıyoruz ya. Çok kilo alıyor. Bir de şey kesim var. Aman ben kilo almayayım diye beslenmeden kısanlar var.

Ne olursa olsun bebek emer. Bebek hiç dinlemez onu.

O kendi stoklarından anne kaybediyor.

Tabii ki. Tabii ki.

O yüzden her çocuk bir diş. Anadolu'da öyle derler ya.

Her çocuk bir diş. Hamilelikte beslenmeyi doğru almayanlar o çocuk emdiği için diş kaybeder. Doğru. Esasında bir sürü şey eskiden kullanılmış ve söylenmiş ama şu anda bir sürü şey daha yeni bulunmuş gibi oluyor. Evvelden ne vardı? Her şeyin üzerinde tarçın vardı. Toz tarçın. Toz tarçın yani kromun en güzel kaynağı. Sizin tatlıya saldırmanızı durduracak en güzel madde. Artı tarçın ya da yani cinnamon dediğimiz şey yumurtalıklardan progesteron yapımında çok önemli.

Tarçın.

Tarçın. Evet. İlginç bir şey değil mi? Yani ben de okudukça öğrendikçe böyle çok enteresan şeyler. O yüzden de yani baktığınızda işte ne bileyim dondurmaya da tarçın koyan var. Bildiğimiz kazan dipleri, tarçın, ne bileyim sütlacın üzerinde her şeyin üzerine tarçın ilave ediyoruz. Sebebi o kan şekerinin yükselmesini dengelemek için. Çünkü şekerimiz yükseldikçe idrardan tarçın şey kaybediyoruz. Krom kaybediyoruz. Gideneği yerine.

Bu da tatlıya saldırganlığı arttırıyor. Ama tarçın kullandığınız vakit o tatlıya saldırma durduğu gibi erkekler için de çok önemli. Yani Manisa'da cami minaresinden [boğazını temizler] mesir macunu dağıtılıyor. Mesir macununun %40'ı tarçın. Yani bir erkek tarçınlı gıda kullanırsa kan şekeri düşeceği için büyüme hormonu artıyor. Büyüme hormonu arttığı zaman da testosteron artıyor.

O zaman.

Cinsellik açısından çok önemli erkeklerde tarçın kullanmak. Konuyu siz açtınız hocam.

Evet. Evet. [kahkaha] Ama yani bunlar toplumda hep bilinen de unutulan şeyler. Tarçın çok önemli bir madde.

Libidoyu konuşalım o zaman hocam. Kadında ve erkekte isteksizlik ve tabii ki güç kaybı. Bu alandaki güç kaybı büyüme hormonuyla mı çözüyoruz bunu?

Şimdi şöyle söyleyeyim ben size. Benim 1000'e yakın hastamda sonuç şu çıktı. Testosteron alan ve testosteron yükselen kadında kendine güven duygusu anormal artıyor, bilinç artıyor. Onca yıllık tecrübenin üzerinde bir genç bir 30-35 yaşında kadının testosteron değerine sahip olmak cinselliği çok değiştiriyor. Oldu mu? Proje yapmak, gözlerin daha iyi görmesi, kasların daha güçlenmesi, yaratıcılık. Yaratıcılık. Yani hep onu söylüyorum. Yani burada bir haksızlık var. Kadınlarda niye testosteron erken düşüyor? Hep ben onu söylüyordum. Yani kanda 1 oranında var. Eğer onda 2 olsaydı inanın kadınlar dünyaya hakim olurdu. Benim gördüğüm bu. Bir sürü boşanmanın, aldatmanın sebebi de bu testosteronun düşmesi.

Doğal akışında kadında daha erken düşüyor değil mi?

Evet. 40'tan sonra yavaş yavaş belirgin düşüyor. Ya da 44, 45, 46, 47 falan bayağı düşüyor.

Peki biz müdahale ederek ve dışarıdan yükleyerek doğaya ters davranmış olmuyor muyuz?

Hayır hiç alakası yok. Testosteron meme kanserini engelleyen en iyi hormon. Bir de verdiğimiz doz yine laboratuvar testleri arasında. Yani erkeğe verilen dozun onda birini veriyoruz. Kan yapımından sorumlu olan o. Mesela yolda yürürken böyle soluk yüzlü, gözlerin içi sararmış, kırışıkları artmış bir sürü insanın sebebi testosteron eksikliği. Çünkü kan yapımı duruyor, yüzler sararıyor. Ama testosteronu koyarsanız yerine yüzler pembeleşmeye başlıyor. Renk artıyor. Gözler daha dikkatli bakıyor. Kendine güven duygusu artıyor. Cinselliği artıyor. Bu sefer erkekler geliyorlar. Kadınlar bizim eşimiz çok.

Fazla şey oldu yani cinselliği çok normalize oldu ya bizde mi bir eksiklik var diye. Bu sefer erkekler eee testosesteronlarını kontrol ettiriyorlar.

Ben bunu kadın östrojenle yaşıyor diyebilirim. Estrojen cinsel enerji tabii ki o apayrı bir enerji ama libidoda testosteronla ilgili kemik yapımı, kas gücü, sporda egzersiz direnci veya egzersiz yapma isteği yani diyor ki kadın gidiyorum spor merkezine ama yapma gücüm yok diyor. Kas gücüm yok diyor. Bir müddet sonra çabuk yoruluyorum diyor. O testosteron eksikliği.

Bu dudakları büyüten de testosteron muydu? O büyüme hormonu.

O büyüme hormonu. Cildi yukarı kaldıran dudakları. Tabii yani cildi kalınlaştıran kaslarınız oluşsun. O büyüme ol mu?

Şimdi hocam hep cilt üzerinden konuşuyoruz. Tamam çok önemli ama organların gençleşmesi de çok kıymetli. En önemlisi tabii burada hasar önce stres ve yanlış beslenmeye bağlı olarak bağırsaklarda kendini besliyor.

Bağırsaklar ve böbrek süzüyor.

Kime sorsanız bağırsak geçirgenliği var. Şişim diyor, perişanım diyor. Ve son dönemde yine kiminle konuşsam benim çevremde katılıyorsanız lütfen yorumlara yazın. Ya ishal ya kabız. Bu ikisinden biri.

Şimdi birincisi şunu söyleyeyim. Kapıdan içeri giren bende gluten hassasiyeti var diyor. Bu benim sorunum değil. Bu devletin sorunu. Çünkü arpa, buğday, çavdar, yulaf neyse işte birtakım böyle eee bitkilerin ya da meyvelerin diyeyim artık ne derseniz üzerine yabancı otlar üremesin, boyu daha hızlı uzasın diye glifosfat denen bir kimyasal madde sıkılıyor. Ama bu Avrupa'da yasak, Rusya'da yasak, Yunanistan'da yasak. Bayer firması yapıyor ve bizim Türkiye'de rahatlıkla kullanılıyor. 2022 yılında Bayer firması gluten hassasiyeti olanlar için 11,5 milyar euro para dağıttı. Türkiye'den bir kişi başvurmadı. O yüzden bana kimse gluten hassasiyetim var demesin. Hatta bunu bir eee meşhur bir gazeteci de yazdı. Yok mu dedi Türkiye'den bir kişi gluten hassasiyeti olup başvuran? Kimse başvurmadı. O yüzden bana kim gelirse gelsin kusura bakmayın ya bu sizin sorunuz. Onu devlete yazın.

Adı geçen firma zaten tarım zehirlerinin de müsebbibi değil miydi?

Aa hocama peki.

İşte insanın böyle sinirleri bozuluyor.

Gerçekten.

Bozuluyor yani. Niye? Bence ekmek yemek anlamı yok.

Yani benim hep böyle tasavvur ettiğim tabii dünya kurulduğu vakit buğday tarlası, arpa, çavdar tarlası falan yoktu. Bunlar böyle yabani otların arasında çıkan şeydi. Bana göre Dünya Savaşı'ndan sonra bu sektör çıktı. Fransızlar, Almanlar ve Ruslar bir araya gelince orada patladı bu ekmek sektörü. Rusya'ya da gidin dünya kadar ekmek çeşidi var. Fransızlar öyle. Almanlar deseniz apayrı bir ekmek sektörü. Eee, ekmek yemek caiz mi ya da alınması gerekiyor mu? Bana göre anlamsız. Yani ekmek yiyeceksem bu British e Kings College'ın human nutrition yani insan beslenme uzmanı başındaki adam da onu söylüyor. Yani yiyeceksen sadece ekşi mayalı ekmekten bir dilim. Oldu mu? Benim kepek ihtiyacım için bu bana yeter de artar bile. Benim günde 30-35 gram kepeğe ihtiyacım var. E ben bunu bir yarım armut yiyerek de karşılarım. Bir Ayşe kadın fasulye yiyerek de karşılarım. Elma da yiyerek karşılarım. Niye kepek yemek zorundayım ki? Bir de onlar absorbe edilen yani emilen kepekler değil.

Yıllarca bize B12 ihtiyacını ekmekten aldığımız söylendi.

Yanlış yanlış. Hep yanlış bunlar. Hepsi değişti.

Ne öneriyorsunuz bu şikayetle geleni?

Bağırsakların tam. Biz bağırsaklar için özel dediğimiz sistemler var. Amino asitlerini yüklüyoruz. Yani çünkü emilmediği için bir sürü amino eksikliği var. Demir eksikliği var. B12 eksikliği var. Bunları da yerine koyuyoruz.

Alzheimer çok büyük bir problem. Büyüme hormonu Alzheimer'da örnek oluyor.

Önleyici etkileri var olduğu söyleniyor ama o da o da yakında bitecek.

Kanser hastaları sizin kapınızdan içeri girdi.

Yani meme kanseri konusunda ben bayağı bir şey oldum yani çok çalışmalar yaptım. Çok hastalar da gördüm. Meme kanserinin bir kere genetik kısmı %5 %10 yani %90 sebebi biziz. Bunu hiç unutmayalım. Yani meme kanserinin çoğunun sebebi biziz. Ve meme kanseri daha önce de söylediğim gibi 1 milimetreye kadar ulaşana kadar 15-20 yıl geçiyor. Erken teşhis hayat kurtarır lafı bana göre tamamen saçma bir laf.

Teşhis aldı kişi ve bir sürü seçenek var. O seçeneklerden ikisi de hastaların mesafeli yaklaştığı iki seçenek. Kemoterapi, radyoterapi. Orada inanılmaz bir yol ayrımına giriyor hasta. Dikkatli konuşmaya çalışıyorum. Allah hepsine şifa versin. Şu anda eee o hastalıkla mücadele veren izleyicilerimiz için siz ne düşünüyorsunuz? Dün akşam bir radyoloji uzmanının konuşmasını dinledim ve bana göre de çok güzel bir konuşmaydı. Ben dedi kanser hastalığıma radyoloji uygulamıyorum ve buna karşıyım dedi. Bunun dedi en güzel çaresi benim kendi hastalığımda baktığım aç bırakmak diyor. Oldu mu? Kanser hastalarını evet. Kan şekerini mümkün olduğu kadar düşürmek. Çünkü kanser hücresi şekerle besleniyor. Bir zamanlar bir eee araştırmacı 3-bromo-piruvat ya da tribromo-piruvat dedikleri bir madde buldu. Bunu internette de girip bulabilirsiniz. 3-bromo-piruvat. Bu ne yapıyordu? Kanser hücrelerini çünkü şeker tükettikleri için bu krep döngüsü dediğimiz şekerin parçalanma döngüsüne yapışmasını veya çengel atmasını bloke ediyordu ve bir anda gördüler ki kanser hücreleri şekeri bulmayınca anormal derecede ölüme gidiyor ve yok oluyorlar. Mesela o 3-bromo-piruvatı kadın tam damardan yapılan protokolünü hazırlıyordu ve bunun için eee önce CNN International'da konuştu. Daha doğrusu BBC Prime'da konuştu ama kadın 15 gün sonra yok oldu. Yok oldu.

Ortadan kaldırdı.

Kaldırdı. Çünkü muazzam bir şey var. Eee, kanser ilaç endüstrisi var. Anlatabildim mi? Yani Amerikalıların kendisi de söylüyor. %94'e hiçbir işe yaramıyor. Ben kanser olsam ben ilaç almam. Aç kalırım, açlık oruçlarına girerim, kan şekerimi sıfırlarım neredeyse. Tabii imkansız ama sıfırlamaya çalışırım veya düşürürüm ve onları aç bıraktıkça kanser hücreleri kendisinden ölecektir.

Ama orada da kanser hastalarının vereceği kilo her iki cenah içinde çok ürkütücü. Kanser hastaları kilo vermesin isteniyor. Aç kalınca ama kanser hastalığına vitamin vermeyi tuhaf buluyor onkologlar. Yani kanser niye vitamin vermeyeyim ben? Yani kanser kanser hücrelerinin vitaminle beslendiğini gösteren bana bir bulgu getirin veya bir literatür getirin. Böyle bir şey yok.

Hangi vitamin?

C.

Yok böyle bir şey. C vitamini. Tabii o da protokolü var. O protokola göre uygulamak lazım. Sabah örneğin 8'de başlayacaksınız. Akşam 8'e kadar 70 gram, 74 gram.

Arsızsız.

Arsızsız. Tabii bunları yaptık biz. Tabii C vitamini Türkiye'de mi yaptık?

Türkiye'de yaptık. Tabii.

Hocam unutmayın lafınızı. Hep şu efsane vardır ya. Parası olanlar işte o hani hepimizin bildiği yerlere gidiyor iyileşip geliyor. Kanser garibanı bulur o zorlanır diyenler beslenme, vücut direnci, vitamin D çok önemli kanserde. Çünkü stres faktörünün ortadan kaldırması lazım.

Dışarıda bazı enstitüler var mı gerçekten? Parası olanın bastırıp kanserden kurtulduğu.

Var. Var. Kurtulma demeyeyim de yavaşlatma hatta durdurma noktasına gidiyorlar. Var. Yapılıyor.

Yani o enstitünün kendi yasaları, devletle özel yasaları çerçevesinde dışarıda halka uygulanmayan ama orada o gelenlere yüksek dozda verilip o illetten tutulan verilen benim bana yutun yani damardan beslenmeyi öğreten eee profesör kendisi 4 vakasını sundu orada. Yani örnek üzere demişler ki 6 ay ömrü var ama yüksek doz C vitamini, glutatyon eee ve alfalipoik asitle ve kan şekerini mümkün olduğu kadar düşürerek zaten C vitamini şeker molekülüne çok benziyor. Kanser hücresi onu aldığı zaman şeker diye alıyor. A bir bakıyor ki şeker değil ve aç kalıyor ölüyor. Anlatabildim mi? Esas sistem bu sistem işliyor.

Kandırıyor.

Kandırıyor. Şimdi kanser yanıltıyor.

Şeker diyor. Alıyor.

Alıyor ama şeker değil. Evet. Molekül olarak benziyor ama şeker değil. O yüzden de yani belirgin derecede değişiklik gördüm. Vakalar oldu. Mesela diyelim ki bir lenfoma vardı. Eee, lenfosit oranı örneğin diyelim 4 milyon yani atıyorum şu anda 4 milyon zorla ikna ettik. Almanya'da yaşayan bir işçi aileydi. Yüksek doz C vitamini verdik. İşte iyot da verdik. Aynı zamanda alfalipoik asit, glutatyon filan. Ertesi gün kan testini yaptık. Neredeyse beşte bire, bire düşmüştür lenfosit oranı kanda ya bunları görünce insan ümitleniyor. Niye olmasın ki? Niye? Niye denemeyeyim? Bir zamanlar zakkum denediler. Değil mi insanlar? Neler neler denediler.

Bence o hekimimiz çok haksızlığa uğradı.

Bence de. Ziya Özel.

Ziya Özel.

Doğru.

İzleyici de hatırlar. Kansere çözüm buldu.

Zakkumla değil mi? Zakkum çiçeğiyle. Ama maalesef yani Avrupa'nın, Amerika'nın dediği kanser ama şu anda şu var mesela akıllı kanser ilaçları var. Hakikaten çok güzel tedaviler uyguluyor. Benim eee kızımın teyzesine de eee akıllı ilaç kullandığı akciğer kanserle hakikaten durdurdular. Güzel öyle spesifik ilaçlara ben de katılıyorum, destekliyorum. Ama gelişi güzel. Şu protokolü, bu protokolü vallah iyileşen kaç kişi var ben görmedim yani. Bilmiyorum kimse hakkında da konuşmak istemiyorum. Aspirin.

Değil mi? Her derde deva. Aspirin nereden yapılıyor? Ballı baba ve söğüt yaprağından. Peki bütün herkesin kullandığı metformin hidroklorür dediğimiz şeker ilaçları nereden yapılıyor? Galega bitkisinden. Ya bunu her insan kullanıyor. Daha bilmediğimiz acaba neler var? Neler çıkacak karşımıza? Bir bitki, bir çiçek, bilmem nerede? Neyi karşılaşacağız? Tanrının bitkileri diye bir kitap buldum ben Amsterdam'da, Hollanda'da. Yani neler var içinde inanın. Daha sonraki t ben de Afyon Üniversitesi dekanı mı rektörü mü de geldi aldı benden onu böyle kaldı o da. Yani çok değişik şeyler var.

İlaç sanayinin çıkış noktası zaten bitkiler değil mi?

Baba ballı baba diyorum. Kimse bilmiyor balı babayı. O nisan aylarında, mart sonu, nisan, mayıs'ta çıkan böyle çimenlerin arasında şöyle 8-10 cm uzunluğunda şey gibi çam ağacı gibi mor çiçekleri olan yediğin zaman tatlı olan bir çiçek şeydir. Bitkidir. Ama aspirin içindeki madde o.

Az önce metformin dediniz. O da çok popüler. O da gençleştiriyor diyorlar. Niye gençleşti? Çünkü kan şekerini düşürüyor. Kan şekeri düşünce büyüme hormonu artırıyor. Oldu mu? Kanser hücreleri de öldürüyor.

Ya kan şekeri düştükçe kanser riskiniz de azalıyor. O yüzden mesela belli bir yaştan sonra bence herkesin günde 1 gram metformini almasına hiçbir zarar yok.

Kanserde önleyici olabilir.

Önleyici tabii ki kan şekeri düşürdüğü için. Zaten o kemoterapilerden sonra mutlaka metformin vermek lazım.

Ağız yoluyla mı yoksa damardan?

Ağız ağız. Damardan formu yok.

Büyüme hormonunda da çok etkili.

Aç kaldıkça kan şekeri düştükçe büyüme hormonu artıyor. Daima kan şekeri düşük olacak. Çünkü şekeri biz bulduk. 1800'lü yılların sonunda, 1900'lü yılların başında Avrupa'da şeker pancarından şeker elde edildi. Çıktı. Oldu.

Şeker pancarı yine namusluydu. Bugün mısır şurubu, glikoz derken işler daha da karıştı.

Ama yani o kolaziro diye içinde şeker bulunmayan madde diye düşünüyorlar ama onun içinde GDO'lu mısır şurubu var. Esas en tehlikeli olan o. Ben olsam eğer kola içeceksem normal kola içerim. Cola light da içmem. Vitiligo, sedef, egzama ve devamında kaşıntılar. Daha doğrusu deri rahatsızlıkları rahat psikolojik yönleri çok fazla yani o şeyin filan tabii ki deri, cilt ekleri daha iyi bilir. Son dönemlerde eee şeyde Kings College'da, Londra'da eee karabiber özü veya karabiberle ilgili bir çalışma var. Onunla ilgili güzel sonuçlar almışlar ama ne zaman sonuçlanır çalışma bilmiyorum. Vitiligo maalesef bir sürü insanın problemi işte melanin pigmentinin azdığı ve yok olmasıyla ilgili.

Michael Jackson da bile varmış. Adamı itham ettik yıllarca. İşte.

Michael Jackson yani bence çok yanlışlıkla itham edilmiş bir insan. O çocukları çok seven bir adam ama işte Didi biliyorsunuz meşhur Didi.

Tünel bile bulundu Michael Jackson'ın evinin altında. Eee, onu öldürdüler. Yani o başka bir şekilde olmadı. Yazık yani. En son zamanlarda çok seyrediyorum şarkılarını filan. Adam muazzam bir adammış ve şu andaki olayları bile şarkılarıyla ortaya çıkarmış ve anlatmış.

Evet. Yıllar önce haber yaptığım zamanlarda bir bebeği Paris'te bir otelden dışarı sallamıştı. Hepimiz delirdi iyice dedik ya bebek balkondan sallanır mı?

Bugün anladık ki 2026 yılında adam tabiri yerindeyse bas bağırıyormuş. Tehlikeye işaret ediyormuş. Hepsini anlatmış şarkılarında.

Evet. Evet.

Eee, ne yapıyorsunuz? Kaşıntı vitamini.

Kaşıntı için vitamin K2 biz öncelikle uyguladığımız şey yani bu benim başıma da geldiği için öyle yön ben de yaşıyorum. Ve cilt kaşıntısı mutlaka K2 vitamini kullanmak gerekiyor yani K2 zaten vitamin D3 K2 alıyoruz günlük dozu 100 mikrogram depolanan bir vitamin yağda eriyen bir vitamin A, E, D vitaminleri yağda erir. Biz depolanan vitamin. Bence o tip olay olan insanlarda önce K2 vitaminini şöyle günde 200 mikr kapsül, iki kapsül bir hafta kullanmalarında fayda var tok karnına yağda eridiği için.

Kapanışı mutsuzlukla yapmak istiyorum. Kime sorsak yaşam enerjim düşük hayattan keyif alamıyorum. Gerçi sohbetin genelinde büyüme hormonunun etkilerini söylediniz ama bir altın vuruş daha yapalım sizinle. Herkes çok mutlu. Hayattan keyif alamıyorum. Serotonin dediğimiz mutluluk maddesinin %90'ı bağırsaklarda yapılıyor. %10'u 3. göz dediğimiz epifiz bezinde yapılıyor ve oluşması için de vitamin B6 ve B9'un olması gerekiyor. İnternete girip kendinize de yazabilir. Depresyonda hangi vitaminler düşer veya hangi vitamin eksiklerinde depresyon görülür. Karşısına vitamin B6 ve B9 gelecek. Bir de ben hastalara şöyle söylüyorum. Bir gün sabahın çok mutlu olarak uyandığın zaman bir gece önce ne yediğine bak. Oldu mu? Yani B6, B9'dan zengin bir gıdansa, triptofandan da zenginse sizin mutlaka serotonin miktarınız artacak.

Ne yemek lazım o zaman?

Of.

Salatalar.

Salatalar biraz tahıllı gıda da lazım yani. Çünkü işte muz, hindi göğsü, çikolata yani bunlar hepsi triptofan kaynağı. Ama o triptofan işte triptamin, metiyonin, melatonin, serotonin diye gitmesi için B6 ve B9 olması şart.

Takviye olarak almak.

Takviye olarak almak şart. B6, B9.

Valla bu dünyada mutlu olmak biraz zor ya.

Yani zor. Ne zaman geleceği rahatlıkla görebiliyoruz ki? Oradan abuk subuk bir adam abuk subuk savaş yapıyor. Ne olacağı belli değil. Bugün kapatıyor, bir saat sonra açıyor, ertesi gün kapatıyor. Yani bunlar insanı mutsuzluk bunlar getiriyor. Yani insanın geleceği garanti altına almak istiyor insanlar. Emekli sigortanız bile olsa, maaşınız bile iyi olsa gelecek garanti olmuyor. Yani bir şey yok. Bu da insanı mutsuz yapıyor. Yani maalesef.

Biz sizi geldiğiniz için çok mutlu olduk ama sağ kıymetli bilgileri paylaştığınız için. Efendim yorumlarınızı bekliyoruz. Ulusal Lojistik Emel Özuğur'la derin sohbeti sundu.