📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

17) KPSS - MEB / AGS Coğrafya - Türkiye'de Doğal Afetler - Bayram MERAL - 2026

Benim Hocam42:31

Transcription

[Müzik] [Alkış] [Müzik]

Geldik çok önemli konulardan bir tanesine. Doğal afetler. Dersin dışında bizim için Anadolu'da yaşayan bizler için gerçekten çok önemli konulardan bir tanesi. Ben bu konuyu anlatırken her zaman şunu söylüyorum. Ders dışında mutlaka bu bilgileri bilmelisiniz. Çünkü Anadolu'da yaşayan bizlerin her an, her dakika, her yerde başına gelebilecek olaylardan bahsedeceğim ve o anda neler yapmanız gerekiyor, neye dikkat etmeniz gerekiyor bunu bildiğiniz zaman aslında sınavın ötesinde bir bakıma hayatımızla ilgili çok değerli bilgiler ve çevremizdeki insanlara da mutlaka aktarmamız gereken bilgiler mantığıyla izlemeniz gereken bir konu başlığı.

Doğal afetler diyorum. Hangi doğal afetler Anadolu'da var? Bunları değerlendireceğiz sizle birlikte ve depremle başlıyoruz. Tabii ki deprem seizma adıyla çıkabilir karşımıza. Deprem deyince benim aklıma yer kabuğunda meydana gelmiş sarsıntılarla oluşan faaliyetler geliyor. O sarsıntıları meydana getiren şeyler değişkenlik gösterebilir. Hatta bir deprem sonucunda yaşanan tsunami, tsunami sonucunda da bir deniz aracının kara parçasının içerisine kadar girmesi olayını görüyorsunuz şu anda.

Hemen şöyle bir soruyla başlayayım. Tsunamiyi duydunuz mu daha önce?

>> Deprem sonucunda meydana gelen dev dalgalar.

Anadolu'da tsunami olabilir mi sizce?

>> Hayır diyor diyor.

Evet diyen var mı?

Evet diyenler kameraman Kübra'ın kendisi evet dedi. Eee bakalım tsunami Anadolu'da olur mu? Bunu birazdan değerlendireceğiz.

Şimdi deprem deyince benim aklıma çöküntü, volkanik ve tektonik depremler geliyor. Teknik depremlere geldiğim zaman tsunami hikayesini netleştirmiş olacağız. Size çöküntü depremlerle başlayacağım. Çökme faaliyetinin olması için bir mağara gerekiyor. Mağaraların olduğu yerde çökün deprem olur. Genellemesini yapacağız. Nereye gideceğiz sizce? Türkiye'de mağaralar nerede olabilir?

>> Akdeniz

>> değil mi? Karsik arazinin olduğu yerde Akdeniz de bir de karşımıza çıkar diyelim.

Volkanik depremlerin olduğu yere gideceğiz sizle birlikte. Varsa Anadolu'da tabii ki. Var mı sizce?

>> Aktif Volkan daha var mı?

>> Hayır.

>> O zaman var mı?

>> Yok.

Hemen fikir değişti. Güzel. Ve tektonik depremler Türkiye'de maalesef var. Nerede oluyor? Eee, deprem anda ne yapılması gerekiyor? Önlem için bunlardan bahsedeceğiz.

Çöküntü depremle başlıyorum. Mağara tavanın çökmesiyle çökünü depremlerin kendisi karşımıza çıkar. E, mağaranın olması için ne olması gerekiyor sorusunun cevabı kalker, cips, kaya tuzu gibi karstik araçların, karstik arazinin olduğu yerde mağaralar olur. Ve mağaraların bir de tabii ki maden ocakları ile birlikte ortaya çıkan insanlar tarafından değerlendirebiliriz. Herhangi bir madeni yeryüzüne çıkarmak için açılan maden ocaklarının tavanının çökmesiyle de yaşanan maalesef üzücü olaylarımız var Türkiye'de. Ve ben çöküntü depremleri için ilk önce Antalya hatındayım. Neden mağaraların en fazla olduğu yer burası? Karsti garazi var burada. Mağara tavanı çökünce kocaman devasa çukurluklar oluyor. Ben ona ne diyorum? Obruk diye anlatacağım. Mesela devasal obruklar oluşuyor diye genelleme yaparız. Son içerisinde çöküntü depremlerin sonucunda ortaya çıkar. Peki Zonguldak'ta ne var? Taş kömürü. Taş kömürü yataklarını daha doğrusu taş kömürü yeryüzüne çıkartılırken açılan maden ocaklarının tavanı çökmesi yaşanan maalesef üzci olaylar var. Çankırı, Yozgaz, Sivas'ta ne var? Kaya tuzu yatakları. Kaya tuzu yatakları bar ve mağara tavanı çökünce çöküntemlerin kendisi meydana maalesef geliyor. Manisa'da yine yaşadığımız son yıllar içerisinde yaşanan üzücü olaylar var. Yine e lihit yatağı tavanı çökmüştü. Eee sonuç olarak çöküntü depremler için Zonguldağı'ı unutmayın. Taşkömürü için Çankırıy Yozgaz Sivas hattını unutmayın. Kayatsuz yatakları için ve Antalya hattı karşısı arazi ve mağaraların yoğunlaştığı mekan olması mantığıyla birlikte değerlendireceğimiz yer olacak diyorum çöküntem hikayesinde. Anlaştık mı acaba? Problem var mı?

Peki ben geldim volkanik depremlere. Var mı Anadolu'da volkanizma? Var. volkanik depremler olması için aktif volkan dağı gerekiyor. Var mı şu anda aktif volkan dağı?

>> O yüzden volkanik depremleri Anadolu çok göremiyoruz ama her an Hasan Dağında bir hareket olabilir mesela. O yüzden eee olursa da volkanik depremler maalesef görebiliriz. Şimdilik yok diyoruz.

Geldik bizim için önemli yere. Deprem deyince aslında ilk aklımıza gelen kısma. O da tektonik depremler. Anadolu'nun kendisinde ve dünyada fayatlarının kendileri var. Neden var sorusunun cevabı yer kabının üstünde yaşıyoruz. Altta mamani kendisi var. Ve yer kabının bizim için levhalarla birlikte oluştuğundan bahsetmiştik. O levha hareketli yıllardır var burada. İnsanoğlundan önce de vardı burada. Yer şekillerinin oluşmasını sağlayan aslında temel şey o. Yani iç kuvvetler oluşturur diyoruz. Aslında deprem denilen şey yeniden yer şekillerini oluşturmaya devam ediyor. Yani doğa görevini yapmaya devam ediyor aslında. O yüzden sarsıntılar var ve bu sarsıntılar olmaya devam edecek ve Anadolu'nun kendisi de 3üncü ve 4 zaman yani senezoitten kalma arazilerle geniş yer kapladığı için maalesef Anadolu'nun genelinde bol bol deprem olayını görüyoruz biz. Çünkü bol fay hattı var. Hatırlıyor musunuz acaba? Kuzey Anadolu fay hattı, Doğu Anadolu fayattı, Batı Anadolu fayattı. Elinizden olan eee kitapta bulunan isimlerini özellikle bu şekilde yazmadım. Siz yazın aklınızda kalsın diye. Kuzey Anadolu Fayatın'ın kendisi. Doğu Anadolu fay hattı, Batı Anadolu fay hattını görüyoruz. Kuzey Anadolu fay hattı buradan Saros Körfezi'den başlıyor. Marmara hattından ilerliyor ve Doğu Anlinde Doğu Anadolu fay hattıyla böyle kesişim noktası içerisinde birleşiyor. Doğu Anadolu fay hattının kendisi Türkiye adına Hatay hattından başlıyor, devam ediyor ve Muş Bingöl Bitis hattında da burada tam Kuzey Anadolu fay hattıyla böyle kesişim noktasını yaşadığını net olarak söyleyebiliriz. Bir de Batı Anadolu fay hattımız var. Batı Anadolu fay hattı kırık dağlar diye anlatım. Hatırlıyor musunuz? Kaos, Madro, Yun, Boz, Aydın, Menteşe. Onun altındaki arazide fayatların varlığı Ege hattında bol bol depremin olmasının temel noktasını ortaya koyuyor. Hatta bilim insanlarının yaptığı araştırmayla birlikte bakın şu Doğu Anadolu fayattını görüyor musunuz? Doğu Anadolu hayatı üzerine yaşanan hareketlilikle birlikte acaba Anadolu'nun bulunduğu yer yıllar yıllar sonrası buradan ayrılacak mı genellemesi yapılıyor. Yani o kadar şiddetli depremler yaşanmaya başladı. Kıtaların da böyle hareket ettiğini biliyorum ben. Hatırlıyor musunuz? levha hareketliliğinden bahsetmiştik ve yıllar yıllar sonra burada bir ayrım meydana gelir mi acaba? Eee, Ortadoğu'dan Anadolu'a ayrılır mı acaba? Böyle düşünceleri ortaya çıkmaya başladı. Tabii ki bunun gerçekleşmesi Anadolu'da yıllar boyunca devam edecek. Depremin olması anlamına geliyor. Yani o yüzden eee çok eee bizim için çok iyi olmayabilir. O yüzden ne yapmamız gerekiyor? Depremin varlığını kabul edip depremle yaşamayı öğrenmek, depreme dayanıklı binalar yapmak kısmına geçmemiz gerekiyor. 8.9'luk deprem yaşandığı zaman nasıl Japonya'da ya da Rusya kanadında yıkıntılar olmuyorsa, insanlar hayatını kaybetmiyorsa Anadolu'da da o seviyeleri görmemiz gerekiyor. Mesela 6.1 yaşanıyor. 6.1 bir yaşandığı zaman evet yıkıcı etkisi var ama onun 7 şiddetine geldiği zaman 10 kat 20 kat artan şiddet olduğu için yıkılma etkisi 7 ile birlikte başlıyor. Biz 7'yi değil 8'i 9'u yaşadığımız zaman da depremden etkilenmeyecek binalar yaparsak artısında sorunlarımızı çözmüş oluruz. Yoksa depremler için her zaman şunu söylerim. Yağmurun yağması karın yağması gibi doğal bir doğa olayıdır deprem. Deprem olmaz olmaz. İç kuvvetler nasıl yağmurlar varsa dış kuvvetlerinisiyle deprem de olacak. İç kuvvetlerle olmaya da devam edecek. Ama siz fay hatları üzerinde tektonik ovalar üzerinde yaşayan insanlar olarak ne yapacaksınız? Dayanıklı binalar yapacaksınız. Ne diyoruz? Deprem değil binalar öldürüyor maalesef. O yüzden o binaları düzgün yaparsak sorunlarımızı azaltırız. Neden? Çünkü diyor ki fayatları bakın diyor ben varım burada diyor. Benim varlığımı kabul edin ve ona göre sağlam binalar yapın diyor. Yıllar boyunca İyonya kültürünün önemli şehir devletleri Ege'de hep depremlerle yaşamış ve sarsıntılar yaşamışlar. Gittiğiniz zaman tarihi mekanları görüyorsunuz. Mesela Bergama'ın kendisi böyle üst üste kurulmuş şehirler var. Hep depremlikle yıkılmış yeniden kurulmuş. Yıkılmış yeniden kurulmuş. Ama o günün teknolojisiyle bugünün teknolojisi bambaşka. Biz bunları daha salim hale getirebiliriz. Aslında olaya biraz böyle bakmak gerekiyor. Bir de Kuzey Adolf hayatının tam geçtiği yerleri gördüm. Mesela Saros Görfüz, Marmara şehit, Güney Marmara'da kolları var. İşte baktığım zaman İstanbul'a bir depremde olacağından bahsediliyor. Bu fayttında hareketlilikle birlikte İstanbul tabii ki bundan etkilenecek. Bu net olaylardan bir tanesi. Artık eee olayları biraz daha böyle önlem boyutuna getirmemiz gerekiyor. Ovalar konusunda bir soru kalıbından bahsetmiştik. Hatırlıyor musunuz? Aşağıdaki teknik ovaların hangisi tam fayatlı üstünde değil sorusunun cevabı için ergene demiştik. Bakın burası tam fayatlı yok ama burada meydana gelen sarsıntı 8.7 nokta elbette burayı 45 şiddetinde etkiler mantığını ortaya çıkarabiliriz. Hatırlıyor musunuz? Yıldız ması deprem fazla mıydı az mı?

>> Az.

>> Azdı ama deprem hiç yok diyemeyiz. Çünkü burada meydana gelecek sarsıntının kendisi burayı illaki etkileyecektir genellemesini yapabiliriz. Özellikle burası Kuzey Anadolu Fayatlı üzerine meydana gelen depremin kendisi Samsun'u, Trabzon'u, Rize'yi, Artvin'i etkiliyor ama burası kadar elbette etkilemiyor. Erzincan'da yaşanan deprem çok yıkıcı etkisiyle karşımıza çıkmıştı. Sonra Bolu Düzce, İzint'a yaşanan depremler çok yıkıcı etkisiyle karşımıza çıktı. Yıllar yıllar önce zaten yakın tarihli yaşadığımız olayı hiç söylemek istemiyorum. Hala Hatay'ımız, Adıyaman'ımız, Adana, Gaziantep'in kendisi, Diyarbakır ve buradaki kentler Malatya, Elazığ diye gidiyorum. Bakın burası hala depremin o sarsıntı etkisini eee ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yani bina olarak tabii ki. Yoksa maalesef Kahramanmaraş'ımızda ve diğer şehirlerimizde kaybettiklerimizi yerine getirme şansımız yok. O yüzden bizim çocuklarımız, yeni nesiller bunu yaşamasın diye biz burada yeniden yapılanma sürecinde gerçekten o sağlam binaları mutlaka yapmamız gerekiyor. Doğu Anadolu hayatı üzerinde bundan da bahsedebilirim. Batı Anadolu fayatını görüyorsunuz. O zaman deprem nerede az sorusunun cevabı içerisinde bakın hiç yok diye bir şey yok. Deprem olacak, etkileyecek, daha az olacak mantığı içerisinde. Mardin masifi çevresi, Alanyaur masifi çevresi, sonra yıldız masifi çevresinden bahsettik. Bu üçünün dışında depremin az olduğu yerler için Doğu Karadeniz sahilleri yine depremin az olduğu noktaları karşımıza çıkardığını söyleyebilirim. Depremin az olduğu noktaları zaten fayatların geçmediği yerleri de bu şekilde aslında buradan net bir şekilde görmüş oluyoruz. Ama tabii şunu da es geçmeyelim. Akdeniz'in içerisinden de büyük bir fay geçiyor. Bu fayda meydana gelecek hareketlilik, ters faylanma dediğimiz olay. Yani faylar, normal faylar var, ters faylanmalar falan var. Çok detay bilgeler. O yüzden oraya girmiyorum ama sizin için meydana gilecek ters paylanma, meydana gilecek deprem sonucunda kıyıya doğru tsunami dalgalarını Anadolu'da oluşturabilir. Anadolu'da çok fazla tsunami oldu. Hatta Anadolu'da tsunaminin en çok olduğu yer burasıydı. Marmara hattı. Yani şu fayatı denizin içerisinden geçiyor ya. Meydana gelen deprem sonucunda kıyıya mutlaka tsunami dalgaları geldi. Gelmeye de devam edecek. Ha filmlerde gördüğümüz böyle 20 metre tsunami dalgasını belki görmeyeceğiz ama e yine de baktığımız zaman 1 metre de olsa suyun geliyor olması. Ben İskenderun'u mesela çok net biliyorum. Depremden sonra gitmiştim ki eee sahilin içeri doğru girdiğini gördüm. Deprem anında düşünsenize deprem oluyor. Binadan aşağı doğru iniyorsunuz. Nereye gidersiniz? binaların arasından sahile doğru gidersiniz, değil mi? Neden? Çünkü orada bina yok mantığıyla gidiyorsunuz. Ama denizden de size doğru gelebilecek eee o dalgayı da es geçmemeniz gerekiyor. O yüzden bunlara biraz dikkat etmemiz gerekiyor diyelim. O yüzden deprem anında ne yapılması gerektiğini çok iyi bilmemiz lazım.

Şimdi soruyorum size. Deprem meydana geldi şu anda Ankara'dan şu anda başladı. Ne yaparsınız? Altı mı yanı mı?

[Müzik]

Sıranın hemen yanına eğilip kapanıp iç organlarımızı kapatıp bu şekilde yani e hayatı organların bulunduğu yer tabii ki kapatıp buraya çöktüğümüz zaman ihtimal yaratmaya çalışıyoruz. Yani elbette bina çöktüğüm zaman tüm ihtimaller ortadan kalkıyor. Başka bir hikaye. Hani binanın çöküp de tavanın tam çökmediğini ben de deprem anda buradan dışarı çıkamıyorsam nasıl hayatta kalabilirim? Son şansı olarak ne yapabilirimi? sorusunun cevabını veriyorum elbette. Yoksa bina sağlam değilse istediğiniz kadar istediğiniz yere kapanın. Bir anlam ifade etmediğini de maalesef görmüş olduk. Ama en azından böyle bir mobilyanız varsa ya da yatakta yatıyorsanız hemen kalktınız mesela yan tarafa, kapandınız bu şekilde ve depremin sarsınsının geçmesini bekliyorsunuz. Bir de sabit bir yerden tutarsanız kendinizi hani çökme esnasında işte aşağı düşmezseniz üst katlardaysanız vesaire ve özellikle gece Türkiye'nin her yerinde mutlaka deprem çantamız olması gerekiyor. Var mı deprem çantanız?

>> Yok.

Bakın yok söyleyeyim size. Ama bir deprem olsun herkes deprem çantası aramaya gidiyor markete. Deprem bitti yine kimsede deprem çantası yok. Böyle bir milletiz maalesef hala oturtamadık. Niye oturtamadık sorusunun cevabı çünkü biz coğrafya dersine hala sınavda çıkacak bilgiler mantığıyla birlikte bakıyoruz. Bakın YKS'de coğrafyadan 5 tane soru çıkıyor. Türkçe matematiği bilsin, fizik, kimya, biyoloji bilsin, üniversiteye girsin mantığıyla bakılıyor. Bu ders öyle bir ders değil. Bu ders hayatın kendisini anlatan bir dersin kendisi. Deprem olduğu zaman hiçbir şeyin anlamı kalmıyor ki. Orman yangını neden olmasın sorusunun en önemli cevaplarından bir tanesi insanlara önemli görevler düşüyor. Geleceğim orman yangın hikayesine ama ilk önce insan eğitmemiz lazım. İnsanı eğitecek olan hayat bilgisiyle başlayan sosyal bilgilerle devam eden, coğrafyayla devam eden bu derse gerekli önemi bu şekilde vermek lazım. Ama biz olaya bambaşka bakıyoruz. mühendisimiz olsun, doktorumuz olsun ama doktor mühendisin kendisi deprem anında ya da yangın anında ya da coğrafya ile ilgili, Türkiye ile ilgili temel bilgileri bilmiyorsa ne kadar sahip çıkabilir ki? O zaman onu da kaybetmiş oluyoruz. Aslında o başka bir hikaye ama deprem anında mutlaka arkadaşlar yaşam üçgeni hikayesini yakalamanız lazım. Deprem çantanız lütfen olsun. Bakın gidin bu videoyu izledikten sonra alın eve koyun. Sizin için değil kardeşleriniz için, aileniz için yapın bunu. Ben bir coğrafya öğretmeniyim. Babam benden elbette daha büyük olduğu için deprem anında Mersin'deydi. Ne yaptın baba diye sordum. Oturdum kanepede dua ettim dedim. Şimdi ben babamdan başka bir şey bekleyemem ki. Çünkü onun aldığı eğitimde böyle bir şey yüklenmemiş ona. Anlatılmamış. Ne yapacak? Oturacak dua edecek. Ama ben benim şöyle bir görevim var. Ben ona bunu anlatmalıyım. Baba öyle yapmamalısın. Ne yapmalısın? Deprem meydana geldiyse eğer zemin kattaysan dışarı çıkmaya çalış. Zemin kattaysan 3 4 5 katta merdivene lütfen gitme. 3 4 5 katta asansöre binme. Bak asansöre binmeden bahsediyorum. Pencereden, balkondan atlamaya çalışma. Yapman gereken en önemli şey bir yer bulacaksın, kapanacaksın. Varsa deprem çantan onu yanına alacaksın. Aile bireyleri varsa bir yere toplayacaksın. Yanına alacaksın. En azından çöktüğü zaman işte birbirinize destek olursunuz vesaire ki bunları Türkiye fazlasıyla yaşadı. Hani bunu anlatırken aslında böyle çok uzunla tutmak istemiyorum. Çünkü herkesin travması var şu anda. Bu dersi izleyemeden kapatan arkadaşlarımız oldu biliyorum ben. Ama bir şekilde bunu da anlatmamız da gerekiyor. Bu da ayrı hikayelerden bir tanesi. O yüzden deprem Türkiye'nin gerçeği. Fotoğraf burada. Ne yapmanız gerekiyor? Deprem anında ne yapılması gerektiğini iyi bilmeniz gerekiyor. Yaşadığım bir olayı anlatayım size. Daha önceki videolarda anlattım. Yine anlatacağım. Her yerde anlatacağım. Kahramanmaraş depremi oldu. Tabii ki sosyal medya yıkılıyor vesaire. Deprem bitti. Herkes elinden geldiğince birbirine yardımcı olmaya çalışıyor vesaire. Herkes gibi. Eee, bir tane mesaj geldi bana Instagram'dan. "Hocam" dedi, "sizden Allah razı olsun." dedi. "Deprem konusunu iyi izlemiştim." dedi. Sınava hazırlanırken deprem anında istemsizce yatağın yanına yattım. Binamız çöktü. Evrar sitesinden bahsediyorum. Kahramanmaraş'ta ve ben o binadan çıktım dedi. Sizden Allah razı olum. Bakın mesaja. Bakın bakın dersin ötesine gelen mesajı anlatıyorum size. Yani o istemsizce bu çökme hareketini yapmış. Tabii bina çökmüş. Hikaye şöyle devam ediyor bu arada. bina çöküyor. Annesi ve kendisi eee binanın yıkıntının altında kalıyor. Eee abisi ve babası eee sarsıntı sonucunda böyle balkona yakın bir yerde olduğu için de çökme sırasında dışarı yuvarlanıyor. Onlar da hemen böyle kazmaya başlıyorlar ve kazmaya başlayınca da hemen bulup çıkartıp dışarı alıyorlar hikayesi var. Yani öyle kurtuluyor. En azından hayatta kalma şansını bir tık arttıran noktalardan bir tanesi. Yani eee bu olayları ne kadar inanıyorsunuz bilmiyorum ama deprem anında anlattıkları şey babası bana birebir anlattığı için söylüyorum. Tüylerim diken diken oluyor. Her düşündüğüm zaman da deprem meydana gelince mesela dışarı böyle fırlıyorsun ya. O anda elinde kazması küreği olan bir amca geliyor. Diyor ki bakın gerçek birebir olayı. İlk kez anlatıyorum bunu. Eee, yani şahısların ismi de olmadığı için, eee, rahat rahat anlatabilirim. bana özel anlattıkları bir şey. Diyor ki amca buraya burayı kaz diyor mesela diyor eee annen burada diyor mesela yanlış yere vuruyor. Oraya vurma diyor. Orada diyor tam diyor annenin üstüne gelir diyor. Oraya kazıyor. Annesini alıyor gidiyor. Ondan sonra kardeşinin olduğu yere buraya kaz diye. Burada kardeşim var diyor. Çıkartıyor mesela. Amca diyor sen kazma küreği nereden buldun da geldin buraya diyor. Benim diyor diyor yapacak daha çok işim var diyor. Gidiyor. Bunu babası anlattı bana. Böyle enteresan olaylarımız da var. Yani ne kadar inanıyorsunuz bilmiyorum ama Hızır gibi yetişmiş diyelim. Öyle bağlayalım. Sonuç olarak da deprem anında ne yapılması gerektiğini gerçekten iyi bilmemiz gerekiyor. Bu da bizim için önemli noktalardan bir tanesi olduğunu söyleyeyim. Nerede deprem az sorusunun cevabı içerisinde bir kez daha bakalım mı? Mardin, Alanyaur, Mardin çevresi ve Ergene hattı yıldız masifinin bulunduğu yer depremin daha az olduğu noktaları karşımıza çıkarıyor. Deprem konusu Türkiye için yaşanmaya devam edecek ama biz ne yapacağız? Daha dayanıklı binalar yapacağız. İnsanları eğiteceğiz. Deprem anda ne yapılması gerektiğini her fırsatta, her yerde anlatacağız. En azından e bir kişiyi bile kurtarabilirsek depremden sonra ne mutlu bize mantığıyla birlikte değerlendiriyoruz diyorum.

Hızlı bir şekilde geçmek istiyorum burayı ve bakalım erozyon için nelerden bahsedeceğim. Daha masum bir olay depreme göre. Nedir erozyonun kendisi? Su ve rüzgar tarafından toprağın üst kısmının taşınması hikayesidir erozyon. Erozyon Türkiye'de var mı? Var. Neden? Çünkü dış kuvvetler su ve rüzgar eee dış kuvvetler yani toprağın üst kısmını taşıyor. Şimdi bana söyler misiniz acaba? Su ve rüzgarın toprağın üst kısmını taşıyabilmesi için orası denizel mi olmalı karasal mı?

>> Karasal.

Karasal olan yerde su ve rüzgarın kendi soprğin üst kısmını taşır ve erozyonun kendileri karşımıza çıkar. O zaman Türkiye'de erozyon olur. Bakarak söyleyin. Nerede olur? Kıyıda mı? İçeride mi?

>> İçeride.

>> Bakar mısınız? Yeşil tonlar kıyıdaydı. Bit görsünün gür olduğu yerde erozyon daha az olacak ama içeride sarı tonların olduğu yerler İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu elbette Doğu Anadolu'da da var. Ergenin kendisi buralar su ve rüzgarın toprağı daha rahat taşıdığı alanlar. erozyonun daha yoğun olduğu yerleri bana anlatıyor. Ama genellikle erozyonla ilgili sorular, paragraf soruları tarzına gelecektir karşınıza. Erozyonun nedenleri içerisinde sizce iklimin kurak ve yarı kurak olması var mı?

>> Yani karasal şöyle düşünün. Toprak taşınacak ya. Su ve rüzgar toprağa taşıyacak ya o zaman nemli olursa daha zor taşır. Ama kurak olursa, karası olursa daha rahat taşır mantığı var. Anlaştık mı acaba?

İlerliyorum. Sağanak yağışlar erozyonu tetikler mi sizce?

>> Evet.

Yani su ve rüzgar toprağa taşıyordu. Sudan kastım işte sağanak yağış olabilir. Ankara'da var mı ilkbahar döneminde böyle aniden yağış?

>> Var.

Konya, Kayseri'de var mı?

>> Var.

Adı cephe mi? Konveksiyonel mi? Daha çok

>> konveksiyonel yağışlar ilkbahar döneminde o kadar etkili oluyor ki ne yapıyor? Su ve rüzgar işte suyun kendisi toprağa taşıyor. O zaman sağanak yağışlar erozyon tetikleyen unsurlar içerisinde. Arazinin engebeli ve eğimli olması erozyon tetikler. Temel unsur değil. Şart değil. Temel şart değil. Eğim olacak, erozyon olacak demiyorum. Düz mekanda olur erozyon. Ama eğim olursa daha rahat olur. O zaman eğim gibi erozyon tetikler cümlesi sizce nerede yaşanan erozyona örnek olur? Urfa'da mı, Hakkari'de mi?

>> Hakkari.

>> Eğimin olduğu yer. Hakkari Urfa düz. Urfa'da da erozyon olur. Ama eğim engemi temel etken değildir. Karasallık işte bitki örtüsünün fakir olması etkenler içerisinde karşımıza çıkar. Bitki örüsü tahrip edilirse erozyon tetiklersiniz. bit örsünü maalesef tahrip ediyor muyuz? Ediyoruz ve erozyonun tetiklenmesine bir şekilde ön ayak oluyoruz diyebiliriz. Ve arazinin yanlış kullanılması erozyon tetikleyen önemli unsurlar içerisinde karşımıza çıkar. Şimdi burada arazinin yanlış konulması hikayesini bakın şöyle anlatayım size. Eğimli bir yamaç bulalım. Şöyle yaklaşalım. Yaklaşalım. Yaklaşalım. Yaklaşalım. Yaklaşalım. Yaklaşalım. İnternetimiz açacak mı bakalım. Açtı. Eğimli yamacın kendisi. Şurayı bulduk. Mesela eğimli yamacı özellikle yakaladım ki şunu anlatmak istiyorum size. Şimdi bakın burayı bir tarla olarak düşünün. Ben burayı tarıma açacağım. Tarım yapacağım. Tabii açmamak lazım. Ormanlık arazi öyle kalması lazım da tarımı açtığımızı düşünelim. Eğimli yamaçta burayı tarıma açacağım ya. Tarlayı sürmem gerekiyor. Doğru mu? Bu tarlayı sürerken eğim yönüne paralel sürersem yani yukarıdan aşağı doğru sürersem o zaman su ve rüzgarın bu toprağı aşağı doğru kaymasını kolaylaştırırım. Doğru mu?

>> O zaman eğim yönüne bizim için paralel sürme eğim yönü bu. Eğim yönüne paralel bu eğim yönüne paralel sürme erozyonu tetikler. Doğru hareket bu değil. Doğru hareket ne biliyor musunuz? Eğim yönü bu şekilde ya. Eğim yönüne dik. Eğim yönüne dik. Şöyle sürmesi lazım. Çiftçinin tarlayı eğim yönüne dik sürdüğümüz zaman da yukarıdan aşağı doğru yer çekimini kattık. Süvergenisiyle gelen toprağın taşınma hikayesini engellersin. Burada kalır, burada kalır. Taraça basamak yaparsın. Yani o zaman doğru hareket araziyi eğim yönüne dik sürmektir. Bu cümleye dikkat edin. Araziyi eğim yönüne dik sürdüğü zaman taraçağa basamaklar yapıyorum. O zaman erozyonu engelleme şansım ortaya çıkıyor. Anlaştık mı? Zaten dikkat ederseniz iç bölgelerde bir bahçe görürsünüz mesela. Bahçenin kendisi böyle basamak basamaktır. Tarlalarda öyle olmak zorunda. Böyle basamak basamak paralel değil dik sürmem gerekiyor. O zaman araziyi doğru kullanmış olurum. Ama genelde arazi en yönünde paralel sürüyorum. Paralel sürünce de ne oluyor? Yanlış bir hareket yapmış oluyoruz. Aslında hikaye böyle başlıyor. Arazinin yanlış kullanılması hikayesi içerisinde en önemli cümlelerden bir tanesi buydu. Bir de anızın yakılması hikayesi var. Duydunuz mu? Anız nedir? Buğday tarımı yapılır. Buğday tarımı yapıldıktan sonra da buğday biçer döver tarafından topraktan kaldırılır. Biçer döver tarafından topraktan kaldırılınca yaz aylarında şöyle sarı çalılar kalır. Özellikle Ağustos döneminde Anadolu'da yolculuk yaparsanız mesela safsarı böyle otlar görürsünüz. İşte biz buna an diyoruz. Anızın kendisi. Buğday kaldırılmış. Bu tarlada kalmış. Şimdi çiftçi şunu düşünür. Der ki ben buğdayı aldım. Bir çer döver makinesi ile birlikte anızın kendisi kaldı. Anızın tarladaki varlığını ortadan kaldırmam lazım. Doğru hareket şu. Traktörüyle gelecek. Bir kez daha sürecek ve toprağın içerisine karışacak anız. Toprağa mineral sağlayacak. Aslında olması gereken bu. Ama benim çiftçim maalesef buğdaydan az para kazandığı için bir daha sürecek parası olmuyor. Yani bir daha mazot parası veremiyor maalesef. Anlaştık mı? O zaman ne oluyor? Anızın ortadan kaldırılması için doğru hareket maalesef ki yanlış hareket aslında onlar için anızın yakılması oluyor. Anızı yakarak tarladan kaldırmış oluyor. Şimdi bir anızı yaktığınız zaman toprağın en üst kısımdaki mineralli yeri, değerli yeri yakmış oluyorsunuz. Bitki çeşitliliğini ortadan kaldırıyorsunuz aslında. Biyoçeşitli. İki, orman yangınlarını tetikliyorsun. Bırak orman yangınlarını. Güneydoğu Anadolu bölgesinde geçen senelerde köyler yandı. Anızın yakılması. O yüzden anızın yakılması yasak ve anız yakıldığı zaman tarla boş kalıyor ya yani bu anlattığım şeyler içerisinde en masum herhalde bu tarla boş kalınca su ve rüzgar toprağı taşımış oluyor. Erozyonu da tetiklemiş oluyorsunuz. O yüzden anızın yakılmaması lazım. Anızlar yanmasın, analar ağlamasın diye devam eden bir cümle de kurulabilir. Anızın yanması erozyonu tetikleyen bir durum olarak karşımıza çıkar. Arazinin yanlış kullanılması cümleleri içerisindeki mantık buradan geliyor. Anlaştık mı? Peki anızın yakılmaması gerekiyormuş. Önemli cümlelerden bir tanesiymiş. Başka bir detay var. Nadas diye bir şey duydunuz mu acaba? Ben nöbetleşek kim? Tarım konusunu anlatacağım. Hemen şimdi bağlayalım. Tekrar geldim bu görselime. Ben burada tarım yapmak istiyorum. Bu kez iç bölgelerdeyim. Eğimli arazilerden uzaklaşalım. İç bölgelerde sizi bir tarlaya götüreyim. Güneydoğu Anadolu bölgesine gidelim isterseniz. Şöyle burada güzel tarlalar var. Gördünüz mü tarlaları? Evet. Şu tarla benim. Burası da suyun olmadığı bir yer diye düşünün. Aslında suyun geldiğini de anlıyorsunuz değil mi? Bakın bu yeşil tonlar suyun katkılarıyla, gapın katkılarıyla ortaya çıkmış. Su olmasaydı böyle sapsarı arazi görecektik. Yani sonuç bu tarla benim. Bu tarlada ben birinci yıl buğdayı ektim. Karası olan yer genelde buğday oluyor. Buğday yetişebilmesi için gerekli mineral topraktan alır yetişir. İlkbahar yağmurları varsa da orada yeterli olabilir ona. İkinci yıl geliyor yine ben buğday ekiyorum ama yeteri kadar yağış yoksa toprak mineral bakımından kendini yenileyemiyor. Bizim buğdayda yeteri kadar minerali bulamayınca yetişemiyor. Bizim çiftçi şöyle düşünüyor. Ben diyor karasal bir yerdeyim diyor. Sulama potansiyelim de yok diyor. Hani yağmur yağmazsa sulasa aslında toprak mineral dengesini sağlamış olacak. Sulayamıyor da. O zaman ne yapmam gerekiyor diyor. Ben bir sene bu toprağı ekerim diyor. İkinci sene ekmem diyor. Toprak dinlensin diyor. Dinlensin mineral dengesini sağlasın diyor. O yüzden toprağı bir sene ekme ikinci sene boş bırakma hikayesine Nadas deniyor. Nerede oluyor Nadas? Karasal olan yerde. Yağışın az olduğu yerde oluyor. Nadas tarım konusundan bir daha bahsedeceğim. Nadas'ın varlığı kötüdür. Neden? Bir yıl ekonomiye katkı sağlayamıyorsunuz. Buğday yetişmiyor. İki, nadas'ın varlığıyla tarla boş kalıyor ya bir sene o zaman erozyonu tetikliyorsunuz. Erizyonu tetikleyen unsurlardan bir tanesi oluyor. Peki ne öneriyoruz? Nadas yapmayın. Nöbette şey ekim yapın diyoruz. Yani tarlaya buğday ekiyorsunuz ya. Buğday genellikli minerali alıyor büyüyor ya. Sulama da yapamıyorsunuz. Toprak mineralisini sağlayamıyor. Ya o zaman şöyle yapın. Buğdaydan sonra nohut ekip. Nohut farklı minerali alarak büyüyor. Buğdayın dışın, buğdayın aldığı mineral dışında bir de buğdayın istediği mineral sağlıyor. Azotz sağlıyor toprağı. Buğday, nohut, nohut, buğday, buğday, nohut. Nöbetleşe hekim denilen şey ortaya çıkıyor. İşte nöbetleşe ekimde tarla her yıl dolu kaldığı için toprağın üst kısmı su ve rüzgar tarafından taşınamaz ya da daha az taşınır. O zaman araziyi yanlış kullanmak nadas yapmaktır. Doğru kullanmak nöbetli şekiyi yanlış kullanmak eğim yönüne paralel sürmektir. Doğru kullanmak eğim yönüne dik sürmektir. Araziyi yanlış kullanmak anızın yakılması olayıdır. Bunlar erizonu tetikleyen önemli unsurlar olarak karşımıza çıkar. Ama yine de erzon Anadolu'da oluyor ve nerede oluyor sorusunun cevabı 2 Anadolu'da en fazla oluyor. Nerede en az oluyor? Karadeniz'de erozyonun kendisi en az olur hikayesini netleştirelim. Çok detaylı anlatmamın temel sebebi de böyle paragraf soruları gibi çıkıyor. Erozyon hikayesi. Ama erozyon için bir kez daha bakar mısınız? Bitki örsünün fakir karası olan yerde erozyon olur. Nerede olur erozyozyon? Kıyıda mı, içeride mi? İçer. >> İç Anadolu'da var. Güneyde Anadolu'da var. Doğu Anadolu'da var. Ergenede var. Ama nerede daha az olur? Karadeniz'in kıyılarında ormanlar var. Akdeniz'de Toroslar üzerinde ormanlar var. Menteşe'de ormanlar var. Kaz Dağlarının olduğu yer ormanlar var. Burada daha az olur. Anlaştık mı? Erozyon su ve rüzgar tarafından toprağın taşınması hikayesidir. Ve erozyon meydana geldiği zaman şöyle benzer görüntüler olabilir. Bu çok hızlı gerçekleşen bir erozyon ama yine de bir şeyleri anlatıyor bana. Bakın eğimli yamaçlı toprağın üst kısmının taşınması hikayesi. Bu kadar hızlı olma erozyon çok daha yavaş. Uzun yıllar içerisinde meydana gelir. Can ve mal kaybına direkt seviyet vermiyor. Ama ne oluyor biliyor musunuz? Tarımda verim azalıyor ya. Toprağın en üst kısmı en verimli yer. Tarımda verim azaldığı için yıllar yıllar sonra insanlar buradan üst üste para kazanamazsa göç etmek zorunda kalıyor. Dolaylı olarak insanları göçe zorluyor hikayesi var. Burası mesela bir baraj göü olsa barajların içerisi topraklarla doluyor. Barajların ömrünü kısaltıyor genellemesi yapılır. Mesela erozyon için böyle negatif özellikleri vardır. Problem var mı? Anlaştık mı? Erizyonu karıştırmayın. Neyle karıştırmayın? Sorusunun cevabı bununla. Heylanda olmazsa olmaz ilk şey nedir sorusunun cevabı fotoğraf üzerinden gidelim. Eğim olacak. Eğim şart. Bol yağış şart. Eğim ve bol yağış varsa toprak altındaki tabaka. Bakın sadece toprak değil tabaka suya doyacak. Yer çekiminin katkısıyla eğim doğrultusunda aşağı doğru gelecek. Biz buna heyelan diyoruz. Erozyonla heyelan arasında ne fark var? Elozyon toprağın üst kısmı taşınır. Heylanda toprak altındaki tabaka beraber taşınır. Aradaki fark budur. Heylanda eğim lazım. Heylanda yağış lazım. Eğimin ve yağışın olduğu yerde tabak halinde taşınma hikayesidir. O zaman Türkiye'de heylan nerede olur? Konya mı, Rize mi?

>> Rize.

>> Heylanın Türkiye'den en fazla olduğu yer Karadenizdir. Beşeri etkenler heylanı tetikler mi?

>> Yol kim yapmış?

>> Beşeri insan yapmış. Nereye yapmış? eğimli araziye yapınca ne olmuş? Eğimin daha doğrusu arazinin dengesini bozmuş. Buraya oymuş yol yapmış. Yukarısı aşağı doğru gelmiş. Karadeniz'de insanlar maalesef yani yapacak bir yer yok ki. Eğimli arazileri ev yapıyor. Ev yeri açıyor mesela. Ev yeri açıyor. İstinat duvarını da çekiyor oraya. Ama ne oluyor? O kadar yağmur var ki ondan sonra o toprak suya doyduktan sonra istediğin kadar duvar çıkarıyor. Aşağı doğru komple geliyor. Heylan'ın kendisinde böyle bir hikaye var diyebiliriz. Bu toprak parçası aşağı doğru geliyor. Karadeniz'deki insanların arazi konusunda anlaşamamasının en temel noktalarından bir tanesi şu. Mesela heylan çok oluyor ya orada. Mesela burası en verimli yer. Burada mesela fındıklar var. Bir heylan oluyor mesela küçük heylanlardan bahsediyorum. Bu fındık böyle geliyor bu amcanın bahçesine. Ondan sonra öbür amca diyor ki bu fındık benim. Diyor ki hayır benim burada duruyor. Baksana diyor. Ondan sonra anlaşamamazının temel noktası ortaya çıkıyor. Haberleri duymuşsunuzdur. Yani bununla ilgili çok fazla olay var. Heylan Türkiye'den fazla nerede sorusunun cevabı Karadeniz'de. Ama yorum da yapmanızı istiyorum. Şimdi ben heylanın en fazla olduğu yeri sordum size. Seçeneklerde Karadeniz, Doğu Karadeniz yok. Nereye gidelim? Batı Karadeniz.

>> Seçeneklerde Batı Karadeniz yok. Nereye gidelim? Yıldız. Ergene mi? Yıldız mı?

>> Yıldız.

>> Ergeneğ'e gitmem çünkü düz arazi. Doğru mu? Ova. Dağların olduğu yere giderim. Seçeneklerde Karadeniz yok. İlle de heylan soruyor. Yani eğimin ve yağışın olabileceği yer. İç Anadolu mu? Toroslar mı?

>> Toroslar.

>> Süper. Eğimin olduğu yere gittim. O da yok seçeneklerde. Gelin Güneydo Anadolu bölgesine ve Hakkari'ye. Heylan'ın olabileceği yer sizce Urfa Mardin mi? Hakkari Şırnak mı?

>> Hakkari Şırnak.

>> Özellikle Hakkari. Van arası burası. Özellikle Tunceli'ye doğru Bingöl Bitis hattı şurası var ya eğimin bol olduğu yer ve o heylanın olabileceği yer. Ha bir numarada buraya gelin demiyorum. Bir numarada buralarda kalın. Yoksa gelin Toroslara yoksa gelin Hakkari'ye işi çözün. Erzurum Kars plato mu? Yüksek düz arazi mi? O zaman sizce ikisi arasında bağlantı kuracak olsak yani hiçbir yer yok. İkisinden bir tanesinde heylan olacak diyorum ben. Erzurum'da mı olur daha fazla? Hakkari.

>> Hakkari.

>> Hakkari. Çünkü Erzurum yüksek düz plato. Anlaştık mı? Hakkari eğimli mekan mantığıyla birlikte Hakkari'ye gideriz. Anlaştık mı? Bu yorumları yapmanız gerekecek. Anlaştık mı?

>> Eğim varsa ki var. Eğimin olduğu yerde meydana gelen bir şey daha var arkadaşlar. Nedir sorusunun cevabı? Şuradan bakmaya devam edelim. Eğimli arazide kar tabakası varsa aşağı doğru gelirse ne olur? Çı. O zaman çı Türkiye'de nerede olur sorusunun cevabı eğimin ve kar tabakasının olduğu yerde olur. Nerede olur sorusunun cevabı en fazla. Tabii ki buralarda olur. Hakkari hattında olur. Ama sadece burası değil tabii ki. Şöyle biraz uzaklaşayım. Haritaya lütfen bakın. Bingöl, Bitlis. Şu at arkadaşlar Hakkari hattı. Şurası Türkiye'de çığın en fazla olduğu yerdir. Van. Burayı da katalım. Çığın en fazla olduğu yer. Neden? Eğim var mı? Var. Kar da olması lazım. Anlaştık mı? Problem var mı acaba? Çığ en fazla bu hatta karşımıza çıkıyor. Niye Urfa Mardin diye sormuyorum. Alay artık olayı öğrendiniz. Anlaştık mı? Peki Karadeniz bölgesinde çığın olduğu yer için gitmem gereken yer Bafra Çarşamba deltaları mı? Doğu Karadeniz mi?

>> Doğu Karadeniz.

>> Bafra Çarşamba mı? Bolugaz mı?

>> Bolugaz.

>> Harikasınız. Ergene mi, Uludağ mı?

>> Uludağ.

>> Süpersiniz. Peki Çukurova mı? Toroslar mı?

>> Toroslar.

>> İşi bağladınız. Olayın mantığını anladınız. Bu da beni sevindiriyor tabii ki. Anlaştık mı?

Evet. Doğal afet hikayesinde Türkiye'nin en büyük problemlerinden bir tanesine geldik. Artmaya devam edecek küresel ısınların katkılarıyla. Ama sadece iklime bağlı artıyor olsa çok üzülmem de bilinçsizce araziyi kullanıyor olmamız ve orman yangınlarını tetikliyor olmamız beni gerçekten çok iziyor. Bakın ormanlar hayat kaynağımız. Ağaçlar. Ağaç olarak bakmayın. Alıyoruz nefesimizi geri veriyoruz. Ne aldık? Oksijen. Ne verdik?

>> Karbondioksit.

Bize ne lazım yine?

>> Peki o karbondioksit oksijene kim çeviriyor?

>> Ağaç.

Ve onu kesiyorsunuz. onu yakıyorsunuz. Aslında kendinizi öldürüyorsunuz. Kendinizi. Bir sonraki nesli umrunuzda mı? Değil. Ama bunun eğitimini biz en baştan vermemiz gerekiyor. Öğretmenler olarak her yerde bunu anlatmamız lazım. Sizler anlatmanız gerekiyor. Lütfen şu pikniğe gittiğimiz zaman piknikte çöplerimizi alma alışkanlığımızı eee bir sağlayalım. Bir çevreyi kirletmemek. Bir orada kalan bir tane pet şişe. Bakın pet şişe cam şişe değil. Pet şişe bile orman yangını tetikler. Niye biliyor musunuz? 40 derece sıcaklık olursa tetikler. Zaten ot kuru mercek görevi görüyor. Bak inanılmaz bir şekilde görüyor. Hem de suyun da katkı sayılı cam bir şeyler hiç söylemiyorum. Bakın şuraya hiç girmek istemiyorum. Ben kullanmıyorum ama kullanana da saygı duyarım. Sigara ama sigara İzmirtini yere atana çok fazla eee bir şey demek istemiyorum. Çünkü o yere attığı İzmarit'in kendisi ormanlık alanda alışkanlıkla atılıyor ya. Koskoca ormanlara yakıyor. Farkında bile değil. Biliyor musunuz? Türkiye'deki birçok insan orman yangını sebep olmuş olabilir. Sigara içenler farkında değildir. Arabadan içerken Antalya'ya doğru giderken atıyor mesela otları yakıyor, orman yangını alıyor. Ondan sonra haberlerde izliyor ki, "A ormanları kim yakıyor acaba? Kim yakıyor olabilir? İhtimal dahil olsa %1 de olsa eee bizim katkımız var. İçelim özgürüz ama biraz daha dikkatli olmamız gerekiyor. Yere atmayalım eee bir şekilde çöpe atmamız gerekiyor hikayesi var. Sonuç olarak hani sağlık kısmına hiç girmiyorum. Niye biliyor musunuz? Şu görüntüler bakar mısınız? Muhtemelen tamam bilinçli olarak yakanlara geçiyorum. Onlara zaten diyecek bir şeyimiz yok. Ama düşünsenize farkında olmadan sizin attığınız cam şele birlikte, pet share ile birlikte, sizin attığınız İzmarit'le birlikte şunun yanma ihtimali var desem üzülür müsünüz? İşte bunu biz sağlıyoruz aslında biliyor musunuz? Bunu çaktırmadan, bilmeden yapıyoruz. Ondan sonra da şu görüntüler: Helikopterler yetişmiyor, uçaklar yetişmiyor. Orman yangınına eee itfaiyecilerimiz müdahale edemedi. İnsanlar hayatını kaybediyor ama niye insan bile bile hayatını kaybetsin ki? Oraya söndürmeye gidiyor. Ama işte bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Niye biliyor musunuz? Küresel ısınma diyor ki önümüzdeki yıllarda orta kuşakta sadece Türkiye'de değil İtalya'da, İspanya'da şu anda orman yangınları Yunanistan'da var. Olmaya devam edecek diyor. Niye biliyor musun? İklim değişecek diyorum. Çölleşeceğiz diyorum ya. Çölleşme böyle oluyor işte. Orman yanacak, kendini yenileyemeyecek, çöl, çöl olacak. Ama ne kadar korursak bizim için o kadar iyi. Ha biz teknolojiyi de geliştirelim. İhaları, siyahları devreye sokalım, dronelar yapalım, orman yangınına müdahale edelim ayrı konu. Ama bu işin çözüm noktası sadece orman yangınına müdahale etmek değil. Ormanın çıkış nedenini ortadan kaldırmak. Aynı deprem anında ne yapılması gerektiğini eee önlemek gibi bir durum aslında. O yüzden ormanlar yanıyor. Bize düşen şu var arkadaşlar. Bir dikkat edeceğiz. Özellikle şu izmerit olayına ve şişe olayına mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor. İkincisi de mümkün olduğunca bu fidan dikme olaylarına elimizden geldiğince katkı sağlamaya çalışacağız. En büyük desteklerden bir tanesi de bence bu olabilir. Orman yangını Türkiye'de nerede olur diye sormama gerek var mı? Yan sıcaklığın olduğu, ormanların olduğu Ege, Akdeniz'de maalesef bol oluyor. Doğu Anadolu'da Hakkari kanadında varsa orman olur. Karadeniz'de de orman yangını olur. Ormanların olduğu her yerde olur. Ama orman yangının daha fazla olduğu yer Karadeniz mi, Akdeniz mi?

>> Kardeniz.

>> Ege Akdeniz kanadıyla birlikte ortaya çıkıyor. Net yaz sıcaklığının katkılarıyla birlikte çok dikkat etmemiz gerekiyor. Orman yangını hikayesinde böyle bir durum var diyorum. Buna da dikkat etmemiz gerekiyor diyorum. Anlaştık mı acaba?

Doğal afet deyince ben şu ana kadar en önemli sıralama içerisinde tabii ki depremlerden bahsettim. Kuzeydoğu Anadolu ve Batı Anadolu fayat üzerind depremlerin kendisi var. Sonra bizim için orman yangınlarına çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ege Akdeniz kuşağı ile birlikte orman yangının tehlikesi çok fazla gibi görünüyor. Kış aylarında çığ tehlikesinin çok fazla olduğunu söyleyeyim. Özellikle Bingöl Bitis, Hakkari kanadında, Doğu Karadeniz'de ve Toroslar üzerinde ya da Uludağ'da bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. E bunun dışına baktığımız zaman erozyon çaktırmadan oluyor. Uzun yıllar içerisinde oluyor ama can ve mal kaybı neden olmasa da direkt direkt olarak çok önemli tehlikeleri var. Heylan Karadeniz bölgesinde özellikle yağışların arttığı dönemde ilk bar ve yaz aylarında çok büyük tehlikeleri karşımıza çıkarıyor. Kaya düşmesinde onu ekleyebiliriz tabii ki. Yine eğimin olduğu yerde kaya düşmeleri de Türkiye dağlık ve engebeli olduğu için birçok yerde karşımıza çıkar. Ve ilkbahar döneminde aşırı yağışın katkılarıyla birlikte bir de ne hikayemiz var? Maalesef sel hikayemiz var. Ve bu görüntüleri yağmurun bir anda başlamasıyla birlikte Türkiye'de özellikle Karadeniz kanadında eee Kastamonu'dan bir görüntü bu. Karadeniz'in Trabzon'da, Rizesinde benzer görüntüleri dönem dönem ilkbahar ve yaz döneminde, sonbaharda çok fazla görüyoruz. Eee bundan kurtulmamızın en önemli noktalarından bir tanesi tabii ki dere yataklarını eee birazcık daha dikkatli bir şekilde düzenlememiz gerekiyor. Hani bu dere yatağından su hiç gelmiyor. Buradan daha da gelmez mantığıyla bakmamak lazım. Orada bir dere yatağı varsa, bir vadi varsa doğa onu boşuna oluşturmamıştır. Tekrar çok yoğun bir şekilde oradan su gelebilir. O zaman e özellikle düzenleme çalışmalarını çok daha dikkatli bir şekilde yapmak gerekiyor. Eee sel olayında da Türkiye'de sel nerede olur sorusunun cevabı içerisinde bu görüntüleri çok uzun izletmek istemiyorum size. Karadeniz'de var. Doğru mu?

>> Özellikle çok fazla burada var.

Peki sağanak yağışlara bağlı sel rejimli akarsuslar Türkiye'de iç bölgelerde Ankara'da ilkbahar döneminde oluyor mu acaba?

>> Ankara'mız maalesef sel olayına ilkbahar döneminde çok fazla yakalanmaya başladı ki peri bacılarının oluşmasında aslında bu hikayeye bağlamış olacağız. Taşkın olayını duydunuz mu acaba? Akarsun yüzeyde akması taşkını tetikler mi? Evet. Meriş Nehri her yıl taşıyor mu? Edirne her yıl sular altında kalıyor mu? Evet. Taşkın hikayesinde de akarsun yüzeyde akması durumları var. Bunlar Anadolu'da karşımıza çıkacak doğal afetler. Benim başıma gelmez demeyin. Çıktınız bir tatile gidiyorsunuz. Şehirler arasında yolculuk yapıyorsunuz. Bir kış gününde aşırı yağışlar, kış gününde heylan olayı, çığ olayı karşınıza gelebilir. Deprem her an her yerde karşımıza çıkabilir. Ne yapacağız sorusunun cevabı? Doğayı tanıyacağız. Ne yapılması gerektiğini bileceğiz. Önlem almaya çalışacağız. Doğru insanları doğru bir şekilde yetiştirmeye çalışacağız ve eee sağlıklı ve hayatta kalmaya çalışacağız. Çünkü hayat gerçekten çok değerli ve önemli olduğunu düşünüyorum. Bazı şeyleri çünkü kaybedince anlıyoruz. Kaybetmemek için de farkında olmamız gerekiyor sorusu olan, anlaşılmayan bir durum. Biraz can sıkıcı bir konu değil mi? Suratlarınız düştü anlatırken ama bazen bunlarla yüzleşmemiz gerekiyor arkadaşlar. Yüzleşelim. Şimdi önlemini alalım. Daha sonra üzülmeyelim diyorum. Bir sonraki derste görüşmek üzere.

[Alkış]