📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Sen Sana Secde Edensin!

RAHİMİRRAHMAN41:29

Transcription

Yani yananın şuur açılımıyla bir daha fazla yananın şuur açılımı aynı değil. Hem acılı hem sevgili, hem acı hem seviyor. Zuhurat dediğim şey ani olan bir şey. İnsanın buradaki yani dünya boyutu diyelim. Buradaki halinde bilmediği bir şey. Asla ve asla tarif de edemediği bir şey ve beklemediği bir şey. Zuhurat ani demek. Aniden bir patlama, aniden bir yanış, aniden bir öğretim. Öğretiye tutuluyorsun resmen. Ama bu hani öğreti derken hakikat bir öğreti değil de hani yaşadığımı bana, yanışımı bana aynı anda öğretiyor. Öyle diyeyim. Yani kendi kendime ben öğretiyorum. Bunu, bunu, bunu bu sebeple yaşıyorsun. Bunlar, bunlar, bunlar böyle diye.

Kendi kendime ben secde ettim. Bana o ya da Allah secde ettirmedi. Bendim yine bendim. Biraz önceki okuduğun ben bir noktaydım, gizli hazineydim diyen bendim. Ve bu burada bunu şimdi benlik yapmayayım. Bunu aslında hepimiz kendimiz adına, bu hepimiz için geçerli bir şey. O gizli hazine bendim ve bunu ben kendime söyledim.

Siz de öyle kendiniz kendinize söylediniz. Bunu bilen, bilmeyen. Şimdi ben mesela bilmiyordum, duymadım, haberdar değilim. Resmen dağda yaşıyorum derler ya. Öyle bir haldeyim. Hiçbir şeyden vakıf olmadığım bir durum, duymadığım bir şey. Ben sadece bir Allah bilirdim. Başka özdü, Rabtı, haktı, huydu böyle şeyleri duymadım. Bir arayış denen şeyim de yoktu. Ben hayat mücadelesi dediğimiz kervanda kendi kendime sadece yaşıyordum. Tabii dünya içerisinde kendimce çıkmazlarım vardı. Anlam veremediğim şeyler vardı. Bayağı bayağı artık haddini aşmıştı kendimce. Başa çıkamıyordum.

Ama hakikaten hiç mi hiç haberim yok. Hiçbir şey duyumum da yok. İşte olacak ki ya delirecektim ya da bu olacaktı. Bunu dünyadaki halim bilmiyor ama bilen halim için geçerliymiş ki zuhurat olarak direkt yaşattım kendimi. Yani o şeyden çıkartmak için kendime bunu bilen halimle yaşatıyorum. Kendime kendimi getirtiyorum. İşte bunu ben kendim istedim. Kendim yaptım. Herhangi bir yerden etki almıyorsun. Biraz önce dediğim gibi bu hepimiz için geçerli. Herkes ne yapıyorsa kendine kendi yapıyor her şekliyle. Zaten bazen dünyada da deriz değil mi? Ne yapıyorsan kendine yapıyorsun. Kendi kendine yapıyorsun. Cümle alem çökse sana hiç kimse bir şey yapamaz diye dünyada bile deriz. Değil mi? Bu da böyle. Burada da olan olduğu yere kadar derim. Çünkü oluşu herkes aynı derecede yaşamıyor. Herkes aynı yerde yüksel. Buradaki adıyla yükselme. Bana göre sadece bir potansiyel var. Herkes potansiyelini yaşıyor burada. Onu da herkes kendi belirlemiş oluyor. Kimse kimsenin bu konuda işte aşağı yukarı bir yetkisi yok. Çünkü herkes kendi potansiyelini yaşayacak. Ne aşağı ne yukarı şaşmaz. Ne kadar asılırsam asılayım gelemiyor mesela. Ama öyleleri var ki bir kelimeyle birdenbire yükseliyor. Yükselme dediğim de işte artık anlıyorsunuz aslında. Oluşta bir yükselme, alçalma diye bir şey yok. Oluş kendisini oluyor. Biz kişi ve kimlikler olarak yüksek ve alçak diye nitelendiriyoruz ama oluş için böyle bir şey yok. Oluş sadece kendini rezone bir şekilde istediği şekilde oluyor. Ve bu olan da benim. Ben her olanda, her görünende, bilinende olanım rezone olarak. Yani bilinç derseniz tüm bilinçlerde olan benim. İşte artık onun veçesini görmüyorum. Allah'ın veçesini de görmüyorum. Sadece kendimi görüyorum. Gördüm. Sadece kendimi gördüm. Allah'ın veçesiydi, onun veçesiydi. E ya da gösterildi, etti diye bir şey diyemem. Sadece ve sadece kendimi gördüm. Kendimi bildim. Kendime secde ettim. Benmişim dedim. Bendim. Her şey ben demek için miydi dedim. Hani hiçbir şeye dünya içerisinde anlam verememiştim ya demiştim. Çıkamaz olmuştum artık her olandan bitenden aklım almazdı artık diye. İşte ondan sonra bir baktım ki her olan benmişim bendim. Öyle bir secde ettim ki bir daha o kafamı kaldıramayacak şekilde secde ettim ve teker teker secde etmedim. Direkt yani hiçbir şüphesiz, hiçbir kaygısız, hiçbir şartsız, hiçbir kuralsız. Bu da niye böyle demeden sorgulama bile yapmadan secde. Öyle bir asılıyorum ki perçemimden. Bu böyle emin net. Dünyadaki hani ya bunlar da ne bu nasıl bir şey? Anlam veremiyorum dediğim gibi sorgum sualim yok. Olmadı direkt soramam ki. Kendimi görüyorum. Şüphe duyamam ki. O demiyor ki bana. Ben diyorum. Ben ondan şüphe ederim ama kendimden şüphe edemem. O diyor derim ama olabilir mi ki diye düşünürüm. Ben onu mu tanıyacağım, kendimi tanıyacağım? Onu mu bileceğim, kendimi mi bileceğim? Bugün bir Allah derken bile hep bir şüphe duyulmadı mı? Allah böyle niye yapmış? Allah böyle niye istemiş? Allah bunu niye böyle yapıyor? Demedik mi? Ama kendim olunca hiçbir şeye itiraz edemedim. Ama bu kendim benim buradaki buradaki bahsedilene göre bu kişi kimlik halim değil. Ancak yine bu kişi kimlik halim. Bunu da atamam. Bu halimle bildim. Yine ne bildiysem. Yine ben. İster benlikli halim ben ister ben olmuş halim ben. Fark etmez. Ben benliğimi öteleyemem. Ben benliğim de buradaydım. Önce bir benlik hali yaşatıyorum kendime. Sonra da sıra geldi buna. Benim her iki durumda da bendim. İkilikli bakan halim de benim. Tek dediğimiz anlamda bakan da benim. Ne yaşatıyorsam ben kendime kendim yaşatıyorum. Benim yine bulup dönüp dolaşıp başa vereceğim ben kendimim. Bana hiçbir şeyi o yaşatmıyor. Ben kendime kendim yaşatıyorum. Siz de öyle. Aklınız alsa da almasa da, sırrınız kabul etse de etmese de, hıfsınız kabul etse de etmese de zaten sır da bu. Hıfsının kabul etmediği şeyleri bile kabulesin. Çünkü senden başka bir şey yok. Sorumlu da yok, suçlu da yok, günahlı da yok. Başımı kaldıramam artık. Ben eğer öyle bir şey yaparsam buradaki siz dediklerim ben zaten. Dolayısıyla düşüncede bile onu yapamam. Bırak sizinle konuşmayı, konuşmamayı, söyleyip söylememeyi. Çünkü o rezonayı ben oluşturduğum için bunu ben aklımdan bile geçiremiyorum. Yok olmuyor. Olmaz. Çünkü ben beni bildim. Benim konuşmam şart değil. Ben zaten durduğum yerde döndürüyorum alemi. Bu dünya görüntüsüyle bir şeyler yapmam gerekmiyor. Ben zaten olduğum alanda olacağım kadarını oluyorum. Herkesin kendine göre bir potansiyeli var. Onu oluyoruz. Herkes kendi alanında. Dile dökmek gerekmiyor. Şart değil. Tamam. Yeri geldi şu an mesela varmış konuştuk. Günlerdir olmayan şey oldu ama bu bir şey değil bu manada. Çünkü ben sadece şuradaki 15-20 kişi değilim ki. Benim şu an yaşadığım ortam da var. Hani gerçek şu bedenimle olduğum ortam var. Girdiğim çıktığım çevre var ki ben şu anda Amerika denen o denemen bu her yeri etkiliyorum. Siz de öyle ve ben düşüncesin, bilinçsin, enerjisin deniyor. Değiliz biz. Bunları var edeniz. Aşksın deniyor. Aşk değiliz. Aşkı geçtim. Sevgiyi geçtim. Biliyorum ben aşkı ve sevgiyi var edenim. Enerjiyi var edenin. Bilinçleri var edenin. Ben bir bilinç değilim. Var ettim. Çeşitlilik. Bu yüzden çeşit çeşit bilinçler var ettim. Ben bilincin kendisi olmuyorum. Bilinçleri yani dile döktüğümüz her şeyi güya kendimizce kendimize öğrettiğimiz her şeyi olduranım, münezzehim. Dolayısıyla dediğim gibi burada benlik yapmıyorum. Hepiniz için geçerli. Onca şeyler duyuyorsunuz, okuyorsunuz. Ben tatminim. Siz de tatmin olacaksınız. Geçmişteki kitaplar. Evet. Çok güzel. Çok güzel anlatmışlar. Evet. Ama ne olursa olsun bir doyum sağlamıyor. Çünkü yaşayacak olan, olacak olan siz kendinizsiniz. Siz kendinizi hangi ana gizlediyseniz o anda kendiniz olup kendinizi bilip hiçbir şeye gerek duymadığınız bir alan oluşacak. Burada hani bahsedilen tüm bilgileri, tüm kitapları yakıldığı alan hani bahsedilir ya. Çünkü hakikatin H'si bile kalmayacak sizde. Arayış yok, arama yok, öğrenme yok. Yani yok derken gerek duymadığın hal. Çünkü oluşun kendi olduğunun eminliğine geldiğin zaman artık sen bilgi edinmeyi de istemeyeceksin. Çünkü bilginin kendisi sensin. Bu şu anlamda değil. Şunu da bileceğim, bunu da bileceğim, her şeyi bileceğim, herkesin de düşündüğünü bileceğim. Bu manada değil zaten. Benim kapattığım nokta burada potansiyelime kitlediğim nokta orası. Formülü burada vermiyorum kendime ama ben olduğumu biliyorum. Bütün yapanın, edenin, olduranın ben olduğunu biliyorum. Ve şunu söyleyeyim. Rüya görmüyorsunuz. Hayal de görmüyorsunuz. Gerçek ve gerçek hakikatinizi yaşıyorsunuz. Aynı şu anda damarlarınızı akan kan gibi, canınızın olduğu gibi yaşıyorsunuz. Fakat beden ölümü olsa bile ölmeyeceğiz. Ölüm yok. Çünkü zuhuratın bana ilk yaşattığı şey ölümün olmadığı ve ruhların yaşı yok. En küçük bebek dahi benim için aynıydı. Ha ben ha o. Büyükler aynı, emsallerim aynı. 56 yaş küçüklerim aynı. Erkekler, bayanlar aynı. Hepimiz aynıyız. Kimse kimseden farklı değil. Biz burada erkek ve bayan diye niteliyoruz doğal olarak. Bunu da böyle isteyen yine benim tabii. Hani bu şu değil yanlışlık var burada bir şey demiyorum. Bu da böyle değil demiyorum. Bu böyle ama tüm olanları benim gibi siz yaptınız. Kendi alanınızda, kendi oluşunuzda. Kendiniz yapıyorsunuz. Ötedeki bir Allah, ötedeki bir o, ötedeki bir öz yapmıyor hiçbir şeyi. Biz onun veçeleri değiliz. Biz kendimiz. Şimdi Arapçayı ne kadar biliyorsunuz bilmiyorum. Ben de çok öyle uzun boylu bilmem ama Arapçanın çizelgesini biliyorum. Bilen var mı aranızda? En azından şu e zamirler kısmını hani hüve hümeh hüm hiye hümeh hünne entümü entüm o kısmı bilen var mı? En sonunda da ene nahnü nahnü der. Bilen var mı arkadaşlar? Şimdi orada hüeder der. Erkek. He eder. O der. Bayan. Ente eder. Erkek. Enti der. Bayan. Yani ent der sen der. Erkek. Enti der. Sen der. Yine bayandır. Ama enede ne bay vardır ne bayan vardır. Peki o derken diyorlar ki şimdi ben burada Arapçayı savunuyorum. Bilmem ne değil. Bu şekilde bakmayın lütfen. Çünkü hiçbir şekilde tanımsız bakıyorum olaya. Sadece ifade etmek için söylüyorum. Hüve derken deniyor ki orada erkek de yok, bayan da yok, orada cinsiyet yok deniyor ama var. Bakın hüve o erkek demek. Heye o bayan demek. Sen derken ente, sen, enti sen. Birisi bay birisi bayan. Ama bende ne bay var ne bayan var. Çoğullarına geçelim. İkiliğine ve çokluğuna geçelim. Hüve, hüme, hüm. Hüvveden sonra hüme diyor. O ikisi diyor. Hüm dediği zaman onlar diyor. Bak o ikisi onlar dedi. Çoğalttı. Ve burada baylar bayanlar olarak geçiyor. İki erkek. E çok erkek. Eee hiye hüme iki bayan. Hünne diyor mesela. Orada da bayan çoklar hani çok bayanlar gibi onlar anlamında bayanlar anlamında söylüyor. Çok uzatmayayım. Şimdi aynı olay sen, siz ikiniz ve sizler olarak geçiyor. Yine bay ve bayanlar olarak. Ancak bende yok. Ben şöyle oluyor. Ene nahnü nahnü diyor. Ve orada ne ikilik var ne de çokluk var. Aslında direkt biz diye geçiyor. Enede bayda ve bayanda ben diyor. Yani bay ben. Bayan ben yok. Ben sadece ben. O ikisi ya da siz ikiniz dediğimiz bölüm ve onlar dediğimiz çoğul. Orada ene nahnü nahnü derken ene ben nahnü nahnü biz biz diyor. Dolayısıyla benim ene demem zaten bizi kapsıyor. Bizi yukarıda hani bahsettim ya o ikisi siz ikiniz ve onlar ve sizler diye ayırdığı gibi burada da ene nahnü nahnü ben biz diyor. Ben çoğaltmıyorum. O ifade etmek için söyleniyor. Hani biz biz ama ben zaten her bir şeyi toplamış oluyorum kendime. Noktayım ya aslında noktayı bile geçiyoruz da her şeyi dile dökebilmek için bu şekilde ifade edilmeye çalışılıyor. Biz nokta olarak bile sınırlandırılmış bir şey değiliz. Şimdi eee benim ben de işim zaten bizi kapsıyor. Biz ikimizi de kapsıyor, bizleri de kapsıyor. Dolayısıyla ben zaten bizdim. Zaten dışarıya bakıktım. Dışarıya dönüktüm. Kendimden çok dışarıyı gözlüyordum. Dışarıyla ilgileniyordum. Değil mi? Hayatımız dışarı. Bizim sorunlarımız her şeyde dışarıya bakmaktan kaynaklanıyordu. Kendimizi bilemediğimiz için neden olup bittiğini çözemediğimiz için. Şimdi ben zaten sürekli dışarıya bakan bizdim ama artık diyorum ki benim zaten o biz benim. O yüzden artık senler benler onlar yok diyorum ve ben bunu böyle demek için buradayım. Ya bunu ben konuşacağım. Gerekirse sadece bunu diyebilirim. Çünkü benim oluşumda senler benler onlar olmadı. Onlar olanlar oluyor mu? Oluyor. Herkes kendi yerinde, yerli yerinde ve hiç kimseyi değiştiremeyiz. Kimsenin ağzından hiçbir şey de bu böyle diyemeyiz demem. Çünkü dedim ya herkes yerli yerinde olması gerektiği gibi konuşacak. Olması gerekenleri de olması gerektiği yerde tutmak için konuşacak. Çünkü onlar öyle istiyor. Ben burada kalmak istiyorum diyorlar. Herkes kendini kendi yetiştirdiği için orada durmak istiyor. Oradan memnun. Daha farklısını zaten duymak istemiyor. Duysa da itiraz ediyor. Edecek çünkü orada olmak istedi. Dedim ya hani şöyle hal yaşasa bile zuhurat yaşasa bile derece derece. Şimdi her zuhurat yaşayan da her bir aşk ateşi gibi bir şey hissediyorum diyen de aynı şeyler açılmayacak. Herkesin kendine göre bir kabullenebildiği bir yer olacak. Durabileceği bir yer olacak. Yani herkes her şeyi kapsayı, kapsayamayacak. Oluş böyle. Bu neden diye bir sorgu yok işte. Çünkü oluş her şeyi kapsadığı için diyor ki burada ben böyleyim. Burada da böyleyim. Burada da böyleyim. Ama kişiler kendi arasında bunu hani kişi halim benim o secde etmeyen halimiz var ya hani Adem'e hani o hesap soruyor. Niye böyle? Niye böyle o? Niye böyle? Bu niye böyle? Ben niye öyle diyeyim? O niye böyle? Yani kıyası yapan nedir? Şeytandır. Değil mi? Bizim dilimizde kıyası yapan şeytandır. E ne yapıyor o zaman? Kabul etmiyor. Kıyas yaptığı için. Ama bende kıyas yok. Benin oluşunda kıyas yok. Çünkü ben zaten her oluşu kapsadığı için kendini de kendi artık kıyaslamıyor. Bu niye böyle? Bu niye böyle demiyor. Biliyor ki kendisi zaten her olanda her olanı kendi oluyor. Kendi oldurt öyle diyeyim. Münehittikten söyleyelim. Kendi oldurt neden? Kıyaslasın ki kendi onu da öyle bunu da böyle şunu da şöyle ama kişi kimlik halin baktığında herkes birbirini kendisi kıyaslıyor tekrar ne diyoruz işte buna ayrı gayrı görmek diyoruz. Kendinde bir kıyaslama yapmaya başlıyor. Kabullenemiyor çünkü. Ama bende bir kıyaslama yok. Biz zaten, ben zaten ben ayırt edemiyorum ya. Ben bak bu kişi kimlik bilmem ne diyor böyle değil. Ben hali her şeyi olduğu için hiç kimse arasında da ne adaletsizlik diye bir şey görüyor, ne haksızlık diye bir şey görüyor, hiçbir şey görmüyor. Sadece bir oluş var. Bütün sorguları, sualleri yapan kişi kimlik haline yaptırıyor. Yine ben yaptırıyorum. Hani biraz önce dedim ya aşağıda diyorum ki akl etmez misiniz? Yukarıda diyorum ki ben böyle istiyorum. Sana mı soracağım? Aklını sana ben verdim diyorum. Alırım o aklını, mantığını, felsefeni, her şeyini alırım. Ben oluyorum çünkü yine ben diyorum bunu kendimi. Biraz önceki gizli hazine bendim. Ben kendimi arıyorum diyorum ama benim aradığım bir şey yok. Ben biliyorum kendimi. Aşağıda böyle diyorum ama arıyorum, ediyorum, arıyormuşum, ediyormuşum, arayacakmışız. Kendinde bunu demiyorsun zaten. Bildiğimi okuyorum, bildiğimi yaşıyorum, bildiğimi yaşatıyorum. İlmim bende, ilim bende. Ben neyi bileceğim, neyi öğreneceğim? Kendimi bileceğim. Ama bu hayat döngüsünde işte bu şekilde nitelendiriyorum. Kendimi burada bu şekilde hissettiriyorum. Yine kendime yapıyorum bunu. Biliyorum ama bilmez gibi davranma halim var. Ve herkes her bir şey için taşta toprakta onda bunda her şeyi kapsayan halimizle ve dağlara taşlara verdi kabul etmedi denen diyen de benim kabul eden de benim. Bu yüklemeyi ben kendime kendim söylüyorum. Yüklen bakalım. Hadi bakalım. Kaldır kaldırabildiğin kadar. Ben diyorum bunu. O yüzden işte herkes hani şöyle denir. Herkes kaldırabileceği kadar yükü alır. Günlük hayatta da söylenir değil mi? Hakikatte de böyle. Bu herkes kaldırabileceği kadarını yaşıyor ya da öğreniyor ya da olabiliyor, gerçekleştirebiliyor diyelim. Çünkü hakikat bir de duyduğunu bilmek değil yaşamak. İcraat. Şimdi bilgiyi öğreniyor ama uygulayamıyor. Çünkü yok. Neden? Çünkü zuhuratta ona verilen yok. Onda sadece bilmiş oluyor, uygulayamıyor ve orada bile takılıyor. Yani doğal olarak kapsayamıyor. Çünkü yaşayıp ona secde ettirilmedi. Mantıktan bakıyor olaya. Doğal mı? Doğal. Ben böyle istedim. Yani kişi kendisi öyle istedi. Yani her kimlik kendi adına ben. Her kimlik kendi adına tek. Ancak münezzehliği şöyle. Şimdi benim bir kişi kimlik olarak buradaki bir kendime koyduğum potansiyel var. Bunu da ben oluşturdum. Kendi alanımdan baktığımda sizi de ben oluşturdum. Sizin hallerinizi de. Siz de kendi alanınızdan baktığınızda kendinizi de oluşturdunuz. Beni de sizi herkes bütün alemi de yine siz oluşturdunuz. Yani o niye böyle? Bu niye böyle diyemiyoruz biz. Kendimiz istiyoruz herkesin orada olmasını, burada olmasını, şurada olmasını. Hani aşağıların aşağısı olan da bendim, değil mi? Bir dönem ben de öyleydim. Şu anda farklı mıyım? Hayır. Özel miyim? Hayır. Seçilmiş miyim? Hayır. Şunu söylemek istiyorum. Nasıl o zamanki halimle yine bendim, bilmiyordum. Bilmeyen halimi oynuyordum. Orada kendimce oluyordum, oynuyordum diyemiyorum da oluyordum. Şimdi bilen halimi oluyorum. E yine benim aynı şey şu an benim karşımda dediğim ama ben olanlarımın hali için de geçerli. Ben onlardan torpilli değilim. Onlar da benden torpilli değil. Onları da kendi içerisinde hani aşağıdan yukarıya dediğimiz buradaki sizin mertebe dediğiniz halleri aynı kendim gibi onlara da yaşatıyorum. Ama bir münezzeh olduğumuzu bileceğiz sadece. Ben o aşağıların aşağısıyken de bendim. Kendime o hali verdim. O hali oldu. Hiç kimse benden farklı değil. Onlara da aynısını verdim. Aynı anda ben oralarda dururken arif dediğim, daha yüksek mertebeler dediğimiz buradaki onları da olan bendim. Ama ben kendimden bir haberdim. Onlardan da haberim yoktu zaten. Öyle bir haller oluşturduğumun, öyle bir oluşlarımın olduğunu da bilmiyordum. Şimdi bu hali bildim. Bu hali zuhuratını da kendime bildirdim. Ancak diğerleri de bitmiş değil. Diğerleri de aynı. O düzlemde ben aşağıdayken de hani buradaki şeye göre söyleyeyim. Aşağı yukarı yok. Anlatmak için söyleniyor bunlar. Benim aşağıdaki halimle nasıl her paralellik aynı alanda mevcuttu ve ben haberdar değildim. Şimdi sadece haberdarım. Bütün paralellik yine burada oluyor. Dolayısıyla kimse kimseden üstün değil. Herkese kendim gibi üfledim. Kişi kimlik koyduğumuz bu düzlemdeki merkezi noktada kimse kimseden üstün değil. Kimse kimseden aşağı yukarı değil ve hiç kimse torpilli değil. Çünkü tüm oluşlarda ben kendimi ayırmadan benim ayrı gayrı görmüyor dediğiniz konu bu. Yani ben aşağıların aşağısındayken de bendim. Diğerleri de ben. Aynı benim gibi olanlar var mıydı? Vardı. Diğerleri de vardı. Hani üst mertebe dediklerimiz vardı ama ben kendime torpil uygulamadım. Orada olmam gerekeni oldum. Ama şimdi bakın burada kişi kimliği asla ve asla göz önüne almayın. Sanki o zaman onu yaşattım da şimdi torpil geçtim de bunu yaşatıyorum kendime. Öyle bir şey değil. Öyle bir şey yok. Çünkü aynı anda olduğu için ben burada kendimi çıkartamıyorum. Çıkartamam. Çıkartılmıyor. Öyle bir şey değil. Hani tek değiliz ya. E zaten halen ve halen ben aşağıların aşağısı dediğim hali hala ben yine oluyorum. Yine ben oluyorum yani. Bitmiş değil. Hala sürdürüyorum onu. Bu manada bireysellik daimi devam edecek. Sadece merkezi olarak ben buradan biliyorum. Hani dağlara yüklendi. Kabul etmedi. İnsan kabul etti oldu ya. Sadece bunu bilmiş oluyorum. Yine birimselliğimi devam ettiriyorum. Hem kendi bedenimde hem diğer bedenlerde. Zaten diğer bedenler de benim hücrelerim diyorum ya bedenimi. Şimdi kişisel olarak alın. Bedeninizi alın gözünüzün önüne. Bedenimde hücrelerim var artık indirgeniyor aşağılara kadar değil mi? Hani mitokondri deniyor, o deniyor, bu bir sürü aşağı indiriliyor değil mi? Şimdi bu alemim zaten benim. E dolayısıyla o alemimde her şey devam ediyor. O alemimdeki hani daha önceki benim halim de aynı. Benim bedenimdeki alemim yine aynı. Benden ayrı kimse yok. Benden gayrı kimse yok denen böyle bir şey. Şimdi ben bilimselliği her zaman devam ettiriyorum. Ettireceğim de kimlikler yok, kişiler yok denmesi farkın olmadığı anlamında, ayrı gayrı olmadığı anlamında ben şimdi bedenim var, başım var, gövdem var, iç organım var, dış organ yani bir şeylerim var. Şimdi ben bu bedenimin neresini ayırabiliyorum? Ayıramıyorum. Ne diyorum ben? Diyorum buna değil mi? Ben şimdi benim e hani buradaki bilinç denen yerden bakarsak şimdi her organımın kendine göre bir çalışma hali var değil mi? Şimdi ben hiçbir yerimi sen daha iyi çalışıyorsun, sen daha kötü çalışıyorsun, daha akıllısın, daha mantıklısın, daha işlevselsin, daha şusun, daha busun, sen bir işe yaramıyorsun, sen de niye buradasın, ne gereksizsin diyemiyorum. Değil mi? Onun gibi bu alem içerisinde de şimdi alemde de içi dışı yok. Alem benim. Kıyas yapılmıyor ve sen benim hücremsin, sen benim kolumsun, sen benim bacağımsın demiyorum. Ben diyorum ve organlarımı nasıl belirlediysem alemimi de öyle belirledim. Organlarımın şu anki şu bilincimle, şu oluşumla yemeği yedim, yattım ya da yürüyorum ya da uyuyorum. Ne oluyorsa ne yapıp ne ettiğini biliyor muyum? Bilmiyorum ama ben yapıyorum. Aynı onun gibi alemi de olduruyorum. Organlarımı her birinin çalışmasını ayrıca hissettim. O zelzelede, o zuhuratta yerini bilmiyor olsam bile ben buradayım diye diye her birinin çalışma halinin o ataklığını hissettirdim kendime tek. Hani burada bu organım varmış, burada bu organım varmış diye kendi kendime resmen öğrettim. Onun için diyorum oluş zuhurat olduğu zaman zaten kendini öyle bir gösteriyor, öyle bir öğretiyor ki bilmene gerek yok. Şuurunu öyle bir değiştiriyor ki secde etmemen imkansız. Kendin sen yapıyorsun. O güç denen sensin. Zuhuratın anlatılması imkansız. Diyeceğim demeyle de olan bir şey değil. Dedirtmeyi kendine koymadıysan dedim dersin, kabul ettim dersin ama edemezsin. Onun için diyorum ya olan olduğu yere kadar. Eğer öyle olsa herkes her şeyi her gün duyuyor. Kabul edin, teslim olun. Kabul eden, teslim olan, benim bilmeyen halim değil, bilen halim. Vakti saatini getirdiği zaman kendisince kendimce o vaktimi kendim belirledim ki o gün o secdemi yaptım. Yoksa daha önce bana boşver ya kafana ne takıyorsun dendiği zaman bırakın hakikat cümlelerini, bilgilerini teslim olmaları, kabul etmeleri. Ne kafana takıyorsun dendiği zaman ben çıldırıyordum. Ne demek kafama takmamak? Neyi takacağım o zaman? Ben burada niye yaşıyorum diyordum. Niye takmayacağım kafama diyordum. Yani kendime göre neyse niye takmayacağım? Nasıl takmayacağım diyordum. Yoksa yani o teslim olma ve kabul etme olayı insanın oluşunda var. Ama zaten teslim olup kabul ettiğimizi bilmiyoruz. Bilmediğimiz şey burası. Biz burada yeniden bir kabul etme, yeniden bir teslim olmayacağız. Zaten olduk. Zaten kabul ettik. Ama nereye kadar teslim oldun ve kabul ettin? İşte oraya diyorum ki olan olduğu yere kadarına teslim oldu, kabul etti. O yüzden zaten hıslarını geçemiyorlar. Geçemiyoruz. Geçilmiyor. Geçmediler. Geçemiyorlar. Çünkü kendine göre bir kota koydu. Kendine göre bir yer belirledi. Ben ondan yukarıya geçmeyeceğim. Ondan yukarıya teslim de olmayacağım. Ondan yukarıya kabul de etmeyeceğim. Dedi zaten diyor. Yani dedi derken geçmiş bir şey değil bu. Şu anda olan bir şey. Kendi potansiyelini belirledi. Onu oluyor. Ama dediğim gibi bu üstünlük, alçaklık, aşağılık, yukarılık bu bir mesele değil. Çünkü ben kendimi nasıl süründürdüm değil mi buradaki tabirle? Benim için fark etmiyor. Ha o ha kendim, ha bu fark etmiyor. Hepimiz bu noktada aynıyız. Hepimizin nerede olduğu beni enterese etmiyor. Benim için kıyas yok, farklı yok, özel yok. Olmuş bitmiş ermiş diye bir şey de yok. Zaten olan biten benim. Ermiş de benim, ermemiş de benim. Kişi yok dediğimiz konu bu. Görünmek, görünmemek hiç mühim değil. Dile gelmiş, dile gelmemiş hiç mühim değil. Bir kere şartlar, kayıtlar, mecburilikler, zorunluluklar, bu böyle olmalılar, şu şöyle olmalılar, bunların hepsi ortadan kalkıyor. Din, kitap, hiçbir şey kalmıyor. Burada çok bahsedilen esmalar hiçbiri kalmıyor. Geçiyorsunuz hepsini geçiyorsunuz. Ben şu esmayım, ben bu esmayım. Şu esma insanlar esma hayır hepsini geçiyorsun. Esmaları olduran sensin. Hiçbir esmaya tutunmuyorsun artık. Hiçbir esma mükemmel değil. Hiçbir esma kötü değil. Geçiyorsun. D, kitap, dinler geçiyorsun ama yok saymıyorsun. Kabul ediyorsun. Benim oluşumda ben var ettim. Ben oldurdum. Kendime kendimi bildirdim ama aslında benim kendimi bilmemden kaynaklanan bir bildirme bu. Yoksa ben kendi kendimi bilmiyordum da kendimi biliyorum. Öyle değil. Ben zaten kendimi biliyorum. Metafor dediğiniz şeyi burada oluşturuyorum ve bu metaforda kendi kendime böyle yaşatıyorum. Bakalım bundan sonra ne yaşayım. Şimdi metaforları yaşadım. Mekke'ye gittim, Medine'ye gittim, Umre'ye gittim. Metaforların hepsini kendime kendime getirmek için yaşadım. Örnek olarak bu bizim alanımızda bunu şimdi yurt dışındaki başka herkesin kendine göre bir kendini getirme halleri var. Yaşadığı bir alanlar var değil mi? Ama tüm olanlarda tüm yaşayanlar yine benim bu noktada ben metaforlarımı yaşıyorum. Başka bir şey yaşamıyorum. Kendi bildiğimi yaşıyorum. Yeni bir şey yaşamıyorum. Hani aslında bir söz vardır bizde. Kendi bildiğini okur denir. Hani kendi bildiğini okuyor başka bir şey yapmıyor denir ya. Sitemle söylenince kendi bildiğini okuyor. Başka da bir şey yapmıyor denir. Onun gibi biz kendi bildiğimizi zaten burada oluyoruz. İyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla. Ben de doğru yanlış yok duyuyorsunuz ya. Burada yapıyoruz. Buradaki hissimle de bu yaşam algısında da bunu yapıyorum. Bak kendi kendime şeytanlık yapıyorum. Kendi kendime kıyas yapıyorum. Hem yapıyorum hem bozuyorum. Ben yapıyorum. Anlam veremediğim şeyleri de ben yaptım. Anlam aradım içinde. Öğül olmasını istediğim halde neden bu böyle dedirttim kendimi? Çünkü kıyaslamam vardı. İlla her şeyin iyi olma mantığım vardı. Mantık güdüyordu. Mantık kalkıyor. Akıl kalkıyor. Bu böyle olmalılar kalkıyor. Bu böyle olmamalılar kalkıyor. Dilediğince oluyor. Çünkü mesela bunu şöyle söyleyelim. Allah bilgisinden bakalım. Şimdi Allah dilediğini yapıyor mu? Yapıyor. İtiraz var mı? Yok. Yapabiliyor muyuz? Yapamıyoruz. Ne kadar itiraz edersen et, ettiğin anda kabulde değilsin. İtirazdasın, inkardasın. E Allah öyle istemiş, öyle yapmış. Allah için doğru, yanlış, iyi, kötü günah, bilmem ne yok ki. Buradaki halimiz kabullenemedikçe günah dedi, yanlış dedi, doğru dedi, ahlak dedi, ahlaksızlık dedi, onu dedi, bunu dedi. Böldü de böldü ama Allah için hiçbir şey yok. Allah için sadece bir oluş var. Hani var ya tek bir Allah var idi, gayrısı yok idi. Şu anda da oluyor, olmakta. Kişi kimlik halime büründüğümde her şeye bir sebebim var. Her şeye şeytanlığımı kullanıyorum. Çünkü Allah bir tek şeytan var etti. Kendi gibi kendinden bu varliği de bir varlık değil. Kendim kendime itirazımı oynuyorum. Yani kendi kendime de diyorum ki hadi kendine secde et. Ne yaptım? İşte ben kendime secdemde, kendime zuhuratımda bunu bildim. Şeytanı halk etmekten vazgeçtim. Hani dedim ya anlam veremiyordum. Bu niye? Bu niye? Bu niye. Bak kendim yapıyorum. Kendim itiraz ediyorum. Çünkü kişi algımda, kişi algısını verdiğimde olana bitene karşı doğru yanlışları yüklüyorum. Ahlakları, e iyileri, kötüleri yüklüyorum. Ve hiçbir zaman kötü kısmını Allah'tan bilmiyorum. Bunu Allah niye böyle yapar diyorum. İtiraz ediyorum. Ama Allah ne yapıyor? Secde et bana diyor. Her şeyi yapan benim diyor. Değil mi? İşte oradaki Allah denen benim ve kendi kendime secde edemiyorum. İtiraz ediyorum. Ve biz bunu burada diyoruz ki şeytan diyor. Şeytan söylüyor. Hayır benim. Ben kendi olanımı bitirmeye itiraz ettim. Böyle istememiştim. İnsan böyle şey ister mi? Böyle bir şey kabul eder mi? Niye böyle bir şey yapsın diyoruz ya. Ama yaptım. Yapıyorum da tüm oluşlarda halen de yapıyorum. Birimsellik sonsuza kadar devam edecek. İtirazım kalmıyor. Bugün Amerika'da da bir şey olsa nerede ne oluyorsa sorumlusu benim. Ama hangi sorumlusu? Suçlu sorumlusu anlamında değil. Niye bunu böyle yapıyorsun anlamında değil. Yapan benim sorumlusuyum. Yapan benim. Öyle istiyorum. Böyle isterim. Siz de öyle. Siz istiyorsunuz. Ne oluyorsa olsun siz istiyorsunuz. Oluşun nedeni söyleniyor. Oluşun nedeni diye bir şey de yok. Oluş. Oluş sadece oluyor. Sen sadece kendi alanındaki özgürlüğünü sen seçiyorsun. Mesela depremi olduruyorsun. Örnek selleri oluşturuyorsun. Eee, tsunamileri oluşturuyorsun. Bir tarafın acıyor, üzülüyor, kahroluyor. Bildiğin zaman bunu yapan bendim dediğin zaman olayı normal görüyorsun. Elinden gelen yani sana düşen bir şey varsa yine yapıyorsun. Ama biliyorsun sen yapıyorsun. İtirazın yok. Niye bu var? Niye böyle oldu? Şimdi şunu şöyle yapmadılar. Şunu eksik yaptılar. Şunu yanlış yaptılar. Şurada iyi düşünemedi insanlar şöyle insanlar yok. Kişiler yok. Kimlikler yok. Eğer bir sorun varsa o sorunu ben oluşturuyorum. Oradaki eksikliği ben oluşturuyorum. Ama nakıs anlamında değil. Onun öyle olmasını gerektirdiğim için, istediğim için oradaki o boşluğu ben yaratıyorum. Hani orada insanlara yüklenen işte bunu böyle iyi yapamamışlar, burada iyi uygulamamışlar, ne bileyim hani böyle itirazlar vardır ya mesela müteahit bunu iyi yapmamış, işte müteahit şunu şöyle yapmamış falan deriz ya hani. E ne deriz? İnsan ölecekse baş ağrısı bahane deriz değil mi? Allah insanın canını alacaksa ya da Azrail canını alacaksa baş ağrısı bahane deriz bir taraftan da değil mi? Bunun gibi ben oluşu her şekliyle olduruyorum ve her şekliyle seviyorum ve böyle istiyorum. Benim için ölüm yok zaten. Dolayısıyla orada ben öldü dediklerim kişi kimlik halim söylüyor. Bende ölüm yok. Aşkı ve sevgiyi geçince sevgi denen kalkıyor. O aydınlanma dediğiniz oluyor. Sevgi buraya göre bir boyut ve durulmayan bir boyut. İsa kavramında biliyorsunuz İsa sevgi diyor değil mi? Ama nasıl bir sevgiden de bahsediyor biliyor musunuz? Diyor ki ben babayı oğuldan ayırmak için geldim. Canları almak için geldim. Çeşitli çeşitli can acıtıcılar yapacağım diyor ve yapıyorum diyor. Ve sebep de kendinize gelmeniz için diyor. Kendinizi bilmeniz için diyor. Bunu yapacağım ve bunu sevgimden yapacağım. Sevgimden dolayı bunları yapacağım size diyor.