Transcription
Tevhid Cümlesi. Anlamı La ilahe illallah'tır. Neden bu kadar kıymetli? Şimdi Allah Teala buyuruyor ki, siz bunu söylemezseniz, yani kalbinizle inanmazsanız, bu Tevhid cümlesini, sizin yeriniz ebedi Cehennemdir. Vay. Rab o kadar kıymetli mi? Sizin zannettiğinizden daha kıymetlidir. Sadece bu Tevhid cümlesini ezberden okusak yeter mi? Hayır, yetmez. Bu Tevhid cümlesinin muhtevasını, yani bütün esası kapsayan o şekli, sadece dilde böyle tercüme ettiğimiz zaman değil, kalben inanarak söylediğimiz zaman kıymetlidir. Demek ki, sadece "la ilahe illallah" değil, altını doldurmak lazımdır. Nasıl? "La rezzaku illahu" "Rızık veren Allah'tan başkası yoktur." Vay. Böyle bir insanla bir işi pazarlık ettiğin zaman, tam bir daire satarsın, o anda aklına o gelirse, al. Eğer bu benim ayağıma Allah gönderdi dersen, o zaman al. Eğer orada huzursuzluğa sebep olan Allah'tan ziyade müşteri ise, eğer kalb müteessir ise, demek ki dilde söylediğimiz la ilahe illallah, kalbe tam nüfuz etmemiştir. "La Şafi Illahu" "Şifa veren Allah'tan başkası yoktur." Bak, hastanedesin değil mi? Değil mi? "Bu doktor daha tecrübeli" der, onu seçersin. Peki, bunları yaparken, neticede kalb Allah mı diyor, yoksa tam karşımda duran şahıs mı beni iyileştirecek, iyileştirecek diyor? Eğer ikinci dediğim gibi diyorsa, demek ki bu Tevhid kelimesi dilde istediği kadar gezebilir, fakat kalbe hakikaten yayılmamıştır. Allah azze ve celle'nin tehdidini anlıyor musunuz? Kalben bu cümleye inanmadıktan sonra, bu cümleyi zikretseniz de faydası yoktur. Ve tehdit edildiğimiz yer ebedi cehennemdir. Bu cümlenin ne kadar esaslı olduğunu biliyor musunuz? Dilimizde devamlı dönen bir ibaredir. Hazret-i Üstad daima 20 mektuplarda, bu 11 kelimeyi Tevhid cümlesindeki 11 kelimeyi zikretmiştir. "La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü'l-mulkü ve lehü'l-hamdü yuhyi ve yumit ve huve hayyun la yamut biyedihi'l-hayr ve huve alâ kulli sheik's power. ve ilayhil masir." Devamlı zikretmiştir. İhtiyaç kadar tekrar olunur. Mesela, günlük yiyecek ve su tekrar eder misiniz? 3 defa, 5 defa, 6 defa ne kadarsa, ihtiyacı şiddetlidir. Peki ruh halini ne kadar tekrar edersiniz, devamlı, hatta o sohbeti yaptığınız zaman bile. Neden? Demek ihtiyacı daha kuvvetlidir. İnanın bu Tevhid cümlesi, havadan daha kıymetlidir. Çünkü şakalarımız manevi uzuvlarımızdır, o maddi uzuvları elma karpuz ve tantuni ile beslediğiniz gibi, bu Tevhid cümlesiyle de her birimiz ayrı ayrı besleniriz ve 11 kelime ayrı ayrı şakaları besleyen gıdalardır. Bu cihetle, hem dilde hem de kalbimizde bir hadiseyi yaşarken hissedilmesi gereken bir meseledir. Şimdi buraya bakın, dikkat edin. Namazda hakikat var, değil mi? Namazın bir de ameliyatı var. Onun ameliyatı ne, yapış şeklimiz, değil mi? Tevhidin hakikati var. Biz şimdi hakikati konuşuyoruz, değil mi? Tevhidin de bir ameliyatı var. Tevhidin ameliyatı ne, bütün sosyal hayat. Vay. Namazın ameliyatını biliyoruz. Günde defalarca yapıyoruz. Tevhidi de dilimizde dolaştırıyoruz, fakat tevhidin ameliyatı var, ameliyatı var. Tevhidin ameliyatı ne? Sosyal hayat. Vay. Demek ki ben sadece dilimde böyle "La ilahe illallah" desem, yetmez mi? Hayır, yetmez. Dilin kalbe nüfuz etti mi? Nereden gelir? Sosyal hayatındaki ameliyatlarından. Rızıkta tevhidin var mı? Müşteriyle pazarlık ediyorsun, bir iştesin, bir yere mektup yazdın, birisi sana bir çek yazdı veya sana bir çek yazıldı, elinde. Her birinde, Yahu Rezzak Allah, sebeplere müracaat ediyorum, neticelere karışmıyorum diyebiliyor musun? Korkuda tevhidin var mı? Yoksa kalbini titreten başka unsurlar mı var? Ümit'te Tevhid halinde misin? Aşk'ta Tevhid halinde misin? Şimdi bana bir yer söyleyin ki Allah olmasın, var mı? Yok. Her yer Allah'ın mülkü olduğuna göre, her yer bizi imtihan ettiğine göre, bak orada imtihan oluyor. Şimdi biz burada sohbet ediyoruz, herkesin ulvi hisleri ve düşünceleri ortaya çıkıyor. Burada Allah diyoruz, Allah diyoruz, peygamber diyoruz, peygamber diyoruz, peki burada ne imtihanın olacak? Güzel konuşuyoruz, zaten geçiniyoruz. Nerede imtihan olacaksın, aldığın bu hakikatleri? Yalnız kaldığın zaman sosyal hayatta, iş hayatında, telefonda, odada yalnızken, değil mi? Çok cazip bir teklifle seni yanlış bir imzaya zorlayacakları zaman, sana hak etmediğin bir şeyi teklif edecekleri zaman... İşte burada, kalbinde tevhid var mı yok mu, bunlar ortaya çıkacak. Ahirette, günlük hayatımızı çıtır çıtır bir şekilde ele alacağız. Hepsini işleyeceğiz, zerre kadar işleyeceğiz. Şimdi Allah azze ve celle mülküdür, her yer ve her şey. Fakat göremiyoruz, neden göremiyoruz, çünkü bize işlemiyor. Şimdi, tevhidimiz başka yerde, ayette "Heva ve hevesini ilah edinenleri gördün mü?" (Furkan Suresi, Ayet 43) buyuruyor. Yani vahdetimiz heva ve hevesimizde olduğu için, her yer Allah'ın mülkü ve başımıza gelen her imtihan Allahu Teala ve Teala'nın hususi bir imtihanıdır. Sınavdır diyemeyiz. Bakın tekrar ediyorum, bu derste tevhidin oturup oturmadığı belli olmaz. Namaz sırasında belli olmayabilir. Asli kısmını konuşuyorum. Asli, sosyal hayatta, ticaret esnasında, yemek yerken, birini severken, birini düşünürken, kalbin heva ve hevesle yanarken Allah azze ve celle'yi düşünebiliyor musun? Tevhidin yeri sosyal hayattır. Şimdi, tevhid ve şirk dediğimiz zaman, Mekke müşriklerini konuşuyoruz. Hatırlıyor musunuz? Sadece çok enteresan bir şey var. Mekke müşriklerinin Allah'a inandığını biliyor musunuz? Evet diyor, bak Allah var diyor. Farklı şekillerde ibadetleri de var. Mesela Hac yapıyorlar farklı bir şekilde, çok farklı bir şekilde namaz kılıyorlar. Hatta hacılara su ikram ediyorlar, enteresan hadiseler yaşıyorlar, fakat Allah onlara ayette ne diyor, müşrik diyor. Şirk ehli diyor. Vay. Ama biz dedik, evet Allah'a inanıyorlar, neden şirk koşuyorlar? Çünkü Allah gibi başka şeylere de inanıyorlar. Bak çok ciddi bir mesele. Yani Mekke müşriklerinin batıl itikatları var, ve bunun yanında bir de Allah var diyorlar. Hayır demiyorlar, inkar etmiyorlar. Fakat Allah'ın isim ve sıfatlarını, put dediğimiz muhataplara veriyorlar. Dolayısıyla ne oluyor, Allah azze ve celle onları ebedi Cehennem ile tehdit ediyor ve müşrik diyor. Şimdi aynı şeyi düşünelim. "Tevhid" kelimesi dilimizde dolaşıyor mu? Türkiye'de yaşıyoruz, herkesin dilinde, fakat şu noktaya bakalım, acaba ahlakımız benzer mi? Rızık dediğimiz zaman, başka bir yere bir alakamız var mı? Korku, endişe, sevgi dediğimiz zaman, Allah'ı hesaba katmadan bunları yapabiliyor muyuz? Müşriklerin ahlakına bakın. Vay. Bu sebeple, sadece dilde bu Tevhid cümlesini güzelce çizmek yetmez. Keza, bütün sosyal hayatta, kalpte, evet, burada ve şimdi Allah beni görüyor ve ona göre hareket etmem lazım, o zaman çok konuşmak şaka olmaz. Şimdi bir misal vereyim, zülfiyare dokunmadan, ama mesela düşünün, bir gün eşinizle bir ortamda oturuyorsunuz, eşiniz de der ki, yanınızda iken, "Bu adam bizim evimizin rızkını temin ediyor" dese, ne yapardınız? Eşiniz önünüzde böyle bir şey zikretse ne yapardınız? Allah ne diyor? Ben evin direği değil miyim? Ben evin erkeği değil miyim? Ben bu ev için canımı ortaya koyan değil miyim? İşte siz kıyameti koparırsınız. Peki Allah azze ve celle'nin huzurunda, Razzak gibi birisi size hitap etse ne der? Bütün sevgiyi yaratan odur, sevdiğiniz insanı yaratan odur, ve o sevgi münasebetini başkalarına sunuyorsunuz, ne der? Bak, farkında olmadan bir şirket gibi hareket ediyoruz. Vay. Birisi size bir bardak çay ikram etse, Allah yokmuş gibi hareket etseniz, bu şirke bir kapıdır. Neden? Çayı ve ikram edeni yaratan Allah'tır. Demek ki, orada Elhamdülillah demek, çayın kimden geldiğini, çayın menşeini bilmek çok mühim bir cümledir. İşte işte dükkanda bekliyorsunuz, hiç beklemediğiniz bir anda kapı çalıyor, bir adam geliyor, o adamı şahsen alıyorsunuz ve bizim günlük kalbimiz nerede? Allah'ta mı, yoksa kapıdan gelecek müşterilerde mi? Tevhid hakikatini unutarak Yapılan her amel, aslında Allah'ı unutmaktır. Neden bu kadar ihtiyacımız var anlıyor musunuz? İhtiyaç kadar tekrar olunur. Cümleyi tekrar edelim. Tevhid hakikatini unutarak yapılan her amel, aslında Allah'ı unutmaktır. Ve her amelinin azabı olmasa bile, bir hesabı olacaktır. Bir iota? Zerre Zerre. Kim diyor, ayet diyor. "Şimdi kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Kim zerre kadar şer işlemişse onu görecektir." Bakın cümle çok mühim. Azabı olmayanında bile bir hesabı var. Az önce aşağıda yemek yedik, değil mi? Siz de yediniz, ben de yedim. Elinle döner yapan bir arkadaşın sayesinde döner yedik. O sofra hadisesinin bir hesabı var mı? Eğer o hesaptan sağlıklı çıkamazsak, neyin nesi var? Acısı var. Bu yemeği yediğin zaman beni hatırladın mı? Göndereni benim gibi biliyor muydun? Yoksa bütün ihsanını, bütün şükrünü, bütün medhini, bir arkadaşın sana çok güzel döner hazırlıyor diyerek o arkadaşa mı sundun? Bakın bu hesaba gireceğiz. Şimdi yurt dışına gittiğimiz zaman, vizede bile geriliriz, ne soruyor bu adam deriz. Yabancılar bilir. Cebindeki parayı sorar adam. Hangi otel sinirlerin bozulur. Bir vizede, basit bir memur sual sorar, bu kadar gerilen adam mezarda her şeyin hesabını verecek. Çıtır çıtır. Vay. Dişimi fırçaladım bugün, dişimi fırçalarken hesap mı vereceğim? Orada bile, bir sünneti takip edeyim, bunu yapayım, üstadım Muhammed Mustafa (sav) aklıma gelen sünnetten, Allah azze ve celle aklıma gelen odur, yapıyor musun yapmıyor musun? Yapmıyorsan hesabı var. Hesap veremiyorsan cezası var. Tevhid hakikatini anladınız mı? Yani bu cümleyi iyi söylemeyelim, böyle okuyalım, fakat tevhidin ameliyatı sosyal hayattır. Bugün çocuğumu aldım, çocuğumu kucakladım, sevdim. Tamam, aldım, kimden geldiğini, kim verdiğini, istediği zaman kimin alacağını hesapladın mı? İşte bu Tevhid'dir. [Müzik] Bir arkadaşımızın çocuğu, Allah şifa versin, çocuğu yatağından düştü, düştüğü zaman kafasını vurdu. Yıllardır hastanede. Değil mi şimdi, hadise çok enteresan. Bazen insan şaka yaparken, çocuğunu o mesafeden atıyor, çocuk böyle kalkıyor, kafası ne oldu? Sahibini hatırlattı. Çocuğu sevdin de sahibini unuttun mu? Sahibim tek. Demek ki sevgi de tevhide, korkuda da tevhide ihtiyacımız var. Talepte de Tevhid'e ihtiyacımız var. Dükkana gidersin, dükkanın bir ufku var, büyüsün, gelişsin, gelişsin. Allah için mi yoksa nefsin rahatı için mi? Nefsin rahatı içinse, buradaki tercih, talepte şirke girdiğimiz anlamına gelir. Tevhidin ne kadar derin olduğunu anladınız mı? Yani kaç ders verdik, ama inanın, okyanusun damlasını konuşabildik mi emin değilim. Müşrikler de Allah var dedi, ama Allah gibi başka şeylere de pay verdiler. Bu yüzden Allah azze ve celle onları ebedi Cehennem ile tehdit etti. Tevhidin ameliyatları var beyler. Tevhidin ameliyatlarının en az olduğu yer, bu sohbet halkasıdır, emin olun. Burada bir problem yok, bir problem yok, değil mi? Burada yaşayacağınız en büyük imtihan belki biraz esnemek, hemen kavgaya dönüşmesi, değil mi? Sizin yaşadığınız imtihan bu, başka ne yaşayacaksınız burada? Peki sosyal hayat? Orada da tevhid var mı? Tevhid yok mu? Şimdi bu tevhidin tehdidi ne kadar ise, müjdesi de o kadar fazladır. Yeryüzünde tevhid kadar lezzet ve huzur veren bir nimet, bir incelik, bir hakikat yaratılmamıştır. Eğer kalbinde o Tevhid varsa, hastalandığın zaman üzülmezsin. Eğer kalbinde o Tevhid varsa, bir musibet geldiği zaman isyan etmezsin. Eğer kalbinde o Tevhid varsa, uzun yaşama endişesi taşımazsın. Çünkü derdin ebediyettir. Eğer kalbinde o Tevhid varsa, kazandığına sevinmez, kaybettiğine üzülmezsin. Demek ki tevhidin böyle tehdit edici yönleri var. Teşvik edici yönleri de var. Ve ikisinin de kenarlarında olduğunu farkındaysanız. Bu cihetle Üstadı, Hazret-i Üstad, Risale-i Nur'da vahdet hakikatini her yerde ele alıyor. 20 Mektuplar denilen yerde ayrı bir şekilde ele alıyor. Orada sadece dedik ki Tevhid cümlesini 11 ayrı kelimeyle işliyor. 9 kelime üzerinde 9 ayrı ders yaptık bugüne kadar. Bugün 10. kelimeyi öğreteceğiz. Bugün kullanacağımız Tevhid'in 10. kelimesi, "Ve Huve Ala Külli Şey'in Kadir" yani, Allah her şeye kadirdir, her şeye gücü yeter, bunu kalben anlayabilirsek, ya bu çok teselli edici bir şeydir, ya da çok huzur verici bir şeydir. Neden? Bir musibet gelmiş, değil mi? Kalbini sıkmış, sıkmış. Gücün yeter mi yetmez mi? Ama Allah yeter. Sadece orada tutun, gücüne dayanıp onu razı edersen, yapamayacağın hiçbir şey yoktur demektir. Tek şey ona intisap edebilmektir. Şimdi normalde, eğer 10 tane kuvvetli, güçlü adam o kapıdan girip bizi dışarı çıkın dese, bizi buradan çıkaramaz. Ama eğer rütbeli bir asker gelse, padişah rütbesini giyerek gelip hadi bakalım dese, buradaki 100 adamı çıkarabilir. Demek ki gücüne nerede dayandığın, senin huzurunu belirleyecek. On adamla uğraşsak, perişan oluruz. Ama rütbesiyle uğraşan bir adam, hadi bakalım dese, iş bitti, herkes buradan kalkar gider. Çok teselli edici bir şeydir. Neden, biliyor musunuz? Çünkü benim yapamayacağıma Allah'ın kudreti yeter. Razı olursa.. Başlayalım mı? O 10. kelime üzerinde çalışalım. Demek ki, Allah azze ve celle'nin sonsuz kudreti, bugünkü dersimizin ana mevzuudur. Buyurun. 20. Mektup 10. Kelime "Ve Huve Ala Kulli Shay'in Kadir" Yani, vahid, ehad'dır. Her şeye layıktır. Yani bütün işler bir elden gelir, önce onu söyledi. "Vahid, ehad" dedi. "Başına gelen her şey bir elden gelir" dedi. Sonra o tekelin vasfını şöyle söyledi. O, her şeye kadirdir, sonsuz kudretlidir. Bakalım, kainatta o noktayı gözlemleyeceğiz. Evet. Ona ağır gelen hiçbir şey yoktur, işte burası ona ağır gelen hiçbir şey yoktur, işte burası anlamamız ve teselli bulmamız gereken yer. Bak, az önce söylediğimiz, bana ağır gelen Allah azze ve celle'ye ağır gelmez. Burayı iyi anlarsak, kalp çok rahatlar. Şimdi Allah azze ve celle'nin kudreti mutlak. Mutlak ne demek? Sonsuz, sınırsız, kayıtsız. Peki yarattığı kainat kitabına bakarsam, Allah azze ve celle'nin kudretinin mutlak olduğunu anlayabilir miyim? Bakalım, anlayabilir miyim? Şimdi, bu suyu havada 5 saniye tutmakla, 5 saat tutmak arasında bir fark var mı? Mümkündür. Farkı nedir? Kuvvet farkı olacaktır. Peki, mesela bir bardak su tuttum, kolayca kaldırdım. Bana elli su daha getirin. Elli su kaldırdığımda bir yorgunluk alameti görüyor musunuz? Göreceksiniz. Neden? Demek benim kudretim sonsuz değil. Benim kudretim sınırlıdır. Nereden anladın? Daha fazla iş yaptığımda yorgunluk alameti gördün ve oradan anladın. Bak, bir atom etrafında bir elektron, saniyede 300.000 kilometre hızla dönüyor. Saniyede. Bak, bir elektron. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, dünyayı saniyede 30 defa turlayabilir demek. Bak, bir elektron bir saniye. Peki, araştırmalara göre, kainatta kaç atom var? 10 üzeri 70. Allah! 10 üzeri 70 atomun üzerindeki bütün elektronlar saniyede 300.000 kilometre hızla dönecek ve bununla bir zerre değil, gezegen, yıldızlar, güneş, ay, Mehmet'in saçının uzaması, bütün işler mükemmel bir şekilde devam edecek. Soruyorum, burada Allah azze ve celle'nin yorgunluk dediğiniz bir alameti var mı? Bütün bu işler dönerken bir yorgunluk alameti görebiliyor musunuz? Göremezsiniz. Peki bu kudret ne tür bir kudrettir? Mutlak bir kudrettir. Neden mutlak? Çünkü yorgunluk alameti göremiyorum. Bir çift kara sinek, bir bahar mevsiminde beş buçuk milyar oluyor. Yaratılıyor, yaratılıyor, şaka mı bu? Demek ikiden, bahar sonuna kadar 5 buçuk milyar çıkıyor. Bir çocuğa bakmanın ne kadar zor olduğunu biliyorsunuz. Değil mi? Beş buçuk milyar kara sineğin yaratılışında, rızkında, ihya edilmesinde ve uçurtma uçurmasında bir yorgunluk alameti görüyor musunuz? Mümkün değil. O halde onları yaratan ve idare eden kudret ne tür bir kudrettir? Sonsuz bir kudrettir. Halbuki sonsuzluğun karşısında, binde birine eşittir. Dediği bu. Bir insan, Allah azze ve celle'nin kudretinin sonsuz, kayıtsız, sınırsız ve mutlak olduğunu anladığı zaman, sıkıntıya düştüğü zaman kime gider? Kime gider? Vay! Şimdi bir gün sıkıştınız. Bir yerde rütbeli bir amcanız var. Ve yanınızda küçük yeğeniniz var. Hangisine bakarsınız? Yoksa amca kuvvetlidir, amcayı çağıracağım mı dersiniz. Peki, Allah azze ve celle'nin kudretinin sonsuz olduğunu, hatta onu arayanların kalbini onun evine çevirebileceğini bilseydiniz, kalben inanabilseydiniz, başka bir kapıyı çalar mıydınız? Başka kapıyı çaldığınız zaman, hakaret sayarsınız. Ne gibi? Biliyorsunuz, otururken, hanımınız dedi ki, bu adam bizim evimizin rızkını temin ediyor, yanınızda. Tekrar edeyim, zülfiyare dokunmasın ama misal anlaşılsın. Ağrı için oraya gidiyordu, değil mi? Benim yanımda nasıl böyle bir şey söyleyebilir? O zaman kabalık sayarsınız. Allah'ın sonsuz kudreti karşısında, "Benim gücümü veya kalbimi onlara vereyim" dediğiniz zaman, utanır ve sıkılırsınız. Cesaret edersiniz, haha. Sonsuz, sonsuz kudret her şeye yeter. Sizi mutlu etmeye yeter mi? Ve bugüne kadar sizi kim mutlu etti? Bak, haram kelimesi ne demek biliyor musunuz, haram kelimesi Türkçe'de? Allah azze ve celle'ye, yani "Ya Rab, sen köşede dur, ben bunlarla mutlu olacağım" diyebilmektir. Buna haram denir. Sonsuz kudret buna mı denir, yoksa denmez mi? Denemez. Bu, Allah'ı tanımadığımız anlamına gelir. Yani Allah'ı tanımıyoruz. Ama o kadar utanırız. Kainatta yaratılış gayem marifetullah iken, Allah'ı tanımak iken, onu tanımamak ne olur Ahmet? Ayıp olur, değil mi? Devam ediyorum, lütfen. Bir çiçeği bahar yapmak kadar kolaydır. Cenneti doldurmak ona bir bahar kadar rahattır. Bahara kadar çiçek, bahara kadar cennet. Şimdi insanda bir özellik var. İnsan kulağıyla duyduğunu gözleriyle delilini ara. Şimdi Ahmet dedi ki, "Ben çok zengin bir adamım" dedi. Duyuldu mu? Duyuldu, ne yaparım hemen geri? Kendine bakan, başına bakan, evine bakan, yerine bakan bir insan, delil arar. Şimdi Allah azze ve celle diyecek ki, "Ben size o baharı yarattığım gibi, ebedi huzur bulacağınız bir cennet yaratacağım" ve birazdan detayına gireceğiz. Onun delili ne biliyor musunuz? Az önce kainatta gördüğünüz mutlakiyet sırrı. Yaratırken bir yorgunluk alameti, bir zorluk alameti var mı? Hiçbir şey. Böyle bir Allah için, bir kul ondan razı olsa, cennet yaratmak ne anlama gelir? Neden kalbe şifa olduğunu anladınız mı? Sonsuz kudretli bir insanın kulu olmak, o adam kral değil, değil mi? Vay. Sen padişah falan gibi bir adamsın. O adamın ne kudreti var ki seni padişah yapabilir, ama dilde? Dışarıda sınırlı ve nispi kudretli insanların padişahı olmaktansa, sonsuz kudretli Allah'ın kulu olmak çok daha iyidir. Vay. Demek ki sonsuz kudreti anladınız ve kalbi oraya koydunuz, dünya ne demek biliyor musunuz şimdi? Ahirete gidene kadar imtihanların macerası, hadi bitirelim şunu, şunu da bitirelim, şunu da bitirelim dediğimiz bir yer. Ne kadar yürek burkan bir şey. Dünyayı ebedi sanıyoruz. Çok hatalar yapıyoruz. Dünya bir gün yarın bitecek. Çok kısa bir zamanda bitecek. Bu hakikatleri anlamadan biterse, o zaman sıkıntılarımız bitmez, sonsuza dek kalır, Allah korusun. Buyurun. Her gün, her yıl, her asır, sonsuz masnaatları yeniden icat ediyor... Nereye icat ediyor? Kainatta değil mi? Baharda. Evet, cümleyi baştan alın, çok önemli cümle. Her gün, her yıl, her asır, sonsuz aklın sonsuz kudretine sonsuz dillerle şehadet ediyor, yeniden icat ettiği. Nereye gitti yine? Allah azze ve celle'nin kudreti sonsuzdur. Bak bu bana teselli verecek. Başka bir karşılaştırma yapalım mı? Yapalım. Normalde bir şey yaratmak için neye ihtiyacım var, mesela bir bardak çay demlemek için? Önce bilgiye ihtiyacım var, çay demleme ilmi. Yeterli mi? Yetmez, sonra iradeye ihtiyacım var. Çay demlemeyi tercih etmek. Yeterli mi? yetmez. Ve neye ihtiyacım var? Kuvvete ihtiyacım var. Bu üçü bir araya gelecek ki Mehmet size çay getirecek. Elbette bekleyeceksiniz. Bu üçünün anında, bir anda, zamansız, anında zuhur etmesi için Kün Fe Yekün denildi. Bak, Allah azze ve celle'nin kudretini konuşuyoruz. Kudretinin nasıl çalıştığını konuşuyoruz. Sonsuz bilgi, sonsuz irade ve sonsuz kudret bir araya geldiği zaman, illet-i taamme olduğu zaman, Allah için küçük ve büyük, o zuhuruyla kolaydır. Anında, istediği her şeyin yaratılması, Kun Fe yekün deriz. Bak çok enteresan. Bu Kün Fe Yekün ne zaman olur? Her an, saçının telinde, gökteki yıldızda, güneşteki helyum patlamalarında. Bak Allah! Mesela burnunu böyle yapmışsın, hangi kasların çalıştığını bilmiyorsun. Orada da istedin, Allah'ım, yaratan. Neyle? Kün Fe Yekün ile. Bak mesele çok enteresan. Kün Fe Yekün fabrikası her an çalışıyor. Nerede çalışıyor? Bak her yerde, her yerde. Kaşında, gözünde çalışıyor ve bu Allah azze ve celle'yi meşgul etmiyor. Vay. Nasıl bir, ne tür bir iş? Bak, yaratılışta o kadar hummalı bir faaliyet var ki, hiçbir boşluk görünmüyor. Cümleye dikkat edin, hiçbir boşluk görünmediği için, yaratılış nizamından Allah'ın yarattığını göremiyoruz. Çünkü fabrika gibi çalıştığı için yaratılış nizamından, yaratma fiilinin zuhuru, yani şiddetin zuhuru. Biz sanki sürekli bir şey yaratılmıyormuş gibi düşünüyoruz. Anladınız mı? Bak böyle boş. Şimdi eskiler dediler, uzun zaman değil mi, tartışmalar oldu. Hayır dediler, dünya dönmüyor. Dünyanın dönme nizamından dolayı, yani şiddetli göründüğü için, dünyanın döndüğünü göremediler. Dünya neden dönüyor görülmedi? Şiddetin zuhurundan dolayı. Dünya bir top gibi dönseydi, attığımız top kafasına sağa sola çarpsa, biz böyle olsak, şöyle olsak, yavaşlasak, hızlansak Halil? Dünya dönüyor derdik. Ama neden bu kadar bilim müdahale etmeden önce dönüyor görülmedi? Şiddetli göründüğü için, şiddetin zuhurundan dolayı denenmedi. Allah'ın yaratması, kudreti sonsuzdur, yaratılışı o kadar hummalıdır ki, arada hiçbir boşluk, hiçbir aralık yok. Bak şimdi, o ışık akımı nereden geliyor? Keban'dan geliyor, tamam mı? Keban'dan bu ışığa düzenli bir akım gelmezse, ben bu ışığı düzenli göremem. Halbuki bir floresan normal şartlarda saniyede 50 defa yanıp söner, biliyorsunuz? Ama gözümüz ona takılamaz. Mesela güçlü bir kamerayla çekseniz, o yanıp sönmeleri göreceksiniz. Ben o yanıp sönmeleri görmüyorum. Demek ki aradaki boşlukları görmüyorum. Neden hep ışığı görüyorum? Akımın kuvvetli olmasından dolayı. Şimdi akım kuvvetli olduğu için, ışık düzenli yanıyor, ama Mehmet sizinle konuşabiliyor şu anda, yaratma fiili yoğun ve sürekli olduğu için. Demek ki Allah beni bir kere yarattı? Hayır, an be an, o akımın ışığa zuhuru gibi, bende de kopukluk olmadan bir yaratma faaliyeti var. Fakat göremediğinizin sebebi, şiddetli görünmesi, yani şiddetin zuhurundan dolayı göremiyorsunuz. Eğer Allah azze ve celle aradaki akımı kesse, bayılsam, ayılırsam, ölsem veya dirilsem, bu sefer hayat bir an evvel verildi, şimdi hayat verilmiyor diyeceksiniz. Halbuki hayat bana ne kadar sık veriliyor biliyor musunuz? Devamlı. Allah azze ve celle sadece beni bile an be an yaratmaya devam ediyor, fakat göremiyorum. Neden? Şiddetin zuhurundan. Şimdi bunu akıl gözüyle görelim. Ne tür bir kudret? Sonsuz, eğer bir insan Allah'ın kendi üzerindeki dikkatini keşfederse, beni an be an yarattığın için ya Rab, senin hislerin ne olur? An be an düşünün. Köye muhtara bir şey yazdığınız zaman, belki 3 ay sonra bir dönüşü olur. Şiddetli bir dönüşü yok. Allah an be an ilgileniyor. Eğer bir insan bunu kendi üzerinde keşfederse? Oktay kardeş, söyle bana, ne olur? An be an Allah sana zuhur ediyor, seni görüyor, yani sana ilgi gösteriyor. Vay! Düşünün, Allah hep sizinle ilgileniyor. Sadece an be an yaratıyor, o akış şeyini anladınız mı? Öyle yaratmıyor, an be an, Allah azze ve celle ilgileniyor, değil mi? Kainatın sahibi sizinle ilgileniyor, siz üç kuruşluk işlerle ilgileniyorsunuz. Olur mu? Vay! Demek ki Allah'ın kudreti, Allah bu yeri sonsuz kudretle yarattı, sadece bakma, sende de bir zuhur var. O zuhuru keşfederseniz, başka bir sevgiye, şefkate ihtiyacınız olmaz, hissetmezsiniz. Olay nerede biliyor musunuz? İman derslerini öğrenip keşfetmekte. Allah zaten size zuhur ediyor. Ama siz ne yapıyorsunuz? Keşfetmiyorsunuz. Şimdi buradan arkadan birisi saçımla oynasa, insanlar hoşlanmaz değil mi? Döner uyarır, der ki hayır kardeşim. Ama bir döndüm, arkada annemi gördüm. Annemin şefkati ne? Merhametli, razı olacağım. Anneciğim, buraya zahmet ettin mi? Peki, o zuhuru görürseniz, dönün, Allah azze ve celle'ye. Nasıl memnun olmazsınız? Sırrı anladınız mı? Allah'ın kudretindeki sır inanılmaz. Evet, devam edelim. Bu kelimeye bile müjde veriyor, diyor ki; Ey insan, senin hizmetin, senin ibadetin boşa gitmeyecektir. Şimdi bak, her şeye gücü yeten sana müjde veriyor. Bak kulum, koş ve benim için çalış, asla ziyan etmeyeceğim. Nerede vereceğim sana? Ahirette. Şimdi meselenin ahiret kısmını birazdan anlatacağım. Şimdi size diyeceğim ki, o koşmanın lezzeti, ahireti bırak, bu dünyada bile apaçık ortadadır. O lezzete ne deriz? Marifetullah. O ne, marifet ne? Allah'ı tanımak. Allah'ı tanımak nasıl lezzetli olur? Yiyemezsin, içemezsin, zaman geçmez, böyle bir lezzeti mi olur? Olur, olur. Marifetullah'ın ne kadar lezzetli olduğunu biliyor musunuz? Doğal ve şaşmaz bir lezzet. Fıtratın lezzeti. Şimdi bak, 3 kelime konuşalım. Gaye, maaş, vazife. Tekrar edin. Gaye, maaş, vazife. Yazın ve tekrar edelim tekrar. Gaye, maaş, vazife. Allah azze ve celle bütün mahlukatı bir gaye için yarattı. Gayesi için koşsun diye de bir maaş verdi. Vazifesinin içine maaşını koydu, Allah'ım, nedir? Bak, Allah azze ve celle bütün kainatı bir gaye için yarattı. Fabrikada çalışman için sana ne verir ki, gayen için koşasın? İnsan, patron para verir, değil mi? O gayesi için çalışması için de bir maaş verdi. Maaşını, yani lezzetini vazifesinin içine koydu. Bak, bak, bak sırra bak. Şimdi mesela bir tavuk, gayesi ne? Yumurtlamak. Peki nasıl yapıyor? Lezzeti yumurtlamakta. Tavuk ne yaptığını bilmiyor bile. Ne biliyor? Lezzet peşinde olduğunu biliyor. At ne lezzet alır? Koşmaktan lezzet alır. Bir gün gördüm sahibinin geldiğini ve atın üstüne bindiğini. At nasıl böyle, kişniyor, neşeyle koşmaya çalışıyor. Neden? Sahibi üstünde, vazifesini yapacak, gayesini gerçekleştirecek, maaşını, yani lezzetini alacak. İşte atın lezzeti. Normalde üstüne binilse, lezzet yok. Bak, fıtığım var. Bak, arı, arının gayesi ne? Bal yapmak. Bak, normalde arı ne yaptığını bile bilmiyor. Şimdi çağırırsanız, bugün yine işin var, bak bu iş senin sorumluluğun. Arı ne der? Ne lanet, işi anlamıyorum, lezzetimin peşindeyim der. Vay. Yani arı vazifesinden bile haberi yok. Arı ne yapıyor? Borcum var diye değil, lezzetimin peşindeyim dediğim zaman, ana gayesini yapıyor. Bal yapmanın gayesi ne? Bak biz de öyleyiz, ha. Şimdi mesela, yemek yemek zorunda mıyız? Yemek yemezsek helak oluruz. Mecburiyetten yiyen var mı aranızda? Bugün yine tantuni, hiç sevmiyorum, limonla tuzla dövüyor... Böyle bir şey var mı? Hayır. Şimdi bizim vazifemiz yemek, vazifemiz, fakat Allah azze ve celle'nin maaşını vazifenin içine koymuş. O vazifeyi yapmak için para verirsin, sofralar kurulur. Bu tantuniyi getirdin, ayranın nerede? Kardeşim turşusu nerede, değil mi? Allah Allah. İnsanın en derin lezzeti nerede? Marifetullah'ta. Yani insanın gayesi, kainata gönderilmesinin gayesi, Allah azze ve celle'yi tanımak, bilmek ve bildiğini ilan etmektir. Şimdi bak, eskiler bu lezzeti aldılar, mağaralara gittiler, ne derlerdi biliyor musunuz? Allah aşığı derlerdi. Aşık olmuşlar. Allah'ı bilmenin lezzetine aşık olmuşlar. Şimdi biz lezzet için dünyaya koşuyoruz, değil mi? Koşmuyor muyuz, koşuyoruz. Gideyim şu lezzeti alayım, şu lezzeti alayım. Ne lezzet alırlarsa, dünyayı bırakıp köşeye attılar. Ne lezzettir bu, marifetullahtaki lezzet, bak çok enteresan, ne lezzet alırlar ki dünyayı köşeye attılar, ya da bunları "Kedi fare yesin, bundan bir lezzet mi var" dediler, köşeye attılar, mağaralara çekildiler, Allah aşığı dediler. Yani Allah'ı bilmenin ve tanımanın lezzeti bu dünyada bile böyle ise, bütün alemler cennette tecelli etse, bütün alemlerle temas halinde olsanız, siz siz olursunuz, o isim size tecelli eder. Vay. Bir insan böyle bir lezzete deli olur mu olmaz mı? İşte tadanlar dünyayı eliyle attılar. "Kedi fare yesin, bundan bir lezzet mi var" dediler. Vay. Ne anladılar biliyor musunuz? Az önce konuştuğumuz, dilerse yaratır, neden her şeye kadir olabilir. Çok güçlü bir adama yaklaşmak lezzetlidir, değil mi? Değil mi? Sonsuz kudretli Allah'a ulaşmak, likaullah lezzetlerin zirvesidir. Dünyada bile misal veriyor, marifetullahta. Bunlar marifetullah dersleri. Çok şahit oldum, bu derslerden çıktık, sanki arkadaşlar bal yemiş gibi bir dille. Vay. İşte öyle derler, değil mi? Balı buldum diyor, kovanım talan olsun. Vay. Evet, devam edelim. Burada ana mevzu neydi? Allah'ın sonsuz kudreti, değil mi? Evet. Hangi kelimeydi? 10. kelime. O kelime neydi Abdullah? Evet. "Ve Huve Ala Kulli Şey'in Kadir" Evet. Küçük bir mükâfat, yerel bir mutluluk size bahşedilmiş. Acı? Hazırlanmış. Ama biraz şüpheci mi olurum, bir şey mi? Sonsuz kudret şüphesizdir. Bak, adamın neden rahatladığını anladınız mı? Dünyada başıma bela üstüne bela geldi, yarın bir gün öleceğim. Nereye? Allah razı olursa, ebedi cennete. Ne güzel müjde, Allah'ım. Evet. Efemeri dünyanıza değecek ebedi bir cennet sizi bekliyor. İbadet ettiğiniz ve tanıdığınız Mutluluk'un vaadine iman ve güvenin. Bak, sadece akılda bil dememiş. Kalben bil ve inan diyor. Yerel iman nerede, kalp kalptir. Demek kalbine al diyor. Ve son cümleye dikkat edin. Vaadini tutması imkansızdır. Allah vadiinden döner mi? (Haşa) Mümkün değil. Hazret-i Üstad, vaadini bozmasının iki sebebi olduğunu söylüyor. Ya cahildir, cahilliğinden nasıl yapacağını bilmez. (Haşa) Acizdir. Kudreti yetmez. (Haşa) Az önce konuştuk. Sonsuz bilgi var mı? Sonsuz bilginin olduğu yerde cehaletten bahsedilmez. Sonsuz Kudret var mı? Sonsuz kudretin olduğu yerde acizlikten bahsedilmez. Şimdi buradaki bir patron sizi 40 liraya çalıştırsa, aylarca sizi emer ve son günden dönmeden vadiinden dönebilir. İş hayatında yaşamıyor musunuz? Hayır kardeşim, ben bu işi yapamam. Allah'ım, seninle bir anlaşma yaptık, imzaladık... Peki, sözümü bozdum, söz veriyor. Neden? Ya cehaletten, ya da acizlikten. Sonsuz Kudret, sonsuz bilgiye sahip bir Allah, vaadinden dönülmesini bekleyen bir aptaldır. Demek ki Allah azze ve celle isimlerini kainatta gözlemleyememiş. Bu derslere neden ihtiyacımız var biliyor musunuz? Akla değil, kalplerimize. Bu şeyler kalplerimize sızarsa, Allah azze ve celle'nin böyle bir cenneti bize hazırladığını, bizi beklediğini ve bize bahşettiğini kalben inanırsa, dünyanın en kıymetli şeyini bir kuruşa değer vermeyiz. Giden bir şeyin bir değeri var mı? Devam edin. Kudretinde hiçbir şekilde bir noksanlık yoktur. Anladınız mı? Cenneti anlattı, sözünü bozmaz dedi. Ve neye bağladı? Sonsuz kudrete bağladı. Vay. Sonsuz Kudret, vaadini yerine getirmekte asla kusur etmez, anladınız mı? Cenneti anlattı, sözünü bozmaz dedi. Sordu, neden Üstadım vadiinden dönmez? Çünkü "Ve Huve Ala Kulli Şey'in Kadir"dir. Bu yüzden dönmez, anladınız mı? Acizlik, Buyur işlerine müdahale edemez. Küçük bahçeni halk ettiği gibi, cenneti de halk edebilir ve sana vaat etmiş ve elbette seni oraya alacaktır, çünkü vaat etmiş. "Küçük bahçeni kim yarattı?" diyor. Allah. Sonra diyor; yukarıda okuduk. Küçük bahçeni yarattı, baharı yarattı. Allah azze ve celle bir elma yaratmak için, senin küçük bahçenden bir elma aldım. Allah azze ve celle bir elma yaratmak için neye ihtiyacı var? Bütün kainata. Bir bahar yaratmak için? Bütün kainata. Demek ki bir elma için kainat, bir bahar için kainat. Demek ki Allah için elma ile baharın bir farkı yok. Bak, şimdi sonsuz kudreti burada anlamamız lazım. Allah için sayı fark etmez. Ya bir elma, ya bir kainat. Ya bir elma, ya bir bahar. Bak şimdi elimde bir ayna var. Güneşin aynaya girmesini istiyorum. Kaç tane güneşe ihtiyacım var? Bir tane güneşe ihtiyacım var. Şimdi burada bir milyon insanız, hepimizin aynası var, hepimizin içine güneşin girmesi için kaç tane güneşe ihtiyacımız var? Bir güneş daha lazım. Her birimiz aynayı güneşe çevirdiği an, güneş her birinin içine girecektir. Güneş için, aynalardan biri aynıdır, bir milyonu da aynıdır. Bak şimdi, güneş bütün varlık, ayna ayna ona. Hepsinin üzerine yansır. Patlıcana yansır, mor renkte boyanır, değil mi? Domatese yansır, kırmızı renkte. Sana yansır mı, bak kemiğin iliğine kadar ne kadar gidiyor, güneşin bazı ışınları var, göze görünmez, değil mi? Şimdi güneş için sayıda bir fark yok. Herkesle aynı anda temas halinde olabilir. Soru geliyor, bu özelliği güneşe veren -haşa- kendisinde bu özellik olmaz mı? Mümkün mü, mümkün mü? Mümkün değil. Değil mi? Şimdi Umre'ye gittim. Ellerimi açtım, dua ediyorum, bak. Açım, Ya Rab dedim, yarım sadık, yarım sadık bu hizmete gönder dedim, başımı çevirdim. Milyonlarca insan Umre'de dua ediyor. İnsanlar konuşurken, ben tek konuşanım sanıyor. Demek bir ayna bir güneş sanıyor. Nasıl Umre? Milyonlarca insan, değil mi? Başımı çevirdim, milyonlarca adam, ellerini kaldırmış, dertlerini anlatıyorlar. Allah'ım dedim, Ya Rab, hepsi sana bir dert anlatıyor, dedim insanlara burada. Bak, güneşin ısısı herkese dokunuyordu, değil mi? Isı verir, değil mi? Şimdi çok dikkatli dinleyin. Konuşmak gibi düşünün, ısı vermek gibi değil. Patlıcana geldi, konuştu, domatese geldi, konuştu. Sana geldi, konuştu. Benim iliklerime geldi, konuştu. Güneşin ısısını her yerden kaldırdık, ne yaptı dedik, konuşuyor dedik. Her yerde konuşma kabiliyeti veren güneşe -haşa- bu kadar insanla konuşma kabiliyeti olmaz mı? Mümkün mü? Kalbinde Allah'ın görmediği, görse de anlayamadığı ve kalbiyle en ince hatıraları konuşan bir Allah var. Neden? Çünkü kudreti her şeye yeter. Kudreti karşısında bir Mehmet ile konuşmak, bütün kainattaki insanlarla, bekleyen ruhlarla konuşmak, karınca yönünde her biriyle konuşmak aynıdır. Biri birdir, sonsuzluk birdir. Kudreti sonsuz olduğu için, anlaşıldı mı? Güneş misali, güneşin ısı enerjisini neye çevirdik az önce? Konuşmaya. Ve dediğimiz, sayılar mühim değil. Tamamen anlaşıldı mı? Acayip bir ders, değil mi? Devam edelim. Gözlem gördüğümüz için. Her yıl yeryüzünde 300 binden fazla hayvan ve bitki türü ve onların milletleri mükemmel bir nizam ve denge ile yaratılıyor. İşte bu yüzden göremiyoruz, neden mükemmel bir nizam ve denge ile yaratıyoruz, şiddetin zuhurundan dolayı göremiyoruz. Evet. Kemal-i sürat ve huzur ile... Allah, Allah. Evet. İç çekiyor ve iç çekiyor. Kainatta icraatı gördük mü? Bu fiili görmedik mi, gördük. Devam edelim. Elbette böyle bir Kadir-i Zülcelal, vaadini yerine getirmeye kadirdir. Ve her yıl böyle bir Kudretli Allah binlerce şekilde kıyamet ve cennet numunelerini icat ettiğine göre. Şimdi bu kolaylık nereden geliyor? Konuşalım mı? Güçlü beden zayıf bedeni kapsar. Şimdi o kudretin zuhurlarını tanımaya çalışıyoruz. Bak, bak, bak. Şimdi kolaylığı göreceğiz, bak, bu kolaylık nereden geliyor? Alt başlığımız neydi? Güçlü beden zayıf bedeni kapsar. Tekrar... Güçlü beden zayıf bedeni yutar. Demek bedende dereceler var, dereceler var. Şimdi Risale-i Nur'dan bir cümle okuyacağım. Beden ruhu çıktıkça, kuvvet, kuvvet gibi düşünün. "Bedenin ruhu çıktıkça, kuvvet artar, küçük bir şey çok olur." Tekrar okuyorum, beden demek varlık demek, beden ne demek, varlık. Demek doğrudan insan bedeni gibi düşünmeyelim, varlık demek. Beden güçlendikçe, kuvveti artar, küçük bir şey çok olur. Az bir şey yapmak, çok yapmak gibidir. Bak az önceki güneş misali. Şimdi Allah azze ve celle bana hardal tanesi kadar bir hafıza vermiş. Doğru mu? Kuvvetimin hafızası nerede, orada, hardal tanesi gibi bir yerde. Minik. Küçük ama kuvvetli beden. İçindekiler ne? Sesler var mı? Annemin sesi, dana'nın sesi, değil mi, hepsi burada. Resimler var. Kokular yok mu? "Bu kokuyu biliyorum, bu parfüm değil mi?" Vay. Sesler var, tatlar var, resimler var. Bu kadar küçük bir şeyin içinde nasıl olabilir? Çünkü hafızam kuvvetli bir beden, başkalarının bedeni ise alemden geldiği için zayıf bir bedendir. Kuvvetli beden zayıf bedeni kapsadığı için, sonsuz bilgiye geçebilir. Bak, misali devam edeceğim, bu anlaşıldı mı, anlaşıldı. Bir hard disk kuvvetli beden, içine kaç resim girer? Sonsuz düşünün ve doğrudan anlaşılsın. Sonsuz resim girer. İçinde dağlar var mı? Güneşler, denizler, gemiler, balinalar... Allah'ım! Kuvvetli beden zayıf bedeni kapsar. Demek kuvvetli bir beden için, zayıf bir bedeni işlemek zor mu, kolay mı? Çok kolay. Bak az önce ne dedi, küçüğe çok. O kuvvetli bedenin içinde dağlar vardı, ben beş tane o dağları bir kere bastığımda zayıf bedenleri silebiliyor muyum? Vay. Zayıf bedeni, kuvvetli bedenin içindeki zayıf bedeni tek tuşla 5 defa sildim. Peki basarsam, aynı evrenin bir milyon kopyasını, simülasyonunu oraya koyabilecek miyim, basacağım.
Bir basım. Neden mi? Çünkü güçlü bedenin yanında, zayıf bedene uygulanan her şey basittir. Peki beden nedir, yani Allah azze ve celle'nin varlığı? Vacip olan Beden. Bizim bedenlerimiz Allah'ın yanında birer gölge gibidir, en güçlü beden. O kadar da sert bir disk değil yani. Gölge gibi. Allah azze ve celle anlaşılsın diye söylüyorum. La benzeri bir anda 500 tane daha bas üretebilir mi? Üretebilir. Sonsuz gücünden nasıl yaratamaz? Bastığı zaman, her birimizden, o iki sinekten beş buçuk milyar yaratabilir. O dağ vardı ya, o sandisk'te, ben 500 tane daha eklediğimde, gramı değişti mi değişmedi mi? Vacip olan Beden'in yanında bizim bedenimizin ne gramı var, sizin ve benim için o gram. Ağırlığı yok, rengi yok, boyu yok, et yok. İçine girip girmeme diye bir şey yok. Allah'ın bedeni, Vacip olan Beden. Bizim bedenimiz onun yanında gölge gibidir. Eğer onlar nispi bedenler ise, Allah'ın yaratması, istemesi, bizi yükseltmesi ve Cennet'e geri götürmesi ne kadar kolaydır? Sonsuza dek. Neden mi? Çünkü Allah'ın gücü sonsuzdur. Bizim bedenlerimiz Allah'ın bedeninin yanında gölge gibidir, hiçbir şey ifade etmez. Çünkü büyük beden küçük bedeni kapsar. Anlaşıldı mı? İyi oturdu mu? Güzel oldu değil mi? Allah azze ve celle'nin gücünü farklı yollarla anlamaya çalışıyoruz. Devam edelim. Ve bütün semavi fermanlarıyla ebedi saadet vaat ettiği için, Cennet müjdesi verir. Ve bütün fiilleri ve eylemleri hak ve hakikat olduğu için. Ve samimi ve ciddidir. Kaldı ki, eserlerinin şehadeti (yani az önce incelediğimiz eserlerle) bütün kemaller, sonsuz kemalini ifade eder ve şahitlik eder. Hepsi ona işaret etti. Ve hiçbir şekilde yanlış veya kusur yoktur. (Bir elektron bile bunu kanıtlamıştır.) Hulfülvaad ve hilaf ve kizb ve hile en çirkin sıfatlar, naks ve kusurlar olduğu için. Elbette, elbette Kadir-i Zülcelal, Hakim-i Zülkemal, Rahim-i Zülcemal vaadini yerine getirecek ve ebedi saadetin kapısını aralayacaktır... Bakın, güzel sıfatlarla çirkin sıfatlar arasında bir denge vardır. Biri artarsa, diğeri azalır. Örneğin, bir adama çok dürüst diyebilir misiniz, çok yalancı diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Güzel bir şey arttığında, çirkin bir şey azalır. Peki o adam dürüst olsaydı, o adama sonsuz dürüst deseydim, yalandan hiç bahsedemezdim. Bir isim sonsuz güzel ise, ona zıddını atfedemezsiniz. Allah'ın hangi isimleri sonsuz güzel değil? Konut. Size ikramlar geliyor mu, bakın, karısının eliyle gelen, onları sunan ebedi lütuf dahil. Size merhamet eden biri var mı, sağda veya solda? Bir kediye bile merhamet eden birini görürseniz, o merhametlerin hepsinin sahibi, o isimde ebedi olan Allah'tır. Birisi size rahmet ismini tezahür ettirmek için bir şey sundu mu? Ebedi olan Razzak isminin tecellisidir. Şimdi, sonsuz isimleri olan böyle bir Tanrı'ya, böyle sonsuz ve ebedi bir Tanrı'ya zıddını, ebedi olanı dayatmaya çalışırsanız, "Aman Tanrım, cenneti nasıl yaratabilir?" derseniz, bu bizim ahmaklığımızın bir işareti olur. Evet lütfen. Adem babanızdır, bir dakika, bu son cümle, dersin son cümlesi ama çok lezzetli bir cümle. Bu cümleyi dikkatlice okuyun. İşte Adem sizi etkileyecek, ey iman edenler, babanızın asıl vatanı olan Cennet'e. Babamız Adem nereden, Cennet'ten. Biz nereden? Cennet'ten. Asli vatanımız oradaydı. Yani Necdet Mardin'den önce Cennet'ten idi. Vay. Nereden biliyorsun? Her şey beni üzüyor. Seni üzüyor mu? Bir ayrılık geliyor, acıtıyor. Şimdi bakın, birkaç arkadaşımız İstanbul'da Hayalhanem medresesinin sorumluluğunu üstleniyor. Allah onlardan razı olsun, gittiler, oradan ne kadar koştular. Ben şahidim. Çok güzel bir iş, bu dünyadaki amacımız, ona bile üzülüyorum, bu yüzden onlarla buluşamıyorum. Fani olan her şey beni üzüyor. Kalbim ne istiyor biliyor musunuz? Sonsuz, sınırsız. Uyanık vicdanını dinleyen, ebedi çığlıklarını duyacaktır, buyuruyor Hazretleri. (rahimullah) Peki ben nereden geldim, Cennetli Cennetli. Nereden biliyorsun? Ebediyet arzusumdan belli. Şimdi, eğer anavatanından bir kutup ayısı getirirsem, bahçede soba yakarsak, onu sobanın yanına oturtursam ne yapardı? Beni mahvettin. Beni perişan ettin çünkü ona tantuni yedirecektim diyor. O kutup ayısı nerede, diyelim ki burası bizim evimiz, evimde o kutup ayısı anavatanına en çok neye benzer, buzdolabı. Peki o kutup ayısını burada yaşayabilmesi için buzdolabına koyarsam, dar bir yerde, ruhu sıkılmış bir şekilde yaşayacaktır. Kime benzer, insana. Ruh sadece gözden mi görür? Hayır, ruh normalde her şekilde görür. Her yere bakar, ama bu dar beden hapishanesine konulduğu için, kutup ayısı gibidir. Ruh normalde her yere bakar, ama dar bir beden hapishanesine konulduğu ve penceresi sadece buradan açıldığı için, buradan görür. Şimdi bu ruh küçülüyor mu, küçülmüyor mu? Küçülüyor, küçülüyor. Normalde her yerden gören ruh, minicik pencereden dünyaya bakar ve küçülür. Normalde her yerden lezzet alan ruh, buradan lezzet alır ve küçülür. Çek diyor, çek. Bu testi şimdi bitirmek istemiyorum. Normalde her yerden duyan ruh, buradan pencere açıldığında, mahkumda olan bu değil mi? Bir yerden pencere açılır. Buradan açıldığında, ruh der ki bu kadar duyacağım, gittikçe daralır. [Müzik] Normalde sevmek karakteristiği olan ruh ve yanlış şeylere aşık olduğunda ne olduğunu biliyorsunuz, küçülür. Beni buraya da hapsettin diyor. O kutup ayısının yaşayacağı standartlar aslında anavatanında, yani kutuplarda mevcuttur. Benim yaşayacağım standartlar Cennet'te mevcuttur. Peki Cennet'in standartları yeryüzünde nerede? Mümkün değil. Oktay abi, villa mı yapıyordun? Tanıtımlarında Cennet gibi villa satıyor musun? Şimdi adam villa yapıyor. Reklamda öyle diyor, Cennet gibi, evin altında da nehir akıyor. Aynı adam. Vay. Kur'an'daki tarifine göre her şeyi yapmaya çalıştı ama hiçbir şey olmadı. Cennet'i Cennet yapan ebediyettir. Ebediyetin alındığı her yer cehennemin dibidir. Dünyada mümkün mü, mümkün değil. O zaman anavatanımız bizim asıl vatanımız değil, babamız Adem'in asıl vatanına bir özlemimiz var. Nereye, Cennet'e. Bir gün biri bana sordu, dedi ki, "Hocam, bu insanların lüks sevgisi ne zaman bitecek?" Kimse anlamıyor, hep iman zayıflığı sorunu var, hep böyle sorular gelir. Üstat dedi. "Bu insanların lüks düşkünlüğü ne zaman bitecek?" dedi. Asla bitmeyeceğini söyledim. Neden? dedi. Çünkü, dedim, Cennet'i arıyorlar. Yeryüzünde bulunamayacağı için, Cennet'te, o arayış asla bitmeyecektir. Cennet yeryüzünde asla bulunamayacaktır. Bu arayışı bu derslerde değil, dünyada bu hakikatlerde sürdürenin dünyası Cehennem olacaktır. Allah etmesin. Sonsuz gücü var, bizim gibi insanları yarattı, peki neye ihtiyacı var? Ama merhametinin, sevgisinin iktizası olarak, sevgisinden yarattı. Şimdi takdir etmesek bile, sağda solda ucuz şeyleri tercih etsek, çok utanç verici, kırıcı, incinmiş oluruz. Allah korusun. Bunları yapmamaları için bu iman derslerini kalplerimizden işliyoruz. Allah azze ve celle'nin sonsuz güce sahip olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Allah azze ve celle'nin hayatında sonsuz güçlü olup olmadığını anlamak isteyenler, tevhidin eserlerine, yani sosyal hayatına bakmalıdır. Sosyal hayatınızda kalp titredikten sonra, ağız istediği kadar uyumlu çalışsın, fark etmez. Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm. Ve ahiru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin. Fatiha salavatlarla. Harika bir dersti değil mi? İnanın bana, sınıfta oturdu. Genellikle böyle olur, birinin samimi isteği ve arzusu, yani muhatabın olması nedeniyle, Allah hatibi konuşturur. Yani, sınıftaki samimi insanlardan birinin kalbi titrer, şeytan onu bozduğunu görmez ve nefis bozulduğunu görmez. Şimdi biri onu gördüğünü söylerse, bu dersleri almadan ne yapacaksınız? Kendinize soruyor musunuz? Evet diyorum. Kedi bile daha akıllı, onlara gülümsemez. Allah, bu dersleri bilmeden ne olacak? İnanın bana, hiçbir yolu yok. Hayat çok saçma. Bazen arkadaşlar böyle gelir. Çok akıllı arkadaşlar gelir, çok soruları vardır. Onlara bir hafta veya iki hafta verebilir misiniz diyorum. Nasıl yani? Hiçbir şey sormayın, bir iki hafta derslere gidin, sonra konuşalım. Derslere katılır, ruh alır, ilaç alır, alır, alır, maddi bedenim gibi manevi bir bedenim de var. Açtır, zayıftır, elini kaldıramaz, kolunu kaldıramaz, yemek alır, yemek alır, sonra onlardan üçüne bakarım, 300 soru. Neden? Gerçek yemek alır. Manevi kalbin tek gıdası, yani Rabbin lütfu, Allah, Allah'tır. Yani marifetullah. Bu dersler esastır. Şeytanın tek doğrudan saldırısı, manevi kalbi, latife-i rabbaniyyeyi meşgul etmektir. Ne güzel saat, böyle bir tişört... Böyle bir iş buldum... Ne oldu? Kalp kırıldı mı? Meşgul, meşgul. Şeytan, bütün dolaylı işlerini bu doğrudan hedef için yapar. Sadece Allah ile tatmin olan ve beslenen kalpler, ancak Allah'ı hatırlayarak tatmin olur. Bakın, ayet söylüyor. Murat latife-i rabbaniye kalpten. Tek bir gıdası var, Allah, Allah, Allah. Ama az önce gördük, sadece dilde değil. Şeytanın tek doğrudan hedefi o latife-i rabbaniyyedir, o latife-i rabbaniyyedir ki, şimşek aşkıyla bir şeye tutunabilir ve aşık olduğunda gözlerini karartabilir, bana yeter der. Demir betona dikkat dağıtıcıdır. Rahatlık için sevmek, şimdi yataktan kim kalkacak, sahip olduğumuz fırsatlar firavunlarda, firavunlarda yoktu. Arabayla, uçakla, bununla, bununla hizmet etmeye gidiyoruz. Allah'a yemin ederim ki, bir insan bununla Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmazsa, ihanet gibi gelmez mi? Allah bu dersleri bu meclislerden ayırmasın. [Müzik] Bu asırda tek bir insan, şeytan tarafından dövülmekten başka bir şey yapamaz. Herkes pisliklerine cephane dolduruyor dışarıda. Sizin gibi seçkin ve güzel insanlar arasında böyle bir insan, değil mi? Allah sizi bu derslerden ayırmasın. Ve babamız Adem'in anavatanında buluşursak, aksi takdirde durumumuz bir kutup ayısı gibidir. Meleklerin bile imrendiği ve henüz hayattayken Cennet müjdesi verilen onca Sahabe ve saadet çağında Mehmet Yıldız'ın kaleminden doğan on binlerce yıldız var ama onlar Resulullah'ın semasında parlayan ilk yıldızlardır. Hz. Ebubekir sıddıkiyet makamının sahibidir. Hz. Ömer adaletıyla tüm insanlığa örnek bir şahsiyettir. İki Nur'un sahibi, meleklerin bile hayalini kurduğu adam, Hz. Osman'dır. İlim şehrinin kapısı, savaş alanlarının güneşi, Hz. Ali. Yeryüzünde yaşarken Cennet müjdesi almışlardı. Sa'd bin Ebu Vakkas, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Said bin Zeyd Bu seçkin Sahabelerin hayatlarını okurken, Cennet müjdesi almamış gibi, sürekli cehennemden kaçan hayatları daha yakından göreceksiniz. En yakın kitapçıdan, Kitapyurdu.com veya mybedesten.com adresinden sipariş verebilirsiniz. [Müzik] Gezegenler bir aradayken bile yalnız olduğunuzu düşünüyorsanız, tüm evrende bu kanal tam size göre! Bu videonun YouTube kazanında kaybolmadan önce sizin gibi başkalarına ulaşabilmesi için desteğe ihtiyacı var. Her abone, başka bir kırık kalbe ulaşacaktır. Beğenin, abone olun ve yorum yapmayı unutmayın. Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimizi desteklemek için buradaki linke tıklayarak online bulabilir veya aşağıdaki iletişim numaralarından bize ulaşabilirsiniz.