📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

İş’te Zirve - Mustafa Topçuoğlu | 27 Aralık 2025

BloombergHT44:19

Transcription

Bimberg ekranlarından bir kez daha merhaba. Rahmi Koç Müzesi'ne İşte Zirve programıyla karşınızdayız ve her hafta olduğu gibi çok değerli, çok kıymetli bir konuğum var bu hafta da. İşte zirvede Gülsan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mustafa Topçuoğlu bu hafta bizlerle birlikte. Mustafa Bey hoş geldiniz öncelikle. İyisinizdir umarım. Nasılsınız?

Hoş buldum. Teşekkür ederim. Çok şükür iyiyim. Sizler de iyisiniz.

Çok iyiyim ben de. Sizi ağırlamak çok ayrı bir keyif. Eminim ki çok böyle tadından yenmeyecek bir sohbet olacak. Müsaadenizle ben böyle sizi hikayenin en başına götürmek istiyorum. Şirketiniz gibi aslına bakarsanız sizin ve ailenizin temelleri de Kilis'te atıldı. Babanız Ali Topçuoğlu ki birazdan da kendisinden bahsedeceğiz. Bir kitabı da var. Öğütlerini, tecrübelerini anlattığı bir usta, bir yol gösterici olarak siz de kendisinden her zaman bahsediyorsunuz ve aynı babanız Ali Bey gibi sizin de çalışma hayatınız diyeyim. Çok erken yaşlarda başlamış. Çok derken böyle liseyi bitirip çok demek istemiyorum. 5-6 yaşlarında hep babanızın etrafındaymışsınız ve ticareti çok erken yaşlarda öğrenmişsiniz. İlk olarak sorabilir miyim? Nasıl bir çocukluktu? Nasıl bir aileydi diye.

Evet. Ben 1961 yılında Kilis'te doğdum. İlk öğretimimi Kilis'te tamamladım. Daha sonra ortaokul ve liseyi Gaziantep'te tamamladıktan sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Yüksekokulundan mezun oldum. Tabii çocukluğumuz Kilis'te geçti. Bizde tabiri caizse çocuk bezden kurtulduktan sonra babasının yanında işe gidip gelmeye başlar. Biz de 4-5 yaşlarından itibaren sürekli iş ortamında bulunduk. İş hayatının aslında o havayı koklamaya başladık. Ben, hep ticaret hayatına da 10 yaşında atıldım diye bahsederim. İşte dükkanda akaryakıt istasyonumuz vardı. Bir de bitişiğimizde bir eczane. Babam Tercüman Gazetesi okurdu. Komşumuz da Tercüman Gazetesi okurdu. Komşumuza gittim ben. Dedim, "Sizden bu gazeteyi öğlen vakti saat 10'da satın alsam bana kaça satarsınız dedim. 50 kuruşa satar mısın dedim. Olur dedi. Sonra babama gittim. Ben gazeteyi sana saat 10'da getirsem olur mu dedim. Tabii herhalde onlar da beni teşvik etmek için kabul ettiler. Ben ilk ticaretime komşumuzdan gazeteye 50 kuruşa alıp babama 1 liraya satmayla başladım.

Öyle de devam etti o yolculuk. Ama şunu da sormak isterim. Üç kız kardeşiniz var. Dört kardeşsiniz. Nasıldı o kadar kız kardeşle büyümek? Nasıl anılarınız var?

Evet. Tabii bizim örf adet geleneklerimiz. Dedem erken vefat etti ve babaannem, amcam, benim kız kardeşlerim aynı evde büyüdük. Tabii o Anadolu'nun kültürü, örf adetleri, saygı çok değerliydi bizim için. Çok huzurlu bir ailede büyüdüm. Tabii bunun faydalarını ileride de görmeye başladık. Biz benim küçük amcam benden 5 yaş büyük. Şimdi beraberiz. Aynı şirkette ortağız. Aynı yönetim kurulunu paylaşıyoruz biz. Aynı odada büyüdük. Çocukluğumuz beraber geçti. Tabii aynı ortamda sürekli büyümenin inanılmaz faydaları var.

29 Ekim doğumlusunuz değil mi? Böyle çocukken diyor muydunuz? Her doğum gününüzde herkes de benim doğum günümü kutluyor.

Tabii tabii. O da gerçekten bir ayrıcalık. Çok güzel bir tesadüf ve ayrıcalık dediğiniz gibi. Şimdi aile kavramı çok anlamlı, çok önemli sizin için. Burada babanızdan biraz önce bahsettik. Dedenizi erken yaşta kaybettiğinizi söylediniz ama bütün o değerler aslında dedenizden ve isminizi de kendisinden aldınız diye biliyorum. Oradan size yadigar gibi babanızın bir kitabı var. Birazdan da bahsedeceğiz ama kameraman arkadaşımdan da rica edeyim. 1940 yılından bugüne Ticaret ve Sanayi Odası Hatıralar. Sayın Ali Topçuoğlu'nun yazdığı bir kitap ve o da bu kitapta siz de zaman zaman röportajlarınızda hep şirketinizi büyütürken ve yönetirken o dedenizden miras kalan etik değerlerin, o bakış açısının, o sözünde durmanın ne kadar önemli, ne kadar anlamlı olduğunu söylüyorsunuz. Ve bir söz vermeden önce o karar verene kadar hayır deme şansınız var. Orada iyice düşünün diyorsunuz ama sözü bir kere verdikten sonra artık size tek bir şey düşüyor. O sözün arkasında durmak ve gereklilikleri yerine getirmek. Ne anlam ifade ediyor güven duygusu sizin için?

Tabii 1940 yılında başlayan bir kültür, bir iş ahlakı bu 3. kuşaklara geçen bir değer. Ben iş hayatına atıldığımda tabii üniversiteyi bitirdim, askerliğimi bitirdim. İlk artık şirkette sorumluluk almaya başlayacağım dönemde babam, rahmetli amcam ve Vedat Bey amcam beraber bir toplantı yaptık. Kısa bir toplantı aslında bana bu kültürü hatırlatma toplantısıydı. Bana iki şeyin önemini vurguladılar. Bir, bak artık iş hayatına atılıyorsun gerçek anlamda. Bir konuda yok deme hakkın var, düşüneyim deme hakkın var. Hayır deme hakkın var ama söz verdikten sonra tek bir hakkın var. Verdiğin sözü yerine getirmek. Bu bizim iş hayatımızdaki en önemli miraslardan birisi ve biz de çok şükür bunu koruyarak geldik. İkincisi de iş yerinde, özellikle aile şirketlerinde işin tartışması olur. İş yerinde para kazandığımız günler olur. Zarar ettiğimiz günler olabilir. Zorluklar olur, işin kavgası olur. Ama bunların hepsi bu binanın içinde kalması lazım. İşinizi evinize götürmeyin ve asla kazancınızı, ne kazandığınızı eşinizle, ailenizle paylaşmayın. Ama gerektiğini tabii ailenin ihtiyaçları için harcarsınız ama kazancınızı paylaşmayın diye. Bana bu iki nasihat verdiler o zaman. Biz de yani kurum kültürü olarak da tabii dürüstlük, şeffaflık, sürdürülebilirlik, bunların sürdürülmesi gerçekten çok değerli. Ben diyorum ki itibar en büyük sermaye. İtibarsa her kapı size açılır. Güven varsa her kapı size açılır. İş hayatında bence en büyük sermaye itibar ve güven.

Biraz önce siz de bahsettiniz. Dedeniz vefat ettiğinde sanırım 56 yaşındaydı. Çok genç bir yaşta. Allah nur içinde yatsın. Mekanını cennet eylesin dilerim. Kendisinin vefat ettiği gün Koç Holding'e bir ödemeniz varmış. Ve babanız ve amcalarınız muhtemelen siz daha hikayeyi eminim güzel aktaracaksınızdır benden ama ben kitapta okuduğumda çok etkilendim bundan. O gün babalarının vefat ettiği gün olmasına rağmen o ödemeyi gerçekleştirmişler. Bunu duyan Vehbi Koç da çok duygulanmış ve babanıza bir mektup yazmış. Öyle değil mi sizden dinleyebilir miyiz bir de bunun anlamını?

Evet. Evet. Tabii. Dedem vefat ettiğinde 1969 yılında o gün de bir senet ödemeleri var. Biz de Koç Holding'e bağlı Tormak diye Adana'da bir firma var. Koç'un firması. Bu Fiat traktörler ve onların yedek parçalarını ve traktörlerin satışını yapıyoruz. Senedin ödemesi gelince dedem de vefat ediyor. Babam amcama kasanın anahtarını veriyor. Sen diyor, "Sabahleyin git kasadan parayı al, bankaya yatır. Senedimizi öde de gel" diyor. O gün de o senet ödeniyor. İki gün sonra da Allah rahmet eylesin Vehbi Bey'in Adana'da toplantısı var Holding'in. Böyle böyle Kilis'teki Gaziantep'teki bayimiz vefat etti ama çocukları bugün bize iki gün önce senetleri vardı. Aynı gün senetlerine de öderler deyince Vehbi Bey aileye hitaben bir mektup yazıyor. Hem başsağlığı diliyor hem de aynı zamanda desteğimizin sizlerle beraber olduğunu bir güvenle ilgili bir teşekkür mektubu yazıyor. Tabii şunu da bahsetmem lazım. Bizim Gülsan kültürünün oluşmasında ve temelinde de Koç Holding'in yönetim kültürünün çok etkisi var. Biz o şirkette iş yaparken daha sonra İzmir'de Trakmak şirketleri vardı. Oradaki işleyiş, kurumsal yapıyı hep babam rahmetli amcam kendi şirketimize detaylarıyla uygulamaya çalıştılar ve biz kurumsallaşmada Koç grubunu örnek alarak hareket eden bir firmayız.

Ve bugün sizinle bu sohbeti de Rahmi Koç Müzesi'nde gerçekleştiriyoruz. Şirket kültürünü burada anlatıyorsunuz. Bu da belki güzel bir anı olacak sizin holdinginiz adına. Peki şunu sormak isterim Mustafa Bey. Eğitim Fakültesi mezunu olduğunuzdan biraz önce bahsettiniz. Anadolu Üniversitesi'nden mezunsunuz. O nasıl bir tercihti? Orada aldığınız eğitimin bugünkü lider yönünüzde nasıl katkılarını gördünüz? Yahut hiç başka bir alanda çalışma hayaliniz olmuş muydu?

Evet. Tabii o zaman özel üniversiteler yoktu. Üniversitelere girmek de çok kolay değildi. Bir de işte 1980 öncesi dönemde terör, hangi üniversitelerde terör yüksek? Hangilerinde az? Seçim yaparken kısıtlı imkanlar vardı. Tabii benim oradaki en büyük hedefim de yabancı dil öğrenme arzusuydu. Oradan yola çıkarak bu okulu seçtim. İyi ki de seçmişim diyorum. Tabii eğitim gerçekten çok önemli ama yabancı dil de çok önemli. Bu açıdan baktığımızda öğrendiğim yabancı dilin bugün işimizde çok değerli olduğunu düşünüyorum. Şimdi sizin iş hayatınıza baktığımda ben çok cesur kararlar aldığınızı fark ettim. Belki bir aile şirketi olduğu için kendinizi de ispat etme arzusuyla bunu size soracağım. Elbette siz doğrusunu aktaracaksınız ama bana hissettirdiği duygu o oldu. Kimsenin girmek istemeyeceği ihalelere girmek, ilk büyük işlerinizi böyle almak, İran Irak savaşı sürecinde beklenmedik kararlar alabilmek. Orada hep böyle hızlı ve cesur kararlar görüyorum iş hayatınızda ve Holding'in büyümesinde de bu kararların çok büyük bir etkisi var. Hep böyle çok cesur muydunuz?

Evet. Tabii biz aile olarak 1976 yılında sanayiye geçiş yaptık. 1976'da sünger yatak imalatı ile başladık. 30 kişinin çalıştığı bir iş yeri ve o işe başlarken ya biz bu 30 kişiyi nasıl yöneteceğiz diye endişelerimiz vardı. Daha sonra 1983 yılında sentetik çuval ambalaj sektörüne giriş yaptık. Tabii orada 90 kişi çalışacaktı. Dedik ki ya bu 90 kişiyi biz nasıl yöneteceğiz? Tabii bu kararları alırken ailenin bir arada olması, birbirimizden güç almamız çok değerliydi. 90 kişiyi yönetmeye başladıktan sonra 90'la 900'ün artık farkı yok demeye başladık. Tam da o dönemde Allah rahmet eylesin Turgut Özal Anavatan Partisi hükümeti kuruldu ve bir ihracat seferberliği başladı. Başbakanımız da o dönemde Irak'la 1 milyar dolarlık petrol karşılığı bir ticaret anlaşması yaptı. Yani Türkiye'den Irak devlet kurumlarına ihalelere girecekler. Bunun parasını bir Türkiye hükümeti ihracatçılara ödeyecek ama Irak hükümetinden 1 milyar doları petrol olarak bir yıl sonra almak üzere. Böyle bir anlaşma çerçevesinde Irak'ta ihaleler açıldı. Biz de sektörümüzle ilgili olan bir gübre fabrikasının torba ihalesi geldi bize. O zaman böyle mailler de yoktu. Telex'le davet edildik. Numuneleri hazırladık. Irak'a gitmem lazım. Ürdün'e uçakla gittim. Oradan bir taksi kiraladım. 1200 km Basra'ya gittim. O zaman Irak'la İran arasında 7 yıl süren bir savaş var. Bu tam da Şattü'l Arap dediğimiz Irak, İran sınırını ayıran bir nehir. Bu gübre fabrikası da tam o nehrin denize döküldüğü yerde olan bir fabrika. Ben öğleden sonra 4-5 gibi oraya ulaştığımda dediler ki mesai bitiyor. Torba denemelerini de yarın yapacağız. İhale de yarın. Dedim nerede kalabilirim? Bir 3 kilometre ötede dediler bir sığınak var. Gidip orada kalabilirsin dediler. Gittik sığınağa. Böyle bir çadır, kum torbaları. Geceyi orada geçirdik. Tabii böyle taciz atışları, gece silah sesleri geliyor. Ağır bombalar değil ama taciz atışları. Sabahın ihaleye gittik. Benden başka kimse yok. Hiç unutmuyorum. 3.260.000 dolarlık bir ihaleydi.

Ve bu ilk büyük ihaleniz sizin.

Evet. Ve bizim için 3.260.000 dolarlık bir ihale. İnanılmaz bir rakam. Bizim

30 kişiyi nasıl çalıştıracağız derken

Evet. Ve bizim ihalenin miktarı kurduğumuz tesisin bir yıllık full kapasitesiydi. O heyecanı hiç unutamam. Benden başka da kimse gitmemişti ihaleye. Tabii o savaş ortamına kimse gelmek istememiş. İhale bizde kaldı. 1989 yılına kadar o tarihten Irak'taki bütün gübre fabrikalarının ihalelerini bize bir pozitif ayrımcılık yaptılar ve biz aldık. Zaten Gaziantep'e döndüm. Rahmetli amcamla Vedat Bey amcam ertesi günü tekrar yurt dışına Almanya'ya gittiler. Yeni makine siparişleri vermek için.

O ihalenin altından kalkabilmek için.

Evet. Evet. Bu şekilde büyüyerek işlerimiz devam etti. Tabii doğru zamanda, doğru yerde ve doğru işleri yapmak lazım. Risk de almak gerekiyor. Başarılar böyle oturduğunuz yerden olmuyor. Mutlaka bir mücadele edilmesi lazım.

Bir de başarılı olmak için gençlere, işinize aşık olun diyorsunuz. Sizin mesleğinizi anlatırken gözünüzde zaten o ışığı görmemek mümkün değil. Bu mu olur tavsiyeniz? Dört tane de sizin evladınız var. Allah bağışlasın. Birazdan onlardan da bahsedeceğiz. Hem de onlarla çalışıyor olmak nasıl bir duygu ondan da bahsedeceğiz. Ama başta evlatlarınız olmak üzere daha yeni jenerasyondaki iş hayatına atılacak insanlara bunu mu tavsiye edersiniz?

Evet. Ben gençlere öncelikle iş hayatına atılırken bir sabırlı olmalarını öneriyorum. Gerçekten bir işe başlamak, o işi öğrenmek, o işi derinlemesine öğrenmek bir zaman. Bu konuda birincisi zaman olması lazım. Yani sabırlı olmaları gerek. Ben bunu bir anekdotla paylaşmak da istiyorum. Bir gemi acentası sahibi kendisine bir yardımcı alacakmış. Gelen kişilerle mülakatı kendisi yapıyor. Limanda da ofisi giren kişiye diyormuş ki, "Şu gemi nereden geldi? Bir sorup gelir misin diye soruyormuş. Gidip geliyor. Efendim gemi Mısır'dan geldi. Dinliyor. Teşekkür ederim diyormuş. Çıkıyor. İkincisi işte geminin bayrağını soruyor. Cevabını veriyor çıkıyor. Bir kişi gelmiş şu geminin kaptanının adını öğrenip gelir misin diye soruyor. Kişi gidiyor geliyor. Efendim diyor gemi kaptanının adı Ahmet Can. Gemi Mısır'dan gelmiş. Panama Bayraklı. Mısır'dan 3.000 ton pamuk getirmiş. Buradan şuraya gidecek. Bu gemi falan şirkete ait. Tamam sen aradığım kişisin.

Mülakat bu soruymuş.

Bu soruyla buradan şuraya geleceğim. Ne iş yaparsanız yapın işin detayını ve derinliğini sorgulamanız lazım. Kendinizi başkalarından ayrıştırmanız lazım. Meraklı olmanız lazım. Fark yaratmanız lazım. Başarı buralardan geliyor.

Sizin boyutunuzdaki holdinglere, iş yeri sahiplerine baktığımızda zaman zaman şirketin merkezlerini başka noktalara İstanbul'a taşıdığını da görüyoruz. Gülsan'ın merkezi doğduğu topraklarda Gaziantep'te yaşıyorsunuz. Biraz bu aidiyet duygusundan bahsedelim mi Mustafa Bey?

Evet. Tabii bizim hem Gaziantep'te işimiz var. Tesislerimiz Çorlu'da yurt dışında da tesislerimiz var ama merkezimiz hep Gaziantep'te. Burada tabii doğup büyüdüğümüz topraklar, dostlarımız, ailemiz, akrabalarımız orada olduğu için orada yaşamayı seviyoruz. Gaziantep'te yaşamayı seviyoruz. Gaziantep'in çok farklı bir kültürü var. Samimiyet, misafirperverlik, yemekler. Ve kendimizi Gaziantep'te memleketimizde mutlu hissediyoruz.

Peki şunu merak ediyorum. Biraz gerçekçi bir tarafınız var. Böyle hedefler koyan, o hedefe doğru planlı bir şekilde koşan. Hayal kurar mısınız Mustafa Bey?

Ya mutlaka ben hayal kurarım. İnsanın hayalleri olmalı ama hayallerin erişilebilir olması çok önemli. Yani ulaşamayacağınız hayaller kurmak da doğru değil. Bu da insanın uzun vadede motivasyonunu bozar. Belki hayallerinizi adım adım ileriye taşımak en güzel. Ben evlendiğim zaman bir mütevazi bir evde oturuyordum. Benim bir hedefim vardı. İşte daha iyi bir eve taşınmak. Daha iyi bir eve taşınmak. Ya bu kendi özel hayatımla ilgili hayallerimdi. İşle ilgili biz baştan işe başlarken örnek veriyorum kapasitesi 1000 ton olan bir şeyi kaldırma gücümüz varsa işi bunu hedefi kendimize çok daha büyük koyarsak burada büyük ihtimalle riskler ve hayal kırıklığı yüksek olur. O açıdan hayallerin ulaşılabilir olması önemli.

Müsaadenizle kısacık bir ara vereceğiz. Kısa bir aranın ardından Sayın Mustafa Topçuoğlu ile sohbetimiz devam edecek. Rahmi Koç Müzesi'nde Sayın Mustafa Topçuoğlu ile sohbetimiz devam ediyor. Mustafa Bey biraz tecrübenin öneminden bahsedelim. Çünkü hataları ve pişmanlıkları siz tecrübe olarak nitelendiriyorsunuz. Ders alınıp yola devam edilmeli gibi bir bakış açınız var. Pek keşkesi olan biri değilsiniz bu anlamda sanırım değil mi?

Ya tabii özel hayatımda çok şükür keşkelerim yok ama iş hayatında keşkelerimiz var. Şöyle biz 1998 yılında Rusya'da bir yatırım yapmıştık. Tabii herhalde işin biraz cazibine kapılarak oradaki yatırımımız da istediğimiz başarıya ulaşmadı. Bir yıl sonra orada bir para kaybederek dönmek zorunda kaldık. En önemli keşkelerimizden birisi bu. Aslında bir başarısızlık bizi rahatsız etti. Tabii biz kaynaklı olmaması ama her başarısızlıkta da bir tecrübe doğuyor. Demek ki fizibiliteyi yeteri kadar doğru yapmamışız. Derinliğini incelememişiz. Belki de o zamanki potansiyel karlılık bizi heyecanlandırmış ve doğru karar alamamışız. Böyle bir keşkemiz var.

Peki dönüm noktası olarak hangi zamanı nitelendirirsiniz iş hayatınızda? Böyle kendinize karşı o anlamda bilmiyorum acımasız mısınızdır yoksa takdir eden bir yerde misinizdir ama kendinizi çok iyi kendini ispatlamış hissettiğiniz bir hikayeniz var mıdır?

Bu Irak'taki ihale önemli bir bizim için başarıydı. Dönüm noktasıydı. Hem şirketimizin büyümesi anlamında aldığımız riskle neticeleri açısından. Daha sonra tabii bu bütün ailenin başarısı olarak da biz 1993 yılında, 92 yılında Gaziantep Sanayi Odası olarak Almanya'daki bir makine fuarına ziyaretçi olarak katıldık. Makine firmaları da bize orada makinelerini tanıttılar. Rahmetli amcamın bir tanıtım çok dikkatini çekti. Gaziantep'e döndüğünde bu konuyu incelemeye başladık. Polipropilen halı ipliği üretimi. Gaziantep'te o zaman halı üretim şehri. Halıcılarla konuştuk ya. Dünyada böyle bir yeni trend var. Polipropilen iplikle yapılan halılar, sonsuz elyaf, havlar uçuşmuyor, leke tutmuyor. Böyle bir ürün piyasaya girse nasıl olur diye. Tabii firmaların alışkanlıkları var. O dönemde akrilik iplikten yapılan ve yünden, yün iplikten yapılan halılar çok revaşta. Herhalde herkesin de işi düzeninde ki değişikliği pek ihtiyaç duymadılar. Bundan halı olmaz bu iplikten şeklinde yorumlar yaptılar. Fakat biz yurt dışına bakıyoruz. Avrupa'da, Belçika'da, Almanya'da, Amerika'da bu iplikte inanılmaz bir yatırım var. Biz yatırım kararı aldık. Makinelerımızı kurduk. En kötüsü dedik. Gaziantep'te bunu satamazsak ihraç ederiz şeklinde. 1994 yılında üretime başladık. Tabii ben de işte satıştan sorumluyum. İplikleri aldım. Bir halı firmasına gittiğimde biz dediler kullanamayız. Hep reddettiler. Biz de bir tezgah kiralamaya karar verdik. Tezgaha kiraladık. Bir aylık kirasını verdik. Onların yardımıyla yurt dışından bir iki danışman getirdik. 50-60 gün sonra doğru halıyı yere serdik ve o halı firmasının sahibi şu dedi: "Bir aylık kiranızı geri iade edeyim. Tezgahın üzerindeki iplikleri bana satar mısınız?" dedi. Tabii burada en önemli nokta şu. Gaziantep'in 1994 yılında halı ihracatı 30 milyon dolar civarında ve bunun %75-80'i akrilik ipliklerden yapılan halılar, gerisi de yün iplikten yapılan halılardı. 2015'li yıllara geldiğimizde Gaziantep'in halı ihracatında polipropilen ipliğin payı %75'lere çıkmıştı ve Gaziantep çok büyük bir değişim.

30 milyon dolar olan Gaziantep'in halı ihracatı bugün 2 milyar dolar ve biz Gülsan ailesi olarak bu değişimde şehrimize ve ülkemize bir değer kattığımız için bunu gerçekten bunun gururunu yaşıyoruz. Bizim hayatımızdaki en önemli başarı dönüm noktalarından birisi de budur. Tabii hem şirketimiz büyüdü hem sektör büyüdü. Şu anda da yine o iplik konusunda dünyadaki en büyük üreticilerden birisi konumundayız. Mustafa Bey, insan ilişkileri de önemli bir yerde duruyor. Şimdi aile tarihinize de baktığımızda babanız Ali Bey'in kitabında dedenizi anlatış şeklini gördüğümde, sizin babanızdan bahsetmenizi dinlediğimde yahut evlatlarınızın sizin hakkınızda kurduğu cümlelere baktığımızda orada kuşaktan kuşağa aktarılan bir durum söz konusu. Hatta ticaretin temeli de insan ilişkileri diyorsunuz. Bu bağlamda bakıldığında nasıl bir lidersiniz? Nasıl bir yöneticisiniz siz?

Evet. Tabii aile kültürü şirketlerin bir kültürü oluşuyor ve bu yazılı kuralları olmasa bile yaşanmışlıklarla bu kültür yaşamaya devam ediyor. Bizim şirketimizde de insan odaklı bir yapı var. Bizim yönetim şeklimiz biz ekibimizle başarılıyız. Hatta bizim şirketimizin girişinde bir yazı vardır. Bu şirketin başarısının temelinde çalışanları vardır diye. Ekibiniz ne kadar kuvvetliyse istişare yeteneğiniz ve konusuna hakim yöneticileriniz varsa başarılı olma ihtimaliniz o kadar yüksek. Biz yapıcı bir liderlikle bu işi sürdürüyoruz. Gerek Vedat Bey gerek ben sorumluluklarımızı paylaşarak, istişare ederek yerine getiriyoruz. Başarımızın temelinde bunlar olduğunu düşünüyorum.

Şimdi nasıl bir yöneticisiniz diye sordum ama aynı zamanda evlatlarınızla da beraber çalışıyorsunuz. Biraz önce de söyledik. Dört çocuğunuz var. İki kız, iki erkek. Öyle değil mi? Onlardan üçü artık sizinle çalışıyor. Biri eğitimine devam ediyor şu anda. Nasıl o dengeyi kurmak? Muhtemelen sizin babanızla olan diyaloğunuzdan daha farklı bir diyalog var şu an oğlunuzla aranızda. Çünkü dönemin ruhu değişmiş. Sizinle programdan önce de sohbet etme şansımız oldu. O değişime, o dönüşüme nasıl ayak uyduruyorsunuz diye sorsam.

Evet. Tabii. Şimdi genç kuşağın beklentileri, olaylara bakışı bizden çok farklı. Burada baştan hep doğru bizim doğrumuz diye bakarsak bu işi yönetemeyiz ki öyle değil. Değişim çok hızlı. Bizim şirketimizin kurumsal yapısında gerçekten aile üyelerinin işte çalışabilmesi için yeteneklerine, eğitimlerine göre bir iş programı yapılıyor. İşletmeleri tanımak, genel yapıyı bilmek. Ondan sonra da bir konuda sorumluluk vermek şeklinde. Sorumluluklar tabii üst düzey sorumluluk değil. İşin bir noktasından başlayarak başarılı profesyonellerin, yöneticilerin olduğu yerde beraber o işi yapmak şeklinde yapıyoruz. Bizim şirketimizde ü benim çocuğum var. Vedat Bey'in dört kızı var. Bunların hepsi bir görev bölümü yapılmış durumda. İşte finansmanda çalışanlar insan kaynaklarında, satışta değişik bölümlerde çalışıyorlar. Biz yönetimsel olarak çok şükür bugün bir sorun yaşamıyoruz. Ama bunun temelinde gençleri dinlemek, onların ihtiyaçlarını doğru anlamak, beklentilerini doğru anlamak ve hedeflerine ulaşmalarında destek olmak şeklinde. Bizim yapımız tabii yaş ilerleyince biraz daha muhafazakarlaşıyoruz. Gençler de daha farklı bakıyorlar. Bir ortak dengeyi kuruyoruz. Şimdi sizin temponuza baktığım zaman zaman yönetiminizi de merak ediyorum. Yani çok erken mi başlarsınız güne? Nasıl planlarsınız? Eskisi kadar seyahat etmediğinizden bahsettiniz sohbetimiz esnasında ama yine de çok fazla şapkanız var. Holding bünyesi altında farklı sektörler var ve siz olabildiğince hepsinden haberdarsınız ve bunun paralelinde de hayattan da keyif almaya çalışıyorsunuz elbette. Zaman yönetimi neresinde duruyor yaşamınızın?

Bir denge kurmaya çalışıyoruz. Ben önceden sabahları saat 8.30'da işimin başında olurdum. Son 2 yıldan beri bunda bir değişikliğe gittik. Artık sabah 9-9.30 gibi işe gidiyorum. Ama akşam dönüşler yine iş bitişi 6-7-7.30-8'e kadar uzayabiliyor. Bunun dışında önceden yılda bir defa bir hafta tatil yapardık.

O kadar mıydı tatiliniz?

Geçmişte öyleydi. Şimdi kendimize daha çok zaman ayırıyoruz. Tabii daha kurumsal bir yapının oluşması, gençlerin işe başlamasıyla beraber yaz tatillerine daha çok önem veriyorum. 4-5 gün kadar tatil yapma imkanı buluyorum kendimde.

Biraz acısını çıkartıyorsunuz o hiç tatil yapmadığınız zamanların.

Evet.

Torun var mı?

Torun yeni bir torunum oldu. 20 günlük.

Allah bağışlasın. Gerçekten çok

Evet. Çok farklı bir duygu.

İşte o birazcık daha ayaklandığında muhtemelen siz sabahları biraz daha geç gidebilirsiniz işe.

Evet. Evet.

Peki onun dışında hobileriniz var mıdır? Yapmaktan keyif aldığınız aktiviteler ya da böyle bu yoğun temponun içinde şöyle sorayım. Hobiden de öte siz nasıl zihninizi biraz boşaltıp biraz kendinizi motive edersiniz? Nelerden ilham alırsınız? Kendinizi beslersiniz diye sorsam.

Evet. Evet. Ya biz o kadar çok çalıştık ki hobi oluşmasına zamanımız da olmadı. Hiç unutmuyorum işte kış tatiline 40 yaşında çocuklarla ilk gittiğimizde dediler ki ya baba sen de kayak öğren. Dedim ki ya şimdi kayak yaparken bir yerimizi kırarız işi aksatırız diye ona da başlamadık. Yaz tatillerinde yüzmek. Ben daha çok tabiatta olmayı seviyorum. Böyle hafta sonları bir sakin yerler, göl kenarı, yürüyüşler, yazın deniz kenarında böyle huzurlu şekilde dinlenmek, kendimizi yenilemek güzel geliyor.

Sizin aile kültürünüze baktığımda sosyal sorumluluk projeleri de Mustafa Bey çok ön plana çıkıyor. Yani hem bu münferit olarak yapılan yardımlar ama onun da dışında holding bünyesinde yapılan çalışmalar ve bu hani bir sosyal sorumluluk projesi olarak yaptım demek için yapmaktan çok biraz önce de söylediğim gibi çok kalpten benimsediğiniz bir noktada aileden de gördüğünüz bir şey anladığım kadarıyla orada topluma aldığınızı geri vermeye dair çok özenli bir çabanız var gibi hissettim ben. Sizden dinleyebilir miyiz biraz bu tarafa bakış açınızı?

Evet. Evet. Ya tabii çok şükür biz 1940'ta başlayan bir aile hikayesi, 1976'dan sonra sanayiciliğe geçiş ve geldiğimiz noktaya baktığımız zaman Allah'ımıza ne kadar hamdetsek az. Tabii biz bunu nerede başardık? Gaziantep'te başardık. Türkiye'de başardık. Ve bizim bu topluma karşı da çok ciddi sorumluluklarımız olduğunu biliyoruz. Madem burada biz bu imkanları bulduk, bunun topluma da geri bir şekilde vefa olarak gerektiği bilinciyle Allah da kısmet etti. Özellikle başta eğitim olmak üzere birçok okul yaptırma imkanımız oldu. Bunlardan en önemlisi Naci Topçuoğlu Meslek Yüksekokulu Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi içerisinde 2008 yılında amcam rahmetli oldu. Bir yıl sonra okul bitti. Gaziantep Üniversitesi'ne biz bütün binasıyla, münferit şeyiyle ekipmanlarıyla, laboratuvarlarıyla teslim ettik. Okulun amacı organize sanayi bölgesindeki sanayicilerin ihtiyacı olan branşlarda öğrencileri yetiştirmek ve iki dönem okulda bir dönem de fabrikalarda pratik eğitim verdirerek gençleri hayata hazırlamak. Her yıl buradan 900 öğrenci mezun oluyor ve sanayide de öncelikle iş bulma imkanları oluyor. Sanayinin ihtiyacı olan bölümlerde. Bunun dışında endüstri meslek liseleri, Anadolu liseleri ve bir İnayet Topçuoğlu hastanesini yaptırarak onu da Büyükşehir Belediyesi'ne devrettik. Günde 1500 kişinin hastanın girip çıktığı bir hastane olarak ya bunu biz bir toplumda bir kazancımız varsa bunun geri dönüşü de manevi olarak bizim için çok değerli.

Çok çok kıymetli. Peki yemek yapar mısınız diye soracağım? Çünkü Sayın Konukoğlu'nu ağırladığımda Antep'te pazar günleri yemekleri evin erkeklerinin yaptığını bana söylemişti. Ben de şaşırmıştım hatta. Sizin ailede de böyle midir?

Vallahi ben yemek yapmayı bilmem ama bazen yorumlar yapıyorum, tarif ediyorum. Şöyle bir anımı da anlatayım. Biz evlendik birinci hafta fabrikada da bizim aşçımız bir poşe yumurta yapıyordu. Bana yaparken gördüm. Çok hoşuma gitti. Evlendik. Hanıma dedim ki eşime Dilek Hanıma ya bu yumurtayı ben yapayım dedim. Başladım. Bütün yumurta suyun içinde kayboldu. Hanım da bana dedi ki, "Sen şu mutfaktan bir çık." dedi.

Bunu bir kere çıkmak için yaptınız belki de.

Yok, yapmaya çalıştım da yapamadım. Ondan sonra da 40 senedir bir daha mutfağa girmedim.

Ama seversiniz herhalde Gaziantep yemeklerini sevmemek zaten mümkün değil. Öyle değil mi?

Evet.

Peki şimdi evlatlarınızın sizinle çalıştığından bahsettik. Orada o özgürlük alanları var mıydı diye de sormak isterim. Yahut yetiştirdikleri kültür içinde mutlaka bir gün gelip sizinle çalışacaklarını biliyorlar mıydı? Farklı alanda bir seçim yapsalardı sizin yorumunuz ne olurdu?

Evet. Tabii biz biraz da onları daha çocukken yönlendirdik desem doğru olur. İşte 5-6 yaşındayken ofise gelmeleri, işte işletmede biz gezerken bizle beraber gezmeleri, lise çağındayken 15 gün işletmede çalışmaları. Bunlar da aslında onların sanayi sektörüne, üretime böyle bir yakınlaşmasını sağladı. Tabii bir insanın bir işte başarılı olması için istekli olması lazım. Hepsine ben ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hiçbirisi yok ben gelmem şu ayrı bir yol çizeceğim demedi. Ama öyle olduğu zaman da saygı göstermek gerektiğini düşünüyorum. Yani bir insan ancak sevdiği işte başarılı olabilir.

Aslında en başa gelecek olursak aşık olmanız gerekiyor yaptığınız işe. Peki yavaş yavaş sonuna geliyoruz programın ama aile kavramı sizin için çok önemli. Çok da farklı. Kendinize rol model alacak figürlerle birlikte büyüme şansınız olmuş. En çok kimler üzerinizde etki bıraktı? Tanıdığınız ya da tanımadığınız yahut sizin aldığınız aslına bakarsanız en iyi tavsiye neydi desem iş hayatına dair?

Tabii bizim şansımız hep iş hayatında büyüklerimiz başımızdaydı. Babam rahmetli amcam Vedat Bey beraber çalışma imkanı bulduk. Onların tavsiyeleri, önerileri, bize güç vermeleri bizim için çok değerliydi. Ben babamın şunu çok iyi hatırlıyorum. Bir konu var. Biz tereddüt ediyoruz. Şunu söylerdi bize. O siz işinizi helal ve dürüst yapıyorsunuz. Allah yardımcınız. Korkmayın girin. İşte o söz orada bize en büyük destek. Bir de babamın çok güzel bir sözü var. Bir şey size kısmet olacaksa bu olur. Size düşen sadece onun helalinden mi istiyorsunuz yoksa haramından mı? Size karar verecek olan o konuda sizsiniz. Ya bu sonunda olur ama sizin nasıl ona ulaşmak istediğiniz önemli derdi.

Peki bu başarı yolculuğunda şans faktörüne inanır mısınız o zaman?

Ya tabii çalışmak çok önemli. Şans da gerekli diye düşünüyorum. Doğru zamanda, doğru insanlarla beraber olmak. Ama bir çalışmanın yanında bir kısmet ve şans faktörü de var.

Şimdi her programın sonunda sizin gibi değerli konuklarıma aslında aynı soruyu soruyorum ama bizim sohbetimiz esnasında siz bu sorunun cevabını verdiniz bana. En unutamadığı başarısızlık hikayesini soruyorum her konuğuma. Çünkü o zor dönemlerde işte pes etmeyip tekrar ayağa kalkacak motivasyonu bulup tekrar tekrar deneyen insanların aslında günün sonunda en başarılı rol modeller olduğunun mesajını verme gayesindeyiz. Anlattığınız hikaye buraya örtüşüyor sanırım. Ama o zaman size şunu sorayım. Başka bir hikaye varsa aklınıza gelen lütfen elbette ki paylaşın ama o dönemden sonra işte tekrar cesaretinizin kırılmamasını nasıl sağladınız diye sorabilirim.

Ben şöyle bakıyorum. Hayat uzun bir yol. Başarıların olduğu yerde mutlaka başarısızlıklar da olacaktır. Biz de yaptığımız her işi en iyi şekilde yapmadık. Para kaybettiğimiz oldu, yanlış işler yaptığımız oldu. Ama bunlar hiçbir zaman bizim motivasyonumuzu ve heyecanımızı azaltmadı. Ben bir de şu olaylara şöyle bakıyorum. Olumsuzluklarla karşılaşmadık mı biz? Çok ciddi ülke olarak krizlerle karşılaştık. Yurt dışında krizler oldu. Ülkemizde krizler oldu. Şirket içerisinde zaman zaman olumsuzluklar oldu. Ama benim bakış açım şu. Akşam eve gittiğimde ailem sağlıklı mı? Evimde huzurlu muyum? Bunun dışındaki her şey çözülebilir. Çalışırsak üstesinden gelemeyeceğimiz şey yoktur. Mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Başarının olduğu yerde mutlaka başarısız işler de vardır. Her şey çok düzenli gitmesi mümkün değil.

Pes etmemek o zaman aslına bakarsanız sizin burada gençlere de tavsiyeniz bu yönde mi olur? Böyle bir mesajla kapatacak olsak.

Ben gençlere özellikle şunu söylemek istiyorum. Siz de hayaller ve hedefler dediniz. Şimdi gençler de çok büyük dünyadaki başarılı hikayelere bakıyorlar. Birisi bir oyun yazmış 200 milyon dolar kazanmış. Bir başkası işte garajda bir şeye başlamış. Çok başarısız milyar dolarlık şirketler kurulmuş. Tabii bunlar ama dünyada milyonda bir, 10 milyonda bir. Bunlar da olabilir, başarılabilir ama baştan bu hedefleri koyarak yola çıkarsanız bu sefer hayal kırıklığına uğrama ihtimali daha da artıyor. Biz hedeflerimizi koymalıyız. Başarısızlık da olabilir. Hiçbir başarısızlık bizi yıldırmaması gerek. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yeter ki sağlık olsun, huzur olsun. Sağlıklı ve huzurlu bir iş yerinde başarılmayacak şey yoktur.

O zaman siz başarıya giden yol kestirme değil diyorsunuz. Daha böyle taşları özenle döşenmiş uzun bir yolculuk diyebilir miyiz Mustafa Bey?

Bakın bizim şirketimiz 1940'larda başlamış. 85 yıllık bir şirket. Biz merdivenleri basamak basamak atlayarak çıkarsak nefesimiz kesilir, çabuk yoruluruz. Ama hazmederek adım adım çıkarsak başarılı olmamak için hiçbir sebep yok. Bir de bir işi öğrenme süreci, tecrübe sahibi olma süreci, o işin detaylarını, piyasasını öğrenme süreci, bunların hepsi bir zaman. Bu zamanda olmadan, siz başarılı olmak isterseniz veya bunu başardım derseniz yanılırsınız. Sabır. Her şeyin başında sabır geliyor.

Şunu da sormak istiyorum. Sizin için yaş olarak çok erken ama hani sizi bulmuşken emeklilik hayaliniz var mıdır diye sormak isterim. Yoksa hani ben kendimi sağlıklı kalkıp gidebilecek hissettiğim sürece çalışmaya devam ederim mi dersiniz?

Tabii aslında şirketlerin geleceği için bazı görevlerin doğru zamanda devredilmesi çok önemli. İnsanın yaşı ilerledikçe risk algısı değişiyor. Daha güvenilir tarafta kalmayı seçiyor. Ama 35-40-45 yaşındaki bir insanın risk algısı daha farklı. Benim düşüncem biz aktif görevlerden biraz daha çekilip işte yönetim kurullarına, toplantılarına katılarak gençlere ve profesyonellere tecrübelerimizi aktararak devam etmeyi uygun buluyorum. Yani belli bir yaşta yani bir 65-70 yaşında

Yaş vermiş olmayalım.

Yok verelim. Aktif işten çıkmanın doğru olduğunu düşünüyorum gençlerin önünü açmak için.

Yani siz hala oradayken onlara belki bir hata yaptıklarında fikren destek olabilecekken değil mi?

Evet.

Bir de onlar sorumluluklarını alsınlar, başarılarını, kendilerine özgüvenleri artsın ki zaten işin içindeler ama kendi başlarına yapabilir hale gelsinler.

Ama paralelinde de siz hala işle ilgili hayaller de kurmaya devam ediyorsunuz. Öyle değil mi? Hedefler koymaya.

Sanayicilik de bir bağımlılık. İnsanın yaşam tarzı haline geliyor. Şimdi biz yaşınız kaç olursa olsun ama zihnen gençsiniz ve o heyecanınız hiç kaybolmuyor.

Ben böyle emekli olacak bir şekilde kendimi görmüyorum. Mutlaka yeni fikirler üretip yeni işler yapmakla ilgili bir arzum olacak diye düşünüyorum.

Mustafa Bey çok teşekkür ederim. Gerçekten sizinle sohbet etmek, tecrübelerinizi dinleyebilmek çok keyifliydi. Eminim izleyicilerimiz için de öyledir. Geldiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Ayağınıza sağlık.

Ben de çok teşekkür ediyorum. Böyle keyifli bir ortamda sohbet bizim için de çok değerli, güzel oldu. Teşekkür ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum. Sayın Mustafa Topçuoğlu ile Rahmi Koç Müzesi'nde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizi noktalıyoruz. Önümüzdeki hafta cumartesi günü Blomberg HT ekranlarında İşte Zirve programında yeniden buluşmak dileğiyle. Hoşça kalın.