Transcription
Sonra devam. Her şey mümkün. İnsan kaybından boşalabilir. Cennet >> her şey mümkün.
>> Kayıp toplanma alanı hastahaneler. >> Her nefis tadacaktır ölümü. Madem herkes doğabilir düştüğü yerden.
>> Yalnızlık güzellemesi yapanlar örneğin her secdeyle kıyama kalkan köprülerin iki yakasını ilikleyebilir elleriyle. Kapı kulu olmakta gösterilen gayret bir halk denizinin öfkesinde boğulur. Her şey mümkün. Bu imkanlar denizinde yoksa bir balık denizi nasıl anlatabilir?
Şiirin ve fikrin aziz takipçileri, kıymetli dostlar. Bir cumartesi akşamı 2026'nın ocağın son cumartesi 31 Ocak 2026 zirve şairlerimizden şiirler programında tam da şiirin can yaktığı ve çağının çığlıklarına kulak veren ama umudu da zinde tutan düşüşten doğuşa mutlak umudun var olduğunu ve okurunu umutsuzluğa sevk etmeden sorumlulu kuşanmaya davet eden ve 2025 Eskader Şiir Ödülüne köseği eseriyle laik görülen Ulaş konu hocamız bu akşam canlı yayın konuğumuz. Şiiri her zaman konuşuyoruz. Elbette konuşmaya devam ediyoruz. Çünkü bizim medeniyetimiz, kültürümüz, tarihimiz açısından şiirin dün de, bugün de yarın da hiç yeri tartışılmayacak. Eee, böyle bir ortamda hala şiirin vicdani sesinin devam etmekte olduğunu ortaya koyan şairlerimizin varlığı, umutlarımızı artırmaktadır.
Değerli dostlar, program için bugün bir anons metni, bir davet metni ama bir tanıklık metni yayınladım. >> Bunu şimdi söylüyorum. Bu metni programın sonunda tekrar okuduğumda, eee, konuklarımla ilgili yaptığım bu değerlendirmeler duygusal değerlendirme değil. Bir hayat boyu ortaya koydukları duruş mücadele kalemin gücüne dair değerlendirmelerdir. Ne şairimiz Ulaş Konup şiirlerinde özne olarak kendisini ön plana çıkardı, ne de biz tanıtımda onu değil şiirini ele almaya çalışacağız. Yine bu akşam birtım şiirin gücüne dair hususlar ele aldığımızda kıymetli hocamızdan eee şiirin gücü adına sözü, sesi yükseltmesini dolayısıyla mütevazi duruşu ve o ben duruşundan uzak duruşu ve belki de şiirine benlerden koru bizi Rabbim diye yalvarışı da bir hayat felsefesinin tecellisi. Onun için bizim burada ele aldığımız hep eee şiirdir, sözdür, insandır, insanlıktır, vicdandır, merhamettir. Eee ve eee bütün programlarımızda saatlerce süren bütün bu programların özü ve hikayesi kültürümüze, milletimize, medeniyetimize, tarihimize şahitlik yapmaktır. Açıkça ifade etmek isterim ki 5 yıldır burada bir kısım gözler görmese de görmemezlikten gelse de belki 21. yüzyıl Türk edebiyatının, Türk kültürünün sesi, nefesi kayda geçiriliyor. Umit ederiz ki tarih buna şahitlik edecek. Yine bu iddiamız nefislerimiz adına değil, eee, bu milletin ne kadar da güzel değerleri, şairi, edip, edibi, romancısı, hikayecisi, denemecisinin ve kültür ve medeniyet insanının varlığı sebebiyle bunu ifade etmeye çalışıyor ve bu yönüyle de eee bizim programımız hız ve haz peşinde koşanların değil elbette bir iz sürme arkaya bir ses ve seda bırakmak isteyenlerin programıdır. İşte böyle bir programda çok kıymetli bir hocamızı ulaş konuğu misafir ediyoruz. Kıymetli hocam programımıza hoş geldiniz. Sefa getirdiniz. Vesilenizle de saygıdeğer izleyicilerimize, dinleyicilerimize hoş geldiniz diyelim. Teşekkür edelim.
Eee, güzel konuştunuz. bir hususu baştan ben de belirterek girmiş olayım konuya. Zirve şairlerden şiirler temasıyla program önemli işler yapıyor. Belirttiğiniz gibi görmezden gelinme durumu ne yazık ki şu an sanat camiasında ya da belli kesimler açısından tarihin her aşamasında eee görmezden gelinme durumu olmuştur. Kendime çıkarttığım pay noktasında burada Evet. Zirve şairler önceki programlarda izledik birçok programı. Abilerimize, büyüklerimize, üstatlarımıza diyecek sözümüz yok ama bu manada sanat ve sanatçının da sanki birazcık ilk bilmesi gereken eee had olsa gerek diye düşünüyorum. Bu manada da eee haddimizi aşmamak adına biz şiirlerimizi okuyalım. Zirve kelimesi bizim önümüzde sıfat olarak kullanılmasın diyelim. eee başta belirttiğiniz o ene ya da benlerin elinde eee veya o bene giden yolların, kapıların açılması noktasında önümüze koyduğumuz sıfatların ayağımıza dolaşmamasını eee dua olarak Allah'tan niyaz edelim. Tekrardan teşekkür ederim. Saygıdeğer izleyicilerimize de hoş geldiniz diyelim bu manada.
>> Evet hocam tabii bu program sizinle de bu işin üstadı olarak bunu tartışırız. Biz burada nasıl hiçbir programımızda bakın eee eee herhalde binlerce saate artık bali olan bir programdan, arşivden bahsediyoruz. Hiçbir programımızda hiçbir konuğumuzun nefsini değil yazdıklarını ve eserlerini ön plana çıkarmayı esas aldık. Ve dediğim gibi bunun en bariz ifadesi de hani bir tarihi 5 seneyi araştırmaya gerek yok. Bugün sizinle bu programımızın anons metnine bakılınca da eee Ulaş Konuk orada sadece ve sadece o yükün taşıyıcısı olarak asıl orada eee unsur konulardı. Elean unsurlardı. Biz zirve şairlerimizden derken birçok dostumuz kim bu zirve falan. Biz aslında edebiyat adına, sanat adına eee hiç kimsenin tartışmayacağı bir gerçek var ki eee şiir yazının zirvesidir. Bunu hiç kimse tartışmıyorsa bu anlamda yapılan insanlar eee ya zirvededir ya zirvenin talipleridirler. Bu yönüyle baktığımız baktığımızda evet zirveye için mücadele eden insanların varlığı eee bu başlığın veya bu programa bu adı verilmesinde bizim açımızdan bir beis ortaya koymadı. Ve bunu açıkça söylüyorum. Türk şiiri ve yaşayan şiirimiz adına, edebiyatımız adına eee 249. şu canlı yayını burada gerçekleştiren birisi olarak e kusura bakılmasın eee bir değerlendirme yapma hakkı, arşivi, birikimi, müktesebatının da elimde olduğunu eee ifade etmek isterim. Dolayısıyla eee hakikaten eee eee insanlar öldükten sonra değil yaşarken aslında zirve idi iseler zirve olmuşlardır. Ama biz bir insanın zirve olabilmesi için önce ölmesini bekliyoruz. Bizim bu programımız ölmeden önce bir tezkiye programı veya eee bu insanlarla yeni nesillerin yüzleşerek güzel hizmetlere öncü olması gayret ve çabasıdır. Ve ben kendi adıma yine söylüyorum ki evet şiir varsa şiir eee eee birtım kriter değerler ve ölçekleri varsa eee bu akşamki kıymetli konuğumuz Ulaş konukta bunun hakkını verme mücadelesini sürdüren kendiyle eee yarışma durumunda olan bir isimdir.
Şimdi hocam biz eee bütün eee bu girişin ardından her programımızda haklı olarak biz bu programımızı bu geceye değil edebiyat tarihçilerine ve yarınlar için eee ısrarla önemli olduğunu dolayısıyla eee konuklarımız üzerinde araştırma yapacak olanlar, ilgi duyacak olanlar onun nasıl bir iklimde yetiştiğini bilmeye ihtiyaçlarının olduğunu düşünüyorum. Ve hatta onun için biz anne babalara diyoruz ki şu programı izlemek bile içeriği itibariyle çocuklarınıza ağır gelebilir ama burada bir edebiyatçıyla yazarla tanışıyor olması onun gönlüne bir cümlenin nüfuz etmesi onu yazıya okumaya sevkine vesile olabilir. Bu programın varlığı ve izleyişi annelerin, babaların, çocuklarının eee efendim hayata, hadiselere bakışına da yön verebilir. Bu yönüyle biz kıymetli eee şairimiz eee hocamız, Ulaş konuğu tanımak isteriz. Tabii eee Türk Dili ve Edebiyatı eee bölümü mezunu yani Türkçe öğretmenliği yapan eee ve Malatya'dan İstanbul'a eee İstanbul'a eee hemen şehrin girişinden nüfuz eden ama belli ki bu giriş, bu duruş eee onu mutlu ve bahtiyar etmiş olsa gerek ki eee 20 yılı aşkın süredir. eee Sultanpeyli'de öğretmenlik yapan, eee bir taraftan öğrencileri yetiştiren diğer taraftan da eee Sultan Beyli'nin ki Göreceğiz programın akışında bir kültür medeniyet eee beldesi olmasında gayret gösteren nice dostlar, o dostlardan edebiyatçılardan biri olarak da Ulaş konuğu görmüş olacağız. Dolayısıyla sizi yani Malatya evresini, çevresini okumaya yazmaya ki bu şiirler oldum bir akşamdan sabaha bir oluşun değil bir hayat boyu verilen mücadelenin sonucu. Onun için biz bu yönüyle edebiyat yolculuğu, hayata bakış yolculuğu, bu acıları ve sızıları hissetme eee yolculuğu, rahatı değil zoru tercih etme eee efendim hazzın değil, popülerliğin değil, sükunetin, suhuletin, ızdırabın yanında tercihinin saiklerini hocam almak isteriz.
>> Çok teşekkür ederim. eee genel hani Erik Promun bir ifadesi var ya çağımız insanını tanımlarken, bu manada eee dinlemeyi bilen insanlar olmamız gerektiğini gerçek manada dinlemediğimizi konuştuğumuzu ifade eder. Onun için de sizler bizler biraz da edebiyat aslında sanatçıların iyi dinleyiciler olması gerektiği hükmüne varmak eee gerekiyor.
Şimdi bu manada, eee, ulaş konuk dediğimizde siz, eee, genel çerçeveyi aslında belirttiniz. Evet. Malatya doğumluyum. Eee, 84 Malatya doğumluyum. Genel ilkokul, çocukluk, eee, Malatya'da geçti. Lise yine yatılı olarak okudum. şairin eserleri biraz e biraz değil tam olarak aslında o samimiyet eee eser ve sanatçı duruşunun teyit beraber gitmesi, paralel gitmesi eee gerekiyor. Biraz da etik açısından yansıtır. Doğal olarak hak verirsiniz. Eee çocukluk, öğrencilik Malatya'da geçti. Liseyi yine yatılı okul olarak Malatya'da okudum. eee daha sonra üniversite olarak eee İstanbul Marmara Üniversitesi kazanıp eee Eğitim Fakültesini İstanbul'a gelmiş olduk. Evet. Çocukluk gençlik yılları dönüş yaptığımızda bu bir süreç. Sanat, edebiyat ve bilinçli, tercih edilen eee bir ya da seçilen bir şey değil. insanın yoğrulması, çocukluktan itibaren aldıklarının dışa vurumu şeklinde. Bu bazısında şiir olarak, bazısında resim olarak, bazısında müzik olarak eee yansıyor. Şimdi çocukluğuma sizin de girizgahınızdan sonra şöyle bir çocukluğa doğru tekrar eee döndüğümde şunları fark ediyorum. Eee, evet. Çocukluk, ilk çocukluk zamanları Malatya'da hatta köyünde, eee, başlayan bir yaşam. Daha sonra okul yıllarına doğru birçok anne babamızın eğitim eee dolayı artık biraz daha şehir merkezine doğru taşınalım, köyde okul yok düşüncesiyle taşınmış olan bir anne babanın çocuğuyum. Ama okul başladığında bile yaz tatillerinde ilkokuldan bahsediyorum. kaçıp e köye giden bir çocuktum. Şimdi hatırlıyorum kalabalıkta bir aile ortamı mevcuttu. Eee okuma yazma noktasında sınırlı kişiler vardı çevremizde. Misal eee bizim oralarda dede nine denmez ama büyükanne büyük baba denir. Hala bu kullanılır. Bunların okuryazarlığı yoktu hatırlıyorum. Yüklük dedikleri yatakları üst üste dizdikleri eee bölümde bir poşet içerisine sarılı kapağı belli sayfalarda yırtılmış bir kitap çıkartılırdı. Amcalarımdan okuma yazma bilen vardı ve bunlara okutturulurdu. Şu an o zaman çok eğlenceli, güzel gelirdi gazlaması ışığında. Bunu eğitim alıp yaş ilerledikten sonra bu kez o geriye yönelik kitapların aslında neler olduğunu sonradan fark etmeye başlıyoruz. Orada zihinde kalan, çocuk hafızamızda kalan anıların eee eğitimle birleştiği noktada hım bu şuymuş deme noktasına geliyoruz. Eee çok uzatmayayım sözü. Orada okunan aslında Keremle Aslı hikayesi. O yüklüğün yatağın içerisinde saklanan kitap aslında Kerem'le Aslı hikayesi imiş. Bunlar okunurdu. Herkes toplanırdı bir ışığın etrafına ve bunlar okunurdu. Herkes de eee duygulanırdı, coşardı. Çeşitli duygu geliş gidişleri içerisine girerlerdi. Yine hatırlıyorum 86 yanlış olmasın yine Malatya'da bir deprem olmuştu. O zaman eee merkez üstlerinden biri köy. Bizim köyün bulunduğu yerde can kaybı olmadı ama yıkıntılar oldu. Enkaz altında kalıp çıkarılanlar oldu. O zaman köy yerlerinin malum lakaplar üzerinden hareket eder. Eee, tam anlamı nedir bilmem ama Mustafa dedikleri bir amcamız vardı köyde. Çok duygusal da bir insandı. Çok saf. Anadolu irfanı dediğimiz saftı ama eee duygu taşması diyebileceğimiz noktada yoğun amcalarımızdan bir tanesiydi. Onun eee destan diye o depremi anlattığı yazılı bir kaynağı yok ne yazık ki. Kayboldu gitti. Ama köylülerin birçoğunun parça parça ezberinde olan o destanı anlattıklarını eee ortamlarda birbirlerine okuyup hafızalarından, ezberlerinden okuyup paylaştıklarını hatırlıyorum çocukluğuma dair. Şimdi bunları neden söyledim? Bunlar aslında altyapılar. çocukluğun dünyasına, ruh dünyasına eee dokunan, yer eden, belki de biraz temeli oluşturan şeyler olarak karşımıza çıkıyor.
Daha sonra ortaokula geçtiğimde hatırlıyorum şimdi isim vermek sanırım sıkıntı olmayacaktır. TGRT'de Mehmetçik diye bir program vardı. bizim ortaokul yıllarına denk geliyordu. Hala devam ediyor mu bilmiyorum ama orada çeşitli sınır karakollarını eee ziyaret edip oradaki askerlerle sohbet eden, ailesine selam gönderen, eee bir programdı. Orada askerlerin toplu halde okudukları bir şiir vardı. 6. sınıf öğrencisiyim o zamanlar ve şiiri o kadar hoşuma gitti ki televizyon karşısında eee dinlerken hemen kağıdı kalemi elime alıp yakalayabildiklerimi not aldığımı hatırlıyorum. Bu aldığım notları tabii şiirin adı kime ait olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Eee, daha sonra bu aldığım notları, eee, okula götürüp Türkçe öğretmenimize, Musa Altay yaşıyorsa Allah selametlik versin hocamıza. Hocam ben durumu anlatıp böyle böyle bir durum var. Bunları not aldım ama şiirin ismi nedir, cismi nedir, kime aittir? Bir bilgim yok. Nedir? bilginiz var mı diye şiiri gösterdiğimde şöyle bir deftere bakıp bir deftere bir bana bakıp sonra hafif bir tebessümle bunun Sakarya türküsü olduğunu Necip Fazıl'a ait olduğunu söylediğini hatırlıyorum. Ve hatta arkasından da tabii ben bu teklifte bulunamıyorum ama şunu demesini bekliyorum. Hani çocukların, büyüklerin ağzının içine bakması deriz ya. eee bende bu kitap var sana getireyim demesini bekliyorum ki hocamız da bunu söyledi ve or sınıf belki bazı noktalarda ağır gelebilir ama anlamak değil biraz da şiir aslında o hissi yakalayabilmektir. Eee hocamızın çile şiirini kitabını getirdiğini hatırlıyorum ve benim 6. sınıfta ilk ezberlediğim şiir Sakarya Türküsü olmuştur. Üstadın şiiri Necip Fazıl'ın şiiri olarak. Şimdi baktığımızda şunu demeye çalışıyorum. Evet. Bu altyapı, oluşan altyapı bir şeylere hazırlıyor. Bu bilinçli bir tercih değil. Yani biraz yöneliş, doğal fıtrat y yönelişimi diyelim. Eee, çocukluktan gelen kumaşın eee, ne işe yarayacağına dair kendine yönünü bulmaya çalışma gayreti mi diyelim? Eee, birçok aslında, eee, yorum yapılabilir ama bunu hatırlıyorum. Daha sonra dediğim gibi hakkını yaşıyorsa helal etsin. Belki bir vesileyle güzel bir emek var bu programda ulaşır belki. Hocamız da denk gelir yaşıyorsa şayet. Çünkü bağlantı kurmaya çalıştığım halde ulaşamadım. Daha sonra birçok kitabı hala bendedir. Buna eee Necip Fazıl'ın dediğim gibi çile şiir kitabı eee Sefiller kitabı eee hocamdan okuyacağım diye alıp hatta okuyup daha sonra vermediğim birçok kitabı vardır. Kendisi de biraz bilinçli bir şekilde göz yummuştur. Hakkını helal etsin diyelim. Herhalde kitap hırsızlığının da eee bir mazuru yoktur diye >> hocam herhalde onu telafi etmenin yolu şu. E siz de hoca olarak artık öğrencilerinize kitaplarınızı vermek suretiyle artık bu eee eee nedir? Karşılıklı görev yerine getirilmiş olur. Çünkü biz biliriz ki bizim hocalarımızın genelde hep duruşu şudur. >> Efendim onlardan helallik isteyen öğrencilerine eee evet bir şartla eee bu yaptığımız hizmetlerin devamını yapmaktır. Onun için en büyük mutluluk elbette böyle bir güzel başarının arkasında bakın burada eee bu hatıralar eee bu isimlerin zikredilmesi hocam şu yönüyle çok önemli. Yani bizim sıradan zannettiğimiz bir okuyuş, bir tebessüm, bir kitap eee istediğiniz kadar edebiyat dünyasında yer alın. Adınız yarın altın harflerle yazılsın ama belki egolarınız eee zatı halinizi bizim dostlarımızı tenzih ediyoruz. Zikrettirmeyecek olsa bile ama kalplerinizin ve gönüllerinizin bir yeri o hakikati teslim etmek durumunda kalacak. Bu yönüyle de son derece kıymetli. Yani bu paylaşım eksik olmayın hocam.
>> Evet bu aslında biraz da bizim beslenme ya da eee genlerimizi diyelim toplumsal genlerimizi de yansıtıyor. Biz gelenek ya da usta çırak eee konuşmalarımızın devamında illaki değinmemiz gereken noktalar olacaktır. Ama bu biraz da vefa, bizim toplumsal değerlerimiz açısından önemli kavramlar. eee bunları içselleştirmiş. Bu hamurla hamurun da bu katılmış, yoğrulmuş olması aslında sanat camiası açısından da önemli diye düşünüyorum. Eee dediğim gibi hocamın Evet sizin de o kitap yer değiştiriyor. Biz de emanetçiyiz. Bizler de öğrencilerimize aktarabiliyoruzdur inşallah diyelim. Daha sonra hocam eee evet o zamandan itibaren yoğun bir okuma başladı. Paytak paytak da olsa yoğun bir okuma süreci başladı. Eee denemeler, utana utana yapılan çalışmalar ama kimseye ifşa edilmeyen çalışmalar yavaş yavaş başladı. Bunun biraz da aslında doruk noktaya çıkması eee lise diyebilirim. yatılı okul öğretmen lisesi Malatya'da Akça'da Anadolu Öğretmen Lisesi'ni kazandıktan sonra yatılı okul öğrencisi olmak farklı bir dünya açıyor insana. Bir arada sürekli 7 gün 24 saat bir arada olmak dünyanın dar aslında sınırları içerisinde ufuk açıcı ya da o yaşlarda birçok farklı ilden, kültürden, dilden insanla bir arada ortak bir duygu haline bürünmek. Aynı acıları, aynı yoksunlukları diyelim. Beraber yaşamak aslında sanırım ilk şiir kitabındaydı Mavi Kuş'un Yolculuğu. Ranza şiirinde de o yatılı okul yıllarının izleri, derin izleri aslında gözükür. Yatılı okul yıllarında eee yine ismini zikredelim. Şimdi bunları çocuklara da ara ara derslerde ya da çeşitli okul söyleşilerinde ifade ediyorum. Yaşlılıkla algılanmamasını da baştan belirteyim. Yaş ilerledikçe anılara sığınır. İnsanlar biraz da nostaljiye kaçar. Bu öyle bir şey değil. Bunun bir amacı var. Bunu söylerken şunu aslında demeye çalışıyorum. Az önce sizin de ifade ettiğiniz gibi insanların hayatına küçük dokunuşlar ileride çok büyük. Hani batı rasyonalizmi bugün bunu kelebek etkisi olarak bir terimle ifade ediyor ama insanların hayatına küçük dokunuşların onların dünyasında ve doğal ve dolaylı olarak dünyada diğer insanların dünyasında farklı aksislere yansımalara sebebiyet verecek.
Yine liseye geçtiğimizde edebiyat öğretmenimiz vardı. Şu an Malatya'da hala görevde. Ona da biz selam eee gönderelim. Ellerinden öpelim. hocamızın hazırlık sınıfında hatırlıyorum kardeşi de bizim sınıftaydı. Tabii edebiyat dersi bizim temel ders. O dersten kaldığın zaman sınıf tekrarı yapıyorsun. Diğer derslerinin çok yüksek olması çok önemli değil. Bir gün etütteyiz. akşam etütünde hocamız nöbetçi öğretmen, rehber öğretmen geldi. Tabii sıraları kontrol ederken öğretmen okullarının 16 Mart öğretmen okullarının kuruluş yıl dönümüdür ve o zaman itibariyle çok şaşalı diyelim artık önemli olarak gözükür. valisi, kaymakamı kutlamaya dahil olur. Genelde her ilde bir tane olduğu için önemli sayılır ve yapılan etkinlikler, hazırlıklar da çok ciddiye alınır. Hocamızın da yarışma vardı. Şiir, kompozisyon, resim yarışması 16 Mart'la ilgili. Ette' geldiğinde şunu sordu. Yarışmaya kimler katıldı? sınıftan kimse katılmamış ve şöyle bir tehditte bulundu. Osman Güllü hocamız bu arada ismini sanırım zikretmedim dedi ki bu yarışmaya dedi herkes katılacak. Katılmayanı dediattan bırakırım ve sınıf tekrarı yaparsınız. Şimdi bunun üzerine biraz da hepimiz hemen bir şeyler karalamaya tırnak içerisinde başladık. yazdık bir şeyler. Bunu etüt bittikten sonra, yatakhaneye geçtikten sonra temize çektik ve en azından zayıf almamak için yarışmaya katıldık. Bir hafta 10 gün sonra sonuçlar belli oldu. İşte yarışmada hatta Osman Hocay'yı hatırlıyorum. Odasına çağırdı. "Bunu sen mi yazdın dedi." "Neyi hocam" dedim. Yazıyı gösterdi. Evet hocam ben yazdım dedim. Bunu şundan soruyor. Biraz inanmadı çünkü hazırlık sınıfı öğrencisiyim. Lise birler var, ikiler var, üçler var ve ciddi manada katılım sağlanan bir etkinlik yarışma. Evet, ben yazdım hocam deyince bir bazı yerler işte kırmızı kalemle düzeltmiş kelime hataları, yazım hataları vesaire artık neyse bunu dedi temize çek. Kompozisyon dalında birinci seçildi. Programda dedi yazıyı okuyacaksın dedi. Ben şaşırdım tabii. Sonra yazıyı temize çektim. Okudum ve işte lise dedik ya biraz daha kendine güven duyma. işi ciddiye alma diyelim. Daha önce belki bir hobi gibi düşünülebilir ya da bir uğraş olarak düşünülürken lisede artık bundan sonra bir ciddiyete binmeye başladı ve okuma da biraz hız kazandı, çeşitlilik kazandı. Biraz daha poetik ya da derinlemesine okumalar artık zihinsel olgunluk da sanırım başlamaya başlayınca daha derinleşmeye başladı. Asıl okumalar lise. Üniversiteye de geldikten sonra artık bu hız kazandı, devam etti diyebilirim. Yani genel itibariyle başlama, devam etme, toplumsal olarak Ulaş konuk nasıl bu noktada sorularına belki bir nasıl diyeyim? Tam olmasa da bir fikir vermesi açısından bir tablo çizmiştir diye düşünüyorum.
Hocam >> eyvallah hocam. zaten eserden müesse, görme imkanımız olacak bunları. Ama >> bu giriş önemli ve burada da gerçekten ilham alıcı dokunuşların mutlaka Evet. hayatımızdaki o eee bir lütfu-ı ilahi olan dokunuşlar, aile çevreniz, hocalar, iklim tabii ki kendi fıtraten doğuştan olan kabiliyetler, nitelikler ama onların nice her birimizin hayatında da fersah fersah belki bizden önde olan isimlerin bu anlamda belki çok daha başarılı olması gerektiği halde süreci çok iyi sekt ve idare edilemediğinden elinden tutulamadığından öncü rehberlerin olamayışından. Neticede biz biliyoruz. Sizin sayenizde bir kulun hidayeti deniyorsa demek ki kulun kul üzerinde etkisi mutlak ve bir kula da en büyük görev ve vazife sizin için ve yine sizin en hayırlınız insanlara en fazla hayrı ve faydası dokunandır ifadesi ise bugün bu insanlar bu dokunuşu parayla, malla, imkanla ilgili zannediyorlar. Hayır, bu ruhla ilgilidir. Yani onun için biz diyoruz ki, eee, mal yani miras bırakma, varis bırakmaya odaklan. İşte daha bir hafta geçmedi İstanbul'da annenin cenazesinde, babanın cenazesinde evlatlar, kardeşler daha malı, cenaze ortadan kalkmadan birbirlerine kurşun sıkmada, öldürmede beis görmüyorlar. Onun için mirasa değil de varise odaklanmak lazım. Onun için kalpler, gönüller, malla huzur bulan, doyuma eren işler değildir. Dolayısıyla nice insanlar yokluklarından değil, varlıklarından dolayı çılgınlığa, efendim mutsuzluğa, bedbahlığa, betinliğe sonra intihara varıncaya kadar hal ve ahvali yaşıyor. Onun için insanlara en fazla hayrı ve faidesi dokunmak herhalde onların ruh dünyasına yönelmektir. İşte onun düşün bu yönelişte biz hocam bunları çok yüksek sesle söylüyorum hep söylerim ben hocam. Evet iddialı olmak güzeldir. İhtiraslı olmak sıkıntılıdır. İddialarımızı ortaya koyacağız. İkaza da açık olacağız. Şunu söylüyoruz. İşte bu uyanışın ve bu duyguyu verilişte en güçlü unsurlardan biridir şiir. Ve o çok derinliği, çok büyük meşakkatin hani niçin anne babalar evlatları için kıymetlidir? Çünkü çok fazla emek vardır. Şiir de böyledir. Çok fazla emek verilmiştir ve herkes kendinde ondan bir şey bulur. Onun için yine vatandaşın işte şiire klasik bakış açısıyla baktığında işte şair burada ne söyledi ya? şair bir anda bir şey söyledi ve kendine onu söylediyse beni ne ilgilendiriyor? Şair aslında öyle çok söyledi ki bu çoklu söyleyiş her okuyuşumuzda yeni anlamlara, kendi manalara şairin bile hesap edemeyeceği dünyalara bizi taşıyabiliyorsa bir anlamı var. Onun için bu duruşu son derece kıymetli ve anlamlı buluyoruz hocam. eee ve eee bu yönüyle bu yolculuk, bu dokunuşlar son derece önemli. Tabii biz evet Malatya'dan koptuğunuz ama gönül bağı elbette belki ileride şöyle bir dönüşü de arzu ederiz. Hatta Malatya'nın kültür, sanat, edebiyat ve şehirle diyaloğumuz. Yani evet kattığımız şehrin bir parçası olalım. Bunda hiç şüphe yok. Ama bulunduğumuz, geldiğimiz yerleri de oraya karşı da kültür adına, sanat adına verilmesi gereken mesajlar adına yapmamız gerekeni mutlaka yapmamız gerekir diye de düşünüyorum. Belki bu bağlamda da görmek lazım. Malatya ülkemizin çok kıymetlilerinden biri. Elbette burada çok e programda konuklarımız Türkiye'nin farklı illerinden oldu ama yine sadece programa katılıp bağımız kopmayan, isimlerden biri olarak çalışmalarını takdirle efendim takip ettiğimiz kıymetli Nülüfer Zontul Oktaş hocama da selam ve muhabbet iletiyorum. şiir kadar yüreği de gayreti de çabası da işte efendim annelik zor çocuk büyütmek zor diyenlere örnek olarak veriyorum. Dört çocuğu anne binlerce efendim öğrenciye öğretmen ve çok iddialı o mesaj çok tarihi bir mesajdır. Hiçbir vakit yok ki ben çocuklarımı hazır yiyeceklerle de geçiştirmiş olayım. Sofrada mutlaka yemeğim olmuştur." deyip Anadolu'dan davetlere katılan, şimdi Avrupa'ya kadar koşan şiir böyle bir şey. Aşkı, sevdası, derdi, davası ve bu nesillere bir şey anlatma duruşu olanlardır.
Hocam tabii ben bir noktada ekranı takip ediyorum. dostlar derler ki, kıymetli şairimiz Ulaş Hocamdan bir şiir ulaşsın yüreklere diye kıymetli Ahmet Sezgin hocamız, şairimiz, eee, beklenti içerisinde hocamın hakikaten her biri birbirinden muhteşem şiirleri. Ben tabii programın başında genelde bir şiir okuyorum. Çok uzunca, efendim denilebilecek ilk şiire göre şiirler vardı. Mutlaka hocam belki kitabını da ruhunu da bütün evlatlar, anne babalar için önemlidir mutlaka. Her şiirler önemli ama hocam güzel bir şiirle başlangıç yapsın çünkü bolca şiir dinlemeye ihtiyacımız var. Çok güzel. muhteşem şiirler. Onun için şiirin tadına varmak isteyenler ve şiir nedir? Anlamak isteyenler için bu gece iyi bir fırsat dostlar. Çocuklarınızı, sevdiklerinizi unutmayın. E ve bu davet bizden, size ve sizden de tüm dostlara olsun derim. Evet hocam buyurun.
Eyvallahim. eee modern şu an sanat şiir tartışmalarından biri günümüz şiirinde imge yok tartışmasına biraz da gönderme olan bir şiir olsun güncel kavramlar üzerinden yeni şiirin, yeni sanatın, günlük hayatın içerisindeki sanatın gelenekle arka plan oluşturacak ve bütünleyecek şekilde modifiye diye bir şiir vardı. İkinci şiir kitabı Köseyde. isterseniz sizlerle bu şiiri paylaşayım. Eski bir şiir aslında. İlk kitap çıktıktan sonra kaleme alınan bir şiir. Yaklaşık yani şöyle diyeyim 89 yıl önce iki şiir ama benim de sevdiğim şiirlerden bir tanesi. isterseniz bu şiiri okuyalayım.
Modifiye.
30 küsür yıl kadar yarılamışım yolu.
Üstelik perte çıkmış. Zincirsiz gidiyorum.
Kör noktalardan geçmek duble dikkat istiyor.
Kontrolü yitirmek de varmış Mucurlu yolda.
Hayatımın başında uyuya kalmak da belki.
Sislenmiş bakışlarım, uzak gözlerim fersiz.
Göğsümde bir hırıltı. Koştukça terliyorum.
Su kaynatıyor kalbim. Yol yardım bekliyorum.
Vergilendi nefesim. Bedava değil yaşam.
Eksildikçe cebimden yeşil yeşil renklerim,
egzoz salınımından payımı ödüyorum.
Taşımaktan yılları taşıta çıkmış adım.
Sırtımda çizik gibi girdiğim tüm makaslar,
göstergemin ibresi zamandan kaçış gibi.
Duygu yüklü araçtım. Devrildim şarampule.
Bir hurda pazarında yoğun bakımda belki
parça parça toplandım. Girdiğim son driften
metaller çürüyormuş et ve kimkittikten önce.
Fakirliği tarz diye modifiye edişim
ölümü kandırmıyor. En çok ben ölüyorum.
Teşekkür ederim.
>> Evet hocam. eee hakikaten, eee, gönülden tebrik ediyorum. eee eee yani Köseyi şiir kitabı 96 sahife. E bütün şiirlerde müthiş bir tat ama şiir koşarak yazıldmadığı gibi koşarak hızlıca okunacak bir şey değil. Ulaş konuk kolay bir isim değil görüyorsunuz dostlar. şiiri de kolay değil yani. Hadi al hemen geç okun denecek bir şiir değil dönmek lazım. Bazen sözlüğe bakmak lazım. Bazen olaylara, hadiselere, tarihe bakmak lazım. Eee dolayısıyla felsefi derinliği de olan bir şiir, eee hedefi olan bir şiir. Ve dolayısıyla eee, eee, bir vicdan şiiri diye ifade ediyorum. Ve onun dışında evet bu akşam burada bir şiir çok kocam güzel tevafuk oldu. Birkaç hafta önce kıymetli Hayrettin Taylan hocamız buradaydı. Tabii çok güzel bir program yaptık. Tayrettin Taylan hocamız da hem bir edebiyatçı olarak hem de bu anlamda poetikasına dair eserleri olan birisi olarak zaman Kantar'ın topuzuyla ilgili endişelerini bu bir kısım ödüllerin de böyle hassasiyet gözetilmeden yerine getirildiğini ifade etti. bu camiada her zaman ilgilileri tarafından bu gündeme getirilir. Ama bu bütün çalışmaların anlamsız ve niteliksiz olduğu anlamına asla gelmiyor. Ama ben şunu söylemem lazım. En azından hani bildiğim yerden konuşmak lazım. Elbette geçmişe dair bu ödülleri ziyadesiyle hak eden dostlarımız var. İşte şu anda burada az önce hocamdan şiir bekliyoruz diyen sevgili Ahmet Sezgin hocamız da 2024'te Türkiye Yazarlar Birliği anı dalında ödüle layık olmuştu. >> Eee bana göre zaten tüm bizim dostlarımızın hayatı bu ödüle ziyadesiyle layık ve inanıyorum ki onların asıl ödüllerini alemlerin Rabbi tarafından alacaklar. Ama ödül bir sorumluluktur. Ödül bir farkındalıktır. Yani farkına varılıp daha fazla dikkate çekilmesi yönüyle anlamlı olduğunu düşünüyorum. Tabii hocam nasıl değerlendirir bilmiyorum ama ben Eskader adına şunu söylemeliyim. Yani ödüller doğru mu veriliyor verilmiyor mu? yaklaşımı ile alakalı olarak ben Eskader'in çok bilinçli şiirden, edebiyattan, vicdandan, birikimden yana bu değerlendirmeyi yaptığını ve dolayısıyla Ulaş konuğun ki programın sonunda her biriniz bunun tanığı olacaksınız. şiirsel özgünlüğüyle ki malum ilgili dostlar zaten takip ediyor. şiirde, şairde elbette özgünlük olmazsa olmazdır. özgünlüğü son derece kendini ifade ediyor. Evet, tema ve tematik olabilir ama o derinlik son derece kıymetli ve önemli ve dolayısıyla etik duruşuyla ve çağının vicdanı olma duruşuyla bu e efendim ödül anasının ak sütü gibi kanaatimce layık olduğunu düşünüyorum. Ama bu şu anlama gelmiyor. Ne ulaş hocam ne de oradaki heyet. bunun dışında yazılan şiir kitaplarının eserlerin kıymetsiz olduğu anlamına haşa gelmiyor. Neticede her yıl bu çalışma farklı gidiliyor. Birine verilecek önemli olan bunu olabildiğince bu hassasiyetlerin gözetilerek yerine getirilmiş olmasıdır.
Aslında biz bu akşam dostlarımızla birlikte hocam edebiyatçı. Eee, dolayısıyla edebiyatçılar Şu ara hocam yorumlarıyla ekranda aslında ilk defa böyle belki bir canlı yayında, köseyi açısından, metin içi çözümlemeler de yapmak suretiyle umarım sıralarımızı zorlamayız ama hocam edebiyat hocası müdahil olsun lütfen. Ama tarih müdahil olsun. Biz, evet isarla iddialıyız. çünkü, eee, biz burada çalışarak buradayız ve hakikaten hani yine, eee, Mehmet Akif'in ifadesiyle, "Hayal ile yoktur benim alışverişim. İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim." Şudur cihanda, "En beğendiğim meslek, sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek." Evet. Her bildiğimizi belki söyleyemediğimiz anlar olmuş olabilir ama şükürler olsun ki 60'ı geçen bu ömürde >> inanmadığımız hiçbir cümleyi kullanmadık. Dolayısıyla zaten inanmadığım bir cümleyi kurmak demek dilin söylediğini kalbin tasdik etmemesi demektir. Buna da biz münafıklık diyoruz. münafıklar da efendim kafirlerden daha melundurlar. Eee bu yönüyle Evet. Bir şiir programında edebiyatta münafık, kafir, nifak hocam ne yer arıyor derken bizim şiirimiz, edebiyatımız gelenekten koparak yoluna devam edemez. eee ve bu yönüyle de kıymetli ulaş konuk hem geleneği temellük eden yani sahiplenen, mülk edilen, diğer taraftan da çağdaş Türk edebiyatını, modern şiiri ve aslında yani Türkiye yüzyılı iddiamız varsa Türkiye yüzyılı iddiasının bizim anlamızda edebi anlamda da taşıyıcısı olacak kalemlerden biridir diye açık açıkçası ifade etmeliyim. Onun için bir bütün olarak da baktığımızda hakikaten her bir şiirinin son derece kıymetli ve önemli olduğunu açıkçası görmek isteriz.
Hocam, >> hocam araya şöyle bir gireyim özür dileyerekten. >> Eee, şimdi belirttiğimiz noktalar, önemli noktalar. Bir, eee, sanat ve etik arasında aslında, eee, inancımız akabinde biz şunu biliyoruz. sınırımızı, hududumuzu ya da bir şairin nasıl olması gerektiğinin en sert ikazını aslında biz zaten Şuara suresinde iliklerimize kadar hissediyoruz. hepimizin malumudur. Üzerinde okuduğumuz, düşündüğümüz aslında peygamberin tevhidi üzerine gönderilen ama sonunda da ismi şuara şairlerden gelen surede Allah'ın sert ikazlarını ya da biz şair olarak bizlere aslında bakın bu kelimenin, kelamın hesabına çekileceksiniz ikazını sert bir şekilde hissediyoruz. Bu etik manada da nasıl olmamız ya da Sezai Karakoç'un işte şair çağın vicdanıdır ifadesiyle desteklersek bu vicdan noktası edebiyatta veya şairin dünyasında aslında köşe taşlarından olması gerektiğini bize ifade ediyor. İşte orada Şuara suresinde hani hocam diyor ya yani şairin eylemleriyle tutarlı olması gerektiğini başı boş olmaması gerektiğini söyle yaptıklarını söyledikleriyle yaptıklarının tutmadığını başta söyler. Sonra başı boş vadilerde dolaşanlara sert ikazlarda bulunur. Ve en sonunda da işte salih amel işleyenler, zulme uğradıklarında kendilerini savunanlar, Allah'ı çokça ananlar müstesna diyerek Allah en sonunda da aslında menzili çizer. Nasıl olması gerektiğini çizer. İşte aslında sanatçı genelde sanatçı özelde şair olarak düşünürsek düsturumuz bu olması gerekiyor. Yani Kur'an Allah bir şairin ya da bir sanatçının aslında menzilini çiziyor. Ya da bizim ahlak etik sanatta etik ahlak yüzyıllardır tartıştığımız, konuştuğumuz birçok noktada aslında burada nihayetleniyor. Diyor ki Allah bize özünüz sözünüz sanatçı olarak özünüz sözünüz bir olacak. Bu neyi tartışmayı beraberinde getiriyor? Bir şairin ya da bir sanatçının eseriyle karakteri farklı olabilir mi? tartışmasına aslında burada nokta koyuyor. Diyor ki Allah, "Şairsen ya da ressamsan ya da müzisyensen gündelik hayat içerisinde yaptığın ile yani duruşun olacak. duruşun ile söylediğin uyuşmak zorundadır." diyor. Yine diğer taraftan diyor ki şairin etik algılayış noktasında ya da şiir diyor sanat bir hal dilidir. Yani söylediğim söz çıktı veya bir süslü söyleme değildir diyor sanat. Yani söylediğiniz bir defa hal dili olacak. Ağzınızdan çıkan diğer insanın kulağına gitmeyecek. şiir açısından söylersek, eee, kalpten çıkıp kalbe gidecek gerekiyorsa ya da kal dili dediğimiz o sözle oluşturulan bir gölge değil. haliyle, tavrıyla, her haliyle etek kemiğe bürünmüş hali olacak diyor şiirinizin. Zaten tabii ki kıyaslama yapmıyorum haşa. Ancak peygamberin de hani Kur'an üzerinden söylenirken der ya o yürüyen ya da yaşayan, nefes alıp veren bir Kur'an'dı denir. Peygamber de ayetler itibariyle baktığımızda ya da İslamiyet Kur'an itibariyle baktığımızda söyleyip haşa, söyleyip kenara çekilen değil söylediğini yaşamaya çalışan yani o tutarlılık, o samimiyeti barındıran yani inanç noktasında bu bizim veya ben kendimi tanımladığım şekliyle benim gibi şairler açısından ya da sanatçılar açısından bu önemli. Yani inanç düsturu önemli. gelenek sizin de belirttiğiniz gibi önemli. Çünkü Yahya Kemal'in ifadesiyle kökü mazide olan atiz diye hanımı Yahya Kemal'in bu benim de inandığım ya da en azından dalına tutunmaya çalıştığım ağaç diyebilirim. İnsan gelenekten beslenir. Yani şöyle bir hocam da ya da izleyicilerimiz de takdir edecektir ki tarihsel sürece baktığınızda genel bir yanılgı var ya da bir tartışma var. gelenek tartışması. Yani bu iki yol genelde karşımıza çıkıyor. Biri geleneği tamamen reddetme. Diğeri geleneği kutsallaştırıp tamamen sıkı sıkıya sarılma. Belli oranlarda bunun ikisi de yanlış. Şu açıdan yanlış. Bir defa insan tamam sanat zorlayıcı olmalı. Dilin sınırlarını zorlamalı. Yeni bir şey koymalı ortaya. Sonuçta tamam en büyük sanatçı Allah'tır, sanidir. Ama bize de subiti noktada verdiyse bir şeyi zorlamamız gerekiyor. Mevcut olanı değil. Tamam. Bu noktada geleneğe tamamen bağlanma ya da kutsama değil. Zorlayacağız. Sınırlarını zorlamak gerekiyor. Ama diğer taraftan şunu karıştırıyoruz. kök olmadan ağaç gövde vermeyecek. Bu bir. İkincisi, bir şeyi reddetmek için öncelikle o şeyi bilmek gerekiyor. Şu anki modern çağda bizler sanatç camiası ya da daha genç kuşaklar da ne yazık ki bu handikapı görmek durumundayız. öğrenmeden, bilmeden neyi ifade ettiğine dair üzerinde düşünmeden reddetme. Bunun tehlikesi nedir diye soracak olursak hocam bunun şöyle bir tehlikesi karşımıza çıkacak. Bir şeyi öğrenmeden reddettiğiniz zaman taklitçiliğe ya da özentiye doğru kaymak elinizde değildir. Oraya doğru kayacaksınız. Bugün geleneği reddettiğimizde bizi uçurumun dibinde bekleyen şey benzemeye çalışmak taklitçiliktir. E diğer taraftan geleneği tamamen kutsamak ya da sıkı sıkıya bağlanmak ise bu da bizi yeni bir şeyler üretme ya da daha imgesel konuşacak olursak ölü bir dille dirilere bir şeyler anlatmaya çalışma handikapına ne yazık ki düşürecektir. Olması gereken ne? Aslında bu gelenek tartışması beraberinde batı doğu edebiyatı, sanatı tartışmasını da getirecektir. Çok dallanıp budaklandırmayacaksam birkaç kez. Buyurun buyurun buyurun. Tabii.
Şimdi malum biliyoruz işte batıda biraz daha o özellikle haddimi açmak istemem ama hocalarımızın eksikliklerimi tamamlasınlar. özellikle bu rasyonalizm düşüncesi özrönesanstan itibaren hümanist insanı merkeze koyan veya tırnak içerisinde insanı bir nevi yaratıcı noktasına koyan, o batı rasyonalizmi, dışa dönük, dışı dizayn etmeye çalışan, dışta mükemmeli yakalamaya çalışan batı rasyonalizmi. Ama bunları yaparken ruhu ihmal eden, içi ihmal eden, batı rasyonalizminin tam karşısında tezatıyla kabiliz doğal olarak. tam karşısında doğu, metafizik diyebiliriz, mistizm diyebiliriz, tasavvuf diyebiliriz koyacağımız kelimeler ama o doğunun da iç inşası tamamen teknik ya da inşa etmeden ziyade hiçlik, erime, asıl mutlak varlıkta yok olma düşüncesi Doğu sanatında, şiirinde karşımıza çıkar. Bu ikisinin sürekli bir çarpışmasıyla tarih ve sanat sürecinde burun buruna karşı karşıya geliriz. Eee peki bu noktada işte dedik ya Tanzimat'la bu batının rasyonalist, teknik bilgiyi kutsayan düşüncesi bizde tasavvuf, metafizik, mistik düşünceleri arkaya atma. Çünkü yön artık şudur. ilerleme, hak, özgürlük, hürriyet, dile yerleşen yeni kavramlar, hayat algısına yerleşen yeni kavramlar
Bunlar ve bunun karşılığını batıda görüyoruz. E bunlarla uyuşmayan noktada biraz daha geçmişin tortusu olarak gözüken metafizik duygular, tasavvufi düşünceler bilinçli bir şekilde arkaya itilmeye başlanıyor Tanzimat'tan itibaren ve batının eee taklidi ön plana çıkmaya başlıyor. Ama acı olan şu tam olarak onu da alamıyoruz ve bir kimlik kargaşası, kimlik bunalımına düşmeye başlıyoruz. Cumhuriyetten itibaren de özellikle eee genç cumhuriyet denilen evreler ayrılıyor ya o 50'ye kadarki ya da eee o zaman diliminde bu buhranları çok fazla yaşıyoruz. Şairlerimizde eee bunun örneklerini görüyoruz. İşte bu süreç içerisinde az önce ismini zikrettiğimiz Yahya Kemal'in eee kökü geçmişte olan Ati biraz daha o eee doğu ve batı eee batının veya doğunun ya da tekke edebiyatının, divan edebiyatının, halk edebiyatının hepsinin bir potada birleştirilme gayretini aslında Yahya Kemal Beyl'da görüyoruz. Bu biraz onun gayreti, çabasıdır.
Daha sonra bu düşünceler aslında 50'den sonra tekrar ikinci yeni dediğimiz eee garip akımının tepkisi olarak karşınıza çıkan ikinci yeni de bu mistik düşünceler tekrar öze dönme, tekrar maneviyatı bulmaya çalışma aslında bunun eee bir estetik kaygısından ziyade bir sığınak olarak tutunulması gereken bir dal olarak 50'den itibaren tekrar bu yöneliş eee şunu bize gösteriyor. Yani sanat ve hayat, toplum, kültür bunlar birbirinin tamamlayıcı parçaları. Bunları birbirinden ayıramıyorsunuz. Bundan birine müdahil olduğunuz zaman ya da suni bir eee müdahale dıştan bir müdahale geldiği zaman bunların cam parçalanması gibi parça parça olduğunu görüyoruz. Modern insan dediğimizde parçalanmış bir ruh halindeki insandır şu an bizim açımızdan. Ve dediğim gibi Sezai Karakoç'ta olsun, Necip Fazıl'da olsun, eee, bu metafiziği, eee, modern insanın parçalanmışlığını o vahdet dediğimiz tekrar tasavvufta ve maneviyatta arayarak burayı bir sığınağa dönüştürme, imgeleri İslami değerlerle, maneviyatla birleştirerek tekrar aslında kurma, şiiri, maneviyatı yeniden kurma çabası olarak görüyoruz.
Benim şiirim açısından da, söylediğim açısından da en azından söylediğim demeyelim, söylemeye gayret ettiğim ya da söylemeye çalıştıklarım açısından baktığımızda merkezde vicdan olması gerekiyor. Merkezde hesap duygusu olması gerekiyor. eee merkezde insanın eee bilimsel bir veri masaya yatırılan bir araştırma metasından ziyade insanın katmanlı ve çok yönlü Yunus'un ifadesiyle bir ben var ben de benden içeri dediği ve yüzyıllar öncesinden bu gerçeği haykırdığını bugün eee modern dünya çoklu karakter ya da çoklu e insanı tanımlarken, psikolojisini analiz ederken çoklu katmanlardan oluştuğu gerçeğiyle modern dünya şu an yeni yüzleşirken Bu gerçeği Yunus yüzlerce yıl öncesinden söylüyorsa ve bir ben var ben de benden içeri diyorsa ve insan çok katmanlı tanımlanamayan bir eee varlıksa, eee ve her tanım da bir şeyleri sınırlamaysa şayet aslında bir şeyi konuşurken de insanı konuşurken de düşünen bir hayvandır, alet üreten bir canlıdır gibi gibi eee yaftalar, etiketler, konulmaya çalışılan yerler Bu parçalamalar insanı bir bunalım ve boşluğun içerisinde sizin başta belirttiğiniz gündelik hayat içerisinde o intihar noktasına giden boşluktan bahsettiğiniz aslında eee örnek tam şu an demeye çalıştığımın örneğidir hocam. Eee bu parçalanmış insanı bir toparlama gayreti var şu an.
Hani o batının eee sürrealizm, dadaizm aslında bunlar o şu an bize de hani sirayet ediyor deniliyor ama o boyutta katılmıyorum buna tam olarak. Bu batının aslında çığlığıydı. Yani Rönesans'la birlikte o ruhu ihmal eden batının sanatta, kültürde, edebiyatta o tekrar eee ruhu arayış çabasıydı. Nişe'nin Tanrı öldü derken maneviyatı bitirdiği ifadesi batının ruh halini eee sanat halini ifade eden bir eee gerçekti. Bizde de bu dediğim gibi bir kimlik bunalımına, kargaşasına sebep olmuştur. Yön itibariyle, hedef itibariyle bir değişim olmuştur. Ortak bir eee cemiyet olma eee toplum olma ruhunu kaybetme modern insan noktasında bu bir gerçeklik. Bunu kaybetme noktasına geldik. Ama tekrar bunu sağlamaya çalışıyoruz. Batının o bireyselliği, yalnızlaşması, eee, estetik ya da bireysel sancıları bizim doğu ya da İslam sanatında, şiirinde, eee, ebrusunda, hatında bunun çok karşılığı yok. Yani organ uyuşmazlığı yaşadık. Bunun sonuçlarını da hala yaşıyoruz. Bir şey uyum yoksa alıp e entegre etmeye çalıştığınızda ne yazık ki olmuyor. Evet.
Ulaş konuğun şiirinde eee bu var. Yani tamamen bir eee gelenek. En azından ben böyle düşünüyorum. Şiir eleştirmenlerimiz, abilerimiz, üstatlarımız, büyüklerimiz daha analiz ederler. Eee, kirpi yavrusunu pamon diye severmiş. böyle bir eee değer biçmemiz yok ama eee bir üçüncü gözünle bir anne babanın evladını yorumlaması da tabii ki aynı olmayacaktır. Eee bu manada evet benim şiirimde bir gelenek gelenekten besleniyoruz. Bunu eee Anadolu'nun şu an çok aktif olmayan kelimeleri bu bilinçli şu şu şu kelimeleri alayım bununla şiir yazayım gibi bir gayret değil. Bu gündelik içerisinde içselleştirdiğimiz benim de gündelik hayatta kullandığım kelimelerdir aslında. Kullanılan bu kelimelerin yaşaması gerekiyor. Yani nasıl ki dili tanımlarken sosyal bir varlık yaşar insan gibi doğar yaşar ölür diyorsak ölümüne de müsaade etmemek gerekiyor. Bu manada eee kelimelerin çünkü kavram ve kelimeyle yaşar. Kavram ve kelime anıdır, hafızadır. Toplumun anısı, hafızasıdır. Madem eee halk edebiyatındaki Yunus'taki, Karacaoğland'aki, Dadaloğlu'ndaki, Köroğlundaki o duygu, eee, kuşaktan kuşağa bize kelimelerle, kavramlarla aktarılacaktır. Anadolu'nun taşında, kayasında hala biz o duyguyu, eee, o anlamı görüyoruz. eee diğer taraftan Fuzuli'nin eee Şeyh Galib'in o estetik, imgesel, mazmun, eee üst sınıf diyebileceğimiz eee sanat şah eserleri de yine bu Anadolu'nun taşında, toprağında karşımıza çıkacak. Ve son olarak o tasavvufun Mevlana'sından eee attarına kadar ya da hafızına kadarki o tasavvufi birikim inançla iç içe geçmiş olan o birikim Anadolu'nun her taşında, toprağında karşımıza çıkıyor. Bunların hepsinin yani bir şeyi inkar etmek zorunda değiliz. Yani bir şeyi tutunmak için ya da ona değer biçmek için bir şeyi yok sayma, inkar etme durumunda değiliz. eee tasavvufu, geleneği inkar ederek daha batılı bir eee edebiyat oluşturamadığımız gibi Tanzimat'tan itibaren eee buna sıkı sıkıya sarılarak da geçmişi canlı ve kanlı diri bir şekilde tutamıyoruz. Zaman akıyor. Eee zaman değişiyor. Çinlilerin atasözüyle ifade olacak olursak değişim rüzgarları estiğinde akıllı insanlar onun önüne yel değirmenleri kurar. Eee, akılsız insanlar ise duvar örmeye çalışır dediği gibi bunu hayatın her aşamasında sanata da uyarlayacak olursak şayet bu değişim, dönüşüm, sanatın bir işlevi de dönüştürmek doğal olarak eee olacaksa bunu inkar ya da suni bir şeyle değil de eee doğal akışında yaşatarak e eee bütünleyerek bir potada eriterek devam etmek gerekiyor. yeni imgelerle, eski kelimelerle, hayatın Anadolu'nun içinden yaşam hikayeleriyle bunu estetik kaygı güderek yeri geldiğinde daha yüzeysel anlaşılır, yeri geldiğinde daha derin, imgesel çünkü sanat herkese hitap etmeli bu tartışmalara. Sanat sanat için mi? Sanat toplum için mi? Bu tartışmalar illaki süre gelmiştir. Ama bunların hepsini de aslında tek potada birleştirmek gerekiyor. Eee yani şiirde mana mı ses mi bunu e eti için öldürülen bülbüle benzetme imgelerinden sıyrılarak herkes kendi heybesini dolduracaktır. Ya da şiiri anlama başta belirtlediniz ya hocam eee çocuklara şunu sormuyoruz. Yani şair burada ne demek istemiştir? Ya şiir anlayamazsınız. Şairin ne demek istediğini şairin kendisi de bilmiyor o an >> yani maalesef hocam. Ama biz biz şimdiki çocuklar biz yani maalesef böyle o hani eee efendim edebiyattan geçemezsen sınıf tekrarının edebiyatçıları ve onların da sorduğu şuydu. Şair burada ne diyor sorusu. Herhalde şair sen burada ne diyorsun dediğinde eee şair o şiiri yazdığına pişman olurdu. Yani böyle bir şey olabilir mi? Ondan sonra şiire açıklama yapılmasını beklemek. Bu da enteresan bir şey. Yani o şiirin gizemini bozduktan sonra şiir olmaktan çıkar. O zaman deneme yazalım. Eee, başka yazı yazalım. Yani şiir, şiir, şiir gibi kalmalı. Herkes, eee, birikimine göre, müktesebatına göre. Eee, ve her okuyu başka bir dünyaya taşımalı. Yani ben şunu söylüyorum. Eee, yine ben konuma dönmeliyim. Çünkü bu akşam, eee, bir, eee, evet. ödüller hak edeniyorla ilgili iddiamı sürdürmek için söylüyorum. >> Eee, köseyi böyle bir şiir ve gerekçesini ortaya koymaya çalışıyorum. Neticede elbette ki eee geleneği tevellük edeb açısından da günümüz şiiri açısından da kontekstlerimizden kurtulmamız lazım. Şimdi iki şeyi karıştırıyor değerli hocam. Taklit ayrı bir şeydir. Akrabalık ayrı bir şeydir. Akrabalık güzel bir şeydir. >> Dolayısıyla eee yine hani eee rakip diye bazen ifade edilir. Ben onu refik olarak ifade etmeye çalışırım. Refiklik yapmak, yol arkadaşlığı, birbirinden beslenmek böyledir. Arkadaşlar birbirini desteklerler. Değerli dostlar, tabii ki ben konuklarımın birçoğuyla yüz yüze gelmedim. kıymetli hocamla da hiç yüz yüze gelmedi. Birkaç telefon görüşmesiyle ve dolayısıyla bütün bu programın bir provası yani rehörsü olmadan gerçekleşen bir program. Şimdi kendimi de okumalarımı da bir nevi görme adına görüyorum ve bu akrabalıktan ben mutlu oluyorum. Yani diyelim ki evet bir geleneği görüyorum ama hocamın şiirinde diğer taraftan Turgat Turgut Uyar'ın o karanlık yoğunlaşmasını görüyorum. Bu bu çok güzel bir akrabalık ilişkisi. Diğer taraftan işte İsmet Özer'in öfkesini görüyorum. İşte diğer taraftan Ece Ayhan'ın tarih ve eee o bedenle kurduğu ciddi anlamda ilişkiyi, sert ilişkiyi hatırlatıyor ama hepsi kendi özgünlüğünde. Bilmem hocam ne kadar okuyor, okumuyor bu tespitler ne kadar doğrudur, değildir artık o eee nedir? O ayrı bir konu ama neticede bende bu çağrışımı oluşturuyorsa belki farkında olma ama okuduklarımız, dinlediklerimiz her birimizin üzerinde ciddi anlamda bir tesir icra ediyorlar. Bu da son derece önemli. Yani o deve misali biz ne yokuşa ne inişe kimse bizi mecbur etmesin. Biz yolun düz olanını seviyoruz. Gelenekle eee bugünün eee birikimi de bize ama o şey değil. bize hizmet etmeli. Birilerine bizi mahkum etmemeli. Yani dolayısıyla acı acıları eee kabullenmemize eee eee yanlışlara teslim oluşumuza değil bir haykırışın eee duruşu olmalı. Evet hocam. >> Hocam eee gelecektim. Eee iyi hatırlattınız. Ödül noktasında da benim de birkaç kelamım olsun. eee sanatta daha geniş çapta sanatta daha özel çapta şiirde verilen eee ödüller noktasında evet tartışılabilecek bir şeyiz. Şu an şunu belirteyim. Evet yıllardır Sultan Beyli'deyiz ve kendi çapımızda bir şeylerle uğraşıyoruz. Hakikaten kabul görür duamız olur inşallah veya hesabını veremeyeceğimiz eee sürçmeleri yapmamışızdır inşallah. Eee, bu manada şairin zaten ya da yapılan işlerin bir karşılık olarak yapılma, eee, bir yerde kabul görmesi için yapıldığı zaman bu bir defa sanatın ve insanın ruhuna zaten tezatlık oluşturur. Şuna da eminimdir. Eee, en azından öyle olmasını isterim. ödüllü olan büyüklerimiz, üstatlarımız, abilerimiz, ablalarımız, birçok ödül alan, zaman içerisinde alan kişilerin bu niyetle ya da bu manada bir şeyler ödül alayım, bir bir yerlere daha güncel mesajla selam çakayım gibi bir derdinin olduğunu zannetmiyorum. Ancak ödül her zaman tartışılacaktır. Benim dünyamda da olumlu olumsuz tarafları var. Belki bunları bir teraziye koyduğunda olumlu su mu ağır basacak? olumsuzu mu ağır basacak? Bu manada belki yaklaşabilirim buna. Eee, şiir şöyle bir anekdot anlatayım. Eee, bir de selam vermiş olalım bu vesileyle. eee Mürsel Sönmez abiyle eee bundan yaklaşık 10 yıl önce ilk şiir kitabı çıktı Mavi Kuş'un yolculuğu akabinde programlar vesaire olmaya başlayınca tenzih ederek ya da ithamda bulunarak söylemiyorum bunu. Belli yerlerde gidip eee yüz yüze tanıma fırsatına eriştiğimiz insanlarla karşılaşmaya başlayınca bazı hayal kırıklıkları yaşamaya başladım. içeriğini çok açmayayım. Çünkü kafamızda oluşan gençler, çocuklar da bunu yaşıyorlar. kafasında eee kusursuz bir imge oluşturuyor. O şairle ilgili bir mükemmeliyetçi şablon belirliyor. Bununla yüzleşmeye başladığında bazı hayal kırıklıkları yaşayabiliyor. Şimdi bende de bir evrede bunları yaşam yaşamışlık oldu. belirli kişilerle ilgili belli olumsuzluklar ya da o eee fiil dişi kulenin yıkılması düşünceleri cereyan etmeye başlayınca Mürsel abinin şöyle bir benzetimi olmuştu. Yani görünür olmaya çalışma, bir şeylerin eee takdir edilmesini istemeye düşüncesi bir noktadan sonra basitleştirmeye ya da o insanın değerini ayaklar altına almaya dönüşebiliyor. Bu manada şöyle bir benzetim kurmuştu. Bu insanları yadırgamamak açısından insanın sonuçta eee demişti ki eee dini açıdan misal eee şehvi hissin olması Allah tarafından verilen bu şehvi his neslin devamını sağlar. İnsanda da bu alkış isteği, eee bu beğenilme düşüncesi belki de üretmesi, ortaya yeni bir şeyler koyması açısından belki de demişti olması gerekendir. Bir de bu açıdan bak bu olaya demişti. Evet. Tam anlamıyla tatmin olmadım ama. Tam anlamıyla tatmin olmadım ama belki belki belki >> hocam belki o tatmin için şu cümlede yardımcı olur diye düşünüyorum. Yani bizim referans kaynaklarımız yüce Kur'an'ın ifadesiyle festebul hayrat diyor. İyilikte, güzellikte yarışın. Yani bu bir fazilet yarışıdır. Daha iyisi, daha iyisi bırakın bir başka dostımızda diğer programımızda yarışmak, daha fazla hazırlık yapma ihtiyacı hissetmemeliyiz. Yani diğer taraftan iki günü birbirine denk olan zarar ve ziyandaysa elbette bu yarış hayır adına önemlidir. E medeniyet adına önemlidir. Ama >> niyet önemli abi orada biraz da sanki niyeti merkeze koymak gerekiyor. Asıl olan niyet yani amaç ne? Hedef ne? Niyet ne? Bu biraz da belirliyor. Şimdi olumlu yönler, olumsuz yönler diye bakacak olursak abi birçok yani eee pragmatik olarak baktığınızda birçok gerekçe veya maddeler sıralanılabilir. Eee, normalde değeri veya, eee, ürünü kaliteli olan bir şairin tanılığının artırılması, ulaşması gereken ya da o sanatsal, eee, değişimin, dönüşümün, eee, aktarımın yapılmasını sağlaması açısından bir artı olabilir. Misal sanat dünyası sanat sanat karın doyurmuyor denir. Yani belki bu manada belki şiir için olmasa da özellikle mesela resim gibi çeşitli sanat dallarında veya para ödülü gibi ödüllerin alınması durumunda o sanatçının yeni eserleri ortaya koyması açısından daha pragmatik yaklaşıyorum şu an. yeni eser ortaya koyması belki bir sergi salonunun kapılarının bu ressama açılması gibi misal artı sağlayacaktır. Motivasyon ve onaylama belki bir noktada o kişinin eseriyle bir yerden takdir görmüş olması daha da perçinlemesine devam etmesine vesile olacaktır. Bir de o eee tarihe not düşülmesi, kayıt altına girmesi. O kişinin o zamanki sanat anlayışı, estetik duruşlar, kabul gören akımlar, poet poetikalar açısından bu manada bir tarihsel kayıt avantajı olabilir. Ha olumsuz tarafları tabii ki yok mudur? İşte asıl tartışılacak nokta burası bana göre takdir görmek. Biraz da şu var yani şu an Cafer hocam Ulaş Konuğ'un şiirini ne kadar yerin dibine soks ne kadar övse sonuç itibariyle şöyle bir gerçeklik var. Öznellik. Bu değişmez sanat çünkü ölçülebilen bir şey değil. Yani bir spor müsabakasında en hızlı kim? Bunu ölçebilirsiniz. birinciyi, ikinciyi tayin edebilirsiniz ama işin içine sanat giriyorsa, estetik giriyorsa tabii ki bunun bir ölçütü yok. Öznellik bir defa kaçınılmaz. Bu manada da jüriddeki jürinin ne kadar objektif olsa da kendi öznel algılarını, kaygılarını dahil etmeleri, taşımaları biraz kaçınılmaz. Bu olumsuzluğu tabii ki var. Diğer taraftan o misal şair, şiirden madem bahsettik, şiir açısından düşünürsek bu şekil yazdığımda ulaş konuk örnek veriyorum. bu şekil yazdığımda kabul görüyor diye kendimi orada şartlayıp o tarzda ya da dilin o durağında ebedi yerleşke sağladığım zaman yani orayı bir istasyon olarak ya da geçip gitmem gereken çünkü yolculuğun bir evresi olarak düşünmeyip de oraya ikamet etmeye çalıştığım zaman işte tehlike burada başlıyor. şair ya da sanatçı oto sansür diyelim, kendini dizginleme diyelim, farkında olarak ya da olmayarak kendi üretkenliğini kısırlaştırmaya başlayabiliyor. Bu belki de bu açıdan bana göre en sakıncalı veya eleştirilmesi gereken noktalardan biri. Rekabet dediniz, iyilikte yarışın dediniz ama sanat bu manada dediğinizi anlıyorum, katılıyorum ama sanat az önce verdiğim örnekten devam edecek olursak bir koşu yarışı değil. Yani iki sanatçının hangisiniz daha iyi olacak değil. Sanat bir birleşme, kümülatif bütünleşme yani birlikte artarak çoğalma eğilimi olduğunu düşünürsek bu rekabet hissine dönüşme duygusu sakıncalı olabilir. Bu >> hocam işte orada bir farkındalık gayreti olarak bunu görmek lazım. >> Evet. Ben dediğimi anladım hocam. Ona katılıyorum. >> E yani bununla ne yapıyorsunuz? işte farklı ödüllerle sanatı, şiiri, edebiyatı, dünyanın, medyanın, kaynak kanalların vesairenin gündemine getiriyorsunuz. Bunu temin etmek için >> Evet. >> dünyaya kanmayan >> eee kainata meydan okuyan şair bir ödüle kanacaksa zaten onun bir devamlılığından da bahsedemeyiz. Aynen öyle hocam. >> Dolayısıyla biz, >> eee, nedir? Eee, kıymetli ulaş konuğu bundan beri tutuyoruz. Hocam tabii dostlar var. Dostlarla ilgili soracağımız var. Sorular çok sohbet iyi. Devam ediyor. Yerinde devam ediyor. Eee bu arada eee hocam eee ne dedi? Bakın bulayım. Neyi istiyor bizden? Kadir Ünal diyor ki Morisco adlı şiiri okumasını bekliyorum. Hocam Morisco'yu okusun hocam. Ama ben aslında bu şiirde en şanslı isimlerden, dostluklardan, vefadan biri, nasibini alan olarak da Kadir Ünal'ı görüyorum aslında ben programın başında. Hani her, birçok şiiri seversiniz ama her şiire sesiniz o kadar iyi gitmez. Mesela ben hocam okumayacağım bu şiiri. Sizden okumanızı isteyeceğim ama çıkıp dolaşmak istedim sadece şiiri. yani ben yazmış kadar sahiplenerek okuyabileceğim bir şiir olduğunu düşünüyorum. Müthiş bir şiir. Ve şunu söylemek isterim. Yani neticede hani hep zaman sıklıkla söylüyoruz. bir Mısraı berces de yeter kafi gelir diye. Ben şunu söyleyeyim. Daha hani böyle hayali afaki konuşmak dedik ya. Az önce Akiften okuduk. istemem. Ama sadece çıkıp dolaşmak istedim, çıkıp dolaşmak istedim sadece Kadir Ünal diye yazılan bu şiirde hocamın şu mısraları ben inanıyorum ki ulaş konu şair neyse bunun da dedi ya hocam yani kime göre neye göresi ayrı bir konu ama benim nezdimde iyi bir şiir okuyucusu bugün değil yıllardır olan birisi olarak söylüyorum. Ve bunun da tarih şahidi olacak. Şiiri siz okuyacaksınız ama hocam neticede şiir dediğimiz unsur da mısralardan oluşuyor. Yani diyor ki hoca birazcık nefes almak istedim. Olmam gereken yerde değilim. Buyurun dostlar. Emir almayı öğrendim. Ezberledim kuralları. Büyümek uyumak mı? uyanmak mı yoksa teneffüse çıkmaktı pek isteğim? Oysa birazcık dolaşmaktı tüm derdim. Aman ya Rabbim. Herhalde diyorum ya işte şiir okuyana göre, bilgisine göre böyle. Yine ben zaman söylerim hocam. Cillerin anlatamadığını bir şiir anlatır. Yani bu şiir benim için bir cilt kitablık yazıya bedel bir şiirdir. Benim için bir cilttir. Ulaş konuk için üç cilt olabilir ama neticede şiir budur işte bu ifadeler. Evet. Yani diyor ki ben olmam gereken yerde değilim. Diyor şair dostlar siz olmam gereken yerde miyiz? Çocuklarımız olması gereken yerde mi? Zirve şairlerimizden şiirler şiirin efendim sorumluluğun, ciddiyetin konuşulacağı yerde çocuklar, nesiller Survivor'da surf yapıyorlar. Evet. Hoca diyor ki, "Olmam gereken yerde değilim." İşte olmayınca da birazcık nefes almak ister sadece insan. Hocam şiiri izah etmeyeceğiz ama bu Kadir Ünal'a ithafını ve elbette o şiirin yazılma ortamını yine sorulardan biri şiirlerimiz hakikaten nasıl bir iklimde? Çünkü şimdi bütün yazarların hikayesine baktığımızda bir şair içinde böyle bir şey var mıdır? Yani bakıyorsunuz işte gece herkesin uykuya çekildiği andan sonra yazan yazarlar, sabahlara kadar yazan sabah erken saatlerde yazan işte nadirattan da olsa hayır kalabalıkta bile yazmak kendisine müşkül vermeyen ama neticede herkesin bir tercihi var. Şiir şair için durum nediri konuşmuş olacağız. Hocam ben ister kıymetli Kadir Ünal'ın isteğini okuyun ama ben bu şiiri mutlaka okumanızı bekleyeceğim ama dostların yorumları fazla arkada kalırsa on yorumları okumazsak belli bir zaman geçince de bir kısmı çoğalınca yorumlar okunamıyor. O zaman öteden beri geleneğimizi de sürdürmüş olalım. Dostların selamını almış olalım. Onun için siz de bu arada hem bir nefeslenin hem de şiirinizi hazırlamış olun. İsmail hocam bereketli olsun diyor. Mahmut Tekel hocamız hayırlı yayınlar üstadım diyor. Ruki Aydın hocamız, yazarımız merhaba değerli hocam. Değerli şairimize hoş gelmiş. Hayırlı bereketli program. Kıymetli dostum, şair, eğitimci Mehmet Yıldız, "Hayırlı akşamlar, bereketli yayınlar diliyorum." diyor. Murat Paşa hoş geldiniz, "Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum." diyor sevgili dostumuz, kıymetli rektörümüz Mustafa Doğan Karaoşkun, Ahmet Yesevi, beldesinden, yurdundan iyi yayınlar efendim. Size ve şairimize kolaylık dileklerimle diyor Yetkin hocam hayırlı ve güzel bir yayın diliyorum. Ulaş Bey kardeşim hoş geldiler. Sevgi muhabbetle kıymetli Yetkin abimize, şairimize hürmet ve selam iletiyoruz. Sabri Saka iyi yayınlar diliyor. Ahmet Uzunkaya hayırlı yayınlar, hayırlı akşamlar diliyor. Muhammed Furkan geldi. Selamünaleyküm. Cafer Bey ve Ulaş Bey'e iyi yayınlar diliyorum. Hidayet Bakar, "Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar hocam." diyor. Ahmet İz Ulaş Bey'e bolşli hayırlı yayınlar. Cafer hocam diyor, Kadinurlan Ünal, "Geceniz mübarek olsun" diyor. Kıymetli şairimiz Köksalkır, "Hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar. Sayın genel müdürüm" diyor Ahmet Sezgin Bey, "Hayırlı program ve sohbetler sevgili hocam ve şair yazar Ulaş Konuk Bey sizleri tebrik ediyorum. Selam, dua ve muhabbetlerimle." E, Hızır İrfan Önder, Ahmet Sezgin hocamızla da tabii buradaki dostların birçoğuyla burada programımız oldu. Kadir Ünal. Onun için İsalla söylüyoruz hocam. Türk edebiyatının şiirinin nabzı arşivi atlası bu programda tutuluyor. Buna şahit tarih şahit olacak. İşte buradan da söylüyorum. İnşallah şu anda baskıda olan programa katılım sırasına göre 155 ismi belirledik. söylüyorum o hassasiyetimizi. Biz işte taşra merkez ayrımını, büyük işin küçük ayrımını kaldırarak alfadil esas alan büyüklükleri hani nasıl ki üstünlük takvadadır. Dolayısıyla o değerlendirme okura aittir. 155 portrenin şairin kendi şiirine seçtiği, kültür edebiyat sohbetimizin QR kodunun paylaşıldığı, 155 efendim portrenin yer aldığı 580 sahifelik kitabımız şu anda baskıda. İsanla söylüyorum iddia için. Onun için insafsızca da gerekirse eleştirilere hazır olduğumu söylüyorum. Bu eser Türk edebiyatında kendi alanında bir ilk olma özelliğini taşıyan bir eser olacak inşallah bu program olduğu gibi bunun gerekçelerini elbette edebiyat eleştirmenleri ortaya koyacak ama bu kriterlerin hani hocam şiirle ilgili elbette çok birtım somut veriler vesaire ile ilgili zorlaklar olabileceği ifade edilse de eser ve eserin oluşma iklimi tercihleri ve yaptıklarıyla da bizim bu çalışmamızda en az 3 be yönüyle bugüne kadar benzerlerinden farklı olan bir çalışma olarak ortaya çıktı. Bunu kendimiz adına değil istendiğinde nelerin yapılabileceğini yeter ki gayret, gerçek ki sebat yeter ki siz istenmesi gereken yerden gereğini istemiş olasınız. Bu önemli olduğunu ifade etmek isterim. Evet, Hızır Ürfan hocamız selam ve muhabbetlerini, konuğumuza selamlarını iletiyor, sevgi gönderiyor. Kıymetli rektörümüz Musa Yıldız Bey hayırlı yayınlar diliyor. Mustafa Doğanay Bey selam iletiyor. Serpil Uzun Günay, hayırlı akşamlar, iyi yayınlar, keyifli dinlemeler Bafra'dan diliyor. Tabii Bafra'da bu arada bizim büyüğümüz, amcaoğlumuz, hanımın da aynı zamanda amcası İsmet Uzungünay cenazesi iki gün önce defnedildi. Rabbim ona da cümle ölülerimize de rahmetiyle muamere eylesin. Sime Fındıkçı kıymetli şairemiz güzel yayınlar diliyor. Şiire, edebiyata gönül vermiş tüm dostlara ve kıymetli konuğunuza selamlar, hürmetler diyor. Muhterem abeyim Musa Uzunkaya selamünaleyküm Cafer hocam. Size ve konuğunuz Ulaş konuk beyefendiye maşallah ve hayırlı program diliyorum. Şiirleriyle şiir kadar zerafet olan duruşuyla bize gerçek şiir tadında bir program takdim ediliyor diyor. Emine Sakarya hanımefendi kıymetli. İnşallah Emine Hanım da konuğumuz olacak. Hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum. Mehmet Güner Erdoğdu Mersin'den selam ve muhabbet iletiyor. Cengiz Uzunkaya, "Hayırlı geceler. Sözlerin kalplere dokunduğu bir program olur inşallah." diyor Ahmet Sezgin. Evet. "Şiir zamanı ulaşsın yüreklere" demişti. O isteğini yerine getirirmiştik. Malatya şair, yazarı, siyaseti ve gönül adamları bakımından münbit bir diyar. selam olsun diyor. Mehmet Gönüller hocamız hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum." diyor. Yine Ali Yılmaz hocamız. Ulaş hocam sizlere iyi akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. Ali hocam size de sıhhat afiyet diliyoruz. Çok geçmiş olsun. Yine kıymetli doktorumuz, şairimiz Emine Savaş hanımefendi, hayırlı yayınlar. Şiir varsa mevsimler bahara durdu demektir." diyor. Ve aleykümselam diyoruz. Atsız hayırlı yayınlar dileyelim Süyil diyor Esma Polat hocamız kıymetli şairimiz yazarımız. Güzel bir yayın olmasını diliyorum diyor. Evet. Kadir Ünal hocam Morisco şiirini bekliyor. Mehmet Adil hocam oymak der ki bu akşam Celal akşamı mı diye soruyor bize. Ruki Aydın der ki Şuara suresi, şair ve şiir. Çok güzel tanımlamalar. Teşekkürler şair Ulaş ve konuğa konuk Adem Yıldız Cafer hocam size kıymetli konuğunuz. Ulaş Bey'e hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum. Samsun'dan kucak dolusu selamlar. Kereme Uzun Günay hayırlı yayınlar, iyi akşamlar diyor. Kıymetli dostumuz Muzaffer Aktin Bey sağlık, mutluk dolu huzurlu akşamlar ayrıca güzel yayınlar diliyoruz diyor. Mustafa Doğan Karacoşkun hocamız, rektörümüz. Gelenek önemlidir ve şairin dediği gibi kök olmadan ağaç veyve veremez. Ama salk gelenekçilik problemdir. Gelenekteki önemli isimlerde isimlere de haksızlıktır. Çünkü gelenekçilik insanın üretimini engeller. Adil Oymak hocamız demek ki arada bir sarsmak gerekiyor. Herkes kendi payına düşeni alsın. Bu kadar emeğin bir bedeli olsun. Allah için yapılanın mükafatı da Allah'tandır. Selam, hürmet ve muhabbetle Mehmet Altunsah. Hayırlı yayınlar. İsmet Şirin iyi geceler diliyorum. Sayın genel müdürüm, kıymetli yetkin dilek hocamız. Önce temel değerlerimizi Kur'an'dan başlayarak öğrenmeli. Fikri altyapımızı inşa etmeliyiz. Sonra fikri zenginlik için batı doğu her alanda okuma yapabiliriz. Osmanlı Türkçesi bizi binlerce yıldık kültür müktesebatımıza buluşturacak tek anahtardır. Gelecek geçmişle klasik ve kalıcı bir değere ulaşabilir. Bunu da unutmamamız gerekir. Eyüp Azal hocamız kıymetli şairimiz. Programınız hayırlara vesile olsun. Ulaş konuk hocamızın ağzından bal akıyor. Şarjım bittiği için başka telefondan programı izliyorum." diyor. Eyvallah. Kıymetli şairimiz, yazarımız, münbit bir dostumuz. Evet. Cevat Akkarat diyor ki, "250. Program Mürsel Sönmez olsun. Mürsel Sönmez abi için özel bir program da yaparız. Selam olsun. Ama kıymetli Cevat Hakkanat hocam aşağı yukarı 200 pardon Haziran ayı sonuna kadarki konuklarımız belli. İnşallah Mürsel abiyi de bu programa konuk olması bizi ayrıca onurlandırır. E biz bu akşam notumuzu, ödevimizi aldık. Yakup Manzak, Sayın Genel Müdürüm sana ve konuğuna hayırlı yayınlar diliyorum. Şakir Kurtulmuş abeyimiz. Caferciğim hayırlı akşamlar iyi yayınlar diliyorum. Yoldayım, metrodayım. çekmedi. İzleyemedim. Şimdi evdeyim. Bitmeden yetişebildim daha. Şakir abi rahat ol. Biz yeni başladık. Daha daha yeni başladık. Bugün misafirin de değerli bir şair Eskadar. Eskader şiir ödülü alan. E tabii Eskader şiiri ödülü alan ama bu kitabın emeği olan bir abeyden bahsediyoruz. Çıra Yayınlar Çay Edebiyattan çıktı hocamın bu eseri. Dolayısıyla editöryal çalışması da Şakir abimiz tarafından gerçekleşti. Dolayısıyla Şakir abi her programda, bizi yorum yapmasan da bizi bir yerlerden izlediğini düşünüyoruz. Şakir abi teşekkür ediyorum. Hatice Satkun Girasuni şairimiz iyi yayınlar diliyorum. Konuğunuz Ulaş Konuk Bey de hoş geldin diyor. Emeklerinize sağlık diyorum. kardeşimiz, Ulaş Korusu, "Seni ve şairimizi muhabbetle selamlıyorum." diyor. Mehmet ha Mehmet Memdoğlu o da konuğumuz olan kıymetli bir şairimiz, yazarımız. Size ve konuğunuza selamlar diyor. Sevim Sürmeli iyi yayınlar diliyor. Sevgili Mücahit Kocabaş hayırlı akşamlar diliyor. E yani eskaderciler de takip etsin programı. Yani onlara kimsenin tabii şey yaptığı yok ama dolayısıyla ben güzel işler yaptıklarını hele 2025'in 2026'ya veda ederken şiirle beraber efendim veda edilişi gerçekleştirdikleri Gülhanne'deki Ahmet Hamdi Tanpınar salonundaki 10 11 şairin katıldığı büyük bir memnuniyetle ifade etmeliyim ki seiz şairinin de bu programın konuğu olan O e gece muhteşemdi. Ardından Eskader misafirlerimizle bir akşam yemeği yeme ve sohbet imkanı bulduk. Teşekkür ediyoruz. Dolayısıyla Eskader'i de bu anlamda tebrik ediyoruz. Saniye Uzunkaya, "Hayırlı geceler, hayırlı yayınlar diliyorum" diyor. Tabii bir taraftan bana bunları diliyor ama hocam. Diğer taraftan da bu Saniye kızın hocam beni uyarıyor. Diyor ki böyle yan oturma, dirseğini yukarı koyma falan ikazlar da geliyor. Biz akışa tabiyiz. Efendim merama maksudumuza yönelmişiz. Hocam ben kendi adıma dostlara ve aleyküm selam diyorum. İyi ki varsınız. Destekleriniz, yorumlarınız bu programı sizinle kıymetli tabii tarih de ayrıca kıymetlendirecek. Evet hocam >> öncelikle selam gönderen büyüklerimize, abilerimize, ablalarımıza aleykümselam. Kadir abinin şiiri. Kadir abiyle Sultan Bey de bir dönem biz beraber çalıştık. Çok emeği vardır üstümüzde. Sıddık Ertaş olsun >> hocam. Şimdi hemen ardından zaten biz Sultan Beyli ehli bir bahis açacağız. Ondan emin olun. Çünkü Sultan Beyli farkına eee nedir o? Varılsın varılmasın ayrı bir merkeze yolunda. Onun için bu konuya ayrı bir başlığımız olacak inşallah. Eksik ol. Eyvallah abi. Şimdi Kadir abinin de çıkıp dolaşmak istediğim sadece şiiri. Kadir abinin bir şiiriydi. haddimi aşmıyorumdur inşallah. Biz de Sultan Beyli de çok güzel bir birazdan değiniriz. Ortamımız var burada. iyi şair, kötü şair genç şair, usta şair yoktur. Ortada bir şiir varsa bu şiiri herkes eleştirir, değerlendirir. Fikrini belirtir. Bir bu şekilde ilerlenen bir ortamımız vardı. Kadir abi bir şiir yazmıştı ve bu şiiri bir bakar mısın dedi. Okudum şiiri. Daha sonra dergide yayınlandı tabii bu şiir. Bu şiirin üzerine Kadir abinin şiirine aslında bir göndermedir. Bu bir naziredir de diyebiliriz. onun atışmadır da diyebiliriz. Kadir Abinin bir şiirine karşılık yazılan bir şiirdi aslında bu. Çıkıp çıkıp dolaşmak istedim sadece. Şiir benim de aslında zevk aldığım bir taraftan da acıtan bir şiir. Eğitimci olmamız hasebiyle çocukların arasında bulunmamız hasebiyle aslında bir yüzleşme ya da bir özeleştiri şiiridir de diyebiliriz. şiiri anlatma değil ama duygusal olarak düşündüğümüzde hani genel olarak o sorduğumuz çocuklara niye sanatı, estetiği, şiiri sevdiremiyoruz sorusunun bir öz eleştirisi gibi aslında. bizim çocuklarda o öldürdüğümüz hayret duygusu ya da sistematik bir şekilde okulun bir değirmen diyelim ya da öğüten bir değirmene, çocukları öğüttüğümüz bir değirmene dönüşmesini bir dediğim gibi özeleştiri aslında bir yüzleşme şiiri. Onun için dediğim gibi zevk aldığım bir şiir ama diğer taraftan da biraz acıtan bir şiir. Okuyayım o zaman daha sonra. Kadir abi oldu olası Morisko şiirini sevmiştir. batının maskesinin düşmesi ya da batının o iki yüzlülüğünü ifade eden bir şiir olduğunu söylemiştir sürekli. Oldu olası sevdiği bir şiirdir. Fırsat bulursak, zamanımız olursa Kadir abinin de şiirini seslendirelim. Yoksa programdan sonra ben Kadir abiyi telefonla arar ona bir telefonda okurum şiiren. Çıkıp dolaşmak istedim sadece. Üstüm başım kış boğuluyorum. İçim dışım lapa lapa bıkkınlık. Birazcık nefes almak istedim. Duvar erise düşecek tohum. Kanaat kullansan bir tebessümcük. Biliyorum tek çiçekle bahar gelecek. Olmam gereken yerde değilim. Kar havada kapıyor tüm gürültüyü. Hayallerimi yalıtıyorlar hocam. Bacalardan doğruca dualar yükseliyor. Şehrin buz bıyıkları sarkıyor damdan. Dona kalmış her şey. Ses bile suspus. Herkes beni dersteyim sanırken der misin? Biraz çek dolaş istersen. Bu kadar kısacık ve paytak paytak. En son ne zaman adımlamıştım. Her halde kar tanesi kadar çocuktum. Bundan erimiş olmalı tüm anılarım. Kreter ağzı gibi küçük ellerim ya da kar yüzlü çocukların çil lekeleri. Uzaydan baksan da görürsün beni ama yağmaladılar her şeylerimi. Şimdi önüme mi bakmalıyım? Dik mi olmalı fukara belim? Nedir bu içimdeki vicdan azabı? Bir kuşun canını yakmışım gibi emir almayı öğrendim. Ezberledim kuralları. Çocukluk değirmeni bir binada büyüdüm. Büyümek uyumak mı uyanmak mı yoksa? Ben kaçtım. Günah mı işledim? Tek ayakla mı yaşatacaklar beni? Kalbimi soğutup ete mi kesecekler? Gözleri çok soğukmuş. Cehennem de öyle mi? Teneffüse çıkmak da tek istediğim. Gecenin saldırısı başlayacak birazdan. Benim yolum yol değilmiş. Öğrendim. Çıksam kıyımda yalananlar bekliyor. Teneşir tozuna bulayacaklar beni. Oysa birazcık dolan dolaşmak da tüm derdim. Teşekkür ediyorum hocam. Sesiniz kapalı sanırım hocam. >> Evet tabii biraz üzerinize afiyet. Rahatsızlık olunca arada tık kapatmak istiyorum. >> yansımasın diye. Kusura bakmasın dostlarımız. >> Şimdi >> eee Evet işte şiir bu değerli dostlar. Onun için ben tabii şiiri kitaptan okumak lazım ve bazı kitaplar okunup bir kenara değil masada tutmak içindir. Ama bizim de nasibimize masamızda bulunduracak çok şiirimizin, şairimizin, şairlerimizin kitabının olmasının da bir zenginlik olarak ifade etmeliyim. Bu eserler arasına köşeyi çok rahatlıkla yerine almıştır. Bunu ifade etmeliyim. Şimdi hocam tabii >> hocam özür dileyerekten ismi geçmişken başta belirtmem, teşekkür etmem gerekiyordu ama geç bir özür olarak kabul etsinler. Şakir abiye, çıra edebiyata, ilk kitabın çıktığı 1. Nokta yayınlarına bir teşekkür etmek gerekiyor. Bunu özür dileyerekten araya bir sıkıştıralım. sıkıştırılmaması gereken bir durumdu aslında. En başta belki bu teşekkür etmemiz gerekiyordu. Bu hatırlatma için de bu vesileyle hem özür dileyelim hem de bir teşekkürü borç biliyoruz. >> Eyvallah. Şimdi tabii kıymetli hocam tabii Malatya'dan dediğim gibi elbette Malatya adına da söyleyecekleriniz orayla bugün arasında ilişki vesaire memleketiniz ama elbette bulunduğumuz daha çok hizmet ürettiğimiz yerler son derece önemli. Tabii özellikle İstanbul açısından aslında İstanbul dışında herkesin taşra görüldüğü veya adledilmeye çalışıldığı dönemleri bu anlamda gördük. Ve İstanbul'da efendim işte İstanbul'un varoşları diye tarif edilen bölgeler düne kadar zikredildiğinde aslında işte bunların başında Sultan Bey de vardı. Yani Sultan Belediyi, Gazi Osman Paşa'yı, Esenleri, Ümrani'yi, Esenyurdu'u falan rahatlıkla söylemek mümkün. Tabii bu sadece merkeze uzaklık yönüyle bir taşra yaklaşımı değil. yani bu daha çok, sosyal, sosyal, ekonomik, olarak arka planda olmayı belki bizim programımız yönüyle de en önemlisi kültürel, manada efendim kenarda sayılan dikkate alınmayan buraların şehre bir yük olduğu addedilen yerlerdi. Ama görüyoruz ki hani Tostoy malum savaş ve barışta çok üzerinde durduğu hani dünyayı, insanlığı böyle çok akıllı, zeki insanlar mı yoksa efendim böyle çok daha arda gelenler mi sevk ve idare ederler, yönetirler, yön verirler? E birilerinin zannettiği gibi bu olması mümkün değil. Yani hep beraber bu işi yürütmek zorundayız. yürütmediğimiz takdirde işte bazıları kendini akıllı benim dediğim olsun dediğinde ne sizin dediğiniz ne başkasının dediği oluyor. Ve neticede huzursuzluk yaşanıyor. Onun dışında efendim Cumhuriyet tarihimizde bu toplumun değerlerini, geleneklerini, birtım şeylerini geri atmakla biz varız, biz yaparız bu işleri kavgası hiçbir sonuç vermediği gibi, bu ülkenin başka bir yönüyle de hiçbir değerini düşüncesini yok saymak suretiyle bir şeye varmak mümkün değil. önemli olan onları merkeze dolayısıyla tüm insanlığa hizmet eder hale dönüştürmek gerekir. Şimdi 250'yi bulan artık önümüzdeki hafta 250 program. Hocam elbette Türkiye'nin tüm illerinden önemli konuklar, kıymetli konuklarımız oldu. Ama şimdi o efendim varaş olarak adedilen Sultan Beyli'den üç tane şair benim nasibime düştü hocam. Yani kıymetli Sıddık Ertaş hocamı konuk ettim. Kadir Ünal hocamı konuk ettim. Efendim Ulaş Konuk hocamız da bu akşam konuğu ve bunlar efendim programist bir konuğumu haşa program dolsun diye oluşturulan konuklar değil. Bu ülkenin binlercesi var. Olması gerekenlerin hepsi benim programımda olduğu iddiasında da değilim. Neticede haftada bir program yapmak fevkalade zor ve birçok dostların da tacüp noktasında ama bu işin hiç de öyle kolay olmadığını, biraz sonra o iddiamı ortaya koyan hocamla ilgili bugün bir tanıtım değil, bir davettir, bir tanıklıktır dediğim metni oluşturmak için. Hocam valla şiiri yazarken yorulduğunuzu biliyorum ama bilmiyorum. bir haftada bir paragraf, bir noktalık bir metni
Yazabilmek için verilen hummalı bir mücadele vardı. Neyinize şahidim hocam?
Eee şunu için bunu söylüyorum. Eee, dolayısıyla, eee, bütün bunlar, eee, buradaki dostlarımız, eee, her biri birbirinden kıymetli değerler ve inşallah umut ediyoruz ki bu değerleri biz ve başka dostlarımız daha talını, kalıcı hale getirmek için gayretleri, çalışmaları yürütmüş olurlar. Ama hocam üç tane isim ve dolayısıyla eee Sultan Beyli Türk edebiyatı için şiiri için eee güçlü isimlerin ön planda olduğu ve yine edebiyat açısından olmazsa olmaz olan ki dergicilik zordur. Zamanlı, süreli okuyucunuz bekler. İmkanlar hep kısıtlıdır. Hulasa eee yani popüler işlere, medyatik işlere, ekranlara yönelik işlere imkanlar bulunur da bu tür işler için eee pek de kolay değildir.
Dolayısıyla işte eee sanıyorum düne kadar İnşadiye Sultanbeli Belediyesi'nin çıkardığı bir dergi vardı. Kıymetli bir dergiydi. İşte Aydosur, teferrütür. eee 5. mevsimdir. Sizlerin kıymetli hocalarımın içerisinde bulunduğu ve müthiş yani eee gençlere önünü açtığı, kendilerini ifade ettiği yani birilerine belki yazma imkanı bulsun diye eee iyi niyetle açılan bu yapının eee içerisinde yetişen, yazan şiirleri, yazıları yayınlanan artık onlarca kardeşimizin eee eserleri, şiirleri, kitapları var piyasaya çıkmış. Bu son derece önemli.
Dolayısıyla Sultan Beyli kendi hakkında verilen bu hükmü reddeden yani ben bir varaş değilim. Kültür ve medeniyet adına varım diyen bir eee efendim artık şehrimiz. Tabii İstanbul'da 15 yıl belediyeci olarak çalışan, o gün en fazla Sultan Bey'in o 90'lı yıllarda hizmete, belediye hizmetlerine ihtiyacı olduğu dönemde sokak sokak, mahalle mahalle tüm şehri İstanbul'u bildiğim gibi İstanbul'un Sultan Beylisine de o yıllarda belediyenin yaptığı hizmetlerin tanığı bir parçası olmaktan da mutluluk duyuyorum. Ama Sultan Beyle artık e kesinlikle ve kesinlikle bir varaş değil, bir kültür ve medeniyet adına duruş. Yine Esenleri bildiğim için Sayın Esenler Belediye Başkanını, orada yapılan kültür ve edebiyat etkinliklerini, oradan Türkiye'ye örnek olacak ciddi eserlerin, yayınların yapılmış olmasını da bu anlamda çok kıymetli bul eee buluyorum.
Dolayısıyla eee Sıddık Ertaş hocama, Kadir Ünal hocama, Ulaş Kona'a, Gerçi Kadir hocam herhalde sizi terkeylediler. Memlekete mi e rücu ettiler ama kalbi gönlü orada. Dolayısıyla Sultan Beyle bu çalışmalar ve yine bu çalışmaları ifade ederken istendiğinde nelerin yapılabileceği adına eee bir eee Sultan Beyli de edebiyat eee efendim araştırmacıları açısından eee ayrıca kıymetlendirilmesi gereken bir nokta olduğunu adıma ifade etmek isterim. Buyurun hocam.
Hocam şimdi şöyle demek lazım. eee, Sultan Beyliği'yi konuşacaksak bu manada öncelikle, eee, Sıddık Hoca'nın ismini birinci sıraya yazmamız gerekiyor. Yani bugün Sultan Beyli'deki kültür, sanat, eee, çalışmalarının eee, merkezinde eee, ya da ilk taşı atan diyelim Sıddık hocadır. E, biz arkasından devam edenleriz. Bugün Kadir abi olsun, Kadir Ünal olsun, Teferrüç dergisi yayın yönetmeni Ercan Hoca, Ercan İriş olsun, eee, o da Sivas'a dönen Mustafa Karasoy olsun. Birçok kişi bu, eee, eğitimden diyelim ya da bu okuldan geçmiştir. Evet. 2013'tü yanlış hatırlamıyorsam ilk olarak eee, Aydos dergisi eee, çıkmaya başladığında şuydu niyet şuydu. Hadi bunu da söyleyelim. Sıddık Hoca'nın hep şöyle bir hayali vardı. Derdi ki Sultan Beyl'den neden bir ik Maraş çıkmasın? Hani başta da dediniz ya iddia önemlidir ve bu iddianın da arkasından eee ciddiye alıp takip etmen gerekir. Önce sen inanacaksın. Sonra eee takdiri Allah'tan bekleyeceksin. Evet.
Aslında bu eee iddiadan da ziyade eee taşları örülmüş belki de taşıyor. Şöyle ki eee o zaman eee ism ş manada önceki belediye başkanı şu an İstanbul İl Kültür Müdürümüz Sayın Hüseyin Keskin'e teşekkür etmek ve emeğinden dolayı teşekkür etmek lazım. Bir de eee ismini gördüğüm müdürümüzün sağ olsun Mehmet Maza. Büyük payı vardır. Teşekkür etmek lazım bu manada. O zaman şu iddia ş yapılmak istenen de eee amacına ulaştı diyebilirim. Eee atölyeler oluşturuldu Sıddık Hoca bünyesiyle veya belediyenin de desteğiyle. Tamamen bu belediyenin bir organı olarak değil. siz yap ne gerekiyorsa destek verelim noktasında ve ama şimdi haklarını teslim etmek lazım. Hiçbir şekilde müdahil olmadılar eserlere ya da ne yayınlanıp ne yayınlanmayacağına dair. O zaman eee atölyeler açıldığında bugün eee o atölyelerden Sıddık Hoca bunu daha iyi bilecektir. Yaklaşık 10'a yın yeni eee kitap yayımlandı. Oraya gelip giden gençler, esnaflar, her kesin var. insan aynı yerde ve şiir tartışarak, şiir konuşarak eee ve bu eserler eee günümüze kadar devam edip gelerek kitaplaş Aydos dergisinde yayınlanarak bugün Aydos dergisi eee son sayı olarak 40 sayıyı yayınladık. Eee 40'lara karıştık diyelim inşallah. eee ve bugün e dergi bünyesinde eee usta abilerimizin, usta şairlerimizin yanında gençlerimizi bir arada görmek da eee teferru dergisi geldi. Bir kardeş dergi olarak çünkü isimleri de şuradan gelir. Sultan Beyli iki tepi. Bu ikisi iki tepenin karşılıklı aslında bütünlüğünü beraberinde getirir. İkinci dergi, ikinci dergi teferrüç olarak bu şekilde geliyor. Yani özetle şunu diyeceğim. Yani dergiler bünyesiyle birçok genç, birçok Sultan Beyli'de eee gençlerimiz, insanlarımız bu dergide eserler yayınladılar. Sesini duyurma imkanı buldular. kendilerini ifade etme şansına kavuştular. Ve dediğimiz gibi devamında bu dergiler vesilesiyle birçok genç eee arkadaşımızın, kardeşimizin eee kitapları, şiir, hikaye eee kitapları yayınlandı. Bu manada bir okul hani edebiyat denir ya usta çırak ilişkisine inananlardanım ben. Eee edebiyatta bir okul olmalı. Bu okulluk misyonunu yerine getiren bir nokta. Çünkü dönüşüm ve değişim olacaksa bu kültürle ve gençle başlayacaktır. Sultan Belli'nin de genç nüfusunun çok yoğun olduğunu biliyoruz. Eğitimci olduğumuz için de durumun daha eee farkındayız. Eee dönüşüm ve değişim olacaksa bir eee şeyler ortaya konacaksa bu eğitimden ve gençler üzerinden olacaktır. Bu fonksiyonu, bu işlemi eee dergiler, atölyeler yapmaktaydı. Kadir hocamla olsun buradaydı. Evet. Beraber yıllarca beraberdik. Kadir Hoca'nın da Sıddık Hocan'ın da bende yerleri ve emekleri eee farklıdır. Eee daha sonra dediğiniz gibi memlekete gitti, Taşova'ya gitti. O ama gönül bağımız devam ediyor. Konuşuyoruz eee istifade ediyoruz. Eee Allah eee nefesimizi, ömrümüzü birlikte veya beraber devam ettirsin, uzun etsin diyelim inşallah. Eee, daha sonra bu kadro diyelim, eee, özellikle İstanbul Ensiz Şiir Festivali gibi başta belirttim ya Mehmet Mazak olsun, Hüseyin Keskin olsun, Sıddık Ertaş olsun. İstanbul Ensiz Şiir Festivali, uluslararası şiir festivali 2013 yılında yanlış hatırlamıyorsam ilki olmuştu. Araya pandemi girdiğinde bir aksama oldu. Ondan sonra devam etti. Bu sene 11incisiydi yanlış hatırlamıyorsam eee, gerçekleşti. Bütün bunlar Sultan Beyli'nin başta belirttiğiniz o kıyıda köşede unutulmaya çalışan yani biraz da bilinçli bir unutturma vardı. Şimdi eee gönderme ya da siyasi noktaya çekmek istemiyorum ama özellikle o 90'lı yılların sonundaki eee 28 Şubat'ından sonra bilinçli bir unutturulmaya çalışılan Sultan Beyli gerçeği var ve bunu biz buradayız. ne kadar şu anda da görülmek istenmemesi ne şu anda da aslında unutturulmaya çalışıyor. Belli noktalar harici durumunda. Eee buralara çok fazla girmeyeyim. Eee sanat olarak, edebiyat olarak, kültür olarak eee aslında koltuk altından bakıp da bu şekil olan biteni takip edip de diyelim eee ama ismini zikretmeyerek sanki yok sayma durumu şu anda da ne yazık ki var. Bunu da belirtmekte fayda var. Eee, halk Anadolu ifadesiyle dilimiz şişmesin diyeceğimizi diyelim hocam. Evet.
Bu, eee, bağlamda Sultan Beyli de dediğimiz gibi İstanbul Ensiz Şiir Festivali eee uluslararası şairlerin eee yerel şairlerimizin bir potada bir arada şiir konuştukları sanat konuştukları bir ortam oluşturdu. Bunlar çok değerli ama bunun içerisinde en değerli olan ise bunu etkinliği sağlayan belediye bünyesinde şairlerimiz okullarda öğrencilerle buluşuyorlar. Konferanslar, söyleşiler düzenleniyor. Bu bağlamda birkaç oturuma da moderatörlük yapma bahtiyarlığına bizler de eriştik. eee orada gençlerin gözlerindeki ışık, merak eee çünkü biz yaşadık bunu. Bir şairle yüz yüze gelmek eee afaki bir şeydi. Ulaşılamaz bir şeydi. Ama uluslararası eee kendi ülkemizden televizyonda gördükleri kitabını okudukları, şiirini ezberledikleri insanla aynı atmosferde, aynı salonda bulunan çocukların o gözlerindeki ışıltı, merak nefes almadan dinlemeleri ve devamında sordukları sorular. Eee bütün ödül bu aslında. Eee tatmin olduğumuz nokta bu. Gelecekten ümit var olduğumuz nokta bu. çok sık karşılaştığımız gençlerimize neden sanatı, edebiyatı sevdiremiyoruz? Umutsuzluğumuzun aslında gittiği noktaları biz buralarda görüyoruz. Bu bize ümitvar olmamızı eee Sezai abinin Sezai Karakoç'un Allah rahmet eylesin. O ümit varlığı yeniden diriliş umudunu bizim de biraz hissetmemizi bu etkinlikler sağlıyor. Bütün bunlar dönüşümün, değişimin dediğim gibi ayak sesleri olarak Sultan Beyli'de yankılanıyor.
Sultan Beyli eee ne yazık ki bir istasyon olarak kullanılmış. Bu sadece eğitim camiası açısından değil. Anadolu'dan 3 be hayvanını, tarlasını satıp İstanbul'a gelmeye çalışan insanlar Sultan Beyli'ye gelmiştir. Burayı şehre alışana kadar bir istasyon olarak kullanmıştır. Alıştıktan sonra daha altlara Ümraniyesi, Pendiği, Kartalı geçmişlerdir. Ve bu eee kader Sultan Beyli de o kültürel altyapının, eğitimin ne yazık ki belli bir oranda oturmasını zorlaştırmış, geciktirmiştir. Bugün evet belediye olsun, Milli Eğitim olsun, bunun da altını çizmek lazım. Eee Yaşar Çağlar beyefendi ile başlayıp bugün Süreyya Aydın beyefendiyile Milli Eğitim Müdürlerimiz bunlar ilçe milli eğitim müdürlerimiz kültür sanat alanında ciddi çalışmalar yapılıyor. Dönüşüm önce öğretmende başlayacaktır. Dönüşüm önce eğitimde başlayacaktır. Bunun bilincinde bir Milli Eğitimimiz var. Bu manada bugün ilkokullar için, ortaokullar için, liseler için ve öğretmenler için Milli Eğitim, ilçe Milli Eğitim dört dergi çıkartıyor. İlkokullar için cılga, ortaokullar için patika, lise için çığır ve eee öğretmenler için de Ay Dost dergileri. Bugün ilçe Milli Eğitimin çıkartmış olduğu dergiler. Burada tamamen çocukların eserleri. İlkokulda ilkokul çocuklarının, ortaokulda tamamen ortaokul çocuklarının, lisede lise ve öğretmen dergisinde ilçedeki öğretmenlerin. Şimdi bunlar bakıldığı zaman basit gibi şeyler gözükebilir ama eee çocuğun kendini ifade etmiş olması eee kendini en azından vitrine çıkmış olmuş konuşmanın başında dedim ya ufacık şeyler hayatımızda kelebek etkisi oluşturabilecek. Bu çocuklar için de bunlar çok değerlidir. Çocuklar ondan sonra bu dergilerde eser gönderdikten sonra kafamızın etini yiyor. Bizler de öğretmen, "Hocam dergi ne zaman çıkacak?" Orada şiirini görmek istiyor. Yani somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş şiirini görmek istiyor. O dergilerin peşine düşüyorlar. Milli Eğitim açısından da bunu bir teşekkürü borç bilmek eee biliyorum en azından eee teşekkür etmek lazım bu manada. Sultan Beyli sessiz, derinden ciddi bir dönüşüm içerisinde. Bu sanatla, kültürle, şiirle olan bir dönüşüm. Eee sadece şiirsel değil birçok eee müzik atölyeleri, resim atölyeleri, çeşitli değişimler, dönüşümler eee gençlere hitap eden, gençlere dönen yüzleri var. Bu açıdan da emeği geçen herkese tekrardan ve tekrardan teşekkür etmek gerekiyor. Biz buradayız. eee bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Gençlerimizin sesi çıkmaya başladı. Onu e duyan kulak, gören göz, eee, temennisi de son cümlem olsun hocam.
Eyvallah. Şimdi hocam tabii biz, eee, köseyi mavi kuşun yolculuğunu aslında sizin yolculuğunuzda böyle gölgede bırakmasın. evlatlar arasında ayırım yapılırsa bu bir sıkıntıya da vesile olabilir. Evet. Eee ama sizin neticede ilk şiir kitabınız 2015'te. İkincisi de 2025'te. Yani 10 yıllık bir eee çalışmanın ürünü şiirler. Demek ki ondan öncesine de eee bir ilk kitabın yani gençliğin umudun kisel kişisel kişisel sancıların, ızdırapların sorgulamaların, heyecanların yansıması belki. Eee dolayısıyla eee ben eee o şiirlerinizi dikkatle okudum. Onların da çok büyük bir kıymete aiz olduğunu açıkça ifade etmek isterim. Yani şairi biz eee konuklarımızı yine bizim bu programlardan farklı olsun arzumuzun sebebi bir bütün olarak tanımak. Yani o evreni, şiir evrenini bir değişim, bir dönüşüm, tercihlerde bir farkındalık olduysa da yine buna şair kendisi ifade etsin. Onun adına birileri, eee, yanlış tanımlamalara girmesin. Elbette kendi adına yapacakları değerlendirmeler bunlara saygı duyulur ama en azından eee ifade edilebilir gerçekleri doğru soru sorulmadığından dolayı ihmal edilmiş olmasın. Eee bu söyleşiler bugün değil yarınlar adınadır. Onun için biz günü kurtarmanın değil bir ömrü bereketlendirmenin gayreti içerisinde isek zor olana yorucu olana talip olmalıyız. Ben de biliyorum hani diyor ya ben biliyorum bu dünyaya ait olmadığımı. E ben de biliyorum günümüz yayıncılık formatına uygun 2 saatlik 3 saatlik bir programın olmadığını bilmiyor muyum? Biliyorum ama yine bildiğim başka bir şey var. Israrla eee ve inatla doğru bildiğiniz üzerinde yolun üzerinizde devam edeceksiniz. eee fark oluşturmak için değil, inandığınız farkın sonuç vereceğine inanıyorsanız onun ispatı için böyledir. 5 yıllık yolculuğumuz bunun ispatıdır. Nice dostlarımız, şairlerimiz, yazarlarımız ya bu neyin nesi dediğinde kendileri de aradan bir yıl 2 yıl önce olan konuklarımız dönüp programlarını izlediğinde ya hocam hakikaten çok güzel konular konuşmuşuz. çocuklarımıza, evlatlarımıza ciddi bir bizi tanıtacak bir eee efendim arşiv bırakmışız. E işte kimileri benim eserlerimle birlikte bu eser sizin eseriniz evlatlarımın kütüphanesinde yer alacak kadar kıymetli denmesi de elbette alın terlerinin karşılıklı karşılığı ve özverisinin neticesindedir. Eee onun için hocam mavi kuştan da biraz bahsedelim. En azından ben bu haksızlığın sebebi olmak istemem. Yani benim konuklarımın her biri bundan önceki programlardan bu programın hep farklı olduğunu yani o yüzlerce televizyon programına katılan da bunu söylemişti. Bunu söylesin diye değil bu program öyle olsun diye yani ruhuyla böyle olduğu için söylüyorum. Onun için yani olabildiğince biz istiyoruz ki ulaş konukla ilgili bugüne kadar ne varsa onun ipuçlarını bize versin. O başarıya örneklik olabilecek yönüyle versin. Geleceğe dair umutları veya perspektifini de ortaya koyabilecek sorularla biz önünü açalım. Yani bizim burada zaman dıştan bakan bir gözün yahu çok konuşuyor gibi baktığı olay aslında bizim çok konuşmamız konuğumuzu konuşturma arzusundan kaynaklı bir konuşmadır. Buyurun hocam.
Hocam Mavi Kuş'un Yolculuğu kitabı dediğiniz gibi malumun üzere 2015 yılında Bir Nokta kitaplığından, Bir Nokta dergisinin kitaplığından çıktı. Eee, o zaman Mürsel abinin telkinini çıksın artık. Çıksın artık. Biraz da itelemesi, eee, acele ettirmesi, eee, bu neden yaptı manasında demiyorum. Çünkü ilk kitaplar çıkarken biraz cesaretsiz doğarlar. Eee, bir iteleme ya da bir cesaret verme ihtiyacını şairler birilerinden beklerler. Bu noktada da, eee, o zaman 2015 yılında bu kitap çıktı. Mavi Kuş'un yolculuğu genel itibariyle aslında Mavi Kuş tanıdığımız bir kuş. Evet. Mavi kuşun eee özelinde belki hepimiz birer mavi kuşuz ya da şairi ben olmama sebebiyle belki o mavi kuş benim ama etimolojik olarak aslında mavi kuş o cami avlularımızdaki gündelik hayatımızın içerisindeki güvercinin ta kendisi. Gök erçin eee etimolojik olarak mavi kuş demektir zaten bizim güvercin kelimemiz biliyorsunuz mavi kuş demektir. Buradaki mavi kuşumuz güvercin aslında ve güvercinin de asıl anavatanının Kuzey Afrika olması eee bir mazlum coğrafyadan dünyanın dört bir tarafına yayılmış bir kuş olması. Biraz da herhalde işte şiir dediğimiz, şair dediğimiz nokta burada başlıyor. Bir derinlik, bir tarihsel sorumluluk hissiyatı oluşturdu ki Mavi Kuş Yolculuğu kitabımızın adını ve bir şiirimizi teşkil etti. Eee, evet bu kitap bakıldığı zaman genelde benim değil sadece de bütün, eee, şairlerimizin genelde sanatçılarımızın ilk kitapları eee teknik açıdan bakıldığında biraz sorunlu demek istemiyorum da saftır, basittir, samimidir. Eee, tırnak içerisinde orijinaldir. Neden? eee daha çömezdir şair. Eee daha tırnak içerisinde yine artist değildir. samimi duyguları, hayat karşısındaki duruşu, annesi, babası, çocukluğu, ontolojik sorgulamaları, gelgitleri, hissi, kalbi, acısı, kederi, çocukluğu, gençliği, bütün bunları aslında dediğim gibi biraz da gizlemeden, saklamadan ya da estetik kaygıya çok fazla boyun eğmeden ilk kitaplarında genelde şairler daha samimi bir şekilde kendilerini ortaya koyarlar. Onun için şairlerin, sanatçıların ilk kitaplarının bende yeri farklıdır ki benim ilk kitabımın da bende yeri farklıdır. Evet. köseyi bakıldığı zaman belki eleştirmen veya şair abilerimiz tarafından bakıldığında teknik açıdan, estetik açıdan, şiirsellik açıdan, poetik açıdan bakıldığında belki daha derinlikli ya da daha adından söz edilebilecek ya da dikkate değer olabilecek diye konuşulabilir ama samimiyet, saflık ya da beni yansıtması ulaş konuk, çocuk olan ulaş konuk ya da eee eee, genç olan ulaş konuk ya da, kafasının içinde hayatı algılayan ulaş konuk kimdir? dediğinde Mavi Kuş'un Yolculuğu kitabı biraz daha satır aralarında, dizi aralarında beni daha çok yansıtır. Eee, daha dediğim gibi basittir. Daha, köseyi kadar imgesel değildir. Evet, imge genel olarak vardır ama köseyi de biraz daha şiirin zorlaşması, bunu ben de kabul ediyorum. Biraz da bilinçli bir tercihtir bu. Biraz zorlayan şiirler köseyi daha fazla karşımıza çıkar. Ama Mavi Kışın Yolculuğu şiiri kitabı dediğim gibi daha samimi ve çocuk çadır desem herhalde hakkını teslim etmiş olurum. Eee Kadir Ünal'ın Morisko dediği şiirimiz de burada geçer. Evet. Eee varsa hocam tam Moriska'nın vakti dostların da şiir vakti. Bak millet şiir bekliyor. Tamam abi. Tamam. İyi oldu. O zaman bu eee Morisco şiirimizi de okuyalım bu vesileyle. Evet. Morisko açıklamama gerek yok şiiri. Eee Endülüs merkezinden Endülüs İspanya'dan, Kurtuba'dan ortaya çıkan bir şiir. Bir Evet. Morisco alıntıyla başlıyoruz. Ya Rab şuurumuz burkuluyor. Biraz daha ışık. Besmelesiz dünyaya kurulanlar doyamaz. Bir tarih çıka gelse süslerinden soyunup beyin kaldırımları bakımsız gibi daptar. Sokaklarda vicdandan soyunmuş obezlerin takvim takvim kan kızıl tarih kitapları var. Kasandra sendromunu yaşıyor ya insanlık. Bir adam koşup gelse kalbimin kıyısından dese ki desek ki yalancısın delisin sen bir şairsin. Sendrom üstüne sendrom damar yolu tıkanık. Boğa boynuzlarıyla taşıyorsa dünyayı öç alacaktır elbet. Beş karış bir matadimsin kılıcı çalındığından beri merhamet ve adalet iki üvey kardeştir. Morcivert Kurtuba'nın kızıldır şafakları muleta gibi durur Avrupa'nın göğsünde. İspanya'nın çarmahına endülüsü gerdiler. Grey'i damla damla doldurdular kan ile. Isyon sehpasında Moris kokı ile vitraylarla kırdılar karanlığın belini. Mantığın göbeğinde sütundan bir ormanlık ve alaca karanlık gizlenmiş bedualar. Işık bile orada ihanet ağacıdır. Üç yerde aklımızdan çıkanlardan korkarız. Defterimiz verilirken koltuğumuz altına, mahşerde yeşerirken çürümüş toprak gibi, sırattan geçerken ateşin korkusuyla, ey Endülüs, biz seni korduğum gibi sevdik. İçli ağıt sesinde hıçkırıklar taşıyor. Hemdekte peygamberin balyozla öğüttüğü tarihsiz, talihsiz müminlerin taşlaşan yüreğine şehadet parmakları kırılmış bir cami. Toplansın dünyanın tüm kadınları. Feryatlar kundaklayıp gemileri yaksınlar. Eğerli Müslümanlar, özür dilerim eğerli Müslümanlar koşsun çatlarcasına. Endülüs niyetine ciğerleri dağlansın. Teşekkür ediyorum hocam.
Hocam sesinizi. Evet hocam dininize sağlık. Kadir hocamın eee muradı da gerçekleşmiş oldu ama umederim umut ederim Kadir hocam bizden şiiri bekleyip kendisi istirahat çekilmemişti. Ben şimdi benim dostlarım, arkadaşlarım hocam programda bazen böyle yoklarım. Derim ki yoklamanın başında olmak önemli değil. Sonunda görmek lazım ama bunun da yolu alarmı kurup 2 saat nasıl olsa 23 saat sürüyor program uyuyalım. 3 saat sonra uyuyan değil. Yani zinde bir yoklama. Serde eğitimcilik olunca hocam bu hali de açıkçası takip etmeye çalışıyoruz dostların. Eee, evet güzelmiş. eksik olunmasın.
Şimdi hocam, tabii, eee, bütün mesele hani hakikaten, eee, şiirin sesi yükselsin dememizin sebebi de bu dostlar. Elbette, eee, şairin hayatı da, duruşu da, sözü de şiir gibi. Yani biz bunu şair farkında görüyoruz. Yazılarında, diğer yazılarında özellikle denemelerinde o şiir tadını da ziyadesiyle alıyoruz. eee bu yönüyle de e bu bu bunu da önemsiyoruz. E şimdi burada diğer bir husus hocam üzerinde durmamız gereken, eee Evet. Bu şiirle çocuklarımızı siz aynı zamanda bir öğretmensiniz. Yani hakikaten ben bir programımda birkaç hafta önce onu söyledim. Yani bir kere bir edebiyatın geçmek kalma dersi olarak değerlendirilmesi kadar bu ülkenin evlatlarına ihanet olamaz. Yani edebiyat not verilecek bir değil. Edebiyatla hedef verilir. Edebiyatla hayat verilir. Yani insanın yaşaması için nefes alıyorum. demesinin ücrete tabi tutulması gibi. Eee onun için burada şiirin hakikaten o gücünden ve bizim bu gençliği bir yerlere taşıyabilecek, bizi bir yerlere taşıyabilecek. Yani şiirle yolculuk efendim gündelik bir yolculuk değil bir gündelik gönül ilişkisi değil. gönüller her daim huzurda olsun diye sürmesi gereken bir ilişki. Bu yönüyle baktığımız zaman hocam eee hakikaten çocuklarımızın edebiyata ilgisi. Tabii bu ilgiyi sağlamak için asıl burada çocuklardan önce edebiyatçılarımızın işte özelde Milli Eğitimliin Sultan Beyli özelinde bu ilgisinin varlığını çok önemsiyorum ve kıymetli buluyorum. Eee, yani bazen maalesef ve maalesef bir taraftan işte ezbere dayalı bir eğitim anlayışı değil. Diğer taraftan da çocuğu sadece notla ölçmeye çalışan birtım hayatın hiçbir yerinde bir anlam ifade etmeyecek bilgilerle onları meşgul edebilmek etmek yapılacak en büyük ihanettir. Dolayısıyla eğitim meselemiz özellikle edebiyatın bir not olarak geçmek olarak değil de ağırlığı, varlığı ve özellikle şiir özelinde de baktığımızdaki durumu genel anlamda eğitim meselemize bakmak bu toplumda bir değişim arzu ediliyorsa burada ısrarla bizim inadımız ve ısrarımız eee eee bunda edebiyatsız, sanatsız medeniyetle güçlü bağ kurmaksızın olması mümkün değil. Yani o çürümenin önüne geçebilme adına da buna ihtiyaç var diye düşünüyoruz. Sizin zaviyenizden değerlendirmeyi almak isteriz.
Hocam fikir oldunuz. Bazıları siz de işaret ettiniz. Çocuklara Evet. Tabii ki sanatı, edebiyatı bir ders olarak sunduğumuz zaman ölçülebilir, puanlanabilir ya da geçip kalma kriteri olarak sunduğumuz zaman çocuk da onu sayısal bir veriyden öte götürmüyor. Kendi öğrenciliğimden yani edebiyatçıyım. Türkçe edebiyat alanında yıllardır eğitim aldım. üniversitesini okudum ve hala şunu derim bakın anlatırken. Sınavlarda benim ayağıma dolaşan en zorlandığım dersler genelde Türkçe dersler olurdu. Yani ÖSS sınavına girdiğimde de en çok zorlandığım Türkçeydi. KPSS'ye girdiğimde de eğitimini almasına almama rağmen üniversitede yine en çok zorlandığım buydu. nedenine gelecek olursak şu şimdi misal ÖSS'de bir soruyu hatırlıyorum. Tam üzerinde 5 dakika kalmıştı. Bir paragraf sorusu. Sorueden de değil. Paragraf o kadar hoşuma gitmişti ki anlattığı şey takılıp kalmıştım. Yani değil paragrafın anlattığı şeyi düşünmeye başladığımı hatırlıyorum. Jack London'ın Vahşetin Çağrısı adlı bir kitabından bir paragraf verilmişti. bir paragraf sorusu. Sınavda bir soru. Yani sorunun cevabını işaretleyip geçebilirdim. Hala şu kitaptan şu paragraf diye de bakın unutmamışım. Devam ediyorum. üzerinden nereden baksanız 30 yıl aşkın süre geçmiş olmasına rağmen yani bu aslında şu anki ve 30 yıl önceki belki de 20 40 yıl önceki eğitim arasındaki farkı veriyor. Şu açıdan bireysel manada benim bu eğitimden istifadem ile şu anki çocukların sanat edebiyattan istifade edememesi, sevememesi arasındaki farkı veriyor. Eee bizde şu belki yoktu. Hata da belki buradan oluyor. Yani bir sistem basit ya da çocuğa ya da öğretmene indirgenecek bir şey değil belki. modern dünyayla çok başlı ya da çok değişkenli bir denklemle aslında ifade edebiliriz bunu. Modern dünyanın hızıyla belki sanatın o dinginleştirici, durdurucu, yavaşlatıcı, sakinleştiricii arasındaki çatışma bugün belki de çocuklara edebiyatı, sanatı verememizin verememizin diyelim temel sebebi olabilir. Birçok dediğim gibi siz de bir iki noktaya değindiniz aslında. Birçok sebebi olabilir bu manada. Yani en büyük sebebi ise sanatı, edebiyatı ya da hatta bir tık daha ileriye götürelim. Din kültürü ve ahlak dersi diyoruz. Dini, imanı puanlanabilir not karşılığı olan bir şey olarak ifade ettiğimiz zaman çocuk bu kez bunu edebiyatı neden ibaret sanıyor? Yani e örnek verelim bir Tampınar'ın basit bir örnekle ne anlatmak istediği ya da Tampınar'ın huzursuzluğu değil de eser şair eşleştirmesi noktasında edebiyatı buna indirgediği zaman, bilgi salt bilgiye indirgediği zaman çocukta bundan öteye geçiremiyoruz. Yani çocuğa sanatı, edebiyatı, bilgi yükleme ya şair, yazar eşleştirmesi kadar güdükleştirdiğimiz zaman, sınırladığımız zaman çocuklar bir ruh hali, bir hissiyata bürünme olan şiiri, sanatı, edebiyatı ıskalamasına sebep oluyoruz. belki de daha genel ifadeyle çocuklaki o hayret duygusunu, estetik bam telini ıskalamasına sebep oluyoruz. Hayret duygusu ve o bam teline dokunmayı beceremediğimiz, başaramadığımız zaman da çocuklara bu duyguyu veremiyoruz. Bunları aslında ifade ettiklerimi de biraz öz eleştiri bir eğitimci olarak benim de bir öz eleştirim olarak düşünmek gerekiyor. Diğer bir nokta belki şu olabilir.
Modern çağın malum teknoloji çağının, dijital çağın hepimiz üzerinde ama çocuklarımız üzerinde daha fazla olmakla birlikte düşük dikkat süreleri odaklanma zorlukları olabilir. Neden? Bakıyorsunuz 15 saniyelik bugün bakıyorsunuz kaydırma dediğimiz bir durum. 15 saniyelik videolarla çocuklar dopamin salgılıyorlar. Bu hayatları bundan ibaret. E şimdi böyle bir gencin, böyle bir çocuğun sallıyorum 300 sayfalık, 500 sayfalık bir kitabı, bir romanı okuyup bunun üzerinde tırnak içerisinde derin okuma yapıp yüzeysel değil derin okuma yapıp üzerinde akıl yürütüp düşünebileceğini herhalde biraz da düş böyle olur desek biraz çok ütopik olacak diye düşünüyorum. gençlerimizde bu dijital çağın o dikkat süresini yontyeye indirgeyen durumu yine biraz da herhalde gençlerimize bu sanatı, edebiyatı sabır gerektiren, emek gerektiren, üzerinde derin okumalar, düşünmeler gerektiren bir şeyi vermekte zorlandığımıza, zorlanmamıza sebep oluyor. Bir de iğneyi kendimize çuvaldızı başkasınaan yine hareketle şu kolay hocam ya siz de takdir edersiniz ki gençleri suçlayıp kabahati onların sırtına yükleyip günah keçisi ilan edip vicdanen kendimizi rahatlatmak kolay olanı. Ama dedim ya eğitimci olmamız nedeniyle de biraz iğneyi en azından kendimize batırmak, biraz öz eleştiri olarak buna yaklaşmak gerekiyor. Toplumsal olarak da yani toplum olarak, anne baba olarak, eğitimciler olarak bu eğitimi dizayn eden siyasiler olarak biraz da herhalde biz nerede hata yaptık, payımıza ne düşüyor söylemek ya da bunu vicdan süzgecinden biraz geçirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Toplumsal. Evet. Bakıyoruz bugün anne babayız. Hepimiz anne babayız. Ne yapıyoruz? Çocuğumuzu evet okula gönderiyoruz. Eskiden bakın neydi? Bugün bir Yahya Kemal ya da bir Ahmet Haşim dediğimizde, Mehmet Akif dediğimizde, Necip Fazıl dediğimizde sanatçılardan örnek verecek olursak şairlerden entelektüel birikimi ya da entelektüel olması, o kişinin aydın olması onun toplumsal bir statü taşımasını beraberinde getiriyordu. Otomatikman el pençe dizimizi kırıp karşısına oturup rahle-i tedrisinden payımıza düşeni almaya çalışıyorduk. Bugün toplumsal olarak baktığımızda entelektüel olmak, yazmak, çizmek, okumak toplumsal açıdan bir statü göstergesi değil artık. Yani bu statüyü belirleyen nedir? Teknolojik yetkinliktir. Ekonomik ya da finansal güçtür, zenginliktir ya da makamdır. Bugün toplum olarak baktığımızda ayrıcalık taşıyan şeyler bunlar. Yani o entelektüel, sanat bir toplumda kabul gören ne yazık ki bir konumda değil. Yerini koltuğunu kaybetti. Burada da yine gençlere tutup da bir karşısında örnek finansal güçlü bir insanken diğer karşısında iğneyile tabiri caizse kuyu kazmaya çalışan bir sanatçıyı mukayese etmesini beklediğinde o gencin ham zihniyle çocuğun sanatı veya sanatçıyı seçmesini beklemek biraz dediğim gibi ütopik olabiliyor. Yine gelecek kaygısı var gençlerimizde. Bunu iliklerine kadar görüyoruz. Çocuk diyor ki sanatla uğraşmak benim ileride ekonomik. Yani bunlar yüzyıllardır tartışılan sanat karını doyurmaz noktasına geleceğiz. Ama aslında belli sorunlar çağ geçse de değişmiyor. Hocam
gelinen noktada hocam şiir şey çay içiriyormuş. Henüz karın doyurmuyor ama şiir e çay içirdiği söyleniyor. Hocam. Çay içiyor da şu anki gençler pek çayı da sevmiyor. Mokka, latte, madde bir şeyler seviyorlar. Çay da hitap etmiyor. Şunu sorgulamak gerekiyor sanırım. Eee, sanat, şiir, kahve içiriyor mu demek gerekiyor. Eğer içiriyorsa gençlerimizi biraz çekebiliriz sanırım. Evet. Bu gel birkaç daha şey cümleyi ifade edeyim hocam.
Buyurun. Buyurun lütfen. Lütfen. Eee, yani sanat, şiir Evet. eee gençlerimiz arasında ekonomik özellikle belirsizlik varsa bu zaman kaybı biraz daha gençlerimiz pragmatik yaklaşıyorlar hocam. Yani geleceğe yönelik bana faydası ne olacak? Faydacı diyelim. Pragmatik yaklaştıkları için bu sanat, şiir vesaire gelecek kaygısında yer bulamıyor. Evet. Kültür gençlerimiz arasında biz genel modern insan arasında aslında eskiden üretilen bir şeydi takdir edersiniz. Şu an kültür tüketilen bir şey konumunda. Üretme olmuyor. Tüketme yani gençlerde tüketecek sümüle bir dünyada her şeyin hazır sunulduğu yani bir romanı okuyup onu kafasında, hayal dünyasında canlandırmasına gerek yok. Hazır sunuluyor. Görsellerin sağlı sollu hücum ettiği bir dünya. Gençlerimiz bu dünyanın içerisinde onun için de hazırı varken, simülasyonu varken kendileri kuramıyorlar. Kurmak ihtiyacı da hissetmiyorlar. Eee, bu yine gençlerimizin belki edebiyata, sanata yönlendirememelerimizden, yönlendirememiş olmamızın sebeplerinden birini belki bunu diyebiliriz. Yine bir sebeple şunu söyleyeyim bu manada eee evet gençler arasında başarı kriteri eee biraz daha somutlaştığı için sanat riskli gözüküyor ya da boş zaman hobisi olarak gözüküyor. Geçen bir programda yine bir öğretmen arkadaşınızın buna benzer bir sorusuna da hatırladım. Şimdi buna benzer bir cevap vermiştim. Şunu demiştim. Anne babayız hepimiz demişti hocamız. Ne tavsiye edersiniz? Şunu demiştim. Yani tavsiye noktasında sıkıntı yok. Velilerimiz sanatın, şiirin, resmin değerli olduğunu biliyor. Burada da problem yok. Ama hadi çocuk bunun için uğraşsın, bunun peşinde koşsun deyince bu kez veliler, anne babalar şunu demeye başlıyor. Oğlum bunun sana bir faydası olmayacak. Tamam boş zamanında yap ama buna vakit ayırma. Bak şu kadar çözülecek testin var. Bak şu kadar gidilecek kursun var. Bak şu kadar yapılacak şunun var. Eee anne babalar da bu manada samimi değiller. Tamam sanat şiir okusun kitap okusun hocam tabii ki iyidir diyen velilerimiz işi ciddiye bindirdiğimiz zaman, çocuk veya işi ciddiye bindirdiği zaman velimiz bizler anne baba olarak biraz yan çizebiliyoruz. Ya da çocuk dersi kendimizde misal derse giriyorsunuz elinde kitap var çocuğun. O esnada y şiir var ya da okuduğu kitapta çok sayfanın yarısına gelmiş. Öğretmenim ben. Şunu diyebiliyor muyuz sen? Hadi evladım sen o sayfayı bitir. Ona göre kapat kitabı. Derse başlıyoruz. Bakın biz de bunu diyoruz. Dedik ya öz eleştiri yapacağız. O çocuğun yönelimini dizginleme. O çocuğun merakını dizginlemeyip pekiştirmek gerekiyor birazdan. Hani ha kimdi o tam hatırlayamadım. eee, hakkını helal etsin. Diyor ki, "Camdan dışarıya bakıp da uçan kuşları görüp hayret eden çocuğu azarlayarak derse davet ettiğinizde eğitim bitmiştir." diyor. Eee, yani o hayret duygusunu çocuğun kuru mat, ders ortamına bilgi, hikmet değil bakın bilgi, kuru bilgiye çekmeye çalıştığımız noktada eğitim bitmiştir. Bizler bunu başarmamız gerekiyor sanırım. çocuğun kalbine, ruhuna hitap etmemiz gerekiyor. Kuru bilgi yükünden ziyade o bilgiyi bir ahlak estetik süzgecinden geçirip çocuğa hikmete tekrar davet etmek gerekiyor. Eee, bunu başaramadığımız zaman da tamamen kuru bilgiden ibaret olduğunu gördüğünde de çocuk onu başarma veya başaramama, doğru cevaplama ya da cevaplayamama sayılar arasına hapsedecek. Sayılar arasında hapsedildiğinde de hani diyoruz ya, neye temas edersek, dokunursak onun duygusunu alırız. Yumuşak kitap sayfalarına o hassas narin nazenin yapraklara dokunursak inceleriz. Narinleşiriz, nazeninleşiriz. Bir gülü incitmeyecek, bir karıncayı ezmeyecek hassasiyete dönüşürüz. Ama soğuk, mat, metalik ortamlara, aletlere ne kadar dokunursak o kadar mekanikleşiriz. Çocuklarımızı bu mekaniklikten biraz insanlığa ya da o kağıt dünyasına çekebilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Hocam haddimi aşmış olabilirim. Yanlış değerlendirme yapıyor olabilirim. Eksik illaki noktalarımız vardır ama bu ifadelerimi de gençlerimiz bir saldırı olarak algılamasınlar. Eee bir öğretmenin kendisini özeleştirisi olarak algılasınlar. Eyvallah.
Eyvallah. Tabii hocam. Yani tabii eee aslında gerek yetişkin gerek çocuklar için dilimizi, yaklaşımımızı her zaman e kontrol etmemiz gerekiyor. Yani bırakın çocukları yetişkinler bile buyurgan bir dilden makamın, imkanın otoritenin gücüyle artık bir şey yapmanın devri çoktan geride kaldı. Onun dışin gönül bağı oluşturabilmek lazım. ve yine bir nasihat tonunda değil hissettirme, göstererek faydasını görebileceği bir dili. Tabii bu üzerinde ne kadar konuşulsa konuşulmaya sezar bir alandır. Eee bu değerlendirmeler açıkçası önemli konulardır. Evet okumak. Bakıyorsunuz Türkiye'nin en önemli üniversitelerinde, en önemli bölümlerinde okuyoruz, mezun oluyoruz ama evet diploma sahibi oluyoruz. Ama diğer taraftan geçen gün çok sevdiğim, çok başarılı, çok önemli bir bölümde okuyan bir delikanlı diye pırıl pırıl böyle bir okuma yazma arzusunu veya ne durumda olduğunu söyledim. Dürüstçe söyle dedelim. Yani biraz böyle muhabbetimizde geçerken kaç kitap vesaire eee 2025 yılında iki kitap okuduğunu söyledi. Yani hadise bundan ibarettir hocam. Bu da başarılısı ya başarısız olursa ne olur halimiz diye. Elbette bütün rakamlar böyledir demiyorum ama bu rakamlar çok can yakıcı rakamlar. bunu ifade etmeliyim. Yani okumak, okumada israr etmek. Bu işler emeksiz olacak işler değil. Yani büyük eserler, büyük çalışmalar, büyük emeklerin karşılığıdır. Biz yazılan bir eseri okumaya birkaç saati ayırmaya zorlanırken o eser ne kadar zamanda yazıldığı gerçeğinin farkında değiliz. işte 96 sayfalık bir şiir kitabı ama neticede 10 yılda yazılan şiirler. İşte bugün dünya klasiklerinde edebiyatında işte çok önemli bir esere az önce de bahsetmiştik işte savaş ve barış dostluğu böyle bir eseri 7 yılda yazıyor bu insan. 7 yıl vakit zaman, gece gündüz demeden ortaya konulan bir gayret var ortada. Neticede işte 1500 2000 sayfalık bir eserden bahsediyoruz. işte okuyanı ve biz ona okuma için ayırdığımız zamandan bahsettiğimizde yani çok dikkatli bir okuyucu bile 2000 sayfayı bir haftada çok rahatlıkla okuyabilecek durumda. iyi bir okuyucuysa ama 7 yılda bu eser yazılıyor. Onun için bir eseri ne kadar sürede okunmasından ziyade evet bu eserde ne kadar göz nuru, emek, birikim, gayret, sabır var ve düşüncesiyle okumak lazım. Ama işte bakıyoruz neticede bu eserler gerçekten ciddi yapıtlar oluyor. E sanıyorum bugün de işte nedir o savaş ve barışında herhalde 35 40 milyon civarında kitabın basıldığından bahsediyoruz.
Şimdi hocam şöyle yapalım. Tabii bana dostlar pardon burada bir ilaveniz olacak herhalde. Eee şöyle hocam özür diliyorum. Savaş barış dediniz de şöyle ismi geçmişken kendi hayatımdan da ben bu kitabı iki defa başladım. bıraktım ve 3'üncü başlayışımda bu kitabı bitirmiştim. Bunu hatırlıyorum. Yani ilk başladığımda yok daha sen bu kitabı haz okuyacak kıvama gelmedim. Bırak daha sonra tekrar başladım. Tekrar yarıda bıraktım. üçüncüde tamam artık okuyabilirsin şeklinde bitirdiğim bir kitaptır. Yani dediğiniz gibi size ilave olarak biliyoruz meşhur bir edebiyat tarihinde örnek olarak Yahya Kemal'in bir serin kelimesi serin selviler altında o serin kelimesi için birçok tabii kimisi 13 der kimisi 20 der kimisi 8 yıl der farklı önemli olan orada 3 8 ya da 20 olması değil. Biz serin kelimesi için kaç yıl beklediğini biliyoruz. Yani sanat, edebiyat dediğiniz gibi, bir anda oluşan değili bunun, teknik boyutuyla daha somut olacak olursa mühendislik boyutu, his boyutu, estetik boyutu, yılları emekleri alan eserlerdir. Bu şiirde de daha doruk noktadır. Çünkü bu özüdür. Şiir biraz sanatın romana, hikayeye uğranla daha damıtılmıştır. Özüdür. az sözcükle en derini vermeyi iddia eder. Çünkü zordur. Zora da herkes talip olamaz diye düşünüyoruz. Hocam dediğimiz nokta hep bu. Bu kendimizi seçilmiş olarak ifade etmek ya da yazdıklarımızın mahiyetinin çok yüksek olduğunu ifade etmek değil. Kibirden Allah'a sığınıyoruz tabii ki. Ama sanat şiire yeltenmek de herhalde biraz değerli olduğu için gayret gerektiriyor. sabır gerektiriyor desek haksız olmayız herhalde.
Eyvallah. Şimdi hocam şöyle devam edeceğiz. Tabii dostlar diyorlar ki neye devam edeceksiniz, bitirin. Ben bunu hisseder gibiyim. Ah, dostlara, sizin için bitecek. Bir düğmeyi kapatmaya bağlı. Ekranı kapatmaya bağlı. Ama biz bitecek ve önümüzdeki haftanın hazırlığı başlayacak. Eee, sağ olsun, eee, Ahmet Sezgin hocam bana zaman, şu isimleri de mutlaka çağır ve çok, belki en fazla isim noktasında da yardımcı olmuştu. Önümüzdeki hafta İsmet Erdal hocamız program konuğu olacak. Sağ olsun hocam. E, altı tane kitabını gönderdi. Seherden Kalbe, İrfan İkliminden, ondan sonra Yıldızlara Yoldaş Olmak. Eee, Göçmen Gözler şairi Özkan Yalçın. Efendim, Yunus Emre, Gelin Tanış Olalım. Elimi Tut Öğretmenim. Bir Göç Masalı. Altı mı, yedi mi bilmiyorum ama altı yedi tane kitap önümde ve dolayısıyla hocamın sohbet türünde, hikaye türünde, roman, deneme, hatıra, eee, monografi, eee, işte Türkçe dil bilgisi kitabı gibi teknik anlamda da eserleri olan bir hocamız ve dolayısıyla bu altı kitap da bizim açımızdan haftaya bitmiş olacak. Öncesi ne kadar baktıysak, şimdisi böyle bir çalışma bitmiş olacak. Eee, umut edelim inşallah yaşıyor isek, eee, ve bu program hazırlığımız böyle olacak.
Hocam, şimdi Ahmet Sezgin yazmış bana, hocam diyor, sen hiç bu gece görünür olmadın. Hastalık seni etkiledi diyor. Yani hocam, ben olabildiğince evet, eee, dostları konuşturmayı ve kendim de onları anlatmaya çalışıyorum ama acaba konukla dinleyen arasında öyle mi gözüküyor? Eee, çünkü bazen sen çok konuşuyorsun, konuk konuşsun ikazlarını da alıyoruz ama orada benim rahat olduğum bir şey var. Ben bana ait bir şey söylemiyorum. Konukla ilgili tespitlerimi ve yaptıklarını, onun anlatmakta zorluk çektiği, yani anlatamama zorluğundan bahsetmiyorum. Bilinçli bir anlatmayışına karşı tedbir olarak Ahmet hocam bir şiir dedi. Oysa ki ben bütün programlarda, hocam, biliyorsun, açılış şiirini okurum. Eee, sanıyorum sen açılışta olmadın ama, eee, belki hastalığın bereketiyle, eee, bize de bu hastalık bayağı böyle görüyor bizi. Eee, bu anlamda ben de bir müptelayı okuyayım hocam. Dolayısıyla, eee, ardından birkaç sorum olacak. Ardından şiirinizle ilgili son birkaç tahlilim, değerlendirmem. Sonra o sorum, ardından cevabınız ve sonra da sizinle bir şiirmiş olacağız. Demek ki bir 15-20 dakika daha dostlar beraberiz. Ama ben, eee, Ulaş Konuk'la bu beraberliğin bu geceden ibaret olmaması gerekliliğini, buradaki dostların bugünden sonra, eee, daha fazla iletişim içerisinde olmalarını da arzu ederim.
Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Zar sen dua sanırsın, somurur. Sabahtan akşama kadar yarıya çekilir kalbin ve ağzın kurur. Çığlık çığlığa kalır içinde yaprakların. Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Yedi kaburgan sırtından okunur. Yapışır birbirine arz ile sema. Yıkımlar getirir midenin kıyılışı. Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Karıncalar ilk gözlerini oyar. Çocuk kursağına dokunur diye gecenin zarını kat soyarsın. Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Kırlangıç yuvanda unutur seni. Gider çünkü gelmeyi öğrenememiştir. Ötücü kuşlar sağırlaşır feryadına. Dünyanın sömürülmüş yeryüzünde karanlık bir ben kalırsın. İşaret olur diye ateşe verirsin kendini. Delik rahminizden düşürdüğünüz bir yerdeymiş de bir çiçeğe müptela olmaya gör. Cebine tohumlar tüner. İlk akşamdan ayağına bağladığın yıldızlar kayar. Gece köprü, gece kanda bir zehir zaman tek gözler kıyısından düşersin. Selam ünler şafakta bir horoz. Çocuk ağıtları gibi saçılırsın sokağa. Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Kaybolursun yemyeşil bir ırmakta. Parça paçalarından yakalar akıntı seni. Gerçeği dağıtır tanrı. Tek tek toplarsın. Bir çiçeğe müptela olmaya gör. Boğulursun zerrene kadar.
Evet, işte bunlar da yine.
Evet hocam, kaleminize sağlık. Evet, hepsi iç içe. Öyle mi hocam? Aşk, iman, tutku, >> değerler, hepsi iç içe geçmiş ve müthiş. Eee, efendim, eee, mecazlarıyla bir şiir. Şimdi hocam, eee, şöyle, eee, benim adıma son soru olsun. Ardından ilahileriniz. Evet, bu kayıtta bunlar da olmalıydı diyecek eksiğimiz, en azından aklımızda olanlar yönüyle kalmasın. Şimdi şiiriniz, eee, okuyucusunda bir kere emek istiyor. Yani bu, bu gerçek. Yani, eee, durun, sözlüğe bakın, eee, veya düşünen bir okur istiyor diye görüyorum. İşte yine şiirinizde tövbeyle isyanı yan yana görüyoruz. Yani bir itiraz, bir yakarış hali var. Yani bir noktada hani şiir bir itiraz mı, bir yakarış mı diye de bir sınırlama herhalde yapmamak lazım. Yeri geldiğinde bir itiraz, herhalde bir, eee, yakarış da olmalı. Sert imgeler var. Eee, slogan yok. Şimdi bu, bu denge burada bazen en büyük şiirde herhalde sıkıntılı alanlardan biri. Yani bu denge meselesini açıkçası nasıl oluşturmak lazım? Bu sizin açınızdan, hem hem de şiir açısından ne ifade ediyor? Eee, bunun üzerinde durmak lazım. Tabii şiirinizde çocuk figürü var aslında, dediğim gibi. Yani, eee, şöyle 15-20 tane, ya ben bunu seçsem veya burada, eee, berceste mısralar diye de işaretlediğim de kendi adıma hep oldu. Mesela diyorsun ki, "Ey çocuk, yer sofrasına oturamaz olduk. Koptu zincir, eksildi halkamız. Göç ettik köşeli masalara biz de. Pek tabakta birleşemeyiz artık." Yani hiçbirini atma ama at bütün şiirleri. İşte şiir, yani mesele bu. Dolayısıyla çocuk önemli bir yer alıyor. Yani bireysel acılar var, kolektif acılar var, travmalarımız var. Dolayısıyla bütün bunlar herhalde, eee, bilinçli bir tercihin yansıması. Eee, bu anlamda hani biraz daha hem şiirinizi konuşmak, eee, yani rahat okunsun diye yazılmamış ama şiire saygı duyulmayı hak eden bir duruş. Eee, ve dolayısıyla, eee, eee, ciddi, eee, yani şiirin ciddiye alındığı, eee, bir yaklaşım. Yani çağın yaralarıyla yüz yüze olmak, göç, mültecilik, savaş, yıkımlar, şehirlerin çürümesi, iklim krizleri. Dolayısıyla bir tanıklık var, bir rahatsızlık var. Bu hal devam edecek mi hocam? Ne dersiniz?
Hocam, benim bir şey dememe gerek yok. Sağ olun. Var olun. Sizler zaten, eee, böyle miymiş? Gerçekten de öyle diye siz, eee, ifade ederken, izah ederken, eee, kendimi görme fırsatı buldum. Böyleymiş. Yani ben birçok şeyde farkında olmayarak belki şair şiirini yazarken, "şöyle yazmalıyım" diyerek çoğu zaman, en azından ben, eee, böyle e hissediyorum. "Şöyle yazmalıyım" diye yazmaz. Oturan bir üslubu oluşur. Bunun kendisi de zaman içerisinde farkına varır ya da varmaz. Belli hassasiyetleri illaki vardır. Ama şiiri yazarken, şiir biraz akar, kendiliğinden gider. Burada şunu tabii ki demiyorum. Bunun da altını çizmek lazım. Eee, sanatı bir kutsama durumunda değilim ya da, eee, bu bize Allah vergisi, başka diğerleri sanatçı olamaz, şiir yazamaz, eee, diyerek değerini artırma ya da kutsama değil de demeye çalıştım. Demeye çalıştığım nokta şu: Şair bir şey yazarken biraz da aslında o kumaşın, eee, yatkınlığından, dedik ya sohbetimizin başında, o kumaşın yatkınlığından gelen bir, eee, esneklik vardır. Şiirini yazarken de oluşan kendinde oluşan o, eee, tin, duygu, eee, hayat algısı şiirlerinde kendiliğinden bir noktadan sonra akmaya başlıyor. Evet. Benim şiirimde, eee, bir, sizin de ifade ettiğiniz gibi, sizden de fark ettiğim gibi, eee, bir kırılganlık var. Eee, bir tezatlık üzerine kuruluş var. Dediğiniz gibi, eee, isyan ve tövbeyi yan yana bulabiliyoruz. Bu bir zıtlıktır. Çocuk ve karanlık benim için zıtlıktır. Bunu yan yana bulabiliyoruz. Şiirsel akışlara baktığımızda, hayat da böyle değil mi zaten? Çift tutup üzerinde, eee, iyiliğin, kötülüğün, güzelle, çirkinin yan yana olduğu ya da, eee, birlikte olmalarının verdiği bir estetik zaten hayatın algısı bu değil mi? Bütünü bu değil mi? Eee, bunu da şiirlerde, evet, derin bir, evet. Ulaş Konuk şiiri bir kendiniz değerlendireceksiniz. Ne diyebilirsiniz derseniz, derin bir lirizm yok. Yani lirik şiirler örnekleri var, >> ama, eee, romantizmin gibi düşünebilirsek eğer, romantik veya romantizm gibi düşünürsek, akım etkisi gibi düşünürsek, derin lirik şiirler yok. Bakıyoruz, yer, Anadolu kırsalındaki o biraz daha, eee, epik ögeler diyebileceğimiz, o destansı ögeleri bazı şiirlerimde görüyorum. Evet. Çocukluğun getirdiği bir durum. Eee, daha sonra imgesel derinlikleri, sizin ifade ettiğiniz, eee, yoğunluk, imgesel derinlik, gizliliği görebiliyoruz. Evet. Bunları da fark ediyorum. Çünkü biraz dedik ya, gelenek okuduğumuz, yazdığımız, etkileniyoruz. Kendi yolumuzu, kendi sesimizi zamanla buluyoruz. Ama şiirin, eee, ifşa olması gereken bir şey değil, hocam. Yani biraz emek, o kömürü elmasa dönüştürmek gerektiğini düşünüyorum. Eee, şair burada ne demek istemiş? Şairi boş ver. Senin ihtiyacın varsa, o şiiri analiz et. O kuyu al, biraz o, eee, buzu kır. Altındakini ortaya çıkartmaya çalış. Eee, Cahit Sarifoğlu için denir ya, suya ya da buza yazma şiirlerini düşüncesiyle. Evet. O kadar derin değil. Imgesel değil ama çok açık da değil şiirler. Eee, masumiyet, hayatın içinden semboller, biraz yer yer. Modern imge diyorum aslında ben buna. Şiirlerde modern şiirde imge yok deniliyor. Birçok şair, sanatçı abimiz bunu kabul etmeyecek ama modern şiir de kendi imgelerini oluşturmaya başladı. Beton, kentleşme, eee, bunlar biraz da geleneksel imgelerimizle kendi şiirimde onu görüyorum açıkçası. Biraz iç içe geçiyor. Yani ne çok e rahat anlaşılabilen, eee, ne de çok e zorlanılabilen bir şiir olduğunu düşünmüyorum. Biraz dediğim gibi, eee, bir şeylere hakim olmak gerekiyor. Geleneğine hakim olmak gerekiyor. Kültürünü bilmek, hakim olmak gerekiyor. Şiir serüvenini bilmek, eee, gerekiyor diye düşünüyorum. Ha, biraz daha, eee, kişisel, ilk kitapta olabilir ama ikinci kitap için düşünecek olursak, eee, kişisel sorgulamalardan ziyade, bireyden evrenselliğe giden temalar biraz daha ön plana çıkıyor gibi geliyor bana ikinci şiir kitabında. Eee, yani bir şeyi düzeltme ya da, eee, "bu budur" deme iddiasından ziyade, yani daha didaktik olmadan ziyade, "burada bu var" deme, "ben burada bunu hissediyorum" deme var gibi sanki benim şiir anlayış olarak. Bilmiyorum, bir iddiam yok, eee, bir yıkım derdim de yok yani, bir avangardlık düşüncesi de yok ama, yine de bir şahit olma, eee, bir manevi iklim, o vicdani huzursuzluğu. Yani dünya mükemmel değil ki, konfor alanı içerisinde yaşayasın. Bundan en fazla rahatsız olması gereken de şairler, sanatçılardır doğal olarak. Ben rahatsızım diyorum. Bakın burada acı var. Burada göç var. Eee, burada savaş var. Burada çocuklar ölüyor. Burada pembe haritada onu görürüz, misal, siyasi, ee, hesaplaşmalarınız bizi ilgilendirmez. Burada çocuk ölüyor. Burada, eee, açlık var. Burada, eee, zulüm var diyebilme. Kendi çapımızda en azından diyebilme. Yani bu durum biraz, eee, çok fazla serbest ya da biraz daha teknik bakacak olursak, serbest diyemem. Hece ölçüsü de diyemem. Eee, biraz herhalde halk şiiri diyelim ya da bilemiyorum hocam, yani kişinin kendi şiirini biraz analiz etmeye çalışmış olması biraz, eee, mantıksız da geliyor ama şiirimde sizin dediklerinize ilaveten benim dediklerim olsun. Eee, geri kalan değerlendirmede büyüklerimiz var.
Eyvallah. Tabii hocam. >> Kalsın. >> Eyvallah. Yani biz tabii özellikle bir değerlendirmeyi, belki bu denli bir değerlendirmeye ben ilk defa bir şair ve şiir üzerinde durdum. Bunun sebebi şu. Yani bir ödüllü, sıcağı sıcağına olan bir yapı. >> Ama neticede burası da bir edebi muhit. Yani, eee, bir artık, eee, burada katılımcılarımızın da düzeyiyle yaklaşımı tamamıyla işin ilgilileri. Neticede, evet, biz burada bir ders vermek gayreti ve çabası içerisinde değiliz ama neticede, yani şiirdir, nasıl yazsan olur meselesi olmadığı, ödüldür, böyle rastgele veriliyormuş, yanlışlar yapılıyorun olmadığını ama neticede bir okur olarak, eee, bizim burada gördüğümüzü, ben bir, eee, programcı olarak çalıştığımda bu eserleri okuduğumda, bir bütün olarak yazılarınıza baktığımda, işte, eee, belki biraz da teslim imiz yazımız. Onun için ısrarla söyledim. Programın sonunda tanıtımdaki metnimizi aşırı bulanlar, ne kadar doğruymuş, değilmiş diye onunla kapatacağım dememin sebebi o. Onun için, eee, siz hocam şiirinizi, eee, bir nevi son okuyacağınız şiirinizi hazırlarken, ben de genel anlamda, evet, köşe ile ilgili bir çözümlemeyle, bir değerlendirmeyle, kısa bir değerlendirme ve yine benim açımdan, eee, neden Eskader'in değerli üyeleri neyi gördü ama benim açımdan niçin bu kitap, bu ödüle layıktırın değerlendirmesi? Ha, benim bu değerlendirmemin de değerlendirmesi yapılabilir. Yani birileri diyebilir, "Yahu, bu adam mı 250 haftadır bu insanlara şiirden, edebiyattan bahsediyor? Çok uçuk değerlendirmeler" diyebilir. Onu da arkadan denirse, öyle dinleriz. Yüz yüze tartışırsak, edebiyat bağlamında değerlendiririz. Yani bir kere, eee, özne, yani ben unsuru, bir kahramanlık, bir bilgelik unsuru olarak karşımıza çıkmıyor. Yani böyle bir, eee, duruş yok. Eee, bir kurtarıcı, efendim, "ben bu problemleri çözerim" havası, tonu yok. Eee, aksine, ızdırap hisseden, suçluluk hisseden, eee, ama diğer taraftan da tanıklık yapmaktan kaçmayan. Yani tanıklık sizin şiirinizde çok önemli ve onun dışında, eee, tanıklığa davet ediyoruz ifadesi, yine sizin şiirinizden mülhem bir ifadeydi. Evet. Evet, tanıklık var ama, eee, susmayı da kabul etmeyen, yani itirazlarını ortaya koyan bir hal. Eee, tabii modern Türk şiirinde, hani, eee, yanlış hatırlamıyorsam buna herhalde şey diyorlar, eee, "yaralı tanık tipografisi". Biraz da sizin bu haliniz, eee, biraz uygun gibi. Bilmiyorum, bu da bir tartışma konusu olabilir. Hani bu kavramlar, dediğimiz gibi, her tanım bir, eee, sınırlamadır. Ama neticede bunlar, eee, meramımızı anlatmak açısından da bize katkı sunabilen hususlar. Evet. Eee, temel temalar var. Yani onlar sadık kalınıyor. Bir nevi işte çocukluk, okul, itaat, yetişkinlik, yorgunluk, suç ortaklığı, isyan, vicdan, tövbe. Bunlar çok çok önemli hususlar. Yani bir nevi, evet, bu kitap, bu şiir, eee, niçin okunmalı, okunmalı adına mültecilik, kıyamet, iklim. Yani bunlar temel, eee, efendim temalar olarak eline alınıyor. Evet. Dil ve üslup olarak, eee, metaforlar bolca var yani bu ama yerli yerince var. Sert, eee, imgeler var. Eee, bedensel, işte çağrışımlar, kan, et, nefes, göğüs, ağız, kalp falan, bunlar son derece kıymetli. Yani, eee, burada mitolojik ve dini, eee, göndermeler var ama bunlar böyle bir süs olsun diye konulan değil. Bir ihtiyacı tam da yerli yerine, yani o taşı gediğine koymak türünden. Evet. Eee, rahat bir dil değil, söylüyorum genel şiir okuyucusu açısından ama, eee, eee, belki benim açımdan en güzel etkileyen, tercih edilen yolu da, eee, okulu sürekli durmaya, eee, biraz geri dönmeye, düşünmeye sevk eden yönünün de kıymetli olduğunu düşünüyorum. Eee, imge dünyası açısından baktığımızda, ev, evet, tekrarlanan imgeler var. İşte hayvanlar, martı, köpek, tilki, sincap, kuş vesaire gibi, eee, yanlış hatırlamıyorsam imgeler var. Eee, çocuk bedeni, işte metaforları, sudan, yağmurdan, denizde boğulmadan. Etik ve politik tavır açısından baktığımızda, evet, bir duruş var ama slogan atan bir, eee, eee, bir duruş değil. Birilerinin tarafı değil ama tarafsız değil. Bu, bu önemli. İki şey birbirinin zıttı değil ama acı çekenden, ezilenden, eee, tanıklığa zorlanan, mecbur olan insandan yana, eee, bir duruş açıkçası. Eee, eee, diğer taraftan, poetik açıdan, eee, şiir anlayışında, eee, Ulaş Konuk'un, eee, insanlar rahatlasın, hoş zaman geçirsinler diye şiir yazmıyor. Yani istese önce kendi rahatlamak ister ama bu habire rahatlamamak da kararlı. Dolayısıyla okuyucusundan da böyle bir rahatlama arzusu yok. Güzelleme için bir yazı yok. Alkış almak yok. Eee, ve, eee, şiir onun için en azından, hani okur, "Sizin ne dediğiniz önemli değil. Bir okuyucu olarak ben ne anladım? Benim bu anladığımı bir başkası anlamak zorunda değil." Yani benim için işte güçlü kılan yönü de şiir, ulaş konuk için bir hesaplaşma biçimi. Eee, kendi bu hesaplaşmayı yaparken onunla yol arkadaşlığı yapmak isteyen okuru da bunu yapmak durumundadır. Eee, ve bana göre, elbette böyle şairlerimiz var ama Ulaş Konuk'un şiiri, bu çağın vicdan raporudur. Yani bir vicdani bir duruş var ortada. Ve onun için diyorum ki, neden 2025 Eskader şiir ödülünü aldı? Kolay taklit edilebilir bir şiir olarak görülmüyor. Ne ironiye, ne ironik şiirin ne de metafizik şiirin, hazır kalıpları içerisinde ele alınabilecek bir şiirden bahsetmek mümkün değil. İmgeler onda bir süs değil. Eee, düşüncenin, eee, eee, taşıyıcısı olarak görülüyor. Yani o imgeler düşünceyi bir yerlerde, eee, taşıma arzusu var. Bu yönüyle bu ödüle layık olmalı, eee, diye veya değerlendirmiş olmalılar diye düşünüyorum. Tematik derinlik var ama derinliğin yanında bir bütünlükten bahsediyoruz. Ve yine etik ve poetik bir, eee, bütünlükten bahsedebiliriz. Ne kastediyoruz? İşte çocukluk, disiplin, itaat, uyanış. Eee, modern insanın, eee, ikilemleri, dilenmaları, yoğunluğu vesairesi, işte göç meselesi, mülteci meselesi, iklim meselesi gibi. Eee, eee, dolayısıyla şiirde tanıklık bilinci, yine, bu o önemli ve ciddi, eee, mısralardan biri, kalıcı mısralardan birisi. Eee, "Şehit değilsen şahitsin." Evet, dostlar, bu gece, hani bir mısra alınacaksa, alınacak mısralardan da biri. Evet. "Şehit değilsen şahitsin." Dolayısıyla, eee, dilsel cesareti, imge yoğunluğu, kolaya talip değil. Risk alıyor. Riski bu, bu yaklaşım. Dolayısıyla kolaylık sunmaz. Eee, okuru da, "Hadi yazdım, sen oku" demez. Yani edilgen bırakmıyor. Okuru da işine çeken ve dolayısıyla, eee, nasibi varsa birtakım duygularla birlikte bir yolculuğa davet eden, eee, bir, eee, yönü var. Eee, çağıla hesaplaştıran, eee, ve dolayısıyla, eee, çağdaş meseleleri de şiire taşıyan ama bunu sloganlarla değil, acılarıyla ortaya koyan bir yaşam. Dolayısıyla Ulaş Konuk, şiirsel özgünlüğüyle, tematik derinliğiyle, etik duruşuyla ve çağının vicdanını taşıma cesaretiyle, ben bu ödüle, eee, layık olduğu kanaatini, eseri okuyan, yoğunlaşan, inceleyen biri olarak benim adıma olay budur. Başka bir dost açısından da böyle olabilir. Eee, çok teknik, eee, olarak dostlar bu programı görmüş olabilir ama ben, bu programın da bu yönüyle de, eee, bir noktada, eee, bakılabileceğine, bakılması gerekliliğine, işaret için bunu da önemserim ve dolayısıyla hamasi duygularla değil, somut verilerle, bir, eee, çalışmamın hülasasını ortaya koydum. Umut ederim asıl unsurlarda hocamı, eee, hiç kastetmediği, eee, bir alana çekmemişizdir. Ama o neticede, eee, eee, bu her zaman mümkündür. E, yani, eee, böyle bir hatayı, böyle bir zaafı kendi adımıza kabul ederiz. Tasiye etmeyi gerektirecek, eee, özgünlükte veya ağırlıkta bir durum varsa hocam, lütfen onu da tas edebilirler. Yoksa son cümleleriniz ve şiirinizle programı bitirmiş olalım.
Hocam, eee, genel olarak bugün kendi şiir ve edebiyatımızdaki, eee, şikayetlerimizden biri büyük şiirin doğup doğmaması ya da, eee, devlerin bir iki çekip gittiklerinde geriye ne bıraktıkları sorgusunda o eleştiri. Ama bu eleştiri, eee, bazen yıkıcı anlamlandırma, değerlendirme noktasında değil, köstek olma noktasında, bazen övgüyle, eee, haddini aşma noktasında, eee, sizin değerlendirmeleriniz, analizleriniz, eee, altında ne diyeyim, güzel ifadeleriniz altında, eee, utandım açıkçası. Eee, marifet iltifata tabidir derler. Eee, değerlendirmelerinizin tabii ki somut, eee, ve poetik ve, eee, karşılığı olan değerlendirmelerdir diye düşünüyorum. Çünkü kişi algıladığıyla ve de başta dediğimiz heybesine ne düştüyse. Eee, teşekkür ediyorum. Eee, kendimi şanslı hissediyorum. Şu manada kendimi bir, eee, değerlendirme fırsatı buldum bugün bu programda. En fazla faydalananlardan biri ben oldum. Kişi, kişi istifade eder. Kişi, eee, bu manada özellikle şair, sanatçı dinleyen olmalıdır. Eee, Ölü Deniz şiirinde belirttiğim gibi, gel der, "Deniz bu kuru bir kadercilik düşüncesi değil. Gel der, deniz geliriz, git der, gideriz." İnsan sükut etmeli. Biraz dizelerinde olduğu gibi, insan dinlemeyi bilmeli. Dinlemek konfor alanını bozmayı sağlar. Konfor alanının bozulması insanı yavaşlamaya iter. Yavaşlamak ise insanın durup sorgulamasını, eee, sağlar. İtaatsizliğini sağlar. Eee, üretmesini sağlar. Ama sürekli konuşmak bildiğini tekrarlamaktan ibarettir. Dinlemek yeni şeylerin kapısını açarken, konuşmak, eee, alışkanlığı doğurur, tekrarı doğurur. Bizleri de diyelim bu vesileyle Allah iyi dinleyenlerden, sürekli dinleyenlerden eylesin. Eee, teşekkür ediyorum hocam. Eee, emeğinize sağlık. Şahidim. Büyük emek var programı açısından olsun. Eee, 250'ye yakın program büyük emek istiyor. Ben bir haftadır, 10 gündür, bir aydır şahidim. Sizlerin, eee, uğraşına, eee, araştırma, değerlendirme, gayretinizi Allah zayi etmesin. Bizi de ağzımızdan çıkan her bir kelimenin, kalemimizden damlayan her bir noktanın, virgülün hesabını verebilenlerden eylesin. Eee, sözün emanetini, emanetine sahip çıkıp düzgün bir şekilde emaneti sahibine tekrar teslim edenlerden eylesin diyelim. Tekrardan teşekkür ediyorum. Konuklarımıza teşekkür ediyorum. Bu saate kadar dinleyen büyüklerimize teşekkür ediyorum. Tekrardan sizlere teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.
Eyvallah. Hocam, bir şiir okur muyuz yoksa bitsin mi dersiniz? Şiir okuyalım isterseniz. Son geç. >> Hocam. Eee, başta demiştim size tabiyiz ama istersen. >> Buyurun, bir şeyle bitirelim. Madem. >> Şöyle bakayım. Eee, kitabı konuştuk, köseyi konuştuk. Eee, o zaman köseyi şiiriyle bitirelim. >> Köseyi kınalı dağ perileri çalmış babamın aklına. Islık çalarak sokulmuşlar koynuna. Yün yatağının kaç gündür sağında buz. İçten içe sönen esmer bir kö solunda. Annemin elleri akmış evvel zaman içinde. Keklik gerdanındaysa taze gelin kınası. Annem alışmış kanmaya her sökün zamanı. Ömründe ilk defa o gece gitme demiş. Kötü bir his var içimde. Tekmeleyip duruyor. Bu kezcik gitme İbrahim. Babamın dağ çökmüş içine. Gözleri tünek yeri çoktandır. Duymamış sessiz harflerle yalvaran anneni. Kur kayalardan sekerek uçmuş. Tüyünde henüz doğmamışların hakları. Kaymış devli kayasından yıldızcasına. Yörepler boyunca ses kovalamış. Kesmiş kesmiş geceyi sabırsız bakışları. Teklikler o gece çalmış babamı sırtından. Usulca indirmiş abimi. Peri kanadından kırmış kırma çiftesini asmış nasırlı bahtına hızlıca çatmış beşi bir yerde fişekliğini. Çobanlık günlerinden kalma sadık elinde ardıç dalından ucu yanmış köseyi aydınlatsın önümü karartsın ardımı diye hay etmiş aklını beydağına. Dönüp baksa görecekmiş belki geride taş kesilen annemi. Avcı aldatan cilveli genç kız başlamış ardıcın saçlarıyla oynamaya. Dolaşmış tel annemin feryatları babamın yüreği ise tetikte. Barut tadının sağanak kızıllığı, göğsünden sancıtmış hırsız periyi kıl çadırlarda masal kundaklayanlar düşünür düşürür umuduyla gökten üç elma sofra açarlarmış ya her yabancıya. Elinde ucu yanmış köseyi koparak gelmiş. Babamın göz bebeklerinde körpe ferikler. O güzalar yakmış gönlünü annem. Babam yeniden tünemiş annemin saçlarına. Eyvallah hocam. Teşekkür ediyorum.
Eyvallah hocam. Teşekkür ediyoruz. Emeğinize sağlık. >> Eyvallah. >> Yeni eserlerinizi, çalışmalarınızı dikkatle takip etmeye devam edeceğiz. Değerli dostlar, bir programın sonuna geldik. Bir programın ne kadar, eee, taahhüdünü yerine getirip getirmediği elbette taahhüt ettiğiyle gerçekleştiren arasındaki, eee, uygunlukla ölçülebilir. Biz program öncesinde dostlarımıza, bu programı izleyenlere şöyle seslendik. Bu bir tanıtım değil, tanıklık metnidir. Rahata davet değil, anlamlı bir yüzleşmeye çağrıdır. Dostlar, her cumartesi akşamı YouTube kanalımda gerçekleştirdiğim Zirve Şairlerimizden Şiirler programında bu akşamki canlı yayın konuğum, "Benlerin elinde bırakma, parçalatma, başa kala kalmaktan kurtar bizi diye rabbine yalvaran, bizi olmamız gereken yere uyanmaya davet eden, getovardan içeri mısralar sızdıran, fizik kanunlarından aslını isteyen, egzoz salımından, egzoz salınımından payını ödeyen, emir almayı öğrenen, kuralları ezberleyen, var olmamak için müthiş sebepleri olan, havale geçirişinden kalbi delik, göğsünde bir hırıltı, koştukça terleyen, en güzel şiirleriyle ağlayan, gözüne kabus kırıntıları kaçan, gece boyu kovalanmaktan yorgun, sadece çıkıp dolaşmak, bir incir ağacının koynuna gömülmek isteyen, insanları bir kelimede anlaşmaya davet eden, kızıla ve siyaha küs, ölüyü yıkayanın ölümü anlamayışından şikayetçi, bir çiçeğe müptela ve şimdi tövbe avında, insan kaybından cennetin boşalabileceği kaygısını taşıyan, isyanın, vicdanın ve tövbenin şairi Ulaş Konuk. Bu akşam bir yüzleşme biçimi olarak şiiri, yarayı, merhameti, umudu ve hak edilmiş bir ödülü konuşacağız. Kalbi su kaynatan şairimizden gönüllere dokunan, acılarımızı dile getiren, insan olanı sarsan derinlikli şiirler dinleyeceğiz. Şiirin can yaktığı bu programa değil, iz peşinde koşan dostlarımızı bekliyoruz." Eee, doğrusu, evet, 3 saat 5 dakika geride kaldı. Dolayısıyla hızlı dostları bu saate kadar burada tutmak elbette mümkün değildi. Dostlar, eee, bütün bu tanımlamalar, eee, Ulaş Konuk'un şiirlerinden, yazılarından, hayat mücadelesinden alınan, eee, kesitlerdi. Eee, konuşmaya vaadettiklerimizle ne kadar başarılı olup olmadığımızı, eee, bu sohbeti izleyenler tanıklık edecek. Ama biz biliyoruz ki amelinden önce niyeti gelir. Bu niyetle yola çıktık ve, eee, yine ısrar ediyorum ve inançla söylüyorum, eee, edebiyat dünyası için önemli bir belgeyi yine arşive teslim etmiş oluyoruz. Umut ederiz değerlendirilir. Tekrar hocam, selam ve muhabbetle ömrünüze bereket. Gecenin bu saatine kadar bizleri dikkatle izleyen ve dinleyen tüm dostlara kalbi selam ve şükranlarımızı iletiyoruz. Yaşıyorsak, sağ isek ve nefesimiz var ise şayet, önümüzdeki hafta cumartesi, eee, saat 22'de, kıymetli, eee, hocamız, yazarımız İsmet Erdal Bey ile birlikte ve siz şiirin ve fikrin takipçileriyle birlikte olacağız. Tekrar selam ve muhabbetle. Geceniz ve ömürleriniz bereketli olsun. Sağ olunuz. Var olunuz.