📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

3 İhtimal! Kötü, Daha Kötü ve Kontrollü Hasar & Trump Neye, Kime Savaş Açtı? | Özge Özen & Berk Esen

Mesele Ekonomi38:01

Transcription

Daha ne olabilir bunu? Ben şey diyeyim. Venezuela karıştı. Gümüş alın.

Bu arada abi bu kadar geliyorum. Hiç yatırım tavsiyesi verdiğiniz yok.

Berk hocam ne konuşacağız yepyeni programımızda? Ben işin daha siyaset bilimi, siyaset tarafını yorumlamaya çalışacağım. Herhalde sen de daha iktisat tarafından bakacaksın programın sonunda. Sanat, kültür.

Evet. Böyle biz şu anda freestyle takılıyoruz. Evet. Evet. Sen dur diyene kadar biz 5 saat falan böyle devam edebiliriz.

Herkese merhabalar. Mesele ekonomide Berkesen hocayla beraber yaptığımız ekonomi politik programımızın asla sayısını bilmediğim yeni bölümüne hoş geldiniz.

Galiba 7 oldu.

7. Seyrek gidiyoruz diye kızıyorsunuz ama biz tabii şöyle düşündük. Çok gündelik mevzulardan ziyade biraz daha damıtılmış bir şekilde gündemi aslında değerlendirebileceğimiz bir aralık olsun diye iki haftada bir diye yola çıktık. Ben hep şey derdim yani İsveç'te ben 15 günde bir köşe yazısı yazıyordum. Daha sonra ayda 1'e çekmek zorunda kaldım. Çünkü bir şey olmuyordu. Yani yeteri kadar gelişme olmuyordu. Benim günde bir şeyler oluyor.

Burada da şimdi iki haftada bir biz gündemi değerlendiriyoruz deyince insanlar ya ama Türkiye'de de iki haftada bir gündemi değerlendirmek ne demek? Çünkü her şey her an değişmeye muktedir. Kaldı ki artık konunun bizim ülkemizle de sadece ilgisi yok. Görüyoruz ki dünyada da new world order, yeni bir dünya düzenine geçiş tam gaz devam ediyor. Kıymetli hocam, hazır sen buradayken uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, iktisat, sosyoloji yani hangi çerçeveden bakılması gerekiyorsa bu konuya birazcık bakalım derim. Belki de herkes artık böyle içerik yorgun olmuş olabilir. Venezuela söz konusu olduğunda. Ben şahsen çok zorlandım gelişmeleri takip ederken ve Cambridge'teki birkaç tane Venezuela kökenli arkadaşımdan destek almak durumunda kaldım. Bu Karakas Chronicles diye bir şey var. Orayı çok sıkı takip etmeye çalışıyorum. Bir blog var. Onu tavsiye ederim herkese. Böyle çok damıtılmış bir şekilde olup bitenleri anlamak için güzel metinler çıkıyorlar. Ama onun haricinde birtakım komplo teorileri, birtakım gerçekten arındırılmış söylemler ve muhtemelen de gerçek bu ikisinin ortasında bir yerlerde duruyor. Bize şöyle bir ne olup bittiğine dair genel çerçeveyi çizebilir misin Venezuela'da?

Tabii yani Venezuela'daki Amerikan operasyonu üzerinden 3 gün geçti. Hani Türkiye siyaset şartlarında aslında 3 günde biz sanırım o kadar çok tartıştık ki bu gündemi de biraz tükettik ama bence o noktada çok haklısın. Venezuela'da yaşananlar sadece Venezuela'yı etkilediği için değil bence genel olarak Latin Amerika'yı hatta dünya siyasetini belli oranda etkilemeye başladığı için de çok kritik. Yani bu çok söylendi. Hani biraz klişe hale gelecek ama ben de bu yoruma katıldığım için hani onunla başlayayım ya 1945 sonrası yani Dünya Savaşı bittikten sonra küresel ölçekte yeni bir uluslararası sistem kurulmuştu. Ben artık o sistemin temellerinin zaten bir süredir sarsıldığını görüyordum ama Venezuela'ya dönük Amerikan operasyonu sonrasında yani o sistemin artık çökmeye başladığını çok daha rahat bir şekilde görüyoruz. Yani o sistem neydi? Çok kaba tabirle çünkü 45 ile 91 arasında iki kutuplu bir sistem üzerine oturtulmuştu. 91 sonrası Amerika'nın tek süper güç olarak hani o sistemi devam ettirdiğini ve şekillendirdiğini görüyorduk. Bir şekilde güç kullanımına, devletlerarası güç kullanımına belli oranda sınır getiren, ulusal egemenliği ve sınırları mümkün olduğunca korumaya çalışan, ulusal liderlere bir dokunulmazlık zırhı veren bir ulusal sistem vardı. Tabii ki bunun için de işte Amerika'nın ve Sovyetler Birliği'nin 91'e kadar, 91 sonrası sadece Amerika'nın belli ülkelere müdahale ettiğini yani dolayısıyla kendi kurdukları düzenin sınırlarını zorladıklarını, bazı istisnai hamleler yaptıklarını biliyorduk. İşte darbeleri teşvik etme, Amerika'nın Küba'daki Domuzlar Körfezi müdahalesi ya da işte 2003'teki Irak işgali veya Varşova Paktı ülkelerine Sovyetler Birliği'nin müdahale etmesi, Afganistan'ın işgal etmesi gibi vakalardan bahsedebiliriz. Ama bunlar büyük oranda hala var olan uluslararası kurumlar üzerinden cereyan ediyordu ve işte Sovyetler Birliği Varşova Paktı'na dayanmaya çalışıyordu. Amerika Birleşik Devletleri Birleşmiş Milletler'den destek alamasa bile NATO üzerinden ya da en azından kendi müttefikleriyle bir hamle yapmaya çalışıyordu. Ama Venezuela örneği ile birlikte artık bunun çok ötesine geçildiğini görüyoruz. Yani bir kez çok doğrudan bir güç kullanımı var. Amerika'nın herhangi bir müttefikinden destek isteme sıkıntısına, gerekliliğine bile hissetmeden bir müdahalesi var. O ülkenin liderini bir akşam hani evinden derdest edip Amerika'yı yargılamak için hani getirilmesi durumu var.

Başka müttefikinden icazet almayı ya da onları bilgilendirmeyi bırak. Kendi kongresini de bilgilendirmeden aslında. O zaten kendi içinde hani bir Amerika'nın demokratik kurumlarının ne kadar aşınmaya başladığını gösteren çünkü Trump'ın basın toplantısına söylediği artık işte Venezuela'yı yönetecekleri, onun kaynaklarına el koyacakları hani yeni yönetimle beraber yol yürüyecekleri gibi hamleler hani bunun bir uyuşturucu kartel liderine yapılan bir operasyonun çok ötesine geçtiğini gösteriyor. Bunun için de kongreden en azından onay almaları gerekirken böyle bir şey bile yapılmamış. Zaten Demokrat Partili siyasetçiler çok sert tepki gösterdiler. Dolayısıyla yani başka bir ülkenin kaynaklarına hiçbir bahane olmadan, herhangi bir kurumsal bir kılıf geliştirmeye çalışmadan el koyma meselesi. Tabii işte Amerika'nın bir Latin Amerika ülkesini kendi nüfus alanında gördüğü için onun Rusya ve Çin'le artık ticaret yapmayacağını, kaynaklarını o ülkelerle paylaşmayacağını sağlamaya dönük bir strateji. Yani bunların hepsi uluslararası sistemde ciddi bir kırılma olduğunu gösteriyor. Zaten İsrail'in Ortadoğu'da yaptıkları, Rusya'nın Ukrayna işgali bunu diğer ülkelerin de bölgesel ölçekte yapmaya çalıştıklarını. İsrail büyük oranda başarılı oldu. Rusya büyük oranda başarısız oldu. En azından şimdilik Ukrayna'da gösteriyordu. Ama tabii Amerika hala tek süper güç olduğu için ve aslında bu operasyonla birlikte onu da göstermiş oldu. Yani Çin'e nazaran çok daha yüksek seviyede savunma harcamaları olan bir ülke. Dolayısıyla işte Çin'in delegasyonu Venezuela, Çin'in haberi bile olmadan böyle bir operasyonu başarıyla yaptı. Yani dolayısıyla çok ciddi bir kırılma uluslararası sistemde bir kırılmayla karşı karşıyayız. Bunun ciddi etkileri olacaktır. Bir kez Latin Amerika ülkeleri üzerinde ağır bir baskı ki zaten işte Arjantin'deki seçim sonuçlarından, başka bazı ülkelerdeki bölgedeki gelişmelerden gördüğümüz daha Trump'la birlikte yol yürüyebilecek, onunla işbirliği yapacak liderlerin öne çıktığı, ona karşı çıkanların da çok ağır Trump'ın baskısı altına girdiği, zaten o basın toplantısında Kolombiya devlet başkanını da, Meksika devlet başkanını da eleştirdi. Brezilya'da Lula yönetimiyle ciddi sorunlar yaşıyor. Dolayısıyla orası önümüzdeki dönemde Küba'ya dönük bir yine bir operasyon sinyali veren açıklamaları oldu. Dolayısıyla orası tamamen karışmış durumda. Ama bundan sonraki süreçte tahminen Amerika'nın Venezuela'ya ne kadar kolay müdahale ettiğini gören başka otoriter rejimler açısından da benzer Amerikan müdahalelerine açık olma riski değerlendirilecektir. Bu o ülkelerin liderlerinin Trump'la daha yakın işbirliği yapması sonucunu doğurabilir. Rusya ve Çin'in kendi nüfus alanlarını büyütecek şekilde bazı hamleler yapması sonucunda doğurabilir. Rusya o kadar yapamaz belki ama Çin'in Tayvan üzerinde bir müdahalesinin bir noktada gelebileceği söyleniyor. Dolayısıyla bunların hepsinin Türkiye'yi de bir noktada etkileyebilecek kadar büyük uluslararası sistemde değişiklikler yarattığını görüyoruz. Ben bu noktada topu sana atmak istiyorum. Yani Venezuela'nın zengin yeraltı kaynaklarının bu operasyona yol açtığına dair yorumlar okuyoruz. Dinliyoruz. Sen o konuda ne düşünürsün? Venezuela ekonomisinin, dünya ekonomisini nasıl etkileyebilir? Buradan nereye gider?

Oraya geçmeden önce yani bizi izleyenlerin, dinleyenlerin sıkılma pahasına hani kavramsal çerçeveyi de birazcık doğru oturtmak gerek diye düşünüyorum. Senin anlattıklarına destek olması amacıyla ya bu 1990'ların başında Sovyetler çöktükten sonra tarih bitmişti anlatısı var ya işte Francis Fukuyama'nın da tarihin bitmesi üzerine hep böyle bir anlatısı vardır. Orada aslında kastedilen şey Amerika'nın kazandığı yani bir savaş verildi hegemonik güçler arasında. Kazanan hegemonik güç Amerika oldu. Amerika'nın hegemonik rüyası ya da hegemonik mücadelesi diyelim. Yani dünyanın farklı ülkelerinde yaptığı müdahalelere de baktığımız zaman, iki şeyi aynı anda aslında beraberinde getiriyordu. Yani ilki orada hegemonik güce dair bir anlatı var. İşte ya demokrasi getiriyorum ben bir şey yapıyorum orada bir Amerika rüyasını getiriyorum ya da işte o Amerika'daki liberalizmi global düzeyde yaymak adına. Normatif bir şey söylemiyorum. Bir gözlem olarak aslında bunu söylüyorum. Ve askeri güç ve iktisadi güç ikisi de aynı anda bir eldeydi. Şimdi hegemonya için bir diğer gerek koşul. Bir üçüncüsü de ortada bariz bir antagonist olması gerekiyor bu bir kahraman olabilmesi için. İşte orada Rusya çok net bir şekilde bir düşman, bir düşman, bir o bir düşman bir şey olması lazım. O antagonist ortadan kalkınca Sovyet Rusya'nın çöküşüyle beraber ki daha o dönem Putin Rusya'nın da yükselişe henüz geçmediği bir dönemden bahsediyoruz. Rusya o düşman anlatısını kaybetmeye başladığında yüzünü işte Ortadoğu'ya çevirmesi, Ortadoğu'da muhtelif düşmanların olduğu anlatısının revaçta olmasının sebebi işte aynı hegemonik gücü yeniden yeniden üretebilme kaygısı aslına bakacak olursan şimdi. Ama bu esnada çok tabii enteresan şeyler oldu. Her şeyden önce bu bizim gravity modelleri var. Yani işte ağırlık merkezi modellemeleri üzerinden dünya ticaretinin merkezi noktasının nereye kaydığını aslında tespit edebiliyoruz. Bunun bu geçtiğimiz 20-30 sene içerisinde Çin'in gösterdiği varlıkla global sistemin içerisindeki üretim gücüyle ve teknoloji gücüyle ve dahi istihdam gücüyle tabii ki çok ciddi anlamda doğuya kaydığını görüyoruz. Şimdi iktisadi güç doğuya kayarken elinde siyasal ve askeri olan o hegemonik gücü barındırmaya çalışan bir Amerika var. Bu tabii daha önce bizim tecrübe ettiğimiz bir model değil. Yani iktisadi gücü elinde barındırmayan fakat siyasi ve askeri gücü elinde tutan bir ülke modeli çok ya teorik olarak tartışılmaya müsait. Fakat hani bizim dünya tarihine baktığımız zaman örneklerini çok görmediğimiz, örneğini görmediğimiz bir modelden bahsediyoruz. Şimdi böyle bir durumda da bu Venezuela'ya olan müdahalenin ne kadarı siyasi saiklerle, ne kadarı iktisadi saiklerle yapılıyor diye dikkatle incelemek lazım diye düşünüyorum. Ben dediğim gibi Venezuelalı arkadaşlarımla da geçtiğimiz günlerde yaptığım konuşmalardan sonra edindiğim intiba o ki aslında oradaki kaynakları kullanmak ya da oradaki kaynaklara tabiri caizse çökmek, o kaynakların idaresini ele geçirmek daha tali bir hedef. Asıl hedef o kaynaklar üzerinden yürütülen diğer ilişkilerin bilhassa Çin ve Rusya'yla önünü kesmek. Yani kendini vakfetmek istediği kaynakların kontrolünü eline geçirmeye çalışan bir Amerika'dan ziyade başkasının aslında oradaki hükmüne son vermek isteyen bir Amerika olduğuna dair çok ciddi bir kanı var. Benim konuştuğum konunun uzmanı olan ve de coğrafyaya hakim olan arkadaşlar arasında dürüst olmak gerekirse. Şimdi hal böyleyken tabii oradaki petrol rezervleri hep konuşuluyor ama bir diğer konu da altın ve altın benzeri diğer rare mineraller. Bizim artık nadir toprak elementleri. Nadir toprak elementlerinin verdiği siyasal gücü ki yani o tabii ki de nadir toprak elementlerinin ticarette verdiği gücü siyasi güce tahvil etmeye çok müsait bir Çin vardı ve aslında bütün mücadelede o Çin'in buradaki hükmünü olabildiği kadar azaltmak üzerineydi. Ben bu burada da muhtemelen Semih'le yaptığımız bir programda bahsetmiştim. Yıl 2022 ya da 2023 henüz daha Biden mı Trump mı tartışması yapılıyor? Daha Kamala Harris'in adaylığı filan da yok. US Trade Representatives'e işte gittiğimiz yaptığımız bir ziyarette ki o doğrudan başkan ofisine bağlıdır. Konuşulan tek mevzu nadir toprak elementleri mevzusuydu ve burada aslında Çin'in ne kadar dominant olduğu ve bunun siyasal ve jeopolitik birçok riski içinde barındırdığı, bu yüzden de bunun ivedilikle aslında daha dengeli bir hale getirilmesinin çok elzem olduğu, bunu da kim gelirse gelsin Biden da kazansa diyorlardı o zaman. Trump da kazansa bu meyanda gereken her şeyi yapacaktır ve yapmaya hazır gibi bir söylem ki bu böyle kapalı kapı arkasında filan yapılan bir istişareden bahsetmiyorum. Yani biz tam manasıyla Türkiye'de her şeye çok geç intibak ettiğimiz için bu nadir toprak elementleri ve nadir toprak elementlerinin aslında kontrolünü elinde bulundurmanın beraberinde getirdiği siyasi güç, jeopolitik güce tam anlamıyla vakıf değiliz diye düşünüyorum olmak gerekirse bu çok yeni konuşmaya başladığımız bir konu ama dünyada senin işaret ettiğin mesela Tayvan mevzusu bu yüzden çok önemli. Çünkü dünyadaki işte semiconductor piyasasının çok ciddi bir tedarik zincirini Tayvan üzerinden karşıladığını biliyoruz filan. Avrupa'nın zaten hiç böyle bir kapasitesi yok yani hammadde açısından. O yüzden de bir alternatif mecra olarak Latin Amerika ülkeleri başta Venezuela olmak üzere tabii ki de daha dikkate değer bir coğrafya olarak karşımıza çıkacak. Ben ilk kertede yani yakın vadede böyle yine bazı şayalar var ki işte bunun petrol fiyatlarına çok etkisi olacak falan. Öyle bir şey beklemiyorum. Hani o çok uzun vadede arza ilişkin bir değişikliği beraberinde getirirse bu siyasal dönüşüm ancak olacaktır. Ama şuna etkisi olacaktır. Tabii bu bütün oradaki hem altın rezervlerinin hem petrolle ilişkili olan işlemlerin genellikle gayrimeşru yollardan ve meşru olmayan aktörler üzerinden yapılması itibariyle bu tip bir para akışının değişeceği bir sisteme çok hızlı evrilebilir. Neyi kastediyoruz? Ödemelerin takip edilemez bir şekilde belli emtialar üzerinden yapıldığı altın ve petrol gibi. Mesela Çin'le Venezuela arasındaki petrol ticaretinin tam anlamıyla istatistiki olarak takibi bile tam anlamıyla mümkün değil. İşte farklı yollardan, aracı kaynaklardan, şuradan buradan istatistik toplanmaya çalış. Gölge filolar, gölge filolar vesaire ve ne için neyin ödemesinin alındığını da haliyle takip etmek mümkün değil. Çünkü orada tam manasıyla meşru bir devlet olmadığı aşikar Venezuela'da. Yani biz ne diyoruz? Kuazay legal yarı legal bir iktidar var zaten baktığında. Hani o yarı legalite zaten bir meşru zemin olarak kullanılıyor ya Amerika tarafından şu anda bütün bu Maduro operasyonuna dönük olarak. Yani onu bir meşru devlet lideri olarak değil tag olarak kabul ediyor. Bir çete lideri olarak kabul ediyor baktığında. E bu kısmen de doğru. Yani bugün hangi Venezuelalı uzmanla konuşsan 3 aşağı beş yukarı bunu teyit edecektir. Çünkü baksana yani bir ülkenin ticari ilişkilerine dair hiçbir şeyi dahi takip edemiyorsun. Yani öyle bir şeffaflık yok ki. Güç tepede toplanmış zaten. Y çeteler, çeteler, değişik yarı legal yarı illegal yapılar. Kağıt üzerinde legal ama işte işi itibariyle illegal başka bazı aktörler filan. Tabii oradaki o para akışının ne kadar büyük bir meblağ olduğunu da bilmediğimiz için onun şu anda ivedilikle kesilecek olduğu gerçeğini şeye tam anlamıyla oturtmak mümkün değil. Yani bunun etkilerinin ne olacağını doğru bir şekilde hesaplayabilmek biraz zaman alacak diye tahmin ediyorum. Daha çok Venezuela'da konuşuruz bence bu arada ve çok enteresan bir süreç bizim ama çok tarafgir de olmadan bence biraz şey bakmak lazım. Yani tam olarak neyin neden yapıldığını öyle anlamak için iki tane Twitter hesabı takip etmenin gerçekten kafi olmadığı karışıklıkta bir bir sürecin başlatıldığı aşikar ve bunun ben Trump Administration'la başlayan bir plan olduğuna inanmıyorum. Katı süreç Biden döneminde onu söyleyebilirim.

Orada çok kısa bir ekleme yapabilir miyim yani? Çünkü bence çok güzel bir noktaya getirdin. Yani işte bu Amerika ile Çin arasında bir rekabet olduğu zaten çok aşikar ve uzun süredir konuşuluyor. Yani orada hani şu tespitini ben de desteklemek istiyorum. Yani şimdi Çin çok hızlı bir şekilde iktisaden büyüdü. İşte 70'ler sonu 80'lerde Japonya için yine benzer bir durum söz konusuydu. Ama Japonya'nın nüfusu Amerika'ya göre çok daha azdı. Japonya bir askeri güç değildi. Şimdi Çin nüfus olarak Amerika'dan çok daha kalabalık. Üstüne ciddi bir askeri gücü var ve potansiyeli var ve iktisadi büyümesi devam ettikçe savunma harcamaları arttırdığını da biliyoruz ve tabii kendi bölgesinde nüfus alanını geliştiriyor. E dolayısıyla Amerika açısından yani 1945'ten beri yani tabii Sovyetler Birliği ile bir soğuk savaş vardı ama Sovyetler ekonomisi hep Amerikan ekonomisinin gerisindeydi. Sovyetler bir nükleer güçtü. Çok ciddi bir askeri güçtü. Kontrol ettiği geniş bir alan vardı ama iktisaden güçlü değildi ve dolayısıyla zaten biraz da o nedenle soğuk savaşı kaybetti. Çin biraz bu dengeyi değiştireceği için Amerika'nın yani çok uzun süre belki ilk Trump döneminden beri daha sonra Biden'da da devam etti. E Amerika'yla bir rekabeti var ama bir taraftan da Çin'de nüfus artış oranı artık çok azalmış durumda. O tek çocuk politikası nedeniyle bunun ciddi demografik sonuçları olacak. Sosyal güvenlik anlamında Çin'e uzun vadede kriz yaratacak. Belki önümüzdeki yani bu sene içinde Çin'deki ekonomik büyümenin hızının düştüğünü konuşacağız. Çin'de devlet destekli bir ticaret politikası olduğu için bütün dünyanın imalat sektörünün kendi üzerine çekmesi durumu var. Ama tabii bu Batı ülkelerinde işte Trump'ın gümrük meselesini hep gündemli tutmasından görüyoruz. Amerika'da ve Batı Avrupa'da tabii birçok mavi yaka işçiyi işsiz bıraktığı için siyasi dengeleri değiştiriyor. Büyük bir ihtimalle orada Çin'i tedarik zincirinin dışında bırakacak. İşte gümrük duvarlarını arttırarak Çin'den gelen hani malları daha az oranda tüketecek belki siyasi kararlarla belli ürünlerin Batı piyasasına girmesini engelleyecek gelişmeler olabilir. Dolayısıyla senin hani o tespitine aynen katılıyorum. Buradaki olay sadece Amerika Venezuela'nın kaynaklarına çökecek eski tip bir emperyalist müdahale olmaktan ziyade aslında o kaynakları başka devletlerin kullanmasını engelleyecek, emsaller atacak ve tabii tekrar Amerika'nın kendi nüfus alanı olarak gördüğü yerde çok daha doğrudan hani müdahale etmesinin kapısını açacak bir gelişme. E bir de tabii hani son olarak Türkiye kamuoyunda bunun üzerinden konuşulmuyor. Çünkü işte o antiamerikan bir hava var. Haksız da bulmadığım ve tabii o sürekli hani bunu bir Pentagon projesi olarak yansıtan, işte daha önce de Amerika'nın yaptığı tarz müdahalelerle eş değer gören ben analizler görüyorum ama ben bu müdahalenin çok istisnai bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Zaten Trump'ın yaptığı açıklamalar da bize bunu gösteriyor. Tamamen Amerikan iç siyasetine dönük bir bunun boyutu da var. Yani Trump işte bu Epstein belgelerinin, yazışmalarının ortaya çıkmasıyla birlikte Trump'ı destekleyen işte Cumhuriyetçi Parti içindeki o geniş koalisyon biraz dağılmaya başladı. Orada bazı çatlaklar ortaya çıktı. Ara seçimler yaklaşıyor. İktisaden Trump beklediğini tam bulamadı. Onu sürekli dış politika başarılarıyla kapatmaya çalışıyor. Ama henüz büyük bir başarı da elde edemedi. Yani Ukrayna-Rusya Savaşı'nı bitiremedi. Gazze'de tam anlamıyla evet bir ateşkes var ama yani bir barış anlaşması imzalanmadı. İsrail'in bölgede yarattığı sorunlar Amerikan siyasetine de yansıyor. Dolayısıyla Trump bence biraz ara seçimlere dönük de bir hamle yapmış oldu. Yani hem işte Venezuela'da böyle çok hızlı bir şekilde ciddi bir maliyet olmadan bir müdahale yapıp istediğini elde eden güçlü lider imajı ve onu sürekli Biden'a ve önceki başkanlara böyle bir tezat bir görüntü oluşacak şekilde yapıyor. E Venezuela'dan çok fazla göçmen geliyordu. Artık o gelmeyecek. Göçmenler geri gidecek vurgusuyla o mesele. E buradan uyuşturucu geliyordu. E onun önünü kesiyoruz söylemiyle Amerika'daki o çok büyük uyuşturucu sorunu ki ben Venezuela'dan kaynaklandığını düşünmüyorum. Bunlar üzerinden ben çok küçük bir yüzde seçmiş %10 civarı deniyor. Onun bile altında galiba olabilir. Yani dolayısıyla iç siyasete dönük bir hamle tutar mı emin değilim yani. Çünkü ara seçimlerde genelde başkanın partisi kaybeder. Trump birçok şeyi de yanlış yapıyor ve o tepki de çekiyor ve yani bazı hamleleri kendi tabanında bile sıkıntı yaratıyor. Ama ona dönük bir hamle olduğunu düşünüyorum ve tabii bu ara seçimlerin önemini hiç olmadığı kadar arttırdı. Yani eğer Amerika'da Trump'ın partisi ara seçimlerde durdurulamazsa gerçekten önümüzdeki dönem işte Kolombiya'ya operasyon tehdidi, Küba'ya operasyon tehdidi, Grönland'i alma. O NATO'yu dağıtabilir. NATO'nun dağılması Ukrayna-Rusya Savaşı'nı çok etkileyebilir. Zelenski'ye zaten ağır bir baskı var. Hem Putin yönetiminden hem Trump yönetiminden belki seçimlere zorlayarak onun iktidarına son vermek. Yani dolayısıyla çok karışık bir tablo var. Ara seçimler bence çok belirleyici olacak burada. Yani uluslararası sistem değişti ama yerine ne gelecek bilmiyoruz. Amerikan siyasetinde Trump çok büyük bir kırılma yarattı. Rejim üzerinde, demokratik kurumlar üzerinde, Cumhuriyetçi Parti üzerinde onun nereye gideceğini bilmiyoruz. Ve tabii Trump'ın devam edip etmeyeceği, güçlü olup olmayacağı Türkiye'de başta olmak üzere birçok ülkedeki iç siyaseti de etkileyecek. Yani bunların hepsini de etkileyebilecek bir operasyon. Ben o açıdan takip ediyorum.

2026'da belirsizlik üstüne belirsizlik. Türkiye'de de aynı şekilde belirsizlikler silsilesi. Şunun sözünü vermiştik bir önceki programda. Senaryo egzersizi yapacağız dedik. Yani ilk senaryo benim. Ben öyle yapıyorum. En azından benimki şöyle kısaca anlatayım sonra topu sana bırakayım. 2026'da ne olur ya? 2026'da ne olmaz ki diye geldik buraya bir taraftan da. Ya tabii iyi senaryo, kötü senaryo. Bir de her şeyin olduğu gibi devam ettiği bir senaryo. Nötr senaryo diye hep inceliyoruz. Bu iyinin olma ihtimali, kötünün olma ihtimali ve mevcut durumun devam edegelme ihtimali de tabii ki birbirinden farklı. Ya bu üçünün olasılık olarak durduğu yerler de birbirinden oldukça farklı. Ben en düşük olasılıklı olanın tabii ki de burada hani uslanmaz bir pesimist gibi beni biliyorlar aslında hiç değilim. Defaatle söylüyorum. Çok da optimist bir insanımdır hayatın diğer mecralarında başka konulara ilişkin. Ama Türkiye siyasetçi ol, Türkiye Türkiye iktisadi hayatı söz konusu olduğu zaman maalesef o optimizmi bir türlü ayağa kaldıramıyorum. En düşük olasılıklı olanın iyi senaryo tırnak içerisinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü teknik olarak doğruluktan ziyade siyasal irade ve kurumsal tutarlılıkla alakalı tabii bir durumdan bahsetmek mümkün. Yani iyi senaryoda para politikasının gerçekten sıkı kalacağı, bu faiz indirim patikasında ısrarcı davranılmayacağı muhtelif durumlar karşısında gerektiğinde durulup hatta gerektiğinde faizin yukarı çıkartılabileceği bir siyasi iradenin gösterilebileceği ki bu çok ihtimaller dahilinde değil ve yıl boyunca da bu gevşeme baskılarına direnilebilecek bir para politikası akışı kurumların daha tutarlı ve birbirleriyle daha koordine hareket ettiği bir sene olur. Tutukluluklar yani tutuklu yargılanmalar işte nihayetlenir. Hukuk ve öngörülebilirlikte de işte sınırlı da olsa bir iyileşme, bir yumuşama olursa enflasyonun yıl sonunda işte 202 bandında çıkma ihtimalini hep konuşuyoruz. Büyümenin yine 3-4 bandında olacağını. Ama bu toparlanma değil bir kontrollü hasar yönetimi demek mümkün. Yani bu iyi senaryo. Olasılığı en düşük olan senaryo. Orta olasılıkta kötü senaryo görüyorum maalesef. Bu siyasal şoklara açık olan bu siyasal kırılmaların hem jeopolitik siyasal kırılmaların hem de ülke içerisindeki bazı siyasal hamlelerin iktisadi hayata çok daha fazla aslında etki edeceği, kur ve beklentilerin tamamen kopacağı belki beklenenden daha erken bir NAS politikasına geçiş yapılacak. Haliyle iflas ve konkordatoların toparlanması için yapılan bu ivedi hareketlerle tamamen fiyatlama davranışlarının bozulacağı falan krizin tam gaz geri döneceği bir senaryo mümkün. Bu orta olasılık. Orta olasılık dememin sebebi herhangi bir dataya bakarak değil.

Yani iki sene mi hani orta olasılıktan kastetti?

Yok, orta olasılıktan kastettiğim olma olasılığı itibariyle yani çok kuvvetli bir olasılık olmamakla beraber iyi senaryo kadar da düşük değil. Yani her şeyin daha iyiye gitme ihtimaline daha az paye veriyorum işlerin daha kötüye gitme ihtimalinden diyeyim. Çok üzülerek söylemeliyim ki. Çünkü bu para politikasına erken ve çok sert bir gevşemenin aslında gerekli olabileceği raddede işlerin kızışma ihtimalini görüyorum. Şu anda Türkiye'nin iç siyasi dengelerine baktığımda sen de onunla alakalı bir şeyler söyleyeceksindir şüphesiz. Ben en yüksek ihtimalin işlerin olduğu gibi devam ettirildiği yani sürünerek devam ettiğimiz bir senaryo olduğuna inanıyorum. Para politikasının kağıt üzerinde sıkı olduğu ama pratikte olabildiği kadar selektif bir şekilde aslında gevşek bırakıldığı bir 2026 olacağını düşünüyorum. Kredi kanallarının belli başlı sektörlere açılacağını ve bu vesileyle aslında iflas ve konkordatoların bir nebze olsun dizginleneceği kanaatindeyim. Maliye politikası örtük desteklerle belki genişleyebilir ama orada da çok tektonik bir değişiklik beklemiyorum. Enflasyonun ben % ya ben 28 tahmin ettim. 26'nın asla altında gerçekleşeceğine ihtimal vermiyorum. Umarım haksız çıkarım ama gerçekten bu konuda çok güvenli bir tahmin olduğunu düşünüyorum bunun. Büyümenin belki 2-2,5 bandında gerçekleşeceğini ama işte bu jeopolitik riskler eğer düşündüğümüz gibi devam eder de bizim savunma sanayimiz geçtiğimiz senelerde olduğu gibi koşmaya devam ederse bunun büyümeye yansıması da her ne kadar yüzdesi düşük olsa da çarpanı çok büyük bir şekilde aslında girmiş oluyor. O kadar bazen istatistiki etkisi büyük olabiliyor ki bir sanayinin. Benzer bir şeyi Türkiye'de de görebiliriz. Yani aslında yine büyüdüğümüz ama ferahlayamadığımız bir sene olarak gerçekleşmesi oldukça ihtimaller dahilinde diye düşünüyorum. Ve ben eğer bir sandık kurulacaksa bunun 2027 içerisinde gerçekleşeceğine dair bir mutabakat olduğunu anlıyorum. Daha doğrusu herkes hemen hemen konuştuğum 2027'de bir sandık ihtimalini kuvvetli buluyor ama 2027'nin neresinde olacağı kısmı çok tartışıldı. Türkiye'de ilk çeyrekte seçim yapılmaz. Yani kışın seçim yapma diye bir teamülümüz yok. Muhtemelen o yüzden işte marttan Nisan'dan önce bir sandık kurulma ihtimali de yok. Fakat Martta, Nisan'da en iyi ihtimalle, en erken ihtimalle bir sandık kurulacaksa seçim ekonomisinin de 4. çeyrek gibi 2026'da başlamasını bekleriz. Eğer iktisadi vaziyeti düzelterek bir sandık kurulacaksa, iktisadi vaziyeti düzeltmekten kastettiğim ulufe dağıtılarak insanların en azından kanayan yaralarına bir nebze merhem olarak onları bir tık daha seçim ekonomisinin getirdiği kısa süreli ve aldatıcı refahla eğer sandığa götürmek istiyorlarsa 2026 sonunda biraz işte bu seçim ekonomisi işletilmeye başlanır diye düşünüyorum. Ama şu andaki gidişata baktığımızda yine dünyadaki gidişata da baktığımızda hiç iktisadi duruma dair bir müdahalede bulunmadan da ben sandık kuracağım. Nasılsa çünkü ben o sandıktan neyin çıkacağını biliyorum, belirleyebilirim. Biliyorum diyen bir iradeyle de sandık kurulabilir. Öyle bir durumda da bu bahsettiğimiz seçim ekonomisine hiç gerekli olmayabilir. Ama işlerin o kadar kızışmasına o kadar yani ne olursa olsun bu bir risk ya. Günün sonunda kolektif bir tercihten bahsediyoruz ama yani Türkiye coğrafyası da çok karışık. Her ne kadar bazı ittifakların önü kesilmiş olsa da mesela DEM Parti, CHP'nin olası herhangi bir resmi ittifakından artık bahsetmenin mümkün olmadığı gibi yine de insanlar partilerden ayrılır yani ve başka türlü hareket edebilir. Bu riski göze alır mı AK Parti iktidarı? Çok da emin değilim. Diyeyim sana bırakayım. Sen de...

Özgür hocam çok güzel özetledin açıkçası. Bizimle paylaştığın bu üç iktisadi senaryodan. Ben siyaseten hani en mantıklı olanın senin sanırım nötr senaryo dediğin şey olduğunu düşünüyorum. Hani o açıdan senin öngörülerinin bu senaryo kapsamındaki öngörülerinin de aşağı yukarı hepsine katılıyorum. Yani ben de enflasyonda çok kısmi bir düşüş getirecek şekilde var olan politikaların devam ettirileceğini, o sayede en azından Merkez Bankası'ndaki rezervlerin belli bir seviyede tutularak Türkiye'yi dış şoklara karşı koruyacağını ve var olan ekonomik yapıyı çökertmeden, krize sokmadan ama insanların refah seviyesini de arttırmadan devam ettirilebileceğini düşünüyorum. Bu da iktidara şu ana kadar yani özellikle işte Mart ayından beri hatta belki Ekim 2024'ten beri yürüttüğü bazı operasyonları öyle ya da böyle devam ettirebilecek ve o sırada da geleceğe dair iktidar kompozisyonunda belki bazı değişikliklere gidecek adımlar atma imkanı sağlayacak. Yani ben o iktisadi senaryonun benim kafamdaki hani siyasi gelişmelerle de çok uyduğunu düşünüyorum. Zaten iktisatçı olarak hani ben seni çok yakinen takip ediyorum ama bu senaryonun siyasetle de çok uyum sağladığını düşünüyorum. Ben de 2027'de erken seçim bekleyenlerdenim ama erken seçimi ben biraz daha 2027'nin ikinci yarısında Ekim-Kasım arasında ki genelde AKP bu dönemlerde yapılan seçimlerde daha başarılı oluyor. İşte son dönemde mayıs-haziranında yapılan seçimlerde parlamento çoğunluğunu en azından kaybetti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini evet Erdoğan kazandı ama orada da büyük fark atmadan. Yani artık sekülerler tatile gitmiyor mu? Yani sadece o da değil herhalde mevsim koşullarıyla da alakalı olabilir. Ama yani ben 2027 Ekim ya da Kasımında bir erken seçim bekliyorum. Dolayısıyla senin söylediğin gibi kemer gevşetme politikalarının hani belki 2026 sonu olmasa bile 2027 başında hani işte orada emeklilere ve asgari ücrete yapılacak enflasyon oranı üstünde bir zamla başlatılabileceğini öngörüyorum. Siyaseten de tabii önümüzdeki dönem birkaç şey konuşacağız ve ben konuşacağımız her konunun bu rejimin devamını garanti altına alacak şekilde iç içe geçtiğini düşünüyorum. O nedenle ben çok uzun süredir Türkiye'de iç politikayla dış politikayı ayrıştırmıyorum. Herhangi bir dış politikada atılan adımın iç siyasetten bağımsız olduğunu düşünmüyorum. İç siyasette takip edilen politikaların da dışarıdaki gelişmeler okunarak gerçekleştiğini görüyorum. Dolayısıyla örneğin 2016 ile 2023 arasında belli tip bir dış politika ve onun iç politikadaki yansımalarını görmüştük. 2023'ten beri de iktidarın tepesinin en azından daha Amerika'yla güdümlü, koordineli bir şekilde Batı ittifakına mümkün olduğunca bu rejimin devamını sağlayacak şekilde Türkiye'yi entegre eden hamleler yaptığını görüyorum. Özellikle Trump seçildikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump'la rahatlıkla iş yapabileceğini, Trump'ın istediklerini yerine getirirse ondan kendi iktidar alanını genişletmek için bazı tavizler koparabileceğini gördüğünü düşünüyorum ve gerçekten de şu ana kadar hani o şekilde oldu. Dolayısıyla biz ne konuşacağız? Biz tabii Suriye'deki gelişmelerle paralel olarak yine işte bu bir süredir devam eden İmralı sürecini konuşacağız ama ben orada açıkçası Türkiye'nin yani Türkiye'de iktidarın Amerika'dan belli konularda yeşil ışık yakılmadan büyük bir anlaşmaya gireceğini, büyük bir hamle yapacağını düşünmüyorum. Zaten İmralı sürecinin de bu kadar uzatılması Suriye'deki gelişmelerden ziyade Amerika'yla hani bu konuda bir net bir aynı noktaya düşünmemesinden kaynaklandığını tahmin ediyorum. Dolayısıyla onu biz bir süre daha konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü işte SDG ile Şam arasındaki müzakereler de devam ediyor.

Kaldı ki Amerika'nın da öncelik sırası şu anda değişmiş, başka konulara yöneldi ve tabii İsrail orada sürekli Trump'ın belki de Erdoğan'la yapmak isteyebileceği bir anlaşmanın da hep önüne geçecek şekilde müdahale etmesi. Yani burada Türkiye'nin belli konularda önünü biraz kapatmışa benziyor. Ortadoğu'da yeni bir Trump merkezli bir güvenlik mimarisi kuruluyor. Onun en önemli saç ayağı İsrail. Ama Trump'a kalsa tahminen İsrail, Körfez ülkeleri ve Türkiye'yi belli bir hatta buluşturacak ve onların hepsini İran karşısında konumlandıracak bir işbirliği yapmak istiyor. İsrail henüz gördüğüm kadarıyla o noktada değil. Bu Türkiye'nin Ortadoğu'daki bütün atabileceği adımların da önüne geçiyor. Dolayısıyla orada bir belirsizlik var. Biz bunu çok konuşacağız. Mart ayı itibariyle yani tam 19 Mart operasyonundan bir sene sonra duruşmalar başlayacak. İBB iddianamesi her gün ya da her güne yakın biz bunu konuşacağız. Orada tabii bence takip edilmesi gereken nokta bir CHP'nin bu konuyu ne kadar gündemde tutacağı. Şu ana kadar gündemin hep en ön sırasına geçirdi. Bu devam edecek mi etmeyecek mi? İkincisi de bence hani son dönemde muhalif medyaya bazı işte müdahaleler olduğu muhalif medyada bazı değişiklikler olduğunu konuşuyorduk. Dolayısıyla muhalif medya bu davaları ne oranda takip edecek ve ne şekilde hangi mesajlar vererek takip edecek? Hani oradaki televizyon kanallarının alacağı pozisyon bence belirleyici olacak. Bunu çok konuşacağız. Yine bunun arifesinde tahminen bir noktada bazı anayasa değişiklik maddeleri meclise gelecek. O konuda büyük bir tartışma dönecek. Yani biz önceki yaptığımız programlarda iktidarın 400 oya ulaşmasının zor olduğunu söylemiştik. Yani ben hala o noktadayım ama bir taraftan da gündeme çok gelmese de iktidar milletvekili transferlerine devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nden atılan bir Mersin milletvekili sanırım bir iki gün içinde Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılacak. DEVA Partisi'ne istifa eden bir milletvekili AKP'ye katılacak. Yani orada meclis aritmetiğinde bazı değişiklikler oluyor ama yani ben hala 400'e ulaşmanın toplaya toplaya 400'e ulaşmak çok zor olduğunu yani çünkü orada hani MHP'yi Erdoğan'ın bu değişiklikleri ikna etmesi için belki bazı şeyler vermesi gerekecek. DEM Parti ile müzakerenin ayrı sıkıntıları olacaktır. Dolayısıyla 400 zor ama bence imkansız değil. Belki 360'ı zorlayarak bir şeyleri orada değişiklikleri yapmaya çalışabilir. Burada bir belirsizlik var. Bunu tahminen çok konuşacağız. Ben dış politikada 2023'ten beri devam eden çizginin takip edileceğini düşünüyorum. Yani orada Türkiye'nin zaten işte Dışişleri Bakanlığı'nın Venezuela konusunda yaptığı itidalli açıklama, dünkü işte basın toplantısına Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar. Yani Türkiye'nin itidalli bir şekilde Amerika'yla koordineli Trump yönetimini asla karşısına almadan bir yol takip edeceğini düşünüyorum. Tabii muhalefet açısından hani tahminen muhalefeti de konuşmaya devam edeceğiz. Ya muhalefet bu operasyonlardan sonra ki operasyonlarla İmralı süreci aynı anda neredeyse birlikte götürüldü. Muhalif ittifakı darmadağan etti. 2024 yerel seçimlerinden çok güçlenerek çıkan bir Cumhuriyet Halk Partisi vardı. Çok güçlenerek çıkan Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu vardı. Ama Ekrem İmamoğlu işte ön seçim kararı alınmasıyla birlikte artık çok öne geçmişti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı olarak önü açık olduğu düşünülüyordu. Bu operasyon hem Ekrem İmamoğlu'nun önünü kesmiş oldu. Yani operasyon derken 19 Mart operasyonu hem de tabii Cumhuriyet Halk Partisi'nin biraz hızını kesti. İmralı sürecinin başlamasıyla birlikte de DEM Parti çok Öcalan yanlısı bir çizgiye savruldu. İyi Parti çok sert, Kürt sorunun hiç olmadığını iddia eden ki yani bu pozisyona da çok sıkıntılı tarafları katılmadığım noktaları var. Ve o nedenle iktidarı ne kadar eleştiriyorsa CHP'yi de o kadar eleştirerek kendisini CHP'den uzaklaştıran bir çizgi takip etti. Yani o ana muhalefet hattı, ana muhalefet partisi ve iki tane daha ılımlı milliyetçi partinin CHP ile ittifak yapması ya da işbirliği yapması üzerinden gidiyordu. Şimdi o iki kol neredeyse tamamen ayrılmış durumda ve tabii Öcalan'a bu kadar yaklaşan bir DEM Parti ile açıktan işbirliği yapmak CHP açısından evet. Yani çok çok zor hale geldi.

Ya bu süreç hiçbir şeye yaramadıysa iktidar açısından DK Parti'nin tırnak içerisinde kriminalize edilmesine yaradı diyebiliriz. Yani Abdullah Öcalan'ın parti yani ileride ileride şu an resmi olarak Kürt seçmen bir şey söylüyorum ama Kürt seçmenin parlamenter temsiliyeti DEM ise DEM Parti ise DEM Parti'nin bu süreç içerisindeki tutumu CHP için resmi bir ittifakın artık çok da mümkün olmadığı bir dünya ki önceki dönemlerde bile zordu fakat bir şekilde ara formüller geliştiriliyordu. Yani ben CHP'nin DEM'le bir ara formüle girdiği an İyi Parti'yi ve genel olarak milliyetçi, muhalif seçmenleri yanında tutabileceğini düşünmüyorum. Bu muhalefetin üzerinde düşünmesi gereken büyük bir açmaz. Çünkü bu süreci başlatarak hani DEM Parti'yi iktidar muhalefet bloğundan ayrıştırmış oldu. Ben iktidar cephesine katılacağını düşünmüyorum. İktidar için de maliyeti olur. DEM Parti açısından da maliyeti olur. Ama tam anlamıyla bir işte 3. yol kampanyası yapacak ve tahminen cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda boykot kararı alarak yani öyle bir belki 5-6 puanlık bir seçmen grubunu muhalefetten dışarı çıkarmış oldu.

Ayrı bunu ilerleyen aylarda da konuşuruz da ben bunun açıkçası sandık güvenliği açısından da doğuda çok ciddi problemler yaratabileceğini düşünüyorum. Uzattık mı bugün? Biraz uzattık ama tab 2026'nın ilk programı. Çok da şey konuştuk Özgür hocam. Çok da keyifli oldu yani hani seni böyle stüdyoda yakalayıp hazır gelmişken...

Bir mukabele ama bu ay böyle devam. Devam. Evet. Evet. Yani artık kavuştuk. Devam edeceğiz stüdyodaki çekimlerimize. Çok teşekkür ediyoruz.

Eee, teveccüh gösterip bizi dinlediğiniz, izlediğiniz için takip edin. Mesele ekonomiyi de takip edin ve herkese iyi seneler diliyorum. Umarım kötümser senaryoların hani kişisel hayatlarınızda olmak lazım. Bakalım Berk hocam ne konuşacağız yepyeni programımızda? Ben işin daha siyaset bilimi, siyaset tarafını yorumlamaya çalışacağım. Herhalde sen de daha iktisat tarafından bakacaksın programın sonunda sanat, kültür. Evet böyle biz şu anda freestyle takılıyoruz. Sen dur diyene kadar biz 5 saat falan böyle devam edebiliriz. Yeah.