📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Bilgelik Bilinci 1

özlem zeynep pekcan1:57:22

Transcription

Evet, tamam. Başka merhaba arkadaşlar. Bir hafta önce ne yapacağımız bilgelik çalışması hakkında sizleri bilgilendirmek istedim. Şimdi bilmiyorum, hepiniz katılabildiniz mi çalışmaya? Yaklaşık 45-50 dakikalık bir anlatım. Şimdi ilk dersimizi yapacağız bugün. Ancak bakıp, dersimizin ilk yarısında ben yine size bilgelik ve bilgelik eğitimi ile ilgili, bilim metodolojisi ile ilgili, terminoloji ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Bu işin ne kadar zor bir iş olduğunu, bizim çalışmalarımızda ne kadar kolay hale geleceğini biraz anlatmak istiyorum size. Çalışmalarımız iki bölüm olacak. 3-4 ders içerisinde de iki çalışma, iki bölüm arasında 20 dakika bir ara vereceğiz. Ben ara verdiğimde saatinize bakacaksınız, 20 dakika sonra ekran başında olacaksınız tekrar.

Şimdi arkadaşlar, mutluluğun eğitimi adını verdik biz. Bilgeliğin eğitimle var ama bir iki zamanda şunu da anlattım ki, bir mutluluğa indirgenemez. Koskoca bilgelik, yücel işi ne kadar yüksek imkanlara sokacağını, ne kadar ihtiyaçsız insana dönüştüreceğini, bunlar zaman içerisinde görüyoruz. Ancak bir slogan, tanıtım olarak sebepsiz bir mutluluğun eğitiminden bahsettiğimiz için, daha doğrusu buna biz eğitim dediğimiz için, eğitimimi dediğimiz zaman biz çocukluğumuzdan beri hep eğitim olarak öğrendik. Arkadaş, zihinsel bir birikim edindik. Oysa bilgelik en bilgili lig değildir. Çok şey biliyor olmak değildir.

Şimdi öncelikle şu iki, iki terim üzerinde durmak istiyorum. Birincisi öğrenmek, yani insanın zihinsel olarak bir şeyleri bir hale gelmesi, öğrenmesi ile fark etmesi. Bunlar ayrı şeylerdir. Arkadaş, öğrenmek zihinseldir. Zihnin değildir. Fark etmek ise senin bilincine aittir. Ki sen birincisi pek çok şeyleri zihnimize birikim olarak alabiliriz. Fakat zaman içerisinde onları ama şimdi fark ettim de diyebiliriz. Onun için fark etmek bilinç işidir, idrak işidir ve o insan birçok zaman sezgisel olarak bazı şeyleri fark eder. İşte bilinciniz bir kabiliyetidir sezgisellik. Dolayısıyla neden buraya girdik arkadaşlar? Bu eğitimi, eğitim dediğimizde hep öğrenmeyi ifade ettiğimizi, o eğitimden hep öğrenmeyi anladığımızı söyledikten sonra, öğrenmek öğretmenin vasıtasıyla olur. Fakat bilgelik öğrenme işi olmadığı için, şu duydunuz mu? Pek çoğunuz duymuşsunuzdur belki. Bu farkındalık yükselişi, insanın bilgi bu yücel işi daima bir mürşide ihtiyaç duyar. Belki duymuşsunuzdur, bir mürşitsiz olmaz denir. Neden?

Şimdi bunu alalım. Bugün hangi konuyu ele alırsak alalım, hangi bir konu söyleyeyim, o konunun dünyada mutlaka bir okulu, bir eğitmeni, kitapları vardır. Fakat bilgeliğin değil okulu, eğitmeni, kitapları, daha terminolojisi bile, terimleri bile otur tutulmamıştır, oluşturulmamıştır. Öğretmenler yapar. Sana lisan-ı kullanarak ya köy öğretir, zihnine bilgiyi aktarır ve sende öğrenci, öğrenci öğretmen öğrenecek. Sende zihnini video alır. Bilgelik bilinen şeyler değildir, yaşanan şeydir. Diyelim ki ben bu sebepsiz mutluluğun çok yüksek bir sebepsiz mutluluğu sürekli olarak yaşamaktayım. Bunun anlatımı nasıl olur? Aktarımı nasıl olur? Dolayısıyla yaşananlar, insanın içlerindeki ekip varlığındaki yaşananlar var. Lafı bile gelmez. En çok mutluyum. Tam başka bir şey söyleyemezsin. Çok mutluyum. Dolayısıyla işte bu yaşanan, bugün öğrenim bütün dünyada çok kolay hale gelmiştir. Yani illaki okula, öğretmene bilirsin. Yok internetten öğrenirsin, kitapları kendini kendini eğitirsin. Pek çok yol, yöntem var. Bir fakat mürşitsiz olmaz edilmesinin sebebi bu. Edinilecek hali var. Yani bilgeliği karşında yaşayan biri lazım. Bunu yaşayan biri olmazsa hiçbir zaman sen onun yaşadığını yaşayamaz. Çünkü lafı bir öğretim değil. Ama yine de biz 3-4 tane başlık ile bunu sizlere bu fark ettirerek, hissettirerek belki zaman zaman burada atmayacağız, zıplaya cağız, siliye ceğiz, yazacağız, konuşacağız. Ama bütün bunlardan sizde kalan bir fark ediş olacak, öğrenmeler değil.

Dolayısıyla arkadaşlar, bu bir ruhsal. Eskiden oh denirdi. İnsanın ruhu var, beden ölünce ruh ölmez, bu ebedidir denirdi. Şimdi biz bu yeni dönemli, burun sözcüğünü değiştirdik. Yani bu işte kedinin de ruhu var, efendim atın da ruhu var, acaba ağrının ruhu var mı? İnsanın ruhu, benim de ruhum var. Şimdi sanki böyle kişisel edilmiş ruhlar gibi böyle değil. Biz buna bilinç diyoruz, farkındalık diyor. Yani bu ruh dediğimiz senin farkındalığın, bilinci. Biraz sonra zaten bu ikinci yarıda başlangıçta onunla başlayacağız. Dolayısıyla insanın birinci ya da farkındalığı, fark ettikçe, fark ettikçe yükselir ve ona ruh da diyebiliyorsak, ruhsal olgunluk seviyesi yükselir. İnsan sayısı kadar ruhsal olgunluk seviyesi farklılığı vardır. Hiç kimsenin seviyesi, bilinç seviyesi, farkındalık seviyesi ya da ruhsal olgunluk seviyesi aynı değil. İşte bir kriter var, bir seviye var. Ruhsal olgunluk seviyesini belirli bir yüksekliğinden itibaren insan yaşamı sorgulamaya başlayacaktır. Arkadaşlar, daha önce deyim, ben size tanıtım çalışmasında da anlatmıştım. İnsan daima yeterli olgunluk seviyesine geldiyse, yaşam kader planı size dördüncü derste kader sırrını anlatacağım ki demiştim ki, bilgeliğin başlangıcı kader farkındalığıyla. Şimdi insan kaderinde ilahi plan, insanın verimli bir olgunluk seviyesine gelmesiyle ona çok büyük bir kayıp yaşatır, büyük bir hayal kırıklığı yaşatır. Bir duvara çarparım ve o yeterli olgunluk seviyesindeki varlık birden bire isyan eder. Bu nedir? Bu yaşamın anlamı? Ya böyle mutsuzluk muydu? Bu mucizevi alemde, evrende bu mucize denen insanda, bilimin çözemediği bu insan neden bulunuyor? Bu kadar mucize birleşmiş, ben sürüyorum, perişanım, savrulup duruyorum, mutsuzum. Bunun için mi? Nedir bu yaşamın anlamı? İşte insan belirli bir ruhsal olgunluk seviyesine gelmeden bu suali soramaz. Bu sal çok önemli bir saattir ve arkadaşlar, insan sadece bu mutsuzken yaşamı sorgular. Bakın doruk varlıklar diyoruz, kimler onlar? İşte o aydınlanmış veliler, dünyanın her coğrafyasında o insanlık ya limitinin üst seviyesine gelmiş, aydınlanma diyoruz. Konumuzun içinde bir başlık olarak da var, aydınlanmış varlıklar. İşte Anadolumuz'da pek çoğu var. En sevdiklerimizden bir tanesi Mevlana. Şimdi et zaman zaman Mevlana'nın yaşamında birden bire üstüne büyük bir ve stalin'in mutluluğun doğru geldiğini, onun o coşkuya kapıldığı ışını hep görmüşler, yaşamışlar. İnsanoğlu coşkuya kapıldığı zaman, sebepsiz bir mutluluğun yüksek dozda onu kaplamasıyla g hiçbir zaman nedir ve yaşamın anlamı nedir? Bu mutluluk nedir? Bu saçmalık demez. Çünkü zaten yaşamın anlamı olan mutluluğu da doruk düzeylerde yaşamaktadır. İnsan sadece mutsuzken yaşamı sorgular. İşte bu mutsuzluk o yüzden varoluşum tanrısal planın en önemli lokomotif gücüdür. Tanıtım çalışmasında ben insan 30 dedim. İnsan mutsuz olmaya mecburdur, yaradılışında vardır ve o mutsuzluk insanı arayışa sokacaktır. Belirli bir olgunluğa gelen insan nedir? Bu yaşamın anlamı diye arayacaktır. Buradan aratırken, buradan da bulduracaktır seni ilahi sistem. O veren O'dur. Seni o duvara çarpıp tabi rica neden buradan karşına eğitmeni merkezi çalışmayı çıkartan da olur. Sen yeterli olgunluk düzeyine gelmişsindir ve dolayısıyla şöyle bir söz çok önemlidir. Birlikte öğrenci hazır olduğunda o öğretmen çıkar gelir. Senin yaşam planın içerisine mutlaka bu aradığım eğitim girecektir. Rastgelelik yoktur yaşamda arkadaşlar. Tesadüf yoktur yaşamda. Çizgi bilirsiniz kim bu çalışmayı çok tesadüfen denk geldim. Hatta son dakika denk geldim. Şu anda bu çalışmada olmayabilirdim. Ya arkadaşım söyledi. İşte bu böyle bir tesadüf yoktur. Yaşandı ilahi plan an an sizi a farkına varmanız gerektiren içerisinde yol aldırır.

Burada da şöyle bir önemli bir şey uygulamak istiyorum. Bilgelik eğitimi sadece bilgelik eğitimi. Bakın eğitimden kastımız öğrenmek değil demiştim. Fark etmektir. Bilgelik eğitimi bi fark etmek olduğu için sizin bu eğitimde aldıklarınızı bu fark ettirecek olaylarla karşılaştırır. Var olmuş. Yani bilgelik eğitimi sadece bilgelik eğitimi interaktif. O ne demek interaktif? Bakın interaktif böyle değil. Benden size böyle değil. Sizle varmış arasında. Yani bu eğitim sadece bilgelik eğitim ediyorum. Bakın başka böyle bir eğitim yok. Sadece bir gerek eğitimi farketti. Aldığınızı, biz ne de olsa aldığımızı öğrendiğinizi sizi hemen yaşamınızda size fark ettirecek olan olaylarla bu farkındalığı size getirir. Var oluş size öyle bir olay yaşatır ki, daha hemen çalışmayı alır olmazsa dersiniz ki, ha buymuş. İçin bir eğitmen, bir eğitilen, ha bir de varmış. Bir üçlü kombinasyon içerisinde siz fark ede ede yol alacaksınız. Hatta diyeceksiniz ki, ya biri bizi gözetliyor acaba? Biz bunu daha yeni yaptık. Bu çalışmanın hemen arkasından onu fark ettirecek bir olay. Evet arkadaşlar, bu esastır. Bir gerek eğitimi, bilgelik arayışı, insanın hakikati arayışıdır. Bakın hiç kimse hakikati anasından, babasından, çevresinden, okuldan öğrenemez. Yani hakikatin öğrenimine her ne kadar din eğitimi dense de, inanç tennessine inanç sana ait değildir ve çok çabuk yıkılabilir. O yüzden sen hakikati keşfetmek mecburiyetindesin. Sizin herkes birer birer hakikati kendisi keşfetmek mecburiyetindedir. Arkadaşlar, fark ettiğin ben hiçbir zaman senden alınamaz ve yıkılmaz. Onun için böyle bir eğitim vardır. Ne zamandır binlerce yıldır ama bugün insanlığı neredeyse tamamı böyle bir eğitimin mevcudiyetinden habersizdir. Peki nasıl sizler haberli oldunuz? Nasip, kader planınız sizi bugün böyle getirdi. Bunların hepsini her söylediğim ifadeyi sordum, konuşacağız. Ve ne dedik? Dinledik arkadaşlar. Din insanın öldükten sonra cenneti vaat eder. Oysa bilgelik ya insanı yaşarken cennette yaşattırır. Bugün önemli bir ayet vardır. Hep cenazelerde avutun üzerinde o ayeti görürsünüz. Her nefis ölümü tadacaktır. Nefis yemek insan bunu dil bunu var etmiştir. Her nefs ölümü tadacak. Her insan ama insan hayatı yaşamı tamamlamıştır ki bunun garantisi yok. Yok, ölümün garantisi verir, yaşamı kazanmamıştır insan. İşte bunu kaptıracak olan bilgeliktir. Yaşamın tadına vardı. Acaba ancak arkadaşlar, bu zamanımız az. Bakın ben size her söylediğimi bir ders olarak anlatacağım. Zamanımızın az olması ne demek bu? Koskoca dört saatlik bir ders olacak. İçinde bulunduğumuz şu zaman sıkıntılı bir zaman ve yaşı 30'un, 35'inin ele kırkın üstünde olanlar şu söylediğimi çok iyi farkedecekler. Eskiden zaman vakit öldürmek değil, kavramları insana derlerdi. Ya sen boş zamanlarında ne yapıyorsun? Bugün arkadaşlar, ne boş zamanı sabah derken özen soruluyor. Bakıyorsun akşam olmuş. Dolayısıyla bundan otuz kırk elli sene önce lerine göre zaman enerjisi hızlandı. Bunların hepsini sizlere bilimsel olarak anlatacağım. Ben bugün Ukrayna Bilimler Akademisi'nde bir profesör var, Sevgi Sümeyye Kolye. O bu zaman enerjisini hızlanmasını, daha doğrusu eski 24 saatlere göre şu anda da zamanın yarıdan aşağı, 11 saatleri inmiş olduğunu yüksek matematik ispatladı. Bunların hepsini konuşacağız. Gelelim zamanımız az meselesini. İşte bu gidiş bizi 11 verilen içerisine sokmak üzere soktu bile. Ama bu daha büyüyecek, kaos çok güzel büyüyecek, nefis büyüyecek. İşte bilgelik bize bu Barbie'lerin içerisinden yol aldırıp muhteşem bir farkındalık zamanına zeminlere oturtacak. Her söylediğimi size bir ders olarak anlatacağım arkadaşlar. Anne ve babalarınız hiçbir zaman böyle bir konuya girmedi. Ne yaparlardı? Onu arkadaşlarıyla bir araya gelirlerdi, sohbet ederlerdi. İyi camından konker oynarlardı, bir şey yaparlar, bir kağıt falan. O çok nadirdir. Bilgelik konusunu annelerimizden, babalarımızdan duymuş olmaz. İşte son 30-35, bilemedin 40 yıldır dünyada yepyeni bir sıkıntı belça başladı, başlatıldı. İlahi plan tarafından. Bunun bilgileri yüklendi dünyaya. Pek çok vazifeli rol altı. Dünyada hiçbir zaman bulunmamış sayıda vazifeli bu insanlığın belirli bir olgunluk seviyesine gelmiş insanlığı irşad etmek, yani mürşit bir şaden vazifeli geldi. Dünya'ya ve çok yakında ne olacak? Allah bilir misiniz? Japonların çok sevdiği bir ağaç vardır, kiraz ağacı. Çok dikerler onu böyle sokaklarını. İlkbaharda Sakura denen bir çiçeklenme başlar. Harikulade fotoğrafları çekmişlerdir. Onların o Sakura. İşte önümüzde bu yeterli olgunluk seviyesindeki eritenlerin, bunun olguların o çok yüksek farkındalık sıçramasına geçecekleri zaman dilimi ve çok yaklaşmış bulunuyoruz arkadaşlar. Tüm mutluluk size bu özgürlük, kurtuluş. Bunların hepsi aynı laf. Yüksek gerçekleri fark etmekle gelecek size. Bakın yaşamınızda hiçbir fark göremeyecek ama siz mutluluktan uçan hale geleceksiniz ve dıştaki işlerinizde gayet yoluna girecek. Bunlar rastgele tesadüfen acaba yoktur. Bilgi bakın Hz İsa'nın çok önemli bir lafı vardır. Gerçek sizi özgür kılardı. Ne ister özgür değil, ister mutlu değil, ister coşkulu değil. Gerçeği fark ettikçe ki şu anda insan iyilik. Ben bu yaşıma gelmişim artık bu dünyanın insanların yaşamını hangi gerçeğini fark edecek? Arkadaşlar, inan ki hiçbir şey bilmiyoruz. Fark ettikçe sebepsiz mutluluk dördüncü dersten itibaren başlayacak sizin üzerinizde arkadaşlar. İlk beş dersimiz kendi içerisinde bir bütün sayılabilir. Yani dördüncü dersiniz kader, v v dersimizde de onun açılımı ile sebepsiz bir huzur başlayacak, değişmeye başlayacaksınız. Ney la fark ederek, fark ederek, fark ederek, fark ederek. İşte insan bu gerçeği bilmediği daha yüksek gerçekleri fark ettikçe o sebepsiz uğra mutluluğa, özgürlüğe geçecektir. Dış da dış dediğimiz dış dünyada da onunla beraber harikulade bir hale gelecektir. Bunu bir derste hocamız dedi. Dersiniz. Şimdi ben buradan bazı arkadaşlarımızın not aldıklarını görüyorum. Ben hepinizi görüyorum burada. Siz de beni görüyorsunuz. Ben şunu derim. Siz arkadaşlar not almayınca can kulağıyla benzinlik. Çünkü bu bir notlar alıp da sonradan ders çalışma olayı değil. Fark etmeye çalışın. Söyledikleri zaten bu su halleriniz olabilir ama bütün su hallerinize bir süre sonra cevap aldığınızı göreceksiniz. Hiç sormaya da gerek yok. İnsan önce zaten suallerine cevap bulmak üzere başlar. Bilgelik yolu. Hatta ne dedik? Nedir bu yaşamın anlamı? İşte o anlamın yaşamı yaşamaya değer kılacak olan anlamın sadece ve sadece mutluluk olduğunu ve mutluluğuyla sadece fark etmekle geldiğini söyler bilgelik. Bu da mı? O kitaplarda okumayı ben size şöyle 18-19 derslere geldiğimizde o zamana kadar verdiğim terminolojinin temel esasların okumanız gereken kitaplarında atacağım size. Belki 30 tane kitap aktaracağım ben. Ama bunlar önemli kitaplar var. Yani şu anda binlerce kitap var. Bu ayrıca şunu söyleyeyim. Kitap okumakla bilge olur mu? Çünkü okumak öğrenmek zihinseldir. Hiçbir şekilde zihinsel birikimle kitapla bilgelik farkındalığı gelmez. Ama bu çalışmadan sonra yeterli farkındalık içerisinde o kitapları okuduğunu zaman, o kitaplar size konuşuyor olacak. Amca bu demek değildir ki bilgeliğin bilgileri yoktur. Biz öncelikle arkadaşlar ne dedik? Demin bir gelin henüz terimleri, yani terminolojisi ile oluşturulmamıştır. Yani Türk Dil Kurumu'nun bilgelik terimleri sözlüğü diye bir çocuk bulamazsınız. Dolayısıyla bu sözcükler, bu terimler aramızda oturtun madan da ben size reali deneyeceğim, boyut diyeceğim, soyut diyeceğim, gerçek, hakikat arasında fark nedir? Varoluş nedir? Nicelik, nitelik nedir? Bir sürü terimler aramızda oturtulmaya dan biz bu bu çalışma yap arabayla giremeyiz. Onun için hani Demin ne dedim ben? Evvelce ruh denirdi. Şimdi biz ona varlık diyoruz, bilinç istiyoruz, farkediş, farkındalık diyoruz. İle bilgeliğin de temel bilgileri vardır. Biz şimdi o temel bilgileri olmazsa olmaz, az da olsa olmazsa olmaz bilgileri öncelikle göreceğiz. Terimlerinizi oturtacağız. İnsan daima dışı yaşar arkadaşlar. Dış nedir? Dış insanın objektif dediğimiz dıştaki kişiler, şeyler, olaylar. Bir de şu objektif içsel ruhsal psikolojik farkındalık dakika etimiz var. Bir insan dışı yaşar ve dış onun için olumlu ysa memnundur, sevişir. Dış berbat hale gelirse bu mutsuzdur, berbat candır, savrulur. Demek ki dışla coşar, dışla kahrolur. İşte bir geldik iç olan varlığımızın dışla ilgisi olmadan her zaman mutlu, huzurlu, coşkulu, morali tahmin halinde oluş sağlamlığıdır, yüceliğidir. Sen göreceksin o hale geleceksin. İnsan nuhsal hakikatinin gücünden ve mucizevi imkanlarından habersiz yaşamaktadır. Arkadaşlar, insanın en habersiz olduğu şey ruhsal yanın gücüdür ve o gücü kullanmadan zayıf bir şekilde, aciz bir şekilde, perişan bir şekilde yaşadığını zannetmektedir.

Evet, şimdi ben size bir Hint hikayesi anlatacağım. Neden Hint? Bakın bugün çalışmaya başladığımızdan itibaren pek çok Hint, eski Hint, Sanskritçe olan kavramları size aktaracağım. Neden Hindistan da? Allah ruh sağlık dediğimiz insanın içsel bilimsel varlığının bu bilimi bilinmesi bu din yerine getirmeye çalışır ama din sen neysen sana senin kadar anlatabilirsen farkındalık ta yükseldikçe belirli bir seviyeye geldikçe artık ortadaki herkese sunulan dinsel seviyeyi aşarsın ve tatmin etmez olur seni. Öğretip dolayısıyla bir arayış başlar. Peki bu arayış, yani içsel olan arayışı, ruhsal olan arayışı en uzun süredir neresi dünyanın hangi coğrafyası aramıştır? İşte orada Hindistan'a geliyoruz. Evet arkadaşlar, bu İslamiyet şurada 1400 yıllık bir geçmişi var. İsa'nın iki bin yıllık bir geçmişi. Sebebin 3500 falan filan. Fakat Hindistan'daki Hinduizm denir ki, bu aryalar ırkın adı biliyorsun. Şimdi sana şöyle üçgen 1/2 aldık şey Asya'da aryalar indi sana geldiklerinde bundan binlerce sene önce de ellerinde bilgiler vardı. Tüm bu bilgiler binlerce senelik bilgiler verdi. Bunları Veda dinliyor ve dik bilgiler. Vedalar, Vedalar bir kaç yıllıktır ve dağların 26 bin yıllık olduğunu söyleyen de var, 100 bin yıllık olduğunu da söyleyemem. İşte bu kadar yıl dünyadaki tüm dinsel içsel farkındalık disiplinlerinden bunca yıldır istifade etmiş, metotlar geliştirmiş, konsantre olmuş bir coğrafyadır. İşte onun için bugün bilim teknoloji dediğimiz zaman batıya bakacağız ama içsel ruhsallık dediğimizde işte Ortadoğu'dan başlayarak var ama Hindistan, bakın Hindistan Uzakdoğu'ya yani Çin ve Japonya'da tesir etmiş. Bunları yeri geldikçe size aktaracağım. Onun için bir Hint hikayesiyle kapatmak istiyorum ilk bölümü. Fazla uzatmayayım. Derse birinci dersimize varmış a girdiğimiz zaman o daha uzun olacak. Biliyorsunuz Hindistan ormanlarında en korkulan iki tane hayvan vardır. En çok can almış olarak var. Bir tanesi kobra yılanı, diğeri de Bengal kaplanı. Güzeli var. Bugün öldürülen öldürme abla çıka çıka çok az bir hayvanat bahçelerinde üretilmeye çalışan o kaplan. İşte Hindistan ormanlarında bir dişi kapla en ileri yaşlarında hamile kalmış. Eski çevikliği yok. Hamileliğinde de artık doğuma yaklaşmış. Onun da verdiği ağırlıkla da al yapamıyor. O çevik kalmamış. Aç, milaç. Bu yakın orman davranmaya çalışıyor. Bir keçi sürüsünü fark ediyor ve o keçi sürüsünün içerisine dışında çabalıyor ama o çeviklik olmadığı için keçiler kaçışı veriyor. Keçi yakalayamıyor ve orada doğum sancıları tutuyor ve orada yavrusunu tek bir yavrusunu doğurduktan sonra. Şimdi bu doğan yavru diğer keçiler tarafından uzaktan böyle gözleniyor. Bakıyorlar, korkulacak bir şey yok. Öbürü öldü. Yavaş yavaş yaklaşıyorlar, geliyorlar. Bu kaplan yavrusunun aralarına alıyorlar, da emzirmeye başlıyoruz. Şimdi yavrularından birisi gibi zaman zaman bu yavru kaplan keçi sürüsünün içerisinde keçi ailesinden biri olarak büyümeye başlıyor. Şu hep beraber oturuyorlar. Bizim kaplan yavrusu otlamaya öğrenmiş, oturuyor. Onlar mı elledikçe bu da onlara aynı şekilde ve falan cevap veriyor. Bir insanı da öğrenmiş. Bu giderek büyüyor. Bugün bir anda ne olduğunu anlayamadığı bir olay yaşıyor. Keçi sürüsünün içerisine bir kaplan dalmış. Pençesini Aktığını yakalıyor ve parçalıyor. Fakat bunun içinde diğer keçiler gibi bir korku yok. Her nedense bunu yemedim. Şöyle bakıyor. Kaplan dolu görüyor. Bunun burada ne işi var gibilerden. Bu kaplara şöyle bir meme diyor. Otur yemeye devam ediyor. Toplam dehşet içinde kalıyor kendisi gibi koskoca bir kaplan olmuş. Meliyor, oturuyor, şaşırıyor. Gidiyor yanına. Hani anne kediler yavru kedi böylesi ne yakalar ya, o şekilde bunu ensesinden yok oluyor. Getiriyor o parçaladı keçi kalma etine kafasını bastırıyor. Oturuyor. Çünkü o böyle o eti Okan'ı falan filan böyle ister istemez biraz ne bulaşıyor, biraz yiyor. Hoşuna gidiyor ve bir anda büyük bir kükreyişle o kükrüyor. B hikayemizde burada bitiyor arkadaşlar. İşte insan o muhteşem gücüne henüz ulaşamamış keçeleşmiş bir kaplandır. Bir ve insan varlığında taşıdığım ruhsal gücü park etmeye başladıkça bu mucizevi bir varlık olacaktır. Çok yakında bu çalışmada.

Evet arkadaşlar, şimdi kısa bir önlem konuşmamızdan sonra 20 dakika sonra sizi sahte. Bakın bu birinci dersimiz var olmuş. Nereden başlayalım? En başında tüm kutsal kitaplar belki Allah her şeyi yoktan var etti. Arkadaşlar, bu demek ki biz varu konuşmak için vardan daha önce olan bir şey var. Yok söz konusu. Tam her şeyi yoktan var ettiysen önce vardı, önce yoktu. Ele almamız gerekir. Ama yoktunuz değil alırız. Evet, şimdi ben size bizimki bir bir yok düşünün. Hayal edin. Gözünü gözünüzün önüne getirin. Ben size yok dediğimde, yokluk dediğimde ne yapıyorsunuz? Ne geliyor size? Yok bar diyebileceğimizin hiçbirinin olmadığı bir yok. Pek çok kişinin hayalinde böyle içinde hiçbir şeyin olmadığı uzay boşluğu gibi, içinde hiç bir gök cisminin süre olmadığı kapkaranlık bir boşluk gelir. Birçok şimdi aklını ama burada ne var? Burada hala bir boşluk var ve karanlık var. Bakın iki tane vardan bahsettik. İşte onların da olmadığı, hiçbir şeyin var diyebileceğimiz hiçbir şeyin olmadığı bir yok. İşte insanın hayali, düşüncesi, idrakı, fark edişi. Diyo kuku hiçbir zaman bana anlayamaz, yoksa giriş yapamaz. Çünkü sen varsın. Konumuz ise yok arkadaşlar. Böyle bir yok, tarif edilemez, anlaşılamayan, tahayyür edilemeyen yoktan başlamamız yalnız. Şimdi başlangıç için şöyle bir söz edeceğim. Şu anda size aktaracağım her şey tamamen saçmadır ama bir başlangıç yapmamız lazım. Saçmadır derken anlaşılmazdır. Bu anlamaya da çalışmayı zaten böyle bir yok. Tarif edilemez, ifade edilemez, hayal edilemez, düşünemez bir yok. Bu yokun içinde bakın hemen yokun içimi olur diyebilirsiniz. Bu yokun içinde yok a hakim bir güç mevcut. Ve yokun yokluğunu bozmadan yokun içinde yok a hakim olan bir güç ve bu güç var olmak istiyor. Şu o zaman yoğun içinden böyle fışkırır casına bir var çıkıyor. De Bu nedir? Bu ortaya çıkan var. İşte ortaya bir farkındalık çıkıyor. Arkadaşlar, ben bilinç demiyorum. Be bak bir fark ediş cep. Hepiniz de olan fark ediş. Bir fark ediş ortaya çıkıyor. Ama Boğazım bir titreşim, bir frekansla çıkıyordu. Bozdun bir titreşim, sonsuz bir titreşimle olsam bir fark edip çıkıyordu. Yanında içinde de bir mutluluk içeriyor. Tamam, anladın mı ki? Bakın, anladın derseniz ortada bir yanlış var. Başarılı yeniden anlatmam lazım. Çünkü hep beraber anlamadık demeniz lazım ki yerini buldum. Anlaşılacak bir şey anlatmadım zaten başla da saçma sapan konuşacağım dedi. Ama bu ortaya var çıkıyor. Nasıl çıktı var? Bak arkadaşlar, varoluş hiçbir zaman bakın Tevrat varoluşunu işte karanlıktan şu böyle dağlar, denizler falan ortaya çıktı gibi sanki dünyanın yaratılışını anlatır. Bizim bu anlattığımız varoluşta hiçbir zaman dağlar, denizler, hatta evren var olmadı. Sadece bilinç, mutluluk, farkındalık cevheri, fark ediş ve içinde taşıdığı bir mutluluk. Ne olarak? Çok yüksek bir titreşim frekansı olarak ortaya çıktı. How old işte arkadaşlar, bu varoluş anında ne yaptı biliyor musunuz? O sonsuz titreşimini, bu bak titreşimini, gücünü, bu kalsın ı düşürmeye başladı. Düşürdü, düşürdü, düşürdü, düşürdü, düşürdü, düşürdü, sıfıra kadar indirdi. Bir anda mutlak sonsuz frekansı, bir diğer yanda da aşağıya düşük sıfıra inmiş titreşim. Yani farkındalık sıfır. Böyle bir bir aralık oluştu. Şimdi size bu saçma sapan bir ne ile ifade etmek istiyorum. Bak hiç kağıdın çizdiğim kağıdın burası var mı? Şurası yok. Burayı yok kabul edin. Yoktan ortaya bir var titreşim olarak çıkıyor. Bakın titreşim burada sonsuz mutlak. Bakın mutlak lafı sonsuzda daha kapsamlı bir hafta ve sen sonsuz için biziz. Efendim, evrenini uzay aysonu yoktur, sonsuzdur diye bir mesafe konuşabiliriz. Çokluğu içine bileyim. İşte büyük Sahra'nın çölündeki kum taneciği falan diyebiliriz. O bile sonuk. Sonsuz var ya miktar, adet ya da mesafe için sonsuz diyebiliriz. Ama mutlak dediğimizde her bakımında, her bakımdan sonsuz demektir. Güç, kudret, fark ediş, her şey yaratım ve mutlak. Şimdi mutlak bir farkındalık, güç ve sonsuz titreşim olarak çiftliğimize geri dönelim. Burada prekon sonsuz arkadaşlar. Frekans demek, titreşim, frekans bunlar aynı laf. Bir saniyedeki titreşim sayısı, bir saniyedeki titreşim sayısı sonsuz demek. Adeta titreşiyor gibi titreşim demek. Burada sonsuz dedik ya, gittikçe o frekansını düşürmeye başladı, düşürdü, düşürdü, düşürdü, düşürdü, düşürdü, geldi buraya. Titreşim sıfıra indirdi ve bütün bu ortaya bir ucu sonsuz titreşimde, ucu sıfır da farkındalık ve mutluluk olarak. Bunun tamamını biz var diyoruz. Var ortaya çıktı. Bunun en tepesine varım umutları mutlak var dediğimiz şu üstü tanrının varlığını temsil ediyor. Ha Tanrı aslında o yok dediğimiz bu anlayamayacağımız, düşünemeyeceğimiz, daha gür edemeyeceğimiz o hiçbir zaman fark edilmeyen, bilinemeyen yok a hakim güç tanrının zat-ı verilen odur. İşte ancak tanrı var olmak istediğinde ortaya farkındalık ve mutluluk olarak çıktığında onun mutlağı tanrının varlığını ifade et. Tabi tamamını yok hakim yok galiba ondan hiç bahsedemeyiz. Ama bu var da mı itibaren artık konuşmaya başlayabiliriz. Yani tanrı var mıdır, yok mudur? Tanrı vardır diyorsak var dan bahsediyoruz. Tamam mı? Yoktur uyusak bak tanrı yok hali daha da daha da anlaşılır. O zaman şunu diyebiliriz. Bakın tanrı varlığını buhar edendir. Bunu bir kenara koyalım. Şimdi bunu anladık. Sıfıra kadar da fark gidişini, fark ediş sıfır. Şurada ve başka ne sıfır? Mutluluk sıfır. Yani çakıl taşına kadar indirdi. Çakıl taşı da demeyelim ona. Çakıl taşının bu molekülünden, atomundan, elektronlarından ta başlangıç partikül parçacık noktasına kadar inelim. Parçacığa kadar indik. Şimdi gelelim ikinci şeklimize. Artık biz bu sisteme var diyoruz arkadaşlar. Ne var? Fark ediş var. Başka yanında okçuluk var ve bu sıfıra kadar indiğinde buraya ne demişiz? Yok can sız, bozma madde. En altta cansız maddeden başlamak üzere. Onun hemen üstünde akın ilk canlılık nerede başlar? Bir asit var arkadaşlar, aminoasit. Bunun adı de dropsy ribonükleik asit yani DNA. Bir bakıyorsun bir asit, bakıyorsun bir canlı. Ben başlıyor canlılık ve tek hücreli bitki, basit canlılık. İşte bitkilerin tek hücrelisi yani bir küp, bir yosun ücretsiz gibi düşünün. Oradan bitki bu başlıyor. Bakın gelişim sıfıra kadar indikten sonra yukarıya doğru tırmanmaya başlıyor ve macera buradan başlıyor. Ya bitkilik, hücreli bitkiden giderek potları, oradan daha yüksek bitkilere ve ağaçlara, hem de dişisi erkeği olan ağaçlara, mesela hurman, mesela incir, böyle dişisi erkeği olan açtım gelişmiş bitkiler. Sonra tek hücreli hayvan nedir? O işte mikroorganizmalar, yani amip mesela. Hayvanlık planı başlıyor. Yar ha bu daha gelişim gösterdikçe mesela böcekler, çok geniş bir böcekler alemi var. Deniz canlıları, böcekleri, tüm bunları bir giderek daha yüksek organizmalar, deniz de balıklar, hayvanlar ve en yükseği arkadaşlar memeli hayvan. Memeli hayvanlık planında aşağı yukarı hayvan da bir bilinç başlıyor. Burası bilinç gelişimi diyemiyoruz. Çünkü belirli bir yerden sonra bilinç başlıyor. Canlılık diyoruz ama bilinç ancak yüksek hayvancılıktan sonra. Mesela insanı arkadaşlık edebilecek bilinç seviyeleri gelişmiş memeli hayvanlar var. Çöpe imiz var, kedimiz var, benim morrill efendim deniz memelileri, onların oldukça akıllı varlıklar, balina, yunus balığı, ayı, ani ay çok akıllı bir varlıktır. Ha ondan sonra ne başlıyor? İnsanlar var. Nereden sonra? İşte bu memeli hayvanlar, en akıllı hayvanlardan sonra insanlık planı başlıyor. İnsanlık planı da düşük bilinç seviyesinde ama bilinç var. Hayvan da yeni başlamış durumda bir iç. Şimdi ayıdan sonra insanı görüyoruz. İnsan ne geliyor? Ama ayrılık devam ediyor. Bir süre daha insan geliştikçe ve farkındalık yükseldikçe ve insanlık da arkadaşlar kendi içinde 7 basamaklı bir bilinç sistemi içeriyor. Bunlara biz insanın bedeninde de yer alan merkezler olarak çakralar diyoruz. Biz demiyoruz. Daha doğrusu Doğu bilgeliği, Hint bilgili diyor. Ama bu şu anadolumuz da da tasavvuf bilgileri aynı şeyi ifade et. Yedi adet nefs mertebeleri neden bahsediyor? Bunlar anladım olarak birebir aynı. Gelecek çalışmada ben size bu realite dediğimiz gerçek, bu dediğimiz insanın gerçeği, sen gerçeğini, onun gerçeğini, öbür gün gerçeğini, insan sayısı kadar gerçeklik var. Ayrılık yok ama belirli kategoriler olarak 7 basamağı ayırabiliyor. 7 basamak sonra işte demin sizlere ifade ettiğim o doruk varlıklar, aydınlanmış varlıklar noktasından sonra insan bitiyor. Sonra arkasında lık yükseliyor. İnsanüstü dediğimiz farkındalık basamakları, sonra yüksek boyutlar. Biz bunlara ister farkındalık basamakları diyelim, ister boyut diyelim. O zaman yedi basamak varsa insanlıkta 7 boyut var demektir. İnsanın farkındalığı için ne bu böyle yükselip gidiyor nereye doğru? Bakın nereye kadar diyemiyoruz. Çünkü mutlak sonsuz ilişilmezdir. Erişilemediği için adı sonsuzdur zaten. Bu işi ile mutlak varlık, tanrılık farkındalığı ise biz böyle buna ne güzel şurada sıfır farkındalıktan böyle şurada mutlak tanrının varlığı gibi koyduk. Halbuki burası insanlık sa şurası nerede olmalıydı arkadaşlar? Daha yukarıda. Ne kadar yukarıda? Uzayın sonunda olmalıydı. Uzayın sonu var mı? Yok. Demek ki şu yükselişte yükseliş daima olacak. Ama bir varış hiçbir zaman olmayacak. Kavramının erişilmezliğine ve farkındalık seviyesine, gerçekliğine o gerçeklere bağırmak söz konusu değil. Ama yükselmek söz konusu. İşte arkadaşlar, biz şimdi gelelim bu var ifadesini bu basamaklarda insanın farkındalığı yükseldikçe onun yanında mutluluğu da yükseliyor. Hani demiştik ya başta ortaya çok yüksek bir titreşim halinde farkındalık cevheri ve topluluk çıktı. Bu frekans yükseldikçe farkındalık artıyor ya dökersin farkındalık arttıkça taykan siz insanın bu frekans, insanın böyle etrafında bile genişlemeye başlıyor arkadaşlar. Ona bir insanın farkındalık kalanın titreşim var, titreşim diyoruz. O alan arttıkça büyüdükçe farkındalıkla beraber mutluluk, sebepsiz okçulukta da artıyor. Gelelim gene bunun gibi bir başka şekile. Şimdi arkadaşlar, ne dedik? Bu mutlak var, bu mutlak varlık, varlık diyoruz, varoluş, varoluş. Burası varoluş. Artık yok tam ortaya bir varoluş çıktı. Farkındalık bu. Ne diyebiliyoruz? Hakikat diyoruz arkadaşlar. Bundan başka da hakikat yok. Başka buna hayat diyoruz. Arapçası bir Türkçesi yaşam diyoruz ve yaşamak buradan geliyor. Yani yükseldikçe yaşamda daha yüksek yaşamlar, daha farkındalıklı gerçeklikler ve mutluluklar yer almaya başlıyor. Şöyle bir o koydum. Yani buradan sıfıra kadar indikten sonra butla doğru bakın mutlaka kadar lafını edemiyoruz. Çünkü kadar bir barışa ifade eder. Mutluluğa doğru diyoruz. O doğrultusu hiçbir zaman bitmez. Buradan anladın mı? İyi anladık diyeceksiniz. O ilk baştaki anlamadık o geçtik. Şimdi var dan bahsediyoruz. Bunu anlamamız lazım arkadaşlar. Şimdi ben size bu anlattıklarımı bir de başka bir öğretilen, yani dedik ya bu işin en uzun süreli binlerce yıldır reddedilmiş ve geliştirilmiş ifadeler zenginleştirilmiş Hindistan ve da var dedik. Kutsal metinler arkadaşlar, Batı dünyasında gitsene ait ifadeler bilmek, X'in anlamak, paket, Mekke, köy, öğrenmek gibi sözcükler 5 bir tanedir. Halbuki doğuda o kadar çok sözcük var ki, içsel iiç senin her aşamasını, farkındalığını her seviyesini ifade eden çok zengin bir anlatım ve metodoloji, terminoloji. Bak şimdi şimdi ismin bu ve dağları kutsal metinleri diyor ki, bizim anlattığımız gibi her şey yoktan ortaya sap çıkan anda olarak çıktı diyor. Şimdi bu ifadeler saatçi Tan anda ifadeler Sanskritçe arkadaşlar. Yani bundan binlerce sen önce indi isim Hint ben de lisanslı çek. Bugün nasıl gibi Batı dünyasının biliminde Latinceyi görüyoruz. Yani Botanik filminde, tıp biliminde, şurada burada falan filan. Romanların oturduğu geniş kapsamlı bir dil olarak hem de yer alıyor. Bugün Latince konuşanlar var mı? Yok. Ama isimler, ifadeler Latinceden yere biliyor. Aynen Batı Doğu bilgeliği Dede ifadeler Sanskritçe. Bugün oturup da Sanskritçe konuşan yok. Sadece gibi ama bu söylediğimiz ifadeler Sanskritçe dediğimiz Hint eski Kadim Hint lisan-ı. Bakın şimdi arkadaşlar, bu varlık diyoruz. Neydi varlık? Ama işte yani farkındalık sahibi ve temelde bir farkındalık ve mutlulukla var olmuş titreşim içindeki bu varlığa, varlığa Vedalar diyor ki Sarp çift aradı. Şimdi gelelim bu üç ifadenin ne olduğunu çok daha genişleteceğiz anlayışınız. Sayfa alalım arkadaşlar. Bu sos için var demek. Var. Yani bu o us izin var olduğunuz, ben varım diyebilirsiniz. Çift ise farkındalık. O yoktan ortaya çıkan farkındalık dediğimizde varoluşun esası olan farkındalık. Aynı zamanda bir işledik. Bu ikisi aynı şey değil. Zaman içerisinde anlatacağım. Aynı olmaması, fark ediş çeviri bilinir. Çifti yanında da Anam da var. Bakın Anam da ifadesi. Biz ne dedik? Ne çift ortaya dedik? Var çıktı. Ne şekilde? Farkındalık olarak ve yanında ne vardır? Bu mutluluk. İşte bizim mutluluk dediğimiz ya onun yanında huzurlu olmak, onun yanında da özgür olmak, onun yanında sevgisi, tatmin, aşk. S Ananda öyle bir ifade. İnsansı için bu bizim çok bayıldığımız, edinmek istediğimiz, yaşamak istediğimiz o bütün güzellikleri bir sözcükle ifade ediyor. Gelelim şimdi neleri ifade ettiğini görmeyin. Bakın neleri ifade ediyormuş bu? En başta özgürlükten başlamak üzere, bu mutluluk, huzur, coşku, sevinç, aşk, sevgi, tatmin, rest hali, insanın kendinden geçiş, da bütün bunları da bunun altına 16 tane daha yazabiliriz. Bütün insanın o özlediği her şeyi bu tek sözcük Anam da içeriyor. Bu demek ki ortaya sapçık Anam da çıktı dediğinde Vedalar, biz şu üç ifadeyi görürüz. Edelim şimdi bu farkındalıkla bakın bizim var olduğumuzu ve mutluluğumuzun neyle yaşarız? Fark ederiz. Ama sen mutluluğu fark eder sen mutlu olursun. Var olduğundan emin sen versen. Yani şu çok merkezdeki çift farkındalık çok önemli. Şimdi ancak gelelim zaten şimdi size bir soru soracağım. Sen var mısın? Hepinizi görüyorum. Ben kafanızı sallayayım ya da inkar enayi lokum diyebilirsiniz. Varsınız değil mi? Emin misiniz var olduğunuzda? Peki var olduğunuzu kimden öğrendiniz? Siz küçükken anneniz, babanız falan mı söyle öğretti size? Bak kızım, bak oğlum, sen varsın. Ha sakın unutma bunu. Günün birinde böyle öğrendiniz mi var olduğunuzu? 130 insan var olduğunu öğrenmek durumunda değildir. Yaradılışından var olduğunu farkındadır. Bakın farkındalık farkındadır. Bir hiç kimse seni var olmadığını ikna edemez. Bu bir ikna olma meselesi değil. İşte bu dus at var olduğunu yaradılıştan farkı'nda oluşur ifade senin bilincin, farkındalığı var olduğunuz kat. Bu yaradılıştan bir ona sahiptir. Tamam mı? Bunun farkındayız. Peki farkındalığımızı aynı zamanda yaradılıştan bizde olan şu güzellikleri özledik lerimizi de fark ediyor olması gerekir. Peki bunlar var mı? Var oluşumuzun otomatikman olduğu gibi bunlar sizde otomatikman var mı? Ben olmadığını görüyorum. Çünkü o mutluluk var olduğunuzun farkında olduğunuz kadar ol. Mutluluğunla farkında olsanız bu şimdi burada böyle herkes coşkuyu kutlama halinde olurdu. Bakıyorum suratlarını herkes böyle somut halde. Emek farkında siz değilsiniz. Neden gelelim neden? Bakın arkadaşlar, tekrardan bir gözden geçirelim. Tamam dayı. Yani varlığımızı bu varoluşumuz usat neydi? Bakın sheet farkındalığının otomatik mi yaradılış olarak farkında olduğu. Burada Kaptan arkadaşlar, ben varım ifadesi vardır. Dolayısıyla bu olduğunu bilen kim? Ben. İşte orada gizli bir ben farkındalığı da vardır. İnsanın ben derken kim ifade ettiği benlik, ben oluş. Tüm varoluşta ki ben oluş yaradılıştan bu vardır. Bu vardır. Ben varım. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz ifade edilir. Hem de barın yanında ben boş. Peki biz de var bu? Peki bu farkında yaralanmışım hızının farkında ne olamıyoruz? Ananın var olduğumuzun farkında oluş gibi. Neden biliyor musunuz? Varoluş bakın bundan sonra ben size varoluş dediğimde arkadaşlar, bu mutlak varlık sistemini, ilahi sistemi düşünün. Sizin hani ne demiştik? Şu tekrar geçelim şuraya. Burada insanlık planındaki gerçeklerin izi fark etmiş ve yaşamak dolu o gerçeklerin izi. İnsanlık planındaki yükseltmek için bakın yükseltmek için yukarıdan sizi çeken ve bir indirdi. Niye yukarıya çekiyor diye bir şu anda gelebilir akla. Onu hemen belirtelim arkadaşlar. Hiç geliyor ki Tanrı önce barı var etti. Sonra sıfırladı. Sonra kendini fark etmesine bıraktı ve onun kendini fark etmesi için sürekli her ve elite-s yardımcı oluyor. E peki ne yapıyor? Yani ne demek bu arkadaşlar? İnsan kimdir? İnsanlık planındaki olup biten için neden diye sual sorabilir ama tanrısal bir yaratılış olayında neden bunu ne mantığı var diye sordu. Sonra mıyız sorgulaya mıyız? Yani bu Hint bilgeliği oyun diyor. Yoktan var etti, sıfırladık, kendini fark etmesine tekrar maruz bıraktı ve bunu yardım ediyor. Aşağıdan yukarıya doğru farkındalık durmadan akıyor arkadaşlar. Hani yürüyen merdivenler var ya bu alışveriş merkezlerinde falan.

Ona benzettin daima bir basamak vardır, değil mi? O merdivende hep bir basamak vardır. Ama siz birinci basamağa bastığınız anda yükselmeye başlarsınız. Artık bir basamak değilsiniz. Ve bu merdiveni sonsuz gökyüzüne doğru yükselen bir merdiven düşünün. Siz devamlı yükseliyorsunuz. Her basamak yükseliyor, yükselten de var. Onu sistemi ha bu olaya git bir geriye lira diyor Lila. Lilla oyun. Demek ki varoluşun oyunu insan için bu kadar. Bir laf yeter. Bir sorgulamıyor. Şimdi ne dedik? İnsan, insanın realitede. Bakın, sizlere terminoloji veriyorum. Realite demek, gerçeklerin demişsin. Gerçeğini ayrı, öbürünün ki daha yüksek, öbürünün ki daha aşağıda. Hayvanın ki daha bilinç seviyesine yükselmesi durumunda gerçekler bunlar arkadaşlar. Bakın, bunların her biri, her bir çizgi bir gerçeklik, bir farkındalık seviyesi. Ama hakikaten tepede mutlak varlığın o farkındalığına hakikat diyoruz. Gerçekler durmadan hakikate doğru yükseliyor. Her yükselmiş halinde ya da gerçeklik biraz daha hakikate yakın. Anladın mı? Gerçek başka, gerçek yükselen bir şey ama hakikat tek. Bakın, İngilizce ifade edelim bunu. Gerçek, realite diyor. Ev, İngilizcesi ve Fransızcası realite, eyaleti. Ama hakikatin adı İngilizce, tut. Tut, hakikat başka ve yükselen realiteler başka. Ve arkadaşlar, aynı realite yok. Yok. Yani aynı mı? Hiçbir zaman varoluşta kullanılmayan bir ifade etti. Aynı sözcüğünün kullanmayacaksınız. Yasak. Neden? Ben arkadaşlar, bu Tanrı yaratıcılığı, mutfak yaratıcılık sonsuzdur ve ok tekrar etmez. Aynı şeyi tekrar etmez. Realiteler de böyle. Aynı yok. Hani bu varsayalım ki iki tane aynı kalitede iki insan yan yana dursun. Bir soru baksın, öbürüde salaksın. Bir son gördüğünüz oluyor her yerde değişti, gördüğün defa ayrıştı. Yani aynalık yoktur. Peki ne vardır? Bir hayır. Şimdi şurada bizim çalışmamızın içerisinde aynı realitede ki arkadaşlar toplandı bir çalış, bilgi çalışması yapıyoruz. Bu ifade yanlış. Yakın realitede ki yakın ve yüksek ve kalitedeki arkadaşlar bilgelik çalışması içinde. Yani yakın elite vardır ama aynalık yoktu. Aynalık şekilde de yoktur. Fark enişte de yoktur arkadaşlar. Size bir şekilde örneği vereyim. Bakın, kar kristalini bilirsiniz değil mi? Yılbaşı geldiğinde bütün mağaza vitrinleri o altı köşe kar kristali ile sembolize eder yılbaşını. Kar kristali altı her şeyde bir şekildedir. Bir ama biliyor musunuz ki hiçbir kar kristali bir diğerinin aynı değil. Hepsi altı köşelidir. Bir özel ağ bir kar yağdı diyelim, böyle dizimize kadar bir kar yağdı. Biz de böyle bir uç kaldık. Bu bir avuç karın içerisinde kaç tane kristal var? Bir mikroskopla görüldüğüne göre çok fazla arkadaşlar. Avcumuzdaki o çok fazla sayıdaki kar kristallerinin için de aynı iki tane yok. Ve düşünün, bütün o yanlış olan kar dağların tepelerine kadar kar yağar. İki tane aynı kristal yok. Yok. Sibirya'lara kadar, Kuzey kutbuna kadar karları düşünün. Aynı bu şarkı kristali yok. Geçen sene yakar, bu sene yağ, gelecek sene anka yağacak olan kara aynı iki kristal bulamayacaksın. Bunu bilim söylüyor. Yani ne dedik? Tanrının yaratıcılığı o kadar sonsuz. İşte bu sonsuz ifadesine denk geliyor. O aynıyı tane daha buradayım. Tekrar etmez ihtiyacı 30 mi? Evet, nereden geldik, nereye geldik? Şimdi şekilde de aynalık yoktur ama Bafa farkediş, bilinç seviyesinde de aynalık yoktur ama ne vardır? Yakın renkler. Peki o zaman insanlık seviyesinde, insanın yükselmesi için araması için ne dedik? Ben size başta bilgelikten biraz izahlar vermeye başladığında insanı nasıl itici gücü mutsuzluğu dur. İnsan mutsuzluğun içerisinde yan gelip yapamazsın. Mutsuzluk tırmalar, batar insanı. Mecbursun aramaya mutluluğu. Dolayısıyla insanın bu arayışta ki en büyük ikinci bir umutsuzluk. Peki bu yaratılışımızdan, yaratılışımızdan zaten varlığımızda bulunan bu kadar güzelliklerin hiçbirinin niye farkında değildir? Bahar olduğunuzun farkında olduğumuz gibi. İşte bunun sebebi de arkadaşlar bir varoluş senin he anam bana daha doğrusu bilincine bir ego zihin programı uygulamış. Bilincine bilinci senin bu ego zihnini görüyor. Peki nerede bizim andımıza burada aşağıdakı ama senin çit bilincin bu fark edemiyor. Neden dolayı ego zihin. Bakın buradaki şekli izah edeceğim sizi. Varoluş, tanrısal falan sizin farkındalığınızı bu arayarak, zorlanarak bir yandan da fark ettirerek buradan seni mutsuz ediyor, arayışı sokuyor. Buradan da sana bir yandan da veriyor. İşte Kur'an'daki ayet vardır. Bir hidayeti veren biz tabi o. Çünkü sana buradan ve bu plan ilahi plan, kader planı dördüncü dersiniz. Bunun içerisinde adım adım tüm fark edeceklerini önüne dizme seyidi. Şu beraberliğimiz çalışmamızda mümkün olmazdı. Sizin kadar falan vardı. Şimdi ne yapıyor? Sen insan olarak bilinçli varlık olarak başladın insanlık planına. Burada size ilginç bir ifade kullanacağım. Gelelim gene buraya arkadaşlar. Bu canlılık demiştik. Giderek bu canlılık ne oluyordu? Bilinçlenmeye başlıyordu. İnsanda bilinç. İnsanlığın kendi içinde yedi basamak var. Bilinç basamağı. Bu basamaklarda bilinç gittikçe yükseliyor ve insanlık okulu bitiyor. İnsan çok daha yüksek ve elitlerim. İşte senin varlığın bütün bu aşamalardan geçiyor. Ben Mevlana mesnevisinde çok güzel bir ifade kullanılır der ki: "Ben cansızlardan dım, bir kaç toprak gibi. Sonra bitki oldum. Bitkinlikten de daha sonra hayvan oldum da şimdi insanın var. Bir kol kanat açayım da melekut a karışım." Derken melekuti insan üstünü ifade eder. Yani şu yükselişi mesnevisinde adım adım ifade etmiştir. İnsanın yükselişi düşük akda sıfır farkındalıktan yükselen farkındalıklar ve mutluluklar tarzındadır. Ve siz yükseldikçe ve içinizdeki yüceliş gibi dışınızda da problem sizlik oluşmaya başlayacak. Bakın bu bilgeliğin vadidir arkadaşlar ve insanın mucizesidir. İnsan farkındalıkla yük o öyle yalnız sebepsiz mutluluk falan filan değil. Dışta mükemmel hale gelecektir. Bu çalışmalarda 30 yıldır anlatıyorum ben bunları. Bir arkadaş bir tane de böyle dalga geçer gibi "Öyle daha mı çok para kazanacağız?" filan dedi. Dedim ki "Evet." Bana dedi "Dedim ki evet, o zaman bir şaşal adı." "Nasıl yani?" "Bilgelikle ne ilgisi var?" "O iş başka." "Öyle değil." Senin farkındalığın yükseldikçe, realitenin yükseldikçe dışta kusursuz, sıkıntısız, mükemmel sen yerleşecek. Göreceksiniz. O bizim çalışmalarımızın 22'sinde tezahür diye bir çalışma var. Yani ihtiyacınız olanı oturduğunuz yerden bir çalışmayla tezahür ettirecek. Koşuşma dan, uğraşmadan, gayret içine girmeden, çaba göstermeden. Bunlar çok fantastik ifadeler gibi görünüyor olabilir ama adım adım ilerleyeceğiz. Siz de yaşayacaksınız. Bir şey yaşamadan inanmayın. Ben söyledim diye bir şey inanmayın. Mı yaşayacaksın, değişecek siniz. Dışın dışta değişecek. Geç değiştikçe içten kastım varlığımızın farkındalığın yüksek. Ha ha, bir de şu arkadaşlar. Bu var olur. Hani yoktan varoluş ne zamandı? Şimdi bunu sorduğun zaman bir din bilgini der ki: "Ne zaman oldu bu var olur? Ezelde." Yani başlangıcın sonsuz ilk da. Peki ne kadar devam edecek bu varoluş? Ebede kadar. Şimdi zamanı böyle ezelden ebede doğru sonsuz açtığın zaman insan daha anlamış gibi falan hep böyleyim. Varoluşta zaman yok arkadaşlar. Başlar. Siz daima bu anı yaşa. A101 bilinçsiz bu andan ne geriye ne ileriye gidebilirsiniz. Bu anda. Bakın şu anda yaptığımız çalışmanın farkındasınız ve siz bugüne kadar hep bu anda olanın farkında olduğunuz. Yarın dediğinizde hep bu anda olacak. Biz bu andan dışarıya çıkamayız. Olaylar böyle oluyor, değişiyor gibi görünse de biz daima hep ebedi sözünü şurada kullanabiliriz. Ebediyen bu anda, bu anda, bu anda, bu anda, bu anda, bu andayız. Hep yanındayız. Yaratılış bu anda oldu. Yaradılış ve ben hep bu andadır. Yaradılıştan zaman yoktur. Zaman sizin şunu da bir önbellek var. Bilgisayarda da var. Önbellek. Bilgisayarı düşünürsen ömerle cars alınırsa git aktarıyoruz. Sen de kafayı böyle dal duvara mı çağırsam ömerle gitse bir saniye önce olan hatırlamasam hep bu anı yaşarsın ve daha gerçeğe yakın olur senin yaşamın. Ama bu yaşama yaşayamaz hale gelirse ayrı. Şimdi bunları çok anlatacağız, çok fark edeceğiz. Çift olarak deyip geçiyorum. Gelelim şimdi biz bu bu şekil nedir? Ego zihin nedir? Bizim yaradılıştan mutluluğumuzu engelleyen üstteki o bilincimize uygulanmış program nedir? O varoluş. Tamam mı? Diyelim aşağıdan yukarıya doğru yükselen realiteler e yardımcı olmak için senin mutlu olan yaratılışının üstüne bilincine bir bir ego zihin programı yükler. Bugün biz program dediğimizde bunun ne olduğunu kolayca anlayabiliriz. Bundan elli sene önce olsaydı program ne demek? Program şimdi bilgisayar programı var, programcılık var. Program belirlenmiş kaçınılmaz bir çerçeveyi oluşturur. Ego sizin programı ne demektir bu? Ne zaman gelecekler der size bu insanın yedi bilinç basamağını anlatacağım. Bunlara çakrak ya da bilinç seviyeleri. İnsanın mümkün bilinç seviyelerini basamakları diyoruz. İlk üç çakrak işte bu ego dediğimiz beden duyguları, bu duygular, duygular ve de korkular, arzular. Bütün bunların yanında da zihin. Zihin de düşünmek demek. Akıllı da diyebiliriz Türkçe olarak ama zihin daha oturmuş bir sözcük. Yani senin düşüncelerin ve duyguların ve duyuları içerisindeki bu programın adına ego zihin programı diyoruz. Ama orada bitmiyor. Borsa bu kendinize oynamakta olan bir film yerleştiriliyor. İşte bu madde mekan zamandan olacağım üçüncü boyut dediğimiz. Bakın üç boyutlu tree diye gitmesin. Haklıyız. Üçüncü boyut şu bizim şu evrenimiz madde içeriyor değil mi? Bedenimizde madde, her şey mekan içeriyor. Bu 37 dediğimiz mekanı içeriyor. Bir de zaman içeriyor. İşte bu madde mekan zamandan oluşan bir yaşam filminin içine sokuyor sizin bilincinizi tanrısal cila. Ve bu film başlıyor. Doğumunda başlıyor. Bu film. Bu bir o senin eksik fark ettiklerini fark ettirecek olan olayları içeren mü film. İsterseniz buna bu filmin senaryosu deyin ya da bu yaşamınızın kader planı deyin. İşte bunun gibi pek çok filmde fark etmeniz gerekenler var. Bir insanlık planında film dediğim için bakın film DVD birisiniz miydi? Bakın şöyle bir şey demedi. Bunu bu parlak yüzünde ne var? İşte bir program var. Bu program arkadaşlar. Ben bunu koyduğunuz zaman DVD oynatıcıya DVD player diyorlar ya İngilizce açıyorsunuz bir film başlıyor ve siz kalkıp gidiyorsunuz o filmi nereden geliyor? Film işte şuradakı bu parlak yüzey de o film. Aynen sizin bilincimizin içine yüklenen film söz konusu. Bu yaşam olarak yaşadığınızı. Ben onun için buraya bir DVD resmi çizdim. Bakın ortasında deliği var. Ama bizim farkındalığı mızın gördüğü farkındalığı mıza yüklenmiş olan bu ego sizin programlı filmler arkadaşlar. Bir tane değil. İşin tuhafı bu DVD de tek bir film yok. Bakın DVD'ler bu bu deliğin kenarından başlar giderek dışa doğru döndükçe gelir. Burada 700 tane film var arkadaşlar. O nereden 700 dediğimizde daha sonra anlatacağım size. Ortalama bir insan bugün kü validesine bilinç seviyesine gelip de böyle bir bilgelik çalışması yapabilecek ve kaliteye gelmesi için 500 ila 700 arasında film izlemiş ve yaşamlar yaşam filmleri izlemiş ve belirli bir film kültürünü oluşturmuş olması lazım ya da bilinç olgunluğu ruhsal olgunluk seviyesine kasımızı. Bu işte bu önümüzdeki çalışmada 7 basamaklı olan o seviyelerine kalitelerinin ne kadar uzun görgüler var fark edişler irade yükselişle bu edip anlatacağım hala. Şimdi bizim bu benim üçüncü boyut filmi madde mekan zamandan oluşan bu film bizim mutluluğumuzu yaradılıştan bize ait olan mutluluğumuzu çok etti yaşamıyoruz. Ne yaşıyoruz? Ego nedir? Onlar duygular. Ne yaşıyoruz? Zihin düşünceler. Bunlar birbirine bağlı zaten. Düşünceler düşündükçe düşündükçe duygular içine giriyorsun. Sıkıntılar kahırlar. Peki nasıl kurtulacağız bundan? Göstereyim mi? Çok kolay. Bunu yok edeceğiz. Yani ego zihin düşünme bu duygulardan kurtularak sen bir bilge düşünmez. Sıradan insanlar bilginin arasındaki fark budur. Bilge düşünmez. Bilge bilinç içindedir. Farkındadır. Rani bizde bir laf vardır. Düşün düşün. Hani beş Hur Fransız heykel tıraşı Rodin vardır. Onun böyle bir düşünen adam heykeli vardır. Çok ma takmış sanki bir şey gibi ama insan ifade edilmişti. Düşünen adam. Türk milletinin ironi anlayışı esprisi çok güçlüdür. Almış o heykelin 1op yasını nereye koymuş biliyor musunuz? İstanbul'da Bakırköy'de akıl Hastanesi'nin bahçesinde duruyor. Yani io düşünen düşünen düşünen insan çıldırma noktasına cinnet noktasına gelecektir. Duygular bütün mesele bilgelik bunu en başa bilmektir arkadaşlar. O zaman senin varlığın da bulunan varlığında yaratılış olarak bulunan sebepsiz huzurunu, mutluluğunu, özgürlüğü, sevgiyi, sevinci, coşkuyu, tatmini yaşamaya başlayacaksın. Bir gelin kısa özeti bu. Şimdi yalnız gelelim. Ama bu 700 tane filmi bu filmin içerisinde filmin 700 filmin sonlarına doğru 600-700 film arasında senin filmlerinin içerisine bir bir kemik qfil mi giriyor ki filmin bir yerinde işte sen böyle bir arayışa giriyorsun. Film icabı senaryosu icabı o senaryoya biz kader diyoruz. Kaçınılmaz senaryo. Adamın biri çıkıyor diyor ki: "Arkadaşlar, işte yoktan varoluş öyledir, bilgelik böyledir, bu filmi yok edeceğiz." Filan diye bir adamın biri çıkıyor karşına. Neye camı gene senaryo icabı. Kim yaptı? Nız senaryoyu varmış. Onun için diyor ki idare etti. Yani farkındalık sıçramasını idare etti veren biziz. Haklı olarak. Evet. Şimdi size biraz filmden bahsedeceğim. Bu nasıl bir film? Evet arkadaşlar, sinemanın nasıl başladığını bilir misiniz? Sinema tarihi. Bakın, sinemaya önce fotoğrafın 1.850'lerden sonra başlamasıyla 1900'lerin başında iki tane Fransız kardeş var. Bunların soyadları Lumier. Yani ışık. Benim adaşım oluyor bu ya kardeşler bu sinema filmini peş peşe dizerek bir film, yani bir film sinema icat ediyorlar. Ama insanlar o güne kadar sadece fotoğraf nedir biliyor, siyah beyaz. Ama film diye bir şey için ama diye bir şey görmemiş bunlar. İlk film çekimlerini Fransa'da zamandır çok güzel How şehrinde bir tren garının içine uzaktan trenin gelişini çekiyorlar. Böyle karşıdan tren geliyor. Bu filmi, yani sinema tarihinin ilk filmini YouTube'da bulabilirsiniz. İster İngilizce yazın, ilk film değil oğlum ya kardeşlerin çektiği ilk ilkel sessiz siyah beyaz trenin gelişini göreceksiniz. İnsanları bir salona topluyorlar. Gene size sinema film oynatacak nedir diye. İnsanlar film nedir? Bir oturuyorlar. Daha o zaman arkadan bir ışık yapmışlar ama elle çeviriyor kardeşlerden biri arkada elle çeviriyor. Ekrana düşüyor film böyle ilkel bir şekilde. Şimdi insanlar seyrederken bu sessiz, söz falan yok. O ilkel siyah beyaz görüntülerde bitiren geliyor sizlerle arkadaşlar. Ne oluyor biliyor musunuz? Evet, siz kalkıp kaçıyor, tren geliyor diye. Bu kadar ilkel noktadan başladı halde filmler sinema insanları bilim insanı bu kadar etkiledi. Ama sonra ne oldu? Sonra sesli oldu. Daha sonra renkli oldu. Daha sonra sinemaskop oldu. Daha sonra daha sonra ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar? Kredi değil filan onları geçin. Evet. Şimdi size ben bu Aymaks diye bir sinemadan filmden bahsedeceğim. Ben bir tarihte bu işlerin vardı. Amerika'ya gittim birkaç sefer. A bu Amerika'ya giderken bir arkadaşım dedi ki bana: "Amerika'ya gitmiş olan aman dedi, bu mutlaka bir zaman ayır kendine bir ay Max sinema bu. Yani iyi Max ay Max mutlaka böyle bir sinema deneyimi yaşadık. Ya nasıl bir şey? Kaçırma dedi." Ben bir zamana Yazık ki de aradım, sordum filan. Bir Aymak sinema ve film buldum. Gittim ama normal sinemalar 5 dönerse bu 25 dolar fil yüksek fiyatları. Gittim oturdum böyle koltuk biraz gömüyorsun koltuğun içine. Niye bu kadar gömülmüyor diye düşündüm arkadaşlar. Film bir başladı. Bu filmin şeyde ekranda şöyle yani sinema perdesi diyelim perde şuradan yani sizin görüşmüş iz aranızda şuradan başlıyor böyle yana kadar geliyor. Yukarıdan da böyle aşağı iniyor. Oturduğunuz bastığınız yerde devam ediyor. Yani sanki televizyon ekranının üstüne basıyor musunuz gibi. Film başlar başlamaz böyle her tarafını atlıyor. Bir kere ikincisi tabi Tree diye böyle içinde canlı gibi ve bir ses sistemimi. Şimdi hiç unutmuyorum ben o filmi çok etkilenmiştim. Bu taraftan böyle bir helikopter sesi duyduk. Sol taraftan böyle of of opopopopo geldin görünür hale geldi. Ore ore şuraya indi helikopter. Şimdi kamera nereye giderse sen de mecburen izleyici olarak kamerayla beraber gidiyorsun. Helikopterin o şeyi açıldı. Kokpit diyorlar ya biz de girdik oturduk mecburen kamera girince sen de onu böyle istiyorsun. Girdik oturduk başladı çalışmaya motor horon. Baktım aşağıdan ayaklarımın altında şey var. Yükseliyoruz. Yükseldik biraz ondan sonra böyle bir döndü helikopter. Bizim koltuklar böyle oldu. Meğerse o kadar gömülmenin sebebi i düşmemek için koltuktan biz. Evet şöyle bir döndük falan gidiyoruz. Bir deniz kenarı ama nasıl bir fırtınalı deniz. Deniz kenarında kayalıklar var. Deniz böyle pofpof kayalıklara. O kayalıkların üstünde bir pis var. Oraya iniyoruz. Böyle görüyorsun indiğini. Her şeyle sallantı sıyla sesiyle falan bindik kayalıkların üstüne. Ondan sonra açıldı kokpit çıktık dışarıya mecburen. Oradan bir dalga geldim bir vurdu kayalara. Üstümüz başımız ıslandı. Oradan bir yerden su püskürtüyorlar üstümüz başımız ıslandı. Yani tam o helikopter de o kayala o fırtınalı denize orada inmiş gibi falan. Bu kadar can. İşte o sinema Aymaks filmlerle ve sinema teknolojisi ve bu noktaya geldi. Bu hangisi var mı? İşte şu yaşadığınız film. Bu da ailemizi. Şimdi filmler sinema iki duyduğunuza hitap eder. Bir görsel, diğeri işitsel. Görsel gridi olabilir ama görseldir. Görseli şiddete bu içinde Bulunduğunuz filmde hem dokusal hem koku entat falan filan beş duyuyla içindesin. Bir de mekan içeriyor. Orada böyle koltukta oturuyorum oturuyorsun bu filmde hoş duruyorsun gidiyorsun yaşıyorsun bir şeyler. İşte böyle bir filmin içindeyiz ama arkadaşlar bu dokunsal mekansal diyoruz. Şimdi o filmde böyle yanından bir şeyler geçiyor falan gibi oluyor ama bu film başka türlü. Bu filmde biri böyle taş parçasını alıp da fırlattı zamandan diye vuruyor kafana acıtıyor kanatma başlıyor. Bu film öyle bir film. Bu ömür bahsettiğim aymasta öyle bir şey olsa Allah Allah bir dava açarsın dünya tazminat alırsın o sinemanın sahibinden. Ama bu filmde taş kafaya çarpıyor, acıtıyor, kalıyor. Kime şikayet edeceğim? Bu filmde yok öyle bir hikaye. Bu film çok canlı ama film arkadaşlar sizin bilincimizin içine oynayan birçok boyutlu bir filmin içindesiniz tamam mı? İçindeyiz ve bu filmin ilginç yanı her film gibi senaryosunu senarist yazmış. Sen bunu gittin sinemaya izliyorsun ama ben beğenmedim. Burası bunu değiştirmek istiyorum. Değiştirebilir misin? Ben bu filmi de değiştiremiyor Sun ın. Ama bu filmde insanın istediğini yaparmış. Özgür iradem falan gibi duyguları var. Nereden geliyor bu özgür irade duygusu acaba? Sana ne istersen onu yaparsın duygusu işte senin aslında bu filmin içinde olmayan özgür olan hakikatin özgür olduğunun farkında da ama film mecburi mi? Senaryoda eğleniyorsun. Bir türlü içindeki özgürlükle aynı. Efendim ben özgürüm istediğimi yapalım. İstediğini yapamaz. Özgürsün duygu olarak ama işte bu filmin senaryosunun adına tüm manevi öğretiler kader demiştir ve bu kadar planı bu senin en yüksek farkındalık hayrına oynayan bir bir film sinema. Bakın dikkat ettiniz mi? Farkındalık ayranı. Sen zaten sapçık anam dasın. Yani çift farkediş sen bir fark yetişsin. Soyut yerin yok, yok şeklin yok. Bakma bu insan bedeniyle bu insan filmin içindeki bu insana odaklanmış. Nasıl gibi sinemaya gittiğimiz zaman başroldeki böyle kişiyi tutarız. Onun hep iyi olmasını isteriz filan. Onun gibi odaklandığımız bu beden kendimizi zannediyoruz. Halbuki sen hiçbir yerde olmayan bir fark etsin ve bu vesile senin fark Edition devamlı ark ettikçe yükselecek, frekansı yükselecek, mutluluğun artacak ve dış ve mükemmel kusursuz sıkıntısız ihtiyaçsız haline gelecek. Bilgelik bu. Yani beni senin farkındalık hayrına ne demek? Kazanç ayrını değil. İcadında bu filmde iflas ediyor. Keyif hayrına değil. Çok acılar çekebiliyorsunuz ama aslı yok hiçbirini aslı yok. Sadece farkediyorsun, farkediyorsun, deneyim diyorsun, yaşıyorsun, fark ediyor. İşte bu sana farkındalık ve yarı kamyon ve sen mi fark etmiş olduğun için senin başka bir hayrın yok varoluşta. Senin tek bir ayrımlar farketmek. Fark ettikçe de güçlenmek kendi çapında bir tanrı gibi hükmetmek yaşama. Bunların hepsini yapacağız ama ne dedim ben? Bilgelik bu senaryonun kader planın farkına varmakla başlar. O da bizim dördüncü dersin. Üç ters üç hafta sonra size tarih boyunca anlaşılamamış hep böyle birbiriyle çatışmış kader vardır ayır özgür irade vardır. Ben ne istersen onu yaparım ama kutsal kitaplar kadar var diyor. Bak bu çalışmak çok kolay bir şekilde anlayacaksınız kaderin ne oldu. Bu ve ondan sonraki V dersin sonunda zaten bir sebepsiz huzur sizde başlayacak. Değişecek siniz, değişecek siniz, değişecek siniz. Sonunda dönüşecek siniz. Kurtçunun kelebeğe dönüştü bir daha geri dönmemek üzere. Evet arkadaşlar bugünkü varoluş çalışmamız bu. Ya bu kadar. Hiçbir şekilde ya ben bu çalışmanın tamamını anlayamadım falan gibi şeylere girmeyin. Ne kadar anlıyorsanız bakın. Demin ne dedim ben seni hiçbir Halide yani her biriniz bir bilinç seviyesi siniz. Buna sizin gerçekliğin izleniyor. Realite deniyor. Hiç bir yeri de aynı değil ki. Daha fazla anlayabilir, fark edebilir kimi daha az annemi. Ama herkes bu çalışmalara başladığı noktadan bittiğinde çok ileri bir noktaya varmış olacak. Onun için ne kadar ihtiyacınız varsa o kadar farkedeceksiniz zaten. Ben işte bu çalışmanın tamamını fark edemedim. Adım adım fark ettikleriniz bir süre sonra birleştiği zaman koskoca bir varoluşu farkındalığı bak bak sizde ve o farkındalık sizin uçurmaya başlayacak. Evet sen olarak hem de dışsal imkanlarımız ve şartlarımızın gelişmesi olarak. Gelecek hafta içi çakralar dediğimiz realite basamaklarıyla insanın mümkün yedi belli de basamağını anlatacağım size. Haftaya görüşmek buluşmak üzere hoşçakalın.